Şiirname – Kültür – Sanat – Edebiyat – Şiir – Şairler ve Şiirleri Siirler Arama 'resim ve resim tarihi' için arama sonuçları

1 ile 9 arası 9 sonuç (toplam 9) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları
  • #100018079

    Forum:Ahmet ERHAN

    1958 - HAYATI 8 Şubat 1958'de Ankara'da dünyaya geldi. Mersin'li bir ailenin, dört kızın ardından doğan beşinci çocuğudur. Babanın işleri nedeniyle Ankara'dan göç edilmiş ve bunun üzerine çocukluğuyla ilk gençliği Mersin ve Adana'da geçmiştir. Babasının emekliye ayrılmasıyla yeniden Ankara'ya dönerler. Çeşitli nedenlerle kısa bir süre ara verdiği lise öğrenimini Akşam Lisesi'nde tamamladı. Ardından Gazi Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Ankara'nın özel öğretim kurumlarında Türkçe-Edebiyat öğretmenliği yaptı. Hayatının büyük bir bölümünü Ankara'da geçiren şair, 'Ankara-İstanbul Karatreni' kitabında anlaşılabilen nedenlerle, 2001 yılında İstanbul'a yerleşti ve Cihangir'den sonra 2002 yılından beri Silivri'de yaşıyor. Adana Demirspor Genç Takımı'nda futbol oynadı. O yıllarda geçirdiği ağır sakatlık döneminde şiir yazmaya başladı. 1976'da Militan dergisinde topluca yayınlanan şiirleriyle dikkat çekti. 1980 öncesi ve sonrasında ülke gençliğinin yaşadığı dramı, içerden bir ses olarak, o dönemlerde oldukça yaygın olan slogancılığa kaçmadan, kendine özgü diliyle yazması şiirini özel kıldı. Lirizm zenginlikleri ve ironiyle harmanladığı  "şimdiki zamanın duygu resmi" olarak tarif edebileceğimiz söyleyişini, neredeyse otuz yıldır sürdürüyor. Ahmet Erhan pek çok çevrede hala ilk kitaplarıyla hatırlanmasına ve bilinmesine rağmen, şiir serüvenini yaşanan zamanla atbaşı götürmekte ve çok genç yaştaki okuyucuları tarafından da ilgiyle takip edilmekte. Cahit Külebi, 1982 tarihli bir söyleşisinde kendisi için "şaşırtıcı bir olgu" tabirini kullanmıştı. Ahmet Erhan, bir süredir Esmer Dergisi'nde yayınladığı şiirleriyle hala kendisini izleyenleri şaşırtmaya devam ediyor. ESERLERİ Alacakaranlıktaki Ülke. İlk basımı Mart 1981'de Yeni Türkü Şiir Yayınları, İlk Eserler Dizisi'nden çıkan bu kitap, şair henüz 23 yaşındayken 1981 Behçet Necatigil Ödülü'ne değer bulunmuştur. Kitabın ikinci basımı bir yıl sonra şairin yeni kitaplarıyla birlikte Lir Yayınları'ndan çıkar. Kitabın tekrar basımları sonraki yıllarda da farklı yayınevlerinden devam etmiş ve etmektedir. Yaşamın Ufuk Çizgisi, Nisan 1982, Lir Yayınları, Türk Yazarları Dizisi. Akdeniz Lirikleri, Nisan 1982, Lir Yayınları, Türk Yazarları Dizisi. Kuş Kanadı Kalem Olsa, 1984, Can Yayınları. Bu kitapta daha önce yayınlanan 'Alacakaranlıktaki Ülke', 'Yaşamın Ufuk Çizgisi', 'Akdeniz Lirikleri'nin yanı sıra, sonraki yıllarda Bilgi Yayınevi'nden ayrı kitaplar halinde çıkacak olan 'Sevda Şiirleri', ' Zeytin Ağacı', 'Ateşi Çalmayı Deneyenler İçin' toplamları yer almaktadır. Ölüm Nedeni Bilinmiyor, 1988, Can Yayınları. Deniz Unutma Adını, Ocak 1992, Bilgi Yayınevi. 1992 Yunus Nadi Şiir Ödülü'ne değer bulunmuştur. Öteki Şiirler 1976 - 1991, Ekim 1993, Bilgi Yayınevi. Çağdaş Yenilgiler Ansiklopedisi, Ekim 1997, Bilgi Yayınevi. 1998 Cemal Süreya Şiir Ödülü'ne değer bulunmuştur. Köpek Yılları, Temmuz 1998, Bilgi Yayınevi. Yayınlanmış tek öykü kitabıdır. Resimli 'Ahmetler' Tarihi, Şubat 2001, Bilgi Yayınevi. Şairin daha önce hiçbir dergide yayınlamadığı 'Türkiye Ayağa Kalk' adlı şiir toplamı da bu kitapla ilk kez okuyucuya sunulur. Ankara-İstanbul Karatreni, Ağustos 2001, Everest Yayınları. Şairin çeşitli dergilerde yer alan denemelerini, Ankara-İstanbul Karatrenine binip İstanbul'a göç ettiği Nisan 2001'i takip eden Ağustos'ta yayınlaması oldukça önemlidir. Şehrine vedası olarak adlandırabileceğimiz 'Daüssıla' şiiri de bunun önemini çizmek istercesine kitapta yer almaktadır. Bugün De Ölmedim Anne, Toplu Şiirler 1, Eylül 2001, Everest Yayınları. Toplu Şiirlerinin bu ilk cildinde 'Alacakaranlıktaki Ülke', 'Yaşamın Ufuk Çizgisi', 'Akdeniz Lirikleri' toplamları yeniden okuyucuyla buluşmuş olup, Toplu Şiirler 2. ve 3. ciltlerinin yayınlanmaları beklenmektedir. Ne Balık Ne De Kuş, Mayıs 2002, Everest Yayınları. Kaybolmuş Bir Köpek İlanı, Ekim 2003, Everest Yayınları. Şair bu kitabıyla 2004 yılında ikinci kez Yunus Nadi Şiir Ödülü'ne değer bulundu. Şehirde Bir Yılkı Atı, Ekim 2005, Everest Yayınları. Buz Üstünde Yürür Gibi, Seçme Şiirler, Haziran 2006, Everest Yayınları. Ayrıca 'Kara Köpekli Adam' (roman) ve 'Anne Bu Şiiri Senin İçin Yazdım' (şiir) adlarıyla Bilgi Yayınevi tarafından basılan ve ne yazık ki tükendiğinden şu anda satışta bulunmayan çocuk kitapları bulunmaktadır. Şair yukarda sözü edilen kitaplarına verilen ödüller dışında yaşamı ve tüm eserleriyle 1999 yılında Halil Kocagöz ve 2005 yılında Dionysos Şiir Ödüllerine değer bulunmuştur.
    #100029525

    Konu: SUDRA GÖMLEKLERİ

    grup forumunda Murathan MUNGAN

    likevoyager
    Katılımcı

    Sudra gömlekleri içindeyim

    Zaman tanrı hem erkek hem kadın

    Amcamoğlu beni bul

    Mahpus değilim

    Bir mahpusun saydığı günlerdeyim

    Dağlanmış dövmelerim okunmaz etmiş izlerimi

    Yittim ben, bilmiyorum nerdeyim

    İkindiyle aksam arasında

    Ne kadar taşıyabilir tebdilim beni

    Ben ki reddettim

    Mahpus, casus ve katilken

    Yıkanmamışların takdirini

    İçimi olduruyorum. kazıyorum içimi

    Çoğalmasın diye ötekilerim

    Çoğalmasın diye parçalandığı yerde

    Kaldı bedenim

    Gövdemi çoktan aştı gitti gövdemin tarihi

    Geçilmez yerinde karanlığın

    Başkasını denedim

    Bazen isliğim çalınıyor kulaklarıma, bazen gelirken

    Düşündüğüm kelimeler

    Maden ocakları hatırlıyorum, demirci körükleri, kaçarken

    Değiştirdiğim şayisiz kan, bir her konaklama yerinde

    Ödediğim defterler

    İçime attığım taşlar tıkadı sarnıcımı

    Tuzun ve kirecin şerbeti dindi

    Kuzey defterleri güney rüzgarları arasında

    Mühürlü mektuplar taşıdım

    Bozgun zamanlarının çarşılarında dağıldı

    Başka bir kader için sakladığım kıymetler

    Ey benim ateşler kitabındaki babam

    Nemde sazımın mızrabı

    Nemde kahribarim

    Amcamoğlu beni bul

    Gidemem, bu yıl güney

    Zaman tanrı Zurvanic

    Beni de ezberine aldı

    Resimde ellerin örtülü olması Kaderin

    Esrarengiz karakterini simgeler

    Denedim kabartmaların hacminden öteye acılan butun imkanlarını

    Ne yapsam gölgede kalıyordu

    Hem Hürmüz hem Ahriman

    Kendime dönecek butun zamanı kılcala daraltmıştı

    Taşıl katmanlar

    Simdiyse boşluğundayım

    Bir büyük kabartmanın

    Örtülü ellerin arkasında

    Gömleğimi ilikleyen kopça

    Gövdemi yazılan esrar

    Karışır yazının gövdesine

    Başkaları okudukça

    Amcamoglu buradayım

    Otların gürültüsüne, tasların tarihine bak

    Mezopotamyadayım.

    #100029217

    Konu: GECE VE MÜZİK

    grup forumunda Murathan MUNGAN

    likevoyager
    Katılımcı

    Ne zaman otursam gecenin başına

    Ne zaman müziğin;

    yazamıyorum sözünü etmek istemediğim şeyleri

    birbirinden ışığını saklayan uzak yıldızlar gibi

    çekiliyor herşey kendi karanlığına

    parmak uçlarımda yıldız tozlarıyla kapıyorum gözlerimi

    Ey ruhumun en büyük şartı olan tedirginlik!

    Şimdi saat on iki

    Şimdi gece ve müzik

    Ne zaman otursam gecenin başına

    Ne zaman müziğin

    göçüyorum boş kağıdın sessizliğine

    kalbim, kapatılmış kireç kuyusu akıyor kendine

    bakıyorum gençliğim geçiyor uzaktan

    dudaklarında bir ıslık

    kitapların on lira olduğu zamanlardan

    anayurdum gece, kalbimi yazdım mürekkebinle

    gün bir çocuk, yaralanmış

    akşamın kıyılarına vuran

    yürekteki gizli yemin

    gidiyor bir şiirden ötekine

    ardında yıkılmış kentler

    bayındır düşler var ilerde

    gün bir çocuk, yaralanmış

    ütopyaları kalelerle değiştiren

    güdümlü gündüzlerde

    anayurdum gece,

    öt pelerinini ışıkları sönmüş odalarda

    radyo dinleyen çocukların üstüne

    saf kokunun sindiği oturma odaları

    zamanın tortusu eşyaların duruşunda

    duvarlarda içi boşalmış resimler

    yıllardır dağılmayan bir sis

    akşam yemeklerinin yendiği muşamba masada

    kilit altına alınmış duygular, düşünceler

    bütün tetikler çekili durur

    gerginliğin geometrik nizamında

    ışıkları yanmamış akşam alacası

    okul dönüşü saat beş radyoda fasıl çalar

    bütün gün iç geçiren

    ölgün kadın yüzleri sobanın etrafında

    ağrı eşiği alçak,

    acı frekansı yüksek

    okul ve aile birliğinde parçalanmış çocuklar

    bir oda, bir dönümlük dünya

    kol demiri iner az sonra

    çıplak yara gençlik

    günden geceye ilerleyen

    yüksek gerilim hattında

    odam, yaralı hayvan

    gecenin gümüş alaşımında gölgelenen eşyalar

    müziğin dördüncü duvarı, karanlığın kundağı

    sarıyor gündüzün yaralarını

    kendime yerleşmek, kendimden uzaklaşmak için gözlerimi kapıyorum

    dinliyorum uçurumlara oturmuş ağaçlar gibi başka odalardaki yalnızlıkları

    odam yasak kitaplar

    suç ortağı şiirler

    sevdiğim bir kaç poster

    odam bir karaduygu fotoğrafı

    o çember zaman içinde

    yoktu ki varolmanın başka yolları

    yastığımın altında

    tutukluk yapmaz silahım

    uykumu bekleyen kelimeler

    geri dönüyorum

    geçmişte çalınan bir gecenin kapılarından

    yarım kalmış bir sevişme hatırlıyorum

    bir daha hiç tamamlanmamış olan

    sonra bir diğerini, bir diğerini daha

    derken dağılmış kristal

    odalarda sızlayan

    sonra seni

    siyah motorsikletli çocuk

    deri ceketin odamın duvarında asılı kaldı

    yıllar yılı birbirimizi paralamaktan

    vazgeçip seviştiğimiz ilk ve tek akşamdı

    benim için sus payı bir kaç şiirsin artık eski hatıra

    ya sen ne yaptın bunca zaman

    değişmesi gerekeni sağlaştırmaktan başka

    bak duyuyor musun

    Deep Purple, Led Zeppelin

    Emerson, Lake and Palmer

    plak zarflarında yitirdiğimiz ritüel

    bugün birinci viteste yaşıyormuş gibi

    bir duyguya kapılıyor musun ara sırada olsa

    buluştuğun birileri var mı

    gecenin, müziğin, şiirin toprak hattında

    kapamadan gittiğin arka kapı

    bak açık duruyor hala

    uğrar mısın bir gün unuttuğun ceketini almaya

    Hırsızlığın ürpertili monologu:

    Kendime hayatımı anlatıyorum

    Daha o zamanlar biliyordum

    Yapmaya çalıştığım her şeyin

    Kendime hayatımı anlatmak olduğunu.

    Sözcükleri sevmeyi, büyütmeyi, büyülemeyi,

    onları sivriltip silah yapmayı, yaralamayı da

    süsleyip gönül almayı da

    aynı zamanlarda öğrendim.

    Sözcüklerin karbon ve elmas gücünü keşfettim.

    Gecenin geometrisinde, müziğin matematiğinde

    Saklı duruyor şimdi gizli sözlüğüm

    Uzakta değil

    Hırsızlığın ürpertili monologu

    dilimin ucunda siyanürüm.

    Duvarlarda uzak bir geleceğin koyu gölgeleri

    Şiirlerimizi okurduk mahcup bir fısıltıyla

    plaklar dinletirdik birbirimize, filmler anlatırdık

    Sonra gizlerimizi vermeye gelirdi sıra

    dünyayı anlamanın yakıcı isteğiyle

    gömüldüğümüz kitaplar, genç ölenlerin matemi…

    Hiçbir şey ilham vermezdi aşka ve kavgaya

    Eric Clapton’ın gitarı, Genesis’in tarihi

    ve Ayın öteki yüzü kadar

    Şimdi radyoyu açsam

    Biliyorum dünyanın bütün radyolarındasınız

    Gençliğini kirletilmiş takvimlerde yaşayanlar!

    Artık ne montumun cebindeki çakı

    Ne yüreğimde tetiği düşmüş sözcükler

    Çok zaman oldu

    Odamızın kapısını çekip

    O evlerden çıkalı

    Ellerimizi ve yüreğimizi kirletmeden geçtik

    vahşetin yakın tarihinden

    ucuza yaralandık, pahalıya ölmedik

    Biz radyonun son çocukları

    anayurdum gece,

    ört pelerinini ıslığını yenileyen

    çocukların üstüne

    gece ve müzik

    kapanış programı

    bu kitabın da

    kili dağılıyor

    kendime yazdığım serüvenin

    her şiir tabletler halinde bölünüyor birbirine

    çoğalıyor birbirinin içinden

    gündelik dile transpoze edilmiş şarkıların

    biliyorum, kimi derin yaralar okunmaz kalp ağrısı

    kırgınlıklarım

    kimi eski hatıra ecza dolaplarında saklı mırıldanlıklarım


    likevoyager
    Katılımcı

    Birisi kitap okuyor otobüste
    İlk durakta vuracaklar onu
    Dizlerinin üstüne çöken
    Bir zürafa gibi
    kalakalacak o
    Ve bu kent
    çapraz ateşler altında
    yazarken kendi tarihini
    zürafaların nesli nasıl tükendi
    Diye bir sayfa açacak

    Birisi kitap okuyor otobüste
    ilk durakta vuracaklar onu

    #100023784

    Konu: SEVINCELIK

    grup forumunda Cemal SÜREYA

    afflicted_
    Katılımcı

    Sevincelik

    Kızkulesi?nin düş getiren pay senetleri
    Kısa günde kapış kapış gitti

    İşçisi köylüsü öğrencisi şairi
    Tam tamına 49,5 milyon kişi

    Yazıldı defterine güzelliğin
    Çocuklar sabah akşam resim çektirdi

    Sevinçler acılar şarkılar ki
    İstanbul?u an an görünür kılar

    Fenerime uğru yeşil tatlı pembe sürülmüş
    Yanında ne ki Koç?lar Sabancı?lar

    Sonra 49,5 milyon düş senedi
    Bir sabah törenle denize verildi

    İçlerinden üç tanesi de
    Şu şu şu kişilere ciro edildi:

    Tarihin babası sayılan Heredotos?a;
    Tarihin bir babası daha varsa ona;

    -Ve uzun tartışmalardan sonra-
    Nüfusumuzun geri kalan kısmına.

    #100021192

    Konu: KARANFİL

    grup forumunda Murathan MUNGAN

    Serpil
    Katılımcı

    Kulağında karanfil taşıyan halkımın oğulları
    Atlanın gidiyoruz.
    Buğulu bir şafak vakti yeniden düşüyoruz yollara
    Eski zamanlarda olduğu gibi
    Dersimiz tarih.Unutmayın kaldığımız yeri
    yenilmedik daha..

    Masal alın koynunuza.Belki dönmeyiz uzun zaman
    Masalllar hatırlatır size doğduğunuz yeri
    ilişkiler iklimini
    çocukluk taşınabilir bir şeydir
    alınsa da elinden geçmişi…

    Tütün ve tarih koyun torbanıza.Kekik ve dağ ateşleri
    Şafağın bin yıllık anlamını, suların ve çağların sesini
    ezberleyin, bilinmez otların adını hatırda tutar gibi,
    Ten rengi aya bakın son defa
    yani geride yaşanmış ve yaşanacak bütün yaz geceleri
    kaçak aşıkları, uçurum bakışlı firarları, mağrur eşkiyaları
    saklar gibi
    kilitleyin yüreğinizin kalelerini
    Anka ve Anahtar, ikinci bir emre kadar
    Kaf Dağının ardına gitti

    Kulağında karanfil taşıyan halkımın oğulları
    Toplayın çadırlarınızı.Eski zamanlarda olduğu gibi
    Çığ geliyor.Çağ çöküyor.
    Gidiyoruz.
    Dudaklarınıza ninni, ıslık ve destan alın
    siyah sünnet çekin gözlerinize
    Alıcı kuş telekleriyle
    Ki ışısın yaprak yeşili gözlerinize kıstırdığınız
    farz olan öfke
    çapraz asın tüfeklerinizi
    çağın dışına sürdüğü eski masallardaki
    eşkiya resimleri gibi
    yurdundan ve yüzyılından
    kovulmuş çocukların tarihinde
    gelenek kimi zaman başkaldırma biçimi…

    Teni tarçın kokulu halkımın oğulları
    Atlanın.Bizi bekliyor ay akşamları
    daha yola çıkmadan eksiksiz anlatın çocuklarınıza
    aklınızda kalanları
    ağızlık, tesbih ve tabaka bırakın
    yolları ayrı düşmüş arkadaşlara
    belki görüşemezsiniz bir daha
    yükse kuşlar dorukları sever
    ölümse çıplak kaldığı dağları..

    Atlı bozkırların sararmış hülyalarını
    eski sözcüklerin yüklü çağrışımlarını
    yanınıza alın.
    Sabahı karşılayın her günkü sabahı
    gülümseyin yüzünüzün sığmadığı kuşlu aynalara
    mayın diye gömün yüreklerinizi
    ölülerinizi verdiğiniz toprağa
    vedalaşın denkleri toplanmış geçmişinizle
    unutmayın göçmen tarihlerden, yerleşik zulümlerden
    geçilerek varıldı yüzyılın eşiğine
    sonra gece nöbetçilerinin yüksek rakımlı yalnızlığını alın
    yalnızlık kullanışlı bir şeydir, bazen iyi gelir
    gerektiğinde yalnız olmayı bilmeyenlerin
    inanmayın beraberliğine
    sonra sabır.Mazlumların ve bilgelerin bize tarihsel emanetidir…
    her yerde yeni anlamlarıyla denenir.
    Ve her çağın hurafeleri vardır
    kurban alır, kurban verir
    Geçer devran, takvimler el değiştirir.Gün gelir zulüm de göçer
    Zaman örter her şeyin üstünü
    Uzağı gören çocuklar bilir gelecek uzun sürer….

    Atlı ay akşamları
    Sönmüş yanardağlar.Gecenin ormanında
    ilerleyen ölülerin rüzgarı
    yanık fısıltılar…
    gelecek günlerin düşünü kuran
    kaç tarih çadır kurup sökmüş burada
    yalnızlık kalmış yadigar
    bir de gökyüzü
    gökyüzünün mayınları yıldızlar
    hem saklar, hem açıklar
    çoban yıldızı, samanyolu, kervankıran
    kapı komşumuzdu burada
    gittiğiniz yerde de parlak mıdır bu kadar?

    Şimdi menzili yurt tutanlar
    ne yollar, ne yıllardan geçeceksiniz
    çiçek atın yenilmiş asilere
    güvenin her çağda ve her yerde
    uzakları iyi bilen çocuklara
    kenar adamlarına, ateş insanlarına
    birliğiniz dağılmaz göç yollarında
    ey gurbete çıkmış halklar

    Atlı ay akşamları
    kalın şayak bir gece, esiyor rüzgar
    gidiyoruz geleceği olmayan bir yere
    ardımız sıra esiyor ölülerin rüzgarı
    daha şimdiden başka yerlere gömülenlere
    gidiyoruz kalın şayak bir gece
    geride ne çadırlar, ne tarih, ne saltanat
    yalnızca rüzgarın sesi bizi uğurluyor.

    Ay vurmuş alnına bütün ölülerin
    yatıyorlar kimsesiz koyaklarda
    ilk vuruldukları sıcaklıklarıyla
    sanki dokunsalar birinin omuzuna
    hep birden, her şeye yeniden başlayacaklar
    ilerliyor gece, geçiyor ay
    nesnelerin boşalan dünyasında
    yer değiştiriyor aydınlık, tarih, mevsimler
    kimsesiz koyaklarda ölüler ve ay

    Kulağında karanfil
    Teninde tarçın
    Gözlerinde göç var
    Döner bir gün Anka
    Kilidinde döner anahtar…

    #100020231

    Konu: ÖĞRETMENİN DÜŞÜ…

    grup forumunda Can YÜCEL

    yakamoz
    Katılımcı

    Mavi bir ışık yandı gözlerimde,
    Gökyüzü öyle yakın
    Çocuklar doğacak çocuklarım
    Ve öyle yağmut ki toprak, koklarsın
    Ellerin bütün hayvanlar alemi,
    Hangi ağacı çalsam açıyor
    Uzaylar uslu,
    Yönlerim yörük,
    Sağduyularım sol duyu.

    Mavi kalemlere yordum bu düşü,
    Su resimleriyle öğrencilerin,
    Göğerttik bozkırın sarı defterini,
    Şu yoncalar yurttaşlık bilgisi.

    Geçen gün okudum söğütlerin tarihini,
    Bi çiğdem var onlar kadar yiğit,
    Şu bey, şu eşek, şu yaban, şu işçi arı,
    Biz beş sınıfta kaldırdık bütün sınıfları.

    Korkuluklar ektiği kargaları biçsin,
    Sevginin de kendi planları var,
    Beş yılları, yıldızları, dokuz ayları,
    İlerde yarım kalmış bir okulun duvarı,
    Duvardı diyor, varım diyorum ben de,
    Gitsin bütün okumuş filler Gülistana,
    Ben Türk’üm bu bozkırda çalışmaya geldim…

    #100020112

    Konu: UNUTMADIK

    grup forumunda Murathan MUNGAN

    likevoyager
    Katılımcı

    Yaralı bayramlar geçti
    Mevsimler, bütün anlamlarıyla
    Yüreğin koyu yerinde birikenler
    Kendi takvimleriyle gelip geçtiler
    Gelip geçti şehirler ve ölüler
    Unutmadık
    Topraktan çobanyıldızına değin
    Hey yer
    Her şey
    Mümkündü
    Nazım kadar coşkulu
    Aragon kadar aşık
    Lorca kadar yaralıydık
    Unutmadık
    Orada bir coğrafya yağmalanıyor
    Orada gazetelerin ofset baskısı
    Orada yeniden yazıyorlar 835 satır
    Ve umudunu kaybetmeyen şehirler
    Gökyüzünün karanlık kefeniyle örtük
    Yıldızların delik deşik ettiği ölüleriz
    Adsız ölüleriz
    Adları bir coğrafya ile yan yana yazılan
    Gövdelerinizi unutmadık, unutmadık hiçbirinizi
    Savaşlar ve pazarlar çağıydı
    Aynı silahlardı kullandığımız
    Aynı çarşılar aynı kandı
    Sevgiye ve kurşuna açılmayan yüreklerden geçtik
    Pusu yataklarından, dağılmış bahçelerden
    Viran tarihten
    Uykuları çevik, namlularını oğulları gibi seven
    Çocuklar gibi kusup
    Kırda gelincikler gibi gülümseyen
    Müsademe çocuklarını gördük
    Geçip gidiyorlardı
    Tarihin en uzun gecesinden
    Pazarlarda aynı kan
    Aynı paranın değiş tokuşunda
    Karanlık çarşılar
    Aynı kanlı tarih her defasında
    Bir biz kaldık bu kadar içindeyken hayatın
    Ölüme yakın duran
    Bir de on binlerin korosunda haykıran
    İntifada intifada intifada
    İki güzelliğimiz vardı bizim
    Ufkumuzdan inen
    Ve bir daha geri dönmeyen iki güzelliğimiz
    Birini kurşunlar, ötekini ofset baskılı resimler aldı
    Otuz üç kurşun sıkıldı her birimize
    Kutuplar kadar uzak, baba ocağı kadar yakın
    Doğunun gündüz ve gecelerinde
    Otuz üç yıldız
    Hala ışığını gönderiyor bize
    Birkaç çakmaktaşı cebimde gezdirdiğim
    Birkaç karanfil
    Yol için ipek, uyku için maya
    Kalbiniz için
    Kara bir yemin gibi çırılçıplak
    Kelimeler getirdim
    Kaybolmuş yüzyılların vatanında
    Ölümün erken takibe aldığı çocuklar
    Dağlarda değilim sizinle birlik
    Yalnızca mataranıza su vermeye geldim
    Nazım kadar coşkulu
    Aragon kadar aşık
    Lorca kadar yaralı
    Serap ile hakikat arası
    Çağın aşamadığı uçurumlarda
    Gider gelirim gider gelirim
    Efsanelerin çeşitlendigi yol ağızlarindaki büyük kamaşma
    Anda gizlenen zaman
    Ateşin avesta dili
    Bitkiler, otlar, kökler
    Dağlanmış dil, narın rengi
    On binlerin dönüştüğü uğuldarken
    Doğunun yeni defteri
    Topraktan çobanyıldızına değin
    Her yer her şey karanlık bir pusuda
    Yazının, tekerleğin, tarihin
    İlk çocuklarından
    Ey büyük mezopotamya
    İki bin yıllık gece
    Dön geri bak
    Kardeşlerim ölüyor kalbimin doğuşunda

    #100019758

    yakamoz
    Katılımcı

    Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
    Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.

    İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
    O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.

    Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
    Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.

    Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
    Ve kavuşmuş rüzgar onda, onda misale.

    İstanbul benim canım;
    Vatanım da vatanım…

    İstanbul,
    İstanbul…

    Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
    Servi, endamlı servi, ahirete perdelik…

    Bulutta şaha kalkmış Fatih’ten kalma kır at;
    Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat…

    Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
    Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..

    Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
    Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet…

    O manayı bul da bul!
    İlle Istanbul’da bul!

    İstanbul,
    İstanbul…

    Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
    Çamlıca’da, yerdedir göklerin derinliği.

    Oynak sular yalının alt katına misafir;
    Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.

    Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
    Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar…

    Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
    Cumbalı odalarda inletir “Katibim” i…

    Kadını keskin bıçak,
    Taze kan gibi sıcak.

    İstanbul,
    İstanbul…

    Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
    Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler…

    Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
    Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.

    Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
    Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.

    Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
    Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar…

    Gecesi sünbül kokan
    Türkçesi bülbül kokan,

    İstanbul,
    İstanbul…

1 ile 9 arası 9 sonuç (toplam 9) görüntüleniyor