1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 44) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları
  • #100034804

    Konu: SADECE SEN

    grup forumunda Latif MEMİŞ

    Pelin
    Katılımcı

    Karanlıktı
    Rüzgâr uğulduyor
    Kuşlar terk ediyordu
    Şehrin yabancılığını
    Sessize yolculanıyor
    Sezgilerinde
    Mekâna hükmeden
    Anlamlar içindeler.

    Sadece sen varken
    Gözyaşlarına dokunabilen
    Geceye yürüyen
    Seslerine tutsak
    Gülüşüne yabancı
    Tutabildiğince gerçek
    Sezinlemende
    Karanlıktı

    Karanlıktı
    Denizden yürüyen
    İskelelerde küf
    Tahtasında neft
    Yaban zamana
    Öfkene tutku
    Sözüne iyot
    Yakamoz gülümsemene

    Önce tutkuydu
    Sonrasız
    Anlamsız sesinde
    Kalabalık gövdende
    Yosun tadında
    Rüyanda gelin
    Kavuşmana özgürlük
    Karanlıktı

    Karanlıktı
    Sessizce yağıyor
    Renklere adak
    Tutkuya anlam
    Şafağa adımlıyor
    Bulutlanmış
    Parıldıyor yalnızlık
    Beyazında gözbebeğinin.

    Sadece sen
    Aşk ellerine
    Kokuna çiğ
    Nefasetine
    Kahramanlar
    Hüzün sessizliğine
    Duana gelecek
    Aydınlanmıştı çoktan.

    #100034735

    Konu: SEVGİLİ BEN !

    grup forumunda Arzu ALTINÇİÇEK

    Kaptan
    Yönetici

    Sevgili ben;

    kaç mevsimlik suskunluğu vardı arzuların, saymadım
    Yıldızlı gecelerde bile yönümü bulamazdım
    çünkü; her yanım dört duvar yalnızlık

    oysa sevmeye açtım, sevilmek kadar sevişmeye de
    akşamları kısık sokak lambalarının ışığı öperdi bedenimi
    kuytularda kendi dokunuşlarıma ses olurdu o saçma sapan şiirlerim
    an gelir öfkem olurdu
    yeri gelir en büyük çığlığım

    her defasında bir kadehle başlardı boşalmaya gözlerimden acizliğim
    ve titrek dudaklarımdan keskin bir şarkı düşerdi
    her şey susardı sanki
    her şey donardı.

    renkler silinirdi, bilinirdi sebebi
    siyah beyaz resimler keşkeli cümlelerle süslenirdi
    ne kadar saklasam da ele verirdi kırılganlıklarım saçlarımda kendini

    uykusuz saatler bir çizik daha atardı yüzüme
    bilirdim
    ama yapacak bir şey yok

    erguvanlara bulansa da, anıların hep üşüten bir yanı vardı
    ve mavilerin buz kesikleri
    ne bedenim
    ne ellerim…yüreğim titrerdi
    yüreğim tir tir

    herkese bir aşk düşer mi? cevabını kim bilirdi?

    tek korkum y a l n ı z l ı k…

    kalabalıkların uğultusunda bir cümle yakalamaya çalışıyorum
    sıcak
    sadece bana öze
    ya da tensel açlıktan uzak bir el uzansın elime yeter, bir “merhaba” için
    gidişlere alışkın gönlüm nasılsa ama
    gelişler önemliymiş asıl
    b i l i y o r u m

    turuncuların içinden kırmızıları çektim
    mevsim sapsarı

    tarihler değişse de takvimler hep yedi güne gebe
    temmuz nisan çamurlarına bulanık ama o halinden memnun
    batak gülleri süslerken yaz düşleri
    lacivertler hep kıskançsa
    kime ne !

    aşk; kaç yıldır suskunluğumsun
    bir ben biliyorum bunu.

    sesimden düşen kahkalarıma kanmışlarsa benim suçum değil bakıp da görmeyişleri

    aşk; her halimi saklayan siyah bir elbisesin üzerimde…renklerime sırdaş

    oysa ne kadar da net ortada duruşum,
    ne kadar da kollarım savruk
    hangi yana çekseler giderim zannedenler
    ne kadar da haksız

    kilitleri vurmuşum bir kez
    ne öncesi ne sonrası
    hep o andayım

    sana tutsağım a ş k, sana niyetli ama sen y o k s u n.

    aşk;
    tütsülü gecelerin kokusunda terli şiirsin sabaha
    rengin kırmızı…
    utanmak mı gerekir koynunda uyurken ya da vaftiz mi gerekir su akışında sevişleri

    dar sokaklarda düşer yasaklı adın
    ya ihanettir gölgen, ya gölgende ihanetler.
    her türlü yapış yapışsın ama her türlü kapış kapış

    sağ koluma takmışım denizi sınırlar çiziyorum
    ağırlaşıyor ihanet kokuları şehrin
    git gide yamacıma geliyor ayrılık
    ötesinde
    zamana vuran metal kurşunlarda yalnızlığım

    bir ben yakınım kendime
    sonra
    yine ben
    yine ben

    en çok da kendimle konuşmalarımı sever oldum ayrılıklar üstüne.
    bu sabah yabancı olsam aynaya
    hiçbir kıyafet olmasa üzerime
    adımı unutmuş olsa çevremdekiler ve ben hatırlamasam düne aitleri

    çocukluk kumbaramda biriktirdiğim dünlerle
    günleri harcıyorum
    elim açık
    avucumda o kadar çok bozuk günler var ki
    var mı aranızda bütünleyecek yıllarımı?
    üstü sizde kalsın !
    nasılsa aşk herkese lazım

    yalnızlıktan başka kuruşum yok…

    aşk; seninle dolu nice yıllarım olsun.

    Sevgiler
    Sen

    #100034432

    Hayat
    Katılımcı

    Aklını başından alacak ama, aklını sadece bununla yormayacak.
    Delireceksin ama delirmen hastalıktan olmayacak.
    Uzanıverdi mi yanına boylu boyunca, göğsünde atan kalbinin yerine koyacaksın kendini, ruhunu, herşeyini.
    Aşksız yatmayacak yatağa ve sen bunu bileceksin.
    Kadın gibi kadın olacak kadın dediğin, çıtır çerez niyetine yemediğin.
    Bir gecelik değil, ömürlük olacak ömürlük.
    Yıllara rehaveti değil huzuru taşıyacak.
    En seksi leydi olmayı da bilecek, hanım sultan olup sözünü geçirmeyi de.
    Cıvık konulara takılıp zaman tüketmeyecek, küfretmeyecek.
    Kadın dediğin ayıp nedir bilecek.
    Sıkboğaz edip seni yalancı durumuna düşürmeyecek.
    Seni öyle bir tutacak ki arkadaş, sen bile şaşıracaksın öyle tutulduğuna.
    iki lafın başı, her tartışmada ayrılalım tehtidi savurmayacak.
    Sabırlı olacak ve asla gururuna dokunmayacak.
    Tuzu az, şekeri çok gibi limiti olmayan prosedürlerle yemeklerle işi olmayacak.
    Şöyle pastırmalı kurufasülyenin yanına tereyağlı pilavı konduracak şüphesiz.
    Salatasız oturmayacak yemeğe.
    Temiz olacak herşeyden önce mesela köfteyi mıncıklarken elleri.
    Yahut pahalı parfümlerin sindiği, boyacı küpü gibi, her öptüğünde bulaşık bir tadın kaldığı bir kadını öpmeyeceksin.
    Buram buram aşka sarılacaksın arkadaş.
    Buram buram kadın kokacak kadın dediğin.
    Kadın dediğin güzel olacak… Zeki olacak zeki.
    Seni bir hamur gibi karmasını da bilecek, o hamura kendini katmasını da…
    Paranın güzelliğini bilecek ama ne parasızlığın ezikliğini ne de paranın kudurmuşluğunu yaşayacak.
    Değerlerini bir anlık hevesler uğruna terk etmeyecek.
    Namussuzluğunu, ahlaksızlığını ancak ve ancak seni baştan çıkarırken kullanacak,
    Yan gözle adam kesmeyecek, başka sevgili edinmeyecek.
    Sarışın, renkli gözlü uzun bacaklı, beyaz tenli, ince bilekli dilber filan fasarya…
    Kadın dediğin hatun olacak arkadaş, sözüne güvenilir olacak.
    Bileceksin ki konuşulanlar burada kalır, kapıdan çıkmaz bir daha.
    Ağzı sıkı olacak kadın dediğin.
    Sırrını tutacak ama gününü bekleyip kusmayacak..
    Para lazımcılardan, kürkçülerden, cep telefonu manyaklarından, dırdırcılardan, unutkanlıklarını senin üzerine atanlardan,
    Kendi yetersizliğini seni suçlayarak rahatlayanlardan,
    raf süslerinden, tehtidkarlardan, kaçaklardan, kıkırdayanlardan, boş bakanlardan olmayacak.
    Saflığı, cahilliği, aptallığı oynamayacak,
    biraz ukala olabilir ancak sana rol yapmayacak.
    Bir şeyi çok isterse ve inançları doğrultusunda yapacak.
    En önemlisi kendini sevecek arkadaş, kendini sevmeyen kadından sana ne hayır gelir.
    Bir bakarsın ki yıllar sonra bu kadınla ne yatağa sığabiliyorsun, ne toprağa.
    Koluna takıp gezmesini de bileceksin gururla, koynuna çekip sevişmesini de şehvetle.
    Analığını da bilecek, çocuklarından saygı görmeyi de, anaya babaya hürmet etmeyi de.
    Kadın kadın olacak be, seni sadece sen olduğun için, sensin diye sevecek.
    Parayla pulla, kariyerle, kimin ne dediğiyle, sınırlamayacak.
    Hem sevgilin, hem arkadaşın, hem annen, hem çocuğun olacak, bağrına basacaksın huzurla…
    Bileceksin ki evde ‘O’ kadın tarafından beklenmenin zevkini hiçbir zevk yaşatamaz sana.
    Öyle bir kadın işte…
    Nerede öyle kadın , yoktur deme.
    Sen de adam olacaksın, seçmesini bileceksin!

    #100033305

    Konu: ÇAĞLAYAN SEBEBİM

    grup forumunda Ayser ÖZBAKIR

    Ayser
    Katılımcı

    Öyle bir ayrılıktı ki; vücuddan yürek koparcasına acısı sıcak. Gidişlerinden varışa köprülerimde, yarısı kalmış acılarımın konakladığı bir yolculuktu adı. Tarifini hangi başka özne bilirdi ki bu ayrılık cümlesinin. Hangi yaşamayan bilirdi canımın, cebimde sakladığımın, iliklerime vuran kokusunu. Can düşürmüştüm yollarımın kenarlarına. Ezelden ebed kapılarını, aralamıştım bu sebebi boğulmuş düşüncelerimde. Veda vakti ilk ışıklarını bilmem kaç kez vururken duvar saatime, perde başında günü terk etmiş aydınlığa karşı, iki damla yaş dökülüyordu ağlamaktan kirlenmiş yanaklarımdan ve en ağlamamam gereken zamandı tüm zamanlarım içinde. Tutamıyorum hasretin damlalarını içimde, yaradana cılız yakarışlarım boğuldu hasretle kaynayan yaşlarımda. Canımı, candan ötemi, kim koydu benden ayrı… Kıvılcımı düşmüştü kucağıma sebebi can yangınların. Alevlere verdim bu adı ayrılık, tadı zehir hasreti. Yıllanmış, tozlu defterimdeki eski resimler düştü gözlerimin çukurlarına. ‘Hepsine veda’ ydı bu ayrılık bestemin adı. Kokusunda yılları vardı bu şehrin sessiz akşamlarını izlediğim. Terketmekle, gitmenin farkı düştü zihnimin tenha köşelerine. Çare yokmuydu bu yanlış sona. Elimde olsa yeryüzünde ki güzelliklerin tüm sonlarını üşenmeden tek tek yıkar, temizlerdim yeni bir başlangıca doğru. Sonlardan değildi korkularım. Canlaraydı özlemim, özlemimdi yangınım, yangınımdı ayrılık ve ‘hiç sönmeyecek bu özlem yangınlarım’ damgasıydı, zihnime yapışan korkularımın en büyüğü. Hasret sebebim her düşünce fikrime, şakaklarıma kadar varan derin bir of dayanır dudaklarımın eşiklerine. Yollarına düşmüştüm artık yeni eksik şehrimin, yarım basacağım ayağını bu bedenin. Bir deniz kıyısında olcağım zamanlarımın cana boğulduğu sıralarda. Karadenizin hırçın lacivert tonu vurcak seni arayan gözlerime… Dağlarının binler tonda yeşilide gözlerini bana dikmiş olacak karşı yamaçlardan, hasretin perdelerini çekmişti gözüme çok öncesinden. Tek başıma gittiğim bu yol ise karaların en karasıydı bakınca boğulduğum. Bir uzak kehanet belirdi umut vadeden, adı Sürmene… Bir an düştü dudaklarımdan hasret kelimeleri usulca, ve yine gözlerimi doldurdum kekremsi yaşlarla, beni anlatan en az ben kadar yorgun bu harabede. Evet, ben değildi Sürmene, ama benim gibi çok ayrılık resmi vardı duvarlarında gizlediği ve hasretlere boğulan binlerce hüznü vardı bu ilçenin. Biliyordum, her akşam buraya gelip, bu denize nazır belde ayaklarımın altına serecek, buradan canımın şehrine bir rüzgar şarkısı mırıldanacağım. Her günün akşamında başlayacak günüm, yalnızlığımın icraları geceleri gelecek götürecek umutlarımı. Seni düşüneceğim bu maviyi, yeşili, yüreğime gem vurarak ve belki beni duyarsın umuduyla bir an olsun uyanacağım ıssız uykularımdan. Döküldü hasretin dağlardan denize, çağlayanlar bile durdu izledi. Gözbebeklerimde acının resmi ve gereksiz ayrılığın ağır ağır hissedilen hasreti… Hal değiştiriyor gözlerime düşen yaşlar yokluğunda. Islak, tuzlu bir kıvam alıyor ve yolunu biliyor yanaklarımın ezberlemiş tüm hatlarını. Bir nafile yakarış ki bu hasrete, beynimin en ücra tenhalarında yankılanır. Defalarca yaşarım senli hatıraları, en az eskisi kadar gerçek vefa kokan bir okadar da kırılgan. Bir kelam düşecek dudaklarımdan hain ayrılığa. Beni ayırdın canımdan, canımı bulduğum varlıktan, ömrümü yollarına serdiğim yıllarımdan. Sen değilsin acıtan, kekremsi bir hasrettir, çağlayan sebebim benim…

    Ayser ÖZBAKIR

    #100033303

    Konu: ÇOCUK VE MASAL

    grup forumunda Galip SERTEL

    kurtpinar
    Katılımcı

    Hayranım şu uçurtmalara
    alırlar götürürler beni uzun uzun ipleriyle
    çocukluğumun serin rüzgârlarına
    bulutların yağmur kokusudur buğulanan
    vişne dalında ve genizimde
    ben elifba bilmeyen anamın dizinde
    duvardan
    yeşil torbasından indirmiş mushafı
    açmış sayfaları
    sürüyüp duruyor habire
    gül yaprakları gül yüzüne
    ve bir iki yudum gözyaşı
    beyaz çemberinin ucundan
    ihsanımdır diyor ölmüşlere kalmışlara
    ve kutlu bir duadır şimdi masal
    oturmuş hünkârca evin üst köşesine
    ben halâ o çocuk
    hak söz,sarı ses dualar gizeminde
    elifba bilmeyen anamın dizinde…

    Hayranım şu atlıkarıncalara
    alır götürürler beni demir çelik kanatlarıyla
    aslî kavgamın haşin rüzgârlarına
    nisan yağmurların fısıltısıdır vişne dalında
    börtü böcek uyanmış toprakta suya hasret
    ve buğday tarlasına saçılırken bin bir rahmet
    günahsız işçiler dökülürler yasaklı meydanlara
    açlık grevleri bestelenir Arâf’da haktan yana
    biricik nasipten yana
    ve çağlayan bir isyandır şimdi masal
    uygarlığın haram sofralarında meskün mahal
    anamın iflâh duaları halâ dilimde
    ama ben
    ben artık o çocuk değil
    bahtı kara ekmeğimle gurbetin elinde…

    Hayranım şu çocuklara
    tez kızarlar
    tez barışırlar
    okurlar okurlar bal şeker
    güvenirler Keloğlan’a masallarda büyürler
    tilki kardeşdir kirpiyle
    kurt kuzu el ele
    çocuklar sevinirler sevinirler
    akşam olur sabah olur
    olacaklar er geç hep olur
    kar yağar efkâr basar dağları
    çocuklar üşürler üşürler
    masalda masal biter.

    Galip Sertel

    #100018011
    23 Haziran 1901'de İstanbul'da doğdu. Kadı Hüseyin Fikri Efendi'nin oğlu. Baytar Mektebi'ni bırakarak girdiği Darülfünun-ı Osmani'nin (Bugünkü İstanbul Üniversitesi) Edebiyat Fakültesi'nden 1923'te mezun oldu. Erzurum, Konya ve Ankara'daki liselerde öğretmenlik yaptı. Gazi Terbiye Enstitüsü'nde (Gazi Eğitim Enstitüsü) edebiyat dersleri verdi. 1933'ten sonra İstanbul'da Kadıköy Lisesi'nde edebiyat öğretmenliği yaptı. Güzel Sanatlar Akademisi'nde sanat tarihi ve estetik dersleri verdi. 1939'da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde yeni kurulan Türk Edebiyatı Kürsüsü profesörlüğüne getirildi. 1942 ara seçimlerinde CHP'den Maraş Milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne girdi, üniversitedeki görevinden ayrıldı. 1946 seçimlerinde tekrar aday gösterilmeyince bir süre Milli Eğitim Müfettişliği yaptı. Güzel Sanatlar Akademisinde tekrar derse girmeye başladı. 1949'da da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne döndü. Bu görevdeyken 24 Ocak 1962'de İstanbul'da yaşamını yitirdi. Ölümünden sonra plan ve notlarına dayanılarak biraraya getirilen ve 1987'de yayınlanan "Aydaki Kadın" da da aynı irdeleme vardır. Şiir, roman ve yazılarının yanısıra İstanbul, Bursa, Ankara, Erzurum ve Konya kentlerini doğal, tarihsel ve kültürel yapılarıyla anlattığı 1946'da basılan "5 Şehir" önemli eserleri arasındadır. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Eserleri Şiir:
    • Bütün Şiirleri (1976-1981)
    Roman:
    • Mahur Beste (tefrika 1944 - basım 1975)
    • Huzur (1949-1983)
    • Sahnenin Dışındakiler (tefrika 1950- basım 1973)
    • Saatleri Ayarlama Enstitüsü (1961-1977)
    • Ay'daki Kadın (ölümünden sonra 1987)
    Öykü:
    • Abdullah Efendi'nin Rüyaları (1943-1983)
    • Yaz Yağmuru (1955-1983)
    • Hikayeler (Kitaplaşmayan iki hikayesiyle birlikte tüm öyküleri, 1983)
    Deneme:
    • Beş Şehir (1946-2001)
    • Yaşadığım Gibi (1970-1977)
    Araştırma-İnceleme:
    • Tevfik Fikret (1937-1944)
    • Namık Kemal (1942)
    • Edebiyat Üzerine Makaleler (1969-1977)
    • Yahya Kemal (1940-1982)
    • 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi (Ancak birinci cildini tamamlayabildi,1942-1985)
    Hakkında Yayımlanmış Eserler
    • Tanpınar'ın Şiir Dünyası, Mehmet Kaplan (İÜ Edebiyat Fak. Yay.,1964; ikinci basım, Dergâh Yay.,1983)
    • Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Mektupları, Zeynep Kerman (1974; genişletilmiş ikinci basım, 1992)
    • Ahmet Hamdi Tanpınar'dan Seçmeler, Enis Batur (YKY, 1992)
    • Boşluğa Açılan Kapı, Haluk Sunat (Bağlam, 2004)
    • "Bir Gül Bu Karanlıklarda" Tanpınar Üzerine Yazılar. Hazırlayanlar: Abdullah Uçman, Handan İnci. Kitabevi, 2002.
    • Günlüklerin Işığında Tanpınar'la Başbaşa Hazırlayanlar: Zeynep Kerman, İnci Enginün. Dergâh Yay., 2007.
    • Ahmet Hamdi Tanpınar Hazırlayan: Ümit Meriç. Ufuk Kitapları, 2002.
    • Bir Hülya Adamının Romanı - Ahmet Hamdi Tanpınar Hazırlayan: Orhan Okay. Dergâh Yay., 2010.
    #100031714

    likevoyager
    Katılımcı

    gecenin konukluğundayım
    çoklardan birinde
    ben çayımı yudumluyorum/o karanlığı
    baş ağrılarımdan dem vuruyorum ona
    muzdaripliğim aşmış milleri
    homurduyor konuştukça ben
    sıktığını hissediyorum dişlerini, paslı raylar geliyor aklıma
    en dostumdun hani diyorum, ürkütme dilimi
    sende olmazsan?
    sende olmazsan, kime anlatacağım beni?

    biliyor musun? delirtiyor ses/sizliğin sesi
    ürküyorum uğultusundan!

    tutamadığım sözlerime bin öfke var bakışlarında
    aşamadıklarıma kara kusuyor, katran kar beyazı sanırsın
    yazamıyorum diyorum hayli zamandır
    yazıyor da yazamıyor/anlatamıyorum
    aklımı arama ilamı çıkarmışlar sokaklarda
    aptal gülüşlü bir afiş süslüyor duvarları
    yakalayana ödül sunmuşlar, bedel bin yıllık saltanata
    peki neredeyim ben söyler misin diyorum
    varsın bir ömür kavrulayım lavların koynunda
    ben bulayım, akıl cellatlarından önce beni!

    hangi sokaklara gömdüm güvenimi
    hangi caddelere sattım özlemlerimi
    hangi yıllara sundum çocuksu düşlerimi
    hangi suret-i beşerlere sattım bir gülüş bedeli yedi rengimi
    yeter diyorum yeter, azad edin beni!

    kahramanları üstüme geliyor hatim indirdiğim kitapların
    cümle dünya edebiyatı hükümler veriyorlar infazıma
    dolmuş miadlarda beyhude arayışlarım
    telaffuzsuz sözcükler cenke çıkmış beynimde
    uğulduyor kılıç şakırtılarında kulaklarım
    korkuyor muyum? hani yoktu lügatımda?
    meydanları da kalmadı erliğin savaşacak
    bu ne telaş ki, tedavüle gömülüyor erdemler
    düdenler taşmaya yüz tuttu kusacaklar az daha

    istifliyorum sözcükleri ansiklopediler sırada
    yeni basımlarda mı bulacağım mealini
    çok şey değil istediğim, birkaç kelam beş heceye tekabül
    bulan varsa, bilen varsa söylesin
    yemeden öğün niyetine son kez beynimi!

    onur derlerdi adına kaldı mı bileniniz?
    saygı gelirdi ardından, koşar adım koşulsuz
    erdem, isimlerinde mi kaldı delikanlıların salt
    güven vardı hani, el ense cıgara tüttürdüğümüz üstüne, bulunca
    dostluk derlerdi galiba, iki başlı, iki hece, kutsaldı
    ölümden ötesi yoktu yetecek gücü hani?
    bir de..
    bir de aşk diyorlardı adına, öyle garip işte tek hece
    resti çekti mi dizlerine çökerdi dünya
    insan derlerdi hepsine topyekün hani
    insanlık!
    var mı anımsayan, bilen var mı?
    hangi hücrelerde doldurmakta müebbetini
    yada çekildi mi çoktan ipi?
    sehpalar tekmeye ödedi mi diyetlerini çoktan
    peki ben neredeydim söyleyin!

    hangi kahrolası zamanlarda harcadım usumu
    hangi takvimlere çizik attım şuursuz
    hangi akrep kovaladı yelkovanı koşarca
    hangi dipsiz yürekleri doldurmaya çalıştım, kör/sağır
    neredeydim söyleyin!

    çığlıklarım geri dönmekte bana, muhatapsız
    gece nerede, bunca susamazdı sabırsız?

    aralıyor gözkapaklarını, tüketmiş gücünü hırıltısı bu kez
    esniyor kocaman ağzıyla
    girip yok olmak istiyorum bir an, geri dönüşsüz
    kalırsam, bin yıl zarardır doğaya atıklarım bile
    sus diyor
    sus ve uyu?

    ve tek cümle çıkıyor dişleri arasından, mırıltıya benzer
    senin dünyaya gelmen bile hataydı!
    sabah olacak şimdi sus ve uyu
    saçmalıklarınla bozma ahengini dünyanın, raksını
    sus sus ve uyu

    araladım dünyaya açılan perdelerimi
    gün doğmuş
    sabah olmuştu
    varken ben yok olan insanlık gibi
    ben de yoktum görünürlerde!
    yoktum!

    #100031606

    musadenizle
    Katılımcı

    insan oyunlarında yas tutmuş, kurumuş dağlar ovalar
    kır çiçekleri değil dükkanlarda satılan
    gülüm yazan, yavrum yazan, yiğidim yazan
    kapıları tıkayan mezarlık çiçekleri

    yakın kentlerin uzak köylerine yazıyorum şiirimi
    kan sesi dinledik yırtılan damarlardan
    töre dedik, kin ve öfkeyle düğümlendik
    diyetini kestik
    berdel oldu, bedel ödedi hayvan niyetine eksik etek
    oysa seslensek?
    sesimizi duyacak kadar yakındı insanlık

    kirli ellerin uzadığı zamanlardayız
    utancın en utancı göz uçlarında geleceğin
    unutulmuş belgelerde bir tarih ağlıyor
    türkü değil, ninni değil, gökyüzünde bir uğultu
    eli sopalı, cellat sıfatlı insancıklar kin doğuruyordu
    kavrulan ozanların dumanından boğulan
    yüreği kan ağlayan sivas?a yazıyorum şiirimi

    her nerede…
    şehvetle sıvazlanan saçlarda çözülen örüklere yazıyorum
    lekeler sürüyorlar etek uçlarına evlat tadını bilmeden
    meçhule sürüklenen bulutlara
    dağlara yüklenen dertli ağıtlara
    yüreği dağlanan, yas bağlanan yuvalara
    karanlığa gömülen taze cesetlere sorun bu hali

    sözlerim yüreğim kadar büyük, gözlerim kadar keskin
    dağların altında, karanlığın dibinde kalan
    ham bir yüzün, cinsel objeliğini yakıyorum
    yıkıyorum körebe oyunlarını, boyun eğdirmiyorum
    tavadaki bulgurdan kaçıp, pirince saplanan kaşıkları kırıyorum
    kışkırtıyorum kendimi balçıktan fırlayanlara
    gerinen bedenlerde, esneyen şehvetli ağızlara tükürüyorum
    alnı ak, yüzü açık dizelerimde…

    dalları kuruyan, yaprakları dökülen ağaçlar kadar çıplak çepleri görüyorum
    tezgahların kral meyvelerinin karşısında ellerin titrediğini
    bakışların yön değiştirdiğini haykırıyorum
    haykırıyorum ağlayan bebeklerin etekleri çekiştirdiğini

    üstüne bağdaş kuran burjuvanın altında, inliyor kaza öykünen tavuk
    marlboro dizili raflarda esaret konuşuyor
    coca colada kızıl kan
    kadeh kadeh tüketilen masalara haykırıyorum
    sokağımdan, evimden, kendimden nefret ediyorum
    nefret ediyorum köşedeki bakkaldan
    yıkıyorum aciz ruhların mahremiyetini
    merdi namerde muhtaç ettiren, koltuk sevdalarında ağlatıyorum yüreğimi

    kendi toprakları üzerinde savaşmak ötekiyle berikiyle
    savaşmak tüketmektir insanlığı içten içe
    bencillerin zımparasında parça parça cesetler
    küfür kadar kolay indi
    tokat kadar kolay indi
    kan akıtmak kadar kolay döküldü toprağa
    binlerce ölüsüne ağlayan yüreklerden sesleniyorum

    nefesi kan kokan
    eti tırnaktan ayıran ömür törpülerine kışkırtıyorum dilimi
    küçüğüne – büyüğüne
    gelmişine – geçmişine
    azıcık dokunsam biliyorum kan revan
    inadına inadına…
    kör bıçak saplıyorum vicdansızların şah damarına

    Müsade Özdemir


    temptation
    Katılımcı

    Her akşam,
    Yaslayacağım başımı penceremin camına
    Hüzün gölgelenecek gözlerimde
    Karanlığın soğuğunu hissedeceğim, tenim ürpererek ?
    Yalnızlığımı yüreğimde acıtacağım,

    Bakacağım evlere,
    Camlara tek tük düşen ışıklara! .
    Yaşamlar düşleyeceğim hayallerimi avutan
    Yollar belki ıssız olacak baktığım o saatlerde?
    Bir sokak kedisinin,
    çöpleri karıştırırken ürkek haline takılacağım..
    Sonbahar rüzgârlarının ıslığı dolanacak odamda
    Savrulacak yüreğim kuru yapraklar gibi..

    Ya da kış olacak kim bilir! ..
    Omuzlarıma vuracak..
    Cama yasladığım yanağımda donacak gözyaşlarım.
    Buğulanacak cam nefesimde..
    Bir yıldız çizeceğim elimle öylesine..
    Seni Seviyorum ‘diyeceğim fısıldayarak..

    Nerdesin? ..
    Ne yapıyorsun? ! ..

    Avuçlarında tuttuğun, bir adet çakıl taşı,
    Sahilde misin? ! ..
    Yoksa uzayıp giden yollarda mı? .
    Karanlık mı geceler? ! ..

    Gecelerde sen,
    Gecelerde ben,

    Saatler kaçı vuracak bilmiyorum..
    Bildiğim, saatler seni vuracak.
    Sen olacaksın saniyeler de,dakikalar da..
    Hep kanayacağım hasretinle..
    ve hep ağlayacağım?

    Aynı şehirde olacağım!
    Senin soluduğun havayı soluyacağım,
    Belki beş dakika arayla, aynı yollardan geçeceğiz.
    Senin baktığın,
    Senin dokunduğun her şeye bakarak, dokunarak…
    Uzansan nefesimi hissedeceğin kadar yakın olacağım..

    Bensiz!
    Sessizce gecelere ağlayacaksın..
    Şarkılarımız da dokunuşlarımız kalacak..
    Özlemek bir çığ gibi büyüyecek
    Öfkeyle her şeyi kırmak isteyeceksin! ..
    Çıkıp saatlerce koşmak nefes nefese,kan ter içinde

    Aynı şehirde,
    Ayrı evlerde,
    Ayrı odalarda..

    Beyaz bir kağıda ve bir kaleme düşecek gölgelerimiz.
    Yazacağız sayfalar dolusu
    Ağırlığınca uykusuzluğa gem vuran saatlerde
    Düşüncelerimizi en sığ köşesinden çıkarıp
    Gözyaşlarımız da boğacağız kelimeleri
    İsyanlarımın sisli sokaklarında dolanacağım arsızca
    Beyaz bir gül tutacağım doğan şafağa
    Bir buse vereceğim dikenlere inat!
    Kan çanağı gözlerime umutları yerleştirip
    Seni saklayacağım! .
    Son nefes gibi! .

    Tomris Meteoğlu

    #100030778

    Konu: CANIM KIZIM

    grup forumunda İclal AYDIN

    temptation
    Katılımcı

    Meğer sanaymış yolculuğum. Burgun kendime neden yasadığımı sordum; bir anlamı olmalıydı basımdan gecen onca şeyin; bir karşılığım olmalıydı hayatta.bu soruyu sorduğumda kendime yirmi üç yasındaydım. Ellerim yaslanmamıştı henüz ama soluk soluğa kalmış yorgun bir çocuktum, bildiğim her şeyden, herkesten uzaktaydım..
    Yalnızlık, yabancılık, haksızlık dünya kederleri bir olup yüklenmişlerdi bir gece kalbime. Balkona çıktım, dördüncü kattaydım.soğuk bir kıs gecesiydi. Demirleri tuttum caddeyi seyrettim ağlayarak. Göreceksin insan nasıl acır kendine böyle anlarda… Yüz yirmi dokuz numaralı otobüs geçiyordu ve bir kız köşedeki benzinciden çıkmış; elinde bira şişesi ağlıyordu, uzundu sacları.kaldırıma oturdu elindeki bira şişesini karşısındaki saat kulesine fırlattı. Saat oniki’ye on vardı ve belli ki ikimizinde canı çok yanmaktaydı…
    Annem geldi aklıma bir Pazar dönüşü elimi avucunun içinde kavrayışı ve bana doğumumu anlatısı. Yalnızmış sancıları geldiğinde; çok korkmuş ya başaramazsa diye. Balkona çıkmış insanları seyretmiş başka kadınlarda çekti bu sancıyı diyerek ve başka insanların acılarından güç alarak doğuma girmiş. Doğduğumda yaptığı ilk şey saate bakmak olmuş. Saat öğlen oniki’ye on varmış. İşte böyle demiştim kendi kendime; buraya kadarmış. Sonra çilekli pastayı, çaldığım vişneleri, limonlu dondurmayı ne çok sevdiğimi düşündüm. Saclarımı uzatacaktım, para biriktirip yollara çıkacaktım ve bir daha hiç yirmi üç yaşında olmayacaktım. Büyük kararlardan önce mutlaka bir gece beklemeli eğer sabah aynıysa her şey o zaman düşünmeli bitirmeyi bir hikayeyi.. Ertesi gün güneşli bir sabahtı; çoktan düşmüştü ruhumun ve kederimin ateşi…
    O günden sonra neler oldu bir bilsen…sana anlatacak o kadar çok şeyim var ki. Çok korkuyorum severmisin acaba beni? İyi bir anne olabilecek miyim? Koruyabilecek miyim seni? Kalbimde ve zihnimde biriktirdiklerimi eksiksiz iletebilecek miyim sana?
    Takvimler bir sonbahar çocuğu olacağını söylüyor. Annende sonbaharda doğmuş bir bebekti. Bu mevsim hüzünlüdür kızım ve çok sever güneşi.şuanda minicik tekmelerinle ben burdayım diyorsun. Gelişine az kaldı. Seni sevinçle beklerken odanı hazırlıyoruz hevesle.ama ne yazık ki odan kadar sessiz ve özenli bir ülkeye gelmiyorsun. İsterdim ki benim gördüklerime sen şahit olma ama onlar sana bile yetişti. Geleceği zamanı kendi seçen biri olarak güçlü ve bendende önde olacağını biliyorum umarım sende seversin karıncaları, kedileri ve kelebekleri. Ben babasını çok özleyen bir çocuktum dilerim sen ayrı kalmazsın seni sevinçle bekleyen babandan….
    Anneler ve babalar tanıyacaksın bizden başka. Oğluna söz verdiği bisikleti alamadığında notalarla oğlunun adını yazan bıyıklı yorgun babaları, ya da kendi giyemediği mavi yirmi üç nisan elbisesini sabaha dek uyumadan kızına diken anneleri, sonra kendinden başkasını düşünmeyenleri, kendi öfkesinde boğulanları ve yalancıları tanıyacaksın. AŞk’ı tanıyacaksın bir gün, kalbim kırılacak ve belki kıracaksın birilerini… İyi bir tamirci ol kızım, çabuk onar kırdığın kalplere ve çaresiz kalma kendi kırık kalbine. Sen şimdi kendi öykünü yazmaya geliyorsun.
    Hayat iki seçenek sunuyor: ya payına düşen kederi parlatacaksın; ya da ömrünle iyi geçinmeye bakacaksın. İkincisini tercih edersin umarım…
    Bana öğretildiği gibi kızım; öğrendiğin çiçek adlarını unutma, kelebekleri kitap arasında kurutma, kin büyütme kalbinde ve incitme kimseyi…
    Dilerim dünyaya geliş nedenini sen çabuk bulursun.yolun acık olsun….

    Annen

    İclal Aydın

    #100029751

    Konu: BEN ANADOLU’YUM

    grup forumunda Ali YÜCE

    sudenaz
    Katılımcı

    çok kahırlar çektim
    savaşlar, kıyımlar, açlıklar gördüm
    aşklarımdan destanlar yazıldı
    nehirlerim göz yaşlarımdan

    çok göçler, sürgünler yaşadım
    kardeşin kardeşe kıydığını gördüm
    toprağım al kanlarla sulandı
    türkülerim ağıtlarımdan

    çok zulümler, isyanlar yaşadım
    ozanlar, dervişler, aşıklar gördüm
    darağaçları kuruldu, zindanlar doldu
    depremlerim öfkemden

    ben cefakar anadolu’yum
    ne dinler ne mezhepler yaşadım
    direndim tüm zamanlara
    gökyüzüm umutlarımdan

    #100029389

    Konu: ZAMANIN BENİM

    grup forumunda Sema ŞENER

    sema
    Katılımcı

    I

    Tek yürek atımı olmak
    Ve sobeleyen olmak ölümü..
    Beraberce..
    Yasaklı olan diyarın en gizemli yerlerinde..
    Yaşayamadıklarımıza duyduğumuz öfkeyi
    Uysallaştırabilmek seninle…
    Hem de tek bir kelimeyle..
    Ben sevmek için doğarken her yeni güne,
    Sen sevilmek için doğuyorsun
    Seninle sensizliğin olduğu yerlerde…
    Çelişkiler son bulsun dedikçe,
    Kendi çelişkilerimize yenilenlerdik aslında..
    Uzaklıklara bakmaktan gözleri acıyanlardık.
    Sevmek yaşam olgusuyken bizde,
    Ölümü bile göze alanlardık sevgimiz uğruna..
    Yaşayandık sevdayı..
    En farklı, en doğal, en biz olan haliyle.
    Yarım kalmışlıklara inat,
    Tamamlayandık birbirimizdeki kayıp parçaları.
    Sevdayı en doğan haliyle yaşayanlardık.
    Bendim… sendin.. biz olduk,
    Yasaklı olan ama her tadıyla
    Her nefesiyle biz kokan sevdanın minik busesinde..
    Senin olmak vardı..
    Sen olmak vardı..
    Gözlerinin taaa içlerine bakıp
    Seni seviyorum diyebilmek vardı….

    II

    Her doğan güne birlikte gözlerimizi açmak
    Ve merhaba demek vardı…
    Teninin sıcaklığını hissederken erimek vardı
    Adı bilinmez olan diyarların en köhne yalnızlığında..
    Dilime yerleşen nihavent ezgiler eşliğinde
    Adımlarken çılgınlığın dikey boyutlarını,
    Yanmak vardı aşkına üşüyen yanımdan soyutlayarak kendimi..
    Asırlar öncesine dayanan yokluğundu bugünlere ulaşmamı sağlayan.
    Sendin.. belki de bendim.. ne zaman biz olduk…
    Yoksa hep biz miydik doğduğumuzdan beri..
    Tüm kırılganlıklarıma rağmen sevebilmek seni..
    Kendi parantezimizde yaşamak özgürce..
    Adı aşk olan.. tadı tuzu sen olan sevdaya yanmak alabildiğince..
    Umut olmayan bugünlere inat
    Eldeki yarınlarla mutlu olabilmek senin gölgen altında..
    Ve sana seni seviyorum diyebilmek…
    Tüm gökyüzüne yazmak adını..
    Gökkuşağının renklerinde dansetmek seninle
    Sana aşığım diyerek…

    Seni seviyorum sevgili.. seni seviyorum…

    III

    Sevdalara açılan bir yelkendi sonsuzluğun ….
    Gecenin kokusu sinerken üzerine kelimelerin ,
    Kelimelerden önce harflerle dans edenlerdik..

    İzlemek vardı seni derin bir boşlukta…
    Sadece bakmaktı uzaklardan, dokunamamaktı..
    Sen vardın…ben hep fakirdim senden uzakta…
    Ağlardım bakmadığında delirdiğim bakışlarınla…
    Bahar olmak vardı tapılası gözlerinde…
    Sevgilim diyebilmekti en güzeli…
    Sevgilim dediğini duymaktı…
    Tek yürek atımı sevdamızın karanlık dehlizlerde
    Kaybolmasına izin vermemekti.
    Geçmişe duyulan kin gerilerde kalırken yaşamaktı sevdayı,
    Yaşanmamışlıkların ruhumuzda yarattığı sergüzeştlikte…

    Adım hüzündü benim…
    Gözlerinin alabildiğince
    Ama yüreğinin göremediğince
    Hüznündüm ben ruhundan dökülen…

    Adım aşktı benim…
    Hiç görmediğin, hiç tanımadığın bir tattım senin dilinde…
    Seviyorum diyebildiğimce özgür olmak
    Ve özgürlük kanatlarını sevdana yükleyebilmekti
    Akreple yelkovanın peşine takılarak..

    Zaman durdu sevgili…
    Bundan sonra ve bundan evvel…
    Senin zamanın benim…

    #100028929

    Konu: NALAN

    grup forumunda Yusuf HAYALOĞLU

    likevoyager
    Katılımcı

    Merhaba Nalân… bu sen misin,
    Yoksa sen mi sandım;
    Biri çimdiklesin beni…
    Şöyle ışığa gel de göreyim,
    Beni dümdüz eden,
    O yalandan da yalan gözlerini…

    Merhaba Nalân…
    Amortiden mi çıktın güzelim?
    Bak yine şapşal ettin bizi…
    Oysa ne güzel unutmuştuk
    Ve ne güzel sona ermişti,
    O gerzek pembe dizi! ..

    Hani, son bölümde sen yamuk yapıp
    Fabrikatör Nubar Bey’in
    Tarabya köşküne gitmiştin…
    Hani, arkadaşım Halit Akçatepe’nin yanında
    Beni acayip refüze etmiştin…
    Ve işte o an gözümde,
    Eskicinin bile almadığı
    Bir eski eşya gibi, bitmiştin! ..

    Merhaba Nâlan..
    Pişmanlıklar denizinin biletsiz yolcusu…
    Merhaba, artist olma hayallerinin
    İkinci sınıf karakter oyuncusu! ..

    Vay anasını sayın seyirciler,
    Vay anasını be… vay anasını! ..
    Bak, şimdi ağlarım ha,
    Tez kapatsın biri,
    Gözlerimin bozuk vanasını! ..

    Oysa, o zehir kusan fabrika yolunda
    Beraber ıslanmıştık biz, nice yağmurda.
    Ve o gün, Nubar Bey’in çarpıp kaçtığı
    Bir hayvancağızdı inleyen,
    Yol kenarı çamurunda.

    Ve hep kendine ayırdığın
    O bencil yüreğin,
    Bir de o gariban köpeğe sızlamıştı.
    Ve ben, ilk defa seni böyle bilmiştim,
    Ve damarlarım ilk defa böyle cızlamıştı! ..

    Merhaba Nâlan… merhaba!
    Yoksul mahallemizin en havalı kızı.
    Merhaba, yanlış ağlara takılmış
    Muhteşem deniz yıldızı! ..

    Ben sana bakınca, dolardım bulut gibi
    Dolardım da bir türlü yağamazdım…
    Sen bana bakınca,
    Bir ağlamak düğümlenir boğazımda,
    Gurur yapar, ağlamazdım…

    Ne düşkündüm sana be!
    Hani hayvanlar yavrusunu yalarmış,
    Aynen öyle…
    Ne tutkuydu bizimkisi be!
    Hani Ferhat dağları nasıl delermiş,
    Aynen öyle…
    Ve o nasıl gidişti be!
    Hani bir tren gelir de üzerinden geçermiş,
    Aynen öyle…

    Of Nâlan of! ..
    Sen benim neler çektiğimi bilsen,
    Bunu bilmekten ölürdün…
    Şu kadarını söyleyeyim:
    Hani taş olsan,
    Yani taş olsan;
    Ortadan ikiye bölünürdün…

    Gitme Nâlan, dur!
    Tekrar gitme ne olur! ..
    Aldırış etme saçma sapan sözlerime.
    Yoo… hayır, ağlamıyorum,
    Galiba cıgaranın dumanı kaçtı gözlerime.

    Belki de sen haklıydın,
    Bu mahallede ne bahtın açılır,
    Ne de boyun uzardı.
    Üstelik annen ölmüştü
    Ve sokağınız,
    Acını kaldıramayacak kadar dardı…

    Terso gidiyordu herşey…
    Milllet işi-gücü bırakmış,
    Aklını bize takıyordu.
    Altımızda çul yoktu,
    Üstümüzde dam akıyordu.
    Arap kızı camdan bakıyordu…

    Sen gittikten sonra ben,
    Hiç sorma…
    El attığım her işi, çok geçmedi batırdım.
    Çünkü seni unutmanın tek yoluydu;
    Bütün kazancımı şaraba yatırdım.

    Ama gelinliğin duruyor.
    Baba yadigarı cumbalı evi de satmadım.
    Yalanım varsa kalkmayayım şuradan:
    Ben seni bir tek gün,
    Bir tek gün bile unutmadım! ..

    Merhaba Nâlan,
    Merhaba üzgün melek.
    Merhaba kadersizim, talihsizim.
    Merhaba titreyen elim, sancıyan belim,
    Ağrıyan dizim, vazgeçilmezim! ..

    Ama Necdet Tosun öldü Nâlan,
    Artık yemekleri sen,
    Salatayı da ben yapacağım.
    Sami Hazinses kadar olmasa da
    Bahçeyi sevdiğin çiçeklerle donatacağım.

    Kemal Sunal da öldü Nâlan,
    İyi kalpli amcaları birer-birer uğurladık.
    Ve dünya kirlendi,
    Filmler bozuldu
    O masum sevdalar yaşanmıyor artık…

    Sen varsın, ben varım.
    Bir de, acımasız bir dünya var dışarıda…
    Esas film şimdi başlıyor,
    Ve bütün koltuklar bomboş bu sinemada! ..

    Merhaba Nâlan, merhaba! ..
    Sen ortada sıçan, ben şaşkın körebe…
    Ulan seviyorum seni be! ..
    Ulan, nereden inceldiyse,
    Oradan kopsun be! ..

    #100028875

    Konu: SEN AKLIMA GELİNCE

    grup forumunda Nurdan ÜNSAL

    likevoyager
    Katılımcı

    Çıksam,
    Çıkıp gitsem uzaklara,
    Burdan çok uzaklara,
    Yine yanımdasın ya, burkulur içim..

    Hani sen gider gidersin de
    Evler,köyler durur ya orda,
    Akşamsa kuşlar göçer,
    Işıkları yanar evlerin,
    Bir hüzün çöker ya hani
    Karanlık iner dağlara..
    Buğulanır gözlerim…

    Kaçsam,
    Kaçıp bağırsam dağlara,
    Feryadım yine sen olursun ya,
    Burkulur yanar içim…

    Hani bağırsan da çıkmaz sesin
    Uyansam bitse bu karabasan dersin,
    Bir gülüş, bir dokunuş arar yüreğin..
    Uyanır bakarım yoksun,
    Boğulur sesim…

    Girsem,
    Girip yıkansam sulara,
    Buz gibi denizlerde yanar,
    Etim cayır cayır seni bağırır ya
    Ağlarım için için…
    Aksini görüp sularda
    Sarılır kucaklarım sesini…

    Koşsam,
    Koşup karışsam kalabalığa,
    Gürültülü, cıvıl cıvıl,
    Işıl ışıl vitrinler
    Gidenler gelenler.
    Telaşlı koşarak yürüsem,
    Sanki bir yere yetişecekmişim,
    Aceleymiş işim,
    Bekleyenim varmış gibi hani…
    İçim burkulur yine
    Sen gelirsin aklıma.
    Ayaklarım ağırlaşır gitmez…

    Buluşurmuşuz seninle
    Dediğimiz yer ve saatte.
    Özlermişiz,
    Elele yürür gülüşürmüşüz.
    Çok şeyimiz olurmuş konuşacak,
    Kimseyi görmezmiş gözlerimiz.
    Dünya durur, seyreder
    Yollarımız gül olurmuş ya hani,
    Dertler tasalar biter,
    Simit alır yermişiz
    Dilenciye para verirmişiz hani,
    İçim burkulur, burkulur içim…

    Kalksam,
    Kalkıp sofralar kursam,
    Mumları yaksam, donatsam,
    Herkesi çağırıp toplasam
    Sen gelirsin yine aklıma
    Burkulur içim…

    Hani çok açmışız da
    Güle oynaya iştahla
    Bağıra çağıra, döke saça yer,
    ”Bugün neler oldu neler” diye
    Hepbir ağızdan konuşurmuşuz ya…
    Bir sessizlik boynunu büker,
    Yemekler tatsız tuzsuz olur,
    Kurur ekmek, lokmalar büyür.
    Çınlar tabak çatal
    Sessizlik ölüm olur.
    Dağıtmak için pusu
    Sözler diken olur,
    Sofra küser,
    Gönüller alıngan olur…
    İçim burkulur burkulur…

    Düşsem,
    Düşüp yatsam yataklara,
    Sen gelirsin yine aklıma…

    Hani çocukmuşuz, hasta olmuşuz
    Gözlerimiz baygın, buğulu
    Yanaklarımız al al, ateşli,
    Dışarda oyunlar oynanır neşeli
    Kalkamaz yataktan
    Kesiliriz ya iştahtan hani…
    Öyle işte, boynum bükülür
    Sen gelirsin aklıma öksüz, yalnız
    Bakarım camdan, yoksun
    Burkulur içim….

    Ölsem,
    Ölüp gitsem mesela,
    Nasıl öldüğümü bilmeden, aniden.
    Sen gelirsin aklıma.

    Hani ölmüşüm de
    Sevdiklerim, sevmediklerim,
    Üzgün, ağlamaklı herkes.
    İyiliğim, güzelliğim, bahtsızlığım,
    Pişmanlıklar, keşkeler, feryatlar..
    Ürpertiler rüzgarla karışık,
    Sessiz dualarla örtülür ya toprak…
    İçim burkulur, üzülürüm..
    Ölüp gittiğime değil de
    Seni burda yapayalnız, bensiz
    Koyup gittiğime yanar, yanar içim…

    Sen aklıma gelince
    Sessizce akar süzülür gözyaşım.
    Sevdiğim, yoldaşım, aşkım…
    Burkulur yanar içim…

    23.03.2005


    likevoyager
    Katılımcı

    Benim bahçem yoksuldu;
    İki dala bir yaprak düşerdi ağaçlarımdan.
    Kuşlarım ödünç alırdı kanatlarını
    İşlerinden yorgun dönen arkadaşlarından.

    Zeytin, peynir, reçel, bal
    Konserleri verilirdi her gece
    Sofralardaki yapayalnız ekmeklere
    Ve yokluklar yarına bırakılırdı böylece..

    Soğuk sular akardı çeşmelerden,
    Doktorlar saklambaç oynardı hastalarla.
    Her akşamki sazlı-sözlü eğlencelerden
    Çocuklar hasta olurdu pastalarla.

    Aylı-yıldızlı-mehtaplı gecelerdi tüm
    Sokaklar, evler ışıl-ışıl parlardı.
    Çözümlemesi zor bilmecelerdi, kördüğüm;
    Ve bakar bakmaz çözüm bulan adamlar vardı.

    Öyle okullarımız vardı ki orada
    Öğretmenler Hoca?larının öğrencisi değil.
    Ner?deyse kulu-kölesiydi, kıran-kırana.
    Derslere bile girilirdi arada.

    Nasıl anlatsam, bizim ora?lar
    Öyle sıradan bir semt, bakımsız bir mahalle değil,
    Sanki Cennet?ten bir köşe,
    Bağımsız bir masal ülkesiydi.

    Ah! Sizler görmediniz çocuklar, çünkü
    – Dilerim görmeyiniz – o günler geride kaldı.
    Dinlemediniz böylesine bir öykü.
    Şairine gülmeyiniz, bir masaldı.

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 44) görüntüleniyor