1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 91) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları
  • #100034948

    dervis_zel_ali
    Katılımcı

    Bu gökyüzü
    Şu toprağı yalayan rüzgar
    Bana göre değil
    Ateş su
    Gözlerinde uyumak bir akşamüstü
    Deniz kum güneş
    Ve çocuklar
    Bana göre değil umut
    Ve uçurtmalar yapmak tepelere layık
    Dilek fenerlerinden yıldızları yakmak
    Şiir yazmak ince parmaklarına
    Yalnızlığı övmek sensiz şarkılarda
    Bana göre değil
    Gece bulutlara uçmak
    Kuşlara kanat takmak beyaz kağıtlardan
    Maviyi baş üstünde tutmak ufukta
    Limanlara gemi bağlamak
    Pasından anılar pişirmek demirlerin
    Ağlamak köşe başlarında bana göre değil
    Baharı beklemek
    kar yağarken tepeden tırnağa
    Aşık olmak bana göre değil
    Yaşım kırkı geçmişken saçlarını taramak
    Ay ışığında yıkamak gözbebeklerini
    Yağmurdan vazgeçip bulutları sevmek
    Bana göre değil
    Karanlığın ihtişamında ölümü ötelemek
    Bana göre değil
    Korkuya ümidi değişmek
    Ve papuç bırakmak soysuza
    Masaya bırakıp anahtarları öylece gitmek
    Gölgesine sığınmak izbe sokakların
    Bana göre değil
    Karasında üşümek gözlerinin
    Üflemek fitilini lambaların
    Surat asmak yüzüne aynaların
    Bana göre değil
    Duldasına koymak başımı
    Ciğerimi bitiren ahının
    Bana göre değil

    #100034731

    Konu: GİDİŞİNLE

    grup forumunda Arzu ALTINÇİÇEK

    Kaptan
    Yönetici

    gün ağlar kayısı çiçeklerinde
    penceremde soğuk bahar ışıltısı
    kuş cıvıltılarında buruk sevinçler

    buz beyazı denizde mutsuz dalgalar dolanır bileklerime
    toprak bir özlem kokar, bir ölüm
    kah sana yanarım, kah sensiz üşürüm
    bulutlardır gözlerimde kördüğüm

    çağla gülüşlerini aşırdı arsız mevsim
    bir karıncaya takılıp düştü kelebek peşindeki çocukluğumun gölgesi
    umrumda değil avcumda siyahını bırakan uğur böcekleri

    yokluğunun ilk nisan yağmurları
    ölü bir bedende dirilir doğum sancıların
    ruhum seni yüklenmiş, bu can beni tüketmekte

    yitik bir kent buldum karanlıkta
    unutulmamış kapı eşiklerinde çalınmamış zilleri sevindirdim
    çalıp kaçtım
    yorgun bir rüzgar buldum
    maviyi eledim uçurtma kuyruklarında

    büyümek; en öksüz haliymiş insanın
    ne sesim yetiyor, ne ellerim
    şiirmiş, yaşamakmış, sevişmekmiş
    her şey anlamını yitirmiş

    Nisan-2010

    canım annem?e

    doğumgünü dileğimsin…

    #100034732

    Kaptan
    Yönetici

    bugün o kadar ihtiyacım var ki sana
    güneşin yalnızlığı ısıtmadığını anladım

    artık biliyorum alnımı öpen gecenin korkularımı sarmadığını
    şarkıların ?ağlamak istediğim anlar?ın dışında anlamı olmadığını öğrendim

    ve kime derdimi anlatsam
    -aman takma, geçer
    demesinden yoruldum

    gün uykusunda laleler gibi dingin
    kollarının altında kalmalıyım şimdi

    buzul kelepçe bileklerimde
    aklımda kemirgen şu anılar

    günahlardan bir leke daha tenimde
    gözlerimden koyu yarınlar

    er kişi niyetineymiş de aşk
    her kişiyeymiş mavi boncuklar

    bugün o kadar ihtiyacım var ki sana
    kimsenin sen gibi bakmadığını anladım

    artık biliyorum adımı söyleyenlerin sevdalı çağırmadığını
    şiirlerin ?can yanmalarım? dışında yazılmadığını öğrendim

    ve kime aşkı sorsam
    bulamadığı bir şeyi tarifinden yoruldum

    gün kuytusunda rüzgâr gibi dingin
    ellerin saçlarımda olmalı şimdi

    çözül diyor içimdeki yabancı
    aklımda tutsak sevişler

    sevaplardan iz yok tenimde
    gözlerinden uzak yarınlar

    er kişi niyetineymiş de gün
    her kişiyeymiş yıldızlar

    bugün o kadar ihtiyacım var ki sana
    korkuları kovalayan sesini özledim

    kabusları dağıtan gülüşünü
    dizlerine başımı koyduğum anlar gibi

    mendilimde kelimeler var çocukluğuma dair

    hiçbiri sen gibi güzel değil

    hiçbiri sen gibi kalmamış baba

    bugün o kadar ihtiyacım var ki sana

    Not: Karakalem çalışması yabancı bir siteden alıntıdır (Brandie ve babası)

    #100034735

    Konu: SEVGİLİ BEN !

    grup forumunda Arzu ALTINÇİÇEK

    Kaptan
    Yönetici

    Sevgili ben;

    kaç mevsimlik suskunluğu vardı arzuların, saymadım
    Yıldızlı gecelerde bile yönümü bulamazdım
    çünkü; her yanım dört duvar yalnızlık

    oysa sevmeye açtım, sevilmek kadar sevişmeye de
    akşamları kısık sokak lambalarının ışığı öperdi bedenimi
    kuytularda kendi dokunuşlarıma ses olurdu o saçma sapan şiirlerim
    an gelir öfkem olurdu
    yeri gelir en büyük çığlığım

    her defasında bir kadehle başlardı boşalmaya gözlerimden acizliğim
    ve titrek dudaklarımdan keskin bir şarkı düşerdi
    her şey susardı sanki
    her şey donardı.

    renkler silinirdi, bilinirdi sebebi
    siyah beyaz resimler keşkeli cümlelerle süslenirdi
    ne kadar saklasam da ele verirdi kırılganlıklarım saçlarımda kendini

    uykusuz saatler bir çizik daha atardı yüzüme
    bilirdim
    ama yapacak bir şey yok

    erguvanlara bulansa da, anıların hep üşüten bir yanı vardı
    ve mavilerin buz kesikleri
    ne bedenim
    ne ellerim…yüreğim titrerdi
    yüreğim tir tir

    herkese bir aşk düşer mi? cevabını kim bilirdi?

    tek korkum y a l n ı z l ı k…

    kalabalıkların uğultusunda bir cümle yakalamaya çalışıyorum
    sıcak
    sadece bana öze
    ya da tensel açlıktan uzak bir el uzansın elime yeter, bir “merhaba” için
    gidişlere alışkın gönlüm nasılsa ama
    gelişler önemliymiş asıl
    b i l i y o r u m

    turuncuların içinden kırmızıları çektim
    mevsim sapsarı

    tarihler değişse de takvimler hep yedi güne gebe
    temmuz nisan çamurlarına bulanık ama o halinden memnun
    batak gülleri süslerken yaz düşleri
    lacivertler hep kıskançsa
    kime ne !

    aşk; kaç yıldır suskunluğumsun
    bir ben biliyorum bunu.

    sesimden düşen kahkalarıma kanmışlarsa benim suçum değil bakıp da görmeyişleri

    aşk; her halimi saklayan siyah bir elbisesin üzerimde…renklerime sırdaş

    oysa ne kadar da net ortada duruşum,
    ne kadar da kollarım savruk
    hangi yana çekseler giderim zannedenler
    ne kadar da haksız

    kilitleri vurmuşum bir kez
    ne öncesi ne sonrası
    hep o andayım

    sana tutsağım a ş k, sana niyetli ama sen y o k s u n.

    aşk;
    tütsülü gecelerin kokusunda terli şiirsin sabaha
    rengin kırmızı…
    utanmak mı gerekir koynunda uyurken ya da vaftiz mi gerekir su akışında sevişleri

    dar sokaklarda düşer yasaklı adın
    ya ihanettir gölgen, ya gölgende ihanetler.
    her türlü yapış yapışsın ama her türlü kapış kapış

    sağ koluma takmışım denizi sınırlar çiziyorum
    ağırlaşıyor ihanet kokuları şehrin
    git gide yamacıma geliyor ayrılık
    ötesinde
    zamana vuran metal kurşunlarda yalnızlığım

    bir ben yakınım kendime
    sonra
    yine ben
    yine ben

    en çok da kendimle konuşmalarımı sever oldum ayrılıklar üstüne.
    bu sabah yabancı olsam aynaya
    hiçbir kıyafet olmasa üzerime
    adımı unutmuş olsa çevremdekiler ve ben hatırlamasam düne aitleri

    çocukluk kumbaramda biriktirdiğim dünlerle
    günleri harcıyorum
    elim açık
    avucumda o kadar çok bozuk günler var ki
    var mı aranızda bütünleyecek yıllarımı?
    üstü sizde kalsın !
    nasılsa aşk herkese lazım

    yalnızlıktan başka kuruşum yok…

    aşk; seninle dolu nice yıllarım olsun.

    Sevgiler
    Sen

    #100034736

    Konu: NE KADAR DA ÇOKUM

    grup forumunda Arzu ALTINÇİÇEK

    Kaptan
    Yönetici

    avuçlarına yüz sürdüğüm ;
    senin için bıraktım savaşlarımı

    bu kentin sahte mutluluklarından sakındım
    yalanlarından
    nankörlerinden
    kimin eli kimin cebinde aşklarından

    güz dökümü sokaklarda ruhlarla gezdim
    köşe başlarında sadaka dilenenlere öfkeli
    aşka avuç açacak kadar açtım

    takvimlerin intiharında keşkeler biriktiren
    her kayan yıldıza dilek bağlayan yalnız bakışlardandım
    ya da bir avuç fincanda dünya dolusu mutluluk arayanlardan?
    papatya katiliydim
    kendi cumhuriyetimde kendime dizildim

    aşk depremlerinden çıktım bu kentin
    ekmek kavgasından
    gelin konvoyundan
    maç coşkusu kurşunlarda sindim
    kadınların tecavüze uğramış bedenlerinde öldüm tekrar tekrar
    ve azar azar yitirdim inancımı tanrıya
    ?tanrı yok, diyordu bir kadın
    – Muhammet yok İsa yok
    yok bütün peygamberler annem yok ?
    ama bir şeyler olmalıydı kurtaracak ölümden çocukları
    yaşlıları kuyruklardan çekip alacak bir el
    afrikamı yeşile saracak nefes
    kara deliğe göğüs gerecek kadınları olmalıydı bu kentin
    gücüm yettiğince her şeyin savaşını verdim
    anamın
    böbreğinin
    beynimin
    yokluğun
    ihanetin
    gidenlerin
    şiirlerin
    gaspçıların
    yurtların
    kitapsızların
    dingin mavilerin çırpınan beyazıydım; yorgunluğu insanlıktan bildim

    bir gece vakti buldum sebepsiz telaşımı
    en büyük boşluğum; sana tırmanıyorum yıldız tepelerinde
    sana azıyorum karadeniz gibi köpük köpük
    sana kazıyorum ölüdenizi kürek kürek
    sana yazıyorum hayaldenizinden çaldığım mürekkepli şiirleri
    aşk bıçağı soluğundan bir kesik boynumda
    sana kanıyorum gelincik gelincik
    yüzüm bir avuç istanbul, yüzümde ülkemdir ellerin
    seni sana sunduğum çocuklar büyütüyorum saf aşk döllerinden yalınayak
    seninle ne kadar da çokum !

    Arzu Altınçiçek
    2009

    #100034713

    Konu: DÜŞÜŞ

    grup forumunda Arzu ALTINÇİÇEK

    Aysun
    Katılımcı

    sabah olmak bilmiyor,
    öyle ağır bir gece bıraktın ki bana
    vakit; içimdeki derin acıya sızma vaktidir !

    nefesinde yükselen ormanlar yanıyor yâr
    geceye isini sürdüm ihanetin
    tam da ellerin gerek beni sarmaya
    oysa parmak uçlarında kavrulur kalbim

    duvarlarımda isyankâr bir şiir
    bu ev gibi, bu gece gibi, sen gibi susuyorsam, beni anla !
    bu vakitlerde sevmek yetmiyor yâr
    bundandır; şiirler bitmek bilmiyor

    ağırlığını sorma yokluğunun
    göğü yıkılmış bir şehir kadar soluksuzum
    mavisi çalınmış deniz kadar ruhsuz
    şiirsiz kalmış şair kadar acınası

    caddelerin yabancısıyım
    yankesici gölgelerin tanığı
    bütün sokak köpekleri sever beni
    oysa kedi leşlerine gözyaşım

    beyazına yüzünü çizdiğim dalgalar tuz tanesi avuçlarımda
    söküp atasım var beni uğurlarken sarıldığın iskele demirlerini
    biliyor musun ? sesine hüznünü yüklediğim martıları vurdular
    ipe dizili renkli balonları sapanlıyor içimdeki çocuk

    kumdan kaleleri dağıtır gibi baştan sona sildim sınırlarını ülkemin
    kız kulesi?ni akdeniz?e taşıdım
    anıtkabir? i bodrum?a
    hasankeyf?e gömdüm selimiye? yi
    yerebatan?ı ağrı? ya diktim
    tokat?ın içine sakladım beş minareyi
    istiklâl?de bir başımaysam, yalnızlığa düşmedim;
    kalabalığı çektim gözlerimden

    sus…
    el ele gülüşlerimiz geçiyor önümden, duyuyor musun ?

    vakit; şiire sığınma vaktidir
    sabahında yoksam bil ki acına sarıldım !
    ağırlığını sorma yokluğunun.

    Arzu Altınçiçek

    07 Ağustos 2010
    03.18 / kumbaramdaki harfler

    #100034706

    Aysun
    Katılımcı

    (Ahmet Telli/ Sen gidersen?e ithafen)

    sen bu şehirden gidince;

    ardın sıra havalanır güvercinler
    ve bir çift kürek mavi sularda
    çrpınır dalgalar

    güne bakanların boynu bükük
    ayinde akşam sefaları
    mahsunluk çöker

    sen bu şehirden gidince;

    keskin ıslığıyla geçer rüzgar
    Buğulu pencerede yok olur
    parmak ucumda ismin
    kırk beşliklerde cızırdar yalnızlık

    kara bulutlardan çözülünce sarı kurdele
    omuzlarıma kadar dökülür siyah saçları
    ince askımdan düşer kadınlığım
    öksüz kalır içimdeki çocuk

    sen bu şehirden gidince;

    örülür duvarlarım
    sularım çekilir
    düş kapılarım kapanır
    balçık girdaplar yutar beni
    dipsiz kuyularda

    soluksuz kalır mı insan birini özlerken?
    Gökyüzü bile nefessiz kalır

    sen bu şehirden gidince;

    dile gelir dolaştığımız kumsal
    fısıldar çakıl taşları, ezberlettiğin şiirleri
    tüm portakal çiçekleri küser

    tarihi meydanda yükselir minareler
    saraylar sessizce saklanır ayak altı
    tavanından damlar gizemi sütunların.
    hasır taburelerden duyulur tavla sesi
    sigaranda -ben- tüterken zarın hep yek
    ve her şey susar birden

    sen bu şehirden gidince;

    kanatır çektiğin fotoğraflarda zakkum dikenleri
    bir uçak havalanırdı bilmediğimiz yerlere
    mavisi duvarında bırakınca tebeşir tozlarını
    şehirler yazardık, hatta ülkeler
    peşi sıra takılırdı yüreğimizden bir uçurtma
    dudaklarıma dokunduğunda
    ipini bırakırdık
    geri geldi yağmur bulutlarıyla

    sen bu şehirden gidince;

    dilsiz bekçilerin gölgeleri uzar mezar boylarında
    bildik tüm sesler yabancı
    beyaz kağıdı yırtarcasına oynar kalem elimde
    kilidi açılmamış sandıkta birikir yazılmamış mektuplarım
    Anılar bir bir sararır
    …sen bu şehirden gidince.

    sen bu şehirden gidince;

    haritadan silinir sınırlar
    köprüler yıkılır
    baş kaldırır kale duvarları
    tarih kitaplarından düşer
    saman sarısı ferman
    ? ezib riheş kacalo milset?

    sen bu şehre dön de şiirim ol yine
    özledim seni

    05/2005

    *Eski bir şiirime ses olan sevgili Kahraman Tazeoğlu?na teşekkürler.

    #100034710

    Aysun
    Katılımcı

    ölüm ve sensizlik kırar kolumu kanadımı
    soluksuzsam bil ki kent yangındadır
    kuruduysa dudaklarım Marmara çekmiştir mavisini
    güz sonrası sancılar yabancı değil
    dudaklarında idam sehpası kurulu
    boğazıma yapışan suskunluğum boşuna değil

    kalemin ucunda aşk dilenen bir şiir
    kirpiklerimde uykusuz üç gece ağırlığı
    kaç ayrılığı taşıyabilir bu kalp, daha kaç vedayı
    ellerinde yürür içimdeki çocuk
    uykunda seni izler nefesindeki kadın
    boğazıma yapışan suskunluğum boşuna değil

    onca savaşın içinde sarmışken yaraları
    onca dilin izini silmişken gülüşler
    her defasında silbaştan etmişken kavgaları
    halâ tutuyorsa aşk ince yerinden
    ve kıvranıyorsak yakıp yıkmamak için gemileri
    bu sessizlik boşuna değil
    bırak,aşk kazansın be gülüm
    kim ne kaybeder …

    #100034354

    Hayat
    Katılımcı

    Bir nehir kenarında imlalarımı düşürdüm cebimden,

    Baktı yüzüme mavi gecenin yıldızları,

    Sırtımda taşıdığım,

    Yüreğimde yaşadığım bir sendin sevdiğim,

    Bir çocuk neşesi kopardı beni dalımdan,

    Ben bahar oldum sana,

    Ürkek,çekingen ve bir o kadar utangaç,

    Vurgun yedim sevdanın kollarında,

    Öyle hızlı okuma sana yazdıklarımı,

    Yüreğimden başla hayata direnişe,

    Ve bak gökyüzüme,

    Aşk beni anlatıyor uykularına,

    Anlattıkça unutturuyor yalnızlıklarımı,

    Durmak bana göre değil sevdiğim,

    Ben sen olurum,

    Gözlerin,ellerin,

    Yüreğin kalırım yaşadığın zamana,

    İmlalar beni aşar cümlelerde,

    Kör bir cellada bırakılırım şiirlerde,

    Uzat ellerini özlediğim,gitmeden sen,

    Ağlarsam ben,

    Yalnız sensizliğe ağlarım…

    #100034013

    Konu: D/ÜŞÜYORUM

    grup forumunda Serkan KURT

    ddnzsk
    Katılımcı

    uzundur bu kentin geceleri
    hele aklın düğüm düğümse
    ağzımda dilsiz küfürler
    sokakları paralıyorum
    devriyeler kol geziyor
    Tanrım şimdi yağmur yağsa
    sus diyor içimdeki piç
    ıslanmayı sevmiyor
    teninde uyuduğum kadınlar geliyor aklıma
    kan yağıyor gökten
    susuyorum böyle olunca
    Buenos Aires’te gidiyorum
    hüzünlü bir kemancı gibi
    Eva peronun önünden geçiyorum
    ıslık çalıyorum
    bir işçinin elindeki nasır oluyor kalbim
    dedimya uzundur bu kentin geceleri

    radyoda “hüzün kovan kuşu” çalıyor
    nede güzel söylüyor
    kapatıyorum gözlerimi
    temiz bir rüyaya
    sallanıyor gondol
    Venedik ah Venedik
    Paris?ten sonra kalbim sende kaldı
    kalbim kanamalı bir hasta
    köpekler uluyor sokakta
    ışıkları yakıp
    radyonun sesini biraz daha açıyorum
    her an gitmeye hazır çantama bakıyorum
    uzun yollar gözlerimde
    tabakamdan bir sigara yakıyorum
    senin aldığın tabakadan
    seni düşününce toz toz oluyorum
    böyle olunca
    uzun oluyor bu kentin geceleri

    ölüm kokuyor bu şehrin sokakları
    sarmaşık güller yok
    çocuk sesleri de gelmiyor sokaklardan
    dilsiz oluyorum
    kirleniyor beyaz kağıt
    sövüyorum sensiz geleceğe
    seviştiğim kadınlarla karşılaşıyorum sokakta
    yanıyor tüm şiirler
    yalana düşüyor şairler
    Adriyatik denizinde unutuyorum kendimi
    sonra beyoğlunda serseri
    dayak yiyorum itlerden
    gel bul beni
    kayboluyorum sen olmayınca
    şeytan sobeliyor beni
    ve intihar ediyor ruhum
    papazın meyhanesinde
    düşüyorum boşluğa
    balonlarım uçuyor elimden
    gökyüzü, mavi gökyüzü kararıyor
    tabakam elimden düşüyor
    kapatıyorum gözlerimi
    sen olmayınca
    uzun oluyor bu kentin geceleri


    neizm
    Katılımcı

    Ben
    Kimseyi böyle çıldırasıya sevmedim.
    Zorla değil ya,
    Sevemedim işte..
    Kimseler yer etmedi içimde..
    Senin,
    Her yanımı..
    Sarıp sarmaladığın kadar.
    Kan yerine
    Senin damarlarımda dolaşıp,
    İliklerime işlediğin kadar…

    Ben
    Bir tek seni.
    Bugün..
    Yarın..
    Ve daima
    Hep seni seveceğim.

    Kalbinde ben kaldıkça
    Ve yaşadıkça..
    Adının her harfine..
    Kirpiğinin,
    Saçının her teline..
    Binlerce şiir yazacağım.

    Yaşadığım her günün sonrası
    Zindan karası gözlerin
    Zindan karası saçların
    Süslerdi gecelerimi.
    Sen bilmezdin..
    Ellerini ellerimde tuttuğumda
    O karanlık gecelerde
    Yıldızlar kadar ışıldayan bendim..
    Her hangi bir gecede,
    Gökyüzüne baksaydın beni görebilirdin.
    Belki o zaman,
    Ben diye..
    Ellerine, yüzüne
    Bir avuç gökyüzü sürebilirdin.

    Kır çiçekleri kadar keskin kokun vardı
    Soluduğum havada.
    İçtiğim her bardak çayda..
    Her bardak suda..
    İçtiğim her kadehte..
    Yudumladığım sendin.
    Bilmezdin.
    Sen de içerken bir bak bardağına,
    Kadehine..
    Mutlaka beni göreceksin.
    İşte o zaman..
    İstersen..
    Seni içtiğim gibi,
    Sen de beni içeceksin.

    Şimdi
    Sen varsın ya dünyamda..
    Artık sırtım gelmez yerlere…
    Sen de kendini bana bırak
    Mutluluk işte o zaman gelecek
    Önümüzdeki bütün kapıları açılarak…

    Artık biliyorum..
    Her şey,
    Gün gibi açık..
    Gün gibi ortada…

    Sen, /benim/
    Günlerimi binbir renkte
    Fener alaylarına döndüren..
    üzümü güldüren
    İyilik meleğimsin.
    Sen, benim içinde yüzdüğüm
    Denizimsin, okyanusumsun
    Sen benim huzur bulduğum
    Sessiz maviliğimsin.

    Necdet GÖKNİL

    #100033183

    safir
    Katılımcı

    Sırra kadem basmış gündüzlerimi ararken ben
    Karanlığı aşikâr gecelerimin parlayan yıldızıydın sen

    Soluksuz seyrederdim seni
    Her seyredişim bir şiir olurdu
    Finali sen ortası sen başı sen

    Kumdan bir saat gibiydi düşlerimde ki vuslatın
    Biterdi kum, çevirirdim saati
    Bıkmadan usanmadan
    Uyanışlarımda ki farazi sensizliğim
    Bir kardan adam bıraksa da kirpiklerime
    Sen, gözbebeklerimde hemen dönüşürdün bir kardelene

    Aslında benim ki
    Ne aramaktı seni, ne de beklemek
    Hiç gitmemiştin ki!
    Gitseydin
    Hâlâ mavi olur muydu bu kentin denizleri
    Serçeler şakır mıydı adını
    Sen kokar mıydı bütün güller
    Sen, gittiğini sandın
    Ruhumun efsun gözlü kadını

    Oysa
    Batmıştı bu şehrin seni taşıyacak gemileri
    Otobüsleri devrilmiş
    Rayları sökülmüştü trenlerin
    Bu şehirden seni götürecek tek şeydi yüreğim
    Onun da kaptanı bendim
    Sen, gittiğini sandın, üzgünüm sevgili…

    Bir gün gerçekten gittiğinde sen
    Bir sala okunur bu şehrin minarelerinde
    Solar gözlerimde açan kardelen
    Çığ düşer kirpiğimden makbere

    İHSAN TURHAN

    #100032763

    Aysun
    Katılımcı

    ‘Kaldıysa içinde zerre kadar ben
    Bırak kendimi yaratayım küllerimden ‘ dedin ya!
    Sustum…

    Bir an; seni ilk gördüğüm merdivenler dizildi gözlerime
    Mayısın ikisiydi, saat yine yalnızlığımın üstündeydi.
    Çapraz düştüğünde ellerimiz, avucumuzdaydı mevsim çiçeği.
    İsmin bile hatırımda değildi elini elimden ayırırken.
    Zaman aktı geçti…

    Bir deniz kenarında bekliyordun beni.
    Maviye düşen portakal çiçeğiydi duruşun
    ve gülüşün…gülüşün şu an bile aynı sıcaklık içimde.
    İsmi bile hatırımda değil o günün, mayısın ikisiydi…
    Zaman aktı geçti…

    İstanbul’a deniz ötesi bakıyorduk.
    Sokak kedilerinin gölgesine şahitti yıldızlar…
    Piyanonun başında bir adam, şarkısı hatırımda değil.
    Tenimin tenine ilk düştüğü andı şiirlerin tutuşması…

    Duymadığımız bir aşk şarkısı çalıyordu bir yerlerde
    Biliyorduk… bize gelene kadar bir bir sulara düşmüştü notalar
    Martılar çalıyordu…gülüyorduk.
    Aşkın çığlığı kilitli kaldı dudağımızda.

    Dönüşe doğdu güneş…
    Islak otobana vurdu sarısı.
    Üzerinde leyleklerin uçuşları
    ve içimdeki çocuğun kahkahaları…

    Ne kadar da yakınmış İstanbul!

    Her yıl bir taş daha koydu bu şehir önümüze
    ve her akşam iki ayrı yakada, yine de tek bedende besledik aşkı.
    Her şiirimizde biraz sen vardın, biraz ben
    Ama en çok aşk vardı.

    Mevsimi bilmem, yılı da!
    Hani şiirleri kuma gömdükleri gece
    Yumruk içindeydi ya öfken,
    cadde üstü düşmüştük kavgaya.
    Kollarımdan tutup da, ayaklarımı kesip yerden
    Ya sahip çık bana, ya çek git dedin ya!
    O an tutuştu mevsim, o an kavruldu akdeniz.
    Sustum…

    Taa ki;
    Eski sevgilin diğer yanımda
    Bir yanımda sen… o gece,
    O gece öyle yandım ki
    Aşk ne zor şeymiş.
    Dokunduğunda gözyaşıma
    Sahip çık aşkına dedin ya!
    Bu sahne bildikti aslında…
    güçsüz olan benmişim.

    Gamzene dayalıyken düşlerim
    Bir kez daha tazeledin içimde sevişleri
    Parmağımda özgürlük, içimde tutsak olan aşk.
    Sol elinden çaldığım anları helal et bana.

    ‘Az kaldı, döneceğim sana,
    Kaldıysa içinde zerre kadar ben
    Bırak kendimi yaratayım küllerimden ‘ dedin de;

    Bil ki; hep yangın yerisin içimde.
    Ne zaman sönerse ateşin, solar portakal çiçeklerim.
    Küllerinde düş kırıklarım…aşktan bizi silme.
    Aşk en çok adınla güzel.

    -Gamzen aşk kadar güzel-

    21 ocak 2007

    Arzu Altınçiçek

    #100032427

    safir
    Katılımcı

    Sana büyük bir sır söyleyeceğim. Zaman sensin
    Zaman kadındır. İster ki
    Hep okşansın diz çökülsün hep
    Dökülmesi gereken bir giysi gibi ayaklarına
    Bir taranmış
    Bir upuzun saç gibi zaman
    Soluğun buğulandırıp sildiği ayna gibi
    Zaman sensin uyuyan sen şafakta ben uykusuz seni beklerken
    Sensin gırtlağıma dalan bir bıçak gibi
    Ah bu söyleyemediğim işkencesi hiç geçmeyen zamanın
    Bu durdurulmuş zamanın işkencesi mavi çanaklarda kan gibi
    Bu göz susuzluğundan sen yürürken odada
    Bense bilirim büyüyü bozmamak gerektiğini
    Daha beter seni kaçak
    Seni yabancı bilmekten
    Aklın ayrı bir yerde gönlün ayrı bir yüzyılda kalmaktan
    Tanrım ne ağırdır sözcükler. Asıl demek istediğim bu
    Hazzın ötesinde sevgim hiçbir zararın erişemeyeceği yerde bugün sevgim
    Sen ki benim saat-şakağımda vurursun
    Boğulurum soluk alıp vermesen
    Tenimde bir duraksar ve yerleşir adımın
    Sana büyük bir sır söyleyeceğim. Her söz
    Dudağımda bir dilenen zavallı
    Acınacak birşey ellerin için kararan birşey bakışının altında
    İşte bu yüzdendir sık sık seni seviyorum deyişim
    Boynuna takabileceğin bir tümcenin o parlakca kalp kristali
    Kaba konuşmamdan gücenme benim. Bu konuşma
    Ateşte şu tatsız cızırtıyı çıkaran sudur o kadar
    Sana büyük bir sır söyleyeceğim. Bilmem ben
    Sana benzeyen zamandan söz açmayı
    Bilmem senden söz açmayı bilir görünürüm
    Tıpkı uzun bir süre garda
    El sallayanlar gibi gittikten sonra trenler
    Bilekleri sönerken yeni ağırlığından gözyaşlarının
    Sana büyük bir sır söyleyeceğim. Korkuyorum senden
    Korkuyorum yanın sıra gidenden. Pencerelere doğru akşam üzeri
    El kol oynatışından söylenmeyen sözlerden
    Korkuyorum hızlı ve yavaş zamandan korkuyorum senden
    Sana büyük bir sır söyleyeceğim. Kapat kapıları
    Ölmek daha kolaydır sevmekten
    Bundandır işte benim yaşamaya katlanmam
    Sevgilim.

    ARAGON

    #100032297

    Ogniela
    Katılımcı

    Dilindeki aşkın ebedi türküsüyle
    Esmer bir geceye sarılıyorsun
    Geleceğe hazırlanan bir gemide
    Bütün mavilikleri çağırarak
    Yüreğimizin pusulasıyla
    En zorlu yollara çıkıyoruz.

    Biliyorum, sen geçmiş zaman düşümsün
    Gözlerinde kaybolduğum bir girdap
    Ruhunun yolluğu avuçlarımda bitap
    Sorgusuz bir yolculuk diliyorsun
    Tekrar kavgalardan kaçınarak
    Ruhunu sevişmelere açıyorsun.

    Saçlarındaki kır çiçekleriyle
    Kıvılcım yüreğinin coşkularıyla
    Bir gülümseyiş masalı sunuyorsun
    Hayali yolculuklara yelken açıp
    Günahsız ve ayıpsız bir zemheride
    Seni bulmamı diliyorsun.

    Eski bir zaman sarılışı bizdeki
    Renklerimiz tenimizde sepken
    Yağmur dökülüyor bak saçaklardan
    Mesafeler fırıldak bir güldeste
    Göğsündeki yalın aleve sen
    Ellerimi bekliyorsun.

    Nefesin dökülüyor şiirlerime ah
    Soğuk bir gece, dilimde nikotin
    Fısıltılı bakışların dokunuyor terime
    Gündelik gelgitler sarıyor etrafımızı
    Tutkulu bir koyda bekliyorsun beni
    Yaşanası özlemine çağırıyorsun.

    Gel desen gelemem ki,
    Girdaplar döner içimde, kanarım
    En kımıltısız anlarımda direnişim olursun
    Miller yürür göğsümde, bentlerim dağılır
    Yeşil yüreğime yangınlar düşer, kaybolurum
    Alevsiz bir çıngı düşer içime, viran olurum
    Sensizliğin travmalarında felaketin olurum.

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 91) görüntüleniyor