1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 166) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları
  • #100019606

    Konu: Böyle Bir Sevmek

    grup forumunda Atilla İLHAN

    Aydın Yaman
    Katılımcı

    ne kadınlar sevdim zaten yoktular
    yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
    azıcık okşasam sanki çocuktular
    bıraksam korkudan gözleri sislenir
    ne kadınlar sevdim zaten yoktular
    böyle bir sevmek görülmemiştir

    hayır sanmayın ki beni unuttular
    hala arasıra mektupları gelir
    gerçek değildiler birer umuttular
    eski bir şarkğ belki bir şiir
    ne kadınlar sevdim zaten yoktular
    böyle bir sevmek görülmemiştir

    yalnızlıklarımda elimden tuttular
    uzak fısıltıları içimi ürpertir
    sanki gökyüzünde bir buluttular
    nereye kayboldular şimdi kimbilir
    ne kadınlar sevdim zaten yoktular
    böyle bir sevmek görülmemiştir.

    #100034966

    Konu: senin sesin

    grup forumunda Haydar ŞAHİNBAY

    dervis_zel_ali
    Katılımcı

    sesinde ne var biliyor musun
    süt beyazı bir çığlıkta kaybolmak
    çay buharında sessizce yunmak
    maviyle küsüp küsüp barışmak
    ve beyaz tül örtülerinde,
    en sevdiğin ölüyü ağırlamak

    sesinde ne var biliyor musun
    çınarlara su vermek bir akşamüstü
    ve örtmek üstünü kedilerin
    sokaklar yorulmadan soğuktan

    sesinde ne var biliyor musun
    melodilerin tınısında haz bahçeleri
    ve barış mektupları taşıyan elçilerin gözleri
    kar içinde çalı diplerine tutunan dağ kekliği

    sesinde ne var biliyor musun
    bin rengiyle güneşi kutsamış umut
    gülüş ve öpüş gibi bir pencereden gece
    gelip geçenlere aşk dağıtan hece hece
    ve dinmiş bir susuşun avuçlarında izi

    sesinde ne var biliyor musun
    bir şey var tarifi külfet aşka yakın
    fesleğen kiraz biraz naz
    denizden toprağı döven meltem ve yaz

    sesinde ne var biliyor musun
    ateşi suda ısıtan yağmur
    buğday tarlalarında beyaz bir düş
    ay ışığında büyümüş masal var,
    salıncaklarında çocuklar uyutan

    aşk var sesinden de öte gülüşünde
    çiçek vadilerinde boy veren kardelen
    kelebek var cemreden erken gelen
    abı hayat var bende ölümü öteleyen

    //haydar şahinbay//

    #100034956

    Konu: Ay Sen Bu Gece

    grup forumunda Haydar ŞAHİNBAY

    dervis_zel_ali
    Katılımcı

    Ay beyaz, ay duru,
    Kentin ışıklarına bezeli
    Ay sen,
    Kati, keskin
    Ay mesnetsiz bir yalan
    Sahih,
    Güneş’in fıtratı
    Ay tarafsız
    Aydınlık
    Yıldızı doğuran ana ay
    Siyahın rahmini deşen uğultu
    Kırmızının alımı
    Çavdar tarlası
    Değirmen suyu
    Ay öpülesi sevgili
    Ay tutku
    Umut sabahına gebe
    Hercai,
    Kar çiçeği,
    Fesleğen bahçesi
    Ay geceye başkaldırı
    Mumun alevi
    Göğün göğsü
    Turuncu şafak
    Ağaç kovuğunda ebem böceği
    Ay şiir başlığı
    Tını,
    Ay kaval
    Neyin nefesi
    Kadehin şerefi
    Kamerin adaşı ay
    Ay bu gece nergis şıklığı
    Yonca döven
    Gül büyüten
    Ay sen
    Rıhtım
    Gemi rota
    Işık süzmesi hücreye
    Tohumun hası
    Avare seyyah
    Derman
    Ay sen
    Dudak
    Makara
    Ay çift mektup haberi
    Yaz öncesi meltem
    Pazar çantası
    Ay
    İskele
    Saat kulesi
    Çayda dem kokusu
    Çorbada kaşık sesi
    Ay su
    Ay sen
    Güverte
    Pusula
    Ay sen

    //Haydar Şahinbay//

    #100034706

    Aysun
    Katılımcı

    (Ahmet Telli/ Sen gidersen?e ithafen)

    sen bu şehirden gidince;

    ardın sıra havalanır güvercinler
    ve bir çift kürek mavi sularda
    çrpınır dalgalar

    güne bakanların boynu bükük
    ayinde akşam sefaları
    mahsunluk çöker

    sen bu şehirden gidince;

    keskin ıslığıyla geçer rüzgar
    Buğulu pencerede yok olur
    parmak ucumda ismin
    kırk beşliklerde cızırdar yalnızlık

    kara bulutlardan çözülünce sarı kurdele
    omuzlarıma kadar dökülür siyah saçları
    ince askımdan düşer kadınlığım
    öksüz kalır içimdeki çocuk

    sen bu şehirden gidince;

    örülür duvarlarım
    sularım çekilir
    düş kapılarım kapanır
    balçık girdaplar yutar beni
    dipsiz kuyularda

    soluksuz kalır mı insan birini özlerken?
    Gökyüzü bile nefessiz kalır

    sen bu şehirden gidince;

    dile gelir dolaştığımız kumsal
    fısıldar çakıl taşları, ezberlettiğin şiirleri
    tüm portakal çiçekleri küser

    tarihi meydanda yükselir minareler
    saraylar sessizce saklanır ayak altı
    tavanından damlar gizemi sütunların.
    hasır taburelerden duyulur tavla sesi
    sigaranda -ben- tüterken zarın hep yek
    ve her şey susar birden

    sen bu şehirden gidince;

    kanatır çektiğin fotoğraflarda zakkum dikenleri
    bir uçak havalanırdı bilmediğimiz yerlere
    mavisi duvarında bırakınca tebeşir tozlarını
    şehirler yazardık, hatta ülkeler
    peşi sıra takılırdı yüreğimizden bir uçurtma
    dudaklarıma dokunduğunda
    ipini bırakırdık
    geri geldi yağmur bulutlarıyla

    sen bu şehirden gidince;

    dilsiz bekçilerin gölgeleri uzar mezar boylarında
    bildik tüm sesler yabancı
    beyaz kağıdı yırtarcasına oynar kalem elimde
    kilidi açılmamış sandıkta birikir yazılmamış mektuplarım
    Anılar bir bir sararır
    …sen bu şehirden gidince.

    sen bu şehirden gidince;

    haritadan silinir sınırlar
    köprüler yıkılır
    baş kaldırır kale duvarları
    tarih kitaplarından düşer
    saman sarısı ferman
    ? ezib riheş kacalo milset?

    sen bu şehre dön de şiirim ol yine
    özledim seni

    05/2005

    *Eski bir şiirime ses olan sevgili Kahraman Tazeoğlu?na teşekkürler.


    kemaldogular
    Katılımcı

    Kirletme sevgili; o, eski aşk defterini,

    Bu defterin sen, kar beyaz sayfasındasın?

    İncinmenden korktuğum için, seni kaybettim,

    Bir ömür seninle hep gülelim istedim.

    Gecemde gündüzüm de, korkarken seni mutsuz etmekten,

    Unutuldun sandın; kendini, ellerin kollarına verdin,

    Anlıyorum seni; başka ellerde mutlusun şimdi,

    Sen çoktan kapattın, o eski aşk defterini?

    Olur mu be sevgili; insan sevmediğinin ismini!

    Kendi çocuğuna, isim verir mi?

    Yıllar sonra kanattın, yeniden yüreğimi,

    İsmimi gördün de, sahiden hatırlamadın mı beni?

    Unuttum diye, yalan söyleme sevgili?

    Mektupların, resimlerin, dudak izli mendilin,

    Korkma sana geri gelmez, yüreğimde saklı onlar benim,

    Hatırlamadım seni deyip; kirletme sevgili, o eski aşk defterimi?

    Kemal Doğular – ALANYA

    17.05.2009

    #100034531

    Hayat
    Katılımcı

    Meksika?da İnka tapınaklarına çıkmak isteyen Avrupalı bir grup arkeolog, birkaç yerli rehberle yola koyuluyor. Dağın tepesindeki tapınaklara giden uzun yolu, kısa bir sürede yarılıyorlar. Aynı hızla tempoyla biraz daha yol aldıktan sonra, yerliler kendi aralarında konuşup birden yere oturuyor ve böylece beklemeye başlıyorlar. Tabii Avrupalı arkeologlar buna bir anlam veremiyorlar.

    Saatler sonra, yerliler kendi aralarında konuşup tekrar yola koyuluyor ve sonunda tepenin üstündeki görkemli İnka tapınaklarına geliyorlar.

    Arkeologlardan biri, yaşlı rehbere soruyor; ?hiç anlayamadım, niye yolun ortasına oturup saatlerce yok yere bekledik? ?

    Yaşlı rehberin cevabı o kadar güzel ki; ?çok kısa sürede çok hızlı yol aldık, ruhlarımız bizden çok uzakta kaldı. Oturup ruhlarımızın bize yetismesini bekledik…?

    Niye içimiz de hep bir eksiklik duygusuyla yaşadığımızı, niye mutlu olmayı beceremediğimizi, niye kendimiz olmayı başaramadığımızı ve ?niye? ile başlayan daha bir dolu sorunun cevabını açıkça veriyor İnkalar?ın yaşlı torunu.

    Çünkü bu aptal hayat içinde o kadar hızla yol alıyoruz ki, ruhumuz çok arkada kaldı, hatta onu nerelerde unuttuğumuzu bile hatırlayamıyoruz. Çocuğunu kaybeden annelerin çılgınlığında bir sağa bir sola saldırıyoruz hepimiz, ama bir farkla, biz neyi aradığımızı bile bilmiyoruz… Herkes bir arayış içinde, ama hiç kimse ne aradığını bilmiyor. Sanıyoruz ki cok paramız, sürekli yükselen bir kariyerimiz, bahçeli bir evimiz, spor bir arabamız olunca biz de çok mutlu olacağız.

    Hadi maddeciliği bir kenara bırakalım; niye herkes aşktan şikayetçi? Çevremiz de kaç kişinin aşk hayatı iyi gidiyor? Eminim parmakla sayılacak kadar azdır. Ve eminim hic kimse yanlışın nerede olduğunu da bulamıyordur. Ben ten uyuşması kadar ruh uyuşmasının önemine inanırım. Hatta insanların eş ruhlarının olduğuna bile inanırım. Ama ruhları olmayan bedenler birbirleriyle ne kadar uyuşabilir ki?

    Evet, önce göz görür fakat ancak ruh sever. Ayrıca ruhumuz olmadan eş ruhumuzu bulmak gibi bir şansımız olmadığına da eminim… İşte bu yüzden icimiz de sürekli bir eksiklik duygusuyla yaşıyoruz hepimiz. İşte bu yüzden sürekli duvarlara çarpıp,çarpıp kendimizi kanatıyoruz ve işte bu yüzden mutluluğu bir türlü yakalayamıyoruz… Gerçekte hIz çağında yaşıyoruz. Her şey o kadar hızlı geçiyor ki, ne işe , ne arkadaşlarımıza, ne ailemize, ne çocuğumuza, ne kendimize yeterince vaktimiz kalmıyor. Akrep ve yelkovanla yarış halindeyiz. Bu yüzden bütün ilişkiler yarım yamalak, bütün sevgiler bölük pörçük. Sevmeye bile vaktimiz yok bizim. Oysa teknolojinin nimetlerinden fazlasıyla yararlanıyoruz. Ne çamaşır yıkıyoruz ne de bulaşık, çayımızı kahvemizi makineler yapıyor. İşlerimizi bir telefon, bir faksla hallediyoruz. Uçaklar bizi iki saat içinde dünyanın bir ucuna taşıyor. Hatta artık gitmeye bile gerek yok, internetle dünya elimizin altında. Ama yine de vaktimiz yok işte!

    Bence doğanın kara bir laneti bu. Biz ondan uzaklaştıkça, o da bizden bütün zamanları çalıyor. Milan Kundera ?yavaşlık? adlı kitabında; ?yavaşlık hep aldatır,hızlılık ise unutturur? diyor.

    Telefon hızlılık mesela, konusulanları, söylenenleri unutturur. Mektupsa yavaşlık, hep vardır ve hep hatırlatır. Ben kendi adıma her zaman yavaşlıktan yanayım. Mesela uçaklardan hiç hoşlanmam, yeni bir şehre, yeni bir iklime hazırlanmaya, hatta hayal kurmaya bile vakit bırakmıyor bana ?Küt? diye başka bir hayatın içine giriveriyorum. Ve en kötüsü de dönüşler, daha ayrılığın hüznünü bile yaşamadan İstanbul?da olmak sahiden de cok tatsız. Tabii ki ruhumun beni terk edip oralarda kalması da cok normal. Oysa trenler karanlık geceyi yırtan keskin düdüğü, uykuda olanlara yolculuk düşleri gösteren kara trenler… Dağları bölen, nehirlerle yarışan, köprülerden geçen, agaçları selamlayan, cocuklara el sallayan, güne bakanlara göz süzen, geçmişin hüznünü, geleceğin umudunu yaşatan, yolcularına yepyeni dostluklar hazırlayan kara trenler var bir de.

    Uçak değil, tren olmak istiyorum. Böylece ruhum benden hiç ayrılmaz. Evet freni patlamış kamyon gibi yaşamanın hiç anlamı yok. Ayağımızı gazdan yavaş yavaş çekelim ve biraz mola verip ruhumuzun da bize yetişmesini bekleyelim artık. Aceleye ne gerek var?

    Hayat yalnız biz izin verdiğimiz gibi geçer. İyi ya da kötü hızlı ya da yavaş…
    Her şey bizim elimizde, sevgi de, aşk da, basarı da. Ama ancak kendi ruhumuzla buluştuğumuzda…

    #100034424

    Hayat
    Katılımcı

    Bu yılınızı iyi geçirdiniz mi?
    Sağlıklı olduğunuz için hiç sevindiniz mi?
    Bu yıl hiç gün ışığı ile uyandınız mı?
    Kaç kez güneşin doğuşunu izlediniz?
    Bir neden yokken kaç kişiye hediye aldınız?
    Kaç sabah yolda bir kediyi okşadınız?
    Bu yıl yeni doğmuş bir bebek parmağınızı
    sıkıca tuttu mu hiç?
    Ve siz onu hiç kokladınız mı?
    Yaz gecelerinde ne çok yıldız olduğuna
    hiç şaşırdınız mı?
    Kendinize bu yıl kaç oyuncak aldınız?
    Kaç kez gözlerinizden yaş gelinceye kadar güldünüz?
    Yaşlı bir ağaca sarıldınız mı bu yıl?
    Çimlere uzandığınız oldu mu?
    Çocukluğunuzdan kalan bir şarkıyı söylediniz mi hiç?
    Hiç suda taş kaydırdınız mı bu yıl?
    Kaç kez kuşlara yem attınız?
    Bir çiçeği dalındayken kokladınız mı?
    Bu yıl kaç kez gökkuşağı gördünüz?
    Ya da hediye alan bir çocuğun gözlerindeki ışığı?
    Kaç kez mektup aldınız bu yıl?
    Eski bir dostunuzu aradınız mı hiç?
    Kimseyle barıştınız mı bu yıl?
    Aslında mutlu olduğunuzu kaç kez farkettiniz bu yıl?
    İyi bir yılın, bunlar gibi birçok “küçük şeye”e
    bağlı olduğunu hiç düşündünüz mü bu yıl?
    Yayılın çimenlerin üzerine….. Acele edin….
    Er veya geç… Çimenler yayılacak üzerinize…

    #100034428

    Hayat
    Katılımcı

    Herkes bir arayış içinde, ama hiç kimse ne aradığını bilmiyor.

    Sanıyoruz ki çok paramız, sürekli yükselen bir kariyerimiz, bahçeli bir evimiz, spor bir arabamız olunca biz de çok mutlu olacağız.

    Hadi maddeciliği bir kenara bırakalım; niye herkes aşktan şikayetçi?

    Çevremizde kaç kişinin aşk hayatı iyi gidiyor? Eminim parmakla sayılacak kadar azdır. Ve eminim hiç kimse yanlışın nerede olduğunu da bulamıyordur.

    Ben ten uyuşması kadar ruh uyuşmasının önemine inanırım. Hatta insanların eş ruhlarının olduğuna bile inanırım. Ama ruhları olmayan bedenler birbirleriyle ne kadar uyuşabilir ki? Evet, önce göz görür fakat ancak ruh sever. Ayrıca ruhumuz olmadan eş ruhumuzu bulmak gibi bir şansımız olmadığına da eminim… İşte bu yüzden içimiz de sürekli bir eksiklik duygusuyla yaşıyoruz hepimiz, işte bu yüzden sürekli duvarlara çarpıp çarpıp kendimizi kanatıyoruz ve işte bu yüzden mutluluğu bir türlü yakalayamıyoruz…

    Gerçekte hız çağında yaşıyoruz. Her şey o kadar hızlı geçiyor ki, ne işe, ne arkadaşlarımıza, ne ailemize, ne çocuğumuza, ne kendimize yeterince vaktimiz kalmıyor. Akrep ve yelkovanla yarış halindeyiz. Bu yüzden bütün ilişkiler yarım yamalak, bütün sevgiler bölük pörçük.

    Sevmeye bile vaktimiz yok bizim.

    Oysa teknolojinin nimetlerinden fazlasıyla yararlanıyoruz. Ne çamaşır yıkıyoruz ne de bulaşık, çayımızı kahvemizi makineler yapıyor.
    İşlerimizi bir telefon, bir faksla hallediyoruz. Uçaklar bizi iki saat içinde dünyanın bir ucuna taşıyor. Hatta artık gitmeye bile gerek yok, internetle dünya elimizin altında. Ama yine de vaktimiz yok işte!
    Bence doğanın kara bir laneti. Biz ondan uzaklaştıkça, o da bizden bütün zamanları çalıyor.

    Milan Kundera “yavaşlık” adlı kitabında; “yavaşlık hep aldatır,hızlılık ise unutturur” diyor. Telefon hızlılık mesela, konuşulanları,söylenenleri unutturur. Mektupsa yavaşlık, hep vardır ve hep hatırlatır. Evet freni patlamış kamyon gibi yaşamanın hiç anlamı yok.
    Ayağımızı gazdan yavaş yavaş çekelim ve biraz mola verip ruhumuzun da bize yetişmesini bekleyelim artık.

    Aceleye ne gerek var?

    Hayat yalnız biz izin verdiğimiz gibi geçer. İyi ya da kötü hızlı ya da yavaş…

    Her şey bizim elimizde, sevgi de, aşk da, başarı da. Ama ancak kendi ruhumuzla buluştuğumuzda…

    #100034406

    Konu: KİLİM

    grup forumunda Fatih KISAPARMAK

    Hayat
    Katılımcı

    Sevdiğine sözü olan bir kilim dokur
    Kilimin dilinden ancak anlayan okur
    Sırlarımı verdim sana sevgimi verdim
    Şu gönlümü kilim yaptım yoluna serdim

    Ayıptır günahtır diye
    Kilit vurdular dilime
    Aşkı dokudum kilime
    Anlıyor musun
    Yetinmedim türkü yaktım
    Gayrı bu canımdan bıktım
    Hani senin olacaktım
    Dinliyormusun

    Kilim kalbin aynasıdır gönlün sesidir
    Her nakışı bir duygunun ifadesidir
    Kilim sevgiliye cağrı aşka davettir
    Kimi renkler şikayettir kimi hasrettir

    Ben şu gönül dergahında aşkı okudum
    Kilim yare mektupumdur arzıhalimdir
    Her nakışı bir kelime kalem elimdir

    Elin değmedi elime
    İsmin dolandı dilime
    Aşkı dokudum kilime
    Anlı yormusun
    Yetinmedim türkü yaktım
    Gayrı bu canımdan bıktım
    Hani senin olacaktım
    Dinliyor musun…

    #100034242

    Hayat
    Katılımcı

    Fırtınadan sırılsıklam bir geceye uyuyup, ışıl ışıl bir bahar güneşine uyanınca insan, uzun sürmüş bir kış uykusunun mahmurluğundan silkinmişcesine diriliyor ruhu?

    Yorgun bir yılın sonunda, denizin tuzlu dudaklarından öpmeye koştuğum bir sahil kasabasında, elektronik posta kutuma düştü “kırlangıcın öyküsü”?
    Öyle güzel, öyle yalındı ki, yazarını da, kaynağını da bilmemenin riskine rağmen, o 8 ? 10 satırdan çocuksu bir masal yapıp, bu yılbaşı, hediye sepetinize koymak geldi içimden?
    * * *
    “Kırlangıcın biri, bir adama aşık olmuş.
    Cesaretini toplayıp penceresine konmuş.
    Önce olabildiğince dik durmuş,
    Sonra gagasıyla cama vurmuş.
    ?-Tık? tık tık??
    Çok meşgulmüş adam? öfkeyle cama dönüp bakmış:
    ?-Kimmiş onu işinden alıkoyan??
    Kırlangıcın minik kalbinde amansız bir heyecan
    Kırık sözcükler dökülmüş gagasından?
    ?-Hey adam, seni nicedir izliyorum.
    Sorma nedenini, niçinini,
    Ama galiba seni seviyorum?.
    * * *
    Şaşırmış adam,
    ?-Sen de nerden çıktın şimdi,
    Tam aklımı toplayacakken bozdun işimi??
    Şöyle bir tüylerini kabartmış kırlangıç,
    ve aklındaki planı çıtlatmış:
    ?-Aç pencereyi beni içeri al sen,
    birlikte yaşayalım ebediyen?
    hem sofrada ortağın olurum,
    hem evde eğlencen?.
    Parlamış adam:
    ?-Şuna da bakın neler diyor bu?
    Haddini bil, hiç kuş insana aşık olur mu??
    ?-Soğuklar başladı bak, üşüyorum dışarda.
    Alırsan içeri, deva olurum yanlızlığına da??
    Hepten kızmış adam, kovmuş kırlangıcı camın önünden
    ?-Yürü git işine, yalnızlığımdan memnunum ben”
    Bükmüş gagasını zavallı kırlangıç,
    Uçmuş semaya doğru, kanadı kırık?
    * * *
    Gel zaman git zaman,
    kırlangıçın hemen ardından,
    bizim adamı pişmanlık basmış:
    ?-Hay aptal kafam, ben ne halt ettim,
    ayağıma gelen fırsatı teptim?.
    Sonra teselli etmiş yalnız kalbini:
    ?-Sıcaklar başlayınca gelir kırlangıcım.
    Onu içeri alır yalnızlığımı paylaşırım”.
    Kış geçip de yaz gelince, yalnız adam başlamış beklemeye?
    Ama sevdalısı uğramamış bile bir kere?
    Akın akın gelen sürülere sormuş,
    Onun kırlangıcından eser yokmuş.
    Öyle üzülmüş ki, gidip bilge kişiye danışmış.
    Hem kırlangıcı, hem kendi eşekliğini anlatmış
    Bilge kişi almış adamın mesajını,
    Lakin üzüntüyle sallamış başını:
    “A benim yalnız oğlum. Ne kadar efkarlansan azdır.
    Çünkü kırlangıçların ömrü 6 aydır”.
    * * *
    Sırılsıklam bir geceye uyuyup, güneşli bir sabaha uyanınca insan, kabus gibi geçmiş bir yılın, ışıltılı yeni yıllara gebe olduğuna dair inancı tazeleniyor.
    Hele yorgun bir yılın sonundaysanız,
    denizin tuzlu dudaklarından öpmeye koştuğunuz şirin bir sahil kasabasında, dostların arasındaysanız?
    Ve hele, posta kutunuza atılan mektuplar size “Bulduğun aşkların kıymetini bil” diyorsa?

    #100034139

    Konu: VEDA EDİP GİDERKEN

    grup forumunda N.Gökhan SONSEL

    N.GOKHANSONSEL
    Katılımcı

    Veda edip giderken , kahroldum kederimden,
    Gülüşlerim yapmacık , ağlayışım derinden.
    Ona bir gül verseydim , sevda bahçelerinden ,
    Beni böyle bırakıp…terk edip gider miydi ?

    Hasret doldu gözüme , solgun dudaklarıma,
    Yağmur gibi yaş indi , o gün yanaklarıma.
    Yazdığım son mektubun , acep yapraklarına ,
    Seviyorum deseydim…terk edip gider miydi ?

    Kuşların bulut ,bulut , döndükleri o gece,
    Buğulanan camıma , yazdım çizdim ismini.
    Bir tek defa bakmadan , yırtıp atsam resmini ,
    Ben onu yine böyle…böyle çok sever miydim ?

    Aradan yıllar geçti , gitti hala gelmedi ,
    Kalbimi götürmüştü , tekrar geri vermedi.
    Neler çektim ben neler…o halimi bilmedi,
    Eğer geri dönseydi, böyle çok sever miydim ?

    Ne mektuplar döşendim , hasretim gel dön bana,
    Mektuplar geri döndü , darılmış küsmüş bana.
    Dertli kalem dert yazar , biten sevdadan yana,
    Şimdi gönüller değil…biten ömürler yorgun..

    N.Gökhan SONSEL

    #100034056

    ddnzsk
    Katılımcı

    Bir şeyleri arar gibi şarkılar
    eskiden kalma bir aşk
    mektup
    plak
    yanan bir soba
    karla kaplanmış yola bakan mutlu bir çift göz
    yolu gözlenen baba
    oyuncaklar
    eski bir sevgili
    çay sohbetleri
    bir şeyleri arar gözlerim
    intihar eden bir aşkın ardından.

    #100033908

    Konu: CİVANMERT…

    grup forumunda Selim EMRE

    Kaptan
    Yönetici

    PARAYI, HAYATA; AŞKA; HAYSİYETE TERCİH ETMİŞ,
    HANIMEFENDİ KILIKLI BİR ZALİME YAZILMIŞ, MEKTUPTUR BU…

    KÜÇÜKLERİN GÖZLERİNDEN,
    BÜYÜKLERİN ELLERİNDEN ÖPÜLEN KÜLTÜRDEN GÖÇMÜŞ,
    PARANIN ADAMI SATIN ALDIĞI ŞEHİRLERDE DÜŞMÜŞ
    BİR CİVANMERTİN SATIRLARIDIR BU…

    SEVİYORUM DERKEN KORKMUŞ, GÖZ GÖZEYKEN TERLEMİŞ,
    KONUŞURKEN YUTKUNMUŞ
    CİVAN MERT’İN YOK OLUŞUDUR BU.
    VUSLAT NAMINA BİR GECENİN HAYALİYLE TUTUŞMUŞ,
    EN GÜZEL BAKIŞINI AVUÇLARINDA TUTMUŞ,
    KİMSELER İNANMASA DA ON YEDİ YIL AŞKA ORUÇ TUTTURMUŞ
    BİR CİVANMERTİN SATILIŞ HİKÂYESİDİR BU.

    BİR KULA OLSA DA AŞKLAŞMIŞ BİR EFSANEDİR BU…

    CİVAN MERT’İN, LİSE YILLARINDA
    SADRİ ALIŞIK TADINDA AĞLAYIŞIDIR BU.
    AYHAN IŞIK TADINDA KAVGASI,
    TATAR RAMAZAN’LA NARA ATIŞIDIR BU…
    BU, BEYOĞLU SOKAKLARINDA SALINA SALINA, ADAM KALIBINDA,
    VAY ANAM DEDİRTİRCESİNE ADIM ATIŞIN SATIRLARA ENDAM SALIŞIDIR.

    BELKİ BİR FUKARANIN, YENİ BİR MİNTANA TAMAHI TADINDA,
    BELKİ ÇOCUKLARIN BAYRAMLIK HAZZIYLA
    YILLARCA YASTIK ALTINDA SAKLANMIŞ
    BİR SİYAH BEYAZ FOTOĞRAFIN,
    YIRTIK YANLARINA BAKA BAKA AĞLAYIŞIN
    BELKİ DE ÇARESİZLİĞİN VE YAKARIŞIN
    BİR ORHAN GENCEBAY ŞARKISI TADINDA,
    BİR ÇOCUĞU ADAMCA BÜYÜTÜŞÜDÜR BU…

    #100033886

    N.GOKHANSONSEL
    Katılımcı

    Sen benim hüzün bulutlarımsın

    Yürüdüğün her adımda,
    Kuru bir yaprak gibi,
    Düşüyorsam ayaklarına.
    Uykusuz geçiyorsa , her gecem…
    Bunun tek sebebi… sen olmalısın.

    Dinlediğim, her şarkıda ,
    Seni düşünüyorsam eğer,
    Rüzgarlara, yalvarıyorsam ,
    Kokunu getirsin diye…
    Her yıldızın üstüne yazıyorsam ,
    Sevda mektuplarımı…

    Sen benim…hüzün bulutlarımsın.

    Baharı hatırlatıyorsa gözlerin,
    Sesini duyuyorsam,
    Nisan yağmurlarında…
    Ve bir dipsiz kuyuya düşmüş gibi,
    Girdabına kapılıyorsam eğer…

    Sen benim…hüzün bulutlarımsın.

    Götür beni , ırmak kenarlarına,
    Çıkart dağ yamaçlarına.
    Gözlerinde vur…vur, öldür beni.
    Dökülsün kanım ,topraklara karışsın.
    Feda olsun , sana canım ,
    Canım sana ,feda olsun…

    Yok bende ,umut deme,
    Sakın…beni, unut deme.

    Sen benim…hüzün bulutlarımsın.

    N.Gökhan SONSEL

    #100033028

    neizm
    Katılımcı

    Ne olur,
    Beni sarhoş zannetme..
    Ben,
    Hergün seni içiyorum.
    Ve…
    Her Allah’ın günü gözlerini…

    Sen
    Rakı şişemsin otuzbeş santilitrelik..
    Gözlerin anasonum,
    Tenin suyum.
    Mektupların mezem.
    Ellerime alıp, bırakamadığım
    Avuçların kadehim oldu.

    Hadi,
    Şimdi sen,
    Benim yerimde ol da içme..
    Elindeyse kır kadehimi…
    Tuz buz et.
    Yüreğime kurduğum masamı
    Darmadağın yap…

    Ben her gece
    Bir şişe içiyorum.
    Ve…
    Her Allah’ın günü gözlerini…
    Ne olur,
    Beni sarhoş zannetme.

    Necdet GÖKNİL

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 166) görüntüleniyor