1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 798) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları
  • #100036003

    Konu: CANIŞIĞIM

    grup forumunda Oğuzkan BÖLÜKBAŞI

    Şule
    Katılımcı

    canışığım
    ben sana aşığım
    bir hançer gibi saplısın yüreğimde
    çıkarmak istemediğim
    seni ıssız bir gecede
    sokak lambalarının altına
    terketmeye çalışıyorum
    kıyamıyorum
    sensiz de olsa
    seni yaşamaya doyamıyorum

    sabah bir renkken gözlerin
    akşam başka renklere dönüyor
    sen açtın mı gözlerini canışığım
    şehrin ışıkları sönüyor

    saçlarını tarıyorum usuldan
    gözlerinde baharlar açıyor
    güvercinler su içerken ellerimden
    haberler bekliyorum
    yagmur kokulu seher yellerinden
    gelmiyor
    hüznümü gülüşlerimde gizliyorum

    kaç bahar kaldı ömrümüzde
    kaç gece düş görebileceğimiz
    hasrete katmışız günlerimizi
    gün diyebileceğimiz

    canışığım
    bu akdeniz ikliminde
    rüzgara verdim ömrümün yelkenini
    o yüzden dalgalı
    o yüzden karışığım
    her yönden geliyor kokun, sesin, nefesin
    ne tarafa gideceğim
    karar veremiyorum
    gökkuşağının arkasındasın
    ufuk çizgisindesin
    gemiler yaklaştıkça uzaklaşan limanlardasın

    biliyor musun
    aslında yalnızca benim söylediğim şarkılardasın
    bir anlasam
    kaç ışık yılı uzaktasın
    bu yollar hiç bitmiyor
    ben sana hiç ulaşamıyorum
    ben hep başındayım yolların
    hep sarılmaya açık kollarım

    sabah bir renkken gözlerin
    akşam başka renklere dönüyor
    sen açtınmı gözlerini canışığım
    gökte yıldızlar sönüyor

    canışığım
    bu yaşadığım
    bitmesidir kocaman bir kalabalık yalnızlığın
    çiçeklerin açması
    yağmurların yağmasıdır
    ve yansıyan sulardan, pırıl pırıl
    senin aydınlığın
    ellerini uzat al beni, götür
    nereye diye sormayacağım
    sen durmadan
    ben durmayacağım

    sabah bir renkken gözlerin
    akşam başka renge çalıyor
    hüzün varsa gözlerinde canışığım
    aklım sende kalıyor

    sesini duymaya koşuyorum
    şarkılar çalıyor sanki
    sanki düğün var, coşuyorum
    geceyi içmiş bir sarhoşun yorgunluğunda
    son sigaramı yakıyorum gün doğarken
    karşımda kızıl bir tanyeri
    yakamozlar çekilmiş sulardan
    düşüyor toprağa yavaşça
    güneşin renkleri

    canışığım
    sen uykudasındır şimdi
    öperek çıktığımı hissettin mi odadan
    bin yıllık geleneği hiç bozmadan
    bu masalı kim taşıyacak yarına
    bu güzelliği kim anlatacak çocuklarına
    bu şiirlerde kim anacak beni

    sabah bir renkte açarken gözlerini
    akşam bir başka renkte görüyorum
    sen güldün mü gözlerini canışığım
    bir derviş gibi etrafında dönüyorum

    kolay mı sanıyorsun
    gecede yıldız, yürekte ateş olmak
    kolay mı sanıyorsun
    çiçeği soldurmadan,
    ateşi söndürmeden yaşamak
    kolay mı karanlıkta yol bulmak
    canışığında saklanmak
    gözyaşı dökmeden ağlamak
    hayatın manasını bir su damlasında bulmak
    bir su damlasında
    ruhunu yıkamak
    tertemiz kalmak

    inanki meleğim
    sakındığım, esirgediğim
    sevdiğim, gözbebeğim
    en güzel baharlarda hep seninleyim

    sabah renklerini ışıtırken gözlerin
    akşam yıldızları yansıtıyor
    sen yumdun mu gözlerini canışığım
    karanlık beni korkutuyor

    içimden hazanları silip de atıyorum
    hayatın akışına kendimi bırakıyorum
    bir mahcup duyguydun bende
    bir dışa çıkmaz sevgi
    patlamaz volkan gibi gizli gizli yanarak
    yağmayan yağmur gibi bulutlarda kıvranarak
    geçen zamana ah edip de dağılarak
    yaşamak pek anlamsız
    yaşamayı yok edip
    elimde kalan ömrüm nerde bitecek bilmem
    mutluluk varsa eğer
    bil ki artık kaçırmam
    alev alev yanacak içimde canışığım
    hayat ne kadar güzel
    ben hayata aşığım

    sabah tenime değince gözlerin
    akşam ruhumu coşturuyor
    sen baktın mı gözlerinle canışığım
    içimi sevdan dolduruyor

    #100032000

    admin
    Yönetici

    Gözlerin doğuyor zifiri gecelerime,
    Nasıl da ışıldıyorum bir görsen,
    Bütün yıldızlar avuçlarımın içinde,
    Nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
    Dudaklarımda sevdalılara ait
    Eski bir mehtap şarkısı..

    Ben seni unutmak için sevmedim
    İşte doğduğun o virane evdesin,
    Nasıl bakarsa su toprağa
    Öylece bakmaktayım sana,
    Yolunu gözlemekteyim senin, beklemekteyim?
    Gözlerin dalgalanmakta olan bir mavi deniz
    Ben dalgalı denizin kucağına aldığı
    Sabah Yıldızı,
    Denizin mehtap şarkısı güzel
    Gece yıldızları kıskanmakta bu Sabah Yıldızı?nı,
    Bütün balıklar mutludur denizlerde
    Bir deniz girdabı çeker beni içine,
    Çaresiz bir kuştur çırpınan ellerim
    Mavi denizinde gözlerinin,
    Bu tekne ben miyim mavi denizinde yüzen?
    Bu rüzgar ben miyim, sarı gök yüzünü dalgalandıran?

    Gözlerin doğuyor zifiri gecelerime,
    Nasıl da ışıldıyorum bir görsen,
    Bütün yıldızlar avuçlarımın içinde,
    Nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
    Dudaklarımda sevdalılara ait
    Eski bir mehtap şarkısı,
    Ben Sabah Yıldızı.

    #100034948

    dervis_zel_ali
    Katılımcı

    Bu gökyüzü
    Şu toprağı yalayan rüzgar
    Bana göre değil
    Ateş su
    Gözlerinde uyumak bir akşamüstü
    Deniz kum güneş
    Ve çocuklar
    Bana göre değil umut
    Ve uçurtmalar yapmak tepelere layık
    Dilek fenerlerinden yıldızları yakmak
    Şiir yazmak ince parmaklarına
    Yalnızlığı övmek sensiz şarkılarda
    Bana göre değil
    Gece bulutlara uçmak
    Kuşlara kanat takmak beyaz kağıtlardan
    Maviyi baş üstünde tutmak ufukta
    Limanlara gemi bağlamak
    Pasından anılar pişirmek demirlerin
    Ağlamak köşe başlarında bana göre değil
    Baharı beklemek
    kar yağarken tepeden tırnağa
    Aşık olmak bana göre değil
    Yaşım kırkı geçmişken saçlarını taramak
    Ay ışığında yıkamak gözbebeklerini
    Yağmurdan vazgeçip bulutları sevmek
    Bana göre değil
    Karanlığın ihtişamında ölümü ötelemek
    Bana göre değil
    Korkuya ümidi değişmek
    Ve papuç bırakmak soysuza
    Masaya bırakıp anahtarları öylece gitmek
    Gölgesine sığınmak izbe sokakların
    Bana göre değil
    Karasında üşümek gözlerinin
    Üflemek fitilini lambaların
    Surat asmak yüzüne aynaların
    Bana göre değil
    Duldasına koymak başımı
    Ciğerimi bitiren ahının
    Bana göre değil

    #100034921

    gulbeyaz
    Katılımcı

    Sopalar taşlar avtüfekleri
    Ve içi içine sıkışmış bir toplu tabanca

    Belinden orta etinden
    Cılız çelimsiz bir elden
    Toprağa çekmekteydiler köyün bütün erkeğini

    Sebebi iki kalabalığı birbirne tutuyor gözlerin
    Gamzen için ne kanlar bağırıyor
    Delikanlılar uyuyamıyorlar yataklarında

    Bedenler
    Toprak ve deniz ve kıyı ve dalga gibi
    Birbirine çarpa çarpa

    Düzgün kurşun girişleri hafif morarak etiçine
    yutuşlar
    Saçaklı kurşun çıkışları et ve kan parçalarıyla
    kusuşlar
    Delikler ezik çöküntüler
    Yırtıklar alıp açılarak
    Dantel perdeli camda kayan gölgen için
    Ne kanlar akıttılar toprağa

    Kalabalık bir kadının ortasında duruyor
    Rüzgar yüzünün tabakalarını açıyor

    Binbir renk ve işleme donanımlı başı
    Ve.Gözyaşı çanağı şimdi kafatasları

    Ağlayan erkekler. – dayıoğulları emmoğulları halaoğulları
    Kurumuş çatlamış elmacık kemikleri
    O ayazda o güneşte incecik hassas tenleri

    Bu kez kırk yaşındaki gelinin kocası
    Yatağını boşaltıp toz toprak içine devrilen

    Ne gürültüyle ne haykırarak ne de kahkahayla
    Ne son,solukta öç öğütleyerek
    Ne de kadınım arkamdan gel diyerek
    Ne yarı ne yaranı görerek gözü
    Bir karnağrısına uğramış gibi
    Kıvranıp büzülüp ölüm korkusunu giyip iğrençlenerek
    Ölürken
    Başucundaydılar yaralarından beter bir bağırtı
    Koparan karısı.Erkekler hısımlar
    Kalplerini daraltan can verişi önünde
    İncecik gergin yırtabilir yürekleri

    Bütün evrene
    Eğilip yanaklarından baktılar gelinin

    Şimdi çarpılır köyün ağzı
    Bir yabancı saçı taradı ev
    Şimdi köyde cami bile gurbet olur
    Ayrılıp iki yana hızlanmaya başladı mı şunlar:

    evler toprak kapı köpekleri bile ağaçlar bahçe çitleri
    Yanan ateşin dumanı da
    İki yana geçip karşı karşıya hasımlanıyor
    Köpeğin yanında adam adamın yanında duvarlar pusu
    kayaları.Kayaların yanında bacı ana kasları baldırları
    çocuk şeyleri hınçlar ve beddualar
    çaylar
    Dereden gıcırtılarla insan boğar buz kristalli sular
    Buz gibi anlarda boğuşur hasımlar
    Yün yorganın sıcağı vurdukça düşte
    Şehvete serilinir ya kan çıkarmaya
    Ve hergün havada bir asap bozukluğu ve olanlara
    Tabiatta bir uyma zorluğu kuşlar ötemez gibi

    Uzun vadiler düzlükler aşarken büyümesi durur ağaçların
    Sesi insan öldürmeye giden kurşunların

    Ve susunca
    Kama düşüşü bir zaman başlar
    Kalb ete ve ruha aynı anda açılır
    Cine ve meleğe
    Zulme ve hilme

    Zaman ağlyan kadınların
    Zaman kendi pervasız korkularını yaşayamadan
    Ölümü en keskiniyle bile virajlarda bile izleyerek

    Ve kana çobanlık eder çocuklar
    Seyirtirlir ki kopar düğmeleri uçuşur mintanları

    Güzel başın
    Mermer akmalı yanyarın
    Güzel adalen

    ellerin ne maharetler edindi
    asla maymun değildin
    topraktan geldin nice sırlardan geldin

    – Kanındaki masallar destanlar masal harpleri
    Yoldaşın melekler
    Herbir yanın imparatorluk emanetleri iken
    Tüm bunlar öfkenin şimdi –

    Ayağı altında çiğnedi kan hesabı sormayı
    Vurmaya gidiyor yine de o ve o
    Bakabilirliğe açılan ve gözlere bakan
    Ağlayan dudakların
    Gergin pürüzsüz güzel kana ve güzel şehvete çeke

    Cahit Zarifoğlu

    #100034926

    gulbeyaz
    Katılımcı

    Anılar defterinde gül yaprağı
    Gibi unutuldum kurudum
    Başıma düşmüş sevda ağı
    Bir başıma tenhalarda kahroldum
    Sen kimbilir, rüzgârlı eteklerinle
    Kimbilir hangi iklimdesin, ben
    Sensiz bu sessizlikle
    Deli gibiyim sensiz
    Bu sessizlikle

    Ayrılıkla başım belada
    Gözlerini çevir gözlerime
    Yoksa sensiz bu sessizlikle
    Deliler gibiyim
    Sensiz bu sessizlikle

    Cahit Zarifoğlu


    gulbeyaz
    Katılımcı

    Aşk bu
    Kanatları yıldırımlanmış katı boğalar
    Ateşin saydam gövdesini kırarak
    Yatarak hayat dolu sarnıçların karnına
    Sıkı sıkıya kapalı sivri ve kıvrak gaga

    Delip geçecek dalıp yeryüzünü
    Bak istersen avuçlarıma
    Küçük parmağın hizasında o derin havzada
    Göğüs göğüse iken ikimize
    İki ayrı kadeh gibi doldurulmuş yudum kat’i
    Sesin
    Sırrım
    Gözüm palaspandıras çehremde

    Aşk bu
    Çölün sarı sofrasında atlılar
    Hepsinde
    Gererken parçalanan elimde
    Çelik yay parçaları
    Ağızlarımız kum rüzgarlarıyla yanık
    Yiyip içmezik acıkmazık

    :Başkanları
    Uyutmasın vahalar diye
    Koynuna doldurmuş yılanları:

    /çocuk
    Bir tane.Dayanmış yanağını cama
    Karşı evin balkonuna bakıyor
    Orada bir çocuk
    Tutunmuş demirlere../

    İki kadeh arasında ufak kara nehrim
    Beni senden bölen.Suyu yakut de ki kafur
    Çölün arı çehrenin gamsız ölümün uzakça olduğu bir demde

    Diz çökeyim söyle
    Tahtın nerede
    Bende kaynayan sende kaynak
    Tıpatıp iki kristal küre

    Aramızda ceylanımsı bir sıçrama
    Çalkalanır sonsuzca.Şöyle irice
    Bir kelime bul ok atsın döş kemiğime

    Öfkemi iyi belesin öfken

    Aşk duraksar ve yara alır
    Uçak çelik rengi göğü sesiyle sokunca
    Alçalarak yemyeşil ekinlerin arasına
    Kuru ekmek yiyen üzgün köylüleri bombalamaya

    İlkin küçük nir göl kan dolu ağzı
    /hava nasıl da yeşil/
    Su mu yoksa o katı ışık mı yanakların taşıdığı
    Nilüferler isteklerkoca bir dev

    Aşk bu çiğnenmiş kırbaçlanmış alta alınmış
    Tanıyıp tutunacak bir insan arayan
    Gördükçe çelik kazanlarının iç kaynamasını
    Kaliforniyadaki silah fabrikalarını

    /Doların egemenliğ halkın refahı:
    Depolar boşalmalı/

    Aşk aşk bir şehir harabesi daha kazandın
    Kurşun kanatları gergin
    Fosforlu mermiler yine taze
    Yıldırımlanmış boğalar
    Havanın katı gövdesini kırarak
    Yararak hayat dolu sevdanın karnını
    Pilot ağzı zehirli bir dil
    Kentelenmiş çeneler arasından
    Gözler ovaya başını çıkaran insanları

    Haydi aşk aşk
    De ki dağları delerim senin için
    Yıldızlar yakarışlar açık kartlar
    Ve haydi hoşçakal

    Kilimin üstünde
    Bir ampül
    Bir kırbaç bir ayakkabı

    Cahit Zarifoğlu

    #100034827

    admin
    Yönetici

    Adına şarkılar yazdım
    Her satırında bir devrim yaptım
    Eylem adımlı özlemler yürüttüm
    İsyan ve başkaldırış dolu notalara
    Ne vurup öldürecekti sevdayı
    Ne kolunu kanadını kıracaktı
    Gözaltına alınmadan sorguya çekilmeden
    İşkencesiz anlatacaktı ne biliyorsa
    Çektiği zulmü anlatacaktı
    Hasretin kesiklerini derin uçurumlarını
    Yokluğunun azabını
    İçten içe alevlenen ve sönmek bilmeyen yangınını
    Kuru bir toprak gibi susuzluğunu
    Rüzgar hangi yönde eserse o yönde savruluşunu
    Ne yana savurulursa orda kahroluşunu
    Yorulduğunu ve dayanılmazlığını söyleyecekti
    Çaresizlikten sığınma talebi isteyecekti
    Ama hatıralar onu bu yokluğunda
    Ne kadar sahiplenecekti…..

    #100034819

    Pelin
    Katılımcı

    Kar kaplamış bedenimi
    Az biraz var örtmesine Üstümü Bu canım beyazın
    Onlarda acıyor elleri kurumuş gül yaprağında tutulu
    Gözleri gökyüzüne hakim
    Gözyaşları kurumuş duruşlarıma
    Hava soğudu yine bir anda
    Serpiliyor kar gövdeme dur diyemiyorum titrek gelişlere
    Ne bir çocuk sesi
    Ne bir haber var ellerden
    Saat gecenin yarısı oluverdi işte
    Bir gün sorarlarsa kim dir bu diye ?
    Dersin beyaz örtünün son çiçeği
    Saat ilerliyor içten içten
    Anlatamamışım derdimi çoktandır vefasıza
    Gün aydındır yakındır gecenin gündüze teslimi
    Söndü şehrin gece lambaları
    Okundu son sabah ezanı
    Rüzgarın sesi hakim koca şehre Kapanıyor gözlerim
    Aklımda kalan tek virane sözlerin
    Gelmesende gitdiğim yerde beklerim
    Ecel uğramassa yanına
    Uyanır Bu rüyadan ben gelirim …..

    #100034774

    Konu: ADI OLMASIN

    grup forumunda Latif MEMİŞ

    Pelin
    Katılımcı

    Sen buradasın ya içim dolunay
    Yokluğunda tutulur kalbim
    Yoksul bir karanlık sanrısı besler
    Akışkan günlerin korkusunu
    Yitik kalabalıkların yürüyüşleri,
    İçinin işaret levhası.
    Kıbleyi örten dağları şehrin,
    Toprağı besleyen sensizlik yalnızlığı.

    Suskunluğun engel değil
    Ellerini okşayan dualarıma
    Ve sana dair anların nefasetine
    Şimdi karanlık sokakların kokusunda
    Bulduğum taş gövdeli insanların ateşi
    Tutmama engel değil
    Sisten kuklalarını görünmezliklerin

    Şimdi tutku büyümede burada bebeğim
    Dudaklarını kucaklayan serin rüzgârlar
    Sarmakta görüntüsüz duyumsamaları
    Yer titremekte
    Gök yanma zamanında
    Dualar senin esirinde
    Meleklere gülümsemede şehir
    Sana dair her düşüncede

    18 Mayıs 2006

    #100034784

    Konu: GÜNE GÜL DEĞSİN

    grup forumunda Latif MEMİŞ

    Pelin
    Katılımcı

    güne gül kokusu değsin
    geceye gülümsemen
    denizlerce özgürce kanatlansın
    rüzgarına kapılıp yansın
    güne aşk kokusu değsin
    geceye sen.

    Gözlerine samyeli değsin
    Gülümsemene sözcükler
    Zamanın izinde gizemin kalsın
    Tutkulu yolculuklarla yağsın
    Aşka sensizlik korkusu değsin
    Ruhuna gülümsemen

    Yalnızlığa gözyaşı değsin
    Karanlığa gözlerin
    Hırçın dalgaları kucaklasın suskunluğun
    Ellerinde okyanuslar durulsun
    Evrene bahar çiçekleri değsin
    Yaşama sevinçlerin

    Çığlıklarıma rüzgarın değsin
    İklimime suretin
    Renklerinde vuslata ersin özlemlerimiz
    Teninde kahkahadır çığlıklarımız
    Varlığına aşk gülümsemesi değsin
    Yokluğuna korkularım

    Güle güneşin ışıltısı değsin
    Güne gül.

    #100034786

    Konu: HAYALDEN

    grup forumunda Latif MEMİŞ

    Pelin
    Katılımcı

    Hayalden bir geceydi
    Karşımda sen oturur
    Bana büyülü sözcükler söylerdin
    Bir an sana takılsa gözlerim
    Kaç kez sarılırdım sessizliğine
    Kaç kez kor olurdum ateşinde
    Hiç bıkmazdım

    Hayalden bir geceydi
    Ellerin kavrulur avuçlarımda
    Bakışlarında erir sessizlik
    Ve hınca hınç büyürdü
    Rüzgarların ıslığında,
    Bakışlarında bunca tutku
    Bunca sözcük olmasa belki
    Hiç kimse konuşmaz
    Konuşsa anlaşılmaz

    Hayalden bir geceydi
    Her kaçamak saniyede büyür
    Büyüdükçe erişilmez olur
    Dudaklarında aşk
    Dokunsan titrer yüreğim
    Gülüşün yürür içimde
    Sıcaklığınlayım
    Donar kalırım
    Tenin tenimden süzülürken.

    Hayalden bir geceydi
    Omuzlarımda süzülür gözyaşların
    Sevgiden de büyülü hatta
    Tutkudan birkaç cümle ötede
    Hüzünlerimiz hıçkırıklarda büyür
    Karanlıklar senle kaybolur
    Ve tüm büyüler bozulur
    Yılların kaybettiklerine
    Kaskatı ağlarım

    Hayalden bir geceydi
    Biz vardık sadece
    Ayrılık henüz keşfedilmemiş
    Belki yaşanmamış bile hiç
    Her şey susar
    Sonrası hep sessizlik.

    #100034790

    Konu: İSTANBUL VEDASI

    grup forumunda Latif MEMİŞ

    Pelin
    Katılımcı

    Zor bir zamanla verdik adını
    Kıraç toprakların meyvelerinde tattık gülücüklerini
    Sen ki bir çocuk
    Sen ki bir genç kız olmuştun
    Hasadı gecikmiş buğday tarlaları arasında
    ‘bir umut meyvesi’ denmişti sevgine

    Ulaşılmaz bereketler uzaklığınca
    Servilerin gölgelerinde serinlettik yalnızlığımızı
    Ayrılıkların sitemkar sözlerinde
    Ve bereketli göğüslerinden taşan
    Şehvetlerin hazlarını bulduk ellerimizde
    Oysa ne bir anlık tutkuların yorumuna
    Ne de yılların anlatılarına bağladık
    Bir anlık sarılmanın yaşama sevincini.

    Denizin ıslak, rüzgârın ılıntılı yelkenlerini açtık
    Senin gözlerinin ateşli
    Ellerinin eriten dalgalarına
    Sonra…
    Bir dünya dolusu bir sandal peydahladık
    Ufuktaki yaşamak çizgisinden.
    Anladılar mı bilmiyorum
    Anlayamadıklarımızı…
    Ve bir İstanbul dolusu tarihi
    İstanbul kadar eski sevgileri
    İstanbul yaşadıkça
    Bizi kıskandılar diye sırf;
    Vahşice
    Bir öpüşe sığacak hazlarımızı sakladık, yarınımıza

    Bilirsin
    Kayaların kalabalığı engel
    Sokakların çığırtkan satıcıları sağdıç değildi
    Ellerimizin dipdiri şehvetine.
    Zaten anlamadılar bile
    Niçin sustuğunu dudaklarımızın
    Neden ateş aldığını
    Gözlerimizin.
    Böylece belli belirsizdi yaşamak
    Ve beklide biz yoktuk orada
    Onun olduğu zaman
    İstanbul yaşamınca uçuk bir silintidir karabasan.
    Bir buhar parçası gibiydik
    Bulutlandık
    Islak değildi yağdığımız yağmur
    İnsanların gölgeli gözlerine
    Sessiz sedasız anlattık sevimizi
    Ve yalancı sözcüklere verdik
    Ayrılıklarımızı, umutla.
    Ey İstanbul
    Sen bile bizim kadar hasret olmadın
    Böyle dolgun ayrılıkların
    Bir anlık hazlarına.

    İşte burada
    Mesafelerin insanlarla uzadığı
    Yüreklerin duygularla birleştiği bu yerde
    Hiç engel değil yaşamak
    Kim bilir kaç asırlık ayrılığımızın
    Her anını bir zifaf sadeliğinde
    Beraber kılmaya.

    Tarih kadar eski
    Yaşam kadar gerçek
    Bir anlık hazlarımız
    Ve biz yaşadıkça
    Ne düğünümüz yaşamla
    Ne de ölümümüz aşkımıza
    Son perde.

    01.08 -Çerkezköy

    #100034804

    Konu: SADECE SEN

    grup forumunda Latif MEMİŞ

    Pelin
    Katılımcı

    Karanlıktı
    Rüzgâr uğulduyor
    Kuşlar terk ediyordu
    Şehrin yabancılığını
    Sessize yolculanıyor
    Sezgilerinde
    Mekâna hükmeden
    Anlamlar içindeler.

    Sadece sen varken
    Gözyaşlarına dokunabilen
    Geceye yürüyen
    Seslerine tutsak
    Gülüşüne yabancı
    Tutabildiğince gerçek
    Sezinlemende
    Karanlıktı

    Karanlıktı
    Denizden yürüyen
    İskelelerde küf
    Tahtasında neft
    Yaban zamana
    Öfkene tutku
    Sözüne iyot
    Yakamoz gülümsemene

    Önce tutkuydu
    Sonrasız
    Anlamsız sesinde
    Kalabalık gövdende
    Yosun tadında
    Rüyanda gelin
    Kavuşmana özgürlük
    Karanlıktı

    Karanlıktı
    Sessizce yağıyor
    Renklere adak
    Tutkuya anlam
    Şafağa adımlıyor
    Bulutlanmış
    Parıldıyor yalnızlık
    Beyazında gözbebeğinin.

    Sadece sen
    Aşk ellerine
    Kokuna çiğ
    Nefasetine
    Kahramanlar
    Hüzün sessizliğine
    Duana gelecek
    Aydınlanmıştı çoktan.

    #100034806

    Konu: SANA DAİR

    grup forumunda Latif MEMİŞ

    Pelin
    Katılımcı

    I

    Yaşamı geçmişi yarınlara kurgulu yaşlı bir bebeğin gözlerine bıraktım.
    Anadolunun içlerinde, gri tonları insanların yüzlerine yansımış
    bir dağın eteklerine kurulmuş onlarca şehirden birinde başladı hikayem.
    İçimin gemilerinde başladığım seyahatte
    sadece sana dokunmak için vermiştim tüm molaları yaşama dair.
    Ne denli gerçek olduğuna inanmaya çalışarak.
    Sana dair her mucizenin gölgesinde dinlenip
    yine yaşlı şehir hikayeleriyle büyüyen,
    efsanelere gönül vermiş kalabalıkları unutarak.
    Seni unutamadığım anların tadında yeni efsaneler kurgulayarak.
    Uğruna ağıtlar yakılan bir karanlık sokakta
    yeniden yürümenin tadında.
    Dağların ihtişamına kurulu
    dağ çiçekleri nefasetindeki güzelliğine tutuklu
    ve rüzgarın dokunuşlarını bile kıskanan bir harislikte.
    Sana dair kelimeler hiç bitmedi hafızalarımızda
    tüm zamanların surlarında savaşlarımızın
    döküldükçe yeşerir kırmızısı duvarların
    senin varlığın biometrik güllelerdir insanlığa dair
    Sessizce büyür anılarında
    Tutuklanır anlamsızlık
    Gülümser cümlelerin kırılganlığına

    II

    Paylaşımsız ve bencildir aslında zaman
    İçimde her anı yürür sonbaharın
    Anılar koşar adım sanrılar görür, görünmez olur bebek karanlığı
    Aşk gibidir anlamı ya hep ya hiç kısmı sonbaharların
    Her mevsim aşk karışır çorbasına karanlık kaldırımların
    Hüznünden çok ruhumdaki izlerinin kalıcı olan yanlarını severim
    Sensizliğin acıtan duvaklarını.
    Aslında birbirinden değerli yüzlerce an var sana dair
    Bazen hüzün bazen gözyaşı bazen yok olmak gibi şeyler

    III

    Susmak travmatik bir geminin feryadı.
    Boğaz karanlık batıkların çamurunu silkeliyor.
    Mor çiçeklerin kasımı, bataklık kokusu bir sensizlik sunuyor
    İçim karanlık bir sis sen olmayınca

    IV

    Sustum.
    Sessizliğim kaç yüz yıldır sürdüğünü anımsayamadığım bir kayboluşa dair. Bana dair.
    Sokaklarında yürüyen, düşünmeden sürüklenen zamana dair.
    İnsanlı, insansız tutkulara dair.
    Kaybettiklerime dair.

    Konuşamadım.
    Yalnızlığımın, üstatların sözcüklerinde efsaneleştiğini
    ve tutkulu romanlara dönüştüğünü bilerek.
    Gülümsemene buluşan saflığı keşfederek.
    Hücrelerimde gelgitler yaşayan deli dolu bir anlamsızlığın gölgesinde.

    V

    Görünmez olabildiğim anları anımsayabilecek kadar çok yaşadım
    Her birimiz için.

    Hepimizin kendine dair öykülerini
    Sıradan olamayacak kadar gizli kalmaya değer tecrübelerini taşıdım
    Korkularımın.

    Bir asır süren yalnızlığımın izlerini hatırladıkça
    Ne denli kendime düşman olduğumun küskünlüğü içinde geçirdiğim
    Huzursuz gecelerin unutulmuş karanlığında
    Susturuldum.

    VI

    Sana dair
    Upuzun bir kervan çizdim
    Tuale.
    Nefesler kesildi
    Bitti zaman.
    Sen gelinceye dek.

    #100034810

    Pelin
    Katılımcı

    Yokluğunla dolar avuçlarım
    Gözlerimde bir hasret
    Mutlu şafaklarda gözlerim
    Gözlerim ellerimde
    Ellerim yüreğimde

    Bir sabah okunur hükmüm
    Nabzıma zincir vururlar
    Hece hece
    Sesime
    Başıboş rüzgar
    Ilgıt ılgıt çeker perdesini
    Keser sesimi

    Ağaçlarda yaprak yaprak
    Dökülür
    Karlar gibi üzerime
    Damla damla
    Sonra……………..
    Bir ayak sesi duyulur
    Bir kapı açılır
    Sessizce yüreğime
    Sevgi söyler

    Bir balık çırpınır suda
    Bir çocuk doğar karanlıkta
    Tekerlek sesleri kaldırımlardan
    Çığlıklar konuşurken duvarlardan
    Esir alır gecenin düşlerini
    Ve beni

    Konuşamam
    Konuşamaz ellerim
    Dudaklarım,gözlerim
    Susarım duvarlar gibi
    Göz yaşlarım kısık bir ses
    Konuşur sensizliğe
    Geceler boyu

    Ellerim uzatırım gökyüzüne
    Yıldızlar ellerimde
    Yüreğim ay parçası
    Işır sabaha kadar

    Sabahlarım sensizliğe bürününce
    Donar kalırım
    Yaz güneşinde
    İnsan soluğuyla

    Yalnızlığım sırdaş olur
    Yalnızlığım şarkım
    Yalnızlığım aşkım
    Sever dururum sen gelene dek

    Ve yine bir gece vakti
    Kaybolur gider umudumun şafağı
    Varlığım silinir yeryüzünden yokluğunda
    Bir şiirim kalır belleklerde
    Bir de ıslak mendilim ve telefonum

    Ağlarım gündüz gece
    Ağlarım hece hece

    Hasrete bürünür saatler
    Şarkılar hasret çalar
    Gözlerim,ellerim
    Hasret kokar dudaklarım

    Bir karanlık gecede gelirim yine
    Bir sabah gün ağarırken şiirim
    Uzanır ellerine
    Beni söyler sayfalar
    Beni çalar heceler
    Benliğimdeki hasreti koklar

    Ama
    Sakın ağlama
    Üzülmesin yüreğin

    Ben her gece
    Küçük bir yıldız ellerinde
    Yüreğinde ay
    Damarında kanım
    Akar dururum sonsuza dek

    Ve unutma
    Geceler benim
    Ben gecelerdenim.

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 798) görüntüleniyor