1 ile 8 arası 8 sonuç (toplam 8) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları
  • #100031963

    Konu: ANDANTE

    grup forumunda A.Kadir BİLGİN

    sevgiden
    Katılımcı

    birgün başımızda sevda rüzgarları eserse
    deli deli yıldırımlar düşerse yüreğimize
    hızlanır kan dolaşımı
    babil’in asma bahçeleri değildir artık
    dünyanın bilmem kaçıncı harikası
    karanlığın bahçesinde açan gülümüzdür.
    hüzün dolarsa içine bir gece yarısı
    çevir gözlerini güneşin doğacağı yere
    çek bir soluk rüzgarından sevdamızın,
    “kapı”yı, “duvar”ı
    “kara kara gelen ölüm”ü düşünme
    çevir gözlerini güneşin doğacağı yere.

    #100030115

    Konu: AVUNTU

    grup forumunda Zehra ÖCAL

    Aysun
    Katılımcı

    Esmer sevda bıraktın bana küçüğüm
    Unutabilsem dudağının ucundaki gülücüğü
    Özlüyorum küçüğüm
    Beyhude bir savaşa benzer sensiz olma çabası
    Büyüdükçe esmerleşiyor
    Esmerleştikçe aydınlanıyor
    Sevdanın unutulmazlığı

    Hayal ötesi şehir gözlerimin önünde
    Çıkıp gitsem, bir çay içerim belki
    Sensiz çay bile katıksız, tatsız
    Demlenmiş kaldırımlarda otururum belki
    Bir an seni düşünüp, seni anarım
    Esmer sevdayı kanatır gözlerim
    Şehrin ışıklarına yenik düşerim belki
    Yine güzel işte nefes almak
    Nefes aldığını bilmek

    Gece olduğunda hele daha da bir basar
    Daha da bir yakar efkar boğazımı
    Şu karşıdaki iskeledesin ya
    Yine de güzel küçüğüm
    Sensizliği yaşamak da güzel?

    Dün bir ara aklıma düştün
    Sanki çıkıyormuşsun gibi söyledim ama
    Hani bir çay bahçesi vardı oturmuştuk
    Orda yalnız olmak da güzel küçüğüm
    Seni hatırlatan yerlerde sensiz dolaşmak
    Yaşamak kadar anlamlı belki
    Unutulmazım..Gönlümün esmer sevdası..

    Belki bazen aklına düşüyorumdur ben de senin
    Gözlerinin önünden geçiyorumdur
    Avuntu işte meleğim
    Ne fark eder sevmesen, sevsen
    Aslolan benim esmer sevdam değil mi?

    Gökyüzüne bakıyorum bazen bu günlerde
    Bir hüzün kaplı nedense
    Bazen üşüyorum da üstelik
    Akşam olduğunda gözlerim dalıyor
    Uzaklardan bir esinti değiyor o an
    Biliyorum gülümsüyorsun?

    Ayrılık akşamları daha da bir soğuk
    Buralar sesini özlüyor küçüğüm?

    Zehra Öcal

    #100026693

    Ogniela
    Katılımcı

    Nasıl Unutabilirim ki
    Nasıl unutabilirim ki seni,
    Sözcüklerin aralanmasının ardından,
    Hazandan sonra gelecek ayrılığın,
    Ölüme götüreceğini bilir misin?
    Sevgine hasret yüreğimi…
    Seni sevmesem çeker miydim?
    Mutluğun özlem kokulu anlarını…
    Beni sevmesen bilir miydim?

    Gecelerin bu kadar soğuk olduğunu.
    Uykusuz gözlerin ağlamaklı halini.
    Tan yerinin kızıllığına özenircesine,
    Gittikçe donuklaşan bakışların rengini,
    Beni sevmesen bilebilir miydim?

    Böyle olacağını nereden bilebilirdim,
    Gözyaşımın uykusuzluktan kızıllaşan gözlerimden
    Süzülerek, damla damla yanağımdan akıp,
    Dudaklarımda senin tadını bulacağımı,
    Tadına varmak için çırpınacağımı,
    Nereden bilebilirdim ışıl gözlüm…
    Nereden bilebilirdim ki,
    Bir hayal olup düşlerimde biteceğini,
    Resimlerin bile dindiremediği özlemini,
    Unutulma korkusunun benliğimi saracağını,
    Kavuşamamanın dayanılmayan acısını,
    Sonsuzluğa ermenin dayanılmaz arzusunu,
    Tutulmayan ellerin, avunmayan gönüllerin,
    Uzaktan acımasızca kokunu getiren yellerin,
    Sevdiğini haykıran bal akası dillerin manasını…
    Nereden bilebilirdim ki ışıl gözlüm…

    Vaktinden evvel esen deli rüzgar gibi,
    Belki yüreğine ansızın girdim,
    Sanki gül bahçesine girercesine,
    Hazan mevsiminde sararan yaprakların,
    Kuruyup toprak olacağı rüzgarını beklerken…
    Bu duygularımı çok zaman önce besledim,
    Bağrına her esen yeli vefalı dost bilen,
    Yüreğindekini sevdiğine cömertçe veren,
    Bilinmezlere gebe gönül dünyamda…
    Dalında usulca duran çiçeğim,
    Sevgi fırtınamla kanatlarımda,
    Bambaşka dünyalara götürmekle, sana
    Hüzün veriyorsam, sevgiden çırpınan
    Tertemiz serçe yüreğine,
    Tüm kalbimle sesleniyorum,
    Seni nasıl unutabilirim ki kadınım…
    Yüreğimin tüm hücreleri pes edene kadar,
    Duygularımı yine sözcüklerinin ardına saklar…
    Gönlümde yaşar, düşlerimde severim…

    26 Eylül 2002 Ankara

    Cafer Tayyar Özkan

    #100025572

    veilchen
    Katılımcı

    Sen uyurken rahat, gevşek
    Ben hep seni düşünürüm
    Sarar seni yorgan, döşek
    Ben hep seni düşünürüm

    Duru sular gibi yüzün
    Karanlıkla gelir hüzün
    Gece boyu ve gündüzün
    Ben hep seni düşünürüm

    Aş başında, iş başında
    Yaz biterken kış başında
    Unutulmak telaşında
    Ben hep seni düşünürüm

    İftar etsem orucumu
    Ovalarım avucumu
    Dama atıp pabucumu
    Ben hep seni düşünürüm

    Yağmur yağıp ıslanırken
    Bir ağaca yaslanırken
    Türkülerle seslenirken
    Ben hep seni düşünürüm

    Sıra beklerken durakta
    Parklardaki oturakta
    Daldan düşen her yaprakta
    Ben hep seni düşünürüm

    Düzde gezsem, yokuş çıksam
    Bir şey yapsam veya yıksam
    Üşüyüp de ateş yaksam
    Ben hep seni düşünürüm

    Işık görsem pencerede
    Hicran sarsa perde perde
    Kayalar´ın o derede
    Ben hep seni düşünürüm

    Çay, kahve, kola içerken
    Bayiden bilet seçerken
    Site´den gelip geçerken
    Ben hep seni düşünürüm

    Girer çıkarım Ruşen´e
    Girer gibi bir gülşene
    Ne zaman uğrasam Şen´e
    Ben hep seni düşünürüm

    Güçsüzlerin Bahçesi´nde
    Yersizliğin pençesinde
    Emel´in şakrak sesinde
    Ben hep seni düşünürüm

    Çiçeklerden gülü görsem
    Sonu olmaz yolu görsem
    Benim gibi deli görsem
    Ben hep seni düşünürüm

    Yaklaşır bana mezarım
    Taşına şiir yazarım
    Senden yanadır nazarım
    Ben hep seni düşünürüm

    #100025017

    Konu: HÜZÜN BAHÇESİ

    grup forumunda Hülya DAL

    likevoyager
    Katılımcı

    Yine hüzün bahçesinde
    Efkarlandım, sabahladım
    Huzur yatmış bir köşede
    Ondan hiç yüz bulamadım.

    Yalnızlığım buldu beni
    Çıkıverdi birden biri
    Açtı gönül sayfasını
    Vurdu sözü yerden yere

    Mutlulukta nasibim yok
    Kaybolan bir yıldız gibi
    Batıp çıkar karnı çok tok
    Birde gör der sabi gibi

    Rabbim vermiş canı bize
    Emaneti bedenime
    Hüzün bahçe der söze
    Misafirsin bu aleme

    #100021828

    Konu: ŞAFAK TÜRKÜSÜ

    grup forumunda Nevzat ÇELİK

    likevoyager
    Katılımcı

    1

    Beni burada arama anne
    Kapıda adımı sorma
    Saçlarına yıldız düşmüş
    Koparma anne
    Ağlama

    Kaç zamandır yüzüm tıraşlı
    Gözlerim şafak bekledim
    Uzarken ellerim
    Kulağım kirişte
    Ölümü özledim anne
    Yaşamak isterken delice

    2

    Bugün görüş günü
    Günlerden salı
    Islak
    Sarı bir yağmur
    Ülkemin neresine bakarsa ay
    Orada yitik bir anne ağlıyor
    Sen aralıyorsun yağmuru
    Acıdan sırılsıklam alnına siper edip elini
    Sonra bir umut koşuyorsun
    Yüreğin avcunda
    ısırırken
    çırpıntı gözlerini
    (ah verebilseydim keşke
    yüreği avcunda koşan
    her bir anneye
    tepeden tırnağa oğula
    ve kıza kesmiş
    bir ülkeyi armağan
    koşma anne
    birdenbire batacak olan
    düş denizinde yarattığın umut sandalıdır
    oysa benim için gece
    ışık hızıyla koşan
    kısa ve soğuk bir zamandır
    bu yüzden boğuk seslerle geldiler bir şafak
    uykusuz
    yorgun
    ve korkak

    3

    sanırım baytardı
    yüreğimin depreminde rihter ölçeği çatlarken
    ölebilir raporu veren beyaz önlüklü doktor
    boşver hipokrat amca
    üzülme ne olur
    sen de anne
    sen de üzülme
    hücremin dört bir köşesinde el ayak izlerimi
    ciğerlerimde yırtılan bir çığlıkla hazır beklediğim
    ve korkunç bir sabırla birbirine eklediğim
    korkak kahraman gecelerimi
    düşlerimle sınırsız
    diretmişliğimle genç
    şaşkınlığımla çocuk devrederken sıradakine
    usulca açılıverdi
    yanağımda tomurcuk

    pir sultan’ı düşün anne
    şeyh bedrettin’i
    börklüce’yi
    torlak kemal’i düşün anne
    hala kanaması nedendir faşizmin göğsünde
    utangaçlığı bile vuramadan yanaklarına yasının
    onsekizinde ölümüne pervasız yürüyen
    ince bilekli çıplak ayaklı tanya’nın
    deniz’i düşün anne
    her mayıs şafağında uzun
    uzun döverken darağaçlarını
    ve o şafaktan doğma
    onbir yaşını çiğneyip yürüyen çocukları
    insanları düşün anne
    düşün ki yüreğin sallansın
    düşün ki o an
    güneşli güzel günlere inanan
    mutlu bir yusufçuk havalansın

    4

    sıcak omuzlar değerken omzuma
    buz üstünde yürüdüm yıllar boyu
    bayraklar ve türkülerle
    kopunca memelerinden o mükemmel yaşama

    kurşunlar sıktılar alnıma
    açık alanlarda ağır
    kartalların konup kalktığı
    yalçın kayalardan biriydim
    ölüp dirildim yeniden
    güneşli güneşsiz akşamlarda

    mutlu yarınlar adına
    özgürlük adına ekmek adına
    üstüne vardım kuyruğu kanlı itlerin
    dirilip dönmesin diye hiroşimalar
    tahtadan atların boynuna çıplak
    ölümlerle yatmasın diye çocuklar
    aç gözlerle bakmasın diye çocuklar
    kardeşlik adına
    havadaki kuş denizdeki balık adına
    yürüdüm yıllar boyu

    dönüp bakmadım arkama
    ıraktı gözlerim çok ırak
    izim kalır mı bilmem yürüdüğüm yolda
    kalsa da silinir gider
    yalnızca bir ağıt gibi çakılır
    ardımca gelenlere gözlerimi yaktığım yer

    5

    tören adımlarıyla ölmek
    ne garip şey anne
    kanlı karanlık bir oyunda baş oyuncuyum
    bütün gözler üstümde

    sürüyor gecenin karnında şafağa bakan oyun
    masa üstünde üşüyen bir sigara
    yanında küçücük bir cam bardak
    içinde rengi bu gecenin
    cılız titrek bir kibrit
    kağıt kalem
    sandalye
    geride flu
    yağlı
    büküm büküm bir ip
    ve çingene kuralına uygun
    değişmez dekoru mudur
    idam mahkumunun

    6

    kırılacak cammışım gibi davranıyorlar
    yüzlerinde zoraki çatılmış bir hüzün
    oysa birazdan boynumu kıracaklar
    pul pul dökülecek yaz sıvası eylül’ün

    ben ölümü asıl az ötede titreyen
    çingenenin kara killi ellerinde gördüm
    anladım ki küllenen sigaradır
    soğuyan bir bardak çaydır benim ömrüm

    yani benim güzel annem
    alacaşafağında ülkemin
    yıldız uçurmak varken
    oturup yıldızlar içinde
    kendi buruk kanımı içtim

    7

    ne garip duygu şu ölmek
    öptüğüm kızlar geliyor aklıma
    bir açıklaması vardır elbet
    giderken darağacına

    8

    geride
    masa üstünde boynu bükük kaldı kağıt kalem
    bağışla beni güzel annem
    oğul tadında bir mektup yazamadım diye kızma bana
    elleri değsin istemedim
    gözleri değsin istemedim
    ağlayıp koklayacaktın
    belki bir ömür taşıyacaktın koynunda

    usul adımlarla yürüdüm ömrümü
    karşımda kurum kurum-laşan darağacı
    (tarlakuşu korkmaz ki korkuluktan
    ökse de olsa dört bir yanı)
    birdenbire acıdı boynum
    gelecekler var birbiri ardınca genç
    yakışıklı

    ne olur işçi kadınım
    az yumuşak dik
    şu kefenin yakasını

    9

    yaşamak ağrısı asıldı boynuma
    oysa türkü tadında yaşamak isterdim
    çiçekleri kokmak ırmakları akmak
    yaz boyu çobanaldatanlara aldanmak
    su başlarında aylak sektirmek kavalımı
    sonra bir çocuğun afacan bacaklarında
    anavarza kayalıklarına tırmanmak isterdim
    o güzel günleri görenler arasında
    bir soluk ben de yaşamak isterdim
    bir de luvr müzesinde seyretmek gizliden
    öperken siya-u jakond’u tebessümünden
    işte o an saçlarından yakalamak dolunayı
    bir de yirmibeş kilometreden görebilmek
    nazım’ın gözleriyle pırıl pırıl moskova’yı

    ölmek ne garip şey anne
    bayram kartlarının tutsaklığından aşırıp bayramı
    sedef kakmalı bir kutu içinde
    vermek isterdim çocukların ellerine
    sonra
    sonra benim güzel annem
    damdan düşer gibi
    vurulmak isterdim bir kıza

    10

    künyemi okudular
    suçumuz malum

    gecenin kıyısında durmuşum
    kefenin cebi yok
    koynuma yıldız doldurmuşum
    koşun çocuklar çocuklar koşun
    sabah üstüme
    üstüme geliyor
    yanlış mı duydum yoksa
    erkenci bir horoz mu ötüyor
    keskin bir acı bilenmiş
    gitgide yaklaşıyor sonum

    iri sözlerim yoktu söyleyecek
    usulca baktım yüzlerine
    bin yıllık iskeletleri çatırdayarak
    göçtü ayaklarının dibine

    korkutamadılar beni anne
    avlunun ortasında çatık bir kaş gibi duran
    darağacı
    bir zaman rüzgarda
    saçını tarayan telli kavak değil mi
    boynumdaki kemendi bir öğle sonu bükerken o kız
    sarı sıcak sevdasını düşünmedi mi
    söyle anne
    o çingene
    bir çiçek bahçesi kadar sıcak sokağımızdan
    bağıra çağıra geçen bohçacı kadını
    sevmedi mi çılgınca

    11

    kurulmuş tuzaklar yok artık yolumda
    işkenceler zindanlar hücreler
    savunmak yok mutlu tok bir yaşamı
    açlık grevlerinde beynimi bir sıçan gibi kemiren
    mideme karşı
    kısacası
    bir çiçeği düşünürken ürpermek yok
    gülmek umut etmek özlemek
    ya da mektup beklemek
    gözleri yatırıp ıraklara

    ölmek ne garip şey anne
    artık duvarları kanatırcasına tırnağımla
    şaşkın umutlu şiirler yazamayacağım
    mutlak bir inançla gözlerimi tavana çakamayacağım
    baba olamayacağım örneğin
    toprak olmak ne garip şey anne
    ceplerimde el yerine balyoz taşırken
    korkunç bir merakla beklerken kurtuluş haberlerini
    ve yüreğimin ırmakları taştı
    taşacakken
    ölmek ne garip şey anne

    uçurumlar ki sende büyür
    dağdır ki sende göçer
    ben yaprak derim çiçek derim
    çam diplerinde açmış kanatlarını kozalak derim
    gül yanaklı çocuğa benzer
    yine de
    oğlunu yitirmek kimbilir
    ne garip şey anne

    12

    beni burada arama anne
    kapıda adımı sorma
    saçlarına yıldız düşmüş
    koparma anne
    ağlama
    kırıldıysa düş evinin kapısı
    bütün kırık kapıların çağrılışıyım
    kızların yanaklarında çukurlaşan
    biten başlayan aşkların ortasındayım
    her kavgada ölen benim
    bayrak tutan çarpışan
    her kadın toprağı tırnaklayarak doğurur beni
    özlem benim kavga benim aşk benim
    bekle beni anne
    bir sabah çıkagelirim

    bir sabah anne bir sabah
    acını süpürmek için açtığında kapını
    umarım kurtuluş haberleriyle dönmüş olur
    çam ve kekik kokuları içinde acı yüzlü çocuklar
    o zaman nasıl indirilmişlerse şen şakrak
    öylece kalkar uykudan şalterler
    dişleyip tükürmeden sigaralarını
    türkü tadında giyinirken işçiler

    bir sabah anne bir sabah
    acını süpürmek için açtığında kapını
    adı başka sesi başka nice yaşıtım
    koynunda çiçekler
    çiçekler içinde bir ülke getirirler
    başlarını koymak için yorgun dizine
    sen hazır tut dizini anne
    o mükemmel güne

    Ağustos-Ekim 1983

    #100021410

    Konu: DUYGUYA TAŞ

    forumda DUYGUYA TAŞ

    likevoyager
    Katılımcı

    Duyguluysan işin zor,
    Yaşamda yeniksindir.
    Duyguluya sor,
    Ona aşkları da acı verir.

    Hep bir karanlığa uyanır, yalnız
    Düşleri gerçekleri, gerçekleri düşleridir.
    Aldatsanız, aldansanız,
    O hep bir karanlığa uyur gibidir.

    Hiç ölüsü yoktur,
    Herkes, her şey anısındadır.
    Geleceği geçmiş’in gözünden okur
    Hep bir yangının bacasındadır.

    Gülerken bir düğündür, acı son’lu,
    Aldatılara uğurlayan gelinlerini.
    Bir çocuk bahçesidir, renk renk balonlu,
    Savaşlara uğurlayan bebeklerini.

    Sinmiş her şarkıya, her uyanı’ya, uykuya,
    Ölümün yaşayan kardeşidir.
    Hep sezer, sezdikçe duyguluya
    Yengiler de hüzün gelir.

    #100019726

    yakamoz
    Katılımcı

    Nerde böyle hüzünlenmek o zaman;
    İçip içip ağlamak,
    Uzaklara dalıp şarkı söylemek;
    Hafta sekiz ben eğlentide;
    Bugün saz,yarın sinema,
    Beğenmedin Aile Bahçesi;
    Onu da beğenmedin,parka;
    Sevdiğim dillere destan;
    Sevdiğim,
    Meyil verdiğim;
    Ben dizinin dibinde elpençe divan,
    Samanlık seyran.
    Nerde,
    Nerde,
    Nerde böyle hüzünlenmek o zaman!

1 ile 8 arası 8 sonuç (toplam 8) görüntüleniyor