You cannot copy content of this page

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 16) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları
  • #100034212

    Konu: AŞK A?DIR

    forumda AŞK A?DIR

    safir
    Katılımcı

    Aşktır bu.
    Tutarsız kılandır.
    Hangi filme gidileceğine, hangi şarkının insanın içine işleyeceğine karar verendir.
    Bütün şarkıların adında, içinde, nakaratında, bestesinde, sebebinde yerini alandır.
    Gittiğiniz her yolun başında onu görürsünüz.
    Yolları kendine çıkarandır.
    Vurulduğunuz, yakalandığınız ya da tutulduğunuz ilk anda artık kuralları koyandır.
    Sizden yana gibi dururken, sizi en delik deşik yerinizden vurandır
    Yağmur yağar, o mu gelmiştir.
    Kapı çalar, onun sesidir.
    Radyoda şarkı duyarsınız, o söylemektedir.
    Gazetelerdeki resimler onun suretidir.
    Her gördüğünüz O dur.
    Her yemek onun en sevdiğidir.
    Yeni taşınan komşunuzdur.
    Bindiğiniz metro ona gitmektedir.
    Kediler onun dilinden konuşur.
    Giydiğiniz elbise onun, baktığınız aynada gördüğünüz kendisidir.
    Bu yüzden Aşk A dır.
    Neden korkuyorsanız artık korkmazsınız.
    Karanlık hoşunuza gider.
    Trafiğe gece yarılarında tersten girmeyi,
    bağırarak uluorta şarkılar söylemeyi,
    tanımadığınız insanlarla yarenlik etmeyi öğretir.
    İyi ki vardır.
    İyi ki öyledir.
    İyi ki yaşanmaktadır.
    Korkusuzluktur
    Bütün otobüslere son anda koşarak binebilirsiniz.
    Vapurlara iskeleden açıldıktan sonra atlayabilirsiniz.
    Trenlerden dışarı sarkabilirsiniz.
    Nasıl olsa bir şey olmayacaktır.
    Nasıl olsa Aşk A dır.
    Anne merhametinin ötesinde, firavun gazabının üstesindedir.
    Aşk dağlayandır.
    Aşk paramparçadır.
    Aşk için ağlanıyorsa gözyaşı ateştir, nardır.
    Aşk, annedir.
    Kıskançtır.
    Dağlıdır aşk, yalnız ve kimliksiz bir derviştir.
    Taşları kaynatıp çorba yapan, umudunu yitirmeyendir.
    Aşk, acımaktır.
    Dayanmaktır hep.
    Belkidir yani. Ya gelirsedir, daha çok da ya dönersedir.
    Bekleyen şarkıların öznesidir aşk.
    Madem ki gidiyorsunların tatlı telaşında son bir tesellidir.
    Pencere camlarının buğusuna çizilen ırmakların,
    büyük ağaçların, derin yağmurların resmidir.
    Aşk, kimsesizdir.
    Öksüzdür.
    Annesizliğin kırılganlığıdır.
    Dur gitmeleri aşmışlıktır aşk.
    Nasılsa gidecektiri bilmektir.
    Meryem dir aşk.
    Gözyaşı kurutandır.
    Sonsuz elemin, büyük nefretin, tam imanın, asıl gurbetin çetelesidir.
    Aşk, çocuktur.
    Asiliğin en yakışanı, hesapsızlığın en şövalyesidir.
    Şaşırtandır.
    Garip kılandır.
    Bağdatın gülü,
    Kahirenin avazı,
    İstanbulun duruşudur.
    Aşk, onbir yaşında Muhammed in annesidir.
    Derin acılar, olmayacak sınanmalar kapısını çaldığı zaman buyur etmesini bilendir.
    Aşk, böyledir.
    Dile kolay, hayata müşküldür.
    Aşk, Hacer dir.
    Kimsenin kimseye hayrı olmadığı yerde yine de ilk akla gelendir.
    Sonsuz karanlıkların ortasında vurgun yemiş bir çığlıkla çerağlar yakandır.
    Koşmaktır Aşk.
    Aşk, Safa ile Merve arasıdır.
    Ordadır ve o kadardır.
    Tutunmaktır.
    Nasıl olsa aşk A dır..

    İBRAHİM SADRİ

    #100030556

    Bülent
    Katılımcı

    Böyledir kısrağın deli çağları
    Çalmadan oynuyo kıza bak hele
    Ben yarattım diyo alçak dağları
    Kafirin verdiği poza bak hele

    Bilmem neyin nesi kimin sıpası
    Çözüldü göynümün katmerli pası
    Göğüs göğüs değil füze rampası
    Şafak mı söküyo yüze bak hele

    Ten değil mübarek akrın sıcağı
    Koynuna girenin söndü ocağı
    Bir kalçayı seyret bir de bacağı
    Tornada çekilmiş dize bak hele

    Üst yanı Asyalı alt yanı Frenk
    Her adım atış bir başka ahenk
    Ela mı bela mı bilmem ki ne renk
    Şu cellat bakışlı göze bak hele

    Dedi ki ‘Nasibim senmişsin meğer
    On bin kez maşallah demeden eğer;
    Koklarsan solarım, nazarın değer’
    Ağzından yel alsın söze bak hele

    Dedim ki; ‘Ne olur tenhaya gidek,
    Gidek de feleği perişan edek’
    ‘Say’ dedi ‘o halde saçımı tek tek’
    Haspanın ettiği naza bak hele

    Görenler altını ıslatmış derler
    Yatağı göl etti döktüğüm terler
    Yetişin; yanıyo bastığı yerler
    Giderken koyduğu ize bak hele

    #100030590

    Konu: AĞLARSIN

    forumda AĞLARSIN

    Bülent
    Katılımcı

    Kırdığın kadehte kalan ömrümden,
    Ağlarsın içtiğin yılları bilsen.
    Hicrinle sararıp solan ömrümden,
    Ağlarsın biçtiğin dalları bilsen.

    Sefiller gücünü bende sınadı,
    Kimi kaçık dedi, kimi bunadı;
    Berdûş eleştirdi, sarhoş kınadı,
    Ağlarsın düştüğüm dilleri bilsen.

    Ar ettim sakladım uğraşlarımı,
    Haberdâr etmedim sırdaşlarımı.
    Gizlemek isterken gözyaşlarımı,
    Ağlarsın seçtiğim yolları bilsen.

    Felsefe böyledir dîvânelerde,
    Teselli aranır bahanelerde,
    Bir kadeh mey için meyhânelerde,
    Ağlarsın döktüğüm dilleri bilsen.

    Ateşe su dedim göz göre göre,
    Aklım zavallıydı duyguma göre,
    Bahtına şükretti Mecnûn bin kere,
    Ağlarsın düştüğüm çölleri bilsen.


    Bülent
    Katılımcı

    1.üçüncü tin:aşk

    evler, yollar, ağaçlar yerli yerinde
    bir sevgi dolaşır ortalıkta
    bir kadın, bir erkek, bir de aşk
    üçüncü bir tin, iki ten arasında.

    elle tutamazsın, gözle göremezsin
    bir üfleyiş gibi uçuşan, yükselen, konan
    bir sevgi dolaşır aramızda
    ne ilktir ne sonuncusu
    ne benimdir ne de senin
    uzlaşmak için yaşamla
    ödediğimiz bedel: aşk
    doğacak, büyüyecek, ölecek
    tınlar durur boşlukta, gelir içimize düşer
    tutunur sarılırız ona
    kirlilikler, yalanlar, oyunlar arasında…

    evler, yollar, ağaçlar, her şey yerli yerinde
    üçüncü tin, iki ten arasında.

    2.neden o?

    milyonlarcasından bir kaç yüz
    anımsanan, arzulanan.
    ama bir kaç yüzden yalnız seni seçerim
    yalnız seni severim.
    öyle titiz ki seçimim, tek seni severim.
    nice rastlantılar, nice şaşırtıcı, nice nice
    bir büyük bilmece.
    neden seni arzuluyorum, neden?
    bir gölge, bir silüet, bir nefes, bir ses.
    bedeninin neresi, hangi parçan
    küstah dudakların mı, gözlerin mi, neyin?
    teksin, yeganesin, biriciksin
    adlandırsam dile gelmez çekiciliğin
    sözler uygunsuz kaçar
    dilim söylemeyi dener
    boş sözcükler türetir, keser.
    kusursuzsun gözümde
    seni seviyorum çünkü/seni seviyorum.
    büyülendim, işte tam olarak budur.
    hangi çağrın, hangi parçan, hangi rastlantı
    adı yok, sana divaneyim, deliyim.
    sevilmek istediğim gibi
    severim seni.
    adı yok işte, bu aşk!

    3.sunumlar

    mürekkeple işledim sesinin resmini
    kalemle seslendim kuyulara laaal!
    kırk parça sesim, geeelll!
    ayağı bağlı yılkı atım, hem bağlı, hem hür
    gözyaşım gür
    ne yaşanacak hal var ne gidecek
    ne ölüm beğenir beni artık ne yaşam.
    sen olmasan ey ışık
    gözlerimi yak/ bu karanlık adaletsiz
    mavim kirlendi
    sabitledim boncuk boncuk adını, gel.
    sokakların çıkarı kendine, en bilinmezi apaçık
    çık yola çık artık/gök balçık
    yer/yüzü yüzsüzce aydınlık.
    gel.

    4.yok oluş

    yok oluş ne ki eriyorum
    şöyle bir bakıp kaçıyorum ölüme.
    bazı bazı mutluluk, bazı bazı incinme
    ölmüyor bedenim, ama ölüyor gibiyim.
    ölümde bile yer kalmamış bana
    artık hiç bir yerde.
    bir tek o, o, o,
    ondayım, onunla yaşıyorum
    hiç bir yerdeyim
    ne bende, ne sendeyim, ne ölümde.
    bedenim kanamıyor ama
    sızmayan bir kanama ılık ılık
    bıraktım kendimi akışa
    ben neyim, neyim, neredeyim
    allaha yakın, her şeye uzak!
    bu aşk!

    5.uzakta

    sen oradasın, kımıldamadan duran.
    sevilensin.
    bir ara gidiyor gibi yapıyorum
    ama yine de kalan benim.
    giden sensin!
    hep giden, hep göçen, hep kaçansın!
    öyle oturmuşum
    hazırım, bekleyenim, sevenim.
    kadınım, oturganım, sadığım.
    zamanım çok, ilmek ilmek
    iplik iplik zaman
    avcısın, yolcusun, denizin dalgasındasın.
    nal sesinde, uzaktasın.
    özleyen ben, özlenen sen.
    kadınsıdır özlemek
    özle/sen acı çekersin
    aşıksan dişileşirsin.

    6.içimde

    unuturum arada bir, unutmasam ölürüm.
    katlanırım uzaklığa
    herkese herşeye uyar giderim
    alışırım yaşama, alışkanlıklara.
    çabucak uyanırım ama.
    bir sözcük alışıldık, bir name hüzünlü gelir,
    soluğum kesilir yetmez.
    kuruyan, sararan, bükülen
    bir resim olurum hemen.
    burada değilsin/seni istiyorum
    buradasın/yine seni istiyorum
    içimdesin/daha yakıcısın
    hem yoksun/hem çoksun
    arzuyla açtım kollarımı
    dolmuyor asla gelsen bile.
    sığınsam da kalabalıklara
    avutmuyor sesleri
    hırsı, rolleri başkalarının.
    dönüşünü bekliyorum.
    uzaktasın!
    yoksun!
    varsın!

    7.itirazlar

    mutluyum, ama üzgünüm
    aynı zamanda hem mutlu hem mutsuzum.
    ne yeniğim, ne yengiye çıkarım.
    ”bu aşk biter” diyorlar
    biterse aşk değil midir?
    sürerse aşk mıdır?
    gözden düşürmelere, kanıtlara kulaklarımı tıkarım.
    aşkın yürümeyen herşeyinin karşısına
    kesinlikleri çıkarırım.
    seçenek bozgunsa da mantığım başka söyler bana
    doğrunun yanlışın dışında başka bir yerdeyim
    aşktayım, aşktanım, aşktan yanayım.
    rastlantılara atarım kendimi
    rüzgarın önünde yaşarım
    inatla inatla, yönlenirim aşka
    başa çıkılmaz aşkla.
    aşktayım, aşktan yanayım.

    8.bozul(n) ma

    kusursuzluğun ortasında minicik bir bozunma.
    çürümenin izi, bir ufak nokta
    birdenbire bir hareket,
    bir sözcük, bir giysi.
    dümdüz dünyalı o!
    gündelik ve sıradan işte.
    sakın bayağı bir varlık olmasın?
    o ince, o özgün muhteşemlik nerede?
    sevilen o değil miydi?
    nasıl da ilkel çabaları,
    kapılmaları ne iğrenç günlük işlere.
    gördüğüm sadece anahtar deliğinden bir sahneymiş.
    daha istekli, daha sıcak başkalarına.
    birdenbire bir başkasıdır artık
    bir yabancı o.
    artık çiçekler değil, kurbağalar çıkar ağzından.
    büyü bozulur.
    yitirmekten de acı bu.
    saygısızca büyür, büyür horgörü.
    aşk mı bu?
    aşk bu mu?

    9.üçüncü tin:nefret

    bir kadın, bir erkek, bir de nefret
    üçüncü bir tin, iki ten arasında.

    soluk bir nesnedir artık o, sahnenin ortasında
    tapılır, övülür, buhurlanır, sövülür.
    içi doldurulmuş bir kuş gibi
    yolunur tüyleri, boşaltılır içi.
    ve vazgeçilir bir gün, karar verilir
    yas başlar, ağıtlar ağıtlar yakılır
    aşkın yüceliğinde eritilir o
    kızgın demirlerle dağlanır.
    bir keşiş, bir ermiş gibi
    ”yasımı tutacağım, kapanacağım içime”

    10.özdeşleşme

    ”ben aslında aşkı sevmiştim”
    şunu ya da bunu yitirdiğime değil
    ben aşkı yitirdiğime ağlarım.
    çılgınca sevenlerle yanyanayım
    yollardayım artık, aşk yolcusuyum
    tanırım yolcuları, tanış olurum.
    bir zincirle bağlanır gibi
    aşıklar kervanına katılırım
    ben aşkım.

    11.yorgunum

    yoruldum.
    yayı geren kol da yorulur bir gün
    örtün üstüme toprağı
    baharlar açsa duymam.
    yoruldum
    aksa da boş çağlayanlar, çeşmeler
    kırık testilerimi koydum pınar başına.
    yoruldum
    bir uzun bir kısa hecelerden
    uzun bir soluk alsam
    ölüme yetişir ucu
    aşk doğmadan yazılmış alnımıza
    nafiledir arayışım burada.
    kavuşmak isterim sonsuz aşka.
    yoruldum
    güneşin gündüz parlamasından
    ayın geceleri ışımasından
    gökyüzü olmak vardı.
    yoruldum
    yaşam aşk için ne uzun.

    12.bu böyle sürmez

    bu böyle sürmez, ama yine de sürer
    her şey biter, ama hiç bir şey bitmez
    böyledir yaşam.
    düşersin yedi kez, kalksarsın sekiz kez
    hacıyatmaz gibiyiz.
    aşkın coşkulu düşü çınlar yine ortalıkta

    sen ötekim/neredesin söyle bana?
    yokluğun/ varlığımın anlamı.
    varlığın/hiçliğimin.

    bütün aşkları istiyorum.*

    evler, yollar, ağaçlar, her şey yerli yerinde.
    üçüncü tin dolaşır aramızda.
    bir üfleyiş gibi…

    Nurdan Ünsal
    (ekim 2002-aralık 2006, kırpık şiirler)

    *küll’e aşık olanlar cüz’e itibar etmez
    cüz’e meyleden küll’ün isteyicisi değildir…Mevlana


    Bülent
    Katılımcı

    Yuvarlağın Köşeleri-Hayvanlarla Aramızdaki-Etika-Birinci Bölüm-174

    Hayvan bir edimden bir edime geçer. Bütün hayvanlar için bu böyledir. İnsan da öyle.. Yalnız o iki edim arasında bir düşün alanından geçer. Yazık ki bütün insanlar için bu böyle değildir.

    #100025578

    Menekşe
    Katılımcı

    Bu kadar vefasız olduğun halde
    Girip, hala ne var benim gönlüme
    Lakin sen de gitsen hepten ıssızdır
    Kim göçer, kim konar benim gönlüme

    Hüzüne sözcüyüm bunca senedir
    Bu tahammül müdür, şikayet midir
    Doyum denilen şey, aşk denen ecir
    Gelir, azar azar benim gönlüme

    Tattığım hazların hepsi de yarım
    Ya sükut, ya firkat bütün efkârım
    Sevda çarşısında sergi açarım
    Kurulur bir pazar, benim gönlüme

    Dert alıp zevk satan var mı dünyada
    Pazarlık mı olur hep bedavada
    Mecburiyetlerin patlar havada
    Bir fırtına kopar benim gönlüme

    Hiç mi yanlış çıkmaz bence tespitler
    Hala tekrar eder bizim ahitler
    Kanadı kırılmış topal ümitler
    Gelir, yuva yapar benim gönlüme

    Elim erişmiyor gayrı her yere
    Ne yara kurudu, ne bitti çare
    Önü kesilmeyen yüzlerce dere
    Biteviye koşar benim gönlüme

    Ay yüzün gördüğüm vakitten beri
    Ne tam akıllıyım, ne de serseri
    Sevda denizinin vuslat feneri
    Bir söner, bir yanar benim gönlüme

    Koyuna uzaktan hoş gelir kaval
    Bu sonuçsuz sevda, bitmeyen masal
    Ummana gömülen küçük bir sandal
    Nihayet bir mezar benim gönlüme


    Ayça
    Katılımcı

    İçinden doğru sevdim seni
    Bakışlarından doğru sevdim de
    Ağzındaki ıslaklığın buğusundan
    Sesini yapan sözcüklerden sevdim bir de
    Beni sevdiğin gibi sevdim seni
    Kar bırakılmış karanlığından.
    Yerleştir bu sevdayı her yerine
    Yüzünde ter olan su damlacıklarının
    Kaynağına yerleştir
    Her zaman saklamadığın, acısızlığın son durağına
    Gül taşıyan cocuğuna yerleştir
    Ve omuzlarına daracık omuzlarına
    Üşümüş gibisin de sanki azıcık öne taşırdığın
    Tam oraya işte, uçsuz bucaksız bir düzlükten
    Bir papatya tarlasıyla ayrılmış göğüslerine yerleştir
    Ve esmerliğine bir de, eski bir yangının izlerinin renginde
    Saçlarının yana düşüşüne, onları bölen ikiliğe
    Alnından başlayan ve ayak bileklerinde duran
    Yani senin olmayan, seni bir boşluk gibi saran hüzne Yerleştir onu bir kentin parça parça aklında tuttuğun
    Kar taneleri gibi uçuşan
    Ve her gün biraz daha hafifleyen semtlerine
    Yerleştir bu sevdayı her yerine.
    Ekledim ben tattığım her şeyi denizlere
    Bildiğim ne varsa onlar da hep denizlerden
    Sen de bir deniz gibi yerleştir onu istersen
    Sevdayı
    Ve köpüklendir
    Ve yaşlandır ki işte kederi anlamasın
    Ama dur, her deniz yaşlıdır zaten
    Öğrenmez ama öğretir mutluluğu
    Bizim sevdamız da öyledir, iyi şiirler gibi
    Biraz da herkes içindir. Ve gelinciğin ikinci tadına benzemeli
    Var eden kendini birincisinden
    Yani bir sevdayı sevgiye dönüştüren.
    Ben şimdi bir yabancı gibi gülümseyen
    Tanımadığın bir ülke gibi
    İçinde yaşamadığın bir zaman gibi
    Tam kendisi gibi mutluluğun
    Beni bekliyorsun
    Ve onu bekliyorsun beni beklerken.

    #100023806

    Konu: ÖYLEDİR

    forumda ÖYLEDİR

    Ayça
    Katılımcı

    Her sevda baslangıçtır bir yenisine
    Öyledir, her yoğun günün sonu
    Ezip geçer yalnızlığın burukluğunu.

    Sen ki kendinden uzak binlerce tepedesin
    Bir kentin alınışını seyreden, onurlu
    Eski bir askerle içiçesin.

    Kent alındı, gece, şehrayın
    Uzandın bitkin yatağına
    Sürüp dursa da dışarıda
    Bıkkınsın, içindeki şenliği itersin.

    Sürekli utkulardır mutluluk
    Sustukça duruldukça yitersin.

    Sabahtır sümbüller açmış çadırında
    Ellerin bir başka kentin varışlarında

    #100023530

    Konu: LODOS

    forumda LODOS

    afflicted_
    Katılımcı

    Lodos

    Başlangıç

    Kim bilir kaç milyon ton ağırlığında
    ummanda çalkalanmakta su.
    En yalnız dalganın üzerinde
    boş bir konserve kutusu…

    + 1
    Bir aydır ki hapisane geceleri böyledir :
    kızgın dişi kediler
    – apışları ıslak
    tüyleri diken diken
    enselerinde diş yerleri –
    bazan kuş
    bazan insan sesi çıkarıp
    dolaşıyorlar
    gebe kalana kadar.

    Mevsim bahara yakın.
    Hava lodos.
    Nasıl şiddetli
    nasıl sıcak esiyor…

    Biz altı yüz adet
    kadınsız erkeğiz.
    Alınmış elimizden
    doğurtmak imkânımız.
    En müthiş kudretim yasak bana :
    yeni bir hayat aşılamak,
    bereketli bir rahimde yenmek ölümü,
    yaratmak seninle beraber :
    sevgilim, yasak bana etine dokunmak senin…

    Mevsim bahara yakın.
    Fırtına.
    Lodos.
    Nasıl şiddetli
    nasıl sıcak esiyor…

    Bir yerlerde bir cam kırıldı yine
    – bu gece bu üçüncüsü -.
    Hangi boş koğuşun kapısı açık kalmış,
    küüüt, küt,
    nasıl çarpıyor…

    + 2
    Tepedelen cephesinde bir ceset,
    örtülüyor altında karların,
    ve başından uçan miğferi
    yuvarlanıyor önünde rüzgârın…

    + 3
    Fabrikanın avlusunda
    elektrik ışığı,
    ucunda ince bir telin
    sallanıyor iki yana.
    Bir kadın.
    Boynu çıplak,
    uzun saçlarıyla etekleri uçarak
    atölyenin kapısında…

    Rüzgâr vurdu putrellere.
    Atölyenin saçağından
    büyük bir buz parçası düştü yere…

    + 4
    Ovaya dörtnala yaylılar iniyor :
    çıngıraklar hamutlarında beygirlerin.
    Ve iki yanda çırpınan muşambalarıyla
    koşuyorlar gece yarısı denize doğru…

    + 5
    İnce uzun kılçıklardan ibaret kalan kavak ağaçları
    aydınlıktılar
    mehtâbolmadığı halde.
    Ve kalın
    ve dallı budaklı kestaneler kımıldanıyor
    – iki yana sallanıyor değil
    ağır ağır yer değiştiriyorlar âdeta –
    gidiyordu göz alabildiğine
    yıldızların ışığında
    yapraksız ahşap kalabalığı…
    Buna rağmen bu lodos,
    bu uğultu.
    Buna rağmen havada
    dişi bir ten kokusu
    ve yüklü bir yumurtalığın sıcaklığı…
    Dağlarda kar çözülüyor.
    Yürüyor usareler
    yapraksız dalların ucuna doğru.
    Gebe.
    Gebelik.
    Mevsim bahara yakın
    ve doğumun
    – korkunç
    güzel
    ve sıcaktır –
    günü doldu dolacak…

    #100022762

    afflicted_
    Katılımcı

    kaman civarina bahar gelince yikilir ovadan apdal çadirlari
    yücesinde pare pare duman tutmuş
    düdüldag’in yaylasinda mekan kurulur
    hoş gelmişsin evvel bahar
    nisan ayi içinde donanir daglar
    donanir yeşilinden alindan
    istasyon deresi kabarmiştir
    hacidag’in selinden
    daglar sira siradir eylim eylim
    daglar uzanir bir uçtan bir uca
    daglar bir birinden yüce
    yamaçlarinda kireç yakilir
    bir ömür boyunca kahri çekilir
    kimse anlamamiş sirrini hikmetini
    bu bereket nereden gelir
    başinizdan duman eksilmesin gavurdaglari
    siz hikayet eylediniz bana
    bahçe kazasinin kaman köyünden
    cebbar oglu mehemmed’in hikayesini

    yillarin yücesinden şöyle bir seyran edelim
    bir avuç topragima çöreklenmek için
    yürümüş selamsiz sabahsiz
    destursuz girmiş memleketime
    yedi çeşit frenk askeri
    ugursuz bir hava çökmüş
    üstüne memleketimin
    ugursuz ve karanlik
    çocuklar gülmemiş artik
    sessiz sessiz aglamiş analar
    oduna giderken vurulmuş
    ve yahut harman yerinde
    avuçlari bugday kokan delikanlilar

    ve nice gavurdagi kizlarinin
    birer birer irzina geçilmiş
    yalvarmiş ihtiyarlar allah’a
    – rivayet şöyledir kim –
    dumanli bir güz akşami
    şu mor daglar efendim
    destur demiş de yürümüş
    silkinip kalkmiş ayaga

    gel haberi öteden verelim
    çikmiş daglara kendiliginden
    cebbar oglu mehemmed
    fransiz’a silah çekmiş
    hür yaşamak ugruna
    irz ugruna namus ugruna
    ana için baba ve kardeş için

    şu mübarek topraklar
    şu mübarek vatan için
    derken efendim
    bir gün kaman’dan öte
    ugrun ugrun haber ulaşmiş
    urfa’nin antep’in köylerine
    gözü kanli maraş beylerine

    cebbar oglu mehemmed
    burcu burcu çam kokan bir yaz akşami
    omuz vermiş bir agaç gölgesine
    usul usul türkü söylüyor
    – hasret kuşun kanadinda
    deli kuşlar uçun gayri
    yazimiz böyle yazilmiş
    bu diyardan göçün gayri –
    kirveleri durdu ve süleyman
    on sekiz adim gerisinde
    şahin gibi tünemişler kayalarin üstüne
    avuçlari sicak bakişlari ok gibi
    deliyor her dokundugu yeri
    biri doguya bakiyor digeri batiya

    iptida durdu görüyor geleni
    yel midir toz mudur anlamiyor
    lakin biyiklari terlemeden
    çeteci olan garip ökkeş
    çok geçmeden getiriyor haberi
    tabur tabur üstümüze variyor
    düşman yola çikti savranli’dan

    hemen mevzie sokuldu mehemmed
    yanibaşinda durdu ve gerisinde süleyman
    çeteler yer tutup pusu kurdular
    kanli geçit boyuna
    düşman yanaşirken kaman köyüne
    bekletmeden yaylim ateşi açildi
    mermi kurşun yagmur gibi saçildi
    ilk seferinde on beş kişi vurdular
    ve bir hayli düşman kirdilar
    yamaçlarda koptu kizilca kiyamet
    cesaretlerine söz yoktu ama
    neyleyip nitsinler düşman daha çoktu
    düştü birer birer bütün yigitler
    gürültüler bogazda sustu nihayet

    demek diz üstü düşmüş mehemmed
    kirvesi durdu’nun yanibaşina
    kanlar akar yarasindan
    al al olmuş çevresinden

    köpük köpük gözlerini doldurur
    bir başina mehemmed yedi düşman öldürür
    mavzerinin namlusu hala sicak
    tutulmaz
    ölümün derdi büyük yigenim
    çare bulunmaz

    ayni akşam dogurmuş karisi döne
    mavi gözlü bir çocuk sarişin
    bir avuç toprak sarmişlar altina
    ve kemal koymuşlar adini

    #100022672

    Konu: VAY KURBAN

    forumda VAY KURBAN

    afflicted_
    Katılımcı

    Dağlarının, dağlarının ardı,
    Nazlıdır.
    Uçurum kıyısında incecik bir yol
    Gider dolan-dolana,
    Bir hastan vardır, umutsuz,
    Belki ayşe, belki Elif
    Endamı kuytuda başak,
    Memesinin, memesinin altında,
    Bir sancı,
    Bir hayın bıçak…

    Ölüm bu,
    Fukara ölümü
    Geldim, geliyorum demez.
    Ya bir kuşluk vakti, ya akşam üstü,
    Ya da seher, mahmurlukta,
    Bakarsın, olmuş olacak.
    Bir hastan vardı umutsuz,
    Hayreti uykularda,
    Hayreti soğuk sularda.
    Gayrı, iki korku çiçeğidir gözleri,
    İki mavi, kocaman korku çiçeği,
    Açar, derin kuyularda…

    Dağlarının, dağlarının ardı korkunçtur.
    Hiç akıl edip de düşünen var mı?
    Gün kimin hesabına tutar akşamı,
    Rahmetinden kim demlenir bulutun,
    Hayırlı evlat makina
    Nasıl canavar kesilir.
    Kurdun, karıncanın rızkını veren
    Toprak nasıl ayartılır,
    Yüz vermez topal öküze,
    Ve almaz koynuna kara sabanı.

    Sepetçioğlu’m bir kömür işçişidir,
    Mavzer değil, kürek tutar Urfalı Nazif
    Mal, haraç-mezattır,
    Can, pazar-pazar.
    Kırmızı, ak ve esmer,
    Yumuşak ve sert buğdayları
    Yaratan ellerin sahibidir bu,
    Kör boğaz, nafaka uğruna,
    Haldan düşmüş, tebdil gezer…

    Dağlarının, dağlarının ardı,
    Nasıl anlatsam…
    Ağaçsız, kuşsuz, gölgesiz.
    Çırılçıplak,
    Vay kurban…
    “Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda.”
    Yiğitlik, sen cehennem olsan da bile
    Fedayı kabul etmektir,
    Cennet yapabilmek için seni,
    Yoksul ve namuslu halka.
    Bu’dur ol hikayet,
    Ol kara sevda.

    Seni sevmek,
    Felsefedir, kusursuz.
    İmandır, konkunç sabırlı.
    İp’in, kurşun’un rağmına,
    Yürür, pervasız ve güzel.
    Sıradağları devirir,
    Akan suları çevirir,
    Alır yetimin hakkını,
    Buyurur, kitabınca…

    Gün ola, devran döne, umut yetişe,
    Dağlarının, dağlarının ardında,
    Değil öyle yoksulluklar, hasretler,
    Bir tek başak bile dargın kalmayacaktır,
    Bir tek zeytin dalı bile yalnız…
    Sıkıysa yağmasın yağmur,
    Sıkıysa uykudan uyanmasın dağ.
    bu yürek, ne güne vurur…
    Kaçar damarlarından karanlık,
    Kaçar, bir daha dönemez,
    Sunar koynunda yatandan,
    Hem de mutlulukla sunar
    Beynimizin ışığında yeraltı.

    Her mevsim daha genç, daha verimli,
    Sunar, pırıl-pırıl, sebil,
    Ömrünün en güzel aşk hasadını,
    Elimizin hünerinde yeryüzü.
    Dolu sofra, gülen anne, gülen çocuklar,
    Bir’e on, bir’e yüz’le akşama gebe
    Şafakla doğan işgücü.
    Yalanım yok, sözüm erkek sözüdür,
    Olm kitapta böylece yazılıdır,
    Ol sevda, böyledir çünkü…

    #100022570

    afflicted_
    Katılımcı

    Gölköy adında bir yer varmış Gelibolu’da
    Televizyonda gösterdiler geçen gün.
    Gelenek edinmiş köy halkı,
    “Ben kendimi bildim bileli bu böyledir”
    Diyor muhtar:
    29 Ekim’de toptan sünnet ederlermiş çocuklarını…
    Derken ekranda entarili bir çocuk belirdi
    Kirvesi tutmuş kolundan
    Yatırdılar bir kamp yatağına,
    Ardından sünnetçi olacak zat boy gösterdi
    Elinde bıçağıyla,
    Çocuk kaldırdı başını, bağırdı:
    “Yaşasın Cumhuriyet” diye
    Bunun üzerine de ekran karardı

    Korkarım bu, sade gölköylülerin değil, umumumuzun
    Sade küçüklerin değil, büyüklerimizin de
    Düştüğü bir tarihsel yanılgı
    Çünkü sünnet değil, farzdır Cumhuriyet

    #100021015

    Konu: BİLSEN

    forumda BİLSEN

    Bülent
    Katılımcı

    Kırdığın kadehte kalan ömrümden
    Ağlarsın içtiğin yılları bilsen
    Sayende sararıp solan ömrümden
    Ağlarsın biçtiğin dalları bilsen.

    Bağban eyle dedin beni bağrına
    Yanılıp yakılıp uydum çağrına
    Bir demet hercai çiçek uğruna
    Ağlarsın kırdığın gülleri bilsen.

    Ateşe su dedim göz göre göre
    Aklım zavallıydı duyguma göre
    Bahtına şükretti Mecnun bin kere
    Ağlarsın düştüğüm çölleri bilsen.

    Ar ettim sakladım uğraşlarımı
    Haberdar etmedim sırdaşlarımı
    Gizlemek isterken gözyaşlarımı
    Ağlarsın seçtiğim yolları bilsen.

    Sefiller gücünü bende sınadı
    Kimi kaçık dedi kimi bunadı!
    Berduş eleştirdi sarhoş kınadı
    Ağlarsın düştüğüm dilleri bilsen.

    Felsefe böyledir divanelerde
    Teselli aranır bahanelerde
    Bir kadeh mey için meyhanelerde
    Ağlarsın düştüğüm halleri bilsen…

    #100020918

    Bülent
    Katılımcı

    bazı sözler karanlıkta söylenir, diyorum uykularımın birinde
    bazı sözler hiçbir zaman, diyorum kendi sesime uyanırken
    bazı sözler karanlıkta söylenir
    bazı sözler hiçbir zaman
    diyorum armaların birinde
    öyledir, iki yanı ağaçlı yollar, arasından
    geçip gitmektir şiir
    ağaçla, yolla, ne tarafa
    ve hangi zaman

    imgenin şiddetiyle çoğalır anlam
    parçalana parçalana

    geçtiğimiz yollardan
    onca yaprak düşer
    birkaç şiir kalır yalnızca
    o derin ağaçlardan

    kendi sesimize uyandığımız rüyalarda

    #100020730

    Konu: GÖZLERİN

    forumda GÖZLERİN

    Bülent
    Katılımcı

    Gözlerin gözlerin gözlerin,
    ister hapisaneme, ister hastaneme gel,
    gözlerin gözlerin gözlerin hep güneşte,
    şu Mayıs ayı sonlarında öyledir işte
    Antalya tarafında ekinler seher vakti.

    Gözlerin gözlerin gözlerin,
    kaç defa karşımda ağladılar
    çırılçıplak kaldı gözlerin
    altı aylık çocuk gözleri gibi kocaman ve çırılçıplak,
    fakat bir gün bile güneşsiz kalmadılar.

    Gözlerin gözlerin gözlerin,
    gözlerin bir mahmurlaşmayagörsün
    sevinçli bahtiyar
    alabildiğine akıllı ve mükemmel
    dillere destan bir şeyler olur dünyaya sevdası insanın.

    Gözlerin gözlerin gözlerin,
    sonbaharda öyledir işte kestanelikleri Bursa’nın
    ve yaz yağmurundan sonra yapraklar
    ve her mevsim ve her saat İstanbul.

    Gözlerin gözlerin gözlerin,
    gün gelecek gülüm, gün gelecek,
    kardeş insanlar birbirine
    senin gözlerinle bakacaklar gülüm,
    senin gözlerinle bakacaklar.

    1956

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 16) görüntüleniyor