1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 137) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları
  • #100036002

    Şule
    Katılımcı

    nasıl olurdu seninle sevişmek bir bilsem
    sonra üzerime bir bulut çeksem
    de dinlesem yağmurun sesini
    toprağın nefesini
    gün açsa ufkunda birden
    sana gül toplasam denizden

    böyle olmalı seninle sevişmek

    #100034786

    Konu: HAYALDEN

    grup forumunda Latif MEMİŞ

    Pelin
    Katılımcı

    Hayalden bir geceydi
    Karşımda sen oturur
    Bana büyülü sözcükler söylerdin
    Bir an sana takılsa gözlerim
    Kaç kez sarılırdım sessizliğine
    Kaç kez kor olurdum ateşinde
    Hiç bıkmazdım

    Hayalden bir geceydi
    Ellerin kavrulur avuçlarımda
    Bakışlarında erir sessizlik
    Ve hınca hınç büyürdü
    Rüzgarların ıslığında,
    Bakışlarında bunca tutku
    Bunca sözcük olmasa belki
    Hiç kimse konuşmaz
    Konuşsa anlaşılmaz

    Hayalden bir geceydi
    Her kaçamak saniyede büyür
    Büyüdükçe erişilmez olur
    Dudaklarında aşk
    Dokunsan titrer yüreğim
    Gülüşün yürür içimde
    Sıcaklığınlayım
    Donar kalırım
    Tenin tenimden süzülürken.

    Hayalden bir geceydi
    Omuzlarımda süzülür gözyaşların
    Sevgiden de büyülü hatta
    Tutkudan birkaç cümle ötede
    Hüzünlerimiz hıçkırıklarda büyür
    Karanlıklar senle kaybolur
    Ve tüm büyüler bozulur
    Yılların kaybettiklerine
    Kaskatı ağlarım

    Hayalden bir geceydi
    Biz vardık sadece
    Ayrılık henüz keşfedilmemiş
    Belki yaşanmamış bile hiç
    Her şey susar
    Sonrası hep sessizlik.

    #100034735

    Konu: SEVGİLİ BEN !

    grup forumunda Arzu ALTINÇİÇEK

    Kaptan
    Yönetici

    Sevgili ben;

    kaç mevsimlik suskunluğu vardı arzuların, saymadım
    Yıldızlı gecelerde bile yönümü bulamazdım
    çünkü; her yanım dört duvar yalnızlık

    oysa sevmeye açtım, sevilmek kadar sevişmeye de
    akşamları kısık sokak lambalarının ışığı öperdi bedenimi
    kuytularda kendi dokunuşlarıma ses olurdu o saçma sapan şiirlerim
    an gelir öfkem olurdu
    yeri gelir en büyük çığlığım

    her defasında bir kadehle başlardı boşalmaya gözlerimden acizliğim
    ve titrek dudaklarımdan keskin bir şarkı düşerdi
    her şey susardı sanki
    her şey donardı.

    renkler silinirdi, bilinirdi sebebi
    siyah beyaz resimler keşkeli cümlelerle süslenirdi
    ne kadar saklasam da ele verirdi kırılganlıklarım saçlarımda kendini

    uykusuz saatler bir çizik daha atardı yüzüme
    bilirdim
    ama yapacak bir şey yok

    erguvanlara bulansa da, anıların hep üşüten bir yanı vardı
    ve mavilerin buz kesikleri
    ne bedenim
    ne ellerim…yüreğim titrerdi
    yüreğim tir tir

    herkese bir aşk düşer mi? cevabını kim bilirdi?

    tek korkum y a l n ı z l ı k…

    kalabalıkların uğultusunda bir cümle yakalamaya çalışıyorum
    sıcak
    sadece bana öze
    ya da tensel açlıktan uzak bir el uzansın elime yeter, bir “merhaba” için
    gidişlere alışkın gönlüm nasılsa ama
    gelişler önemliymiş asıl
    b i l i y o r u m

    turuncuların içinden kırmızıları çektim
    mevsim sapsarı

    tarihler değişse de takvimler hep yedi güne gebe
    temmuz nisan çamurlarına bulanık ama o halinden memnun
    batak gülleri süslerken yaz düşleri
    lacivertler hep kıskançsa
    kime ne !

    aşk; kaç yıldır suskunluğumsun
    bir ben biliyorum bunu.

    sesimden düşen kahkalarıma kanmışlarsa benim suçum değil bakıp da görmeyişleri

    aşk; her halimi saklayan siyah bir elbisesin üzerimde…renklerime sırdaş

    oysa ne kadar da net ortada duruşum,
    ne kadar da kollarım savruk
    hangi yana çekseler giderim zannedenler
    ne kadar da haksız

    kilitleri vurmuşum bir kez
    ne öncesi ne sonrası
    hep o andayım

    sana tutsağım a ş k, sana niyetli ama sen y o k s u n.

    aşk;
    tütsülü gecelerin kokusunda terli şiirsin sabaha
    rengin kırmızı…
    utanmak mı gerekir koynunda uyurken ya da vaftiz mi gerekir su akışında sevişleri

    dar sokaklarda düşer yasaklı adın
    ya ihanettir gölgen, ya gölgende ihanetler.
    her türlü yapış yapışsın ama her türlü kapış kapış

    sağ koluma takmışım denizi sınırlar çiziyorum
    ağırlaşıyor ihanet kokuları şehrin
    git gide yamacıma geliyor ayrılık
    ötesinde
    zamana vuran metal kurşunlarda yalnızlığım

    bir ben yakınım kendime
    sonra
    yine ben
    yine ben

    en çok da kendimle konuşmalarımı sever oldum ayrılıklar üstüne.
    bu sabah yabancı olsam aynaya
    hiçbir kıyafet olmasa üzerime
    adımı unutmuş olsa çevremdekiler ve ben hatırlamasam düne aitleri

    çocukluk kumbaramda biriktirdiğim dünlerle
    günleri harcıyorum
    elim açık
    avucumda o kadar çok bozuk günler var ki
    var mı aranızda bütünleyecek yıllarımı?
    üstü sizde kalsın !
    nasılsa aşk herkese lazım

    yalnızlıktan başka kuruşum yok…

    aşk; seninle dolu nice yıllarım olsun.

    Sevgiler
    Sen

    #100034569

    Konu: ARTIK ÇOK ZOR

    grup forumunda Abdulhamit GÜLLÜK

    Hayat
    Katılımcı

    Kırdın ümidimi çaresiz kaldım,
    Seninle kapandı sevgi bağlarım,
    Seninle gündüzüm, gecem olurdum,
    Yeniden başlamak zor bundan sonra…

    Neye yarar artık gözyaşlarımız,
    Bitmesin istedim duygularımız,
    Gitmesin istedim arzularımız,
    Yeniden sevmek zordur bundan sonra…

    Kurtulduğunu zannettin aklınca,
    Neye yarar sonkez pişman olunca,
    Sevgimizi düşün yalnız kalınca,
    Başını taşlara vur bundan sonra…

    #100034596

    Konu: AYAZ GECELERİM

    grup forumunda Abdulhamit GÜLLÜK

    Hayat
    Katılımcı

    Kar yağıyordur oralara,
    Buzdan kılıçlarımız olurdu bilirsin…
    Bir başkadır evlerin bacaları
    Camları beyaz örtüyle kaplı…
    Eminönü, Yeni Cami’nin önü,
    Güvercinler karlarda yem arıyorlar
    Yaşamak için…
    Kaldırımlar yalnızların durağı
    Benimse ayaz gecelerim
    Bir uğultu başlıyor geceye
    Kar lapa lapa yağıyor
    Başım, ellerim, ayaklarım üşür sensizliğimde…
    Demiştin ki hatırlarsan;
    Tut ellerimi üşümesin
    Nefesimle ısıtmıştım ellerini
    İyi ki sen varsın hayatımda…
    Ve bir gün gittin işte
    Zaman seninle başladı…
    Ayaz gecelerim…
    Yüreğim üşür, kelimeler üşür,
    İstanbul üşür,
    Sana olan hasretimle
    Donar ayaz gecelerim….

    #100034441

    Hayat
    Katılımcı

    Bir gün daha çaldım sensizlikten. Zor da olsa vurdu saat gece on ikiyi… Şimdi önümde yeni bir sensizlik var. İçinde, beni neyin beklediğini bilmediğim yirmi dört saat daha var… Sonra o da geçecek… İşte böyle kovalayacak birbirini yarınlar. Derken unutucağım seni, unuttuğumun farkında bile olmadan. Doğrusu da bu zaten, aksi halde hatırlamış olur insan. ?Onu unuttum? demek bile hatırlamaktır. Bu cümleyi aklıma getirmeyecek derecede unutmalıyım seni. İzin kalmamalı… Başkasını ararken yanlışlıkla senin numaranı çevirmemeliyim, kendimle dalga geçeceksem bu başka bir şey için olmalı… Sana dair hiçbir fikir kırıntısı kalmamalı beynimde. Zaman aşımına uğramalı tüm tasalar. Hiç sevilmemiş, hiç yaşanmamış gibi yabancılaşmalısın. Tesadüfen bir yerde adın geçtiğinde, irkilmemeliyim. Hakkında sorulan her soru cevapsız kalmalı. Çok seven insan aynı ölçüde unutmalı…

    Seni birgün hatırlanmamak üzere sileceğim. Ama şimdi değil, çünkü ardında bıraktıklarından öğrenmem gereken çok şey var daha. Eğer gerçekten dendiği gibi ayrılıklar-acılar insanı adam ediyorsa, ben kızmamalıyım gidenlere. Ben senin ve senin gibiler sayesinde birgün adam olacağım. Ama şimdi değil. Çünkü dersini çıkarmam gereken çok ayrılığım var benim. ?Adam olmak adına, nice ayrılıklara…? Bak gördün mü böyle dalga geçmeli insan kendisiyle. Yanlışlıkla o numarayı tuşladığında değil…

    Şu durumda bile gülümseyebiliyorsam, epey yol katetmişim demektir seni unutma yolunda. Acaba diyorum bu yazıyı yazmasa mıydım? Neden dersen canım acımıyor ki? Yani yazıya başladığımdan beri bir tek sigara dahi yakmadım. Evet, çok az kalmış seni unutmama… Bunu hissediyorum… Yazmasam da olurdu ama ölmek üzere olan yokluğuna can çekiştirmek hoşuma gidiyor! Amatör bir şairin intikamı olsa gerek bu…

    Oysa ben bunları yazmak için başlamamıştım sana. Hatırlıyor musun o ilk günü? İnsanın tanımadığı birinin masasına yaklaşıp, o tatlı gerginliği yaşayarak ?merhaba? demesi ne kadar garip. Kimbilir neler düşünmüştün o an… Beni senin yanına iten şey neydi diye çok merak etmiştim zamanında. Elinde sigaran, bakışlarını bir noktada toplamıştın. Buydu belki de beni sana çeken manzara. Ben sessiz insanları, az konuşan insanları hep tanımak istemişimdir. Çok sustuklarına göre vardır anlatacakaları bir şey mutlaka diye düşünmüşümdür. Neden sonra farkına varmıştım kaybolmuş bir insana selam verdiğimin. Neden az konuşuyorsun diye sorduğumda verdiğin cevap etkilemişti beni. ?Susturdular…? Anlıyordum. Neden diye sormaya gerek yoktu. Artık bakışlarını topladığın o noktanın yerini benim yüzüm almıştı, konuşmaya başlamıştın nihayet… ?Dinleyecek bir insan buldum? diyordun ya da buna inanmak istiyordun. Suskunluk benim dilime uğramıştı sonra. Soru sorma sırası sendeydi bu sefer ?Sen de pek konuşmuyorsun, neden? ? Benim cevabım seninkinden biraz farklıydı. ?Kelimelerimi çaldılar, bana söyleyecek söz kalmadı? Sonuçta ilk ortak noktamızı bulmuştuk, -susmak-… İkincisi ise, yani karşılıklı yaşadığımız en gerçekçi şey -ayrılmak-… Ve nihayetinde ?unutmak-… Farkında mısın bilmem insana hoş gelen hiçbir ortak yönümüz yok… Hep kaybetmek üstüne, susmalarımızın içinde bile yenilgiler var… İnsan, ilk başta iki yaralı kişinin birbirini daha iyi anlayabileceğini, mutlu olmak adına birbirlerine daha sıkı sarılabilecğini düşünse de, aslında tam tersi doğru… Biri hasta, biri doktor olmadan olmuyor aşk… O yüzden bizim mutlu olmamız uzak ihtimaldi….

    Ben, bugün bunları yazmak için gelmemiştim o masaya. Gel gör şimdi unutmak üzereyim. Pek sevimli değil bu… -Bir insanı unutmak – Anlamı olmalıydı oysa geride kalanların… Biz şimdi onca zamanı unutmak için mi yaşadık? Geriye birkaç şey kalmalıydı hatırlanmaya değer… Akla geldiğinde insanın içini titreten, anlatıldığında dinleyen kişiyi düşündüren, en azından bir sigara yaktıracak kadar burukluk veren bazı anılar kalmalıydı geriye… Demek ki biz unutmak zorunda kaldığımız tüm zamanları biraz boşa haracamışız. Şu an benim aklıma gelen zamanlar?ın çoğu zorlama… Belki ilerde bir anlamı olur ümüdiyle, adettendir diye yaşanmış, klişeleşmiş şeyler…

    Galiba zamanı geldi de geçiyor. Eğer yapacak bir şey kalmadıysa en doğrusu bu, unutmak!

    Göreceksin seni hiç bir şey olmamış gibi… Seni, yüzüme o tatlı gerginliği alıp da masana hiç yaklaşmamış gibi… Adını hiç duymamış, ellerinden hiç tutmamış gibi… Hiçbir anı, hiçbir geceyi, hiçbir mutluluğu ve hiçbir acıyı yaşamamış gibi unutucağım… Sonra bu yazının karşısına geçip, yine hiçbir şey olmamış gibi okuyacağım senden kalan kırıntıları…

    Üzgünüm, yapacak hiçbir şey yok artık…
    Belki de unutmak, adam olmaya çalışan insanların tek silahı…

    #100034444

    Hayat
    Katılımcı

    Sen bilmezsin,
    Başkalarına adınla seslendiğim günlerdi.
    Uzaktın bana
    Duymazdın o yüzden
    Yokluğuna derlenmiş türküleri.

    Oysa sen varken,
    Kanayan gecelere merhem olurdu sesin
    Gülüşün dağıtırdı gözlerimden bulutu
    Ara sıra gelirdin ya?
    Ben o zaman anlardım hangi mevsimi soluduğumu.

    Seninle başlayan bir gün
    Yine seninle biterdi.
    Gecenin bir yarısı
    Şehrin yollarını adımlarken
    Ve bağlarken o geceyi sabaha
    Hayat hiç olmadığı kadar güzeldi.

    Bakışlarında mahsur kaldığımda,
    Deli gibi akardı zaman.
    Ara sıra hüzünler karışsa da sesine
    Gecemizi karartmaya yetmezdi.
    Ve ben ne zaman değsem dudaklarına,
    Yüzüne bambaşka bir iklim gelirdi.

    Sonra gittin…
    Her gün bir takvim yaprağı,
    Düştü umutlarımın arasından…
    Ve durdu gözlerine daldığımda çıldıran zaman!
    Başkalarına,
    Adınla seslendiğim günlerim oldu.
    Gelmedin…
    Şimdi bilmiyorum hangi mevsimi soluduğumu…

    #100034278

    Hayat
    Katılımcı

    Hiçbir duygumu ertelemedim ben
    Yaşayacağım hiçbir şeyi sonraya bırakmadım
    Sonra diye bir şeyin olmadığını biliyorum çünkü
    Hep yarına dair hayaller kurmak, gelmesi mümkün olmayacak zamanları beklemek benim işim değil
    Aşk zamana meydan okur; ama, sen karşı koyamazsın ona
    Orada durup öylece bekleyemezsin geleceği
    Bir adım atmalısın, bir el uzatmalısın aşka doğru
    Aşkın anahtarı cesaret değil mi yar?
    Cesur olmak gerekmez mi bir sevdayı yaşamak, büyütmek için?
    Kaç gece geçti hesaplasana?
    Kaç gece bir sonraki günü düşünerek geçti
    Neler yapabilirdik,
    neler yaşayabilirdik düşünsene?
    Her sabahı birlikte karşılamak vardı seninle
    Sevişmekten yorgun düşmüş bedenini öpücüklerle yeni güne hazırlayabilirdim
    Gözünü açar açmaz ilk gördüğün şey ben olurdum ve sen benim yüzümde mutluluğu görürdün
    Bu kentin sokaklarında el ele dolaşabilirdik
    Girmediğimiz sokak kalmazdı
    Bakişlara aldırmadan sokağın ortasında sarılıp öpebilirdim seni
    Bir şarkıyı sözlerini bilmesek bile bağıra çağıra söyleyebilirdik
    Sonra bir filme gider,
    bir kitap okur,
    bir martının bir lokma simit kapabilmek için vapurların peşinden bıkmadan uçuşunu izleyebilirdik
    Paylaştığımız her anı,
    beynimize bir daha çıkmamak üzere kazınırdı
    Özlerdik birbirimizi delicesine
    Bir saati yalnız geçirsek, bir sonraki saati iki saatlik yaşardık, arayı kapayalım diye
    Peki biz ne yaptık?
    Aşkı bir bekleyişin sırtına yükleyip ona sadece uzaktan bakmakla yetindik Her an aşkı yaşamak varken,
    her gün birbirimizi yeniden keşfetmek varken,
    bu yolda birer kâşif olmak varken sürgünleri yaşamaya mahkûm ettik birbirimizi
    Bu sürgünlüğe son vermenin zamanı geldi artık
    Sana huzur vaat etmiyorum
    Aşkta huzur arayan yanılır
    Ben tutkunun, en koyu sevdanın sözcüsüyüm
    Onlar adına konuşuyorum
    Yarını olmayan zamanlarda erimek adına konuşuyorum
    Gözlerinin içine bakıp ?Seni Seviyorum? demek istiyorum
    Aşkın akışına kapılıp hiçbir kaygı duymadan gidebildiğim yere kadar gitmek istiyorum
    Kokunu içime çekmek, teninin sıcaklığı ile irkilmek istiyorum
    Yaşama senin adınla anlam katmak,
    mutluluğu bulmak ve bir daha kaybetmemek istiyorum
    Seni istiyorum ey yar, canıma bir can daha katmak için,
    daha mavi bir deniz,
    daha mavi bir gökyüzü,
    daha mavi bir sevda için
    Seni istiyorum, yarın, öbür gün, öbür hafta, öbür ay, öbür yıl değil?
    Şimdi!

    #100034284

    Konu: NE DERSİN

    grup forumunda Mehmet COŞKUNDENİZ

    Hayat
    Katılımcı

    O’na

    Senden önce ne yapardım ben,bunu hatırlamaya çalışıyorum Hatırlamaya çalıştıkça da kocaman bir boşluğun içine yuvarlanmış gibi oluyorum Senden önce ne yapardım ben?

    Niye düşündükçe herşey boş ve anlamsız?Şaşırıyorum çünkü bir insanın hayatını bir başka insan nasıl bu kadar değiştirebilir ki?Sen olmadan önce anlamsız mıydı hayatım? Değildi elbette Belki hayatıma seninle birlikte yüklenen anlam, daha önce yaşanan herşeyi silip götürdü Ne dersin ?

    Doymak bilmeyen bebeklerin annesini gözlemesi gibi gözlüyorum bende seni Sürekli senden gelecek bir haberi beker durumdayım Zamanı seninle nasıl geçireceğimi hayal eder durumdayım

    Ne yaptın bana bilmiyorum Aşksa aşk, sevdaysa sevda Daha önce de yaşadım en koyu aşkları Ama bu başka bir şey Hani aşktanda üstün diyeceğim, bir türk filminin kavuşamayan iki kahramanı gibi olacak Bu da değil

    Senden önce nasıl mutlu olurdum ben?Neler sevindirirdi beni? Yine aynı kitapları okurdum, yine aynı müzikleri dinlerdim Ama senden sonra sanki hayatımda ilk kez müzik dinliyormuşum gibi geliyor İlk kez bir kitabı elimden bırakmadan her satırını beynime kazıyarak okuyorum

    Ansızın hayatıma girdiğin o andan öncesi yok Daha ne olduğunu anlayamadan birdenbire doldun içime Teslimdim artık sana, yüreğimle bedenimle ruhumla teslimdim Varlığınla hayatımı değiştirmene seviniyorum; ama, senden öncesini hatırlamayan ben gidersen ne yapacağım? ya herşey tıpkı hayatıma girişin gibi yarım kalırsa? Gidersen ve ben yarım kalırsam herşey yabancı gelecek bana Herşeyi yeniden öğreneceğim Üstelik öğretmenim de olmayacak Bunu yapabilir miyim bilmiyorum Düşüncesi bile ruhumu karartıyor Senden önce ne yapardım ben? Nasıl mutlu olurdum?Ya gidersen? Nasıl yaşarım ben senden sonra?Söylesene sevgili ne yaptın bana?

    #100034090

    Konu: ANNE!

    forumda ANNE!

    alem-isir
    Katılımcı

    Anne!

    Sen aylarca karnında taşıyan
    Evlâdın olarak dünyaya getiren
    Besleyip severek bizi büyüten
    Cennet ayaklarının altında anne!

    Her nefesin sesin bize hayat veren
    Ayaklarının üstünde sallayıp uyutan
    Geceleri ninni söyleyen o sendin anne!
    Gece gündüz başımızda bekleyen anne!

    Biz senin kucağında uyurken
    Sen uyuyamaz bizi beklerdin
    Biz ağlar sen olurdun tedirgin
    Acıktın mı deyip emziren anne!

    Altımızı temizleyip bizi yıkayan
    Evlâdım yavrum deyip bağrına basan
    Saymakla bitmez senin yaptıkların
    Biz karşılığını nasıl öderiz bunların anne!

    Anne! Anneciğim! Şimdi sen yoksun
    Bu mübarek gecede sen cennettesin
    Özledim nefesini ninni söyleyişini…
    Başımı koyduğum o dizlerini anne!

    Göğsüne yaslanıp senin o kalp atışlarını
    Her atışı bir; Sevgi! Sevgi! Diye çarpan sesini
    Şimdi ben muhtacım bunlara inan ki…
    Sensiz yaşamak çok zor nerdesin anne?

    Geçen gün mezarına geldim ben
    O güzel mezar taşına bakarken
    Üzerindeki o güllerini sularken
    Seslendin bana “sağ ol yavrum” dedin anne!

    Öyle tatlı ve sıcaktı ki senin sesin
    Sanki yanı başımda benimleydin
    Tutup ellerinden senin öpebilseydim
    İnan seni çok ama çok özledim anne!

    Dertlerim çok kiminle paylaşayım
    İçimdeki dertleri kime dökeyim
    Yine senden bir ses geldi işittim dedin
    Neden hıçkırıklarla doluydu o senin anne?

    Bir daha geldiğimde sana dert yanmayacağım
    Çünkü senin üzülüp ağladığını hissediyorum
    Sen rahat uyu yerin nur mekânın cennet olsun
    Evlâdından bir (Fatiha!) sana Allah Rahmet eylesin anne!

    Alem-i Sır

    #100034076

    Konu: BEN KARANLIK BİR ADAMIM

    grup forumunda Serkan KURT

    ddnzsk
    Katılımcı

    Ben karanlık bir adamım kendini aydınlatamayan.
    Kanayan yerlerimi sar diyorsun uçuklu dudaklarınla.
    Karanlık bir adamım saçlarını taramayan.

    Yaşlı bir sonbaharım yaprakları dökülmüş. Çocukluğumda bıraktım uçurtmalarımı, horoz şekerimi. Tenha sokaklarda geziyorum, yanıp sönen sokak lambası gibi ürkütücüyüm. Yaklaşma bana, sana da bulaşır damarlarımda dolaşan.
    Ben aşk yoksuluyum, kirlettiğim tenlerle karşılaşıyorum sokakta, tükürüyorum yüzüme. Ellerimde kan, yüzümde eskiden kalma bir çizgi. Sevmeden seviştiğim kadınlar, nede çoklar. Nede çok utançlarım. Ben aşk yoksuluyum.

    Bakma bana öyle hem karanlığım hem de kötüyüm, git sana da bulaşmadan içimdeki yoksulluk?

    Sandalyenin kırık ayağıyım, birazda serseri. Eski kaldırımlarda yürüyorum dilimde gözü nemli şarkılar. Aşklarım sizi eskiciye verip yerine mandal alıp asacağım kendimi o mandallarla.
    Ve bir daha içmeyeceğim.
    Küfretmeyeceğim geceye, sigarayı bırakacağım.
    Bir bok yapamayacağım?

    Yüzümüze vuran rüzgârın rengi olsaydı, mesela pembe estikçe boyansaydı tüm sokaklar. Ya aşk? onun rengi olsa. Kırmızı, mavi, mavi güzel olurdu ama nedense içimden siyah geçiyor. Siyah kadar masum, beyaz kadar kirli. Artık git kapıyı da kapat, pencereden sızan ışık yeter bana ışıkları yakma.
    Git tüm renklerini de al ve git.
    Ben karanlık bir adamım kendini aydınlatamayan. Lütfen git.

    #100034069

    Konu: KİMSE AŞKTAN KAÇAMIYOR

    grup forumunda Serkan KURT

    ddnzsk
    Katılımcı

    Üniversiteyi kazandığımda tek hedefim derslerime çalışıp okulu bitirmekti. Bir çok erkek üniversiteyi özgürlük olarak görür, kızlar uzun geceler. Evde iki arkadaş kalıyorduk: Tuna ve ben…
    Ev arkadaşım her akşam, ?Şu kızla tanıştım, bu bana baktı, o benden hoşlanıyor galiba,? diyordu; sırtına bir çift kanat takarak anlatıyordu bunları bana. Bense bu duruma anlam veremiyordum; bir insanla neden yetinmiyordu, özgürlük bumuydu, hayır hayır bu olsa olsa bencillik olurdu. Bense, hayatıma bir sevgili girmeyecek, okul sürecinde bana dost gerek diyordum. Bunu söylerken ben de inanmıyordum insanın kaçtıkları en çok yaşamak istedikleridir?
    Esra sınıfın maskotuydu. Kantinde otururken, ?Sana çok güzel bir kız ayarlayacağım,? dedi. Şaşırmıştım, ?Kim?? diye sormayı çok isterdim ama sormadım, soramadım, çünkü hemen kim olduğunu söyledi. ?Ahsen,? dedi, şaşırmıştım; okulun en çok beğenilen kızıydı Ahsen. Gözlüklerimi çıkartıp Esra?nın gözlerine baktım, hayır demek çok zordu ama ben bir sevgili yani yeni bir bela istemiyordum. Yutkunarak, ?Ben sevgili değil dost arıyorum,? dedim. Esra şaşırmıştı. Ahsen kantinden içeri girdi, gözlerine bakamadım bile; çok güzeldi, bütün gözler Ahsen?in üzerindeydi. Esra, Ahsen?in yanına oturmuştu; bana bakarak konuşuyorlardı. Esra yanıma gelerek, ?Ahsen seninle tanışmak istiyor,? dedi. Şaşırmıştım, neden benimle tanışsın ki bu kadar yakışıklı erkeğin içinde neden ben? ?Ne söyledin Esra, yanlış bir şey söylemedin değil mi?? diye sordum. ?Hayır,? dedi; ?yalnızca senin söylediğini söyledim. Ben sevgili değil dost arıyorum dediğini. O da bu zamanda böyle erkekler var mı diye sordu.?
    Masadan kalkıp Ahsen?in masasına oturduk. Esra bizi tanıştırdıktan sonra ilk an konuşmakta ikimiz de zorlandık, bizi susturan neydi bilmiyorum. Yine görüşmek üzere telefon numaralarımızı birbirimize verdik. Ahsen yanımdan ayrıldı, kantinde bütün gözler üstümdeydi, bu bakışlara anlam veremiyordum ama tuhaf biçimde mutlu da olmuştum.
    Anahtarı kapıya taktığımda Tuna?yı rahatsız etmemek için zile basmayı tercih ettim, sürekli kız arkadaşları sürekli eve geliyordu. Tuna, havluyu beline sarmış, yüzünde anlamsız bir mutlulukla, ?Oğlum içerde mükemmel bir kız var, sen bizi biraz yalnız bıraksan,? dedi. İçeri girmeden sokağa çıktım. Ders çalışmam gerekiyordu; evimize Kordon çok yakındı. O kısa aralıkta Ahsen?i düşünerek yere oturdum, balıkçı teknelerini izledim. ?Aaa selam, ne yapıyorsun burada?? dedi, Ahsen. Çok şaşırmıştım çok da mutlu olmuştum. ?Oturuyorum, ya sen?? diyebildim. ?Ben de biraz evdeki gürültüden kaçtım, ev arkadaşlarımın memleketinden arkadaşları gelmiş, ev çok kalabalık ben de bu gece bir arkadaşta kalmaya karar verdim,? dedi. Uzun bir süre bir çok konudan konuştuk; siyaset, öğrenci sıkıntıları, eski aşklar…
    ?Ben artık gideyim,? dedi. ?İstersen bizim evde fazladan bir yatak var bizde kalabilirsin,? dedim. ?Yok ya ben sizi rahatsız etmeyim,? dedi. ?Yok canım ne rahatsızlığı?? dedim. İçinde birçok bilinmez olmasına karşın bu teklifi kabul etti. Eve geldik, Tuna beni okulun en güzel kızıyla görünce şaşırdı. Ahsen, salondaki yırtık koltuğa oturdu; ben de çay demlemek için mutfağa girdim, arkamdan Tuna geldi. ?Seni kurt,? dedi. ?durdun durdun turnayı gözünden vurdun. ?Yok be Tuna, sadece arkadaşız,? dedim. ?Ne yani sen bu kızı eve getirdin ve sadece arkadaşız diyorsun; oğlum bu kızın yanına yaklaşmak çok zor, ama sen eve getirdin,? diyerek üsteledi. Meraktan çıldırdığını biliyordum. ?Tuna biz arkadaşız. Esra tanıştırdı bizi bugün kantinde,? dedim; inanmadığını belli eden gözlerle beni bir süre süzdükten sonra sustu.
    Çayı Ahsen?e götürdükten sonra kütüphaneme baktı, kitaplarımı karıştırdı, ?Okumayı seviyorsun galiba,? dedi. ?Evet okuyunca ya da yazınca rahatlıyorum. Hayal kuruyorum, aşk böyle daha güzel, insana acı vermiyor,? dedim. ?Acı çekmekten korkuyor musun?? diye sordu. ?Hayır ama bana o acıyı verecek insan bunu hak etmeli,? dedim. Ahsen?in yatağını hazırladıktan sonra lavaboyu gösterdim. ?İyi olur, bugün çok yoruldum,? dedi. En güzel tişörtümü üstüne parfüm sıkarak verdim, iyi geceler diledikten sonra odama girip yattım.
    Sabah kalktığımda küçük bir not bırakıp evden çıkmış, teşekkür etmiş. Daha adımı bile bilmediğini yazmış.
    Ahsen?le sık sık buluşup konuşuyorduk artık. Okuldakiler aramızda dostluğa inanmaya başlamışlardı; her yere birlikte gidiyorduk; sinemaya; tiyatroya; konserlere… Çok eğleniyorduk, yüzümüzdeki gülücükler artıyordu. Tek bir sorun vardı, bu korkak çocuk Ahsen?e âşık olmuştu. Ne yapacağımı bilmiyordum, geceleri gözüme uyku girmiyordu, küçük bahaneler üretip arayarak sesini duyuyor, yeniden hayal kuruyordum. Tuna?ya anlattım duygularımı, ?Oğlum sakın söyleme arkadaşlığınız da bitebilir,? dedi. Biliyorum ama bir yol buldum galiba. Odama girdim birlikte çektirdiğimiz fotoğraflara baktım, saatlerce şarkılar söyledim, ağladım, güldüm.
    Sabah uyandığımda bir buket çiçek alıp Ahsen?in kapısının zilini çaldım; yağmur yağıyordu. Kapıyı Ahsen açtı; çiçekleri uzattım, şaşırdı; ?Dur sakın bir şey söyleme, sana söylemek istediğim bir şeyler var,? dedim. Heyecandan dizlerim titriyordu; kekeleyerek boğazıma dizilen sözleri çıkarmaya uğraşıyordum. Sustu. ?Ahsen biliyorum bunları benden duymak seni hayal kırıklığına uğratabilir ama ben artık bu duyguları seninle paylaşmak istiyorum. Ben sana âşık oldum, eğer sen de istersen,? diyebildim. Yüzündeki ifadeden bu yaklaşımıma tepki duyduğunu anlamam zor olmadı. ?Bak gördün mü senin de artık öteki erkeklerden farkın kalmadı,? dedi. O an elimdeki çiçekler yere düştü. ?Ahsen, bugün bir nisan,? dedim. Daha çok kızdı, ?Şimdi gözümden daha da düşütün,? dedi. ?Yalan söylüyorsun, gözlerinden anlıyorum, iyi bir plan ama aramızdaki arkadaşlığı bitirdi Deniz.? Kapıyı yüzüme kapattı; onun da benden hoşlandığını biliyordum. Yağmurda yürüdüm bir süre. Birkaç ay hiç konuşmadık, aynı ortamda bulunmadık. Hiç kimseyle bu konuda tek söz etmiyordum. Ama hiç umudumu kesmedim, mutlaka bir gün bir yerde yeniden…
    Dört ay sonra eve girdiğimde Tunay?la Ahsen?i oturup konuşurlarken gördüm; ?Affedersiniz rahatsız ettim,? deyip odama giriyordum ki Tuna bağırdı, ?Oğlum benim için gelmedi senin için geldi,? dedi. Yanına gittim; Tuna bizi yalnız bıraktı; okul bitiyordu, son günlerdeydik artık; iyi ama neden bu kadar beklemişti? Yanına oturdum, boynuma sarıldı, ağlayarak, ?Biz hatayı nerde yaptık biliyor musun?? dedi. Bana sarıldığında içim ürpermişti, sıkıca sarıldım, kokusunu özlemiştim. ?Hayır bilmiyorum,? dedim. Bir nisanda hiç ayrılmamalıydık,? dedi. ?Artık geç kaldık ama içimde kalmasın sana ilk günden beri âşıktım,? dedi. ?Ama okul bitti sen başka kentlere, başka aşklara, ben başka bir kente… Ama seni asla unutmayacağım,? dedi.
    Bu aşk böyle başlamadan bitmişti. Yedi yıl sonra bir nisanda telefonum çaldı, telefondaki ses ?Beni tanıdın mı?? diyordu. Sesi uzaklarda geliyordu, sanırım ağlamıştı, burnunu çekiyordu, yorgun bir sesti. ?Düşün istersen,? dedi; ?ben bir sigara alayım…? O an anladım Ahsen olduğunu. ?Parlament mi?? dedim. ?Unutmamışsın,? dedi. Uzun uzun konuştuk; yaptığımız o hatadan söz ettik. ?Deniz bir ay sonra evleniyorum, şu an Ankara?dayım, burada öğretmenlik yapıyorum. Telefonu 118 den buldum; gel de her şeyi bırakıp sana geleyim,? dedi. Yeni boşanmıştım, kafam çok karışıktı, yine yanlış zamandı. Yıllardır kafamdan atamadığım kadın olmadık zamanda karşıma çıkmıştı yine; ama bu kez son şanstı bu. Dudaklarımın arasından çıkan söz göz yaşlarım kadar gerçekti, ?Gelirim,? dedim.
    Aşk bir gün mutlaka buluyor bizi, kimse aşktan kaçamıyor?

    #100034052

    ddnzsk
    Katılımcı

    Radyoda yine o eski şarkı çalıyordu. Bense intiharı kovalıyordum. Acizlikti, korkaklıktı biliyorum. Bedenime sığdıramadığım ruhumu özgür bırakmalıydım. Evet korkuyordum, hatta düşünmek bile tüylerimi diken diken ediyordu. Balıkçı olamayacaktım örneğin; her günüm birikmiş bir hayalin bunaltmasıyla geçecekti. Asacaktım her gün bana ait olanları bir bir ve başkalarına ait olanlarla yaşayacaktım. Değişecektim… Sanki yaşamın yasasıydı bu. Martı Jonathan gibi olamayacaktım belki de.
    Aslında her şey çocukken başlıyor, kurallar ve birilerinin sunduğu hayatı yaşamanın gerekliliği. Oysa ben asi bir adamım, boyun eğmem gerçeklik adına sunulan sahteliklere. Ölüm dedim de üşüdüm, sahi ben intihar edecektim. Ama şarabım bitmedi, sonra ortalığı toparlamalıyım. Dostlarım ne der sonra. Her yer dağılmış ve kafam çok karışık. Nedenlerimiz azaldıkça hayattan kopuyoruz belli ki. Şarkılar o eski tadı vermiyor. Şiirler güzel ama şairler hep kavga ediyorlar ve boşluğa düşüyor o şiirler de. Çelişki şairle şiir arasında. Kim zehirledi bu şairleri, sormuyorum. Kül tabağı ne çabuk doluyor. Dışarı çıkmalıyım, marinaya gitmeliyim; hava ne kadar da soğuk, bu havada ölünmez ki. Şimdi ben intihar etsem bu buz gibi havada tabutumu taşırken küfür ederler. Ben kendi doğrularımla başımdaki ağrıya rağmen bir süre daha yaşayacağım. Yaza kadar. Ama yazın da denize gitmek var, her yer yemyeşil; yok yok en iyisi son baharda ölmek. Sahi, insan hangi mevsimde ölmek ister?
    Ben kocaman yalnızlığa soyunurken nerede yıkanırım? Biliyorum intihar hiç iyi düşünce değildi. Yaşamalıyım, daha çok yazmalıyım. Kim sever soluksuz bir kalabalığı? Ya aşk, söyleyin aşkı kim çaldı? O hep buralarda bir yerlerde olurdu. Masum yüzüyle yaramaz bir çocuk edasıyla gülümserdi.
    Şimdi bir mum yakmalı, karanlığa, gidenlere. Ertelemeden bulmalı insan yitirdiklerini. Özlediği kaldırım taşlarını bile bulmalı, selam vermeli aynada kendine. Vakit yok, zaman katil. İşte buradan başlamalı insan yitirdiklerini sorgulamaya. Lambalı radyolarda, plaklarda dinlemeli şarkıları gaz lambası ışığında. Komşunun kapısını çalmalı.
    Ey dostlarım ben aciz bir adamım, et kemik yığını küçük beynim de ermez büyük işlere ve sözlere. Bildiğim tek şey var: Bir umudun peşinde yürümek gerek çok geç olmadan.

    #100034060

    Konu: ÖLÜMÜN TADI

    grup forumunda Serkan KURT

    ddnzsk
    Katılımcı

    Fotoğraflar, kenarları yırtılıp sararmış siyah beyaz fotoğraflar. Sarı saçlı gülümseyen bir çocuk var, bu ben olamam, kusursuz cinayetler planlayan. Yatağımın altındaki ıslaklıktan nemlenen kutuya yeniden koydum anılarımı bir bir. Kitaplarımın durduğu raftan kanlar fışkırıyordu, gözlerimi kapattım. Sonra o ses geldi, bir çocuk ağlıyordu, uzaktan geliyordu sesi. Bir sigara yaktım, defalarca bırakmayı düşündüğüm o sigaraya sarıldım yine, perdelerimi açmaya korkuyordum. Dün gece otomobilden atlamıştım, kolum dizim acıyordu, okşadım yaralarımı. Yatağım kan içindeydi, kurşun eritiyordum sabaha kadar, bir tek kendimi vuramıyordum.
    Senfoniler çalıyordu; sisli bir sokaktaydım, faytonlar geçiyordu; hayır hayır faytonlar değil 18. yüzyıldan kalma sisli bir gecede soylular geçiyordu atlarıyla. Öyle çaresizdim ki onları görünce korktum. Sisliydi sokak, karanlıktı, yoksuldu. Cüzamlılar vardı dilenen, bakamadım gözlerine. Öldürebilirdim kendimi; boğazıma dikenli bir tel bağlayabilirdim; sürüklenebilirdim atın soylu ayaklarında. Kanım kilometrelerce akabilirdi, bir sigara içebilir miydim acaba nasıl olurdu ölümün tadı?
    Bana nerde olduğumu söylesin biri ya da bu cinayetleri işleyen o sarı saçlı sevimli çocuk ?olamaz,? desin.
    Gitmek istiyorum, balık tutmak istiyorum, rujsuz bir dudak öpmek istiyorum. Bok püsür burada kalsın, ben ölümün tadına orada varmak istiyorum?

    #100034025

    Konu: ÖLÜMÜN TADI

    grup forumunda Serkan KURT

    ddnzsk
    Katılımcı

    Fotoğraflar, kenarları yırtılıp sararmış siyah beyaz fotoğraflar Sarı saçlı gülümseyen bir çocuk var, bu ben olamam, kusursuz cinayetler planlayanYatağımın altındaki ıslaklıktan nemlenen kutuya yeniden koydum anılarımı bir bir Kitaplarımın durduğu raftan kanlar fışkırıyordu, gözlerimi kapattım Sonra o ses geldi, bir çocuk ağlıyordu, uzaktan geliyordu sesi Bir sigara yaktım, defalarca bırakmayı düşündüğüm o sigaraya sarıldım yine, perdelerimi açmaya korkuyordum Dün gece otomobilden atlamıştım, kolum dizim acıyordu, okşadım yaralarımı Yatağım kan içindeydi, kurşun eritiyordum sabaha kadar, bir tek kendimi vuramıyordum
    Senfoniler çalıyordu; sisli bir sokaktaydım, faytonlar geçiyordu; hayır hayır faytonlar değil 18 yüzyıldan kalma sisli bir gecede soylular geçiyordu atlarıylaÖyle çaresizdim ki onları görünce korktum Sisliydi sokak, karanlıktı, yoksuldu Cüzamlılar vardı dilenen, bakamadım gözlerine Öldürebilirdim kendimi; boğazıma dikenli bir tel bağlayabilirdim; sürüklenebilirdim atın soylu ayaklarında Kanım kilometrelerce akabilirdi, bir sigara içebilir miydim acaba nasıl olurdu ölümün tadı?
    Bana nerde olduğumu söylesin biri ya da bu cinayetleri işleyen o sarı saçlı sevimli çocuk ?olamaz,? desin Müritsiz yaşamayanlar var; şairler, en çok da onlar yalan söylüyor, süslüyorlar kendilerini gerdeğe gireceklermiş gibi
    Gitmek istiyorum, balık tutmak istiyorum, rujsuz bir dudak öpmek istiyorum Bok püsür burada kalsın, ben ölümün tadına orada varmak istiyorum?

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 137) görüntüleniyor