You cannot copy content of this page

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 205) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları
  • #100034850

    banucukk
    Katılımcı

    Sen ki, aziz İstanbulun göz nurusun Üsküdar
    İstabulun gözbebeği uğurusun Üsküdar

    Suyun billur billur akan altın nehir Üsküdar
    İstanbulun göz nurusun altın şehir Üsküdar

    Çamlıca başında tacın erguvanlar ziynetin
    Tarih seninle övünür ölçülemez kıymetin

    Sensiz soluduğum hava bana zehir Üsküdar
    İstanbulun göz nurusun altın şehir Üsküdar

    Katibim faytona binmiş geziniyor mazimde
    Karacaahmet’teki taşlar asude ve tazimde

    Tükenmez sendeki efsun, tatlı sihir Üsküdar
    İstanbulun göz nurusun altın şehir Üsküdar

    Sen ve Kızkulesi sanki iki nazlı sevgili
    Sana değmiş İstanbulun kutsal sihirli eli

    Sen bende ebedimsin, bende ahir Üsküdar
    İstanbulun göz nurusun altın şehir Üsküdar

    Lalem, erguvanım, gülüm, mor menekşem, sümbülüm
    Hakk’ın armağanı olur sende gelirse ölüm

    Senden güzel bir kent var mı, senden cehir Üsküdar
    İstanbulun göz nurusun altın şehir Üsküdar.

    Miyaser GÜLŞEN

    #100034790

    Pelin
    Katılımcı

    Zor bir zamanla verdik adını
    Kıraç toprakların meyvelerinde tattık gülücüklerini
    Sen ki bir çocuk
    Sen ki bir genç kız olmuştun
    Hasadı gecikmiş buğday tarlaları arasında
    ‘bir umut meyvesi’ denmişti sevgine

    Ulaşılmaz bereketler uzaklığınca
    Servilerin gölgelerinde serinlettik yalnızlığımızı
    Ayrılıkların sitemkar sözlerinde
    Ve bereketli göğüslerinden taşan
    Şehvetlerin hazlarını bulduk ellerimizde
    Oysa ne bir anlık tutkuların yorumuna
    Ne de yılların anlatılarına bağladık
    Bir anlık sarılmanın yaşama sevincini.

    Denizin ıslak, rüzgârın ılıntılı yelkenlerini açtık
    Senin gözlerinin ateşli
    Ellerinin eriten dalgalarına
    Sonra…
    Bir dünya dolusu bir sandal peydahladık
    Ufuktaki yaşamak çizgisinden.
    Anladılar mı bilmiyorum
    Anlayamadıklarımızı…
    Ve bir İstanbul dolusu tarihi
    İstanbul kadar eski sevgileri
    İstanbul yaşadıkça
    Bizi kıskandılar diye sırf;
    Vahşice
    Bir öpüşe sığacak hazlarımızı sakladık, yarınımıza

    Bilirsin
    Kayaların kalabalığı engel
    Sokakların çığırtkan satıcıları sağdıç değildi
    Ellerimizin dipdiri şehvetine.
    Zaten anlamadılar bile
    Niçin sustuğunu dudaklarımızın
    Neden ateş aldığını
    Gözlerimizin.
    Böylece belli belirsizdi yaşamak
    Ve beklide biz yoktuk orada
    Onun olduğu zaman
    İstanbul yaşamınca uçuk bir silintidir karabasan.
    Bir buhar parçası gibiydik
    Bulutlandık
    Islak değildi yağdığımız yağmur
    İnsanların gölgeli gözlerine
    Sessiz sedasız anlattık sevimizi
    Ve yalancı sözcüklere verdik
    Ayrılıklarımızı, umutla.
    Ey İstanbul
    Sen bile bizim kadar hasret olmadın
    Böyle dolgun ayrılıkların
    Bir anlık hazlarına.

    İşte burada
    Mesafelerin insanlarla uzadığı
    Yüreklerin duygularla birleştiği bu yerde
    Hiç engel değil yaşamak
    Kim bilir kaç asırlık ayrılığımızın
    Her anını bir zifaf sadeliğinde
    Beraber kılmaya.

    Tarih kadar eski
    Yaşam kadar gerçek
    Bir anlık hazlarımız
    Ve biz yaşadıkça
    Ne düğünümüz yaşamla
    Ne de ölümümüz aşkımıza
    Son perde.

    01.08 -Çerkezköy

    #100034725

    Kaptan
    Yönetici

    ıslığımda kırgın bir şarkı
    ve kurşuna dizilmiş keşkeler
    hangi mevsim büyüdü bu dikenler
    nasıl kırmızı açsın çiçeklerim

    çekip gitmek bir yağmur bulutu gibi
    unutmak çakıllarda yırtılan denizleri
    bir şiir hüznünde susmak
    bir vedaya demlemek gözlerimi

    gitme günyüzüm
    taş taş üstüne dökülür zaman

    koca bir şehir çöker göğsüme
    saçlarımın telinde türküler tutuşur ki; aşk kadar sağır İstanbul
    İstanbul yokluğun kadar ağır
    intihar arzusundayım gece vakti

    yaşamın bir yanı eksik, sen yanı savruk
    hani bir kez daha gitmeyecektin?
    öksüz kalmadım mı ellerinde
    iki kişilik ölümü bana vermiyecektin
    yalancı mıydı dudakların sevgili ?

    ?sensizlik ne zor?

    25.02.10

    #100034728

    Kaptan
    Yönetici

    şişelere doldurup geceyi yıldız emzirdim
    sebebiyim yalpalayan gölgelerin
    şehveti göğüslerimden sağan
    gözleri afrikadan aç adamın orospusuyum
    sözleri günahtan ağır şair iniltisinde
    lâl çekiyorsanız küfürlerime
    canınız cehenneme
    kaç el değmemiş dul geçer bacaklarımdan
    boğaz dolusu boşalmışlığıma
    piç doğumlarıma karışır martı bağrışları
    bakarsınız yalnızca
    boynuma soluğunu bırakanlar
    ayıplarınızı ayıpladıkça örtüp
    pervazlarımı çıkarırsınız
    istanbulum bereket adam değilim
    yoksa çivilerdim geçmişime sövdüğünüz dilinizi

    arzu altınçiçek

    #100034736

    Kaptan
    Yönetici

    avuçlarına yüz sürdüğüm ;
    senin için bıraktım savaşlarımı

    bu kentin sahte mutluluklarından sakındım
    yalanlarından
    nankörlerinden
    kimin eli kimin cebinde aşklarından

    güz dökümü sokaklarda ruhlarla gezdim
    köşe başlarında sadaka dilenenlere öfkeli
    aşka avuç açacak kadar açtım

    takvimlerin intiharında keşkeler biriktiren
    her kayan yıldıza dilek bağlayan yalnız bakışlardandım
    ya da bir avuç fincanda dünya dolusu mutluluk arayanlardan?
    papatya katiliydim
    kendi cumhuriyetimde kendime dizildim

    aşk depremlerinden çıktım bu kentin
    ekmek kavgasından
    gelin konvoyundan
    maç coşkusu kurşunlarda sindim
    kadınların tecavüze uğramış bedenlerinde öldüm tekrar tekrar
    ve azar azar yitirdim inancımı tanrıya
    ?tanrı yok, diyordu bir kadın
    – Muhammet yok İsa yok
    yok bütün peygamberler annem yok ?
    ama bir şeyler olmalıydı kurtaracak ölümden çocukları
    yaşlıları kuyruklardan çekip alacak bir el
    afrikamı yeşile saracak nefes
    kara deliğe göğüs gerecek kadınları olmalıydı bu kentin
    gücüm yettiğince her şeyin savaşını verdim
    anamın
    böbreğinin
    beynimin
    yokluğun
    ihanetin
    gidenlerin
    şiirlerin
    gaspçıların
    yurtların
    kitapsızların
    dingin mavilerin çırpınan beyazıydım; yorgunluğu insanlıktan bildim

    bir gece vakti buldum sebepsiz telaşımı
    en büyük boşluğum; sana tırmanıyorum yıldız tepelerinde
    sana azıyorum karadeniz gibi köpük köpük
    sana kazıyorum ölüdenizi kürek kürek
    sana yazıyorum hayaldenizinden çaldığım mürekkepli şiirleri
    aşk bıçağı soluğundan bir kesik boynumda
    sana kanıyorum gelincik gelincik
    yüzüm bir avuç istanbul, yüzümde ülkemdir ellerin
    seni sana sunduğum çocuklar büyütüyorum saf aşk döllerinden yalınayak
    seninle ne kadar da çokum !

    Arzu Altınçiçek
    2009


    kemaldogular
    Katılımcı

    Seni gördüm dün gece:
    Tarumar olmuş bahçelerde!
    Rüyamda, yirmi yıl sonra…
    Seni son gördüğümde, İstanbul?da:
    Zeytinburnu tren istasyonunda,
    Unuttun mu bilmem aynı durakta!
    Seni anacağım demiştim, elli yıl sonra…
    Gülümsemiştin bana tavşan dişlerinle,
    Şimdi sen anımsıyor musun?
    Unutursun demiştin, üç yıl sonra…
    Seni gördüm dün gece, yıllar sonra!
    Rüyamda; senin ismini yazdığım,
    Beşevlerde,fakültenin bahçesindeki o çamın altında,
    Hala son tuttuğum gibi ellerin,
    Can verdi bedenime hala o sıcaklığı,
    Rüyamda bile ellerini tutunca! …

    Kemal Doğular-2004-Alanya

    #100034596

    Hayat
    Katılımcı

    Kar yağıyordur oralara,
    Buzdan kılıçlarımız olurdu bilirsin…
    Bir başkadır evlerin bacaları
    Camları beyaz örtüyle kaplı…
    Eminönü, Yeni Cami’nin önü,
    Güvercinler karlarda yem arıyorlar
    Yaşamak için…
    Kaldırımlar yalnızların durağı
    Benimse ayaz gecelerim
    Bir uğultu başlıyor geceye
    Kar lapa lapa yağıyor
    Başım, ellerim, ayaklarım üşür sensizliğimde…
    Demiştin ki hatırlarsan;
    Tut ellerimi üşümesin
    Nefesimle ısıtmıştım ellerini
    İyi ki sen varsın hayatımda…
    Ve bir gün gittin işte
    Zaman seninle başladı…
    Ayaz gecelerim…
    Yüreğim üşür, kelimeler üşür,
    İstanbul üşür,
    Sana olan hasretimle
    Donar ayaz gecelerim….

    #100034551

    Hayat
    Katılımcı

    Yüreğim burkulur, tükenir çaylar,
    Ağlar yakamoz da biten sevdalar,
    Canlanır hatıralar birer birer,
    İstanbul’da aklıma gelmemeli.

    Sitemler kalmıştı yalnızca elde,
    Kaybettim seni gidince, o yerde
    Gülün solunca görmüştüm o yerde
    Gülüşlerin aklıma gelmemeli!

    Sormayın bana dostlar yaram derin,
    Hesabı görülmez, geçen günlerin,
    Esir oldum, vicdansız sitemlerin,
    Aklıma adın biran gelmemeli…

    #100034531

    Hayat
    Katılımcı

    Meksika?da İnka tapınaklarına çıkmak isteyen Avrupalı bir grup arkeolog, birkaç yerli rehberle yola koyuluyor. Dağın tepesindeki tapınaklara giden uzun yolu, kısa bir sürede yarılıyorlar. Aynı hızla tempoyla biraz daha yol aldıktan sonra, yerliler kendi aralarında konuşup birden yere oturuyor ve böylece beklemeye başlıyorlar. Tabii Avrupalı arkeologlar buna bir anlam veremiyorlar.

    Saatler sonra, yerliler kendi aralarında konuşup tekrar yola koyuluyor ve sonunda tepenin üstündeki görkemli İnka tapınaklarına geliyorlar.

    Arkeologlardan biri, yaşlı rehbere soruyor; ?hiç anlayamadım, niye yolun ortasına oturup saatlerce yok yere bekledik? ?

    Yaşlı rehberin cevabı o kadar güzel ki; ?çok kısa sürede çok hızlı yol aldık, ruhlarımız bizden çok uzakta kaldı. Oturup ruhlarımızın bize yetismesini bekledik…?

    Niye içimiz de hep bir eksiklik duygusuyla yaşadığımızı, niye mutlu olmayı beceremediğimizi, niye kendimiz olmayı başaramadığımızı ve ?niye? ile başlayan daha bir dolu sorunun cevabını açıkça veriyor İnkalar?ın yaşlı torunu.

    Çünkü bu aptal hayat içinde o kadar hızla yol alıyoruz ki, ruhumuz çok arkada kaldı, hatta onu nerelerde unuttuğumuzu bile hatırlayamıyoruz. Çocuğunu kaybeden annelerin çılgınlığında bir sağa bir sola saldırıyoruz hepimiz, ama bir farkla, biz neyi aradığımızı bile bilmiyoruz… Herkes bir arayış içinde, ama hiç kimse ne aradığını bilmiyor. Sanıyoruz ki cok paramız, sürekli yükselen bir kariyerimiz, bahçeli bir evimiz, spor bir arabamız olunca biz de çok mutlu olacağız.

    Hadi maddeciliği bir kenara bırakalım; niye herkes aşktan şikayetçi? Çevremiz de kaç kişinin aşk hayatı iyi gidiyor? Eminim parmakla sayılacak kadar azdır. Ve eminim hic kimse yanlışın nerede olduğunu da bulamıyordur. Ben ten uyuşması kadar ruh uyuşmasının önemine inanırım. Hatta insanların eş ruhlarının olduğuna bile inanırım. Ama ruhları olmayan bedenler birbirleriyle ne kadar uyuşabilir ki?

    Evet, önce göz görür fakat ancak ruh sever. Ayrıca ruhumuz olmadan eş ruhumuzu bulmak gibi bir şansımız olmadığına da eminim… İşte bu yüzden icimiz de sürekli bir eksiklik duygusuyla yaşıyoruz hepimiz. İşte bu yüzden sürekli duvarlara çarpıp,çarpıp kendimizi kanatıyoruz ve işte bu yüzden mutluluğu bir türlü yakalayamıyoruz… Gerçekte hIz çağında yaşıyoruz. Her şey o kadar hızlı geçiyor ki, ne işe , ne arkadaşlarımıza, ne ailemize, ne çocuğumuza, ne kendimize yeterince vaktimiz kalmıyor. Akrep ve yelkovanla yarış halindeyiz. Bu yüzden bütün ilişkiler yarım yamalak, bütün sevgiler bölük pörçük. Sevmeye bile vaktimiz yok bizim. Oysa teknolojinin nimetlerinden fazlasıyla yararlanıyoruz. Ne çamaşır yıkıyoruz ne de bulaşık, çayımızı kahvemizi makineler yapıyor. İşlerimizi bir telefon, bir faksla hallediyoruz. Uçaklar bizi iki saat içinde dünyanın bir ucuna taşıyor. Hatta artık gitmeye bile gerek yok, internetle dünya elimizin altında. Ama yine de vaktimiz yok işte!

    Bence doğanın kara bir laneti bu. Biz ondan uzaklaştıkça, o da bizden bütün zamanları çalıyor. Milan Kundera ?yavaşlık? adlı kitabında; ?yavaşlık hep aldatır,hızlılık ise unutturur? diyor.

    Telefon hızlılık mesela, konusulanları, söylenenleri unutturur. Mektupsa yavaşlık, hep vardır ve hep hatırlatır. Ben kendi adıma her zaman yavaşlıktan yanayım. Mesela uçaklardan hiç hoşlanmam, yeni bir şehre, yeni bir iklime hazırlanmaya, hatta hayal kurmaya bile vakit bırakmıyor bana ?Küt? diye başka bir hayatın içine giriveriyorum. Ve en kötüsü de dönüşler, daha ayrılığın hüznünü bile yaşamadan İstanbul?da olmak sahiden de cok tatsız. Tabii ki ruhumun beni terk edip oralarda kalması da cok normal. Oysa trenler karanlık geceyi yırtan keskin düdüğü, uykuda olanlara yolculuk düşleri gösteren kara trenler… Dağları bölen, nehirlerle yarışan, köprülerden geçen, agaçları selamlayan, cocuklara el sallayan, güne bakanlara göz süzen, geçmişin hüznünü, geleceğin umudunu yaşatan, yolcularına yepyeni dostluklar hazırlayan kara trenler var bir de.

    Uçak değil, tren olmak istiyorum. Böylece ruhum benden hiç ayrılmaz. Evet freni patlamış kamyon gibi yaşamanın hiç anlamı yok. Ayağımızı gazdan yavaş yavaş çekelim ve biraz mola verip ruhumuzun da bize yetişmesini bekleyelim artık. Aceleye ne gerek var?

    Hayat yalnız biz izin verdiğimiz gibi geçer. İyi ya da kötü hızlı ya da yavaş…
    Her şey bizim elimizde, sevgi de, aşk da, basarı da. Ama ancak kendi ruhumuzla buluştuğumuzda…


    Hayat
    Katılımcı

    I

    Ve bu
    Sarhoş dualarım
    Çocuksu kadınlığına,
    Mutluluğuna sevgili…

    AMİN!

    II

    Kıştır şimdi
    Karlar inmiştir Uludağ?a
    Sen
    İstanbul?da bir sahilde
    Çayını yudumlayıp
    Gözlerinle şekil veriyorsun kayalara…

    Yonttuğun hüzündür.
    Yapma bunu
    Mavi-mavi bakarsan
    Bir şey kalmaz yarınlara…

    AMİN diyorum ey yar!
    Bir hiçlik birikmesin senden sonraya…

    III

    Diyelim ki
    Yaklaşmışsın bir pencereye
    Kasım olsun aylardan.
    Saçların bana inat hala sarı!
    Nereye baktığını hiç sormadım.
    Bildiğim
    Siyah giysinin üstünde
    Kolsuz bir yelek
    Üstelik kırmızı…

    Arkandan usulca yaklaşıp
    Sarılmak dilemişim.
    Kabul olmayacak dualar bunlar.
    Olsun
    Yine de AMİN!

    IV

    Koynumda uyurken sen
    Ya da
    Oturmuşsak bir köşeye
    Yerin belli ilk günden
    İlla ki solumda.
    Ama
    Ne zamanki
    El-ele yürüyoruz aşkın başkentinde
    Bütün şehirler yıkılmış
    Ve keşfedilmemiş bir hayat duruyor sağımda…

    AMİN sevgili.
    Bu sarhoş dualarım sırf o güne…

    V

    Gülüşünün
    Gözlerime astığı o gece
    Kararmadı henüz.
    Yaz bitmedi sevgili
    Kalemime değmedi güz.

    Ben
    Şair falan değilim
    Bilirsin!
    Fakat
    Karaladığım sayfalarda bir kadın salınır
    Siyah geceliğiyle.
    Dizlerime alışmış başı
    Sanki
    Çok öncelerden tanıyor olmalı?
    (Bunu fısıldamıştı bir gece kulağıma)
    Yankısı uyaklara düşmese de
    Kalem kırdırır bazı akşamlarda…

    AMİN sevgili…
    Sana dair birgün,
    Kaybetme korkusundan uzaklarda bir yerlerde
    YAZMAYA!

    VI

    Neyi eklersen ekle bu güzel yalana
    Sen gelmedikçe hepsi ölgün!
    Ama unutma
    Bazen kendiliğinden yırtılır takvim yaprakları.
    Ve biz
    İstiklal? de buluşuruz birgün…

    AMİN!

    #100034515

    Hayat
    Katılımcı

    Sen uzaktan daha güzelsin sevdiğim
    Tıpkı İstanbul gibi…
    Sabahı başka, gecesi başka
    Yaşıyorum yokluğunda ben bu şehri
    Sen varlığımdan habersiz
    Geceleri sabaha bağlıyorsun?
    Oysa ben yanıbaşında adımlıyorum sahilleri……..

    Gecenin ikisi şimdi….
    Elimde şarap şişesi avare dolaşıyorum
    Ve yalan söylüyor tüm falcı kadınlar
    Oysa ben,
    Sadece seni istiyorum!
    Nerede olduğunu bilmiyorlar……

    Nasıl olur bilir misin sana erişememek?
    Kayalıklarda laf olsun diye olta atıyorken denize
    Arkamdan usulca yaklaşıp,
    Omzuma dokunabilmeni düşlemek?
    Biraz hayal…..
    Biraz umut…..
    İşte böyle bir şey seni sevmek…

    Üç vakte kadar gelir dedi gariban kadın
    İnanmasam da verdim son paramı……
    Amansız bir bekleyiş bu benimki
    Falcılar bir kenara sevdiğim;
    Kaç mevsim geçti de, kapatamadı yaramı……

    #100034216

    Kaptan
    Yönetici

    Söylesene İstanbul
    Kaç sevda gömüldü toprağına
    Her gün binlerce ayağın çiğneyip geçtiği
    Kaç yürek yatıyor kaldırım taşlarının altında
    Asırlardır büyük bir sabırla susuyorsun
    Hüzün dolu esiyor rüzgarların
    Yağmurlarla ağlıyorsun

    Ah İstanbul
    Kıyılarından meçhule
    Ne çok yolcu uğurladın sen
    Dönmedi hiç biri gittiği yerden
    Ağladın sessiz sedasız ve sustun çaresizliğinle
    Hüzün çiçekleri büyüttün göğsünde
    Hasreti nakış nakış işledin her bir zerrene
    Dur diyemedin gördüğün onca çirkinliğe

    Ağla İstanbul
    Kendin için ve bizler için ağla
    Tüm yitip gidenler için ağla
    Kaybolan umutlara
    Kararmış sevgisiz yüreklere ağla
    Çaresizliğimize ve suskunluğumuza ağla
    Bırak artık özgürce aksın göz yaşların
    Sen değil,seni ağlatanlar utansın..

    27 kasım 2005

    #100034212

    Konu: AŞK A?DIR

    forumda AŞK A?DIR

    safir
    Katılımcı

    Aşktır bu.
    Tutarsız kılandır.
    Hangi filme gidileceğine, hangi şarkının insanın içine işleyeceğine karar verendir.
    Bütün şarkıların adında, içinde, nakaratında, bestesinde, sebebinde yerini alandır.
    Gittiğiniz her yolun başında onu görürsünüz.
    Yolları kendine çıkarandır.
    Vurulduğunuz, yakalandığınız ya da tutulduğunuz ilk anda artık kuralları koyandır.
    Sizden yana gibi dururken, sizi en delik deşik yerinizden vurandır
    Yağmur yağar, o mu gelmiştir.
    Kapı çalar, onun sesidir.
    Radyoda şarkı duyarsınız, o söylemektedir.
    Gazetelerdeki resimler onun suretidir.
    Her gördüğünüz O dur.
    Her yemek onun en sevdiğidir.
    Yeni taşınan komşunuzdur.
    Bindiğiniz metro ona gitmektedir.
    Kediler onun dilinden konuşur.
    Giydiğiniz elbise onun, baktığınız aynada gördüğünüz kendisidir.
    Bu yüzden Aşk A dır.
    Neden korkuyorsanız artık korkmazsınız.
    Karanlık hoşunuza gider.
    Trafiğe gece yarılarında tersten girmeyi,
    bağırarak uluorta şarkılar söylemeyi,
    tanımadığınız insanlarla yarenlik etmeyi öğretir.
    İyi ki vardır.
    İyi ki öyledir.
    İyi ki yaşanmaktadır.
    Korkusuzluktur
    Bütün otobüslere son anda koşarak binebilirsiniz.
    Vapurlara iskeleden açıldıktan sonra atlayabilirsiniz.
    Trenlerden dışarı sarkabilirsiniz.
    Nasıl olsa bir şey olmayacaktır.
    Nasıl olsa Aşk A dır.
    Anne merhametinin ötesinde, firavun gazabının üstesindedir.
    Aşk dağlayandır.
    Aşk paramparçadır.
    Aşk için ağlanıyorsa gözyaşı ateştir, nardır.
    Aşk, annedir.
    Kıskançtır.
    Dağlıdır aşk, yalnız ve kimliksiz bir derviştir.
    Taşları kaynatıp çorba yapan, umudunu yitirmeyendir.
    Aşk, acımaktır.
    Dayanmaktır hep.
    Belkidir yani. Ya gelirsedir, daha çok da ya dönersedir.
    Bekleyen şarkıların öznesidir aşk.
    Madem ki gidiyorsunların tatlı telaşında son bir tesellidir.
    Pencere camlarının buğusuna çizilen ırmakların,
    büyük ağaçların, derin yağmurların resmidir.
    Aşk, kimsesizdir.
    Öksüzdür.
    Annesizliğin kırılganlığıdır.
    Dur gitmeleri aşmışlıktır aşk.
    Nasılsa gidecektiri bilmektir.
    Meryem dir aşk.
    Gözyaşı kurutandır.
    Sonsuz elemin, büyük nefretin, tam imanın, asıl gurbetin çetelesidir.
    Aşk, çocuktur.
    Asiliğin en yakışanı, hesapsızlığın en şövalyesidir.
    Şaşırtandır.
    Garip kılandır.
    Bağdatın gülü,
    Kahirenin avazı,
    İstanbulun duruşudur.
    Aşk, onbir yaşında Muhammed in annesidir.
    Derin acılar, olmayacak sınanmalar kapısını çaldığı zaman buyur etmesini bilendir.
    Aşk, böyledir.
    Dile kolay, hayata müşküldür.
    Aşk, Hacer dir.
    Kimsenin kimseye hayrı olmadığı yerde yine de ilk akla gelendir.
    Sonsuz karanlıkların ortasında vurgun yemiş bir çığlıkla çerağlar yakandır.
    Koşmaktır Aşk.
    Aşk, Safa ile Merve arasıdır.
    Ordadır ve o kadardır.
    Tutunmaktır.
    Nasıl olsa aşk A dır..

    İBRAHİM SADRİ

    #100034200

    N.GOKHANSONSEL
    Katılımcı

    Semtimizde şekerci , bir deli Rıza vardı ,
    Kimsesizdi sersefil , sokaklarda yatardı .
    Soğuklardan mosmor olmuş, limon gibi sapsarı ,
    Yardım kabul etmezdi , nane şeker satardı.

    Karga burun lakaplı , Fevzi ağabeyimiz ,
    Pilot Necati- katil Kerim , Gürsel beyimiz .
    Zargana Kemal- tosun Bekir , Oflu Bahtiyar ,
    Namusların bekçisi , ünlü kabadayılar .

    Fil damı denilen yer , sebze bahçemiz ,
    Etrafında küçük evler , hepsi tertemiz.
    Güllerden görünmezken ,çift kat evimiz ,
    Bir huzur sokağıydı , bizim mahallemiz.

    Nerede bisikletçi Salih , gazeteci Cemal?im
    Maça kızı Zekiye , aziz dostum dev Halim.
    Benim bütün dostlarım, sizleri çok özledim ,
    Sizleri her anışta , nemleniyor gözlerim.

    Bakırköy ?Osmaniye , ta…içime yer etmiş,
    Benim gibi eskiler , hep orayı terk etmiş.
    İstanbul?a gittikçe , onları arıyorum,
    Ölen tüm dostlarımı , rahmetle anıyorum.

    N.Gökhan SONSEL


    N.GOKHANSONSEL
    Katılımcı

    Semtimizde şekerci , bir deli Rıza vardı ,
    Kimsesizdi sersefil , sokaklarda yatardı .
    Soğuklardan mosmor olmuş, limon gibi sapsarı ,
    Yardım kabul etmezdi , nane şeker satardı.

    Karga burun lakaplı , Fevzi ağabeyimiz ,
    Arap ilhan-Berduş Ahmet, Gürsel beyimiz .
    Zargana Kemal- tosun Bekir , Oflu Bahtiyar ,
    Namusların bekçisi , ünlü kabadayılar .

    Bakkal Necdet-Kasap Mahmut, Aşçımız Hasan Saka,
    Efe Mehmet ?Pala Osman, bir de çolak Mustafa.
    Merter?deki Hasan beyle, Hacı beyin üzüm bağı,
    Unutmak mümkün mü ki, gençliğimin deli çağı.

    Fil damı denilen yer , sebze bahçemiz ,
    Etrafında küçük evler , hepsi tertemiz.
    Güllerden görünmezken ,çift kat evimiz ,
    Bir huzur sokağıydı , bizim mahallemiz.

    Nerede bisikletçi Salih , gazeteci Cemal?im
    Maça kızı Zekiye , aziz dostum dev Halim.
    Benim bütün dostlarım, sizleri çok özledim ,
    Sizleri her anışta , nemleniyor gözlerim.

    Bakırköy ?Osmaniye , ta…içime yer etmiş,
    Benim gibi eskiler , hep orayı terk etmiş.
    İstanbul?a gittikçe , onları arıyorum,
    Ölen tüm dostlarımı , rahmetle anıyorum.

    N.Gökhan SONSEL

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 205) görüntüleniyor