1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 40) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları

  • Şule
    Katılımcı

    Adına dilimin dönmediği bir kokuyu bırakıp gittin
    Yüreğimin duvarlarına
    Astığım görünmez bir resimdin oysa
    Ancak bir efkar masasında gösterdiğim
    Gel diyeceğim
    Cesaretim yok yeniden seni yaşamaya
    Hasretin yaşamak gibi canlı
    Ve heyecanlı maceraların ümidiyle
    Gözlerin gibi değişiyor düşüncelerim

    Karşılığı az olan bir sevmeydi benimki
    Yalnızca varlığının verdiği bir aydınlık duyguydu
    Yağmur yağdığında kirpiklerinin ıslanması
    Güneşte gözlerinin kısılmasıydı
    Veya yanağına kondurabildiğim küçük bir öpücük
    Bir ömürlük anıların başlamasıydı
    Nereye baksam senden kalan bir şeyler var
    Öylesine candan sarılmadan ayrılsan da
    Verdiğin sözlerin hepsini tutmadığını biliyordum
    Yetiyor mu bana kalanlar

    Yaşamın her haline güzel bir şeyler eklemek gerek
    Ayrılıklarda anıların
    Vuslatlarda an neyse onun tadını çıkarmak
    Gözleri
    Dudakları
    Saçları
    Resmetmek
    Bestelemek
    Şarkılar söylemek

    Kim aklımda en uzun kaldıysa
    Odur sevdaya en yakın dönemeç
    Hızımı kesen
    Sen
    Adına dilimin dönmediği bir kokuyu bırakıp gittin

    #100034255

    Konu: SENDEKİ O ŞEY

    grup forumunda Mehmet COŞKUNDENİZ

    Hayat
    Katılımcı

    Bir şey var sende bir şey, bulamıyorum. Beni nasıl bu hale getirdin, anlamıyorum. Yüzümde bir gülücük, içimde sonsuz enerji, güne keyifle başlayıp, keyifle bitiriyorum. Aşka küskün yüreğimde yeniden kelebekler uçuyor. Neredeyse yaz bitecek ama ben sanki baharı daha yeni yaşamaya başlıyorum.
    Bir şey var sende adını koyamıyorum. Nereye baksam seni görüyorum. Kiminle konuşsam sen oluyorsun. Sen olunca, başka hiçbir şey umurumda olmuyor. Senin adını heceliyorum. Yanımdasın, değilsin fark etmiyor. Her anımda seni yaşıyorum.
    Bir şey var sende, nedir bilemiyorum. Seninleyken bile seni özlüyorum. Yollarım hep sana çıkıyor, ben sana yürüyorum. En güzel çiçekleri toplayıp demet demet sana vermek istiyorum. Gök kubbenin en hoş sedası olup dünyaya sadece senin adını haykırmak, sadece sana duyduğum hayranlığı anlatmak istiyorum.
    Bir şey var sende, bir türlü anlayamıyorum. Uçsuz bucaksız, masmavi bir deryasın sanki ve ben yüzlerce fırtınayla savaşmış geminin yorgun kaptanı gibi senin kıyılarına vuruyorum. Maviyi bir tek sana yakıştırıyorum. Sen mavi oluyorsun, ben sana bakarken kendimi kaybediyorum. Sessizlik dağılıyor, sesin kulaklarımdan yüreğime akıyor, bütün şarkıları sana armağan ediyorum.
    Bir şey var sende, dilimin ucunda, söyleyemiyorum. Yalnız gecelerime inat, şimdi karanlığı milyonlarca yıldızla aydınlatıyorum. Her yıldız sensin, gecemin yıldızı, kalbimin yıldızı, sevdamın yıldızı, ömrümün yıldızı oluyorsun. Yoksan, kaldırıyorum başımı göğe, senden milyonlarcasını görüyorum. Her gece yıldızlarla sevişiyorum.
    Bir şey var sende, soramıyorum. Seni kimse görmesin, kimse bilmesin istiyorum. “Bana kal, benim ol” diye adaklar adıyorum. Yalancı aşkları, tükenmiş sevdaları kendi tarihimin sayfalarına gömüp yeni bir defter açıyorum, bir tek seni yazıyorum. Yaz yaz bitmez öykülerin kahramanı oluyorsun, senin maceralarını anlatıyorum.
    Bir şey var sende, tanımlayamasam da işte ben o şeyi arıyorum. Seni, nefes nefese gecelere, deli sevişmelere, sevdaya uyanan sabahlara, bitimsiz günlere davet ediyorum. Gel benimle, aşkın da, tutkunun da en koyusunu yaşayalım. Bir kalbi keşfetmenin hazzına yeniden varalım. Bir tende erimek neymiş, hatırlayalım. Menzilimiz olmadan, nereye varacağımızı sormadan, aşkın rehber olduğu bir yolculuğa çıkalım. Buradayım, yolun başında…. Bekliyorum…

    #100031995

    sevgiden
    Katılımcı

    Dün gece parçaladı bir aslan kafesini,

    Bir gönül sonsuz ufka yol aldı kartal gibi.

    Fırtınam!Baş ucunda duyunca nefesini

    Otuz yıllık bir ağaç eğildi bir dal gibi.

    Tatmak için enginin şi’rini dalgalarla

    Kalbimiz göğsümüzde ayrı bir şeydi yarda.

    İki taş heykel oldu vücudumuz kenarda,

    Ruhumuz enginlere açıldı sandal gibi.

    Sonsuzluğun sırrına ererek biz denizde

    Sonsuzluğu yaşatmak istedik sevgimizde,

    Saçımız ağarmadan toprak olunca biz de

    Gezecek maceramız dillerde masal gibi.

    #100030512

    Konu: ALMİNA

    grup forumunda Cemal SAFİ

    likevoyager
    Katılımcı

    Son günlerde ne yüzüme bakıyor
    Ne bir selam veriyorsun almina!
    Zahmet edip ne elimi sıkıyor
    Ne bir hatır soruyorsun almina!

    Madem hızlı yaşamayı severdin
    Neden bana yar olmaya söz verdin?
    Cambaz gibi kalpten kalbe tel gerdin
    Maceraya yürüyorsun almina!

    Ben yanarken hasretinin narında
    Hoyrat eller bağlar bozdu narında
    Ben aklımı uğurlarken uğrunda
    Sen sefalar sürüyorsun almina!

    Seni gözden, seni sözden sakınıp
    Sır vermedim dosta senden yakınıp
    Hasretinle hergün biraz tükenip
    Bittiğimi görüyorsun almina!

    Koca bir yaz geçti gülmeden
    Ben giderim sen insafa gelmeden
    Hayatımla oynuyorsun bilmeden
    Günahıma giriyorsun almina!

    Telaşlanma kastettiysen canıma
    Günden güne giriyorsun kanıma!
    Bir atımlık barut kaldı sonuma
    Muradına eriyorsun almina!

    #100030454

    Konu: AŞKIMIZIN CANI YANDI

    grup forumunda Sema ŞENER

    sema
    Katılımcı

    Hazımsız duygular
    Körelmiş inançlar
    Asrın cinayeti pusuda

    Darağacında aşk ve sair sevdalar
    Yağlı ilmek sırası bekleyen özneler
    Ölmek kaçmaktır sözüne meyledenler
    Ölmek mi kaçış yoksa kaçış mı ölüm bilmezler..

    Bitmeyen çelişkiler içinde
    Bu koca karanlık izbe metropolün gölgesinde
    Kendi cinayetimi planlıyorum belki de
    Yüklemi olmayan cümleler eşliğinde
    Sinsice ilerliyor ölüm

    Ölüm sensiz kalmaktı ya hani
    Karanlığa sensiz gitmekti
    Oysa es geçmişim bir gerçeği
    Hatta tek gerçeği
    Asıl sensizlik ölümmüş ya gülüm

    Kapadım gözlerimi haykıran gerçeklere
    Yüreğimi yakıyor kanayan duvarlar
    İçimin acısı parmak uçlarımdan çıkıyor
    Canım damlıyor camlaşan gözlerimden
    Ve ben adım adım yaklaşıyorum sensizliğe
    Göz çukurlarımda kalan ihanetler
    Zamansız kesiyor yollarımı

    Sevdam üşürken yüreğimde
    Avuçlarımda geçmişin külleri
    Ben sevdim mi tam severim derken
    Sevdam, hep yarım kalmaya mahkum sanki

    Kendimi hapsettim yaşanmamışlıklar içine
    Kestim cezamı attım sonsuzluklara sevdamı
    İşte bu yüzdendir ki
    Ne söküp atabiliyorum yüreğimden
    Ne de adam gibi sevebiliyorum seni yar

    Kangren olmuş akşamların sessizliğinde
    Tanıklık ediyorum yine duygularımın hüzünbaz sevişmelerine
    Kelimelerim can çekişirken kalemimin ucunda
    Yazamadığım kelimelerin çığlıkları kulağımda

    Eskilerde kalmış, bir olan iki gönülün samanlık macerası… Şimdilerde şatolar bile yetmiyor hazımsız yüreklere…Şehvetin esiri olmuş aşka dair tüm duygular…Tensel temas olmadan yaşanmaz olmuş aşklar..Aynı yaşandığı sanılan sevdalar gibi masallar bile yalan olmuş..

    İşte bu nedenledir ki yüreğim.. Son zamanların en hazin öyküsüyüz aslında sen ve ben..Geçmişin gölgesi düşerken yüreklerimize Kerem ile Aslı?nın can bulmuş ruhlarıyız bu asırda..Ve ruhlarımız yanarken sevdanın ateşinde, bedenlerimiz ayrılığın ayazında üşümekte..

    Hazımsız duygular
    Körelmiş inançlar
    Asrın cinayeti orta yerde

    Tek tek öldürüldü adı sevgiden geçen herkes
    Şahit olmadı maskeler ardındaki yüzler
    Ve bu hazin öykü için saklanılan
    Tek bir damla düşmek üzere gözlerden

    Biz aşka ihanet ettik sevgili.. kendimizle birlikte ihanet ettik aşka. Yarım bıraktık, eksik yaşadık.. bir yanı yetim bir yanı öksüz…

    Ve ben…
    En büyük yalanı söyledim kendime
    Gerçekler dilime yapıştı
    Sahip çıkamadık aşkımıza yüreğim..
    Aşkımızın canı yandı..

    Sema Şener

    #100030048

    gunluk
    Katılımcı

    Birgün yanında ben olmayacağım…
    Sana dokunuşlarımı özleyeceksin.
    Seni sevişlerimi,
    Sevgi dolu seslenişlerimi,
    Üşüme diye üzerini örtüşlerimi…

    Uyandığında benden izler bulmak isteyeceksin.
    Günaydın aşkım deyişimi,
    Sen ayılmaya çalışırken ki gülümseyişimi,
    Uykudan kurtulma çabanı izleyişimi…

    Mutsuzluğunda beni aklına getireceksin.
    Mutsuzluğunla acı çekişimi,
    Gözyaşlarını elimle silişimi,
    Sana sımsıkı sarılıp teselli edişimi..

    Mutlu olduğunda; ‘neden yanımda değilsin’ diyeceksin.
    Arayacaksın çocuksu gülüşlerimi.
    Gülünce yanaklarımın pembeleşmesini,
    El ele sekerek yürüyüşlerimizi.

    Birgün yanında ben olmayacağım.
    Arayacaksın her an’ında beni
    Gözlerinin önüne getireceksin silüetimi
    Sana gülümsüyor olmayacağım…

    Unutma aşkım;
    Çok güzel anılarımız var
    Her yer senle,benle dopdolu….

    Taa ki sen sen bunları hiçe sayıp,
    Özgürlük sevdana düştüğün;
    Macera arayışına kapılıp,
    Yaşamı maceradan sayıp,
    Yuvadan uçtuğun an’a kadar…
    (04.10.2006)

    Birgün anlayacaksın.
    Ama bil ki,
    O gün yanında ben olmayacağım…..

    Hatice Ay

    #100029854

    Konu: AZİZLER RÜBAİSİ

    grup forumunda Murathan MUNGAN

    likevoyager
    Katılımcı

    geceleri erkekliğini soyunan sesimiz

    boyuna yarım kalmış bir kadın saati vurur sokağı

    başlar bir karanlık sigara dumanının macerası uzun

    her sabaha kanlarla devriliriz.

    #100029660

    Konu: ÇOCUKLUK HASTALIĞI

    grup forumunda Bülent TEKİN

    bulenttekin
    Katılımcı

    Düşüncelerinden
    soyutlamalı beni
    Yok edip
    yırtıp
    Tarihinden silmelisin.
    Beyazlar içinde
    Düşlediğin güzelliği,
    sevdamı
    Maceralar içinde
    Yıpratıp
    kirletmelisin.
    Bir çocukluk hastalığı
    deyip;
    Sevdamı küçümseyip,
    satmalısın.
    Sana
    Bu yakışır sevdalım(?!)

    BÜLENT TEKİN

    #100029505

    Konu: AVARE

    grup forumunda Murathan MUNGAN

    likevoyager
    Katılımcı

    anımsıyor musun?

    bir çetemiz vardı: Vahşi Siyah Atlar

    ısmarlama serserilikler yaşardık

    kimseden bir şey demeden kaçıp gitmeler gibi

    sokaklarda sabahlamak, parklarda yatmak

    yabancıları mahalleye sokmamak gibi

    Ve bir gün gideceğimiz bir Amerika vardı

    herkesin bir Amerika’sı vardı o zamanlar

    herkes gece istasyonlarında

    kendi Amerika’sını aradı

    kısık ışıklı arkadaş odaları

    plağın bir yüzünü kaplayan uzun parçalar eşliğinde

    kendi rüyalarımıza dalar, dağılırdık

    okyanuslar, gemi yolculukları, kanayan ıslıklar

    ve dunyanın bütün limanları

    önümüzde sessizce uzardı

    biterdi plak, disk boşa dönerdi.

    düşlerimiz çarpıp geri dönen sulardı şimdi

    böyle zamanlarda ilk sözü söylemekten

    kaçınırdı herkes

    sonra bir usulca kalkar, herkese çay koyardı

    anımsıyor musun?

    vahşi siyah atlardık

    kentin ışıklı çöllerinde kendi izini arayan

    deri ceketlerimize sığdıramadığımız düşlerimiz kadar

    aşık ve düşmandık

    dünya acıtırdı bizi. her şey kanatır, her şey yaralardı

    sevişmek çekip çıkarmazdı bizi derinliğimizden

    öfkemizi dindirmezdi hiçbir şey

    geceleri uyuyamayan çocuklardık,

    otobüs garlarında uzun maceralar umar

    apansız yolculuklara çıkardık

    uykulu kentlere girerdik gece yarıları

    ıssız ağaçlar olurdu yol kenarlarında

    gökyüzünde parlak yıldızlar, her yere aynı uzalıkta

    sarhoş bindiğimiz otobüsün pencersinden

    sanki bambaşka bir dünyaya bakardık

    sonra saklayarak yüzümüzü birbirimizden

    yumruklarımızı sıkar sessizce ağlardık

    ışığı açık kalmış pencerelere, kepengi örtülü dükkanlara,

    yaz bahçelerinden taşan çiceklere,

    adını bile bilmediğimiz bu kente

    neye olduğunu bile bilmediğimiz bir hasretle

    uzun uzun bakardık

    anımsıyor musun?

    ahh o gece yolculukları

    bir başka kentte, bir başka insan olmanın umutları

    kaç yol arkadaşı kaldı şimdi geriye

    gençliğin ilk acılarını birlikte keşfettiğimiz

    kaç yol arkadaşı?

    sürüyerek götürdüğümüz dargın beraberlikleri saymazsak

    ne kalıyor elimizde?

    ölenler,

    terk edenler,

    bir de telefonları, adresleri, kendileri değişenler

    vahşi, siyah atlardık; yılkıya bırakıldık

    içimizden kimse gidemedi Amerika’ya

    kendi Amerika’sı da olmadı hiçbirimizin

    yağmur aldı

    rüzgar aldı

    zaman aldı

    o vahşi siyah atları

    herşey o eski rüya da kaldı

    çarpıp geri dönen düşlerimizin üstünde

    çürümüş cesetleri yüzüyor şimdi vahşi siyah atların

    öldukleri sahilleri kendileri de bilmiyorlar

    peki sen anımsıyor musun?

    #100029459

    Konu: KIRKSEKİZ

    grup forumunda Murathan MUNGAN

    likevoyager
    Katılımcı

    kendine seçilmişler için

    bütün işaretler aynı yolu gösterir

    senin yolculuğa çıktığın yolu

    kime çıkar, niye çıkar, ne çıkar, kim bilir

    kimin kimden aldığını

    doğrular yarım yaşanmış yılları

    hayatın gölgesinde kalmış

    gölgesizler, yaşayan ruhlar göçmen bedenler

    kaç tarihten yapılır bir tek kavim

    öğrendikçe susmayı sözünü bekletir

    içinde durmadan ertelediğin ihtiyar

    gençliğin ve geleceğinle büyüttüğün

    kayıp kavmin çocukları

    bir bir içinden geçerken

    kanat hareketlerini yineler

    dünya kurulduğunda katledilmiş

    yarınları yarım kalmış melekler

    bazı hayatlar yaşandıkça bulur anlamını

    bazı hayatların yaşandıkça çıkar boşluğu

    hayat ne uzundur aslında ne de kısa

    ne yaşadığıdır yalnızca

    bazı pişmanlıklar hayatı kısa kılar

    bazıları için çok uzundur tekrarlar

    maceramızın incisi anlam

    kalbe zarar var oluş definesini

    kırk sekiz melek

    yaşarken yineleyebilmek

    katledilmiş melek kanat hareketlerini

    #100029475

    Konu: ÖTEKİ MİTHOSU

    grup forumunda Murathan MUNGAN

    likevoyager
    Katılımcı

    göze alırsanız eğer

    kırılır

    dağılır aynadan

    sandığınız resimler

    sözcükler kalır geriye

    cam kırıklarına saklanmış

    az ışıklı odalarda sözcükler

    Ayna: anlam ve görüntü için sırlanmış kiler

    bulur çıkarırsınız bir yerlerden

    daha bulurken kararırsınız

    çok önce öğrenmiştiniz: Bedel

    özlenir ve kalır geriye

    gerekenler

    Sonra bir gün

    Sizin için bir gün

    Tehlikesiz, eski bir harita gibi

    uyuttuğunuz aynaların tozunu silerken

    elinize batar

    bir zamanlar yaranızı kanatmış sözcükler

    olaylar silinmiş, adlar unutulmuş, belirsiz bir geometride

    yerini bir türlü bulamaz kişiler, ilişkiler

    yalnızca bir duygu

    dipdiri bir acı çok eski tarihli bir çağrışıma eşlik eder

    bu nedir ki, yıllar sonra, telâşsız bir gün, ömrümüzün durulmuş

    bir mevsiminde, içinizin kazınmış yerlerinden

    ölümcül bir ağrı ansızın geri teper

    Eğilip bakrsınız aynaya

    Siz çoktan gitmişsiniz

    Yerinizde sözcükler

    Böyle zamanlarda sözcükler

    Bütün bir hayatın yerine ikâme eder

    Sözcükler.Tutmamış ömürlerin teyel yerleri

    camlatılmış kelebekler, kurutulmuş akrepler gibi

    başkalarına kaldınız

    bir zamanlar sanmıştınız ki hayat

    kitaplardan ve sözcüklerden geçer

    kendinizi eskiten oyunlara daldınız

    örneğin uzun tutulmuş bir önsöz yüzünden

    kitaba geç kaldınız

    Ki ‘hayatınız’ su içinde birkaç roman eder

    Sözcükler.Büyülenmiş, içi doldurulmuş, bekletilmiş, kullanılmış,

    anlamı çoğaltılmış, yani sizin

    yerinizi bekler, diye

    öğrendiğiniz

    Bütün sözcükler yaşamı çaldı sizden

    Aynadaki sandığınız şimdi bütün hayatınızı temellük eder

    Bilirsiniz

    aynalarla konuşur çok odalı evlerde büyüyenler

    düşün yerine ayna

    anların, durumların, duyguların yerine

    sözcükler

    masalın en iyi yani yeniden söylenebilmesidir

    söylendikçe büyülenirler

    birleşir nehirler, dağlar yer değiştirir, tılsım ve tehlike

    çığ ve lâv, kılıç ve ipek, coğrafya ve tarih yeniden keşfedilir

    ışığın kırılma yerlerinden geçerken

    sırlanır yüzlerin kuytu yerleri

    gümüş bir alaşımdır ilk imge: sınır ve melankoli

    yani bütünlük ve binbir gece

    ışıksız aynanın yalnız

    olduğunu böyle öğrenirler

    bir gün bir ışık sızar bir kapı aralığından

    giz ve ihanet ödeşir

    düş erir.masal biter.büyü tutmaz sözcükler

    Görülmüştürler.

    erken parçalanır çok odalı evlerde büyüyenler

    Ya da böyle sağlamlaşırlar belki

    her parçası kuzey yıldızıyken dağılmış aynanın

    yola düşüp, yoldan çıkıp

    hiçbir şeyi unutmadan, her şeyi yeniden öğrenirler

    aynayı, mithosu ve ötekini

    yeniden düşünmeye

    erken gecikenler

    ayna, mithos ve öteki

    özgeçmişin vazgeçilmez elementleri

    Ayna.Anayurdu ayna hepimizin.İçinden çıkıp kavuştuk dile

    ve eyleme geçtik, ve kendimizi sınadık

    ağır taşlar koyduk kişiliğimizin köşelerine

    yani kendi kanunlarımızı varlığımızın yerçekimine

    bilmeden ve böylelikle bütün yolcuları yasakladık kendimize

    kırılmıştı sözcükler, parçalanmıştı ayna

    anladık imgemizin yalnızca bir kovuk olduğunu

    ve bunu öğrenmenin göçünde

    dağıldık kuzey yıldızlarına

    Şimdi uzak yollardan ve uzun maceralardan sonra yeniden

    dönüyoruz

    ülkemize, kimliğimize; imgemizi orada bıraktık

    imge oyunlarını da

    bırakarak yaşlandık birçok şeyi

    Bırakmayı kabullendiğimiz günden beri.

    ağır yalnızlıklardan geçtik, ödeştik kendimizle

    bir uçtan bir uca savrulurken onca şey harcadık hiç

    düşünmeden

    oysa hâlâ ayrıntılar ve ayrımlar arasındaki

    yollar kapalı bize

    olgunlaşmakla göze aldığınız birşeydir bu, ya da düpedüz

    yaşanmakla, umudun bazı çeşitlerinden boşanmakla, gelecek

    için bunca zaman taşıdığınız birçok yükü atmakla

    adına ne derseniz deyin, göze aldığınız birşeydir bu

    yani başlar bir gün

    sizin için bir gün

    geç kalmış yüksek sesli soruların dönemi

    sürçmeye başlar Dil sandığınız tekerlemeler

    gündeme gelir yeniden

    değişik çağlardan ödünç alınmış bilmeceler

    gizini çözersiniz

    kendiniz için kurduğunuz bütün Serüvenin

    yaşlanmayan ve gerçekleşmeyen portrenizin

    tozu alınmamış her şey yalnızca geçmişi yineler

    sfenksi kendini sorulamış bunca yıl

    tek kişilik korosu yanıtlamış

    paradoksları kullanmayı hayatı anlamanın yolu sanmış

    okuduklarından artıp, okuduklarına kalmış

    göze aldığınız birşeydir bu

    aynada portre, mithosda serüven, ötekinde giz

    saklı dururken

    yolculuklar taşımaz sizi hiçbir yere

    Bunu çok önceleri öğrenmeliydiniz

    oysa oturduğunuzda soruların başına, kaç saatiniz vardı?

    ölecek ve yetecek

    kaç saatiniz?

    Zaman’ın saydam sırrı portreyi aynadan ayırmaktaydı

    Başlangıçtı.

    kazılarda eksilmiş bir kabartma gibiyidi imgeniz

    sözcükler örselenmiş, aynalar pantimento

    çıkmaz sokaklardı adresiniz.sığındığınız kalelerde birer birer

    eksildiniz.

    Çekip gidiniz buralardan.Her yaşın uçurtmaları vardır

    birinin ipini çekiniz

    şimdi gözlerinizin ermediği bir yerden yeni bir ufkun başladığını göreceksiniz

    çok yaşar, çabuk ölür, ilk tuttuğu sipere tüm bir hayatın kalesini

    inşa edenler

    ayna silinir, mithos biter, gider öteki

    kitaplar yalnızca ölümü erteler

    yaşam çıplak.siz giyinik.Utanırsınız

    kuşandığınız kavramlar kullanılmaz silâhlar gibi sizi terkeder

    Öteki: çoktan eskimiş bir metafor, Dostoyevski’yi

    ve onu izleyen sonrakileri anımsamak neye yarar şimdi?

    Geçmiş bizi bırakıp gitti

    O kadar çok şey öğrendik ki,

    kendimiz için bile bir klişeyiz artık

    En çok buna katlanamıyoruz

    Farkındayız.Ve çürüyoruz.

    Hepimiz artık gençliğin bizi terkeden kuşağındayız

    Eğer göze alıyorsanız bu kadarı da size yeter

    yedi renk, taze su, parlak ışık

    her zaman yeniden okunacak bir kitap bulunur

    öğrenilecek yeni sözcükler

    durduğunuz yerde, her yere aynı mesafeden bakıyorsunuz

    buraya geldiyseniz eğer, daha ne istiyorsunuz?

    #100029261

    Konu: BOZGUNLAR

    grup forumunda Murathan MUNGAN

    likevoyager
    Katılımcı

    bozgunlarla sağlamlaşır

    Ütopya Kalesi

    dağılmış parçaları bütünler

    yeni zamanlar gümrüğünde

    yol ayrımını doğru bilenler

    hiçbir aşk ve macera tanrısı

    yola çıktığı gibi dönmez geriye

    kabuk bağlar yüzümüzdeki gölgeler

    unutarak ve vedalaşarak geçilen

    durakların birinde inmemiz gerekir

    bindiğimiz düşlerden

    hayat belki başka biri yapar bizi

    bir melodram öğesi olarak

    umudun da, umutsuzluğun da aşıldığı

    o altın dengede

    biliriz içimizdeki avdan yorgun dönen akşamlar

    ne kadar bütünlese de

    parçalar

    #100029269

    Konu: IMAGINE

    grup forumunda Murathan MUNGAN

    likevoyager
    Katılımcı

    Çok oluyor değil mi, haklı oluşun kişisel doyumundan

    vazgeçeli,

    Gramer tuzaklarına dayalı şah-mat tartışmalarına gönül

    indirecek yaşları geride bırakalı,

    Kavramları, terimleri yangın söndürme araçlarının

    güveniyle taşımaktan cayalı,

    etiketleyip kaldırdığımız anladığımızın kavanozlarını

    kıralı,

    Çok oluyor değil mi?

    Hadi baştan başlayalım

    en baştan

    bir 45’lik kadar kısa,

    bir 45’lik kadar kesin

    biri plâk, biri tabanca

    Adı: Imagine

    hadi çıkaralım geçmişimizde suç ortağı ne varsa

    Herkesin düşmanına benzediği bu dünyada

    ne eksik bizde, ne fazla

    ne arıyoruz şimdi şu kundaklanmış yılların başında

    kendimiz bulalım kara kutuyu

    ne kadarını kurtarabilmişiz kendimizin

    hadi sayım yapalım

    ilk iş bu şiire “Imagine” adını koyalım.

    Ne kadar uzak görünüyordu bize

    Oysa geldik. İşte buradayız. Yaşlanıyor ve ayrılıyoruz.

    Ne zaman karşılaşsak gözlerimizi kaçırıyoruz birbirimizden

    Kaçamak sözler ediyoruz. Ayaküstü.

    Ne zaman karşılaşsak unutmak istediğimiz ne varsa karşımızda

    Gençliğimiz! Kimsenin olmayan gençliğimiz!

    Gençliğimizi tartarken boşluk tutan avucumuzda…

    acı çekiyoruz

    acı çeken yerlerimiz kalmış diye seviniyor

    sonra ya bira içiyor, ya televizyon seyrediyoruz

    Karşı çıktığımız dünyanın bir parçası olduk nicedir

    Ürküyoruz bizi geçmişe bağlayan halatlardan

    yarım yangınlar çıkardığımız gemilerde tükettik bütün yolculukları

    dünyayı dinleyişin sonsuzluğunda

    olanakların hayaletleri ve biz

    kirlenen, çürüyen sularda yalpalayıp duran

    bir gözcü ıslığıyla kendinin terk edilmiş sahilinde dolaşan

    şu çocuk kim

    ya şu koynunda içedönük bir tabancayla uyuyan melankolik haydut

    hayata dişlilerinin dokunduğu yerden başlayan, erken törpülenmiş şu kalabalık

    ne kadar uzak görünüyordu bize

    oysa geldik işte buradayız

    bu kadar mıydık?

    boşalan meydanların uğultusu kaldı kulaklarımızda

    küllerine katılıyoruz büyük yangının

    gündelik adresler avutmuyor aşkın kollarını

    balıksırtı desenlerde çapraz günler

    birbirini tutmuyor yalnızlıklarımız

    birbirimizi yitiriyoruz her buluşmada

    sebepsiz üşüyoruz

    yüreğinde bir muştayı gezdiren günleri düşündükçe

    tiftiklenmiş bir sessizlikte bulunmuyor aradığımız kelimeler

    kabzasında uyuduğumuz şiddet rüyaları

    dağılıp gidiyor gündeliğin sisli peronlarında

    kalın bir kireç tabakası altında bütün duygularımız

    saat farkı var en yakınımızdakiyle bile aramızda

    demek ki o kadar da sebepsiz üşümüyormuşuz

    Umutlar kiralamıyoruz artık, kullanılmış umutlar da karşılamıyor siparişlerimizi, ilkeler rehin, değerler eksiğine bozdurulmuş Büyük Pazarda, Operadaki Hayalet yer gösteriyor ölen bir kültürün üyelerine, beşeri günahlarımıza makbuz kesiliyor, vergi yerine hayat iadesi topluyor Kent İdareleri, Kolluk Kuvvetleri kurusuz düzenleri dağıtıyor görüldüğü her yerde, eski plâk kapaklarını okşuyoruz yalnızlıktan, eski bir sıcaklığı arıyoruz magmalaşmış fotoğraflarda, kantaşıyla dindirilmiş kelimeler akıp gidiyor konuşamadıklarımızın üzerinden, takma yüreklerle sürdürdüğümüz alışkanlıklar geri tepiyor, çekimine girdiğimiz her yeni imkânın aydınlığında, tekrarlana tekrarlana içi boşalan gizleri pazarlıyoruz hayatına manşet arayanlara, naylon tadında maceralar, kalp para değerinde gecelik aşklar kırk kupona, hayatı birbirinden kopya çeken çocuklara slogan ve cıngıl üretiyor, ödüller veriyoruz düşü dar, yüreği ensiz gündüz yıldızlarına, buzlu ve hüzünlü rakılarla çınlattığımız içimizin kırılgan korunağı, iyi paketlenmiş vahşet sürüyor piyasaya. Görüldüğü gibi herkes kadar biz de benziyoruz düşmanımıza.

    Biz ki, 45’lik plâkların, radyo istek programlarının, yazlık sinemaların çocuklarıydık, yarım kalmış devrimimizi emanet ettik doların ve markın dalgalanmalarına

    yedi askı boynumuzda, elimizde yedinci mühür, koynumuzda akrep

    azap karşıdan karşıya geçerken selam veriyoruz anılarımızı arkadan

    vuranlara

    ne verili koşulların ufkundaki umut

    ne mutlak huzur arayıcıları

    oyalamıyor içinden geçtiğimiz karanlığı

    çıkıp geliyor toz duman içinde

    kavganın taş, aşkın tunç, kendimizin demir çağındayken

    bütün masalları dolaşmış kahraman

    poz veriyor içimizdeki kuraklığın peyzajına

    tarih sürüp giderken

    sırlarımızı ve çeliğimizi verdiğimiz sular

    çekiliyor eski topraklardan

    yeni volta boyları ufukta

    yepyeni tanımlar aranıyor

    dünyayı değiştirmek isteyen varoluşumuza

    biliyoruz ki buradan görünmez

    Çünkü Büyük Umutsuzlardır dünyayı değiştirecek olan

    dipsiz bir öfke kadar derin

    dipsiz bir banknot gibi dolaşımda

    ne kadar uzak görünüyordu bize

    oysa geldik. işte burasındayız

    Adını “Imagine” koyduğumuz şiirin.

    #100028921

    Konu: SUPHİ

    grup forumunda Yusuf HAYALOĞLU

    likevoyager
    Katılımcı

    Suphi bir acaip adam
    Suphi benim canım ciğerim
    Kimse bilmez nereli olduğunu
    Susar akşam oldumu
    Bir cebinde das kapital
    Bir cebinde kenevir tohumu

    Fırtınadan arda kalmış bir teknede tevekkül içinde
    Görkemli sakalı ve iğreti parkasıyla gizlediği macerasıyla
    Bir acaip adam yaşardı
    Akşamları susardı
    Ben konuşsam kızardı
    Çocuktum evden kaçmıştım
    Gelip ona sığınmıştım
    Bir sürgün kasabasıydı
    Bir eski zamandı, hazirandı
    Küçücük bir koydu, sığdı
    Burayı keşfeden belki de oydu.
    Uzaktan kasabanın ışıkları yanardı
    içim anneyle dolardı, ağlardım
    Suphi şöyle bir göz atardı,
    Gizli bir cigara yakardı
    Ağlardı, sonra barışırdık
    Ben flüt çalardım, cigara sönerdi ağlardık

    Nerden geldiğini bilmezdim,
    Kimsesizdi, belki kimliksizdi
    Onun macerası onu ilgilendirirdi
    Kimseye ilişmezdi
    Bir şeylere küfrederdi hep
    Tedirgin bir balık gibi uyurdu
    Bazen kaybolurdu
    Arardım, yağmurun altında dururdu
    Bir kalın kitabı vardı, cebinde dururdu, hergün okurdu
    Ben birşey anlamazdım
    Kapağını seyreder duymazdım
    Sakallı bir resimdi, kimdi, ne kadar mütebessimdi
    Sordum bir gün Suphi’ye söylediklerini niye anlamıyorum diye
    Bildiklerini dedi; yüzlestir hayatla ve sınamaktan korkma
    Doğru ile yanlışı o zaman ayırdedebilirsin
    Ve onu anlarsın
    Sonra gülerdi
    Günlerim yüzlerce ayrıntıyı merak etmekle geçerdi
    Sonra yine akşam olurdu.
    Suphi susardı, ben konuşsam kızardı
    Tekneye martılar konardı
    Yüreğim Suphi’ye yanardı, ağlardım.
    Suphi denize tükürürdü
    Gökyüzünü tarardı, ağlardı
    Sonra barışırdık
    Ben flüt çalardım
    Yıldız kayardı, ağlardık.

    Bir sürgün kasabasıydı, bir eski zamandı, hazirandı
    Çocuktum, evden kaçmıştım, gelip ona sığınmıştım
    Bir gün aksilik oldu
    Annem beni buldu
    Suphi kaçıp kayboldu
    Kasaba calkalandı, olay oldu
    Ben sustum, kanım dondu
    Polisler onu yakaladığında tekti
    Felaketti
    Herkes meydanda birikti
    Karakoldan iceri girerken sanki mağrur bir tüfekti
    Ansızın dönüp bana baktı
    ‘ Anladın mı ? ‘ dedi.
    Anladım dedim anladım
    Ve o günden sonra hiç bir zaman hiç bir yerde
    Hiç ağlamadım…

    #100027169

    Konu: SIRASI ŞİMDİ

    grup forumunda Engin NAMLI

    likevoyager
    Katılımcı

    Gelince yıllarca beklenen güzel
    Durdu kalpte ebed, silindi ezel
    Hüzünlerim artık söylesin gazel
    Neşenin sevincin sırası şimdi

    Efsunlu bakışı bağladı aşka
    Bozuldu bu günden asılsız şaka
    Her gün aynı dünyam şimdi bambaşka
    Neşenin sevincin sırası şimdi

    Körpe mutluluğu tattıktan sonra
    Aşka da gelirmiş demek ki sıra
    Hazla başladı en güzel macera
    Neşenin sevincin sırası şimdi

    Bundan böyle yer’im gönül köşkünde
    Bir gün sazındayım bir gün meşkinde
    İster bana mecnun ister düşkün de
    Neşenin sevincin sırası şimdi

    Assan da yüzünü, bu yüz gülecek
    Helaldır sevgimden verdiğim emek
    Sana bakarım el bebek gül bebek
    Neşenin sevincin sırası şimdi

    Üstüme gelse de tüm kem sebepler
    Saf saf ayrılır ya hiçler ya hepler
    Her zora direnmiş kenetli kalpler
    Neşenin sevincin sırası şimdi

    06.01.2007

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 40) görüntüleniyor