1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 1,430) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları
  • #100036003

    Konu: CANIŞIĞIM

    grup forumunda Oğuzkan BÖLÜKBAŞI

    Şule
    Katılımcı

    canışığım
    ben sana aşığım
    bir hançer gibi saplısın yüreğimde
    çıkarmak istemediğim
    seni ıssız bir gecede
    sokak lambalarının altına
    terketmeye çalışıyorum
    kıyamıyorum
    sensiz de olsa
    seni yaşamaya doyamıyorum

    sabah bir renkken gözlerin
    akşam başka renklere dönüyor
    sen açtın mı gözlerini canışığım
    şehrin ışıkları sönüyor

    saçlarını tarıyorum usuldan
    gözlerinde baharlar açıyor
    güvercinler su içerken ellerimden
    haberler bekliyorum
    yagmur kokulu seher yellerinden
    gelmiyor
    hüznümü gülüşlerimde gizliyorum

    kaç bahar kaldı ömrümüzde
    kaç gece düş görebileceğimiz
    hasrete katmışız günlerimizi
    gün diyebileceğimiz

    canışığım
    bu akdeniz ikliminde
    rüzgara verdim ömrümün yelkenini
    o yüzden dalgalı
    o yüzden karışığım
    her yönden geliyor kokun, sesin, nefesin
    ne tarafa gideceğim
    karar veremiyorum
    gökkuşağının arkasındasın
    ufuk çizgisindesin
    gemiler yaklaştıkça uzaklaşan limanlardasın

    biliyor musun
    aslında yalnızca benim söylediğim şarkılardasın
    bir anlasam
    kaç ışık yılı uzaktasın
    bu yollar hiç bitmiyor
    ben sana hiç ulaşamıyorum
    ben hep başındayım yolların
    hep sarılmaya açık kollarım

    sabah bir renkken gözlerin
    akşam başka renklere dönüyor
    sen açtınmı gözlerini canışığım
    gökte yıldızlar sönüyor

    canışığım
    bu yaşadığım
    bitmesidir kocaman bir kalabalık yalnızlığın
    çiçeklerin açması
    yağmurların yağmasıdır
    ve yansıyan sulardan, pırıl pırıl
    senin aydınlığın
    ellerini uzat al beni, götür
    nereye diye sormayacağım
    sen durmadan
    ben durmayacağım

    sabah bir renkken gözlerin
    akşam başka renge çalıyor
    hüzün varsa gözlerinde canışığım
    aklım sende kalıyor

    sesini duymaya koşuyorum
    şarkılar çalıyor sanki
    sanki düğün var, coşuyorum
    geceyi içmiş bir sarhoşun yorgunluğunda
    son sigaramı yakıyorum gün doğarken
    karşımda kızıl bir tanyeri
    yakamozlar çekilmiş sulardan
    düşüyor toprağa yavaşça
    güneşin renkleri

    canışığım
    sen uykudasındır şimdi
    öperek çıktığımı hissettin mi odadan
    bin yıllık geleneği hiç bozmadan
    bu masalı kim taşıyacak yarına
    bu güzelliği kim anlatacak çocuklarına
    bu şiirlerde kim anacak beni

    sabah bir renkte açarken gözlerini
    akşam bir başka renkte görüyorum
    sen güldün mü gözlerini canışığım
    bir derviş gibi etrafında dönüyorum

    kolay mı sanıyorsun
    gecede yıldız, yürekte ateş olmak
    kolay mı sanıyorsun
    çiçeği soldurmadan,
    ateşi söndürmeden yaşamak
    kolay mı karanlıkta yol bulmak
    canışığında saklanmak
    gözyaşı dökmeden ağlamak
    hayatın manasını bir su damlasında bulmak
    bir su damlasında
    ruhunu yıkamak
    tertemiz kalmak

    inanki meleğim
    sakındığım, esirgediğim
    sevdiğim, gözbebeğim
    en güzel baharlarda hep seninleyim

    sabah renklerini ışıtırken gözlerin
    akşam yıldızları yansıtıyor
    sen yumdun mu gözlerini canışığım
    karanlık beni korkutuyor

    içimden hazanları silip de atıyorum
    hayatın akışına kendimi bırakıyorum
    bir mahcup duyguydun bende
    bir dışa çıkmaz sevgi
    patlamaz volkan gibi gizli gizli yanarak
    yağmayan yağmur gibi bulutlarda kıvranarak
    geçen zamana ah edip de dağılarak
    yaşamak pek anlamsız
    yaşamayı yok edip
    elimde kalan ömrüm nerde bitecek bilmem
    mutluluk varsa eğer
    bil ki artık kaçırmam
    alev alev yanacak içimde canışığım
    hayat ne kadar güzel
    ben hayata aşığım

    sabah tenime değince gözlerin
    akşam ruhumu coşturuyor
    sen baktın mı gözlerinle canışığım
    içimi sevdan dolduruyor


    Şule
    Katılımcı

    Adına dilimin dönmediği bir kokuyu bırakıp gittin
    Yüreğimin duvarlarına
    Astığım görünmez bir resimdin oysa
    Ancak bir efkar masasında gösterdiğim
    Gel diyeceğim
    Cesaretim yok yeniden seni yaşamaya
    Hasretin yaşamak gibi canlı
    Ve heyecanlı maceraların ümidiyle
    Gözlerin gibi değişiyor düşüncelerim

    Karşılığı az olan bir sevmeydi benimki
    Yalnızca varlığının verdiği bir aydınlık duyguydu
    Yağmur yağdığında kirpiklerinin ıslanması
    Güneşte gözlerinin kısılmasıydı
    Veya yanağına kondurabildiğim küçük bir öpücük
    Bir ömürlük anıların başlamasıydı
    Nereye baksam senden kalan bir şeyler var
    Öylesine candan sarılmadan ayrılsan da
    Verdiğin sözlerin hepsini tutmadığını biliyordum
    Yetiyor mu bana kalanlar

    Yaşamın her haline güzel bir şeyler eklemek gerek
    Ayrılıklarda anıların
    Vuslatlarda an neyse onun tadını çıkarmak
    Gözleri
    Dudakları
    Saçları
    Resmetmek
    Bestelemek
    Şarkılar söylemek

    Kim aklımda en uzun kaldıysa
    Odur sevdaya en yakın dönemeç
    Hızımı kesen
    Sen
    Adına dilimin dönmediği bir kokuyu bırakıp gittin

    #100035999

    Şule
    Katılımcı

    Kelimeler eskiyor neyi nezaman söylesem,
    hepsi sensin
    aklıma senden başka birşey gelmiyor,
    desem ki gurbetteyim
    türküler uzun, gurbet sensin türküler sen,
    desem ki yalnızım dağlarda
    günler bitmiyor, yalnızlık sen,
    dağlar sen, günler sensiz. Aklıma senden başka birşey gelmiyor. Aklımsende, sen yüreğimde,
    yüreğim temaşada gözlerini,
    gözlerin üzüm bağlarında temmuz ayında
    bağbozumuna zaman var.

    Gözyaşlarımı topluyorum şimdi, üzümler toplanırken şaraba katacağım, en tatlı şaraba senin adını koyacağım ve sarhoş olacağım daha içmeden bir yudum.

    Ben böyle bir sevdayı binlerce yıl önce bir kitapta okumuştum, lakin unutmuştum, yaşarken aklıma geldi, oysa yaşanılması mümkünsüz bir masal demiştim okurken o destanı,
    yaşamayan bilemez bu yaşananı, aklıma senden başka bir şey gelmiyor.

    Güzellik için sözler arıyorum, aklıma senden başka birşey gelmiyor, konuşacak konular şuradan buradan geçmiş ve gelecekten, aklıma senden başka birşey gelmiyor.Şiir yazmak için oturuyorum,
    içimde coşkular taşıyor,
    kağıtlara dökeceğim duygularımı kalemim hazır yazacağım ne yazacağım,
    aklıma senden başka birşey gelmiyor.

    Bayram yaklaşıyor şehir cıvıl cıvıl,
    kalabalıklar sevinçli, hediyeler alacağım bu bayram sevdalarımı giydireceğim,
    aklımda kalanlara kartlar göndereceğim
    aklıma senden başka kimse gelmiyor.

    Bir şarkı dinlerken hayal kuruyorum, sigaramı çekiyorum derinden, gözlerim dalıyor, ufukta gün batıyor, biriyle gidip konuşsam diyorum
    aklıma senden başka kimse gelmiyor.

    Canım sıkıldığında, efkar bastığında beni, yapayalnız yürümek istemiyorum, birini arıyorum yanımda,
    aklıma senden başka kimse gelmiyor.
    Ve yüreğinde papatyalar açan kız yaşamamın sebebini arıyorum
    aklıma senden başka birşey gelmiyor.

    #100032000

    admin
    Yönetici

    Gözlerin doğuyor zifiri gecelerime,
    Nasıl da ışıldıyorum bir görsen,
    Bütün yıldızlar avuçlarımın içinde,
    Nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
    Dudaklarımda sevdalılara ait
    Eski bir mehtap şarkısı..

    Ben seni unutmak için sevmedim
    İşte doğduğun o virane evdesin,
    Nasıl bakarsa su toprağa
    Öylece bakmaktayım sana,
    Yolunu gözlemekteyim senin, beklemekteyim?
    Gözlerin dalgalanmakta olan bir mavi deniz
    Ben dalgalı denizin kucağına aldığı
    Sabah Yıldızı,
    Denizin mehtap şarkısı güzel
    Gece yıldızları kıskanmakta bu Sabah Yıldızı?nı,
    Bütün balıklar mutludur denizlerde
    Bir deniz girdabı çeker beni içine,
    Çaresiz bir kuştur çırpınan ellerim
    Mavi denizinde gözlerinin,
    Bu tekne ben miyim mavi denizinde yüzen?
    Bu rüzgar ben miyim, sarı gök yüzünü dalgalandıran?

    Gözlerin doğuyor zifiri gecelerime,
    Nasıl da ışıldıyorum bir görsen,
    Bütün yıldızlar avuçlarımın içinde,
    Nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
    Dudaklarımda sevdalılara ait
    Eski bir mehtap şarkısı,
    Ben Sabah Yıldızı.

    #100034991

    SerdarYildirim
    Katılımcı

    135 Yaşında bir güçlü, dev Türk.
    O’nun adı Mustafa Kemal Atatürk.

    1881 yılında doğdu.
    Tam 24 yaşında yüzbaşı oldu.

    31 Mart Ayaklanması’nda vardı.
    Hareket Ordusu Kurmay Başkanı oldu.

    Osmanlı İmparatorluğu çökmüştü.
    Fethedilen ülkeler elden gitmişti.

    Sonunda Anadolu’ya düşman dolmuştu.
    İnsanlar çaresiz, ümit yok olmuştu.

    Karanlıkta ışık belirdi, uzakta.
    Vapurla geldi, ayak bastı Samsun’da.

    Cumhuriyetin sınırlarını çizdi.
    Düşmanları şöyle bir hizaya dizdi.

    Savaş, dedi, düşmanlar, savaş isteriz.
    Dedi Mustafa Kemal , savaştan kaçmam.

    Ordu yoktu, ordu kurdu, silah buldu.
    Cephede ön safta kendine yer buldu.

    Kana kan, dişe diş düşmanla savaştı.
    Aman vermedi düşmana onu yendi.

    Düşman üzgündü, Kemal geçilmez, dedi.
    Umutsuz postu Çanakkale’ye serdi.

    Sonra Yunan İzmir’e çıkartma yaptı.
    İlerledi, ortalığı yakıp yıktı.

    Mustafa Kemal orduyu geri çekti.
    Sakarya Irmağı bağlantıyı kesti.

    Bir buçuk yıl askere savaş öğretti.
    Her asker bir Mustafa Kemal olmuştu.

    Mustafa Kemallerle dolu bir ordu.
    Düşmana kaç paralıksın diye sordu.

    Tuttu, aldı, vurdu, yerden yere vurdu.
    Zaman saatini Cumhuriyet kurdu.

    Ey güzel Cumhuriyet, sen ne güzelsin.
    Özgürlük denizinde mutlu yüzersin.

    Serdar Yıldırım


    dilek
    Katılımcı

    GİRİŞ:

    Öğretmen öğrencilerine selam verdikten sonra günlerinin nasıl geçtiğini sorar.Onların bilgilerini yoklamak için bir takım soru sormaya yönelmektedir.

    -Doğup büyüdüğümüz bu dünyada her günümüz birbirini kovalarken biz her güne yeniden merhaba deriz ancak en çok yanımızda uyandığımızda kimleri görmek isteriz?

    -Birilerini severiz ama hayat şartları bizleri onlardan ayırmak zorunda bırakabilir mi?

    -Sevdiğine şiirler yazan hangi şairlerimizin hangi şiirlerini biliyorsunuz?

    -Ömrümüzde kimleri unutmak durumunda kalırız?

    -Mutlak unutmak var mıdır?

    -Unutmak kavramı sizler için neyi ifade eder?

    KEŞFETME: UNUTURSUN (MİHRİBAN)

    Unutmak kolay mı? deme

    Unutursun Mihriban’ım.

    Oğlun, kızın olsun hele

    Unutursun Mihriban’ım.

    Zaman erir kelep kelep

    Meyve dalında kalmaz hep

    Unutturur bir çok sebep

    Unutursun Mihriban’ım.

    Yıllar sinene yaslanır

    Hâtıraların paslanır.

    Bu deli gönlün uslanır…

    Unutursun Mihriban’ım.

    Süt emerdin gündüz-gece

    Unuttun ya, büyüyünce…

    Ha işte tıpkı öylece

    Unutursun Mihriban’ım.

    Gün geçer,azalır sevgi

    Değişir her şeyin rengi.

    Bugün değil, yarın belki

    Unutursun Mihriban’ım.

    Düzen böyle bu gemide

    Eskiler yiter yenide.

    Beni değil, sen senide

    Unutursun Mihriban’ım.

    AÇIKLAMA:

    Şair bu şiirinde unutmadığı ve hiçbir zaman unutamadığı kişiyi hatırlamaktadır. Bu unutmanında birgün değil belki yarın olacağını söylemektedir.Şair şiirini Mihriban adlı bir kıza yazdığını bu kızın gerçek hayatta var olup olmadığını da kimsenin bilmediğini,şairin de buna hiçbir zaman bir açıklık getirmediğini bilmekteyiz.Bazı kişilerde bu şiiri kızına yazdığını söylemektedir.

    DERİNLEŞTİRME:

    1.DÖRTLÜK:Şiirin ilk dörtlüğünde şair sevgilisine öyle büyük konuşma unutursun beni diyor.Hele hele de bir evlen başkasının sevdiği ol ondan çocukların olsun bakalım.Ben o zaman aklına bile gelmem diyor.Şair sevgilisine sitem ediyor.Ben seni bu kadar çok severken sen beni nasıl unutursun beni nasıl yüreğinden söküp atarsın diye sitem etmektedir.

    2.DÖRTLÜK:Şair şiirinin bu bölümünde de zamandan dem vuruyor zamanın hızlıca akıp gitmesinden sevgilinin şairi bu zaman diliminde unutmasından şikayet ediyor. Zamanla birlikte değişen hayatlardan,hatta doğanın dengesinden bile bahsediyor.Meyvanın bile dalında durmadığından herşeyin aslında zamanla elimizden kayıp gitmesinden duyduğu öfkesini,sitemini bu sözcüklerle hayat buldurmaktadır.

    3.DÖRTLÜK:Şair sevgilisine sesleniyor zaman akıp giderken yıllar sinene bir ok gibi yaslanır,seninle yaşadığımız o güzel günler birgün aklına gelir ve beni hatırlarsın belki o zaman yanında ben olamam Mihriban’ım ama sen hep benim gönlümde yer edersin.Ben seni hiçbir zaman unutmam.

    4.DÖRTLÜK:Sevdiğim kadın sen de zamanında çocuktun annenden süt emerdin gündüz gece,zaman akıp gitti,biz büyüdük ve yollarımız ayrıldı seninle nasıl ki o küçüklük günlerini ilk günkü gibi hatırlayamıyorsan gün gelecek beni de tıpkı öyle unutacaksın benim güzel sarı saçlı Mihriban’ım.

    5.DÖRTLÜK:Hiçbir şey bıraktığımız gibi durmaz ne sevgimiz ne de özlemimiz zamanla unuturuz,köreliriz,hatırlamak istemeyiz aklımıza geldiğinde tebessümle yad ederiz.Günler birbirini kovalayacak,değişecek bu dünya da herşeyin rengi,tadı,tuzu bugün olmasa da Mihriban’ım birgün gelecek beni unutacaksın.Çünkü bu hayat dediğimiz yaşam bizi öyle bir koşuşturmacanın içine atıyorki zaman geliyor ne yaşadığımızı bile hatırlamıyoruz.

    6.DÖRTLÜK:Artık şair şiirinin son dörtlüğünde sevdiği kadın olan Mihriban’ına nasihatta bulunmaktadır.Bu fani olan dünya da bir düzen vardır.Bu düzene hepimizde uyarız.Yeni bir yere alıştığımızda eski yeri hatırlamayız,yeni birini sevdiğimizde eskiyi hatırlamayız.Sen gidince Mihriban’ım elbette yenisi gelecektir yanıma çünkü bu düzen böyle devam etmektedir.Bu düzen de sen beni değil gün gelir kendini bile unutursun Mihriban’ım demektedir.

    DEĞERLENDİRME:

    Öğrenciler bu şiirin sonunda şairin sevgilisini zamanla unutacağını bunun belli aşamalardan geçerek olacağını öğrenmektedir.Unutmanın şairde bıraktığı derin izlerini görmektedirler.Şairin şiirinde kullandığı edebi dili çözmeyi öğrenirler,şairin nasıl şiirler yazdığını öğrenirler.Edebiyatımızda Mihriban şairi olarak bilinen ve Mihriban’ı öksüz bırakan şair Abdurrahim Karakoç gibi Anadolunun telli coğrafyasını şiirlerine yansıtan bu güzel insanı tanımış olurlar.

    PINAR ŞİMŞEK

    #100034977

    kurtpinar
    Katılımcı

    Dolaşır dururmuş hep daha bağı bahçeyi Küçükmustafa’da
    dilinde dilâver dülgerlerin taşlara yonttuğu aşk türküleri
    ve o yaşlı muhacirin sancılı söylencelerinde
    uzaktan yakından bir göç anısı
    anlatıp durur Silistre’yi…

    Yelkenler iner
    demir atarmış Kalealtı’na Osmanlı İnce Donanması
    İslâm’ın koruycu duvarıymış bu liman
    demirden,taştan,imandan
    beyazmış kale duvarları
    yosun bağlamışlar şimdi
    üşüyorlarmış terkedilmişliğin sığ yalnızlığından
    bahtı kara garip zamanlarmış
    kızı kızanı ağlar olmuş bir zemheri vakti ikindiüstü
    küs düşmüş Tuna’nın sularına Mecid Tabya’nın top sesi
    zaman hasım sulara meyletmiş
    sular ahir vakte gelmiş denk
    Urumeli’nin kaderine kılağılı bir bıçak gibi bilene bilene
    vurulmuş bin bir asi mihenk.

    “Bir gün, diyor
    bir gün Uşumnu alçağında
    bir manda kotası üç yaşında
    bir kan gölünde yüzse gerek!”
    ve sahice olsaymış
    “Sahi olsaydı,diyor,o muskaların efsunlu bedduaları
    boğardı küffarı bizim Tuna’nın bozbulanık dalgaları!”

    Zaman hasım sulara akmış
    sular olmuş gözyaşların seli
    viran kapılarda dilenip durmuş tufan gibi
    amansız göçlerin amaz yeli
    duçar olmuşlar uçsuz yollara
    yolları sarıp sarmalamış bir katı kasvet
    “Oradan,diyor,oradan!”
    Tuna yalısından kalkar gelirmiş bu delice hasret
    dilinde dilâver dülgerlerin taşlara yonttuğu aşk türküleri
    vebalinde kan kardeşlerinin bahtsız kaderi
    deli gönlünde bir umut
    bir deli umut masmavi
    beyaz beyazımsı bembeyaz ak pak bir demokrasi…

    “Demokrasi,demokrasi deyip deyip, haykırıp durdular”, diyor
    ille velâkin ne balık çıkabilmiş kavağa
    ne beklenen huzur inmiş sokağa
    ölenler hep ölmüş
    gidenler hep gitmiş tek tek basarak
    yalanlarmış,dolanlarmış köşe bucak, sinsi sinsi kıskıvrak
    rüyalarının nehri Tuna sakinmiş hep öyle
    “Bıraktığım gibi,diyor, çocukça mavi”
    bülbül yine gül dalindeymiş her seher vakti
    yerli yerindeymiş Silistre
    bir baş kuru soğanın,bir bayat ekmeğin derdinde…

    “Bir dertleri daha var” diyor
    bir dert ki dünden bugüne,günden güne aza aza
    düşmezmiş dillerden ne handa, ne pazarda…
    Oy anam,oy babam!
    “Dil yarasıdır,diyor
    bir mahşer günü,diyor
    soru suali edilir de kalem kalem
    ahı tutar seni de ,beni de
    anamın babamın dili Türkçem
    okutulmuyor bir türlü
    bir türlü okutulmuyor güzelim mekteplerinde..”

    Ve dolaşır dururmuş hep daha
    bağı bahçeyi Küçükmustafa’da…

    #100034975

    GULCENAZ
    Katılımcı

    zaten ayrılıkmış
    aşkın diğer adı
    gözlerini
    bir başka göz de unutmakmış
    ne varsa sevdadan yana
    iyi ve güzel
    hepsini kara bir deftere
    karalamakmış

    gönül işi bu demişler
    ne suç var ne suçlu
    kimse giymemiş kabahat kürkünü
    bütün yürekler itirafa kapalı, kaçakmış

    kavuşmak yazmıyormuş ki
    aşk kitabında
    yolu uzun yolcusu yorgun
    sevda ağır yük
    yalanda söylermiş
    seviyorum diyen diller
    meğer ateşte kor imiş aşk,
    maksadı yakmakmış.

    Şükran Gülcenaz AYDOĞAN

    #100034968

    Konu: Sultanın Aşkı

    grup forumunda Haydar ŞAHİNBAY

    dervis_zel_ali
    Katılımcı

    Bana köle derler sana sultan
    Sen yine kendini güzel san
    Tepende taç emrinde ordu olsun
    Başına tacı takan köle değil mi

    Bana köle desinler sana sultan
    Köleyi sultan yapan taç değil mi

    Altın bir tahta oturur sultan
    Ahali aşığı köle sanır her an
    Dilimde sözcükler yavan mı yavan
    Sultana tahtı yapan köle değil mi

    Haydar Şahinbay

    #100034964

    Konu: Her Şey Senle

    grup forumunda Haydar ŞAHİNBAY

    dervis_zel_ali
    Katılımcı

    Sen gülünce
    Nasıl güzelleşir bulutlar
    Sen gülünce
    Bütün ilaçlar etkisini yitirir
    Sen gülünce
    Bünyemde yeni bir insan olur
    Bende başka bir ben olur

    Haydar Şahinbay

    #100034921

    gulbeyaz
    Katılımcı

    Sopalar taşlar avtüfekleri
    Ve içi içine sıkışmış bir toplu tabanca

    Belinden orta etinden
    Cılız çelimsiz bir elden
    Toprağa çekmekteydiler köyün bütün erkeğini

    Sebebi iki kalabalığı birbirne tutuyor gözlerin
    Gamzen için ne kanlar bağırıyor
    Delikanlılar uyuyamıyorlar yataklarında

    Bedenler
    Toprak ve deniz ve kıyı ve dalga gibi
    Birbirine çarpa çarpa

    Düzgün kurşun girişleri hafif morarak etiçine
    yutuşlar
    Saçaklı kurşun çıkışları et ve kan parçalarıyla
    kusuşlar
    Delikler ezik çöküntüler
    Yırtıklar alıp açılarak
    Dantel perdeli camda kayan gölgen için
    Ne kanlar akıttılar toprağa

    Kalabalık bir kadının ortasında duruyor
    Rüzgar yüzünün tabakalarını açıyor

    Binbir renk ve işleme donanımlı başı
    Ve.Gözyaşı çanağı şimdi kafatasları

    Ağlayan erkekler. – dayıoğulları emmoğulları halaoğulları
    Kurumuş çatlamış elmacık kemikleri
    O ayazda o güneşte incecik hassas tenleri

    Bu kez kırk yaşındaki gelinin kocası
    Yatağını boşaltıp toz toprak içine devrilen

    Ne gürültüyle ne haykırarak ne de kahkahayla
    Ne son,solukta öç öğütleyerek
    Ne de kadınım arkamdan gel diyerek
    Ne yarı ne yaranı görerek gözü
    Bir karnağrısına uğramış gibi
    Kıvranıp büzülüp ölüm korkusunu giyip iğrençlenerek
    Ölürken
    Başucundaydılar yaralarından beter bir bağırtı
    Koparan karısı.Erkekler hısımlar
    Kalplerini daraltan can verişi önünde
    İncecik gergin yırtabilir yürekleri

    Bütün evrene
    Eğilip yanaklarından baktılar gelinin

    Şimdi çarpılır köyün ağzı
    Bir yabancı saçı taradı ev
    Şimdi köyde cami bile gurbet olur
    Ayrılıp iki yana hızlanmaya başladı mı şunlar:

    evler toprak kapı köpekleri bile ağaçlar bahçe çitleri
    Yanan ateşin dumanı da
    İki yana geçip karşı karşıya hasımlanıyor
    Köpeğin yanında adam adamın yanında duvarlar pusu
    kayaları.Kayaların yanında bacı ana kasları baldırları
    çocuk şeyleri hınçlar ve beddualar
    çaylar
    Dereden gıcırtılarla insan boğar buz kristalli sular
    Buz gibi anlarda boğuşur hasımlar
    Yün yorganın sıcağı vurdukça düşte
    Şehvete serilinir ya kan çıkarmaya
    Ve hergün havada bir asap bozukluğu ve olanlara
    Tabiatta bir uyma zorluğu kuşlar ötemez gibi

    Uzun vadiler düzlükler aşarken büyümesi durur ağaçların
    Sesi insan öldürmeye giden kurşunların

    Ve susunca
    Kama düşüşü bir zaman başlar
    Kalb ete ve ruha aynı anda açılır
    Cine ve meleğe
    Zulme ve hilme

    Zaman ağlyan kadınların
    Zaman kendi pervasız korkularını yaşayamadan
    Ölümü en keskiniyle bile virajlarda bile izleyerek

    Ve kana çobanlık eder çocuklar
    Seyirtirlir ki kopar düğmeleri uçuşur mintanları

    Güzel başın
    Mermer akmalı yanyarın
    Güzel adalen

    ellerin ne maharetler edindi
    asla maymun değildin
    topraktan geldin nice sırlardan geldin

    – Kanındaki masallar destanlar masal harpleri
    Yoldaşın melekler
    Herbir yanın imparatorluk emanetleri iken
    Tüm bunlar öfkenin şimdi –

    Ayağı altında çiğnedi kan hesabı sormayı
    Vurmaya gidiyor yine de o ve o
    Bakabilirliğe açılan ve gözlere bakan
    Ağlayan dudakların
    Gergin pürüzsüz güzel kana ve güzel şehvete çeke

    Cahit Zarifoğlu

    #100034914

    Konu: ÇOK GÜZEL

    grup forumunda Nilgün MARMARA

    karakalem
    Üye

    Durma artık burada uysal âşık!
    Aydınlık milinin yatağında.
    Bilemiyoruz belki de meşe o ağacın adı,
    Anlamıyoruz varolduğumuzu gölgesinde ağırbaşlılığın.
    Veda geliyor şimdi, öğretmek için
    Sergilenmeyi, uçuşan geriye dönen vakitte.

    Kime, kime gönderiyor incelen yapraklarını
    güzün, kavisin beyaz yanağıyla?

    Bu aklıkta, minarem mavi benim.
    Işığım denize kayıyor, bir sayıklama
    İzleğiyle, bir zamanlar pay verdiğimiz insanlığa!

    Nilgün Marmara

    #100034918

    Konu: KUĞU EZGİSİ

    grup forumunda Nilgün MARMARA

    karakalem
    Üye

    Kuğuların ölüm öncesi ezgileri şiirlerim,
    Yalpalayan hayatımın kara çarşaflı
    _________________________bekçi gizleri.

    Ne zamandır ertelediğim her acı,
    Çıt çıkarıyor artık, başlıyor yeni bir ezgi,
    -bu şiir –
    Sendelerken yaşamım ve bilinmez yönlerim,
    Dost kalmak zorunda bana ve
    _______________________sizlere!

    Çünkü saldırgan olandan kopmuştur o,
    uykusunu bölen derin arzudan.
    Büyüsünü bir içtenlikten alırsa
    Kendi saf şiddetini yaşar artık,
    _______ -bu şiir –
    Kuramadığım güzelliklerin sessiz görünümü,
    ulaşılamayanın boyun eğen yansısı,
    Sevda ile seslenir sizlere!

    Şubat, ’82

    Nilgün Marmara

    #100034884

    Bedriye
    Katılımcı

    Bugün temmuzun onbeşi,
    Bir başka yakar aşığı
    Şu Akdenizin güneşi.
    Var mıdır dünyada eşi
    ***
    Bir tarafta bulutlara
    Uzanan Toros dağları
    Bir tarafta şelaleler,
    Haşmetli Manavgat, Düden
    ***
    Hiç birşey kaybetmemiştir,
    O ulvi güzelliğinden.
    Soracak mısın eşimi
    Kaybettim ben güneşimi.
    ****
    Ne çok şeyler palaşmıştık,
    Biz seninle Akdenizim.
    Hep sendin aşkın başlayıp,
    Bittiği yerde sen vardın.
    ****
    Anlat,anlat Akdenizim
    Sevdamdan anı olarak
    Kaldı mı orada izim
    Anlat yalnız sen anlardın
    Halimi görür ağlardın……
    .

    Zahide Handan Erengil

    #100034889

    Bedriye
    Katılımcı

    Hayalin gözümden gitmiyor bir an
    Ayrıldık ayrılalı halim perişan
    Gel gör beni ne hallerdeyim
    İnanmıştım aşka şimdi biçareyim
    *******
    Adın yazılı kalbimde silemedim
    Sevdanın zorluluğunu bilemedim
    Bu sevda başıma ne dertler aştı
    Gönül dertlerimle dolup da taştı
    *******
    Dön yarim artık naz etme
    Bana hayatı zindan etme
    Bak yine geçiyor ömürden yıllar
    Değişen mevsimlerin ardından hızla
    *******
    Bize vedalaşmak yakışmaz
    Haydi gel yarim barışalım
    Sen de adımı yaz kalbine silinmesin
    Sevdaya dair ayrılıklar bilinmesin
    *******
    Adımız yazılı kalplerimizde
    Bak çok mutluyuz ikimizde
    Şİmdi bütün güzellikler bizimle
    Yürüyoruz aşkımızın gizeminle

    Zahide Handan Erengil

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 1,430) görüntüleniyor