1 ile 11 arası 11 sonuç (toplam 11) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları
  • #100034798

    Konu: KARMAŞA

    grup forumunda Latif MEMİŞ

    Pelin
    Katılımcı

    Tarihin alnının ateşinde
    bırakıverdik
    türkülerimizin ezgilerini
    yıllarca bekledik
    ki söylensin
    kelimeleri.

    Yanıbaşı umutlarımızın
    rengarenkti
    ve belli bir parça
    sen olmalıydı
    ya da sana
    yaklaşmış

    Zaferin rengi olmaz
    tutulmaz
    dendi bunca yaşam
    elbet her şey bir parça
    gerçek olmalı
    diyebilirdik.

    Dinle şu uzaklığın
    sezgilerini
    belki sende bir şeyler
    bende uzakların
    kırıntıları kalmıştır
    savruluyordur.

    Duydun mu şehrin
    nefretini
    yaşamın bir nefeslik
    anlamını,
    anlamsızlığını
    söyleyen çıkar
    ve sen-ben
    öğreniveririz.

    08.01.1991

    #100018007
    1884'te Bağdat'ta doğdu, 1933'te İstanbul'da yaşamını yitirdi. Fizan Mutasarrıfı Arif Hikmet Bey'in oğlu. Çocukluğu Bağdat'ta geçti. 12 yaşında annesinin ölümü üzerine babasıyla birlikte İstanbul'a geldi. Mektebe-i Sultani'de (Galatasaray Lisesi) yatılı okudu. Tevfik Fikret ve Ahmed Hikmet Müftüoğlu'nun öğrencisiydi. 1907'de mezun oldu. Bir süre Reji İdaresi'nde çalıştı. Bir yandan da Hukuk Mektebi'ne devam etmeye başladı. İzmir Sultanisi Fransızca öğretmenliğine atandı. Hukuk eğitimini bırakıp İzmir'e gitti. 1912-1914 arasında Maliye Nezareti'nde çevirmenlik yaptı. 1. Dünya Savaşı yıllarını Çanakkale ve İzmir'de yedeksubay olarak geçirdi. Mütareke'den sonra İstanbul'a döndü. Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde estetik ve mitoloji öğretmenliği yaptı. Harp Akademisi ve Mülkiye Mektebi'nde Fransızca dersleri verdi. Düyun-u Umumiye İdaresi'nde, Osmanlı Bankası'nda çalıştı. Akşam ve İkdam gazetelerinde köşe yazıları yazdı. 1928'de böbrek rahatsızlığının tedavisi için yurtdışına gitti ama iyileşemeden döndü. Şiire lise öğrenciliği yıllarında başladı. İlk şiirlerinde Abdülhak Hamit, Cenap Şahabettin, özellikle de Tevfik Fikret etkileri görülür. Bilinen ilk şiiri "Hayal-i Aşkım"da bu yönelmelere rağmen yeni bir sanat yönelimi olduğu dikkat çeker. Gençlik şiirleri Mecmua-i Edebiye, Musavver Terakki, Aşiyan, Jale, Musavver Muhit, Servet-i Fünun, Resimli Kitap dergilerinde yayınlandı. Bu şiirleri kitaplarına almadı. 2. Meşrutiyet'in yazınsal karmaşa ortamında onun şiiri ayrı bir ses olarak kendisini gösterdi. 1921'de basılan ilk şiir kitabı "Göl Saatleri"nin başındaki küçük manzumeler, bu dönemin asıl eserleridir. İzlenimci ressam etüdlerini andıran bu şiirlerle Ahmed Haşim, doğanın özünü sızdırmak ister gibidir. Şiiri, bir yandan Verlaine müziğine yaklaşırken, bir yandan Şeyh Gâlib'in parıltısını taşır. "Göl Saatleri", "Göl Kuşları", "Serbest Müstezatlar" ve "Muhtelif Şiirler" olmak üzere dört bölümden oluşan bu kitap Türk şiirinin Yahya Kemal Beyatlı'dan sonraki ikinci kanadını kurar. Beyatlı'nın geniş kesimleri kucaklayan toplumcu ve ulusçu şiirine karşılık Haşim daha dar ama daha derin bir kanalda akmayı tercih eder. İkinci ve son şiir kitabı "Piyale"nin girişinde "Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar" bölümünde şiirle ilgili görüşlerini açıklar: Şair ne bir gerçek habercisi, ne güzel konuşmayı sanat haline getirmiş bir kişi, ne de bir yasak koyucudur. Şairin dili, düzyazı gibi anlaşılmak için değil, hissedilmek için yaratılmış, müzik ile söz arasında, ama sözden çok müziğe yakın ortalama bir dildir. Düzyazıda anlatımı yaratan öğeler şiir için sözkonusu olamaz. Düzyazı us ve mantık doğrur, şiir ise algı bölümleri dışında isimsiz bir kaynaktır. Gizliğe, bilinmezliğe gömülmüştür. Şairin dili, duyumların yarı aydınlık sınırlarında yakalanabilir. Anlam bulmak için şiiri deşmek, eti için bülbülü öldürmek gibidir. Şiirde önemli olan sözcüğün anlamı değil, şiir içindeki söyleniş değeridir. Şiiri ortak bir dil olarak düşünenler boş bir hayal kuruyor demektir. "Piyale" kitabındaki "Merdiven" ve "Bir Günün Sonunda Arzu" şiirleri, bu görüşleri yansıtan ve Türk edebiyatında görülmemiş bir şiirselliği ortaya koyan ürünlerdir. Bu kitapla birlikte Haşim'e saldırılar arttı. Ölçü ve Türkçe bilmemekle, toplum sorunlarına ilgisizlikle suçlandı. Yine de şiirleriyle 20'nci yüzyılın ilk çeyreğini etkilemeyi başardı.
    #100031822

    likevoyager
    Katılımcı

    ruhum bedenime küs
    usumda yaşam karmaşası
    bölünmüşüm ayyukun zirvesinde
    uzuvlarım bedenimin piçleri!

    sen aklımın kasırgası
    enkaz soluğunda can çekişen beden ben
    ruhum depremin tırnak aralarında!

    siyah-beyaz bir siluet dans eder
    görmeyen gözlerimin karasında
    o, çay buğusu bakışların var ya?
    hala yüreğimin satır arasında!

    #100030914

    temptation
    Katılımcı

    Öylesine bütünlüklü ve öylesine sade güzelliği var ki bu erken yaz sabahının, başka hiçbir güzelliğe içinde yer bulunmuyor; belki de ilk kez, bir başka güzelliğin, bir mısranın, bir şarkının, hatta uzun bir şampanya kadehinin içinde duran şu çiçeklerin, derin bir duygunun, eğlenceli bir düşüncenin bozabileceği böyle bir vakte rastlıyorum. Sabah, sanki bir beyaz manolya yaprağı…
    Parlak, mavi bir yaz sabahı.
    Sakin, sessiz.
    Sanki hiçbir sese, hiçbir harekete tahammülü yok.
    Müziği kapattım.
    Dümdüz lacivert bir deniz, koruluklarının yeşili bile gözüken adalar, bir beyaz yelkenli, uzaklarda bir şilep.
    Balkondaki sardunyaların kızgın kızıllığından bile rahatsız olan bu masum ve aydınlık sabah, kendi mavi masumiyetiyle hayatın bütün karmaşasını, düşünceleri, duyguları reddediyor sanki.
    Bu ışıklı sessiz örtünün altında yatan heyecan verici karanlıklara uzanan yollar erken yaz sabahının sükunetiyle kesilmiş.
    İnsan, bu durgun güzelliğe boyun eğmekten başka bir çare bulamıyor.
    Sessiz mavi bir yaz sabahının bir parçası oluyor.
    Bir sevinç bile istemiyor.
    Hiçbir duygu olmamalı, bir düşünce bulunmamalı.
    Bir maviliğin içinde süzülmelisin.
    Bu sabah vaktinin bir parçası olmalısın.
    Ve bunun için, bütün varlığından, geçmişinden, hayallerinden bir anlığına da olsa vazgeçmeli, bu sükuneti bozacak hiçbir kıpırtıyı içinde taşımamalısın.
    O sessizliğin içine kendimi istekle bıraktım.
    Hiçbir şey olmamanın muhteşem sükunetiyle uçuk bir maviliğe büründüm, kendimi terkettim.
    Minik bir yaprak bile değilim, kavak ağaçlarının uçuşan pamukçukları da değilim, bir ağaç ya da bir çiçek de değilim.
    Mavi bir sabahım şimdi ben.
    Bütün derinliklerim sessiz.
    Beni çağıran hiçbir şey yok.
    Hiçbir yere gitmeyeceğim.
    Hiçbir şey düşünmeyeceğim.
    Hiçbir şey hissetmeyeceğim.
    Kendi sesim de dahil bütün seslerden uzaklaştım.
    Öylesine bütünlüklü ve öylesine sade güzelliği var ki bu erken yaz sabahının, başka hiçbir güzelliğe içinde yer bulunmuyor; belki de ilk kez, bir başka güzelliğin, bir mısranın, bir şarkının, hatta uzun bir şampanya kadehinin içinde duran şu çiçeklerin, derin bir duygunun, eğlenceli bir düşüncenin bozabileceği böyle bir vakte rastlıyorum.
    Sabah, sanki bir beyaz manolya yaprağı.
    Ona hiçbir şey değmemeli, dokunmamalı, değerse küser ve kararır.
    Hatta güzelliğini bile seyretmemelisin.
    Bir parçası olmalı, o maviliğe karışmalısın.
    Uyandığımda bende olan ne varsa artık yok.
    Ben yokum.
    Bir sabah vaktiyim.
    Sessizim, sakinim, maviyim.
    Beni terkeden herşey, bütün sesler, bütün düşünceler, bütün duygular, bütün kaygılar, bütün özlemler aniden ve büyük bir gürültüyle geri dönecekler, bunu biliyorum.
    Ben, yine ben olacağım.
    Hayat, yine hayat olacak.
    Bu mavi örtünün altında dolaşan o olağanüstü karmaşa, bütün karanlığı ve çekiciliğiyle yeniden ortaya çıkacak.
    Onları yeniden gördüğümde belki de çok sevineceğim.
    Ama, şu kısa an, sabahın içinde dağılıp bir mavi sabah olduğum şu vakit, neredeyse inanılmaz olan bu tanrısal armağan, herkes gibi benim de en çok kurtulmak istediğimden, kendimden kurtarıyor beni.
    İçimde dolaşıp duran, birbiriyle çatışan, beni bazen eğlendirip bazen yoran bütün o ‘ben’ler sustular, gittiler, yokoldular.
    Issız içim.
    Kendi ıssızlığını da özlüyor bazen insan.
    Bunun asla ele geçemeyeceğini, o kalabalığın asla beni terketmeyeceğini sanırken, erken bir yaz sabahı, beni kalabalıklarımdan kurtarıp içine aldı.
    Görkemli bir cömertlikle kendini bütünüyle bana verirken, beni de inanılmaz bir hoşgörüyle kendi içine kabul etti.
    Bir şarkı duymak istemiyorum.
    Hiçbir şeyi, bir çiçeği, bir insanı, bir ağacı, bir kuşu, bir duyguyu tek başına görmek istemiyorum.
    Bu bütünlük, kalabildiği kadar bir bütün olarak kalmalı.
    Onun parçası olmalıyım.
    Tek olan her şey bu bütünlüğü bozacak.
    Ben bir bütünün parçası olamayacağım o zaman.
    Bütüne bazen hayranlıkla, bazen merakla, bazen dehşetle bakan, ayrı bir parça haline geleceğim yeniden.
    Buna da sevineceğim belki.
    Ama şimdi…
    Şimdi değil…
    Parlak, mavi bir yaz sabahı.
    Sessiz ve sakin.
    Ben yokum.
    Siz yoksunuz.
    Kimse yok.
    Mavi bir sabah var yalnızca.
    Ve, mavi bir sabah vaktiyim şimdi ben.
    .

    Ahmet Altan

    #100030278

    Konu: AŞKIMSIN SON

    grup forumunda Ahmet DOĞRU

    sudenaz
    Katılımcı

    Son aşkımsın
    Aşkların en güzeli
    Aşkların en tatlısı
    Aşkların en anlamlısı
    Aşkların en erişilmezi
    Aşkların en sevimlisi?

    Seni ve sana olan sevgimi anlatmaya
    Kelimelerim yetmezken
    Seni seviyoruma tüm varlığımı sığdırarak
    Tüm duygumu yükleyerek
    Haykırıyorum duymazsan da
    Seni çook seviyorum
    Seni çook seviyorum
    Seni çook seviyorum
    Diye haykırdığımı
    Seni çok seviyorum

    Ama sen
    Sen koskoca bir muammasın
    Yazdıklarımı
    İçimde yaşattığım sevgimi
    Sana olan bağlılığımı
    Sana olan radikal bağımlılığımı
    Sana olan esaretimi
    Bilmiyorsun
    Aşkım son aşkım
    Senin için ölüyorum

    Bir türlü yok edilemeyen
    Bedenimi sen yakacak gibisin
    Bağrımı yaktığın gibi
    Kalbimi sıkıştırıyorsun
    Yaralı kalbimi durduracak sevdan galiba
    Ne olur kurtar beni ölümüm senin elinden
    Olsun demek istemiyorum
    Seninle hayata bağlanmak istiyorum
    Sevginle yaşamak istiyorum
    Beni yalnızlığa sevginin esaretine
    Atarak beni öldürme
    Ölüyorum aşkından
    Anlamını bilemezsem de
    Sana bu kadar tutulmamın
    Aşkından ölüyorum

    Seni sevdiğimi yine haykırdım
    Kılın bile kıpırdamaz belki
    Ama şunu bilki
    Hayatında belki sana şiir yazan
    İlk kişiyim
    Sana seni sevdiğini binlerce insana
    Anlatan ilk kişiyim
    Sana gönlünün en ucra noktasına
    Sakladığı ab-ı hayatla yaşatıp ayakta tuttuğu
    Solmayan hiç ama hiç salmayan
    Ölümsüzlük gülünü uzatan ilk kişiyim
    Anlayacağın tüm varlığımı sana adıyorum
    Hayatta benim sonum olmanı
    Senin için ilk olmayı istiyorum
    Sen sessizliği seçiyorsun
    Sessiz oluşun beni öldürüyor

    Tüylerinin diken diken oluşu
    Davranışlarındaki anlam sözlerindeki çelişkiler
    Bana yakın olmaya çalışman
    İçinde yaşattığın fırtınalar
    Sen karmaşaları yaşıyorsun yanılmıyorsam
    İçinde fırtınalar kopuyor
    Bütün bunlara rağmen
    Sen ırak olmayı yine seçiyorsun
    Neden neden ıraksın be güzel
    Ay parçası neden ıraksın
    Bak yine bana şiir yazdırdın
    Anla ne olur artık seni ne kadar çok sevdiğimi
    Sana aşık olduğumu anla artık
    Beni öldürme ne olur beni öldürme
    Sensiz her an idam ediliyor gibiyim
    Seni çook seviyorum
    Bana bir yol göster

    Sen benim aşkımsın son
    Hayatımın sonuna sebep olma
    Seni kaybetmeye dayanamam
    Son aşkımsın
    Aşkların en güzeli
    Aşkların en tatlısı
    Aşkların en anlamlısı
    Aşkların en erişilmezi
    Aşkların en sevimlisi?
    Seni çok seviyorum???

    #100029967

    Konu: ÇAĞIR BENİ

    grup forumunda U.Deniz ÜLKEGÜL

    likevoyager
    Katılımcı

    Uzanıp düşünüyorum gözlerini..
    Sözlerin geliyor aklıma
    utanıp üşüyorum nedense..
    Ne kadar da az şey sunabildim sana hayatımdan…
    Oysa çok daha fazla anlam katıyordun yaşantıma
    Benim anladığımdan…
    Bir kibrit alevi yakımlığı kadar
    Kısa bir anda yitirdim seni..
    Belki biraz gurur,belki umursamazlığımdan..

    Zamanın geçmezliği çöküp kalmış üzerime…
    Gecikmiş zamanların telafisi olmuyor bazen..
    Dönüşüyor birer birer manalar..
    Ve gidip geliyor yorgun yüreğim bu anlamlar karmaşasında..
    Umuttan çaresizliğe,
    Yalnızlıktan sensizliğe…
    Bir sigara yakmak yetmiyor artık ciğerlerimi mahfetmeye..
    Yetmiyor artık bütün ‘var’lardan vazgeçmek ölebilmeye…
    Yaşamaya mahkum olmuşum bir ömür boyu..
    Mahkum olmuşum her daim seni yitirmeye…

    Kan damlıyor kalemimin ucundan..
    Kızıla boyanıyor gece..
    Bir bıçak darbesi,
    Bir kurşun yarasına dönüşüyor her hece…
    Öyle bakma bana..
    Öyle..Masum,sıkılgan..
    Gitmek zorundaydım biliyorsun,
    Çıkmak zorundaydım hayatından…
    Bu kavga da yerin yoktu,
    Senin güzelliğin
    Bu çirkinlikler dünyasına çoktu…
    Belaydı ardımda ki,
    Ve ben olabilirdim bir gün
    Yerde cansız yatan kaldırımda ki..

    Beni alıp sakladığın geceyi hatırla..
    Yaramı sarmıştın,
    Üzerimi örtüp başucumda beklerken,
    Sabaha dek ağlamıştın..
    Korkmuştun gözlerimde ki öfkeden,
    ‘Kapat gözlerini canım,merak etme sağ çıkacaksın’demiştin
    Bu yenilgiden…
    Çıkmıştım…
    Bir tas çorba koymuştun önüme,
    Sokaklar da ölüm kol geziyordu,
    Ve sen meydan okumuştun o ölüme…
    ‘Gözlerime bak’demiştin gözyaşlarını saklayarak,
    Bir tebessüm sunmuştun yüreğinden kopararak…
    Bakmıştım…

    Berbat zamanlardı o zamanlar..
    Bir gömlek parasına adam satıldığı günlerdi..
    Kan kokuyordu kaldırımlarda gece..
    Ve örtülmüş pencere pervazlarından ihanet damlıyordu…
    Biz korkmuyorduk…
    Fısıltılı sözler arasında geçiyordu ismimiz,
    Vardı belki ama
    Geçersizdi cebimizde taşıdığımız kimliklerimiz…
    Ağaç kovuklarında,köşe başlarında,
    Kaldırım taşlarında aranıyorduk köşe bucak…
    Ve biz korkmuyorduk…

    Sonra her şey değişti..
    Zamanla unutuldu bütün kavgalar,
    Giden gitti,kalanlar sakinleşti..
    Ayazda kalan çocuklar kadar sahipsiz kaldık…
    Bir çoğumuz kendi dostlarımızca yaralandık..
    Anladıklarımız anlayamadıklarımızdan fazla olmadı hiç bir zaman..
    Neyin kavgasını vermiştik,
    Neyin çabasıydı onca yaşanan…
    Şimdi bildiklerimiz bilmediklerimizden fazla değil inan…

    Nerdesin şimdi?
    Hangi yönsüz mekanın ortasındasın..
    Denizin kıyısına vuran yakamoz musun?
    Göğün maviliğinde dolaşan yalnız bir bulutmusun..
    Çimen misin yağmur kokan taze toprağın üzerinde…
    Yitirdiğim düşmüsün gecenin sessizliğinde…
    Bir haber yolla,bir ses ver bana..
    Bütün gitmelerim sana geliyor yollarda..
    Bütün gelmelerim sana ulaşıyor sonunda..
    Çağır beni…

    Sevdiceğim..
    Olur ya bir gün takılır gözün diye..
    Okur da yazdıklarımı,yüreğin tanır diye…
    Bir gece vaktidir,
    Gün yüzünde olsa tenim utanır diye..
    Saklanarak yazdım bu cümleleri…
    Bütün gitmelerim sanaydı o gün..
    ‘Belki’ler taşıyarak dolaştım avuçlarımda yıllardır..
    Belki geçerdi o günler..
    Peşime düşmekten belki vazgeçerdi ölümler..
    Belki sağ kalırdım..
    Belki bulamazdı hiç bir bela tenimi,saklanırdım..
    Belki dönerdim sana..
    Belki yeniden dokunurdum o gül kokan saçlarına…
    Belki canına okurduk bu sahte hayatın..
    Anlam katardık henüz doğmamış çocuklarına…
    Döndüm işte burdayım…
    Ya kanat açacağım senin uzak menzilllerine…
    Ya hep dardayım..
    Bilesin..

    Uğur Deniz Ülkegül

    #100029701

    Konu: DÖRT GÜNLÜK BİRŞEY

    grup forumunda Sezen AKSU

    Aysun
    Katılımcı

    Şimdi çok uzak bir hatıra gibi
    O yaşadığımız
    Boynumda bilmece gibi bir düğüm
    Dört kısa günden bana
    Bir garip sızı kaldı
    Bir de deli özlemin

    Ben senin gözlerinin
    Yalan dolan bakışını bile sevdim
    Ben bir annenin evladına duyduğu hisleri besledim
    Ben senin bal gözlerinde
    Dört kısa günde bilsen neler neler gördüm
    Sahte ile gerçeğin karmaşasını
    Yine de sevgini özledim

    Özledim ellerini
    Gözlerini
    Ve yanık kokunu özledim

    İnsan böyle bir duyguyu yaşarken gerçek yaşamla tüm bağları kopmuşçasına ayakları yerden kesiliveriyor. Hoş bu zaman, bu bağlantısızlık ta yaşam kadar gerçek ve doğal. Biliyor musun? Belki de iyi oldu ama biz yere erken indik. Şimdi o yarım yaşanmış şey boynumda düğüm

    Dört günlük bir şey işte
    Güzeldi yaşandı ve bitti
    Diye düşündük
    Oysa bir duygusal yük
    Vurduk yüreklerimize kırılıp döküldük
    Bir zaman gözlerimizde çiçek açardı
    Biz her umudu söndürdük

    Özledim çiçekleri
    Sevdiğim ne varsa
    Her şeyi özledim

    Özledim ellerini
    Gözlerini
    Ve yanık kokunu özledim

    #100028609

    Konu: OY BENIM…

    grup forumunda Yılmaz ERDOĞAN

    Aysun
    Katılımcı

    Ceyhan depremi ve Kerim Tekin için

    yakayıp geçti tramvay
    atmosfer yakıverdi sızılayıp
    yıldızların en haylazını

    hey gidi başıbozuk
    ayarsız gemi
    azıya aldım tayfalarımı
    salınmaktayım
    filikasız filan
    önce fareleri kurtarıyorum
    bu titanik akşamından

    geçerdi her saat başı
    cürmünden büyük amatör bir gökkuşağı
    tedirgin renkler taşırdı
    tedavisi yarım kalmış ikindilere

    oy benim
    gamzeli kuşbakışlı evrenim
    ummanda ıslak
    kaderde alt yazılı dünyalım
    önce çocukları
    ve
    muayyen kadınları kurtarıyorum
    bu galaksi mesaisinden

    kırık faylarda yolalan
    bir depremdir
    trenimin güzergahı
    açılır saçbağı gibi kundaklara düşerim

    göçük altında enfes bir nefestir
    bazen benden bile sakladığım
    vay benim güzağacım
    köklerinden kurtulmuş
    erozyon bir hayatın özüdür
    humuslu bir kayıbı anlamak
    ya da mümkün müdür
    bu rastlantısal karmaşada
    ölümün sıradanlığına şaşmadan yaşamak?
    belki de o balkonları
    ondört yaşında çocuklar atlasın diye yapıyoruz

    ey benim
    zavallı yüsekliğim
    bütün serüven küçücük bir an’dı
    allah hep kerimdi
    ve tekin değildi doğumlar
    genç bir gidiş için
    erken çıkılmalıydı yola
    vuslata varılmalıydı hava kararmadan
    kimsenin gelmediği buluşmalara
    aceleyle
    polaroid hızıyla gidiyorduk
    oysa koşmanın da bir hukuku vardı durulmanın da…

    oy benim
    yaz ölümlerim
    gencecik bir hazirana gömülen…

    #100034780

    Konu: GİTME

    grup forumunda Latif MEMİŞ

    Ogniela
    Katılımcı

    Gitme,
    Sensiz anlamsız zaten her şey
    Umudun korku tünelinde sarhoş,
    Soğuk, metal raylara tutunmuş bir yalnızlık insanlar.

    Kaf dağının ardına saklanmış gülüşlerinin içtenliği
    Dramatik bir tiyatro sahnesi olmuş bedenler.

    Gitme işte,
    Yaşadığın mekanların kendisi ol,
    ve büyüttüğün zamanın kahramanı.

    Gitme,
    ellerin de gitmesin sonra.

    Gitme,
    Güneşe doğru bir tutulmanın ortasında
    Yapayalnız geldiğimi farz et tenine doğru.

    Puslu ve korkutucu dağların yamaçlarında
    korkutucu yollardan sana uzansın yüreğim.

    Gitme,
    Fırtına dokunmasın yüreğine,
    Soğuk işlemesin bedenine.

    Yollar dostlara selam olsun,
    Tutsun ellerimizden en kahırlı gecenin gözyaşlarıyla.

    Gitme,
    Dudakların da gitmesin sonra.

    Gitme,
    İklimlerin karmaşası işlemişken ruhumuzun gelgitlerine.

    Bulutlar ovalara doğru dağılmamışken henüz.
    Ağaçlar eğilip bükülmeden aşkın ihanetine,

    Yollarına yalnızlık duvarları kurgulanmadan
    Karanlık tutunmadan evlerin çatılarında,
    Gitme.

    Gitme,
    Sensiz kış güneşinde fırtına olmuş, boran olmuş
    Umutlarımız.

    Bir ceylanın gözlerinde gizlenmiş ruh dokunuşu,
    Kar beyazı yüreğimin
    Gitme,

    Gözlerin de gitmesin
    Sonra?

    Dudakların dokunur
    Kokun kalır tenimde
    Sen de kal.
    Lütfen.

    Git ya da,
    yokluk sensiz anların kuytularını saklar.
    Dilimizdeki öfkeleri sarar,
    derinden bir suskunluğun çukurunda.

    Yaşlı bir bastonun gölgesi yürür,
    Arnavut taşlarının küskün griliğinde.
    Taşların kıvrımlarında,
    Kenarın boşluğunda palazlanıp

    Dengenin bozulduğu anlarda,
    Sana dokunmalarda git.
    Yaşlı yağmurlar eşliğinde,
    Hayatın sessizliğinde git.

    Ama ellerin,
    Onlar gitmesin işte.

    Git,
    zambak rengi bir gurubun renklerinde kalsın her şey
    Aşk kadar büyük bir intizamın şaşkınlığında
    sensizlik sabaha ağarsın
    Can kırıkları içinde yayılsın kocaman gülümsemen.

    Git sonra yine gelme
    mucizeye benzer yoksa kokuna alışmak,
    Sonra kaybolmak var,
    ellerinden tutmak var bir ömür.

    Git işte,
    ruhumuzu besleyen bir tekkenin dört mevsiminde

    Ama dudakların
    onlar gitmesin işte.

    Git menşein toprak, menbağın su gibi çağlayıp
    Ateş yakmaz varlığını aslın ateşse eğer, kor yakmaz
    Geleceği sen yakarsın ateşinde, küllerinde yağarsın.
    Git ama git sarsılsın gök, yansın denizler, buharlaşsın
    Gelse de tüm evren avuçlarına, her dokunuşunda canlansa hayat
    Git işte git dönmeden arkana sonsuz kez bakmadan gözlerime
    Ama gözlerin var ya onlar gitmesin işte.

    Ellerin dokunur
    Gözlerin kalır tenimde
    Sen de gitme.
    Ne olur.

    #100024189

    Konu: İŞİN YOKSA

    grup forumunda Sema ŞENER

    sema
    Katılımcı

    Dünya karmaşa
    Hayat safsata
    Aşk bulmaca
    İşin yoksa çöz babam çöz..

    Evlilik rus ruleti
    Bekarlık yaşamın zilleti
    Çapkınlık elinin kiri(!)
    İşin yoksa çek babam çek..

    Çocuk ömür törpüsü
    Yalnızlık ölüm köprüsü
    Bunlar sanki cadı büyüsü
    İşin yoksa kaç babam kaç…

    Felsefe beyin fırtınası
    Cehalet de işin cabası
    En kötüsü de kabadayı cakası
    İşin yoksa düşün babam düşün…

    İnsanlar unutmuş yaradanı, mevlayı
    Para olmuş varlığın gerçek hükümdarı
    Tamahkarlar toplumun alt katmanı
    İşin yoksa sürün babam sürün…

    Zenginlik sefirlikse
    Fakirlik acizlikse
    Bu dünyada herşey birbirinin aksiyse
    Yaşa babam yaşabilirsen bu dünyayı
    Dönmedolap seyrinde…

    #100023858

    afflicted_
    Katılımcı

    Geçen Zamanın Türküsü

    Bir de pisliğin çiçek gibi büyüttüğü
    Uyuşuk ve anlamsız otlar var

    Ünlü yayınevlerinde
    Halka ışık tutan bütün romancılar
    Öfkeli öfkesiz bütün ressamlar
    Ve bütün ince kemancılar
    Büyük adamların anlayışlı eşleri
    İnsan pazarının reklam şairleri
    Ben gidince geriye kalacaksınız benden

    Her zaman böyle olur
    Rüzgâr toz bulutları bırakır giderken

    İçindeki karmaşayı dünyaya taşıyanlar
    Eğri düşünenler, doğru konuşanlar
    Eli kalem tutanların bütünü
    İçki sofralarının eşsiz bilgeleri
    Emeğe alkış tutan tembel sürüleri
    Ben gidince geriye kalacaksınız benden

    Her zaman böyle olur
    Rüzgâr toz bulutları bırakır giderken

    Gönlündeki yalnızlığı içimize getiren
    Bütün kafalılar, bütün şakacılar
    Felsefeye önem veren düşünür artıkları
    Sanat dünyasının doygun yaratıkları
    Düşünce toptancıları, duygu işportacıları
    Ben gidince geriye kalacaksınız benden

    Her zaman böyle olur
    Rüzgâr toz bulutları bırakır giderken

1 ile 11 arası 11 sonuç (toplam 11) görüntüleniyor