You cannot copy content of this page

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 30) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları

  • gulbeyaz
    Katılımcı

    Aşk bu
    Kanatları yıldırımlanmış katı boğalar
    Ateşin saydam gövdesini kırarak
    Yatarak hayat dolu sarnıçların karnına
    Sıkı sıkıya kapalı sivri ve kıvrak gaga

    Delip geçecek dalıp yeryüzünü
    Bak istersen avuçlarıma
    Küçük parmağın hizasında o derin havzada
    Göğüs göğüse iken ikimize
    İki ayrı kadeh gibi doldurulmuş yudum kat’i
    Sesin
    Sırrım
    Gözüm palaspandıras çehremde

    Aşk bu
    Çölün sarı sofrasında atlılar
    Hepsinde
    Gererken parçalanan elimde
    Çelik yay parçaları
    Ağızlarımız kum rüzgarlarıyla yanık
    Yiyip içmezik acıkmazık

    :Başkanları
    Uyutmasın vahalar diye
    Koynuna doldurmuş yılanları:

    /çocuk
    Bir tane.Dayanmış yanağını cama
    Karşı evin balkonuna bakıyor
    Orada bir çocuk
    Tutunmuş demirlere../

    İki kadeh arasında ufak kara nehrim
    Beni senden bölen.Suyu yakut de ki kafur
    Çölün arı çehrenin gamsız ölümün uzakça olduğu bir demde

    Diz çökeyim söyle
    Tahtın nerede
    Bende kaynayan sende kaynak
    Tıpatıp iki kristal küre

    Aramızda ceylanımsı bir sıçrama
    Çalkalanır sonsuzca.Şöyle irice
    Bir kelime bul ok atsın döş kemiğime

    Öfkemi iyi belesin öfken

    Aşk duraksar ve yara alır
    Uçak çelik rengi göğü sesiyle sokunca
    Alçalarak yemyeşil ekinlerin arasına
    Kuru ekmek yiyen üzgün köylüleri bombalamaya

    İlkin küçük nir göl kan dolu ağzı
    /hava nasıl da yeşil/
    Su mu yoksa o katı ışık mı yanakların taşıdığı
    Nilüferler isteklerkoca bir dev

    Aşk bu çiğnenmiş kırbaçlanmış alta alınmış
    Tanıyıp tutunacak bir insan arayan
    Gördükçe çelik kazanlarının iç kaynamasını
    Kaliforniyadaki silah fabrikalarını

    /Doların egemenliğ halkın refahı:
    Depolar boşalmalı/

    Aşk aşk bir şehir harabesi daha kazandın
    Kurşun kanatları gergin
    Fosforlu mermiler yine taze
    Yıldırımlanmış boğalar
    Havanın katı gövdesini kırarak
    Yararak hayat dolu sevdanın karnını
    Pilot ağzı zehirli bir dil
    Kentelenmiş çeneler arasından
    Gözler ovaya başını çıkaran insanları

    Haydi aşk aşk
    De ki dağları delerim senin için
    Yıldızlar yakarışlar açık kartlar
    Ve haydi hoşçakal

    Kilimin üstünde
    Bir ampül
    Bir kırbaç bir ayakkabı

    Cahit Zarifoğlu


    Pelin
    Katılımcı

    I

    Bugün de suskun başlıyorum geceme
    Dilimin kilidiyle yüklendiğim
    Dayanılmaz acıları
    Geleceğimin diliyle çözüyorum
    Yarının umuduyla yaşadığım gerçeği
    Bu gecenin anısına çiziyorum
    Alnımın en eskimez yerine.

    Yorgun bir zamansa yaşadığım
    Yüreğim ağırlaşmış,
    Koyamazken bir yerlere
    Sığmazken zamana ağlayışlarım
    İki yüzlü,
    Nefret dolu insanları görüyor
    Ve susuyorum
    Tüm gerçeklere nanik atarcasına
    ZAMAN GİBİ

    II

    Düşlerimin dostluğuyla yaşıyorken hayatı
    Gerçeklerin imbiğindeki yalnızlığa
    Dönüşüyorken zaman
    Özgürce bir başına
    Hiç kimsesiz yüzlerinde insanların
    Bir köz gibi yanan yüreğimi
    toprağa bulamaksa
    özgürlüğü duyumsamak.

    Benim düşlerimin
    gerçeğe dönüşen sancısı
    bir avuç dolusu düşüncem
    ve yokluğun kederiyle
    ürkütürüm uyuyan suları
    tıpkı insanlardan, düşünmekten
    konuşmaktan ve gerçeklerden
    korkup kaçtığım gibi.
    insanca yaşama istemine çektiğim yabancılık
    BEN GİBİ

    III

    Yüzümüze savrulan her şeye
    Aldırmadan yaşamaksa hayat kanım.
    Ezilmenin tadına nanik atmaksa düşüncem.
    İnsanlardan nefret etmek gibi adice gerçeklere
    “hayır” diyebilmek gibi
    Yalnızca hayat damarlarımızda
    Dönmek aynı noktaya
    Ve yürümek sonsuzla
    Gerçeğin ta kendisidir işte
    Biz sevmesekte;
    yalnız yaşar,
    ölürüz çünkü
    Ama yine de bitmek bilmez hiçbir şey
    HER ŞEY GİBİ

    IV

    Yüzümde yıkanabilse şu sabahlar
    Kalbim simsiyah olmaz aynalarda
    Ve zorlu acılarla yatan benliğim
    Beynimdeki afakanlar gibi.
    Gerçeklerle sarar,
    İlk ışıkta her yeri
    Yeryüzü ateş kesilir
    Hiç kimse anlamaz
    Bir şeyleri nedense
    Hiçbir şey
    ONLAR GİBİ

    V

    Akşamlarca yıkık,
    Yazılmamış senfoniler kulaklarımda
    Ipıslak bir çizgi
    Gözlerimden ellerime
    Ellerimden yüreğime
    Hayatım bir manastırın kadehinde
    Eskimiş bir şarap kadar yorgun
    Sadece gecenin avutkanlığında
    Sabahı anımsamak
    Kötü geçen saatlerin
    KELEĞİ GİBİ

    VI

    Yüzler yorgun
    Ve beynimce zerrelerim
    “Bulduklarım gerçek mi yoksa”diyerek
    Kendimce hüzünlenip,sustuğum
    Kabuğuma çivileyip tüm hayatı
    gerçekler gibi
    Geçen saatleri,
    zamanı, yaşadıkça
    Suskuluğuma yüklemiştim
    HERŞEY GİBİ

    VII

    Bir geceyi yüklerken,
    Hasretin küfesine
    Omuzlarım çökmüş,
    Dudaklarım çatlamışsa susuzluktan
    Hayalleri getiren geceler
    Bir günahın sıcaklığıysa
    Yüzümde yanıp sönen karanlık renkler
    Hala eskimemişse yüreğim
    Sesi geliyorsa uzaktan
    Çarklar dönüyorsa,
    Durgun sularda
    Ve Odamın duvarları hala
    Aynı yankıyla fısıldıyorsa yüzyıl
    İşte orada bir ben
    SENSİZ GİBİ

    VIII

    Bir sigara yanmış ellerimde
    Önümde kağıtlardan mezeler
    Elimde demlice bir çay
    Sarhoşsam bir şeylere
    Kapımda asılı duran bir çivi üzerinde
    Çakılmış bir resimse duygularımla ben
    Gece boyu dört duvar
    Suretlerle karşımda
    Sisli bir odada hep yanımda
    Yüreğimse kelepçe
    Sessiz voltalardan sonra
    Adımlarım meydan okuyorsa mahkumluğa
    Sensiz gürültülerde
    Yürek kesilir gümbürtüler
    Her şeyin odağında,
    yalnızca kaybolurum
    Yüreğimde paramparça bir mavzer
    sevdalar
    HEP BİZ GİBİ

    IX

    Tütündür ellerimde yüzyıllarca
    Çıkmayan isi karanlığın
    Senin pembe dudaklarındır
    Paramparça eden gecelerimi
    Bir kabrin karanlığındadır
    Gündüzüm, gecem ve ben
    İşte o öyküdür yazdıklarım
    O karanlıkta parlayan yıldızlar benim
    Sadece ve sadece avutan
    Mezar taşlarını
    Senin hayalindir sevdiğim
    Yani benim hasretim
    Ebediyete kurulmuş bir köprü
    SANA GİBİ

    X

    Sana hiç hoşçakal demişmiydim bilmiyorum
    Zaman bir cendere
    Ve biz kaybolmuş paradokslarız
    Sonsuzun izinde
    Ve tüm yazılanların
    ANISINA

    (12.12.1988-30.011989)

    #100032927

    newbahar
    Katılımcı

    Sen yoksun…
    Yokluğunda yok artık
    Günbatımındaki sahipsiz telaşlarım
    Militan hüzünler ve umarsız anlarım
    Ben birtek seni bilir seni anlarım
    Yüreğim seni özleyişlerimle alımlı
    Anlamazsın…
    Ellerinin sonbahar üşümüşlüğünü özledim.
    Her bir köşede yarım kalmış hatıralar…
    Anılar sessiz, martılar küsmüş deniz yok artık
    Yalan sözlerden yüzüme yapışan sahipsiz ayrılık
    O gözyaşlarımı pencerene yağmur etsem de,
    Bana sadece özlemek kalmis ardindan…
    Bak resimler bile aynı kalmıyor duvarlarda
    Gözlerinin gözlerime süründüğü anlara dileniyorum.
    Hiçbir cümle senle başlamamıştı oysa!
    Söylediğin şarkılar vardı mavi günlerde
    Yerlere düşen ayak izlerimiz
    O zamanları bir daha bulamaz hayatımız.
    Terennüm oldun dudaklarımda
    Ömrünü yitirmiş bir gölgeyiz…
    Şimdi sen uzak iklimlerde
    Yaşlanmış hayallerinle uyuyansın.
    Sen tamamlayamadığım cümlelerin sonu
    Yarım kalmış bir yaşanmışlıksın…
    Böyle kalacak anılar
    Gizlemeye saklamaya ömrümüz yetmeyecek.
    Gözüm tutmasa da sensizliği
    Gel Hoşçakal…

    Her ömür kendini yaşarmış
    Belki her şey doğruydu ama
    Biz birbirimize yanlıştık…

    #100018061

    Forum:Ahmet KAYA

    Ahmet Kaya, 28 Ekim 1957'de Malatya'da, Adıyaman'dan Malatya'ya iş için göç etmiş Kürt kökenli bir baba ile Erzurumlu bir Türk annenin beşinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Sümerbank fabrikasında mensucat işçisidir. Altı yaşında iken babası ona bir bağlama getirir. İlkokulu Malatya'da okudu. Okuldan arta kalan zamanlarda ve yaz tatillerinde, ya plakçıda ya da tanıdıkların minibüsünde çalışırdı. Dokuz yaşına geldiğinde babasının çalıştığı fabrikanın işçilerinin düzenlediği işçi bayramı gecesinde kendini sahnede buldu. Mensucat fabrikasından emekli olan babası, daha iyi bir yaşam için İstanbul'a göç eder. 1972 yılında İstanbul'da Kocamustafapaşa'ya yerleşirler. Ahmet Kaya, ailesinin geçim sıkıntısı çekmesi nedeniyle okulu bıraktı ve işportacılık, çıraklık gibi çeşitli vasıfsız işlerde çalıştı. Liseyi dışarıdan bitirmeye karar verir ve bitirir sonra da Eğitim Enstitüsü'nün Keman bölümüne girer. 16 yaşında yasak afiş basmaktan hapse atıldı. Daha sonra birkaç arkadaşıyla birlikte Halk Birimleri Derneği'nin çalışmalarına katıldı. Bu çalışmaları sırasında çeşitli etkinliklerde bağlama çalmaya devam etti. Kendi başına öğrendiği için herhangi bir metoda ya da öğretiye uymamaktadır Ahmet'in çalış biçimi. 1978 yılında Gelibolu'da askerlik yaptı, bu arada orkestrada müzik çalışmalarına devam etti. Askerlik dönüşü Emine Kaya ile evlendi ve 1982 yılında kızları Çiğdem doğdu. O dönem, hayranı olduğu Ruhi Su'nun Boğaziçi Üniversitesi'ndeki bir dinletisine gider ve dinletiden sonra bir yolunu bulup "Usta"nın yanına ulaşmayı başarır. "Ruhi Su besteleri"ni kendisinin nasıl yorumladığını göstermek istemektedir Ruhi Usta'ya. Ruhi Usta'nın en bilinen eserlerinden "Mahsus mahal" isimli şarkıyı çalar. Usta, şarkıyı yarıda kesip bağlamayı Ahmet'in elinden alır ve kızarak "Öyle at teper gibi bağlama çalınmaz, kavga edilmez bağlamayla, bağlama ile meşk edilir." der. Ahmet, şaşkınlıkla oradan uzaklaşır; ama tabii ki bildiğini yapmaya devam edecektir. Çok sonraları birkaç arkadaşının yardımıyla Hodri Meydan Kültür Merkezi ve Bilsak'ta dinleti düzenler ve afişlerinde de Ruhi Usta'nın kendine söylediği cümleye gönderme yapar: "Bağlama Böyle de Çalınır!" [the_ad id="100035110"] 28 yaşında 1985 yılına geldiğinde 'Zamanıdır' deyip şarkılarını alıp Unkapanı'nın yolunu tutar. Hiçbir kategoriye girmeyen bu müziğe kimse yüz vermez. Sonraki günlerde arkadaş yardımları ve kendi olanakları ile ilk albümünü yapar. Hatta yayımlandığı yıl albüm toplatılır, fakat daha sonra sansürü kaldırılır. İlk albümü "Ağlama bebeğim"dir. İkinci albümü "Acılara Tutunmak"tır. İkinci albümü yayınlandıktan sonra 1985 yılında Gülten Hayaloğlu ile evlenir. Gülten Hayaloğlu hapishanede idam cezasına mahkum olan Nevzat Çelik'in "Şafak Türküsü" şiirini Ahmet Kaya'ya iletir. Ahmet Kaya, 1986'da piyasaya çıkan "Şafak Türküsü" albümü ile geniş kitlelerce tanınmasını sağlayan atılımını yapar. 1986 yıl sonuna doğru da "An Gelir" albümünü yayımlar. Albümde hemen tüm besteler kendisine aittir. Gülten Hayaloğlu ile evlendikten sonra kardeşi Yusuf Hayaloğlu ve şiirleriyle tanışır. Sözlerinin çoğunluğunun Yusuf Hayaloğlu'na ait olduğu "Yorgun Demokrat" isimli albümü 1987 yılında yayımlanır. 1988 yılında sadece iki şarkının söz yazarlığını Hayaloğlu'nun yaptığı ve diğer sözlerin tanınmış şairlerin şiirlerinden oluşan "Başkaldırıyorum" albümü yapılır. 1989 yılında "İyimser Bir Gül" albümünü yapar. 1990 Ekim ayında çeşitli şairlerin şiirlerinden oluşan "Sevgi Duvarı" isimli albümünü çıkartır. Gülten ve Ahmet çifti, stüdyo ve bir yapım firması açmaya karar verirler. GAK (Gülten Ahmet Kaya) ismini verdikleri bir müzik yapım firması ve aynı isimle bir de stüdyo kurarlar. Albüm çalışmalarına paralel olarak halk konserleri de yapar Ahmet Kaya. Gösterilen ilgi, katılım ve çoşkuya rağmen, ülkenin birçok yerinde 'sakıncalı' bir şarkıcıdır artık O. Dinleyicisiyle buluşamamak onu üzmektedir. Başı, zaman zaman derde girer, birçok yerde konser verememenin yanı sıra albümleri 'sakıncalı' bulunup kısmen de olsa toplatılır. Bu sürecin şarkılarına yansıması kaçınılmazdır. Yeni albümün adı 'Başım Belada'dır o yüzden. 1990 yılında Tatar Ramazan ve 1992 yılında Tatar Ramazan Sürgünde filmlerinin müziğini yaptı. 1994 yılında prodüksiyonu'nu Gülten Kaya ve Yusuf Hayaloğlu'nun yaptığı, Kanal D'de yayımlanan ve 13 hafta süren "Ahmet Abi'nin Vapuru" programını yapar. Ahmet Kaya'nın dünya üzerinde en çok merak ettiği ülkelerden biri Küba'dır. 1993 yılında eşi Gülten, kızları Melis ve bir grup arkadaşıyla Küba'ya, 1 Mayıs kutlamalarına giderler. Küba'da birçok sanatçıyla ve hükümet görevlisiyle tanışır Ahmet. Dönüşte Küba'nın ünlü Tropicana grubunun bir kısmını Türkiye'ye davet eder. Davet üzerine Türkiye'ye gelen Tropicana'dan dokuz kişilik bir ekibi kendi evinde de misafir eder Ahmet ve gelirinin tamamı Kübalı çocuklara kalmak üzere on altı konserlik bir turne yaparlar. Bu dönemde Ahmet Kaya, Bosnalı çocuklar için, Danimarkalı işçiler için yapılan konserlere katılır. Avrupa'nın hemen her ülkesinde çeşitli yardım konserleri verir. 1994 yılında Raks Müzik tarafından "Şarkılarım Dağlara" albümü basılan 2.800.000 bandrolle rekor kırmıştır. 14. müzik albümü olan bu albümde yer alan "Özgür Çağrı" isimli şarkıda geçen "Abin bir gün dağdan döner, sarılırsın yavrucağım" gibi sözler nedeniyle albümü toplatılır, konser vermesi yasaklanır. [the_ad id="100035111"] İlk dönem albümlerinde genel olarak bağlamaya ağrılık verdi. Pop, Türk Halk Müziği ve Arabesk kategorisine dahil edilemediği için müzikal türüne Devrimci Arabesk de denilmektedir. Fakat kendisi müzik tarzının Devrimci Arabesk veya protest olarak tanımlanmasına karşı çıkar. Sözlerini kendisinin yazdığı bestelerle beraber, Attila İlhan, Can Yücel, Nevzat Çelik, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Enver Gökçe, Ahmed Arif gibi tanınmış şairlerin şiirlerini de bestelemiştir. Genellikle şarkılarında toplumsal meseleler işlenir. Yirmi iki albümünden sadece Kervan diye bir kürtçe şarkısı vardır ve bir tane de kürtçe açılış vardır. Türkiye'de her söylediği söz ve şarkısı olay olan Ahmet Kaya hakkında birçok dava açıldı ve kendi deyimiyle emniyetler onun ikinci adresi oldu. Bu baskılara rağmen Kaya, kimliğini hiçbir zaman inkar etmedi ve mücadele etti. Birçok albümünün toplatılmasının ve konserlerinin iptal edilmesinin yanı sıra, 10 Şubat 1999'da Magazin Gazetecileri Derneği'nin Princess Otel kongre salonunda düzenlenen ödül töreninde yılın en iyi sanatçısı ödülünü aldı ve ödül konuşmasında: Ben bu ödül için İnsan Hakları Derneği'ne, Cumartesi Anneleri'ne, tüm basın emekçileri ve tüm Türkiye halkına teşekkür ediyorum. Bir de bir açıklamam var: Şu anda hazırladığım ve önümüzdeki günlerde yayımlayacağım albümde bir Kürtçe şarkı söyleyeceğim ve bu şarkıya bir klip çekeceğim. Aramızda bu klibi yayımlayacak yürekli televizyoncular olduğunu biliyorum, yayımlamazlarsa Türkiye halkıyla nasıl hesaplaşacaklarını bilmiyorum. dedi. Bunun sözleri üzerine davetliler tepki gösterip, küfür etmeye, çeşitli eşyalar fırlatmaya başladı. MGD görevlileri tarafından kongre salonundan, olağan üstü koşullarda dışarıya çıkartıldı. Bu olayın hemen sonrasında Ahmet Kaya'nın 1993 yılında Berlin'de Kürt İşadamları Derneği'nin düzenlediği bir gecede verdiği konsere ilişkin fotoğrafların Hürriyet gazetesinde yayınlanması üzerine "bölücü PKK örgütüne yardım ve yataklık yaptığı ve halkı ırk farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik ettiği" iddiasıyla hakkında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde toplam 10.5 yıl ağır hapis istemiyle iki ayrı dava açıldı. Haziran 1999'da Türkiye'den ayrıldı. Yargılamaların sonucunda toplam 3 yıl 9 ay ağır hapis cezasına çarptırıldı. ancak yurt dışında olduğu için hapse girmedi. Daha sonra bu görüntülerin düzmece olduğu belirlendi. Bu arada Ordu Valiliği Kaya'nın kasetlerinin kentte satılmasını ve bulundurulmasını yasakladı. 1999 yılında Münih'de PKK yanlıları tarafından düzenlendiği konserde ''Arabamı o şerefsizlerin memleketinde bıraktım'' dediğini iddia eden Hürriyet gazetesi haberi için hakkında DGM tarafından bir kez daha soruşturma başlatıldı. 9 Şubat 2000 yılında Zaman gazetesine yaptığı röportajda Ben "3 tane şerefsizin yüzünden ülkemde arabama bile binemedim." dedim diyerek yalanladı. Ahmet Kaya, 2000 yılında Hoşçakalın Gözüm isimli albümünün kayıtlarını yaparken, Paris'in Porte de Versailles semtindeki evinde bir gece kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Bu albümde Karwan isimli şarkıyı seslendirdi. [the_ad_placement id="icerik"] Paris'de kaldığı evde, 16 Kasım 2000 de sabah saat altıda ilaçlarını alırken kalp krizi geçirerek ölmüştür. Ahmet Kaya'nın kabri halen Paris'in Père Lachaise Mezarlığı'nda yer almaktadır. Ölümünden sonra, 2002 yılında Ahmet Kaya'nın şarkılarını 20 ünlü sanatçının söylediği "Dinle Sevgili Ülkem" isimli bir albümü yayımlandı. 4 Eylül 2007'de, Türkiye'de kendi ismine açılan tek yer olan, Ahmet Kaya Halk Evi Batman'da açıldı. Albümleri : 1984: Ya Rıza Şimdi 1985: Ağlama Bebeğim 1985: Acılara Tutunmak 1986: An Gelir 1986: Şafak Türküsü 1987: Yorgun Demokrat 1988: Başkaldırıyorum 1989: Resitaller-1 1989: İyimser Bir Gül 1990: Resitaller-2 1990: Sevgi Duvarı 1991: Başım Belada 1992: Dokunma Yanarsın 1993: Tedirgin 1994: Koçero (Selda Bağcan ile) 1994: Şarkılarım Dağlara 1995: Beni Bul 1996: Yıldızlar ve Yakamoz 1998: Dosta Düşmana Karşı 2001: Hoşçakalın Gözüm
    #100032595

    temptation
    Katılımcı

    Üzerine sünger çekilmiş sevdalarıma inat,
    Demli bir çay gibi geldin,
    Yorgun hayatımın ortasına.
    Bir hoşçakal zamanında.
    Ama olsun yinede,
    Bir parmaklık bal tadındaydın.
    Gönlümün kırık telinin,
    Bitmemiş bestesi gibi.
    Hikayelerini anlat bundan böyle,
    Yıldız saydığım gecelere.
    Tazece bir öpücük yolla,
    O zaman, ben de güleceğim.
    Derince bir nefes al,
    Şu içime sindiremediğim dünyadan.
    Gözlerinde demlensin zaman,ağırdan.
    Bu defa sevinçten olsun,
    Kahveden dökülen inciler.
    Usulca deyiver,
    Yıdızlı gökler merhaba.
    Gül dalı,martı çığlığı,
    Ve Akdeniz´in ılık mavi tuzu,
    Merhaba…

    Faruk TEKİN


    geceninkizi
    Katılımcı

    Sessiz sedasız gitmeleri seviyorsun sen.
    Ardına bakmadan…
    Hoşçakal demeden…
    Hiçbir zaman sevmedin vedaları bilirim.
    Hem
    Gerekte olmadı zaten.
    Hep dönüşlerdi gidişlerinin sonrası.
    Yolculuğun
    Bir sevdayla bir veda arası

    #100031212

    irfan
    Katılımcı

    Hoşçakal Canım

    hoşçakal canım…
    hep olduğun gibi…

    benim dağınık bir gazel gibi kalışım
    döndürmesin seni yolundan.
    gözbebeklerimin büyümesi
    istemsiz iç çekişlerim tutmasın kolundan.
    hoşçakal canım.,
    hep öyle kal…

    ses çıkarma…
    gizliden git..
    belki gitme derim.
    belki gözyaşı dökerim.
    ağlarım.
    biliyorsun uykum hafiftir.
    uyanırım.

    hoşçakal canım..
    görüyorum gidişini…
    hissediyorum.
    hoşçakal canım..
    ben uyanmadan git yalvarıyorum…..

    hoşça…kalma canım…..
    git……….

    İrfan Bakırcı


    safir
    Katılımcı

    Kendimi çok kötü hissediyorum bugünnn acayip bunalımdayım …
    ALLAHIM bana neler oluyorr.. kendine hakim olamaz hale geldim.zaman durduu gökyüzünde, içimdeki fırtına büyüyorr yorulmadım ama aslada yorulmayacağım….
    Yaşamak buysa eğer;sevmek böle bişeyse sonuna kadar varım ben bu sevgideee…
    Yüreğim kabarsada ,gözlerim ağlasada,içim yansada varım ben bu yolculukta…
    Son sigaram diyorum çünkü; sonun bi sonu yokkk kelimeler bile yetmiyor bazan anlatmaya herşeyiii.
    Gözlerin nerde anlatabilirlerdii belkiii beniiii..şimdi sensizim yada nefessizz..
    İçim daralıyorr..Sen hiç nefessiz kaldınmıı bebeğimm demek isterdim ama bebeğim yok artık dostum varrr!!
    SEN HİÇ NEFESSİZ KALDINMI DOSTUM?????…………………………………
    Yazamıyorum ,konuşamıyorum,anlatamıyorum, ölüyorum, sensizim çok özledimm dayanamıyorum!!!!!!!!!!!!!!

    Saçlarımı bırakıyorum lavabona, yatağına, yastığına… terinle yapışmış bir tanesi omzunla boynunun kesiştiği kıvrımda.

    Göz yaşlarımı bırakıyorum avucuna, göğsüne yattığımda tenine yağdırdığım göz yaşlarımı bırakıyorum sana. Nefesini, atışı varlığının en büyük kanıtı olan kalp sesini dinlerken, gidecek olmanın yaşını bırakıyorum tişörtüne. Buharlaşıp kuruyacak daha ben gitmeden! Taze anılar bırakıyorum sana. Kokusu beynimize kıvrılan yeni anılar. Ve güzel güneşli günler bırakıyorum ardımda. Mutluluğu yansıtmanın çok yakışacağı çakmak gözlerine…

    Bitmeye başlayalı çok olmadı. Görmüş, beğenmiş, sevişmiştik

    Kar ayaza kesiyor içim üşür
    Vur yüreği zalimce aşka düşür
    Meşk nerede sevdiğim sen söyle
    Az gelir yaşamak bana söyle

    Sonra acımasızca saldıran yalnızlığımıza karşı ittifak oluşturduk. Güçlenmeye ihtiyacımız vardı, ayakta kalmaya, yalnızlığa dayanabilmek için bir süre daha. Çıkıp geldim peşinden. Çağır istedim. Gel de istedim, dedin sende. Biteceğini, bitmesi gerektiğini biliyorduk. Hatta pek de gizli olmayan bir övünç duyuyorduk ezberletilmiş sevgilerin dışına taşabilmenin, biteceğini bilmenin yaralamasına izin vermeyişine. Sonsuzluk işaretinin kesişim noktasıydık biz sadece. Sen beni şimdiki zamana bağlıyordun. Geleceğin ne olacağı umurumuzda bile değildi. Ben hazırdım sonsuzluğun sonunda damarlarıma verilecek acıya.
    Şimdi yavaş yavaş geliyorum kendime. Dün gece verilmeye başlandı zehir damarlarıma. Acı eşiği aşıldığından sadece çenemi kasıyorum. Artık sıkı değil yumruklarım, direnmiyorum. Sonsuzluk bitiyor. Ayrılıp kesişim noktamızdan, hızla devineceğiz ters istikametlere.

    Yar yüreğinin deli bekçisiyim
    Sevdanın kapında nöbetteyim

    Her saat sesinde gitmelerin korkusu
    Her günün sonunda birikir yokluğunu tortusu

    Ben çelindim. Çalındım bir rüyanın, insanların sevgi kalıplarının birine itildim, birşey yapmamanın güçlüğünde. Tam kaybediyordum ki kendimi o ezberin içinde, tutup çıkardın beni, çektin yine… İnişe geçmeye henüz başlamış olan bir su kuşu gibiydim, sanki kırıldı kanadım ve çakıldım yere! Sonsuzluğun bitecek olduğunun gerçekliğine! Konuşamıyor, inliyordum ama duymuyordun beni, O an sessizliğimden korkuyordun! Bir rüyanın en güzel yerinde uyandırılmış gibi oldum. Bir rivayete göre insan beyninin kaldığı yerden devam edebilmesi için uyanınca iki soruya yanıt bulması gerekirmiş:Burası neresi ve saat kaç?& Sonsuzluğun sonunda ve sensizliğe üç kala buldum kendimi. Üstelik bunun beni bu denli sarsacağından senin de benim de haberimiz yoktu ve işte bu yüzden yaptığın suç değildi.

    Kar beyazı düşüyor saça
    Yar adını koyuver ölüm kaça
    Bir iptir bedeli çok deme sakın
    An gelir ödenir..

    Böyle olsun istemezdim. Kurallara sokamadığımız, sokmayı da denemediğimiz ilişkimize böyle bir sonu layık görmedim ama oldu bir kere. Belki bir gün yine bir şekilde, bir flaş patlaması kadar süren koca bir zaman diliminde yine geleceğiz göz göze. Ama şimdi gitmeliyim zira emir büyük yerden!

    Sana saçlarımı bırakıyorum, göz yaşlarımı bırakıyorum. Kapının üzerine,ilacını içmeyi unutma yazılı bir not, ayakkabılığa bir bardak su bırakıyorum. En derin yerinden kalbimin, en derin yerine kalbinin, sevgimi bırakıyorum! Öyle çok seviyorum ki seni, işte o yüzden gidiyorum!

    Dilimden düşmüyor kolaysa gel de al
    İçimden söküp aşkını
    Çektiysen kahrımı helal et hakkını
    ZORLU SEVDAM hoşçakal..

    …:::::HOSCAKAL:::::…


    Ogniela
    Katılımcı

    Gidiyorum buralardan yalınayak ve üzgün
    önümdeki uçurumlara aldırmadan
    varsın hayallerim kurduğum yerde kalsın
    o gerçekleşmeyen hayallerim.
    ardımda yaralı bir yürek
    kederli bir ömür
    ve yoksul anılar bırakarak
    çekip gidiyorum sevdiğim
    hoşçakal gönlümün nazlısı, bağrımın sızısı
    hoşçakal

    gidiyorum başım önümde, gözümde nem
    duramam artık ey aşk, ey sevdiğim
    hüzne ve kedere boğulduğum bu şehirde
    duramam
    hiç bir anı kabul etmiyor beni
    bedenim buz gibi soğuk
    yüreğim param parça keder
    kış kadar soğuk ellerim
    ardımda yoksul bir sevda
    ve bana ait ne varsa
    bırakıp gidiyorum sevdiğim
    hoşça kal anlımın yazısı, kaderimin küskünü
    hoşçakal

    bütün yaprakları dökülmüş
    dalları kırılmış bir ağaç gibi hıçkırarak
    ve bırakarak ardımdan sırtımı yasladığım
    çınar ağacını yaslı
    meçhule giden acılar yüklü bir gemide
    uğuldayan rüzgarlara sarıp sesimi
    şarkıların sustuğu, aşkların vurulduğu
    limanlara gidiyorum sevdiğim
    hoşça kal kırık sazım, sevdamın yaralı türküsü
    hoşçakal

    bir yıldız daha kaymadan gözlerimden
    yüreğimden bir arzu daha sönmeden
    gidiyorum ey aşk, ey sevdiğim
    bir daha yağmamalı bu ihanet yağmurları
    ağlamamalı bu yürek bir daha
    bir acıyı, başka bir acıyla sarıp
    alıp dağların ve yıldızların gölgesini
    yüzümde kış, bakışlarımda kar
    yorgun akan bir ırmak misali
    kimsesiz sokaklara bırakıp yanlızlığımı
    gidiyorum sevdiğim
    hoşça kal gecelerimin yıldızı, karlı dağların yalnız kızı
    hoşça kal

    bütün borçlarını ödedim bu sokakların, alacağımı aldım
    geri dönmez bir mevsimdeyim artık, duramam ey aşk
    bu şehre sığamam bu hüzünle
    yoksa acılar üşütür beni
    kar kavurur anılarımı
    donar bakışlarım
    üşürüm… üşürüm ey aşk

    sorma nereye, hangi dağın ardına?
    ne kadar uzağa varır yolum?
    kim yoldaş olur bana?
    dönüp gelir miyim yine bahar geldiğinde?
    çiçek açtığında mor dağlar
    sorma

    sazımdaki hüznü
    içimdeki sızıyı
    boynu bükük karanfilimi
    ve yüreğimin yangınını bırakıp rüzgarlara
    sırılsıklam yalnızlığımı alıp yanıma gidiyorum
    hoşça kal bağrımın ateşi, kalbimin ahı, mühür gözlü yar
    hoşçakal

    #100030998

    temptation
    Katılımcı

    bütün hüzünlere denk düşüyordu yokluğun
    sonbaharın düşmesi gibi yüreklerimize,sapsarı
    ıslanan bir mevsimin şarkılardaki inatçı tutunuşu gibi
    yüzün,bütün hüzünlerini andırıyordu eylülün

    ki ben en çok sen olmak istemiştim
    bir eylül akşamı zamansızca odalarına sinip
    orhan veli tadında ‘anlatamıyorum’ demek istemiştim
    ya da attila ilhan… ‘ben sana mecburum’

    şiir tadında bir aşk olmalıydı bu
    başka türlüsünü düşünemezdim
    kulaklarıma şarkılar fısıldanıyordu
    bir şiire tutunur gibi tutuluyordu ay son kez
    bir kadın,bir adama aşık oluyordu
    kelimelerin bir anda terk etmesi gibi cümlelerini
    ya da kaçması gibi kuşların bir şehirden diğerine
    eylülde sen,eylülde sen,eylülde sen
    aşk,bir sürgünün elindeki süngüydü gurbeti temsilen

    sonunda evden ayrılıyordum
    aşk sözcüklerinden arınmış yalın bir türkçeyle
    elveda der gibi eylülün tüm getirdiklerine
    hoşçakal iki gözüm,hoşçakal sen

    Mehmet Gökhan Damar

    #100030625

    geceninkizi
    Katılımcı

    Bir veda mevsimidir sonbahar
    Hüznü bundandır havasının.
    Yaprağın ağaca vedasıdır
    Ağlatan bulutları.
    Gidişler
    Sonbaharda daha bir dokunur kalanların içine.
    Bir hoşçakal çıkıverir ağızdan.
    Hançer olur.
    Saplanır yüreğin en yarası savılmaz yerine.
    Kanar…
    Acır…
    Yine kanar…
    O kan sevdaya karışır.
    Gözyaşı susar,
    Gökyüzü susar…
    Sonra yürek alışır.
    Umursamaz…
    Kabullenir.
    Çünkü,
    Aşk bir güldür,
    Ve…
    Güle kırmızı yakışır.

    #100030440

    Konu: NEFRETİM

    forumda NEFRETİM

    Bülent
    Katılımcı

    Bulutlar beyazdı
    Döndü karaya
    Tanrım yinemi
    Yağmur yağacak
    Çok hüzünlüyüm
    Bugün çok yalnız
    Fırtınamı kopacak ne
    Veda bile etmeden gittin
    Neydi aşkım bu kadar nefret ettiren
    Üzen seni ben mi
    İnanamıyorum
    Yine akşam olmakta
    Ufuklar sisli
    Ağlamakta gözlerim
    Sessiz bir feryat
    İsyan kalbimde
    Çekilir mi bu yalnızlık
    Görmekte mi yasak düşlerimde
    Sana da haram olsun hayat
    Beddualarım seninle
    Bu satırları karalıyorum
    Son anışım belki de
    Adını kalbimden siliyorum
    Sakın gücenip darılma
    Sevmek bu değil
    Aşk bu değil
    Birazcık merhamet
    İnsaf varsa yüreğinde
    Elveda deme sakın
    Ölüm kapımda belki de
    Hoşçakal diyemiyorum
    Cesaretim yok
    Aşkımda sendin nefretimde

    #100029973

    Konu: BİL/SEN

    forumda BİL/SEN

    Bülent
    Katılımcı

    Öldürdüğüm zamanlar içinde
    Yaşatabildiğim kadar varsın sen
    Sanma ki sustuğum kadar çoksun
    İçimde sakladığım çığlık kadarsın sen..

    Bilsen?

    Beklemenin sancısı düştü göz ucumdan
    Bir uçurumdan bıraktım günaha kendimi
    Kimsesiz vakitlerde ölümcül kavgaların
    Kan revan direncine yasladım sensizliğimi..

    Ay?ı tam yüreğinden vurdular
    Sürgüne yolladılar göğün mavisini
    Toprağın rahminde öfkeyi döllediler
    Susturdular doğmamış çocuk seslerini?

    Yazgısı kör kuytularda kurşuna dizilen
    Yosma bir kadın telaşında kıvrandı şehir
    Uzak iklimlerin yorgunuydu sevişmeler
    Efkarın dumanından düş/tü, sızlandı şiir?

    Karaya vuran dalgaların hüznünde insan
    Çakıl taşlarında sakladığı amansız sabır
    Gel-Git sorgularında sus, yüzünde isyan
    Kumlarda sessiz bir hoşçakalın izleri kalır…

    Gitmek, seni özlemekten ibaret zaman
    Teninde yorulduğum akşam zulası
    Küfürbaz öfkemde sessizce kanayan
    Yüreğime sapladığın kurşun yarası?.

    Çarmıha gerilen çocuk düşleri
    Sen kokan ellerimde saklı cinayet
    Gölgemi ısırırken köpek leşleri
    İçimde son nefesini veren masumiyet..

    Söyletme beni
    Sana öykündüğüm her akşamda
    Sabaha çıkmaz sancılar taşırım ben
    Kaç kez vururum kendimi bakışlarında
    Kaç kez yeniden doğarım bu aşkın küllerinden?

    Bil/sen??

    Uğur Deniz Ülkegül

    #100028581

    Aysun
    Katılımcı

    kolları kesiliyor
    takatten
    alt kattan sesler
    ve penceresinde kız çocuğu bir fesleğen kokusu
    inadından olacak
    evcil daralmaların
    kuş yüreğinin içinde bir kafes besler
    nefes almadan
    sadece vererek koşar
    boylu boyunca yaşamanın içine
    zira
    soyulunca anlaşılıyor asıl
    portakalın mucizesi
    hoşçakal tabiat
    sağol hatırlattığın için
    hoşçakal bilim
    elimde
    binlerce cevapsız kalmış ahize
    yüze kapatılmış yüzlerce telefon
    hoşçakal anlatıcı
    yerini bulamadım anavatanımın
    sesinin haritasında
    anlattığını anlayamadım beni affet
    doğduğum yer biraz sapa
    bilirsin
    iki kere hoşçakal der
    bütün romantikler
    hoşçakal anlatıcı
    hoşçakal!

    Yılmaz Erdoğan

    #100028243

    Konu: ELVEDA…

    forumda ELVEDA…

    Bülent
    Katılımcı

    ‘Her gidişin bir dönüşü vardır. Ben bu sefer tek gidişi seçiyorum.
    Bekleme hiç, dönmeyeceğim…
    Biliyorum çok zor olacak, ama zorlar da başarılmak için yaratılmıştır.
    Hep kolayı seçmek, bir şeylerin ardına sığınmak, gerçekleri gizleyip hayallerde yaşamak…
    Göz yaşlarını gülüşlerin ardına gizlemek…
    İşte bunlar kolay olanlar.
    Hayatla yüzleşmenin tam zamanı.
    Gidiyorsam eğer sonuna kadar sürmeli bu yol’ demiştin…

    Ve yüzün yola dönük, bense ardında kalmıştım.
    Senden duyduğum son söz ‘hoşçakal’ hala kulaklarımda uğulduyor…
    Attığın her adımda biraz daha uzaklaşırken senden, yüreğimden bir şeyler kopup gidiyor…

    Biliyorum ardına bakmayacaksın.
    Bense ‘dur gitme’ demeyeceğim…
    Zor olan hangisi?
    Senin son kez bakabilme ihtimalin mi?
    Yoksa benim ‘gitme’ diye haykırabilmem mi?
    Derken ben, işte gittin ve ben bittim…
    Gurur:1 Aşk:0

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 30) görüntüleniyor