1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 653) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları
  • #100036003

    Konu: CANIŞIĞIM

    grup forumunda Oğuzkan BÖLÜKBAŞI

    Şule
    Katılımcı

    canışığım
    ben sana aşığım
    bir hançer gibi saplısın yüreğimde
    çıkarmak istemediğim
    seni ıssız bir gecede
    sokak lambalarının altına
    terketmeye çalışıyorum
    kıyamıyorum
    sensiz de olsa
    seni yaşamaya doyamıyorum

    sabah bir renkken gözlerin
    akşam başka renklere dönüyor
    sen açtın mı gözlerini canışığım
    şehrin ışıkları sönüyor

    saçlarını tarıyorum usuldan
    gözlerinde baharlar açıyor
    güvercinler su içerken ellerimden
    haberler bekliyorum
    yagmur kokulu seher yellerinden
    gelmiyor
    hüznümü gülüşlerimde gizliyorum

    kaç bahar kaldı ömrümüzde
    kaç gece düş görebileceğimiz
    hasrete katmışız günlerimizi
    gün diyebileceğimiz

    canışığım
    bu akdeniz ikliminde
    rüzgara verdim ömrümün yelkenini
    o yüzden dalgalı
    o yüzden karışığım
    her yönden geliyor kokun, sesin, nefesin
    ne tarafa gideceğim
    karar veremiyorum
    gökkuşağının arkasındasın
    ufuk çizgisindesin
    gemiler yaklaştıkça uzaklaşan limanlardasın

    biliyor musun
    aslında yalnızca benim söylediğim şarkılardasın
    bir anlasam
    kaç ışık yılı uzaktasın
    bu yollar hiç bitmiyor
    ben sana hiç ulaşamıyorum
    ben hep başındayım yolların
    hep sarılmaya açık kollarım

    sabah bir renkken gözlerin
    akşam başka renklere dönüyor
    sen açtınmı gözlerini canışığım
    gökte yıldızlar sönüyor

    canışığım
    bu yaşadığım
    bitmesidir kocaman bir kalabalık yalnızlığın
    çiçeklerin açması
    yağmurların yağmasıdır
    ve yansıyan sulardan, pırıl pırıl
    senin aydınlığın
    ellerini uzat al beni, götür
    nereye diye sormayacağım
    sen durmadan
    ben durmayacağım

    sabah bir renkken gözlerin
    akşam başka renge çalıyor
    hüzün varsa gözlerinde canışığım
    aklım sende kalıyor

    sesini duymaya koşuyorum
    şarkılar çalıyor sanki
    sanki düğün var, coşuyorum
    geceyi içmiş bir sarhoşun yorgunluğunda
    son sigaramı yakıyorum gün doğarken
    karşımda kızıl bir tanyeri
    yakamozlar çekilmiş sulardan
    düşüyor toprağa yavaşça
    güneşin renkleri

    canışığım
    sen uykudasındır şimdi
    öperek çıktığımı hissettin mi odadan
    bin yıllık geleneği hiç bozmadan
    bu masalı kim taşıyacak yarına
    bu güzelliği kim anlatacak çocuklarına
    bu şiirlerde kim anacak beni

    sabah bir renkte açarken gözlerini
    akşam bir başka renkte görüyorum
    sen güldün mü gözlerini canışığım
    bir derviş gibi etrafında dönüyorum

    kolay mı sanıyorsun
    gecede yıldız, yürekte ateş olmak
    kolay mı sanıyorsun
    çiçeği soldurmadan,
    ateşi söndürmeden yaşamak
    kolay mı karanlıkta yol bulmak
    canışığında saklanmak
    gözyaşı dökmeden ağlamak
    hayatın manasını bir su damlasında bulmak
    bir su damlasında
    ruhunu yıkamak
    tertemiz kalmak

    inanki meleğim
    sakındığım, esirgediğim
    sevdiğim, gözbebeğim
    en güzel baharlarda hep seninleyim

    sabah renklerini ışıtırken gözlerin
    akşam yıldızları yansıtıyor
    sen yumdun mu gözlerini canışığım
    karanlık beni korkutuyor

    içimden hazanları silip de atıyorum
    hayatın akışına kendimi bırakıyorum
    bir mahcup duyguydun bende
    bir dışa çıkmaz sevgi
    patlamaz volkan gibi gizli gizli yanarak
    yağmayan yağmur gibi bulutlarda kıvranarak
    geçen zamana ah edip de dağılarak
    yaşamak pek anlamsız
    yaşamayı yok edip
    elimde kalan ömrüm nerde bitecek bilmem
    mutluluk varsa eğer
    bil ki artık kaçırmam
    alev alev yanacak içimde canışığım
    hayat ne kadar güzel
    ben hayata aşığım

    sabah tenime değince gözlerin
    akşam ruhumu coşturuyor
    sen baktın mı gözlerinle canışığım
    içimi sevdan dolduruyor


    dilek
    Katılımcı

    GİRİŞ:

    Öğretmen öğrencilerine selam verdikten sonra günlerinin nasıl geçtiğini sorar.Onların bilgilerini yoklamak için bir takım soru sormaya yönelmektedir.

    -Doğup büyüdüğümüz bu dünyada her günümüz birbirini kovalarken biz her güne yeniden merhaba deriz ancak en çok yanımızda uyandığımızda kimleri görmek isteriz?

    -Birilerini severiz ama hayat şartları bizleri onlardan ayırmak zorunda bırakabilir mi?

    -Sevdiğine şiirler yazan hangi şairlerimizin hangi şiirlerini biliyorsunuz?

    -Ömrümüzde kimleri unutmak durumunda kalırız?

    -Mutlak unutmak var mıdır?

    -Unutmak kavramı sizler için neyi ifade eder?

    KEŞFETME: UNUTURSUN (MİHRİBAN)

    Unutmak kolay mı? deme

    Unutursun Mihriban’ım.

    Oğlun, kızın olsun hele

    Unutursun Mihriban’ım.

    Zaman erir kelep kelep

    Meyve dalında kalmaz hep

    Unutturur bir çok sebep

    Unutursun Mihriban’ım.

    Yıllar sinene yaslanır

    Hâtıraların paslanır.

    Bu deli gönlün uslanır…

    Unutursun Mihriban’ım.

    Süt emerdin gündüz-gece

    Unuttun ya, büyüyünce…

    Ha işte tıpkı öylece

    Unutursun Mihriban’ım.

    Gün geçer,azalır sevgi

    Değişir her şeyin rengi.

    Bugün değil, yarın belki

    Unutursun Mihriban’ım.

    Düzen böyle bu gemide

    Eskiler yiter yenide.

    Beni değil, sen senide

    Unutursun Mihriban’ım.

    AÇIKLAMA:

    Şair bu şiirinde unutmadığı ve hiçbir zaman unutamadığı kişiyi hatırlamaktadır. Bu unutmanında birgün değil belki yarın olacağını söylemektedir.Şair şiirini Mihriban adlı bir kıza yazdığını bu kızın gerçek hayatta var olup olmadığını da kimsenin bilmediğini,şairin de buna hiçbir zaman bir açıklık getirmediğini bilmekteyiz.Bazı kişilerde bu şiiri kızına yazdığını söylemektedir.

    DERİNLEŞTİRME:

    1.DÖRTLÜK:Şiirin ilk dörtlüğünde şair sevgilisine öyle büyük konuşma unutursun beni diyor.Hele hele de bir evlen başkasının sevdiği ol ondan çocukların olsun bakalım.Ben o zaman aklına bile gelmem diyor.Şair sevgilisine sitem ediyor.Ben seni bu kadar çok severken sen beni nasıl unutursun beni nasıl yüreğinden söküp atarsın diye sitem etmektedir.

    2.DÖRTLÜK:Şair şiirinin bu bölümünde de zamandan dem vuruyor zamanın hızlıca akıp gitmesinden sevgilinin şairi bu zaman diliminde unutmasından şikayet ediyor. Zamanla birlikte değişen hayatlardan,hatta doğanın dengesinden bile bahsediyor.Meyvanın bile dalında durmadığından herşeyin aslında zamanla elimizden kayıp gitmesinden duyduğu öfkesini,sitemini bu sözcüklerle hayat buldurmaktadır.

    3.DÖRTLÜK:Şair sevgilisine sesleniyor zaman akıp giderken yıllar sinene bir ok gibi yaslanır,seninle yaşadığımız o güzel günler birgün aklına gelir ve beni hatırlarsın belki o zaman yanında ben olamam Mihriban’ım ama sen hep benim gönlümde yer edersin.Ben seni hiçbir zaman unutmam.

    4.DÖRTLÜK:Sevdiğim kadın sen de zamanında çocuktun annenden süt emerdin gündüz gece,zaman akıp gitti,biz büyüdük ve yollarımız ayrıldı seninle nasıl ki o küçüklük günlerini ilk günkü gibi hatırlayamıyorsan gün gelecek beni de tıpkı öyle unutacaksın benim güzel sarı saçlı Mihriban’ım.

    5.DÖRTLÜK:Hiçbir şey bıraktığımız gibi durmaz ne sevgimiz ne de özlemimiz zamanla unuturuz,köreliriz,hatırlamak istemeyiz aklımıza geldiğinde tebessümle yad ederiz.Günler birbirini kovalayacak,değişecek bu dünya da herşeyin rengi,tadı,tuzu bugün olmasa da Mihriban’ım birgün gelecek beni unutacaksın.Çünkü bu hayat dediğimiz yaşam bizi öyle bir koşuşturmacanın içine atıyorki zaman geliyor ne yaşadığımızı bile hatırlamıyoruz.

    6.DÖRTLÜK:Artık şair şiirinin son dörtlüğünde sevdiği kadın olan Mihriban’ına nasihatta bulunmaktadır.Bu fani olan dünya da bir düzen vardır.Bu düzene hepimizde uyarız.Yeni bir yere alıştığımızda eski yeri hatırlamayız,yeni birini sevdiğimizde eskiyi hatırlamayız.Sen gidince Mihriban’ım elbette yenisi gelecektir yanıma çünkü bu düzen böyle devam etmektedir.Bu düzen de sen beni değil gün gelir kendini bile unutursun Mihriban’ım demektedir.

    DEĞERLENDİRME:

    Öğrenciler bu şiirin sonunda şairin sevgilisini zamanla unutacağını bunun belli aşamalardan geçerek olacağını öğrenmektedir.Unutmanın şairde bıraktığı derin izlerini görmektedirler.Şairin şiirinde kullandığı edebi dili çözmeyi öğrenirler,şairin nasıl şiirler yazdığını öğrenirler.Edebiyatımızda Mihriban şairi olarak bilinen ve Mihriban’ı öksüz bırakan şair Abdurrahim Karakoç gibi Anadolunun telli coğrafyasını şiirlerine yansıtan bu güzel insanı tanımış olurlar.

    PINAR ŞİMŞEK

    #100034979

    kurtpinar
    Katılımcı

    rivayet olunur ki
    Doksan Üç Harbi zehiri zemheri
    serhat şehri Silistre
    ve kalesi Mecit Tabiye o gün
    bir mütareke terekesi tevekkül
    teslim olur Urus’a ağlıya ağlıya
    ve yağız atlı süvarileri
    çıkıp da Çayır Kapı’dan
    çekilirken Uşumnu’ya
    derler
    breeey ağalar
    zamanı mı ağlamanın?
    tez olun
    atların gözlerini bağlayın
    kara gözlerde kara bezler kuzguni
    süvari atları görmesin
    görmesin bu hüznü matemi
    ve askeri mızıka durmasın çalsın
    çalsın Tuna yalısında üzgün üzgün
    “Kal selâmet kömür gözlüm.”

    II

    rivayet olunur ki
    bu bulutlar ezelden beri
    kalkar da Tüter Kaya’dan duman duman
    bizim Akpınar’da dururlar yağmura
    ve biraz sonra
    cami-i şerif’i içinde bir Ömer Usta
    kırmızı gülün alı kulağında
    kesme şekerler kuşagı arasında
    her cuma namazı sonrası
    mutlaka bir Osmanlı edası olmalı
    yine şeker dağıtacak çocuklara…

    çocuklar büyüdüler,büyüdüler neredeyse
    güneş altında,sel yollarında
    Ömer Usta öldü
    öldü Ömer Usta
    kırmızı gülün alı kulağında
    kesme şekerler kuşağı arasında…

    III

    rivayet olunur ki
    ana baba Bulgar doğumlu
    bir Nikola Osmanlılı soyadlı
    şehri Silistre ve pazarı şahanede
    bir şeyler satar olmalı
    ve bin dokuz yüz seksen beş yılı
    bir vaka-i şerî mucibince
    “soya dönüş” gereğince
    sicilinde Osmanlılı soyadını silmedikçe
    Silistre pazarında mal satması haramlı
    hasbelkader ana baba Bulgar doğumlu
    bir Nikola Osmanlılı soyadlı
    yasaklı…

    IV

    rivayet olunur ki
    şu ecdat diyarı
    Küçük Kıpçak Bozkırı Dobruca’da
    başı güneş, ayağı deniz Balçık şehrinde
    Kırım’dan dönerken türkülerin Sinan’ı
    bir Kırım Muharebesi sonraları
    Ortadoks Urum ve Bulgar cemaatler arası
    dini kavgalar sinsi sinsi
    Urumlar’ın yıktığı o Bulgar kilisesi
    Devlet-i Âliye-i Osmaniye yüce fermanı ile
    acilen
    inşa edilir yeniden
    aynı ebatta,aynı yerde denize yakın
    külli masrafı karşılanır hazineden
    ve bugün Balçık müzesinde
    mermere kazınmış o fermanın levhası
    anlatırken bize geçmiş günleri şahane
    Hakka devşirir bir Osmanlı sedası
    kiliseden yayılan hazin çan sesinde…

    Galip SERTEL

    #100034952

    Konu: Aşk Aynalarda

    grup forumunda Haydar ŞAHİNBAY

    dervis_zel_ali
    Katılımcı

    Asırlardan geldim aynalar eskittim
    Yanar avuçlarım yoruldu mezhebim
    Babil’de bir kabile ateşi yanar
    Aşk kendine küser baş aşağı devrilir heyecan
    Irkçı bir yalnızlık konar pencereye
    On tekerlekli bir otobüs gidiyor
    Kuşlar gidiyor sancak boylarından
    Altılı vagonlarda kömür taşır trenler
    Borazan gibi çalıyor korna sesleri
    Raylara serilmiş güvercin ölüleri
    Ve yanında yatmış intihar girişimi
    Gül gözü entarisiyle bir gelin
    Ayrılık vakti birbirine düşer
    Asur tüccarları katar katar kanun taşır
    Yağmur taşır bulutlar
    İsyan taşır kadınlar
    Kara bir gecede gözlerim seni taşır
    Yasak çiğner adımlarım
    Telefon şarjına takılı akıllar
    Toynak başlarında gül bahçeleri kurulur
    Yüksekten atlayıp ölüme gülenlerin çağı
    İş yerinde zorunlu bir selamdır yârin
    Kentler yarar göğsünü havanın
    Gitarım imgesel bir şiir ve derin
    Notaları olası gözlerinde asılı
    Mızıka çalıyor plaza camlarında
    Kuşkular neşter vuruyor dilek fenerlerine
    Her gün yığınca yorgun
    Aç bir dilenci kirli gözlerinde
    Görmezden gelse ne olur
    Örselenmiş hisleri
    İlk seansta ölür hep umutlarım
    Sıcak asfalt zeminde kuşatılmış şehirler
    Apartman dairelerinde modern hücreler
    Devrik bir lider gözlerin
    Balkonlara ekilir fesleğen
    Kurulur tezgah bozulur oyun
    Amansız aşk pazarı kurulur
    Sevgiliye isyanım var
    Burjuva kanatları taktı kollarına
    Mahalle gevezesini alır yanına
    Haylaz çocuk ısrarına yol verir günler

    Haydar Şahinbay

    #100034942

    Konu: DEVEDE KULAK

    grup forumunda Gülşen Destanoğlu

    dilek
    Katılımcı

    aramaktan ibaret olabilir hakikat…

    ve belki görece doğruların gölgesidir
    apaçık olana barikat…

    korkularımızın himayesinde
    o barikatın ardına sığınarak
    el yordamı yapılan
    bir yolculuk olabilir hayat

    amma

    bilinçsizce kurduğumuz
    kurgularımızın
    çöplüğüdür artık dünya

    ve şimdi
    kendi çöplüğünde boğuluyor insan

    kılavuzu iman

    #100034921

    gulbeyaz
    Katılımcı

    Sopalar taşlar avtüfekleri
    Ve içi içine sıkışmış bir toplu tabanca

    Belinden orta etinden
    Cılız çelimsiz bir elden
    Toprağa çekmekteydiler köyün bütün erkeğini

    Sebebi iki kalabalığı birbirne tutuyor gözlerin
    Gamzen için ne kanlar bağırıyor
    Delikanlılar uyuyamıyorlar yataklarında

    Bedenler
    Toprak ve deniz ve kıyı ve dalga gibi
    Birbirine çarpa çarpa

    Düzgün kurşun girişleri hafif morarak etiçine
    yutuşlar
    Saçaklı kurşun çıkışları et ve kan parçalarıyla
    kusuşlar
    Delikler ezik çöküntüler
    Yırtıklar alıp açılarak
    Dantel perdeli camda kayan gölgen için
    Ne kanlar akıttılar toprağa

    Kalabalık bir kadının ortasında duruyor
    Rüzgar yüzünün tabakalarını açıyor

    Binbir renk ve işleme donanımlı başı
    Ve.Gözyaşı çanağı şimdi kafatasları

    Ağlayan erkekler. – dayıoğulları emmoğulları halaoğulları
    Kurumuş çatlamış elmacık kemikleri
    O ayazda o güneşte incecik hassas tenleri

    Bu kez kırk yaşındaki gelinin kocası
    Yatağını boşaltıp toz toprak içine devrilen

    Ne gürültüyle ne haykırarak ne de kahkahayla
    Ne son,solukta öç öğütleyerek
    Ne de kadınım arkamdan gel diyerek
    Ne yarı ne yaranı görerek gözü
    Bir karnağrısına uğramış gibi
    Kıvranıp büzülüp ölüm korkusunu giyip iğrençlenerek
    Ölürken
    Başucundaydılar yaralarından beter bir bağırtı
    Koparan karısı.Erkekler hısımlar
    Kalplerini daraltan can verişi önünde
    İncecik gergin yırtabilir yürekleri

    Bütün evrene
    Eğilip yanaklarından baktılar gelinin

    Şimdi çarpılır köyün ağzı
    Bir yabancı saçı taradı ev
    Şimdi köyde cami bile gurbet olur
    Ayrılıp iki yana hızlanmaya başladı mı şunlar:

    evler toprak kapı köpekleri bile ağaçlar bahçe çitleri
    Yanan ateşin dumanı da
    İki yana geçip karşı karşıya hasımlanıyor
    Köpeğin yanında adam adamın yanında duvarlar pusu
    kayaları.Kayaların yanında bacı ana kasları baldırları
    çocuk şeyleri hınçlar ve beddualar
    çaylar
    Dereden gıcırtılarla insan boğar buz kristalli sular
    Buz gibi anlarda boğuşur hasımlar
    Yün yorganın sıcağı vurdukça düşte
    Şehvete serilinir ya kan çıkarmaya
    Ve hergün havada bir asap bozukluğu ve olanlara
    Tabiatta bir uyma zorluğu kuşlar ötemez gibi

    Uzun vadiler düzlükler aşarken büyümesi durur ağaçların
    Sesi insan öldürmeye giden kurşunların

    Ve susunca
    Kama düşüşü bir zaman başlar
    Kalb ete ve ruha aynı anda açılır
    Cine ve meleğe
    Zulme ve hilme

    Zaman ağlyan kadınların
    Zaman kendi pervasız korkularını yaşayamadan
    Ölümü en keskiniyle bile virajlarda bile izleyerek

    Ve kana çobanlık eder çocuklar
    Seyirtirlir ki kopar düğmeleri uçuşur mintanları

    Güzel başın
    Mermer akmalı yanyarın
    Güzel adalen

    ellerin ne maharetler edindi
    asla maymun değildin
    topraktan geldin nice sırlardan geldin

    – Kanındaki masallar destanlar masal harpleri
    Yoldaşın melekler
    Herbir yanın imparatorluk emanetleri iken
    Tüm bunlar öfkenin şimdi –

    Ayağı altında çiğnedi kan hesabı sormayı
    Vurmaya gidiyor yine de o ve o
    Bakabilirliğe açılan ve gözlere bakan
    Ağlayan dudakların
    Gergin pürüzsüz güzel kana ve güzel şehvete çeke

    Cahit Zarifoğlu

    #100034922

    gulbeyaz
    Katılımcı

    çayırkuşu engelsiz yapraklara
    havası dondurulmuş ve suyundan alıkoyulmuş
    bir ay gecesi tanrısıyla
    elişi kağıtlarından ev demetlerini
    ve deniz başlarında
    küçük ve yuvarlak ellerle tutulmuş çocuk etekleri
    çayır kuşunu engelsiz yapraklara

    çaçaron hep evleriyle onlara bir akşam geçidi
    vurulmadan ve korkusuna
    sebepsiz kapılmadan
    duvarlara yapılmış heykel ağızlarındaki sözlerin
    ve eski risimlerde
    yerli oyulmuş
    gözlerin ve hiçbir vehmin önünde
    vurulmadan ve korkulara

    yazı sonu alınan bir kuştu
    yerle gök arasında
    kadırgalarında renk atmaz cömert çiçekler
    su altlarında ve yürek diplerinde
    zarı delinerek bir an bekleyen
    kanatları sabra
    ve kabus sonlarına
    çarpan konuşan ve sesler çeviren
    yerler gök sonlarında
    görülmeden tanınan
    ve en gerektiği yerde anılan
    civa sıcağı yurtlar
    çamdan insanı çiğneyen sakızlar
    korkuya öteye ve dünya seslerine
    çarpan çalkanan
    bir yamaçta yalnız başına durabilmiş
    açabilmiş çalılar

    çayırkuşu insan ve toprak levhasında
    gagası ışıyınca durur anlatır
    bildirir ki güneştir
    her an sabah sesi çıkaran
    ve devran deyince
    insanın isim verdiği yüceden
    göğü kollayan ve ufuktan aranan
    bir çift gözü en son şekliyle
    her an bir zindan resminde çağıran
    güneştir gagası
    ışıyınca çayırkuşunun

    bir savaş bütün bunlarla doludur
    ölüm beyin düzlerinde
    sık sık gezinen ve işte tamam yerine
    her dokunuşta bir delik açılan
    ve hepsi bir tek karanlığa açılan

    Cahit Zarifoğlu

    #100034924

    Konu: AĞAÇLAR

    grup forumunda SİZİN ŞİİRLERİNİZ

    gulbeyaz
    Katılımcı

    Ellerimin önündeki dallar da
    Sarıldı yaprağa
    Göremiyorum karşı yamacı
    Erken mi yoldayım
    Ben mi geciktim

    Önümüzde bir çınar yükseliyor
    Her gece atlılar geliyor ona
    Destan söyleşip gidiyorlar
    Esmerlikleri
    Tutuşup kuruyan dudakları kalıyor sabaha

    Dostum üşüyorum dedin
    Üşüme
    Korkuyorum -Korkma
    Kaçıyorum -Kaçma
    Ürperiyorum düşünceden -ürper

    Sabah trafik
    Çınara kim bakar
    Kim geçer dallarından
    Bahar mı geliyor
    Komşunun balkonunda
    Çamaşırlar renk rengarenk

    Kızlar göğüslerini
    Baharın ağacına
    İlk açan çiçeğine
    Dayadılar

    Arılarla erkekler boğuşuyor
    Arılarla uçan bütün çiçeklerle
    Ayaklarında taşınan tozlarla
    Akıyorlar alıp götürülürken
    Yaprak evlerin içindeki dişiliklere

    Dostum geç kaldın
    Güneş ne gün doğacaksa
    Söylediler duymadın geç kaldın
    Otur ağla sonra soframda doy
    Ekmek tut zeytin tat
    Açlığını eğlerken sen
    Bak nasıl ayçağın erleri
    Savaşarak ve devirleri aşarak geldiler
    Karanlığı karaladılar yolları tuttular
    At tepmedeler

    Bak nasıl savaşı bindiler. Gece çınara gelip söyleşip
    Kelime ettiler söz bilediler
    Zorun yamanı kolayladılar

    Sahip olun taşa demire
    Aleve
    Küle bile

    Cahit Zarifoğlu

    #100034828

    Konu: BAŞ AĞRISI

    forumda Mehmet KOCA

    banucukk
    Katılımcı

    Kalmadı hiçbir şey kalmadı
    Tarih kahramanlık destan ve derslerle dolu
    İşte 21. yüzyıl kasırgası namertliğin vesikası
    İşte uzay çağının milenyum başağrısı
    Bütün sokakları Ülkemin isyan haykırışında
    Kimi memur kimi işçi sıfatında kimide köpek
    Herkes kolay ekmek peşinde huzurlu lokma
    İstisnalar var elbet onlarda çaresiz suskun
    Atılan sloganlar sokak ortasında soyunmalar
    Fuhuş bataklığında delikanlılık cinayetleri
    Bir anne etini sattığı için
    Boy boy manşet geçmiş gazeteler
    Çaresiz ve fedakarca ne alakaysa
    Böyle örnek olunurmu geleceğin anne adaylarına
    Öte yandan görülmeyen çoğu ana
    Ne tarihini unutmuş nede bedenini satmış
    Aç çocuklarına çöpten ekmek toplamakta
    Yenilmemiş hala başı dimdik savaşmakta
    Bir başkası köpeklerin hayvanların derdinde
    İnsanların ki dururken
    Hayvanları koruma derneğine üye
    Oysa korunacak en değerli varlıklar varki
    Yüzlercesi sokaklarda onlar daha çocuk
    İtilmekte zorlanmakta kullanılmakta
    Biri hırsız yapılmış biri balici diğeri tinerci
    Suç kimin konuşulunca
    Binlerce suçlu bulunur nutuklar atılır
    Kimseler üzerine alınmaz
    İlla suçlu aranırsa bulunur veyalarla
    Böyle olurmu cennet vatanım çalınıp çırpılmasa
    Kimi hortumcu olmuş veballer boynunda
    Ağalar yurtdışında tatil havalarında
    Cennet vatanımda yer yok ya
    Yüzülecek gezilecek toprakta
    Hepsi bir arada yürürler ellerinde Türk Bayraklarıyla
    Belki içlerinde ihanet yok ama
    Üç beş kandırılmış girince araya her şey değişir
    Dertleri başkadır ulaşılamayacaktır emelleri ama
    Bölmek parçalamaktır toprakları zihniyetleri
    Kardeşi kardeşe kırdırırlar sonra gülerler içli içli
    Bilirler aslında bir avuç bile alınamaz
    Bölünmez bu vatan son can çıkmayınca
    Altı yüzyıl hükmetmişken dünyaya
    Yaşantılarda sanatlarda başkalaşma
    Kim vermiyor ki Anadolu Türkülerini sana
    Hiç anlatılmadımı mücadelelerin anlamı sana
    Sen böyle teslim almadın Atanda Tarihi
    Unuttun dünyaya kafa tutanları
    Her savaşta can vermediler mi babanla atanla
    Çanakkale de Sakarya da
    Sakarya kan ağladı sen anlamadın
    Vatan toprağı satılmaz gardaş
    Üç kağıtçıya şerefsize Türk olmayana
    Bak şu ayyıldızlı bayrağa sahip çıkılmazmı
    Tarihine bakıp ta şeref duyulmazmı
    Çoğu şey birdi farklı yerde doğulsa da
    Irk din dil ayrımı yoktu çatışmalarda
    Saygı vardı yüreklerde kan gibi yaşanılan topraklara
    Saygı edep haya örf adetler unutuldu
    Uyan ey şehit oğlu uyan
    Kemikleri sızlıyor halimize ağlıyor mezarlarında yatan
    Ey İstiklal sevdalısı hakkıyla Hakka tapan
    Özgürlük aşkına bin kere söylemiş sana atan
    Ne kadar aç ne kadar olsan da üryan
    Başın dik olsun eğme önüne hiçbir zaman
    Seninki de asildir damarlarında akan kan
    Yeter ki Türküm de bu çatı altında toplan
    Ne ayağında çarığı vardı asker dedemin
    Nede ekmeği vardı yemeğe komşusu keremin
    Komşuları lazdı çerkezdi kürttü farklıydı hepsi
    Çoğunun yoktu namlusu tüfeği ama elindeydi
    Yüreğindeydi amacı birlik duygusu
    Ayşe analar yeni gelinlerdi kadınlardı
    Kucağında körpe bebesi sırtında kurtuluşun mermisi
    Dağdı tepeydi ıslaktı yerler yağan yağmur değildi
    Bacaktı eldi koldu kelleydi kan akıyordu çeşmeler
    Gecede bile gündüzdü mahşerdi her yer
    Kurtuluş vardı o cepheden o cepheye demediler
    Son parça ekmelerini sularını verdiler
    Evlerini direkleri erlerini kendi elleriyle gömdüler
    Üzülmediler vatan sağ olsun dediler
    Ölmekten beter oldular bir of bile demediler
    Uyan ey şehit oğlu uyan ne geçecek eline
    Bir çivi çakmadan düzelir mi devran hem nedir
    Vatana Devlete Millete kendine isyan
    Uyma ellere vatan bölünmez son can çıkmadan
    Hem hakkını helal etmez anan baban ve atan
    Uyan artık uyan çakallara yem olmadan

    #100034840

    Konu: DOKTOR

    forumda Mehmet KOCA

    banucukk
    Katılımcı

    Hiç sorma halimi dünden beterim
    Bütün yaralarım kanıyor doktor
    Bu dert çürütecek tüm bedenimi
    Yaralarım kabuk tutmuyor doktor

    Bedenim ateşe atılmış gibi
    Hayatım kül olup bitiyor doktor
    Bir çare bul artık bu ızdıraba
    Nefesim geriye sayıyor doktor

    Toz pembe umutlar denizi gibi
    Görenler hep mutlu sanıyor doktor
    Karaya oturmuş bu bahtım gibi
    Her gece bir gemim batıyor doktor

    İçimde bir çocuk sedası gibi
    Sözlerin zoruma gidiyor doktor
    Çocuğun tanrıya duası gibi
    Yokluğun gözümden akıyor doktor

    Dertlerimi bildin deva bulmadın
    Azrail karşımda gülüyor doktor
    Çok sevildin ama layık olmadın
    Bu canım sayende çıkıyor doktor

    #100034778

    Pelin
    Katılımcı

    dün gece düşümde
    bir kadın gördüm
    ötelerde rakseden bir yüreği
    ve karanlığı aydınlatan gözleri vardı.
    elini uzattıkça kayboluyordu
    umut namına bıraktığı ne varsa
    bilmem kaç bin öykünün
    alacakaranlığı çökmüş yüzüne.

    dün gece düşümde
    teni saçlarına boyanmış bir kadın
    kimbilir nasıl yalın türküler dizmiş dudağına
    bir solukta ardında bırakmış ne varsa
    dünyadan kalma kırıntıları
    yaklaştıkça eriyen anlamı
    uzaklaştıkça büyüyen dünyayı
    ve başdöndüren gülümsemesi yüzünde.

    dün gece düşümde
    yürüyordu geceye inat
    bir dostun omuzlarında konaklayıp.
    zamanın tüm kelimelerine yükleyip yüreğini
    anlamları eriterek
    zamana sığmayan düşüncelerin.
    alnında dualar birikmiş
    ve aydınlık öfkeler dizmiş düşüncelerine

    dün gece düşümde
    inciler dökülmüş dudağına
    terkisinde bir umudun yalnızlığı
    aşk alev gibi yakmış göklerini
    yıldız yıldız büyütmüş düşlerini
    uyansa hep aydınlık
    belki aydınlık bile tutsak
    dudağından dökülen gülümsemesine

    dün gece düşümde
    ölümden öte bir sessizlik
    umutların ilk başladığı
    ve asırlardır nakşedilip yüreğine
    insana ölümsüzlük kattığı
    tıpkı sana benzeyen
    bir genç kız gördüm
    yeryüzü boydan boya bembeyaz.

    #100034796

    Pelin
    Katılımcı

    I

    Bugün de suskun başlıyorum geceme
    Dilimin kilidiyle yüklendiğim
    Dayanılmaz acıları
    Geleceğimin diliyle çözüyorum
    Yarının umuduyla yaşadığım gerçeği
    Bu gecenin anısına çiziyorum
    Alnımın en eskimez yerine.

    Yorgun bir zamansa yaşadığım
    Yüreğim ağırlaşmış,
    Koyamazken bir yerlere
    Sığmazken zamana ağlayışlarım
    İki yüzlü,
    Nefret dolu insanları görüyor
    Ve susuyorum
    Tüm gerçeklere nanik atarcasına
    ZAMAN GİBİ

    II

    Düşlerimin dostluğuyla yaşıyorken hayatı
    Gerçeklerin imbiğindeki yalnızlığa
    Dönüşüyorken zaman
    Özgürce bir başına
    Hiç kimsesiz yüzlerinde insanların
    Bir köz gibi yanan yüreğimi
    toprağa bulamaksa
    özgürlüğü duyumsamak.

    Benim düşlerimin
    gerçeğe dönüşen sancısı
    bir avuç dolusu düşüncem
    ve yokluğun kederiyle
    ürkütürüm uyuyan suları
    tıpkı insanlardan, düşünmekten
    konuşmaktan ve gerçeklerden
    korkup kaçtığım gibi.
    insanca yaşama istemine çektiğim yabancılık
    BEN GİBİ

    III

    Yüzümüze savrulan her şeye
    Aldırmadan yaşamaksa hayat kanım.
    Ezilmenin tadına nanik atmaksa düşüncem.
    İnsanlardan nefret etmek gibi adice gerçeklere
    “hayır” diyebilmek gibi
    Yalnızca hayat damarlarımızda
    Dönmek aynı noktaya
    Ve yürümek sonsuzla
    Gerçeğin ta kendisidir işte
    Biz sevmesekte;
    yalnız yaşar,
    ölürüz çünkü
    Ama yine de bitmek bilmez hiçbir şey
    HER ŞEY GİBİ

    IV

    Yüzümde yıkanabilse şu sabahlar
    Kalbim simsiyah olmaz aynalarda
    Ve zorlu acılarla yatan benliğim
    Beynimdeki afakanlar gibi.
    Gerçeklerle sarar,
    İlk ışıkta her yeri
    Yeryüzü ateş kesilir
    Hiç kimse anlamaz
    Bir şeyleri nedense
    Hiçbir şey
    ONLAR GİBİ

    V

    Akşamlarca yıkık,
    Yazılmamış senfoniler kulaklarımda
    Ipıslak bir çizgi
    Gözlerimden ellerime
    Ellerimden yüreğime
    Hayatım bir manastırın kadehinde
    Eskimiş bir şarap kadar yorgun
    Sadece gecenin avutkanlığında
    Sabahı anımsamak
    Kötü geçen saatlerin
    KELEĞİ GİBİ

    VI

    Yüzler yorgun
    Ve beynimce zerrelerim
    “Bulduklarım gerçek mi yoksa”diyerek
    Kendimce hüzünlenip,sustuğum
    Kabuğuma çivileyip tüm hayatı
    gerçekler gibi
    Geçen saatleri,
    zamanı, yaşadıkça
    Suskuluğuma yüklemiştim
    HERŞEY GİBİ

    VII

    Bir geceyi yüklerken,
    Hasretin küfesine
    Omuzlarım çökmüş,
    Dudaklarım çatlamışsa susuzluktan
    Hayalleri getiren geceler
    Bir günahın sıcaklığıysa
    Yüzümde yanıp sönen karanlık renkler
    Hala eskimemişse yüreğim
    Sesi geliyorsa uzaktan
    Çarklar dönüyorsa,
    Durgun sularda
    Ve Odamın duvarları hala
    Aynı yankıyla fısıldıyorsa yüzyıl
    İşte orada bir ben
    SENSİZ GİBİ

    VIII

    Bir sigara yanmış ellerimde
    Önümde kağıtlardan mezeler
    Elimde demlice bir çay
    Sarhoşsam bir şeylere
    Kapımda asılı duran bir çivi üzerinde
    Çakılmış bir resimse duygularımla ben
    Gece boyu dört duvar
    Suretlerle karşımda
    Sisli bir odada hep yanımda
    Yüreğimse kelepçe
    Sessiz voltalardan sonra
    Adımlarım meydan okuyorsa mahkumluğa
    Sensiz gürültülerde
    Yürek kesilir gümbürtüler
    Her şeyin odağında,
    yalnızca kaybolurum
    Yüreğimde paramparça bir mavzer
    sevdalar
    HEP BİZ GİBİ

    IX

    Tütündür ellerimde yüzyıllarca
    Çıkmayan isi karanlığın
    Senin pembe dudaklarındır
    Paramparça eden gecelerimi
    Bir kabrin karanlığındadır
    Gündüzüm, gecem ve ben
    İşte o öyküdür yazdıklarım
    O karanlıkta parlayan yıldızlar benim
    Sadece ve sadece avutan
    Mezar taşlarını
    Senin hayalindir sevdiğim
    Yani benim hasretim
    Ebediyete kurulmuş bir köprü
    SANA GİBİ

    X

    Sana hiç hoşçakal demişmiydim bilmiyorum
    Zaman bir cendere
    Ve biz kaybolmuş paradokslarız
    Sonsuzun izinde
    Ve tüm yazılanların
    ANISINA

    (12.12.1988-30.011989)

    #100034800

    Konu: OLAĞAN ÖYKÜLER

    grup forumunda Latif MEMİŞ

    Pelin
    Katılımcı

    Bir şeylerin tükendiği
    Noktadır adın
    Bir şeylerin başladığı
    Bakışlarında olağan öykülerin.

    Yaşam sinmiştir satırlarına
    Kelimelerin anlatır görünmezliğimizi
    Karanlıklarımız sende
    Sen ise tutkulu yalnızlıklarda.

    Adın zamana sinmiştir
    Silip atamazsın yüreğindekileri
    Atsan unutturamazsın
    Aşkın kol gezdiği kapılardaki hüznü.
    Unutulmuş zamanların
    Anlaşılmaz kelimelerine
    Bir ad bile bulamazsın.

    Omuzlarında bir yaşam taşıyorsundur
    Karanlık kaldırımların gizlerini
    Ve ayrılıklar sırdaştır gölgelerine.

    Bir gün yaşamdır
    Elini uzatır tutarsın; kaybolur
    Bir gün ise ölüm
    Soluğunu hisseder
    Ulaşamaz, ama kopamazsın.

    Kimseler bilmez
    Anlayamazlar içinin fırtınalarını
    Bir gölge gibi süzülen hissedişleri.

    Bilirsin ve yanı başındadır anlamları
    Elini uzatır tutamazsın
    Haykırsan duyuramazsın.

    Bazen anılar
    İnsanlardan bile güzeldir
    Bu yüzdendir ölüleri sevişin.

    Sendedir gizemi yaşamların
    Bakışlarındadır doğan çocukların elleri
    Gözleri, dudakları
    Adları geleceğe adanmış
    Kaç öyküyle anlatılmış kimbilir
    Sımsıcak sevgisi yüreklerinin

    Bir gün karanlığa boyanmış
    Karanlığın bedeni kesilmişsindir
    Ne aydınlığından yüzümüz
    Ne beyazlığından ellerimiz
    Görünür yokluğunda zamanın

    Seni karanlık bir sokakta
    Karanlık sözlerde alçakça yargılar
    Ama asla anlatamazlar acısını
    Kurtulamadığın ayrılıkların.
    Yine de dimdik başın
    Yaşam bu dersin içten içe.

    Çiğ damlası olmuş
    Bir çiçeğin yüreğine düşmüşsündür
    Her şafağın ışıltısıyla
    Yüreklenip büyümedesindir
    Ne yaşamlar sorgular seni
    Ne sen sorgularsın yaşamın anlarını.

    Berrak ve ışıltılı yüreğin
    Bir gözyaşı kadar içten ve saf
    Kalırsın belleklerimizde.

    Anlamadan sorgular
    Ve asla anlatamazlar
    Anlık unutkanlıkların içinde
    Milyonlarca yıllık koşularımızdan
    Döndüğümüz insanlığımıza.

    Çağlar açar umutlarımız
    Öfkemiz yüzyıllara bedel
    Dokunuşlarımız aşk
    Yüreklerimiz gelecek yağar
    Görünmezliğimize.

    #100034806

    Konu: SANA DAİR

    grup forumunda Latif MEMİŞ

    Pelin
    Katılımcı

    I

    Yaşamı geçmişi yarınlara kurgulu yaşlı bir bebeğin gözlerine bıraktım.
    Anadolunun içlerinde, gri tonları insanların yüzlerine yansımış
    bir dağın eteklerine kurulmuş onlarca şehirden birinde başladı hikayem.
    İçimin gemilerinde başladığım seyahatte
    sadece sana dokunmak için vermiştim tüm molaları yaşama dair.
    Ne denli gerçek olduğuna inanmaya çalışarak.
    Sana dair her mucizenin gölgesinde dinlenip
    yine yaşlı şehir hikayeleriyle büyüyen,
    efsanelere gönül vermiş kalabalıkları unutarak.
    Seni unutamadığım anların tadında yeni efsaneler kurgulayarak.
    Uğruna ağıtlar yakılan bir karanlık sokakta
    yeniden yürümenin tadında.
    Dağların ihtişamına kurulu
    dağ çiçekleri nefasetindeki güzelliğine tutuklu
    ve rüzgarın dokunuşlarını bile kıskanan bir harislikte.
    Sana dair kelimeler hiç bitmedi hafızalarımızda
    tüm zamanların surlarında savaşlarımızın
    döküldükçe yeşerir kırmızısı duvarların
    senin varlığın biometrik güllelerdir insanlığa dair
    Sessizce büyür anılarında
    Tutuklanır anlamsızlık
    Gülümser cümlelerin kırılganlığına

    II

    Paylaşımsız ve bencildir aslında zaman
    İçimde her anı yürür sonbaharın
    Anılar koşar adım sanrılar görür, görünmez olur bebek karanlığı
    Aşk gibidir anlamı ya hep ya hiç kısmı sonbaharların
    Her mevsim aşk karışır çorbasına karanlık kaldırımların
    Hüznünden çok ruhumdaki izlerinin kalıcı olan yanlarını severim
    Sensizliğin acıtan duvaklarını.
    Aslında birbirinden değerli yüzlerce an var sana dair
    Bazen hüzün bazen gözyaşı bazen yok olmak gibi şeyler

    III

    Susmak travmatik bir geminin feryadı.
    Boğaz karanlık batıkların çamurunu silkeliyor.
    Mor çiçeklerin kasımı, bataklık kokusu bir sensizlik sunuyor
    İçim karanlık bir sis sen olmayınca

    IV

    Sustum.
    Sessizliğim kaç yüz yıldır sürdüğünü anımsayamadığım bir kayboluşa dair. Bana dair.
    Sokaklarında yürüyen, düşünmeden sürüklenen zamana dair.
    İnsanlı, insansız tutkulara dair.
    Kaybettiklerime dair.

    Konuşamadım.
    Yalnızlığımın, üstatların sözcüklerinde efsaneleştiğini
    ve tutkulu romanlara dönüştüğünü bilerek.
    Gülümsemene buluşan saflığı keşfederek.
    Hücrelerimde gelgitler yaşayan deli dolu bir anlamsızlığın gölgesinde.

    V

    Görünmez olabildiğim anları anımsayabilecek kadar çok yaşadım
    Her birimiz için.

    Hepimizin kendine dair öykülerini
    Sıradan olamayacak kadar gizli kalmaya değer tecrübelerini taşıdım
    Korkularımın.

    Bir asır süren yalnızlığımın izlerini hatırladıkça
    Ne denli kendime düşman olduğumun küskünlüğü içinde geçirdiğim
    Huzursuz gecelerin unutulmuş karanlığında
    Susturuldum.

    VI

    Sana dair
    Upuzun bir kervan çizdim
    Tuale.
    Nefesler kesildi
    Bitti zaman.
    Sen gelinceye dek.

    #100034756

    Orhan
    Katılımcı

    Saymakla bitmez ki etnik bahane
    Aldığın nefeste olur, daha ne..
    Her evde sorunlar kaş çatıyor anne
    Çocuğun devlete taş atıyor anne.

    Yaşı küçük diye sürülür öne
    Üç, beş kuruşla çevrilir her yöne,
    Çok yazık ediyor sana, kendine
    Çocuğun devlete taş atıyor anne.

    Allaha, resule vardır inancın
    Çocuğun hali olmalı sancın.
    En yakın dostun, en içten yalancın
    Çocuğun devlete taş atıyor anne.

    Terörist için vatan, din, iman ne.?
    Dökülen kan ne, yakılan can ne.?
    Seni cehenneme baş yapıyor anne

    Çocuğun devlete taş atıyor anne.

    ?’Demokratik hakkı ?’diyor tahrikçi
    Taşı verip onaylıyor, tasdikçi.
    Sonra, ya canlı bomba, ya tetikçi
    Çocuğun devlete taş atıyor anne.

    Üstüne sürülen neden panzermiş
    Suyla ıslatır, bazen ‘de ezermiş.
    Filin, çimi ezmesine benzermiş
    Çocuğun devlete taş atıyor anne.

    ?’Taş atacak kadar ?’özgürlüğü var
    Yarını görmez, akıl körlüğü var
    Vaatlerle örgüt arada duvar
    Çocuğun devlete taş atıyor anne.

    Geçim için su,mendil’mi satıyor.?
    Altında başka sebeb’mi yatıyor.?
    İlgisiz çocuğu örgüt kapıyor
    Çocuğun devlete taş atıyor anne.

    Ekonomi, huzur hep tahrip olur
    Devlet bu, elbette tek galip olur.
    Sen evde, oğlun mahkûm garip olur
    Çocuğun devlete taş atıyor anne.

    Barışçıl eylemmiş toplanmaları
    İnsanlık suçuymuş coplanmaları.
    Taş atmakmış meğer savunmaları
    Çocuğun devlete taş atıyor anne.

    Dönmesin olaylar bir çatışmaya,
    Çocuğunu al, başlar yatışmaya.
    ?’Taş” çok ağırdır kalk hele tartmaya.
    Çocuğun devlete taş atıyor anne.

    Orantısız bir güç kullanılırmış
    İnsan hakları tekel sanılırmış
    Çocukmuş hata yapar, yanılırmış-
    Çocuğun devlete taş atıyor anne.

    Şiirim ne tehdit ne bir şikâyet
    Anlamı, anlayana açık gayet.
    Taşın değdiği her şey, yer ?’cinayet’-
    Çocuğun devlete taş atıyor anne.

    Orhan Afacan

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 653) görüntüleniyor