You cannot copy content of this page

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 28) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları
  • #100034638

    Ayser
    Katılımcı

    Anladım ki, senden insan olamaz,
    Kudurmuş nefsini etmeden talim.
    Arayan yanında beni bulamaz,
    Bir kere bulundum ortada hâlim?

    Sunduğunu helâl yemek isterdim,
    Yalnız cürmüm kadar emek isterdim,
    Kalkarak ?efendim? demek isterdim,
    Adını dünyaya yazdırdın zalim?

    Uğraşıp çözerim atarsın düğüm,
    Belli değil ağladığım güldüğüm,
    Yaşayışım gizli gizli öldüğüm,
    Bu sıralar böyle benim âhvâlim?

    Aklımı binlerce soru kurcalar,
    Birini yöneltsem susar bocalar,
    Huzurunda boyun eğer hocalar,
    Meşrepsiz kendini sanıyor âlim?

    Ayser ÖZBAKIR

    #100034415

    Konu: MAVİ GÜL

    forumda MAVİ GÜL

    Hayat
    Katılımcı

    Benim tanıdığım benim sevdiğim
    Gözlerinin içi gülen bir kızdı
    Yıllar sonra gördüğüm hayat yorgunu
    Yaralı bir kadındı yapayalnızdı
    Yıllar sonra gördüğüm bin defa pişman
    Ezik bir mavi güldü yapayalnızdı

    Söyle gülüm ne olur söyle
    Yıllar sonra ne yaptı böyle
    Mavi gülüm ne olur söyle
    Hayak sana ne yaptı böyle
    Söyle kimler getirdi seni bu hale

    Özlemleri yarım düşleri kırık
    Yenilmiş kaybetmiş acılar tanık
    o güzel gözlerinin ateşi sönmüş
    Mutluluğa uzaktan bakıyor artık
    Ah o güzel gözlerin güneşi batmış
    Mutluluğa uzaktan bakıyor artık

    Söyle gülüm ne olur söyel
    Yıllar sonra ne yaptı böyle
    Mavi gülüm ne olur söyle
    Hayak sana ne yaptı böyle
    Söyle kimler getirdi seni bu hale
    Söyle söyle mavi gül kanıyor musun
    Yaşanmamış yıllara yanıyor musun…


    Hayat
    Katılımcı

    Ben seni kocaman bi yürekle sevdim Gözlerim değil, yüreğimdi seni gören Sen damarlarımdaki kana karışıp, geldin oturdun zaten Sen, benim en değerli yerimde, yüreğimdi olmalıydın, orada kalmalıydın

    Çok aşka ev sahipliği yapan bu yürek, ilk kez bu kadar kolay kabullendi seni Herhangi bir konuk değildin artık Bu yüzden ne ağırlama faslı vardı, ne de uğurlama O yüreğin gerçek sahibiydin

    Şimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya Ben dört mevsim baharı yaşadım seninle Çiçek çiçek açtın yüreğimde Gökkuşağı zayıf kaldı, senin renklerin karşısında Taze bir yaparak gibi yeşildin Açelyaydın pembeliğinle Üzerine çiğ taneleri düşmüş sarı güldün Kırmızıydın bir ateş gibi Ve maviydin En çok bu renkle anmayı sevdim seni Denize tutkundum, denizi sensiz, seni denizsiz düşünemedim

    Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da Kendime bile dar gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık En kızgın, en tahammülsüz olduğum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana İçimdeki sevinç yüzüme yansıdı, güldüm Beni böylesine güldüren senin sevgindi ve ben kaygısız, içten gülüşün ne demek olduğunu, nasıl güzel bir şey olduğunu anladım seninle

    Her şeye rağmen sevdim seni Güçlüydüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk yoktu Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim Sen elimden tuttuğunda, patlama hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi Menzil sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok edebilirdim Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim, kül ederdim Sana ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm Ve o göle bir tek sen girebilirdin

    Sevdim ve hayrandım da Her halin çekti beni Duruşunu, uyumanı, gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını, saflığını, kurnazlığını, çocukluğunu, olgunluğunu sevdim Sesini de sevdim suskunluğunu da Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, korkularını sevdim Seni ve o doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çoğu zaman Sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni yeterince tarif edecek kadar derin olmadı

    Seni severken yorumlamadım Çünkü sen yaşam kaynağıydın Her gün yenilendim Seninle çoğaldım, büyüdüm Eksik kalan neyim varsa tamamladın Ölmeyecektim çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin…

    Sevdim işte ötesi yok


    Hayat
    Katılımcı

    Gözlerim değil, yüreğimdi seni gören
    Sen damarlarımdaki kana karışıp, geldin oturdun zaten
    Sen, benim en değerli yerimde,
    yüreğimdi olmalıydın, orada kalmalıydın
    Şimdi Oradasın ve Hepte Orada Kalacaksın
    Çok aşka ev sahipliği yapan bu yürek,
    ilk kez bu kadar kolay kabullendi seni
    Herhangi bir konuk değildin artık
    Bu yüzden ne ağırlama faslı vardı, ne de uğurlama
    Artık o yüreğin gerçek sahibiydin
    Şimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya
    Ben dört mevsim baharı yaşıyorum seninle
    Çiçek çiçek açıyorsun yüreğimde
    Gökkuşağı zayıf kalıyor, senin renklerin karşısında
    Taze bir yaparak gibi yeşilsin Açelyasın pembeliğinle
    Üzerine çiğ taneleri düşmüş sarı gülümsün
    Kırmızısın, ateşlerin kraliçesi, tende yanan alev gibi
    Ve tabi ki sonsuzluk kadar masmavi
    En çok bu renklerle anmayı seviyorum seni
    Denize tutkuluyum;
    denizi sensiz, seni denizsiz düşünemiyorum
    Seni severken dünyayı da seviyorum ben,
    Hatta insanları da
    Kendime bile dar gelirken,
    içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiyim artık
    En kızgın, en tahammülsüz olduğum anlarda bile,
    seni düşünmek yetiyor bana
    İçimdeki sevinç yüzüme yansıyor, gülüyorum
    Beni böylesine güldüren senin sevgin
    ve ben hasrete rağmen, içten gülüşün ne demek olduğunu,
    nasıl güzel bir şey olduğunu anlıyorum seninle
    Her şeye rağmen seviyorum seni
    Güçlüyüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk yok seninle
    Senin için Bizim için
    Koca bir kente, koca bir ülkeye bile kafa tutabilirim
    Sana Dokunduğumu hayal ettiğim de bile,
    patlama hazır bir volkan gibiyim
    Menzil sensin
    ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok edebilirim
    Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritip, kül edebilirim
    Sana ulaştığımda ise bir Ceylinin su içmesi gibi kanacağın
    Ve sadece senin girebileceğin
    Masmavi gözlerin gibi sakin bir göle dönüşeceğim, biliyorum
    Sadece Sevmiyorum sana hayranım da
    Her halin öylesine deli çekiyor ki beni
    Duruşunu, uyumanı, gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını,

    saflığını, tatlı kurnazlığını,

    çocukluğunu, olgunluğunu seviyorum

    Sesini de seviyorum suskunluğunu da

    Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, korkularını seviyorum

    Seni ve o doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamıyorum

    Sığmıyorsun cümlelere

    ve hiçbir cümle seni yeterince tarif edecek kadar derin olamıyor

    Seni severken yorulmuyorum Çünkü sen yaşam kaynağımsın

    Her gün yeniliyorsun beni Seninle çoğalıp, büyüyorum

    Eksik kalan neyim varsa sen tamamlıyorsun

    Ben Sen Gelmeden Ölmeyeceğim

    Ölmeyeceğim

    Yüreği Yüreğimde

    Dokunulmamış Teni ile Tenimde Helalim

    Çünkü sen ölmezliğin ta kendisisin

    Gel Hadi Bekliyorum, Seni Deliler Gibi İstiyorum

    Ötesi Yok İşte Ceylan Yüreklim

    Seni Çok Seviyorum…


    Serkan
    Katılımcı

    Üniversiteyi kazandığımda tek hedefim derslerime çalışıp okulu bitirmekti. Bir çok erkek üniversiteyi özgürlük olarak görür, kızlar uzun geceler. Evde iki arkadaş kalıyorduk: Tuna ve ben…
    Ev arkadaşım her akşam, ?Şu kızla tanıştım, bu bana baktı, o benden hoşlanıyor galiba,? diyordu; sırtına bir çift kanat takarak anlatıyordu bunları bana. Bense bu duruma anlam veremiyordum; bir insanla neden yetinmiyordu, özgürlük bumuydu, hayır hayır bu olsa olsa bencillik olurdu. Bense, hayatıma bir sevgili girmeyecek, okul sürecinde bana dost gerek diyordum. Bunu söylerken ben de inanmıyordum insanın kaçtıkları en çok yaşamak istedikleridir?
    Esra sınıfın maskotuydu. Kantinde otururken, ?Sana çok güzel bir kız ayarlayacağım,? dedi. Şaşırmıştım, ?Kim?? diye sormayı çok isterdim ama sormadım, soramadım, çünkü hemen kim olduğunu söyledi. ?Ahsen,? dedi, şaşırmıştım; okulun en çok beğenilen kızıydı Ahsen. Gözlüklerimi çıkartıp Esra?nın gözlerine baktım, hayır demek çok zordu ama ben bir sevgili yani yeni bir bela istemiyordum. Yutkunarak, ?Ben sevgili değil dost arıyorum,? dedim. Esra şaşırmıştı. Ahsen kantinden içeri girdi, gözlerine bakamadım bile; çok güzeldi, bütün gözler Ahsen?in üzerindeydi. Esra, Ahsen?in yanına oturmuştu; bana bakarak konuşuyorlardı. Esra yanıma gelerek, ?Ahsen seninle tanışmak istiyor,? dedi. Şaşırmıştım, neden benimle tanışsın ki bu kadar yakışıklı erkeğin içinde neden ben? ?Ne söyledin Esra, yanlış bir şey söylemedin değil mi?? diye sordum. ?Hayır,? dedi; ?yalnızca senin söylediğini söyledim. Ben sevgili değil dost arıyorum dediğini. O da bu zamanda böyle erkekler var mı diye sordu.?
    Masadan kalkıp Ahsen?in masasına oturduk. Esra bizi tanıştırdıktan sonra ilk an konuşmakta ikimiz de zorlandık, bizi susturan neydi bilmiyorum. Yine görüşmek üzere telefon numaralarımızı birbirimize verdik. Ahsen yanımdan ayrıldı, kantinde bütün gözler üstümdeydi, bu bakışlara anlam veremiyordum ama tuhaf biçimde mutlu da olmuştum.
    Anahtarı kapıya taktığımda Tuna?yı rahatsız etmemek için zile basmayı tercih ettim, sürekli kız arkadaşları sürekli eve geliyordu. Tuna, havluyu beline sarmış, yüzünde anlamsız bir mutlulukla, ?Oğlum içerde mükemmel bir kız var, sen bizi biraz yalnız bıraksan,? dedi. İçeri girmeden sokağa çıktım. Ders çalışmam gerekiyordu; evimize Kordon çok yakındı. O kısa aralıkta Ahsen?i düşünerek yere oturdum, balıkçı teknelerini izledim. ?Aaa selam, ne yapıyorsun burada?? dedi, Ahsen. Çok şaşırmıştım çok da mutlu olmuştum. ?Oturuyorum, ya sen?? diyebildim. ?Ben de biraz evdeki gürültüden kaçtım, ev arkadaşlarımın memleketinden arkadaşları gelmiş, ev çok kalabalık ben de bu gece bir arkadaşta kalmaya karar verdim,? dedi. Uzun bir süre bir çok konudan konuştuk; siyaset, öğrenci sıkıntıları, eski aşklar…
    ?Ben artık gideyim,? dedi. ?İstersen bizim evde fazladan bir yatak var bizde kalabilirsin,? dedim. ?Yok ya ben sizi rahatsız etmeyim,? dedi. ?Yok canım ne rahatsızlığı?? dedim. İçinde birçok bilinmez olmasına karşın bu teklifi kabul etti. Eve geldik, Tuna beni okulun en güzel kızıyla görünce şaşırdı. Ahsen, salondaki yırtık koltuğa oturdu; ben de çay demlemek için mutfağa girdim, arkamdan Tuna geldi. ?Seni kurt,? dedi. ?durdun durdun turnayı gözünden vurdun. ?Yok be Tuna, sadece arkadaşız,? dedim. ?Ne yani sen bu kızı eve getirdin ve sadece arkadaşız diyorsun; oğlum bu kızın yanına yaklaşmak çok zor, ama sen eve getirdin,? diyerek üsteledi. Meraktan çıldırdığını biliyordum. ?Tuna biz arkadaşız. Esra tanıştırdı bizi bugün kantinde,? dedim; inanmadığını belli eden gözlerle beni bir süre süzdükten sonra sustu.
    Çayı Ahsen?e götürdükten sonra kütüphaneme baktı, kitaplarımı karıştırdı, ?Okumayı seviyorsun galiba,? dedi. ?Evet okuyunca ya da yazınca rahatlıyorum. Hayal kuruyorum, aşk böyle daha güzel, insana acı vermiyor,? dedim. ?Acı çekmekten korkuyor musun?? diye sordu. ?Hayır ama bana o acıyı verecek insan bunu hak etmeli,? dedim. Ahsen?in yatağını hazırladıktan sonra lavaboyu gösterdim. ?İyi olur, bugün çok yoruldum,? dedi. En güzel tişörtümü üstüne parfüm sıkarak verdim, iyi geceler diledikten sonra odama girip yattım.
    Sabah kalktığımda küçük bir not bırakıp evden çıkmış, teşekkür etmiş. Daha adımı bile bilmediğini yazmış.
    Ahsen?le sık sık buluşup konuşuyorduk artık. Okuldakiler aramızda dostluğa inanmaya başlamışlardı; her yere birlikte gidiyorduk; sinemaya; tiyatroya; konserlere… Çok eğleniyorduk, yüzümüzdeki gülücükler artıyordu. Tek bir sorun vardı, bu korkak çocuk Ahsen?e âşık olmuştu. Ne yapacağımı bilmiyordum, geceleri gözüme uyku girmiyordu, küçük bahaneler üretip arayarak sesini duyuyor, yeniden hayal kuruyordum. Tuna?ya anlattım duygularımı, ?Oğlum sakın söyleme arkadaşlığınız da bitebilir,? dedi. Biliyorum ama bir yol buldum galiba. Odama girdim birlikte çektirdiğimiz fotoğraflara baktım, saatlerce şarkılar söyledim, ağladım, güldüm.
    Sabah uyandığımda bir buket çiçek alıp Ahsen?in kapısının zilini çaldım; yağmur yağıyordu. Kapıyı Ahsen açtı; çiçekleri uzattım, şaşırdı; ?Dur sakın bir şey söyleme, sana söylemek istediğim bir şeyler var,? dedim. Heyecandan dizlerim titriyordu; kekeleyerek boğazıma dizilen sözleri çıkarmaya uğraşıyordum. Sustu. ?Ahsen biliyorum bunları benden duymak seni hayal kırıklığına uğratabilir ama ben artık bu duyguları seninle paylaşmak istiyorum. Ben sana âşık oldum, eğer sen de istersen,? diyebildim. Yüzündeki ifadeden bu yaklaşımıma tepki duyduğunu anlamam zor olmadı. ?Bak gördün mü senin de artık öteki erkeklerden farkın kalmadı,? dedi. O an elimdeki çiçekler yere düştü. ?Ahsen, bugün bir nisan,? dedim. Daha çok kızdı, ?Şimdi gözümden daha da düşütün,? dedi. ?Yalan söylüyorsun, gözlerinden anlıyorum, iyi bir plan ama aramızdaki arkadaşlığı bitirdi Deniz.? Kapıyı yüzüme kapattı; onun da benden hoşlandığını biliyordum. Yağmurda yürüdüm bir süre. Birkaç ay hiç konuşmadık, aynı ortamda bulunmadık. Hiç kimseyle bu konuda tek söz etmiyordum. Ama hiç umudumu kesmedim, mutlaka bir gün bir yerde yeniden…
    Dört ay sonra eve girdiğimde Tunay?la Ahsen?i oturup konuşurlarken gördüm; ?Affedersiniz rahatsız ettim,? deyip odama giriyordum ki Tuna bağırdı, ?Oğlum benim için gelmedi senin için geldi,? dedi. Yanına gittim; Tuna bizi yalnız bıraktı; okul bitiyordu, son günlerdeydik artık; iyi ama neden bu kadar beklemişti? Yanına oturdum, boynuma sarıldı, ağlayarak, ?Biz hatayı nerde yaptık biliyor musun?? dedi. Bana sarıldığında içim ürpermişti, sıkıca sarıldım, kokusunu özlemiştim. ?Hayır bilmiyorum,? dedim. Bir nisanda hiç ayrılmamalıydık,? dedi. ?Artık geç kaldık ama içimde kalmasın sana ilk günden beri âşıktım,? dedi. ?Ama okul bitti sen başka kentlere, başka aşklara, ben başka bir kente… Ama seni asla unutmayacağım,? dedi.
    Bu aşk böyle başlamadan bitmişti. Yedi yıl sonra bir nisanda telefonum çaldı, telefondaki ses ?Beni tanıdın mı?? diyordu. Sesi uzaklarda geliyordu, sanırım ağlamıştı, burnunu çekiyordu, yorgun bir sesti. ?Düşün istersen,? dedi; ?ben bir sigara alayım…? O an anladım Ahsen olduğunu. ?Parlament mi?? dedim. ?Unutmamışsın,? dedi. Uzun uzun konuştuk; yaptığımız o hatadan söz ettik. ?Deniz bir ay sonra evleniyorum, şu an Ankara?dayım, burada öğretmenlik yapıyorum. Telefonu 118 den buldum; gel de her şeyi bırakıp sana geleyim,? dedi. Yeni boşanmıştım, kafam çok karışıktı, yine yanlış zamandı. Yıllardır kafamdan atamadığım kadın olmadık zamanda karşıma çıkmıştı yine; ama bu kez son şanstı bu. Dudaklarımın arasından çıkan söz göz yaşlarım kadar gerçekti, ?Gelirim,? dedim.
    Aşk bir gün mutlaka buluyor bizi, kimse aşktan kaçamıyor?


    Serkan
    Katılımcı

    Barut kokan bir sokakta ilerliyordum, ayaklarım yerden kesilircesine yürüyordum. Soğuk bir rüzgâr esiyordu ve uğulduyordu kulaklarım.
    Bu karabasanla uyandım o sabah aynadaki yüzüm eskimişti biraz, daha yabancılaşmıştım kendime, bir kurt gibi açtım unuttuğum her şeye. Duyumsuyorum, evcil bir yalnızlık geliyor göçebe kentlerde bıraktığım. Sevgilim, çiçeklerim soldu; odam dağınık sen de gidiyorsun uzak kentlere. Ben alevden oyuncaklarla oynayacağım, karabasanlar bölecek uykularımı ve dudağımda fazlaca uçuk olacak biliyorum…
    Nasıl da eskiyor aşklar. Heyecanla, “Seni seviyorum,” dediğimiz anlardaki çocuk sevinçlerimiz yeniliyor yaşama. Paslı bir bıçak kesiyor dilimizi, kanımızla besleniyoruz yarasını yalayan bir hayvan gibi. Yalandır yalnızlığın güzelliği, kim uydurmuş bilmiyorum.
    Bir ceset taşıyorum sırtımda, ormanda bir yer arıyorum. Kurtlardan saklamalıyım onu, yorgunum her zamankinden çok; gökyüzünü rahatça görebileceği bir yere gömüyorum ve yanında uyuyorum. Uyuyorum, uyuyorum çok uzun uyuyorum.
    Bir cinayet işlemek istiyorum, kusursuz bir cinayet. Önce hazırlıklarımı yapıyorum, bira şişesi yapışıyor dudağıma, sonra tabancamı temizliyorum, eldivenlerimi takıyorum. Bana gerekli olan bir canlı bu, bir insan olmalı, hayvanlara kıyamam kan tutar beni. Bir uyuşturucu satıcısı ya da bir pezevenk bulmalıyım, silahı göğsüne dayayıp arabaya bindirmeliyim. İtlerin ve tel örgülerin olduğu tenha bir sokakta kafasına sıkmalıyım. Hayır hayır daha yavaş bir ölüm olmalı, izlediğim korku filmlerinde böyle olmuyor. Testere, balta, bıçak, bak işte unuttum bunları diyorum kendime. Ben o korku filmindeki kötü adamım bu gece, karanlık ve kan kokan. O filmlerde hep iyiler kazanıyor, bu gece kötüler kazanmalı, ben kazanmalıyım. İçimdeki kana susamış canavarı doyuracağım. Gözlerine bakıyorum bana hap satarken silahımı göğsüne dayayıp arabaya bindirdiğim ibne. Ter içinde yalvarıyor. Kafasına bir mermi sıkıyorum, yere düşüyor kan sıçrıyor yüzüme, bir insandan akan kan gibi değil bu, kirli. Bok çukuruna atıyorum, sonra üzerine işiyorum evime gedip bir sigara içiyorum.
    Sevgilim sen gidersen cinayetler işlerim, resim yaparım şarkı söylerim.
    Barut kokan bir sokakta ilerliyorum, ayaklarım yerden kesilircesine yürüyorum. Soğuk bir rüzgâr esiyor ve uğulduyor kulaklarım, sen bana otobüste el sallarken…


    Hazini
    Katılımcı

    15.03.2011

    İlk mektebimden Hatıra

    İlk mektebimde bir hatıram, rüya gibi gözlerimden süzülüp kalacak.
    Şiir gibi anlatılıp silsileli olarak takdim edilecek
    Çok vakit alsa bile İnşallah bir gün huzurunuza sunulacak.
    Mısraları, sözleri fazlaca sıkıntıları tamir edecek
    Karanlıkta kalmış hatıralarımdan azıcık bir yer tutacak
    A harfiyle başlayıp Z harfiyle sona erecek
    Tüm anlatımlarda öyle hazin anlar taşıyacak ki
    Doğrultusunda okuyanı hayran bırakacak
    Ağlatılar ve güldürülerle dolacak.
    İnsanlar ya garip bulacak ya da hoşlarına gidecek.
    Hadiseler devşirilip didik didik edilecek.

    İlk adım ana mektebi son adım ise iş hayatında son bulacak.
    Ana mektebinde hayat, düzmece gibi sanılacak.
    Kıssasını anlatsak herhalde fena olmayacak.
    Eften püften giriş katlı eski bir mekândı.

    Penceresi ufaktı ve yere değmişti.
    Demir parmaklıklarından kaçmak düşünülemezdi.
    İçinde yaslanacak minder ve oturacak hasırlar vardı
    Sıralar uzundu ve üstünde oturacak tahta eksikti
    Ayaklar sürekli sızlanıp uyuşurdu
    Kalem, defter, kalemtıraş, silgiden başka edevat yoktu.
    Ne duvar tahtası ne de oyuncak vardı
    Bir tek teneffüs alanı genişçeydi
    Oda gündüz olduğu halde biraz karanlıktı
    Mahpusa benzer üç dört odası ya vardı ya da yoktu
    Her odası on beş metre kareyi geçmezdi.
    Yirmi çocuktan fazla zaten istiabı almazdı
    Kırk çocuktan fazlaydık ve bu rakamlar yerinde durmazdı
    Havasızlıktan boğulurduk ama dışarıda hava serindi.
    Güneş bizden uzak dururken yaklaşınca çarçabuk ilerlerdi
    Kapılar kapanınca çıkmaya izin verilmezdi.
    Gardiyana benzer bir iki hocamız vardı
    Biri erkekti diğeri galiba kadındı
    Aklımda kalanı kadın olandı

    Yaşı orta yaşlı, yaşından on yaş büyük göstermişti
    Yüz kırışıklıkları oluk ama birbirlerine değmemişti
    Bazıları ince diğerleri birazcık kalındı
    Gözleri galiba siyah, kahverengiyle karıştırılırdı.
    Elinde asasını sallar ve sözleri de gıcık ederdi
    Bu manzara aklımdan hiç çıkmazdı
    Asası elinde sakız gibi yapışmış bırakmayı hiç düşünmezdi
    Zaman zaman kayıp eder, bulana kadar alt üst ederdi
    Bulunca bacaklarına hafifçe vurur, avuçlarını da unutmazdı
    Dişlerini bastırıp sinirliliğini gizleyemezdi
    Bu manzara aklımdan hiç çıkmamıştı.
    O anda dili tutulur hep hımhım ederdi
    Arkasından hıçkırıklar gelirse zar zor geçerdi.
    Çocuklar onu görüp korkudan susmayı seçerdi
    Yoksa bağırmaları birkaç duvar aşardı
    Asanın uzunluğu elli santim ya vardı ya da yoktu.
    Eni de beş santim ya yoktu ya da vardı
    Hocanın yüz asıklığından insanın içi ürperirdi
    Çok bakılınca hayaller dizilirdi
    Kaşları birleşik gözleri küçüktü
    Aç isen iştah kaçar yüzler ekşirdi
    Belki dul kalmış belki de hiç evlenmemişti.
    Dul kalmış olması daha büyük olasılıktı

    Yaşım küçüktü böyle şeylerin izahını aklıma getirmezdim
    İşinden zevk almayıp mecburiyetten yaptığını anlamıştım.
    Ona merhaba demeden insan geçip hızlanırdı
    İnsan ona acıyıp selam verip yerine çarçabuk geçerdi
    Hele sopayı sallarsa sükûnet iyice sağlanırdı
    İğne yere atılınca kulaklar onu rahat duyardı.
    Azıcık asayı bırakınca gürültüden insan kaçardı
    Azıcık bir patırtıyı duyarsa asayı birden bedene indirirdi
    Bu manzara zihnimden hiç silinmemişti
    Gülmeyi erken yaşta unutmuş, intikamı bize gelmişti.
    Ağlatırdı, ama güldürmeyi asla beceremezdi
    Zalim mi desek yoksa yetiştirilişi mi böyleydi
    Ne okula gitmiş ne de okuma yazarlığı vardı
    Belki babası kabahatli belki de annesi ifritti.

    Teneffüste yiyecek çeşitleri o kadar az ki
    Şekerlemeden başka bulundurmak sanki yasaktı
    harçlıklarımızın hepsini onlara harcardık.
    Ne baba anaokuluna gelir ne de anne nasıl geçtiğini sorardı.
    Böylece anaokulu hatıraları aklımda böyle kalmıştı.
    ——————————————————


    neizm
    Katılımcı

    Bütün gemileri yaktım.
    Birbirimize ulaşan
    Ne kadar köprü varsa
    Hepsini yıktım…
    Ölümden bile güçlü dediğim aşkım
    Beni bıraktı sahilde /kumlar üstüne..
    Balıklar bile güldü halime
    Senin yüzünden..
    Anla işte
    Benden hiç bir şey kalmadı geriye…

    Martılar baka kaldı.
    Düşe kalka anılar içinde süründüğüme.
    Yine de
    Sen bakma böyle göründüğüme..
    İzmir’in imbat rüzgarları yüzüme vurduğunda
    Kendime gelirim sonunda…
    Yine bulurum kendimi Bornova sokaklarında
    Yine yalnız..
    Yine sensiz.

    Doğru da olsa..
    Yanlış da olsa.
    Madem gittin..
    Benim için sen bittin.
    Şiirlerim bitmese de
    Kahır yüklü düşüncelerim de bitti..
    Hüzün dolu gecelerim de…

    Öyle her gece
    Apansız gözlerimin önüne gelemezsin artık.
    Bütün ışıklarını yaktım yürek odalarımın.
    Gözlerimden kaçamazsın köşe bucak..
    Sen duymadın..
    Bu yüzden bilmezsin
    Gönlüme söyledim
    Seni benden hep uzak tutacak.
    Her zaman benden uzak kalcaksın

    Hele bir gelmeye çalış..
    Hele çat kapı girmeyi dene kalbime..
    Göreceksin:
    Benden hiç bir şey kalmadı geriye…

    En iyisi
    Bensiz olmaya şimdiden alış..
    Beni sorma…
    Bağrıma taş basacağım.
    Kendimi yeniden tanıyacağım /karış karış..
    Maziden kalan ne varsa.
    Hepsini kesip
    Darağacında asacağım.
    Benden başka
    Kimseler bilmeyecek.
    Kimseler görmeyecek…

    Sen gittikten sonra
    Anılarımızın hepsini
    Dalgalara bıraktım
    İçim yana yana…
    Kendimi kapattım sana
    Suskunluğum bu yüzdendir
    Anlasana…
    Gör işte..
    Benden hiç bir şey kalmadı geriye

    Unuttun mu
    Yanımda olduğun zaman
    Her günüm bahardı…
    Gözlerim masum
    Bebek gülüşleri kadardı.
    Gözlerim papatyalara benzerdi /öyle derdin..
    Her gülüşümde
    Başka bir kır çiçeği açardı /öyle derdin..
    Köşe bucak kaçmazdım
    Köpekler yalnızlığımdan.
    Dilimden hiç düşürmezdim adını /unuttun mu?
    Dedim ya
    Ölümden bile güçlüydü aşkım
    Bu yüzden bütün hüzünleracılar
    Korkar kaçardı…
    Oysa şimdi
    Benden hiç bir şey kalmadı geriye…

    Körü körüne
    Yürekler acısı bırakıp gittin
    Gerçek olan bu..

    Duydum ki
    Beni perperişan ettikten sonra..
    Sus pus olmuşsun.
    Kilitler vurmuşsun dudaklarına.
    Denizlere atmışsın anahtarlarını !
    Kendini onulmaz yaralar içinde bulmuşsun..
    Bin pişman olmuşsun /sözde
    Çok geç..
    Dönsen de
    Benden hiç bir şey kalmadı geriye…

    Bu gidiş
    Nedenini bilmediğim
    Bir gidişti.
    Bu gidiş
    Eşi benzeri olmayan bir gidişti..
    Sonunda yapacağını yaptın işte..
    Beni yalnız
    Beni öksüz
    Beni sensiz bıraktın.
    Benden hiç bir şey kalmadı geriye

    Bir gün apansız
    Martıların kanatlarına konup
    Denizin dalgalarında
    Geri dönülmez yollara
    Uzaklara..
    Çok uzaklara gittin…

    Sahi
    İçin hiç mi sızlamadı mı?
    Hiç mi değerim yoktu sende?
    Ne çok çay bahçelerinde çaylar
    Kahveler içtik seninle..
    Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı var derler…
    Ben vaz geçtim kırk yıldan kırk günden
    Kırk dakika da hatırım yok muydu?
    Kırk dakika bile düşünmedin mi?
    Hiç mi geçmedi içinden
    Hiç mi gelmedi aklına
    Vazgeçmek ?

    Olanlar oldu artık..
    Gidene dön demenin hiç bir anlamı yok.

    Bundan sonra
    Bana sakın gelme..
    Aklının ucundan bile geçirme..
    Gelip de
    Kabuklaşmaya başlayan
    Yaramı deşme artık !!!
    Usandım yıldım..
    Yoruldum artık
    Benden hiç bir şey kalmadı geriye….

    Sen gittin /ben bittim.
    Sen gittin
    Hem bana /hem sana
    Yazık ettin..yazık ettin.

    Seni bilmem amma..
    Benden hiç bir şey kalmadı geriye…

    Necdet GÖKNİL


    neizm
    Katılımcı

    Ben
    Kimseyi böyle çıldırasıya sevmedim.
    Zorla değil ya,
    Sevemedim işte..
    Kimseler yer etmedi içimde..
    Senin,
    Her yanımı..
    Sarıp sarmaladığın kadar.
    Kan yerine
    Senin damarlarımda dolaşıp,
    İliklerime işlediğin kadar…

    Ben
    Bir tek seni.
    Bugün..
    Yarın..
    Ve daima
    Hep seni seveceğim.

    Kalbinde ben kaldıkça
    Ve yaşadıkça..
    Adının her harfine..
    Kirpiğinin,
    Saçının her teline..
    Binlerce şiir yazacağım.

    Yaşadığım her günün sonrası
    Zindan karası gözlerin
    Zindan karası saçların
    Süslerdi gecelerimi.
    Sen bilmezdin..
    Ellerini ellerimde tuttuğumda
    O karanlık gecelerde
    Yıldızlar kadar ışıldayan bendim..
    Her hangi bir gecede,
    Gökyüzüne baksaydın beni görebilirdin.
    Belki o zaman,
    Ben diye..
    Ellerine, yüzüne
    Bir avuç gökyüzü sürebilirdin.

    Kır çiçekleri kadar keskin kokun vardı
    Soluduğum havada.
    İçtiğim her bardak çayda..
    Her bardak suda..
    İçtiğim her kadehte..
    Yudumladığım sendin.
    Bilmezdin.
    Sen de içerken bir bak bardağına,
    Kadehine..
    Mutlaka beni göreceksin.
    İşte o zaman..
    İstersen..
    Seni içtiğim gibi,
    Sen de beni içeceksin.

    Şimdi
    Sen varsın ya dünyamda..
    Artık sırtım gelmez yerlere…
    Sen de kendini bana bırak
    Mutluluk işte o zaman gelecek
    Önümüzdeki bütün kapıları açılarak…

    Artık biliyorum..
    Her şey,
    Gün gibi açık..
    Gün gibi ortada…

    Sen, /benim/
    Günlerimi binbir renkte
    Fener alaylarına döndüren..
    üzümü güldüren
    İyilik meleğimsin.
    Sen, benim içinde yüzdüğüm
    Denizimsin, okyanusumsun
    Sen benim huzur bulduğum
    Sessiz maviliğimsin.

    Necdet GÖKNİL

    #100032731

    Hazini
    Katılımcı

    Kapımın çalmasını beklediğim bir lahza
    Pencere camından tık tık sesler geldi.
    Mükerrer tıkırtılarla kırık kalbime nota düştü.
    Bakayım mı bakmayım mı diye tereddütte kaldım.
    1
    Düşüne düşüne neredeyse gelen gitmiş olmalıdı.
    Misafir erken mi geldi diye aklımdan geçti
    Yoksa kuşlar diyardan haber mi getirdi.
    Tıkırtılar kesilmeyince heyecan sardı beni
    Bakayım mı bakmayım mı diye tereddütte kaldım.
    11
    Kim o demeden kendimle biraz oyalandım
    Acaba kapının zili bozuk diye mi camı tıkladı
    Yoksa gelen kişi gizliliğe bürünmek mi istedi
    Perdeyi aralayıp camdan bakmaya yöneldim
    Bakayım mı bakmayım mı diye tereddütte kaldım.
    111
    Uzağı göremeyince içimden sakin olmak geldi
    Dışarıda ninni söyleyen nağmeler yayılıverdi
    Çiyle kaplı camları elimle çabucak siliverdim
    Bakayım mı bakmayım mı diye tereddütte kaldım.
    Allah Allah bu yağmur sesi! Ne diye telaşlandım!
    1V

    Bu yağmur, bu yağmur Yüce Rabbime hamdolsun
    Tatlı tatlı, peş peşe damlalar yere değip tokalaştı.
    Sanki hasret gidererek muhabbetlerini tazelendi
    Onların muhabbetlerine her şey candan katıldı
    V
    Böyle manzarada yürekler destan gibi şenlendi
    Camı açtığımda pırlanta tanesi gibi yüzüme serpildi
    Yüzüme fazlaca damlayıp vurunca dem çekti
    İnci tanesi gibi yere düşerek müjdeler verdi
    V1
    Güzel sesiyle, yumuşak nakaratları okuyuverdi
    Âşıklar gibi damlalar birbirlerine sarılıp keyiflendi
    İtilmiş gibiyim, muhabbetlerine ben de ahladım
    Böyle rahmetli yağmurun altında yürüyüp ıslandım
    V11
    Islana ıslana, yolumu uzatarak eve geç dönebildim
    Bol bereketliliğiyle herkesi ülfetle sarıverdi
    Öyle yağıyordu ki güzel damlalarıyla ferahlattı
    Güldürmeleriyle herkes sevinip çoğu da şükür etti
    V111
    Öyle güzel yağıyordu ki yerde halay çekip oynadı.
    Böyle misafir bereketliliğinden peşkeş çekti.
    Biraz sevinç, biraz muhabbet içime şifa düştü.
    Kısa misafirperverliğiyle özleyişleri yüreklere yazdı
    1X
    Bakayım mı bakmayım mı diye tereddütte kaldım.

    Camı örtmeden veda öpücükleriyle diniverdi
    Yağan damlacıklarıyla dertlerimi silip süpürdü
    Hüzünler uçarak yerine esenler bıraktı
    Böyle bir yağmur yağmasını ister oldum
    X

    Beklemekle birlikte kendime derman buldum
    Bu yağmur, bu yağmur Allah’tan bir rahmettir.
    Bu yağmur, bu yağmur hayatın bir can damarıdır
    Bu yağmur, bu yağmur dünya için bir berekettir.


    yavuzkorkmaz
    Katılımcı

    Bu dünyada yalan aşka
    Düşen mi var benden başka
    Kimi sevsem düşsem aşka
    Bana güldü sevdi başka

    Yine düştüm çıkmaz aşka
    Yine kaldım tek başıma
    Lanet olsun böyle aşka
    Diyen mi var benden başka

    Kalpten seven anladım yok
    Yalnızlığa çaremde yok
    Gideceğim yerimde yok
    O ay yüzlü yardan başka

    Sevdiğim tek çiçek sensin
    Gördüğüm tek ahu sensin
    Beni seven böyle sevsin
    Diyen mi var benden başka

    Yüreğimin derdisin sen
    Her çiçekten güzelsin sen
    Öyle bitmez arzusun sen
    Diyen mi var benden başka

    Zati handa güldüğüm yok
    Kimi sevsem yanımda yok
    Canla başla sevdiğim yok
    O ay yüzlü yardan başka

    ??Ölümüne seven sevsin
    Diyen mi var benden başka?? TuTKu

    28 Ağustos 2008

    #100031979

    Konu: TOZPEMBE

    forumda TOZPEMBE

    Sevgi
    Katılımcı

    Yıllar yılı yanımızda
    Kavruldun yağımızla.

    Hiç bu böyle kalır mı,
    Biraz geç de olsa
    Göreceksin hayatın sana da güldüğünü,
    Sabret yoksa.

    Nasıl mı?
    Topraklarda tohumlar vardır
    Karlar altında kış boyu,
    Kış geçer, bir bahar günü
    Çiçek açar tozpembe,
    Tıpkı öyle.

    #100031790

    Konu: ÇOCUK

    forumda ÇOCUK

    Bülent
    Katılımcı

    gene aldırdın ya kalemi elime
    gene tuttu ya şair damarım
    helal sana çocuk…

    tanımıyorum
    tanımakta istemiyorum doğrusu
    bu böyle güzel
    böyle yaşanılası
    yalan bile olsa
    bırak yalan kalsın

    sevmiyorum gerçekleri
    yordu beni

    ne yaşımı bil istiyorum
    ne yaşını bilmek
    ne medeni durumun ilgilendiriyor
    ne memleketin
    kaşın gözün umurumda değil canım
    bu böyle güzel
    bırak yalan kalsın

    suç ne sende,ne bende
    suç,şu yalancı bahar da
    geldi ya gene, uçuk/kaçık
    girdi ya kanımıza, deli/deli
    alıp ta kanatlarına
    uçurdu bizi…

    biliyor musun, gülmeye başladım
    seviyorum artık, tüm insanları
    kızmıyorum, en kötüsüne bile
    ayaklarım yerden kesik
    aklım havalarda canım
    bu yalan güzel…

    ah be çocuk
    bilsen
    neler yaşadı bu yorgun yürek
    bilme, yine de bilme
    sen beni, taze bahar san
    hazan bile olsam…

    değil mi ki,
    unutturdun yorgun dünleri?
    değil mi ki
    gene güldürdün beni?
    helal sana!
    sağol be çocuk!

    #100031339

    kulum
    Katılımcı

    Yüzüm döndüm dosttan yana;
    Dosttan geldi bu dert bana!..
    Meylim, düştü gülistâna;
    Gül dokundu, güldü böyle!..

    Çeken bilir sevdâ nedir?
    Sevgi varken, kavga nedir?..
    Gönül, gizli bir haznedir;
    Bir deryâdır, doldu böyle!..

    Tâ Adem?den izimiz var;
    Arşa yüklü özümüz var!..
    Ervâh ile sözümüz var;
    Bilen bildi, oldu böyle!..

    Çark misâli döner zaman;
    Yalan dünya, vermez aman!..
    Nice sır var, ayan beyan;
    Beni, benden aldı böyle!..

    Aşkla duydum, aşkla varım;
    Aşktan başka yok ki kârım!..
    Beni yakan her efkârım;
    Oddan oda saldı böyle?..

    Ne huy, ne dil, ne ırk, ne renk;
    Sevgi ile doğdu âhenk!..
    Bir sevdâ ki âleme denk;
    Can, canânı buldu böyle!..

    #100031186

    Ogniela
    Katılımcı

    Kalabalık kentler ürkütür yüreğimi
    uğultular doldurur beynimi yürüdükçe
    tüm gözlerden incinmiş bir bakış sızar istasyonlara
    kirli vagonlarda taşınan ince bir hüzün gibi
    ki, hep aynı yerimi burkan

    bu yüzü kirli şehirde
    kimse kimseyi sevmiyor
    bilmiyor avuçları kar çiçeği kokan
    bir çocuğun saçlarına dokunmayı
    şiirler okumayı bir alacaşafağa

    kaç kez ittiysem uçuruma yüreğimi
    bir çift göz gördüm deltalarda
    yalvaran bir ses
    kırıldı içimde yıllarca gizlediğim ayna
    kalbime batıyor şimdi kırıkları
    nehirler boyu kanıyorum
    ateşler boyu yanıyorum
    alın götürün beni buralardan allah aşkına

    nereye baksam denizi duman
    neye dokunsam ah
    hüznün acıyla öpüştüğü bir kıyıda kaldım
    yok gidemem başka bir liman
    anla
    al bu acıları koy bir yana

    kör bir sevdanın imgeminde
    bir yanı Mecnun?dur çöllerimin bir yanı Leyla
    bir yanı Yusuf?tur zindanımın bir yanı Züleyha
    yorgunum her akşam yollara bakıp ağlamaktan

    nereye baksam güz bahçeleri
    nereye gitsem üstüme devrilir gök
    kime nasıl anlatırım sancıyan yanlarımı, kim anlar beni
    hasretin bin çeşidiyle delik deşik yüreğim
    kimsem de kalmadı artık halime ağlayacak
    böyle boynu bükük duruşum ondan
    ondan bir yanım hep vurgun, hep yetim, hep kırgın
    ömrüm oy
    ömrüm oyy

    şiir cıvıltıları oysa gönül ormanımda
    yıldız ışıltıları
    uzanıpda tutamıyorum
    hüznün en karanlık sularında boğuldu sevinçlerim

    unutulmuş bir sokak ortasında
    düş denizlerine bırakıyorum soluğumu
    ellerim üşüyor, yüreğim, gözlerim üşüyor
    dönüp bakmıyor kimse, bölüşmüyor sevinçlerini benimle
    uzak bir kıyıda kalıyor hayallerim
    bütün iskeleler yıkılıyor
    bütün iskeleler yıkılıyor
    hiç bir gemi almıyor beni
    bir damla gözyaşı olup akıyor yüreğim avuçlarıma
    yüreğim ki, deliboran, delipoyraz, kızılkan

    hasretim kızıl alev bir güldür yangınlara
    koparıp göğsümden ateşlere atıyorum
    hiç kimse çekip almıyor kalbimi ateşler içinde
    kanıyor en katı yerinde gece, yanıyor yüreğim
    yüreğim alev topu
    yüreğim kanrevan
    yüreğim nar
    yüreğim ateş
    yüreğim ah!

    tutunduğum dal kırık
    sokulduğum kucak çiçek açmıyor
    aldırmıyor çığlıklarıma sevdasına yandığım hayat
    acının ve ateşin burgacında
    ince bir sızı gibi geçip gidiyor ömrüm

    nasıl katlanacaksa kalbim bunca ağrıya
    ömrüm oy
    ömrüm oy
    gülüm oy

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 28) görüntüleniyor