1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 89) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları
  • #100036003

    Konu: CANIŞIĞIM

    grup forumunda Oğuzkan BÖLÜKBAŞI

    Şule
    Katılımcı

    canışığım
    ben sana aşığım
    bir hançer gibi saplısın yüreğimde
    çıkarmak istemediğim
    seni ıssız bir gecede
    sokak lambalarının altına
    terketmeye çalışıyorum
    kıyamıyorum
    sensiz de olsa
    seni yaşamaya doyamıyorum

    sabah bir renkken gözlerin
    akşam başka renklere dönüyor
    sen açtın mı gözlerini canışığım
    şehrin ışıkları sönüyor

    saçlarını tarıyorum usuldan
    gözlerinde baharlar açıyor
    güvercinler su içerken ellerimden
    haberler bekliyorum
    yagmur kokulu seher yellerinden
    gelmiyor
    hüznümü gülüşlerimde gizliyorum

    kaç bahar kaldı ömrümüzde
    kaç gece düş görebileceğimiz
    hasrete katmışız günlerimizi
    gün diyebileceğimiz

    canışığım
    bu akdeniz ikliminde
    rüzgara verdim ömrümün yelkenini
    o yüzden dalgalı
    o yüzden karışığım
    her yönden geliyor kokun, sesin, nefesin
    ne tarafa gideceğim
    karar veremiyorum
    gökkuşağının arkasındasın
    ufuk çizgisindesin
    gemiler yaklaştıkça uzaklaşan limanlardasın

    biliyor musun
    aslında yalnızca benim söylediğim şarkılardasın
    bir anlasam
    kaç ışık yılı uzaktasın
    bu yollar hiç bitmiyor
    ben sana hiç ulaşamıyorum
    ben hep başındayım yolların
    hep sarılmaya açık kollarım

    sabah bir renkken gözlerin
    akşam başka renklere dönüyor
    sen açtınmı gözlerini canışığım
    gökte yıldızlar sönüyor

    canışığım
    bu yaşadığım
    bitmesidir kocaman bir kalabalık yalnızlığın
    çiçeklerin açması
    yağmurların yağmasıdır
    ve yansıyan sulardan, pırıl pırıl
    senin aydınlığın
    ellerini uzat al beni, götür
    nereye diye sormayacağım
    sen durmadan
    ben durmayacağım

    sabah bir renkken gözlerin
    akşam başka renge çalıyor
    hüzün varsa gözlerinde canışığım
    aklım sende kalıyor

    sesini duymaya koşuyorum
    şarkılar çalıyor sanki
    sanki düğün var, coşuyorum
    geceyi içmiş bir sarhoşun yorgunluğunda
    son sigaramı yakıyorum gün doğarken
    karşımda kızıl bir tanyeri
    yakamozlar çekilmiş sulardan
    düşüyor toprağa yavaşça
    güneşin renkleri

    canışığım
    sen uykudasındır şimdi
    öperek çıktığımı hissettin mi odadan
    bin yıllık geleneği hiç bozmadan
    bu masalı kim taşıyacak yarına
    bu güzelliği kim anlatacak çocuklarına
    bu şiirlerde kim anacak beni

    sabah bir renkte açarken gözlerini
    akşam bir başka renkte görüyorum
    sen güldün mü gözlerini canışığım
    bir derviş gibi etrafında dönüyorum

    kolay mı sanıyorsun
    gecede yıldız, yürekte ateş olmak
    kolay mı sanıyorsun
    çiçeği soldurmadan,
    ateşi söndürmeden yaşamak
    kolay mı karanlıkta yol bulmak
    canışığında saklanmak
    gözyaşı dökmeden ağlamak
    hayatın manasını bir su damlasında bulmak
    bir su damlasında
    ruhunu yıkamak
    tertemiz kalmak

    inanki meleğim
    sakındığım, esirgediğim
    sevdiğim, gözbebeğim
    en güzel baharlarda hep seninleyim

    sabah renklerini ışıtırken gözlerin
    akşam yıldızları yansıtıyor
    sen yumdun mu gözlerini canışığım
    karanlık beni korkutuyor

    içimden hazanları silip de atıyorum
    hayatın akışına kendimi bırakıyorum
    bir mahcup duyguydun bende
    bir dışa çıkmaz sevgi
    patlamaz volkan gibi gizli gizli yanarak
    yağmayan yağmur gibi bulutlarda kıvranarak
    geçen zamana ah edip de dağılarak
    yaşamak pek anlamsız
    yaşamayı yok edip
    elimde kalan ömrüm nerde bitecek bilmem
    mutluluk varsa eğer
    bil ki artık kaçırmam
    alev alev yanacak içimde canışığım
    hayat ne kadar güzel
    ben hayata aşığım

    sabah tenime değince gözlerin
    akşam ruhumu coşturuyor
    sen baktın mı gözlerinle canışığım
    içimi sevdan dolduruyor

    #100034866

    Konu: NENE

    grup forumunda Ali İHSANOĞLU

    banucukk
    Katılımcı

    Beni bana bırakan, benle sınayan,
    Çoğulu olmayanın tekini seçmemi isteyen,
    Olmayanı bilmemi, bilinmeyeni yorumlamamı…
    Ah nenem güzel nenem, ağlayan, susan, seven…
    Geçmişi sorgulamak kadar, geleceği yorumlamak,
    Gündüzün ağlamak kadar, gece uyumakta zordur bir bilsen.
    İlkbahardan susuz, erimiş kardan öksüz gül,
    Yazı yaşar, sonbahara erişir mi sanırsın.
    Ağlıyorum, ağrıyorum, bekliyorum ki… işte
    Sonumun başını, başlangıcımın sonunu yaşıyorum.
    Çünkü seni seviyorum, seviyorum nene.
    Sitemin hak. Yalvarışın hak, bekleyişin, bilişin…
    Sen büyüttün beni, sevmeyi çünkü sen öğrettin.
    Seninle tattım sevilmeyi, anlamayı, anlaşılmayı.
    Dur anla. Anla ki susuzluğum dinsin, sensizliğim bitsin.
    Çünkü seni seviyorum. Seviyorum nene.
    Anla ki anlamı olsun göz yaşımın, yaşamımın, yarınımın
    Anla ki anlamı olsun yağmurun, güneşin, gün yüzünün, gül yüzünün
    Zor anlarımda hep vardın çünkü, en derinimde, hislerimde…
    Sevgi ihtiyacım, tükenmeyen enerjim, bitmeyen türküm
    Gururum, şefkatim, onurum…
    Sen varken anlamı var ilkbaharla yağmurun,
    Hayatın cemresi, karın erimesi, toprağın canlanması nenem.
    Sen varken anlamı var gurbetin, uzaklığın, yakınlığın…
    Acı çekmenin, soğukta yatmanın, yumurta yemenin.
    Sen varken anlamı var sebepsiz beklemenin.
    Seninle anlam bulur, gökyüzünde rahmet taneleri, inci perileri.
    Seninle bir başka anlamı olur, köyün, dağların, çiçeklerin…
    Bir kuzunun dağda dolaşması annesiyle, özgürce.
    Dolaştıkça vardığı tek yerin annesi olması,
    Vakitsiz, kaygısız, korkusuz ve hesapsızca,
    En iyi sen anlarsın, kuzuların hasretini, otlaktan dönerken kavuşmasını.
    Yalnızlıklarını, bağırışlarını, çaresizliklerini sen bilirsin.
    İşte ben, yani o kuzun, kızgınlığın, susuzluğun. Ve sen…
    Sana çıkıyor gittiğim ve geldiğim tüm yollar, kurduğum hayaller.
    Bitirdiğim ve başladığım her şeyde, yorgunluğumda,
    Olduğum yerde sen varsın, yüzümdeki çizgilerde, gece iniltilerimde
    Dilimdeki nağmelerde, sözümdeki sadakatte,
    Sana çıkıyor bütün isteklerim, arzularım, ümitlerim,
    Anla işte, seni seviyorum. Seviyorum nene.
    Anla ki, ben de anlamımı bulayım, ayağıma kavuşayım. Ellerimle tutayım.
    Anlamsızlığın ne anlama gelmediğinden kurtulayım.
    Anla, ki ben seni seviyorum, seviyorum nene.

    #100034784

    Konu: GÜNE GÜL DEĞSİN

    grup forumunda Latif MEMİŞ

    Pelin
    Katılımcı

    güne gül kokusu değsin
    geceye gülümsemen
    denizlerce özgürce kanatlansın
    rüzgarına kapılıp yansın
    güne aşk kokusu değsin
    geceye sen.

    Gözlerine samyeli değsin
    Gülümsemene sözcükler
    Zamanın izinde gizemin kalsın
    Tutkulu yolculuklarla yağsın
    Aşka sensizlik korkusu değsin
    Ruhuna gülümsemen

    Yalnızlığa gözyaşı değsin
    Karanlığa gözlerin
    Hırçın dalgaları kucaklasın suskunluğun
    Ellerinde okyanuslar durulsun
    Evrene bahar çiçekleri değsin
    Yaşama sevinçlerin

    Çığlıklarıma rüzgarın değsin
    İklimime suretin
    Renklerinde vuslata ersin özlemlerimiz
    Teninde kahkahadır çığlıklarımız
    Varlığına aşk gülümsemesi değsin
    Yokluğuna korkularım

    Güle güneşin ışıltısı değsin
    Güne gül.

    #100034788

    Konu: İLHAM VE PERİ

    grup forumunda Latif MEMİŞ

    Pelin
    Katılımcı

    Baharın tortusu yapışmış ellerimize, yüreğimizin resminde düşler kurar,
    Mutluluğun binlerce tonunu acıtır zaman, olduğun mekân zamanda yağar,
    Gülün adına, ibadetin mihrabına ve sevgilinin lütfüne erdikçe pınar
    Kaynağında gizemdir dudaklarının kıvrımından içildikçe gönül kanar

    Ey sevgili
    Sensin serseri
    Bende hem deli
    Sende seferi.

    Bir okun sadağında saklanır savaşın hırçın naralarındaki korkular
    Olgunlaşıyor zaman, bekledikçe büyüyor içimizde sana dair tutkular
    Aşkının derin girdapları, gözlerinin renginde başlayıp biten aydınlıklar
    Ellerin sonra, dokunulası ve hatta kaybolası ellerinden tutan rüyalar

    Ey sevgili
    Sensiz matemi
    Sendedir emeli
    Bendedir alemi

    Yüreğim uzak denizlerde, tenim senin varlığında hayata dokunuyor
    Aşkımın çığlığı çığlığında, sevgimin zehri kanayan sözcüklerde anlamlanıyor
    Yağmurun vedası, gülümsemenin salası yaklaşıyor kapına, büyülüyor
    Kışın cefası, kokunun sefası yürüyor yolların kıvrımlarında içimizi sarıyor

    Ey sevgili
    Sensin gizemi
    Bende temeli
    Sende merhemi

    Uzun yolculuklardan geldim sana, hasretinden çatladı zaman ve mekânlar
    Şehirler geldi kapına sana ulaşmanın zor anlarında, kapında kapılar
    Evlerin odalarında yalnızlık ve yalnızlıktan izlere tutundu şarkılar
    Sade ve duruydu yanında tüm öyküler oysa sesinde anlaşılır sensiz anlar

    Ey sevgili
    Sen hem peri
    Bende cemali
    Sende zemheri

    Ey sevgili günüme sen dokun, geceme sen doğ aydınlansın karanlıklar
    Bulutlar yağsın en mahrem anlarına ve anılarına kavuşsun ayrılıklar
    Bir gelincik dokunsun tenine, mor yıldız çiçeklerinde karşılansın baharlar
    Gel işte gel uykulardan uyanıp, sarsılsın izleri zamanın gerçek olsun masallar

    Ey sevgili
    Sen serseri
    Bende deli
    Sende peri.

    #100034806

    Konu: SANA DAİR

    grup forumunda Latif MEMİŞ

    Pelin
    Katılımcı

    I

    Yaşamı geçmişi yarınlara kurgulu yaşlı bir bebeğin gözlerine bıraktım.
    Anadolunun içlerinde, gri tonları insanların yüzlerine yansımış
    bir dağın eteklerine kurulmuş onlarca şehirden birinde başladı hikayem.
    İçimin gemilerinde başladığım seyahatte
    sadece sana dokunmak için vermiştim tüm molaları yaşama dair.
    Ne denli gerçek olduğuna inanmaya çalışarak.
    Sana dair her mucizenin gölgesinde dinlenip
    yine yaşlı şehir hikayeleriyle büyüyen,
    efsanelere gönül vermiş kalabalıkları unutarak.
    Seni unutamadığım anların tadında yeni efsaneler kurgulayarak.
    Uğruna ağıtlar yakılan bir karanlık sokakta
    yeniden yürümenin tadında.
    Dağların ihtişamına kurulu
    dağ çiçekleri nefasetindeki güzelliğine tutuklu
    ve rüzgarın dokunuşlarını bile kıskanan bir harislikte.
    Sana dair kelimeler hiç bitmedi hafızalarımızda
    tüm zamanların surlarında savaşlarımızın
    döküldükçe yeşerir kırmızısı duvarların
    senin varlığın biometrik güllelerdir insanlığa dair
    Sessizce büyür anılarında
    Tutuklanır anlamsızlık
    Gülümser cümlelerin kırılganlığına

    II

    Paylaşımsız ve bencildir aslında zaman
    İçimde her anı yürür sonbaharın
    Anılar koşar adım sanrılar görür, görünmez olur bebek karanlığı
    Aşk gibidir anlamı ya hep ya hiç kısmı sonbaharların
    Her mevsim aşk karışır çorbasına karanlık kaldırımların
    Hüznünden çok ruhumdaki izlerinin kalıcı olan yanlarını severim
    Sensizliğin acıtan duvaklarını.
    Aslında birbirinden değerli yüzlerce an var sana dair
    Bazen hüzün bazen gözyaşı bazen yok olmak gibi şeyler

    III

    Susmak travmatik bir geminin feryadı.
    Boğaz karanlık batıkların çamurunu silkeliyor.
    Mor çiçeklerin kasımı, bataklık kokusu bir sensizlik sunuyor
    İçim karanlık bir sis sen olmayınca

    IV

    Sustum.
    Sessizliğim kaç yüz yıldır sürdüğünü anımsayamadığım bir kayboluşa dair. Bana dair.
    Sokaklarında yürüyen, düşünmeden sürüklenen zamana dair.
    İnsanlı, insansız tutkulara dair.
    Kaybettiklerime dair.

    Konuşamadım.
    Yalnızlığımın, üstatların sözcüklerinde efsaneleştiğini
    ve tutkulu romanlara dönüştüğünü bilerek.
    Gülümsemene buluşan saflığı keşfederek.
    Hücrelerimde gelgitler yaşayan deli dolu bir anlamsızlığın gölgesinde.

    V

    Görünmez olabildiğim anları anımsayabilecek kadar çok yaşadım
    Her birimiz için.

    Hepimizin kendine dair öykülerini
    Sıradan olamayacak kadar gizli kalmaya değer tecrübelerini taşıdım
    Korkularımın.

    Bir asır süren yalnızlığımın izlerini hatırladıkça
    Ne denli kendime düşman olduğumun küskünlüğü içinde geçirdiğim
    Huzursuz gecelerin unutulmuş karanlığında
    Susturuldum.

    VI

    Sana dair
    Upuzun bir kervan çizdim
    Tuale.
    Nefesler kesildi
    Bitti zaman.
    Sen gelinceye dek.

    #100034731

    Konu: GİDİŞİNLE

    grup forumunda Arzu ALTINÇİÇEK

    Kaptan
    Yönetici

    gün ağlar kayısı çiçeklerinde
    penceremde soğuk bahar ışıltısı
    kuş cıvıltılarında buruk sevinçler

    buz beyazı denizde mutsuz dalgalar dolanır bileklerime
    toprak bir özlem kokar, bir ölüm
    kah sana yanarım, kah sensiz üşürüm
    bulutlardır gözlerimde kördüğüm

    çağla gülüşlerini aşırdı arsız mevsim
    bir karıncaya takılıp düştü kelebek peşindeki çocukluğumun gölgesi
    umrumda değil avcumda siyahını bırakan uğur böcekleri

    yokluğunun ilk nisan yağmurları
    ölü bir bedende dirilir doğum sancıların
    ruhum seni yüklenmiş, bu can beni tüketmekte

    yitik bir kent buldum karanlıkta
    unutulmamış kapı eşiklerinde çalınmamış zilleri sevindirdim
    çalıp kaçtım
    yorgun bir rüzgar buldum
    maviyi eledim uçurtma kuyruklarında

    büyümek; en öksüz haliymiş insanın
    ne sesim yetiyor, ne ellerim
    şiirmiş, yaşamakmış, sevişmekmiş
    her şey anlamını yitirmiş

    Nisan-2010

    canım annem?e

    doğumgünü dileğimsin…

    #100034706

    Aysun
    Katılımcı

    (Ahmet Telli/ Sen gidersen?e ithafen)

    sen bu şehirden gidince;

    ardın sıra havalanır güvercinler
    ve bir çift kürek mavi sularda
    çrpınır dalgalar

    güne bakanların boynu bükük
    ayinde akşam sefaları
    mahsunluk çöker

    sen bu şehirden gidince;

    keskin ıslığıyla geçer rüzgar
    Buğulu pencerede yok olur
    parmak ucumda ismin
    kırk beşliklerde cızırdar yalnızlık

    kara bulutlardan çözülünce sarı kurdele
    omuzlarıma kadar dökülür siyah saçları
    ince askımdan düşer kadınlığım
    öksüz kalır içimdeki çocuk

    sen bu şehirden gidince;

    örülür duvarlarım
    sularım çekilir
    düş kapılarım kapanır
    balçık girdaplar yutar beni
    dipsiz kuyularda

    soluksuz kalır mı insan birini özlerken?
    Gökyüzü bile nefessiz kalır

    sen bu şehirden gidince;

    dile gelir dolaştığımız kumsal
    fısıldar çakıl taşları, ezberlettiğin şiirleri
    tüm portakal çiçekleri küser

    tarihi meydanda yükselir minareler
    saraylar sessizce saklanır ayak altı
    tavanından damlar gizemi sütunların.
    hasır taburelerden duyulur tavla sesi
    sigaranda -ben- tüterken zarın hep yek
    ve her şey susar birden

    sen bu şehirden gidince;

    kanatır çektiğin fotoğraflarda zakkum dikenleri
    bir uçak havalanırdı bilmediğimiz yerlere
    mavisi duvarında bırakınca tebeşir tozlarını
    şehirler yazardık, hatta ülkeler
    peşi sıra takılırdı yüreğimizden bir uçurtma
    dudaklarıma dokunduğunda
    ipini bırakırdık
    geri geldi yağmur bulutlarıyla

    sen bu şehirden gidince;

    dilsiz bekçilerin gölgeleri uzar mezar boylarında
    bildik tüm sesler yabancı
    beyaz kağıdı yırtarcasına oynar kalem elimde
    kilidi açılmamış sandıkta birikir yazılmamış mektuplarım
    Anılar bir bir sararır
    …sen bu şehirden gidince.

    sen bu şehirden gidince;

    haritadan silinir sınırlar
    köprüler yıkılır
    baş kaldırır kale duvarları
    tarih kitaplarından düşer
    saman sarısı ferman
    ? ezib riheş kacalo milset?

    sen bu şehre dön de şiirim ol yine
    özledim seni

    05/2005

    *Eski bir şiirime ses olan sevgili Kahraman Tazeoğlu?na teşekkürler.

    #100034069

    Konu: KİMSE AŞKTAN KAÇAMIYOR

    grup forumunda Serkan KURT

    ddnzsk
    Katılımcı

    Üniversiteyi kazandığımda tek hedefim derslerime çalışıp okulu bitirmekti. Bir çok erkek üniversiteyi özgürlük olarak görür, kızlar uzun geceler. Evde iki arkadaş kalıyorduk: Tuna ve ben…
    Ev arkadaşım her akşam, ?Şu kızla tanıştım, bu bana baktı, o benden hoşlanıyor galiba,? diyordu; sırtına bir çift kanat takarak anlatıyordu bunları bana. Bense bu duruma anlam veremiyordum; bir insanla neden yetinmiyordu, özgürlük bumuydu, hayır hayır bu olsa olsa bencillik olurdu. Bense, hayatıma bir sevgili girmeyecek, okul sürecinde bana dost gerek diyordum. Bunu söylerken ben de inanmıyordum insanın kaçtıkları en çok yaşamak istedikleridir?
    Esra sınıfın maskotuydu. Kantinde otururken, ?Sana çok güzel bir kız ayarlayacağım,? dedi. Şaşırmıştım, ?Kim?? diye sormayı çok isterdim ama sormadım, soramadım, çünkü hemen kim olduğunu söyledi. ?Ahsen,? dedi, şaşırmıştım; okulun en çok beğenilen kızıydı Ahsen. Gözlüklerimi çıkartıp Esra?nın gözlerine baktım, hayır demek çok zordu ama ben bir sevgili yani yeni bir bela istemiyordum. Yutkunarak, ?Ben sevgili değil dost arıyorum,? dedim. Esra şaşırmıştı. Ahsen kantinden içeri girdi, gözlerine bakamadım bile; çok güzeldi, bütün gözler Ahsen?in üzerindeydi. Esra, Ahsen?in yanına oturmuştu; bana bakarak konuşuyorlardı. Esra yanıma gelerek, ?Ahsen seninle tanışmak istiyor,? dedi. Şaşırmıştım, neden benimle tanışsın ki bu kadar yakışıklı erkeğin içinde neden ben? ?Ne söyledin Esra, yanlış bir şey söylemedin değil mi?? diye sordum. ?Hayır,? dedi; ?yalnızca senin söylediğini söyledim. Ben sevgili değil dost arıyorum dediğini. O da bu zamanda böyle erkekler var mı diye sordu.?
    Masadan kalkıp Ahsen?in masasına oturduk. Esra bizi tanıştırdıktan sonra ilk an konuşmakta ikimiz de zorlandık, bizi susturan neydi bilmiyorum. Yine görüşmek üzere telefon numaralarımızı birbirimize verdik. Ahsen yanımdan ayrıldı, kantinde bütün gözler üstümdeydi, bu bakışlara anlam veremiyordum ama tuhaf biçimde mutlu da olmuştum.
    Anahtarı kapıya taktığımda Tuna?yı rahatsız etmemek için zile basmayı tercih ettim, sürekli kız arkadaşları sürekli eve geliyordu. Tuna, havluyu beline sarmış, yüzünde anlamsız bir mutlulukla, ?Oğlum içerde mükemmel bir kız var, sen bizi biraz yalnız bıraksan,? dedi. İçeri girmeden sokağa çıktım. Ders çalışmam gerekiyordu; evimize Kordon çok yakındı. O kısa aralıkta Ahsen?i düşünerek yere oturdum, balıkçı teknelerini izledim. ?Aaa selam, ne yapıyorsun burada?? dedi, Ahsen. Çok şaşırmıştım çok da mutlu olmuştum. ?Oturuyorum, ya sen?? diyebildim. ?Ben de biraz evdeki gürültüden kaçtım, ev arkadaşlarımın memleketinden arkadaşları gelmiş, ev çok kalabalık ben de bu gece bir arkadaşta kalmaya karar verdim,? dedi. Uzun bir süre bir çok konudan konuştuk; siyaset, öğrenci sıkıntıları, eski aşklar…
    ?Ben artık gideyim,? dedi. ?İstersen bizim evde fazladan bir yatak var bizde kalabilirsin,? dedim. ?Yok ya ben sizi rahatsız etmeyim,? dedi. ?Yok canım ne rahatsızlığı?? dedim. İçinde birçok bilinmez olmasına karşın bu teklifi kabul etti. Eve geldik, Tuna beni okulun en güzel kızıyla görünce şaşırdı. Ahsen, salondaki yırtık koltuğa oturdu; ben de çay demlemek için mutfağa girdim, arkamdan Tuna geldi. ?Seni kurt,? dedi. ?durdun durdun turnayı gözünden vurdun. ?Yok be Tuna, sadece arkadaşız,? dedim. ?Ne yani sen bu kızı eve getirdin ve sadece arkadaşız diyorsun; oğlum bu kızın yanına yaklaşmak çok zor, ama sen eve getirdin,? diyerek üsteledi. Meraktan çıldırdığını biliyordum. ?Tuna biz arkadaşız. Esra tanıştırdı bizi bugün kantinde,? dedim; inanmadığını belli eden gözlerle beni bir süre süzdükten sonra sustu.
    Çayı Ahsen?e götürdükten sonra kütüphaneme baktı, kitaplarımı karıştırdı, ?Okumayı seviyorsun galiba,? dedi. ?Evet okuyunca ya da yazınca rahatlıyorum. Hayal kuruyorum, aşk böyle daha güzel, insana acı vermiyor,? dedim. ?Acı çekmekten korkuyor musun?? diye sordu. ?Hayır ama bana o acıyı verecek insan bunu hak etmeli,? dedim. Ahsen?in yatağını hazırladıktan sonra lavaboyu gösterdim. ?İyi olur, bugün çok yoruldum,? dedi. En güzel tişörtümü üstüne parfüm sıkarak verdim, iyi geceler diledikten sonra odama girip yattım.
    Sabah kalktığımda küçük bir not bırakıp evden çıkmış, teşekkür etmiş. Daha adımı bile bilmediğini yazmış.
    Ahsen?le sık sık buluşup konuşuyorduk artık. Okuldakiler aramızda dostluğa inanmaya başlamışlardı; her yere birlikte gidiyorduk; sinemaya; tiyatroya; konserlere… Çok eğleniyorduk, yüzümüzdeki gülücükler artıyordu. Tek bir sorun vardı, bu korkak çocuk Ahsen?e âşık olmuştu. Ne yapacağımı bilmiyordum, geceleri gözüme uyku girmiyordu, küçük bahaneler üretip arayarak sesini duyuyor, yeniden hayal kuruyordum. Tuna?ya anlattım duygularımı, ?Oğlum sakın söyleme arkadaşlığınız da bitebilir,? dedi. Biliyorum ama bir yol buldum galiba. Odama girdim birlikte çektirdiğimiz fotoğraflara baktım, saatlerce şarkılar söyledim, ağladım, güldüm.
    Sabah uyandığımda bir buket çiçek alıp Ahsen?in kapısının zilini çaldım; yağmur yağıyordu. Kapıyı Ahsen açtı; çiçekleri uzattım, şaşırdı; ?Dur sakın bir şey söyleme, sana söylemek istediğim bir şeyler var,? dedim. Heyecandan dizlerim titriyordu; kekeleyerek boğazıma dizilen sözleri çıkarmaya uğraşıyordum. Sustu. ?Ahsen biliyorum bunları benden duymak seni hayal kırıklığına uğratabilir ama ben artık bu duyguları seninle paylaşmak istiyorum. Ben sana âşık oldum, eğer sen de istersen,? diyebildim. Yüzündeki ifadeden bu yaklaşımıma tepki duyduğunu anlamam zor olmadı. ?Bak gördün mü senin de artık öteki erkeklerden farkın kalmadı,? dedi. O an elimdeki çiçekler yere düştü. ?Ahsen, bugün bir nisan,? dedim. Daha çok kızdı, ?Şimdi gözümden daha da düşütün,? dedi. ?Yalan söylüyorsun, gözlerinden anlıyorum, iyi bir plan ama aramızdaki arkadaşlığı bitirdi Deniz.? Kapıyı yüzüme kapattı; onun da benden hoşlandığını biliyordum. Yağmurda yürüdüm bir süre. Birkaç ay hiç konuşmadık, aynı ortamda bulunmadık. Hiç kimseyle bu konuda tek söz etmiyordum. Ama hiç umudumu kesmedim, mutlaka bir gün bir yerde yeniden…
    Dört ay sonra eve girdiğimde Tunay?la Ahsen?i oturup konuşurlarken gördüm; ?Affedersiniz rahatsız ettim,? deyip odama giriyordum ki Tuna bağırdı, ?Oğlum benim için gelmedi senin için geldi,? dedi. Yanına gittim; Tuna bizi yalnız bıraktı; okul bitiyordu, son günlerdeydik artık; iyi ama neden bu kadar beklemişti? Yanına oturdum, boynuma sarıldı, ağlayarak, ?Biz hatayı nerde yaptık biliyor musun?? dedi. Bana sarıldığında içim ürpermişti, sıkıca sarıldım, kokusunu özlemiştim. ?Hayır bilmiyorum,? dedim. Bir nisanda hiç ayrılmamalıydık,? dedi. ?Artık geç kaldık ama içimde kalmasın sana ilk günden beri âşıktım,? dedi. ?Ama okul bitti sen başka kentlere, başka aşklara, ben başka bir kente… Ama seni asla unutmayacağım,? dedi.
    Bu aşk böyle başlamadan bitmişti. Yedi yıl sonra bir nisanda telefonum çaldı, telefondaki ses ?Beni tanıdın mı?? diyordu. Sesi uzaklarda geliyordu, sanırım ağlamıştı, burnunu çekiyordu, yorgun bir sesti. ?Düşün istersen,? dedi; ?ben bir sigara alayım…? O an anladım Ahsen olduğunu. ?Parlament mi?? dedim. ?Unutmamışsın,? dedi. Uzun uzun konuştuk; yaptığımız o hatadan söz ettik. ?Deniz bir ay sonra evleniyorum, şu an Ankara?dayım, burada öğretmenlik yapıyorum. Telefonu 118 den buldum; gel de her şeyi bırakıp sana geleyim,? dedi. Yeni boşanmıştım, kafam çok karışıktı, yine yanlış zamandı. Yıllardır kafamdan atamadığım kadın olmadık zamanda karşıma çıkmıştı yine; ama bu kez son şanstı bu. Dudaklarımın arasından çıkan söz göz yaşlarım kadar gerçekti, ?Gelirim,? dedim.
    Aşk bir gün mutlaka buluyor bizi, kimse aşktan kaçamıyor?

    #100034054

    ddnzsk
    Katılımcı

    Barut kokan bir sokakta ilerliyordum, ayaklarım yerden kesilircesine yürüyordum. Soğuk bir rüzgâr esiyordu ve uğulduyordu kulaklarım.
    Bu karabasanla uyandım o sabah aynadaki yüzüm eskimişti biraz, daha yabancılaşmıştım kendime, bir kurt gibi açtım unuttuğum her şeye. Duyumsuyorum, evcil bir yalnızlık geliyor göçebe kentlerde bıraktığım. Sevgilim, çiçeklerim soldu; odam dağınık sen de gidiyorsun uzak kentlere. Ben alevden oyuncaklarla oynayacağım, karabasanlar bölecek uykularımı ve dudağımda fazlaca uçuk olacak biliyorum…
    Nasıl da eskiyor aşklar. Heyecanla, “Seni seviyorum,” dediğimiz anlardaki çocuk sevinçlerimiz yeniliyor yaşama. Paslı bir bıçak kesiyor dilimizi, kanımızla besleniyoruz yarasını yalayan bir hayvan gibi. Yalandır yalnızlığın güzelliği, kim uydurmuş bilmiyorum.
    Bir ceset taşıyorum sırtımda, ormanda bir yer arıyorum. Kurtlardan saklamalıyım onu, yorgunum her zamankinden çok; gökyüzünü rahatça görebileceği bir yere gömüyorum ve yanında uyuyorum. Uyuyorum, uyuyorum çok uzun uyuyorum.
    Bir cinayet işlemek istiyorum, kusursuz bir cinayet. Önce hazırlıklarımı yapıyorum, bira şişesi yapışıyor dudağıma, sonra tabancamı temizliyorum, eldivenlerimi takıyorum. Bana gerekli olan bir canlı bu, bir insan olmalı, hayvanlara kıyamam kan tutar beni. Bir uyuşturucu satıcısı ya da bir pezevenk bulmalıyım, silahı göğsüne dayayıp arabaya bindirmeliyim. İtlerin ve tel örgülerin olduğu tenha bir sokakta kafasına sıkmalıyım. Hayır hayır daha yavaş bir ölüm olmalı, izlediğim korku filmlerinde böyle olmuyor. Testere, balta, bıçak, bak işte unuttum bunları diyorum kendime. Ben o korku filmindeki kötü adamım bu gece, karanlık ve kan kokan. O filmlerde hep iyiler kazanıyor, bu gece kötüler kazanmalı, ben kazanmalıyım. İçimdeki kana susamış canavarı doyuracağım. Gözlerine bakıyorum bana hap satarken silahımı göğsüne dayayıp arabaya bindirdiğim ibne. Ter içinde yalvarıyor. Kafasına bir mermi sıkıyorum, yere düşüyor kan sıçrıyor yüzüme, bir insandan akan kan gibi değil bu, kirli. Bok çukuruna atıyorum, sonra üzerine işiyorum evime gedip bir sigara içiyorum.
    Sevgilim sen gidersen cinayetler işlerim, resim yaparım şarkı söylerim.
    Barut kokan bir sokakta ilerliyorum, ayaklarım yerden kesilircesine yürüyorum. Soğuk bir rüzgâr esiyor ve uğulduyor kulaklarım, sen bana otobüste el sallarken…

    #100033899

    Konu: ANLARDIN

    grup forumunda Selim EMRE

    Kaptan
    Yönetici

    Dün aldım, akşamüstü…
    Sararmış zarfta yolladığın mektubunu!
    Dün anladım,
    Fındıkkabuğundan taşmayacak hüznünü.

    Arkası karalı bir kâğıdın,
    Ön yüzüne düşmüşsün durumunu.
    Yâre veda, en sarp kayalıklardan
    Düşmek gibidir demişsin,
    Buz gibi ve derinden fışkıran bir pınara.
    Gönlün, uykulara dalıyormuş…
    Yüreğinin bir parçası yanarken sahrada,
    Bir parçası kör kuyulara giriyormuş Yusuf’la.
    Ham meyve gibi kopmuşsun dalından
    Düşüp yuvarlanmışsın uzağa.
    Yâr bir gülmüş,
    Sen ona hasret bülbül hoyratta.
    İster gül demişsin halime ister ağla.

    Tamam! Çık bakalım sarp bir yamacın başına,
    Çık ve atla kolaysa.
    Bak bakalım,
    Kimler ve neler geliyor insanın aklına…
    Çık da, can mı canan mı cevapla.

    Eğer, sen de ana şefkatinden
    Uzak kalsaydın küçük yaşta,
    Kan çiçeklerini sulasaydın bağrında,
    Sibirya ayazını çekseydin her soluğunda,
    Anlardın ki ana gibi yâr olmaz…
    Anlardın, az da olsa.

    1998

    #100033493

    yaparkaleli
    Katılımcı

    Sarı sabahlara serçe uçurdum
    Mahmur yüreğine konsun deli yâr.
    Muhabbet demledim, sevgi içirdim
    Gülün gül yüzünde yansın deli yâr.

    Bu serçe aşk yuttu farkında değil
    Uçmayı unuttu farkında değil
    Bahtı ayaz tuttu, farkında değil
    Yıldızlar saçına insin deli yâr.

    Hayali geceye sığmayan erin
    Yüreğinde sızı mekânın, yerin
    Güneşlere rakip olsun düşlerin.
    Sabahı resmeden tansın deli yâr.

    Sabahı olmayan şafakta şarkı
    Dinlerken şahit tut otuzu, kırkı
    Sendeki sevdanın, sitemin farkı
    Bendeki sızıya dönsün deli yâr.

    Arnavut kaldırım taşımaz seni
    Dalgalar kıyıya haykırır dünü
    Kışa doğru ise hayatın yönü!
    Seni zemheriler ansın deli yâr?

    Akasya kokulu arzular büyük
    Gençliğin sırtında iki çeki yük
    Zamanı, koy yutsun içteki höyük
    Aslı?da, Leyla?da sensin deli yâr.

    Yüreğinde taze günü sayıkla
    Göz ucuyla bir bir yıldız ayıkla
    Sır okyanusunda köhne kayıkla
    Mercan meraklısı cansın deli yâr.

    Arz ettim halini yaktı gökleri
    Sevdanın saygıyla sevgi ekleri
    Kar görmeden açmış karçiçekleri
    Kararsın, buz tutsun, sönsün deli yâr.

    Fosfor bakışınla sirkat gözlerin
    Mavi gülümsemen, esmer gizlerin
    Kaleliye merak sardı sözlerin
    Söyle ki, bu gönle sinsin deli yâr.
    12.11.2006
    Zülfikar Yapar Kaleli


    neizm
    Katılımcı

    Ben
    Kimseyi böyle çıldırasıya sevmedim.
    Zorla değil ya,
    Sevemedim işte..
    Kimseler yer etmedi içimde..
    Senin,
    Her yanımı..
    Sarıp sarmaladığın kadar.
    Kan yerine
    Senin damarlarımda dolaşıp,
    İliklerime işlediğin kadar…

    Ben
    Bir tek seni.
    Bugün..
    Yarın..
    Ve daima
    Hep seni seveceğim.

    Kalbinde ben kaldıkça
    Ve yaşadıkça..
    Adının her harfine..
    Kirpiğinin,
    Saçının her teline..
    Binlerce şiir yazacağım.

    Yaşadığım her günün sonrası
    Zindan karası gözlerin
    Zindan karası saçların
    Süslerdi gecelerimi.
    Sen bilmezdin..
    Ellerini ellerimde tuttuğumda
    O karanlık gecelerde
    Yıldızlar kadar ışıldayan bendim..
    Her hangi bir gecede,
    Gökyüzüne baksaydın beni görebilirdin.
    Belki o zaman,
    Ben diye..
    Ellerine, yüzüne
    Bir avuç gökyüzü sürebilirdin.

    Kır çiçekleri kadar keskin kokun vardı
    Soluduğum havada.
    İçtiğim her bardak çayda..
    Her bardak suda..
    İçtiğim her kadehte..
    Yudumladığım sendin.
    Bilmezdin.
    Sen de içerken bir bak bardağına,
    Kadehine..
    Mutlaka beni göreceksin.
    İşte o zaman..
    İstersen..
    Seni içtiğim gibi,
    Sen de beni içeceksin.

    Şimdi
    Sen varsın ya dünyamda..
    Artık sırtım gelmez yerlere…
    Sen de kendini bana bırak
    Mutluluk işte o zaman gelecek
    Önümüzdeki bütün kapıları açılarak…

    Artık biliyorum..
    Her şey,
    Gün gibi açık..
    Gün gibi ortada…

    Sen, /benim/
    Günlerimi binbir renkte
    Fener alaylarına döndüren..
    üzümü güldüren
    İyilik meleğimsin.
    Sen, benim içinde yüzdüğüm
    Denizimsin, okyanusumsun
    Sen benim huzur bulduğum
    Sessiz maviliğimsin.

    Necdet GÖKNİL

    #100033147

    Konu: SAKSILAR KIRILSIN

    grup forumunda İbrahim HAZİNİ

    Hazini
    Katılımcı

    20.06.2009

    Saksıda büyütülmüş bir bitki gibiyim.
    Kanatları kırılmış kuşlardan biriyim.
    Yardım görmeden yaşamak imkânsızdı.
    Yıllar geçer, büyütülmüş kadar kaldım.
    Goncalarım büyümez, çiçeklerim açılmaz.
    Yapraklarım safravi, saplarım narindir.
    Böyle mahkûmiyet, asla olmaz olsun.

    Kırılsın saksılar, onarılsın kanatlar.
    Bırakın beni namütenahi tarlalara,
    Sallayın beni hudutsuz mekânlara,
    Güneş ısıtsın her tarafımı,
    Rüzgâr essin her yerime,
    Yağmur yağsın daima topraklara,
    Yeni gün doğsun fani beşere,

    Kırılsın saksılar, onarılsın kanatlar.
    Birleşsin tüm topraklar, aksın nehirler.
    Uzansın eller tüm uzaklara,
    Yürüsün ayaklar her yere,
    Adû da gelsin bu topraklara,
    Yaraşsın bu iklimlere,
    Yaren olsun da bu toprağa.

    Saksılar kırılsın, ufacık parçalara
    Toz hale gelince karışsın topraklara
    Hayat başlasın, sıfırdan ufuklara
    Yardım ulaşsın, garip ellere
    Cami kubbesi mesken olsun, yoksullara
    Ezanlar erişsin, tüm mahlûklara
    Yüreklerde yeşersin, Allah sevgisi.

    Şiir: İbrahim HAZİNİ

    #100033129

    Havva
    Katılımcı

    Gözlerin ah o gözlerin
    Seni ele veren gözlerin

    Canım!..
    Yüreğinle güneşi solduran
    Yıldızları soluk bırakan
    Gelincikleri kıskandıran
    Sen var ya sen

    Kır çiçekleri gibi narin
    Bir sözle kırılır kalbin

    Bir tanem!..
    Selvi gibi boyunla
    Kömür gibi saçlarınla
    Zeytin gibi gözlerinle
    Melekler gibi ruhunla

    Kelimeler sığmazsın
    Kifayetsiz kalıyor sözlerim

    Sevgi yumağım!..
    Gözleri kamaştıran
    Yürekleri hoplatan
    Sözüyle dünyayı yaktıran
    Sevginle dize getirensin

    Yüreğimden taşar ‘’SEVGİN’’
    İyi ki doğdun yeğenim (( MERYEM ))

    HAVVA KALKAN
    05.08.2009

    #100033031

    neizm
    Katılımcı

    Ben kaç yaşında öldüm Anne?
    Ateşlerde yandım,
    Sularda söndüm..
    Kor oldum-küle döndüm.
    Şimdi, içim yanıyor….
    Nasıl yandığımı gördüm Anne..
    Sıcak rüzgarlar esiyor yüzüme..
    Bir çöl kuraklığı bedenim.
    Bin parçaya bölündüm.
    Ufalanıyorum,
    Toz oluyorum.
    Her gün biraz daha kayboluyorum.
    Her yanım zifiri karanlık…
    Korkuyorum.
    Çok korkuyorum Anne !!!

    Ben kaç yaşında öldüm Anne?
    Beni yarı yolda bırakan,
    Bir zamanlar sevdiğim kadın
    Hala o deniz kentli yerde mi?
    İstanbul’ da mı?
    O canım,
    Güzelim Muhabbet Kuşum,
    MAVİŞİM..
    Yaşıyor mu?
    Ne olur O’ nu
    Kır çiçekleri ve papatyalarla süslü
    Kırlara salın…..
    Benim gibi kafeste yaşamasın,
    MAVİŞİM’e iyi bakın.
    Aç-susuz bırakmayın sakın……

    Ben kaç yaşında öldüm Anne?
    Kaldığım bu sonsuz karanlıklarda
    Şimdi kim ışık olacak bana
    Senden başka,
    O’ndan başka?
    Sesine,
    Seslere çok hasretim Anne.
    Hiç pişman olmadım yaşadıklarıma…
    Yaşasam,
    Yine koşa koşa giderdim aşka..
    Yine yaşardım o aşkı dolu dolu….
    Sen öğrettin bana:
    ”’Dilediğince yaşarsan mutlu olursun.
    Mutluluğun yok başka bir yolu..”’
    Ben de öyle yaptım
    Ölesiye sevdim,
    Ayrılıkları hiç düşünmeden.

    Benim için hiç üzülme Anne..
    Ben,
    Severken çok mutlu oldum….
    Mutlu öldüm!
    O kadın benden gittiğinde kaç yaşındaydım?
    Ben kaç yaşında öldüm Anne?
    Ben
    İSTANBUL’da mı öldüm Anne ???

    Necdet GÖKNİL

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 89) görüntüleniyor