You cannot copy content of this page

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 102) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları

  • dilek
    Katılımcı

    GİRİŞ:

    Öğretmen öğrencilerine selam verdikten sonra günlerinin nasıl geçtiğini sorar.Onların bilgilerini yoklamak için bir takım soru sormaya yönelmektedir.

    -Doğup büyüdüğümüz bu dünyada her günümüz birbirini kovalarken biz her güne yeniden merhaba deriz ancak en çok yanımızda uyandığımızda kimleri görmek isteriz?

    -Birilerini severiz ama hayat şartları bizleri onlardan ayırmak zorunda bırakabilir mi?

    -Sevdiğine şiirler yazan hangi şairlerimizin hangi şiirlerini biliyorsunuz?

    -Ömrümüzde kimleri unutmak durumunda kalırız?

    -Mutlak unutmak var mıdır?

    -Unutmak kavramı sizler için neyi ifade eder?

    KEŞFETME: UNUTURSUN (MİHRİBAN)

    Unutmak kolay mı? deme

    Unutursun Mihriban’ım.

    Oğlun, kızın olsun hele

    Unutursun Mihriban’ım.

    Zaman erir kelep kelep

    Meyve dalında kalmaz hep

    Unutturur bir çok sebep

    Unutursun Mihriban’ım.

    Yıllar sinene yaslanır

    Hâtıraların paslanır.

    Bu deli gönlün uslanır…

    Unutursun Mihriban’ım.

    Süt emerdin gündüz-gece

    Unuttun ya, büyüyünce…

    Ha işte tıpkı öylece

    Unutursun Mihriban’ım.

    Gün geçer,azalır sevgi

    Değişir her şeyin rengi.

    Bugün değil, yarın belki

    Unutursun Mihriban’ım.

    Düzen böyle bu gemide

    Eskiler yiter yenide.

    Beni değil, sen senide

    Unutursun Mihriban’ım.

    AÇIKLAMA:

    Şair bu şiirinde unutmadığı ve hiçbir zaman unutamadığı kişiyi hatırlamaktadır. Bu unutmanında birgün değil belki yarın olacağını söylemektedir.Şair şiirini Mihriban adlı bir kıza yazdığını bu kızın gerçek hayatta var olup olmadığını da kimsenin bilmediğini,şairin de buna hiçbir zaman bir açıklık getirmediğini bilmekteyiz.Bazı kişilerde bu şiiri kızına yazdığını söylemektedir.

    DERİNLEŞTİRME:

    1.DÖRTLÜK:Şiirin ilk dörtlüğünde şair sevgilisine öyle büyük konuşma unutursun beni diyor.Hele hele de bir evlen başkasının sevdiği ol ondan çocukların olsun bakalım.Ben o zaman aklına bile gelmem diyor.Şair sevgilisine sitem ediyor.Ben seni bu kadar çok severken sen beni nasıl unutursun beni nasıl yüreğinden söküp atarsın diye sitem etmektedir.

    2.DÖRTLÜK:Şair şiirinin bu bölümünde de zamandan dem vuruyor zamanın hızlıca akıp gitmesinden sevgilinin şairi bu zaman diliminde unutmasından şikayet ediyor. Zamanla birlikte değişen hayatlardan,hatta doğanın dengesinden bile bahsediyor.Meyvanın bile dalında durmadığından herşeyin aslında zamanla elimizden kayıp gitmesinden duyduğu öfkesini,sitemini bu sözcüklerle hayat buldurmaktadır.

    3.DÖRTLÜK:Şair sevgilisine sesleniyor zaman akıp giderken yıllar sinene bir ok gibi yaslanır,seninle yaşadığımız o güzel günler birgün aklına gelir ve beni hatırlarsın belki o zaman yanında ben olamam Mihriban’ım ama sen hep benim gönlümde yer edersin.Ben seni hiçbir zaman unutmam.

    4.DÖRTLÜK:Sevdiğim kadın sen de zamanında çocuktun annenden süt emerdin gündüz gece,zaman akıp gitti,biz büyüdük ve yollarımız ayrıldı seninle nasıl ki o küçüklük günlerini ilk günkü gibi hatırlayamıyorsan gün gelecek beni de tıpkı öyle unutacaksın benim güzel sarı saçlı Mihriban’ım.

    5.DÖRTLÜK:Hiçbir şey bıraktığımız gibi durmaz ne sevgimiz ne de özlemimiz zamanla unuturuz,köreliriz,hatırlamak istemeyiz aklımıza geldiğinde tebessümle yad ederiz.Günler birbirini kovalayacak,değişecek bu dünya da herşeyin rengi,tadı,tuzu bugün olmasa da Mihriban’ım birgün gelecek beni unutacaksın.Çünkü bu hayat dediğimiz yaşam bizi öyle bir koşuşturmacanın içine atıyorki zaman geliyor ne yaşadığımızı bile hatırlamıyoruz.

    6.DÖRTLÜK:Artık şair şiirinin son dörtlüğünde sevdiği kadın olan Mihriban’ına nasihatta bulunmaktadır.Bu fani olan dünya da bir düzen vardır.Bu düzene hepimizde uyarız.Yeni bir yere alıştığımızda eski yeri hatırlamayız,yeni birini sevdiğimizde eskiyi hatırlamayız.Sen gidince Mihriban’ım elbette yenisi gelecektir yanıma çünkü bu düzen böyle devam etmektedir.Bu düzen de sen beni değil gün gelir kendini bile unutursun Mihriban’ım demektedir.

    DEĞERLENDİRME:

    Öğrenciler bu şiirin sonunda şairin sevgilisini zamanla unutacağını bunun belli aşamalardan geçerek olacağını öğrenmektedir.Unutmanın şairde bıraktığı derin izlerini görmektedirler.Şairin şiirinde kullandığı edebi dili çözmeyi öğrenirler,şairin nasıl şiirler yazdığını öğrenirler.Edebiyatımızda Mihriban şairi olarak bilinen ve Mihriban’ı öksüz bırakan şair Abdurrahim Karakoç gibi Anadolunun telli coğrafyasını şiirlerine yansıtan bu güzel insanı tanımış olurlar.

    PINAR ŞİMŞEK


    dilek
    Katılımcı

    hep uzakta sanırdım ölümü
    bizden çok uzakta…

    komşunun eşiğinde
    bir ülkenin beşiğinde
    bazen bir adımla sıyırdığım
    bomba gürültüsünde…

    elinde orağını görmesem de
    soluğunu hissettim kaç kere

    hani babama refakatte
    hemen her gece
    koridorda çınlayan ağıt sesinde…

    sonra süreyyapaşa’da
    karşı yatağımda
    astım krizinde çırpınan
    bir çift kadın gözünde…

    defalarca ürperdiysem de
    hep uzak bildim işte

    öyle de kalacaktı

    sen gitmedikçe

    emindim anne
    henüz küçücük ellerimi açmışken
    öyle anlaşmıştık yukardakiyle
    sen
    terk edemeyecektin bir daha
    bendeydi sıra…

    gittin ya
    hemen o gün kopardım
    aramızdaki pamuk ipliğini / onunla

    (şimdi o mermer buzulda
    “latife” yazıyor ya
    hani yirmi dört mart’ın altında
    ağız dolusu sövesim geliyor
    kelimelerin benle ettiği oyuna…)

    kızıyorum bazen sana
    sıcaklığına…
    gittin gideli
    sığamıyorum hiçbir kucağa
    laf aramızda
    acı bir tebessümle bakıyorum
    anne eli sıcakken
    dokunabilmek tercihken
    yalnızlıktan dem vuranlara…

    ben sen gibi değilim torununa
    kimse koşulsuz sevmiyormuş zira
    kim bilir belki haksızlık
    ona
    bana
    ama ne bileyim
    ben gibi canı yanmasın diyorum
    geldiğimde yanına…

    hani/ iğnesi kendine dönük
    akrep gibisin derdin bana
    üzerime titrerdin korkuyla…
    gidişinle tutuşturduğun
    bu hayat çemberinin ortasında
    dört dönüyorum umutsuzca
    iğnem yürek hizamda

    dokunacağım

    vazgeçtiğim anda

    #100034627

    Hayat
    Katılımcı

    Karanlıktaymışlar. İki embriyo, bir ana rahminde?
    Her şeyden habersiz bekleşiyorlarmış, sudan bir beşiğin içinde?
    Sarılıp birbirlerine, karanlıkta uyumuşlar öylece?
    Haftalar geçmiş, ikizler gelişmiş.
    Elleri, ayakları belirginleşmiş.
    Gözleri çıktıkça meydana, Ikisi de çevrede olup biteni fark etmiş?
    Ne rahat, ne güvenli bir dünyaymış bu?
    Sıcak, ıslak, sevgi dolu?
    ?Öyle güzel bir dünyada yaşıyoruz ki? demişler, ??bize ne mutlu??
    Gel zaman git zaman, çevreyi keşfe girişmişler.
    Bu karanlık dünyayı ve hayatın kaynağını deşmişler.
    Onları besleyip büyüten kordonu fark edince O kordonla kendilerini var eden Anne?lerine şükretmişler.
    Sonra başlamış bir var oluş tartışması:
    ?Buraya nereden geldik, biz nasıl olduk? diye sormuş ikizler?
    ?Annemiz? demiş biri, ?O bizi var etti, bize can verdi.?
    ?Ne biliyorsun? diye itiraz etmiş öteki, ?Sen hiç Anneni görmedin ki??: ?Belki de o sadece zihnimizdedir. Anne inancı bizi rahatlattığı için uydurduğumuz bir şeydir.?
    Süredursun ana rahmindeki tartışma, ikizler büyüyüp gelişmişler.
    Rahme sığmaz olup tekmeleşmişler.
    Artık parmakları ve kulakları varmış kerataların?
    Büyüdükçe anlamışlar ki, yolun sonu yakın?
    Gün gelecek, bu güzelim hayat bitecek;
    Karanlık bir yolculuk, onları bir başka diyara çekecek.
    ?- Buradaki hayatımızın sonuna yaklaşıyoruz? diye fısıldamış ikizlerden biri efkarla?
    ?- Ben gitmek istemiyorum? diye diretmiş öteki; ?doyamadım ki daha hayata??
    ?- Ama mukadderat alnına yazılandır; dua et, belki doğumdan sonra hayat vardır.? Sormuş karamsar olan:
    ?- Bir gün bize hayat veren kordon kesilecek. Ondan sonra başımıza neler gelecek??
    Şiirle cevaplamış iyimser olan: ?Birçok giden/ memnun ki yerinden/ çok seneler geçti/ dönen yok seferinden??
    Ve günlerden bir gün, yer sarsılmış, duvarlar kasılmış.
    Dayanılmaz sancılarla ikizler beklenen günün geldiğini anlamış.
    Buruşuk kollarıyla birbirlerine son kez sarılıp vedalaşmışlar.
    Ve
    ?ömrümüz bitti? diye çığlık çığlığa ağlaşmışlar.
    Azrail sandıkları bir el kesmiş onları hayata bağlayan kordonu,
    Ağlaya ağlaya karanlık bir koridordan öbür hayata çıkmışlar…

    #100034553

    Hayat
    Katılımcı

    Güneş her gün sensiz bu şehirde batıyor,
    Ayazlar, akşam hüzünlerime,
    Kederlerime nağmeler söylüyor
    Yine sen varsın kimsesizliğimde bu gece…
    Poyrazlar bir başka, rüzgarlarda hoyratça esiyor…
    Gecenin sessizliği, içimi ürpermeyle dolduruyor..
    Sızlıyor kalbim, buz tuttu yüreğim…
    Yine geldi geçti yıllar…
    Karlı dağlar geçit vermiyor, gel gör ki…
    Gönlüme tutku, gözlerime kar düştü…
    Bekle beni tez geleceğim gittiğim yerden demiştin…
    Günler aylar geçti…
    Hasret gemisi yolda, bir de göçmen kuşlar…
    Ufukta yolcu hala bekliyor sevenini…
    Tüm yolcular geldi… Sen gelmedin!
    Buz kesti kalbim, saçlarıma aklar,
    Aklıma yar düştü…
    Bilirim yollarda karlar, arada engeller var,
    Haberin var mı? Kar yağmış oralara,
    Aman dinlemez
    Bilmez ki ruhumda, gönlümdeki intizarı..
    Sineme ateş düştü, aklıma sen düştün…
    Vedalaşmayı sevmezdin, bekletmezdin çaresiz beni
    Saçlarıma kar düştü, aklıma sabır düştü…
    Banada ayrılık düştü.. Haberin var mı?
    Hicran ateşiyle yalnız elveda düştü! ..
    Unuttum diyince,
    Kalbime gece düştü….


    Hayat
    Katılımcı

    Bir gün daha çaldım sensizlikten. Zor da olsa vurdu saat gece on ikiyi… Şimdi önümde yeni bir sensizlik var. İçinde, beni neyin beklediğini bilmediğim yirmi dört saat daha var… Sonra o da geçecek… İşte böyle kovalayacak birbirini yarınlar. Derken unutucağım seni, unuttuğumun farkında bile olmadan. Doğrusu da bu zaten, aksi halde hatırlamış olur insan. ?Onu unuttum? demek bile hatırlamaktır. Bu cümleyi aklıma getirmeyecek derecede unutmalıyım seni. İzin kalmamalı… Başkasını ararken yanlışlıkla senin numaranı çevirmemeliyim, kendimle dalga geçeceksem bu başka bir şey için olmalı… Sana dair hiçbir fikir kırıntısı kalmamalı beynimde. Zaman aşımına uğramalı tüm tasalar. Hiç sevilmemiş, hiç yaşanmamış gibi yabancılaşmalısın. Tesadüfen bir yerde adın geçtiğinde, irkilmemeliyim. Hakkında sorulan her soru cevapsız kalmalı. Çok seven insan aynı ölçüde unutmalı…

    Seni birgün hatırlanmamak üzere sileceğim. Ama şimdi değil, çünkü ardında bıraktıklarından öğrenmem gereken çok şey var daha. Eğer gerçekten dendiği gibi ayrılıklar-acılar insanı adam ediyorsa, ben kızmamalıyım gidenlere. Ben senin ve senin gibiler sayesinde birgün adam olacağım. Ama şimdi değil. Çünkü dersini çıkarmam gereken çok ayrılığım var benim. ?Adam olmak adına, nice ayrılıklara…? Bak gördün mü böyle dalga geçmeli insan kendisiyle. Yanlışlıkla o numarayı tuşladığında değil…

    Şu durumda bile gülümseyebiliyorsam, epey yol katetmişim demektir seni unutma yolunda. Acaba diyorum bu yazıyı yazmasa mıydım? Neden dersen canım acımıyor ki? Yani yazıya başladığımdan beri bir tek sigara dahi yakmadım. Evet, çok az kalmış seni unutmama… Bunu hissediyorum… Yazmasam da olurdu ama ölmek üzere olan yokluğuna can çekiştirmek hoşuma gidiyor! Amatör bir şairin intikamı olsa gerek bu…

    Oysa ben bunları yazmak için başlamamıştım sana. Hatırlıyor musun o ilk günü? İnsanın tanımadığı birinin masasına yaklaşıp, o tatlı gerginliği yaşayarak ?merhaba? demesi ne kadar garip. Kimbilir neler düşünmüştün o an… Beni senin yanına iten şey neydi diye çok merak etmiştim zamanında. Elinde sigaran, bakışlarını bir noktada toplamıştın. Buydu belki de beni sana çeken manzara. Ben sessiz insanları, az konuşan insanları hep tanımak istemişimdir. Çok sustuklarına göre vardır anlatacakaları bir şey mutlaka diye düşünmüşümdür. Neden sonra farkına varmıştım kaybolmuş bir insana selam verdiğimin. Neden az konuşuyorsun diye sorduğumda verdiğin cevap etkilemişti beni. ?Susturdular…? Anlıyordum. Neden diye sormaya gerek yoktu. Artık bakışlarını topladığın o noktanın yerini benim yüzüm almıştı, konuşmaya başlamıştın nihayet… ?Dinleyecek bir insan buldum? diyordun ya da buna inanmak istiyordun. Suskunluk benim dilime uğramıştı sonra. Soru sorma sırası sendeydi bu sefer ?Sen de pek konuşmuyorsun, neden? ? Benim cevabım seninkinden biraz farklıydı. ?Kelimelerimi çaldılar, bana söyleyecek söz kalmadı? Sonuçta ilk ortak noktamızı bulmuştuk, -susmak-… İkincisi ise, yani karşılıklı yaşadığımız en gerçekçi şey -ayrılmak-… Ve nihayetinde ?unutmak-… Farkında mısın bilmem insana hoş gelen hiçbir ortak yönümüz yok… Hep kaybetmek üstüne, susmalarımızın içinde bile yenilgiler var… İnsan, ilk başta iki yaralı kişinin birbirini daha iyi anlayabileceğini, mutlu olmak adına birbirlerine daha sıkı sarılabilecğini düşünse de, aslında tam tersi doğru… Biri hasta, biri doktor olmadan olmuyor aşk… O yüzden bizim mutlu olmamız uzak ihtimaldi….

    Ben, bugün bunları yazmak için gelmemiştim o masaya. Gel gör şimdi unutmak üzereyim. Pek sevimli değil bu… -Bir insanı unutmak – Anlamı olmalıydı oysa geride kalanların… Biz şimdi onca zamanı unutmak için mi yaşadık? Geriye birkaç şey kalmalıydı hatırlanmaya değer… Akla geldiğinde insanın içini titreten, anlatıldığında dinleyen kişiyi düşündüren, en azından bir sigara yaktıracak kadar burukluk veren bazı anılar kalmalıydı geriye… Demek ki biz unutmak zorunda kaldığımız tüm zamanları biraz boşa haracamışız. Şu an benim aklıma gelen zamanlar?ın çoğu zorlama… Belki ilerde bir anlamı olur ümüdiyle, adettendir diye yaşanmış, klişeleşmiş şeyler…

    Galiba zamanı geldi de geçiyor. Eğer yapacak bir şey kalmadıysa en doğrusu bu, unutmak!

    Göreceksin seni hiç bir şey olmamış gibi… Seni, yüzüme o tatlı gerginliği alıp da masana hiç yaklaşmamış gibi… Adını hiç duymamış, ellerinden hiç tutmamış gibi… Hiçbir anı, hiçbir geceyi, hiçbir mutluluğu ve hiçbir acıyı yaşamamış gibi unutucağım… Sonra bu yazının karşısına geçip, yine hiçbir şey olmamış gibi okuyacağım senden kalan kırıntıları…

    Üzgünüm, yapacak hiçbir şey yok artık…
    Belki de unutmak, adam olmaya çalışan insanların tek silahı…


    Hayat
    Katılımcı

    Hiçbir duygumu ertelemedim ben
    Yaşayacağım hiçbir şeyi sonraya bırakmadım
    Sonra diye bir şeyin olmadığını biliyorum çünkü
    Hep yarına dair hayaller kurmak, gelmesi mümkün olmayacak zamanları beklemek benim işim değil
    Aşk zamana meydan okur; ama, sen karşı koyamazsın ona
    Orada durup öylece bekleyemezsin geleceği
    Bir adım atmalısın, bir el uzatmalısın aşka doğru
    Aşkın anahtarı cesaret değil mi yar?
    Cesur olmak gerekmez mi bir sevdayı yaşamak, büyütmek için?
    Kaç gece geçti hesaplasana?
    Kaç gece bir sonraki günü düşünerek geçti
    Neler yapabilirdik,
    neler yaşayabilirdik düşünsene?
    Her sabahı birlikte karşılamak vardı seninle
    Sevişmekten yorgun düşmüş bedenini öpücüklerle yeni güne hazırlayabilirdim
    Gözünü açar açmaz ilk gördüğün şey ben olurdum ve sen benim yüzümde mutluluğu görürdün
    Bu kentin sokaklarında el ele dolaşabilirdik
    Girmediğimiz sokak kalmazdı
    Bakişlara aldırmadan sokağın ortasında sarılıp öpebilirdim seni
    Bir şarkıyı sözlerini bilmesek bile bağıra çağıra söyleyebilirdik
    Sonra bir filme gider,
    bir kitap okur,
    bir martının bir lokma simit kapabilmek için vapurların peşinden bıkmadan uçuşunu izleyebilirdik
    Paylaştığımız her anı,
    beynimize bir daha çıkmamak üzere kazınırdı
    Özlerdik birbirimizi delicesine
    Bir saati yalnız geçirsek, bir sonraki saati iki saatlik yaşardık, arayı kapayalım diye
    Peki biz ne yaptık?
    Aşkı bir bekleyişin sırtına yükleyip ona sadece uzaktan bakmakla yetindik Her an aşkı yaşamak varken,
    her gün birbirimizi yeniden keşfetmek varken,
    bu yolda birer kâşif olmak varken sürgünleri yaşamaya mahkûm ettik birbirimizi
    Bu sürgünlüğe son vermenin zamanı geldi artık
    Sana huzur vaat etmiyorum
    Aşkta huzur arayan yanılır
    Ben tutkunun, en koyu sevdanın sözcüsüyüm
    Onlar adına konuşuyorum
    Yarını olmayan zamanlarda erimek adına konuşuyorum
    Gözlerinin içine bakıp ?Seni Seviyorum? demek istiyorum
    Aşkın akışına kapılıp hiçbir kaygı duymadan gidebildiğim yere kadar gitmek istiyorum
    Kokunu içime çekmek, teninin sıcaklığı ile irkilmek istiyorum
    Yaşama senin adınla anlam katmak,
    mutluluğu bulmak ve bir daha kaybetmemek istiyorum
    Seni istiyorum ey yar, canıma bir can daha katmak için,
    daha mavi bir deniz,
    daha mavi bir gökyüzü,
    daha mavi bir sevda için
    Seni istiyorum, yarın, öbür gün, öbür hafta, öbür ay, öbür yıl değil?
    Şimdi!

    #100034300

    Hayat
    Katılımcı

    Bu gece bir basima kentin isiklarina dalip dalip gidiyorum.
    Kalbimin sokaklarinda uzandigim yolculukta,
    irmak boylarinda, deniz kiyisinda hep seni, sadece seni ariyorum.
    Yüzün yok, sesin de.
    Gözlerimi uzaga dikmis, öylece bekliyorum.
    Geleceksin, biliyorum..
    Her geçen gün daha çok baglaniyorum,
    Sana susuyorum.
    Seviyorum seni beklemeyi, özlemeyi.
    Seni düsünmek bile tarifsiz bir sevinç yayiyor içime, bedenime..
    Sana dair düsler kuruyorum, içinde sen olan dizeleri
    bir yumak sarar gibi ezgilere harmanliyorum.
    Okudugum her sevda dizelerinde, dinledigim en güzel
    ask sarkilarinda bizi yasiyorum.
    Biliyorum, sen yoksun.
    Gözlerimi uzaga dikmis öylece bekliyorum.
    Nereden çikip gelecegini bilmiyorum ama,
    Geleceksin biliyorum.
    O büyük gün geldiginde en güzel elbiselerimle degil,
    seni yüregimle karsilayacagim.
    Yüregimin tüm kapilarini açip, içeri buyur edecegim.
    Içimde coskun irmaklar gibi akan sevgi pinarimdan yudum yudum sunacagim sana.
    Damla damla.
    Sayet aglarsam, aldirma!
    O büyük güne hazirim ben.
    Kuskum yok, kaygim yok..
    Geleceksin elbet, biliyorum.
    Ne yaptin bana bilmiyorum!
    Yüregimi ve tüm bedenimi titreten o çildirasiya özlemle bekliyorum.
    Aska susuyorum.
    Seni düsünmek güzel, tipki sairin dizelerinde oldugu gibi;
    ?Dünyanin en güzel sesinden, en güzel sarkiyi dinlemek gibi?
    Yüzün yok, sesinde
    Gözlerimi uzaga dikmis öylece bekliyorum.
    Geleceksin,biliyorum.
    Sana umutlanmak, sana dair düsler kurmak,
    seni dizelerime katmak içimdeki o haylaz çocugu nasilda mutlu kiliyor,bilemezsin..
    Yoklugun aglatmiyor beni.
    Kalbimin tüm sokaklarinda senli yolculuklara çikiyorum. Içimdeki deli çocukla bas edemiyorum.
    Ansizin bir dag yamacinda buluyorum kendimi. Bir tutam papatyadan taç yapiyorum kendime.
    Simsiki kapatiyorum gözlerimi. Birden beliriveriyorsun tam karsimda.
    Yüzün yok, sesinde.
    Ellerinin sicakligini avucumda hissediyorum. Kosuyoruz alabildigine o uçsuz bucaksiz dag yamacinin eteklerinde.
    Günese veriyoruz sirtimizi.
    Öpüsmekten bitkin düsüyoruz.
    Susuyoruz birbirimize.
    Aradan ne kadar zaman geçtigini bilemiyoruz.
    Zamani yok sayiyoruz. Akreple yelkovanin telasina kahkahalarla gülüyoruz.
    Doganin tüm güzelliklerinden faydalanalim istiyoruz.
    Delice kosuyoruz masmavi engin denizlere. Bir kayanin yamacinda buluyoruz kendimizi.
    Gün batimini izlerken sevda türkülerini mirildaniyoruz.
    Birbirimize kenetleniyoruz.
    Gözlerimizi simsiki kapatiyoruz.
    Kocaman bir salonun orta yerinde beliriveriyoruz.
    Piyanonun o ahenkli ritmine pencereden odamiza dolan rüzgarin sesi karisiyor.
    Dans ediyoruz.
    Hiç bikmadan saatlerce, öylece.
    Ayni kadehten yudumluyoruz ask sarabimizi.
    Bedenlerimiz birbirine karisiyor.
    Terden sirilsiklam oluyoruz. Aski yasiyoruz doyasiya.
    Hiç bitmesin istiyoruz el ele yagmurda yürümelerimiz.
    Çocuklar gibi kosar adimlarla tirmandigimiz bir uçurum kenarinda sevgimizi haykiriyoruz.
    Ve sesimizin yankisina gülümsüyoruz.
    Beklemeyi, umut etmeyi seviyoruz.
    Yüzün yok, sesinde .
    Bu yürek seni istiyor, sadece seni.
    Gözlerimi uzaga dikmis bekliyorum. Geleceksin elbet,
    Biliyorum.
    Bu büyük güne hazirim ben. Seni birakip gidemem…

    #100034234

    Hayat
    Katılımcı

    Evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksin?
    Sokağa fırlayacaksın?
    Sokaklar da dar gelecek?
    Tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi?
    Ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü?
    Kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksin?
    Birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan?
    “Önemli olan sağlık.”
    “Yaşamak güzel.”
    “Boş ver, her şey unutulur.”
    Sen hiçbirini duymayacaksın?
    Göz yaşlarından etrafı göremez hale geleceksin?
    Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek
    isteyecek kadar çok seveceksin?
    Hep ondan bahsetmek isteyeceksin?
    “Ölüme çare bulundu” ya da “Yarın kıyamet kopacakmış” deseler başını
    kaldırıp Ne dedin?” diye sormayacaksın?
    Yalnız kalmak isteyeceksin?
    Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak?
    İkisi de yetmeyecek?
    Geçmişi düşüneceksin?
    Neredeyse dakika dakika?
    Ama kötüleri atlayarak?
    Onunla geçtiğin yerlerden geçmek isteyeceksin?
    Gittiğin yerlere gitmek?
    Bu sana hiç iyi gelmeyecek?
    Ama bile bile yapacaksın?
    Biri sana içindeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksın?
    Aslında kurtulmak istediğin halde, o acıyı yaşamak için direneceksin?
    Hayatının geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksin?.
    Aksini iddia edenlerden nefret edeceksin?
    Herkesi ona benzetip?
    Kimseyi onun yerine koyamayacaksın?
    Hiçbir şey oyalamayacak seni?
    İlaçlara sığınacaksın?
    Birkaç saat kafanı bulandıran ama asla onu unutturmayan.
    Sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren?
    Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek?
    Boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin?
    Uyumak zor, uyanmak kolay olacak?
    Sabahı iple çekeceksin?
    Bazen de “Hiç güneş doğmasa” diyeceksin?
    Ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler?
    Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin?
    Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çıkana sarılmak isteyeceksin
    ?
    Nafile?
    Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek?
    Rüyalar göreceksin, gerçek olmasını istediğin?
    Her sıçrayarak uyandığında onun adını söylediğini fark edeceksin?
    Telefonun çalmasını bekleyeceksin?
    Aramayacağını bile bile?
    Her çaldığında yüreğin ağzına gelecek?
    Ağlamaklı konuşacaksın arayanlarla?
    Yüreğin burkulacak?
    Canın yanacak?
    Bir daha sevmemeye yemin edeceksin?
    Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden?
    Onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksın?
    Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğin için kendinden nefret
    edeceksin?
    Yaşadığın şehri terk etmek isteyeceksin?
    Onunla hiçbir anının olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek?
    Ama bir umut?
    Onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu?
    Bu umut seni gitmekten alıkoyacak?
    Gel gitler içinde yaşayacaksın?
    Buna yaşamak denirse?

    Razı mısın bütün bunlara??
    Hazır mısın sonunda ölüp ölüp dirilmeye??
    O halde aşık olabilirsin…


    neizm
    Katılımcı

    Hoşgeldin Aşk Safalar Getirdin Yüreğime

    Hoş geldin AŞK,
    Safalar getirdin yüreğime…
    Bunca yıl yolunu gözledim
    Bir gün,
    Apansız gelirsin diye…
    Son demindeydim acıların
    Ve içimdeki sancıların.

    Daha önce nerelerdeydin,
    Hangi gönüllere girdin kim bilir
    Habersiz,sessiz sedasız…
    Ben seni bekledim
    Yüreğim sakin ve ıssız..

    Gözlerimden düşün artık
    Benim tatlı hüzünlerim!
    Düşün ve uzaklara gidin..
    Pembe düşlerim size küskün bundan sonra…
    Ey karanlık gecelerim..
    Ey beni çaresizliklerde
    Kimliğimi değiştiren..
    Kılıktan kılığa sokan /biçim biçim..
    Bana her zaman
    Bir hicazdan, bir hüzzamdan
    Şarkılar söyleten gecelerim…
    Bundan böyle acı tutmaz içim
    Sizlerden vazgeçtim.

    Hoş geldin AŞK,
    Sevinçler getirdin yüreğime..
    Bir düğün şarkısıyım bundan böyle…

    Oysa
    Ben seni bir bilmece bilirdim.
    Ne zaman seni arasam sözcüklerde
    A, harfinden öte gidemedim.
    Geriye kalan
    Yirmi sekiz harf uçuşurdu gözlerimin önünde
    Seni bir türlü çözemedim..
    Kafam karışırdı seni düşününce
    Aklım dururdu..
    Yokluğun, yoksulluğum olurdu..

    Hoş geldin AŞK
    Ne iyi ettin de geldin.
    Safalar getirdin yüreğime…

    Necdet GÖKNİL

    #100033091

    kulum
    Katılımcı

    Ben bu takvâ libâsını;
    Giyip geldim Mevlâ’m sana!..
    Öze sözün en hasını;
    Koyup geldim Mevlâ’m sana!..

    Bir aşk verdin arştan yüce;
    Şahidimdir gündüz gece!..
    Günü günden daha ince;
    Duyup geldim Mevlâ’m sana!..

    Karun yandı mülke mala;
    Mal kimin ki kime kala?..
    Kulun kul olduğu yola;
    Uyup geldim Mevlâ’m sana!..

    Dert eledi gönül seçti;
    Can arınıp tenden geçti!..
    Nefis, nefse bir sır açtı;
    Yayıp geldim Mevlâ’m sana!..

    Sana ayân düştüğüm hâl;
    Ben olmuşum bana misâl!..
    Boynumdadır onca vebâl;
    Sayıp geldim Mevlâ’m sana!..

    Tedbir işler her işimi;
    Sen sakladın gözyaşımı!..
    Aşkın ile hoş başımı;
    Eğip geldim Mevlâ’m sana!..

    #100032905

    Konu: SU GİBİ

    forumda SU GİBİ

    serefkosker
    Katılımcı

    SU GiBi

    Su gibi geçiyor Zaman
    Sanki su gibi
    Yıllar nasılda bitiyor
    Sanki dün gibi

    Şu acımasız dünya
    Yaşananlar sanki rüya
    Bitmez sanar insan güya
    Geçti su gibi

    Çocukluk gençlik derken
    ihtiyarlık geldi erken
    Ne güzel yaşamak varken
    bitti su gibi

    Günlerini güzel yaşa
    Biliyorsun hayat kısa
    Geçirme zamanın boşa
    Dosdoğru yaşa

    Kimler geldi kimler gitti
    Kısa ömür nasıl bitti
    Dün dediler burdan geçti
    Geçti su gibi gitti su gibi

    Her canlı bu yoldan geçti
    Gideceği yeri seçti
    Ecel şerbetinden içti
    İçti su gibi içti su gibi

    Su gibi geçiyor günler
    Sanki su gibi
    Yıllar nasılda bitiyor
    Sanki dün gibi

    Şu acımasız dünya
    Yaşananlar sanki rüya
    Bitmez sanar insan güya
    Geçti su gibi geçti su gibi

    Çocukluk gençlik derken
    İhtiyarlık geldi erken
    Ne güzel yaşamak varken
    Geçti su gibi bitti su gibi

    Şeref Köşker

    #100032867

    Orhan
    Katılımcı

    Seherde Sevinçliyim-1

    MEDİNEYE İNİŞ
    Altı aralık iki bin beş seher vaktinde
    İnişe geçti uçak Medine üzerinde
    HERKES valizini bulma, alma telaşında
    Neler kaçırdıklarının değiller farkında

    Vücudumda tüylerim diken oldu adeta
    Heyecanla, telaşla başladım Salâvata.
    Gördüğüm bu yer nerde! Medine Hava Limanı
    Yoklayınca anladım içimdeki imanı
    Âlemlere Rahmetin ikametgâhı Ravza
    Samanyolu’nda sanki yıldızlardan bir havza.
    *****
    Arz üstünde Muhammed, ben yüksekte, semada
    Atlama fikri çaktı şimşek gibi aklımda
    *****
    Ya Muhammed diye geldi içimden bağırmak
    Sabrettim, riya olur sandım, böyle davranmak.
    Elim ayağım titrer, boğazımsa kurudu
    Hiç çıkmaz oldu sesim, nefesimde tutuldu.
    Pencereye dayadım yüzümü biraz sertçe
    Ne feryatlar içimde, ağlıyorum sessizce.

    TÖVBEME YARDIMCI OL

    Zatına saygısızlık yaptım ben bu davranışımla
    Âlemlere Rahmetsin, kusurum bağışla.
    Sevmezsin üzülme mi, gözümü görme yaşla
    Âlemlere Rahmetsin, kusurumu bağışla.
    ****
    Sana layık değilim, günaha mehilim çok
    Sünnetlerim yetersiz, ilmihal bilgim de yok.
    Geçirdim hayatımı, böyle bir yaşayışla
    Âlemlere Rahmetsin, günahımı bağışla.
    ****
    Adil olmak istedim başardım mı bilemem.
    Sıla’ı Rahim’i de hiç yapmadım diyemem.
    Sabırsız olduğumu, öfkemi gizleyemem
    Âlemlere Rahmetsin, kusurumu bağışla.
    *****
    Allah nasip ederse******************

    ŞEFAATİ MUHAMMED

    On sekiz bin Âlemin bir tek rahmeti Muhammed
    İmanımın, dinimin şahadeti Muhammed.
    Bekliyormuş demek, bu ziyareti Muhammed.
    Esirgeme benden de Şefaati Muhammed.
    ******
    Veysel Karanı gibi yana yana soğudum
    Yunus gibi seni arayı arayı durdum.
    Süleyman Celebi gibi sevginle doldum
    Esirgeme bendende şefaati Muhammed.
    ******
    Kalu^ Bela’dan beri Ravza’nın yolundayım
    Olamadım sahaben, misafirin olayım.
    İkramın olarak ta umduğumu alayım
    Esirgeme benden de şefaati Muhammed.
    ******
    Ziyaretine geldim iki bin beş yıllık bir yoldan
    Esirgeme bendende e Şefaati Muhammed.
    Günahım çoktur sana ümmet olan her kuldan
    Esirgeme benden de şefaati Muhammed.
    ******

    Karşımda Yeşil Kubbeli Mescit’i Nebevi
    Bedenimi kuşattı kavuşmanın alevi…
    Gerçek mi’dir gördüğüm rüyamıdır bir nevi
    Esirgeme bendende Şefaati Muhammed.
    ******
    Parıl parıl yıldızlar binlercesi direkte
    Yeşil Kubbe, yeşil nur ortada görülmekte.
    Nefes alış verişte yıldız söndü Ravza’da
    Dönüyordu gündüze seher vakti semada.
    *****
    Alamadım kalbimi gözlerimi Ravza’dan
    Geçti uçak inişe yavaş yavaş havadan.
    Gözlerimle ensem, yerlerini değiştiler
    Hayallerim dualarım şükür gerçekleştiler…***
    ****
    Ravza’na nefes kadar –yakındayım.
    Gümrükte vize alma telaşındayım..***
    ****
    NASİP OLACAKMI

    Ziyaretin için Medine’deyim
    Ravza’na yakın mı yakın yerdeyim
    Seni göreceğim, sevincindeyim
    Nasip olacak mı Ravza’na gelmek.?
    *****
    İşlemler bir türlü bitmek bilmedi
    Sanki yıl, saniye geçmek bilmedi.
    Bekledim yıllarca böyle sürmedi
    Nasip olacak mı Ravza’na gelmek.?
    ****
    Üstüme seninle bir güneş doğdu
    Ciğerlerim ayni havayı soludu.
    Burada bulunmak tesellim oldu
    Nasip olacak mı Ravza’na gelmek.?
    ****
    Heyecandan olsa ağzım kurudu.
    Başımı ağrılar kapladı durdu.
    Tansiyonum çıktı rengimde soldu
    Nasip olacak mı Ravza’na gelmek?

    orhan afacan

    #100018007

    Forum:Ahmet HAŞİM

    1884'te Bağdat'ta doğdu, 1933'te İstanbul'da yaşamını yitirdi. Fizan Mutasarrıfı Arif Hikmet Bey'in oğlu. Çocukluğu Bağdat'ta geçti. 12 yaşında annesinin ölümü üzerine babasıyla birlikte İstanbul'a geldi. Mektebe-i Sultani'de (Galatasaray Lisesi) yatılı okudu. Tevfik Fikret ve Ahmed Hikmet Müftüoğlu'nun öğrencisiydi. 1907'de mezun oldu. Bir süre Reji İdaresi'nde çalıştı. Bir yandan da Hukuk Mektebi'ne devam etmeye başladı. İzmir Sultanisi Fransızca öğretmenliğine atandı. Hukuk eğitimini bırakıp İzmir'e gitti. 1912-1914 arasında Maliye Nezareti'nde çevirmenlik yaptı. 1. Dünya Savaşı yıllarını Çanakkale ve İzmir'de yedeksubay olarak geçirdi. Mütareke'den sonra İstanbul'a döndü. Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde estetik ve mitoloji öğretmenliği yaptı. Harp Akademisi ve Mülkiye Mektebi'nde Fransızca dersleri verdi. Düyun-u Umumiye İdaresi'nde, Osmanlı Bankası'nda çalıştı. Akşam ve İkdam gazetelerinde köşe yazıları yazdı. 1928'de böbrek rahatsızlığının tedavisi için yurtdışına gitti ama iyileşemeden döndü. Şiire lise öğrenciliği yıllarında başladı. İlk şiirlerinde Abdülhak Hamit, Cenap Şahabettin, özellikle de Tevfik Fikret etkileri görülür. Bilinen ilk şiiri "Hayal-i Aşkım"da bu yönelmelere rağmen yeni bir sanat yönelimi olduğu dikkat çeker. Gençlik şiirleri Mecmua-i Edebiye, Musavver Terakki, Aşiyan, Jale, Musavver Muhit, Servet-i Fünun, Resimli Kitap dergilerinde yayınlandı. Bu şiirleri kitaplarına almadı. 2. Meşrutiyet'in yazınsal karmaşa ortamında onun şiiri ayrı bir ses olarak kendisini gösterdi. 1921'de basılan ilk şiir kitabı "Göl Saatleri"nin başındaki küçük manzumeler, bu dönemin asıl eserleridir. İzlenimci ressam etüdlerini andıran bu şiirlerle Ahmed Haşim, doğanın özünü sızdırmak ister gibidir. Şiiri, bir yandan Verlaine müziğine yaklaşırken, bir yandan Şeyh Gâlib'in parıltısını taşır. "Göl Saatleri", "Göl Kuşları", "Serbest Müstezatlar" ve "Muhtelif Şiirler" olmak üzere dört bölümden oluşan bu kitap Türk şiirinin Yahya Kemal Beyatlı'dan sonraki ikinci kanadını kurar. Beyatlı'nın geniş kesimleri kucaklayan toplumcu ve ulusçu şiirine karşılık Haşim daha dar ama daha derin bir kanalda akmayı tercih eder. İkinci ve son şiir kitabı "Piyale"nin girişinde "Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar" bölümünde şiirle ilgili görüşlerini açıklar: Şair ne bir gerçek habercisi, ne güzel konuşmayı sanat haline getirmiş bir kişi, ne de bir yasak koyucudur. Şairin dili, düzyazı gibi anlaşılmak için değil, hissedilmek için yaratılmış, müzik ile söz arasında, ama sözden çok müziğe yakın ortalama bir dildir. Düzyazıda anlatımı yaratan öğeler şiir için sözkonusu olamaz. Düzyazı us ve mantık doğrur, şiir ise algı bölümleri dışında isimsiz bir kaynaktır. Gizliğe, bilinmezliğe gömülmüştür. Şairin dili, duyumların yarı aydınlık sınırlarında yakalanabilir. Anlam bulmak için şiiri deşmek, eti için bülbülü öldürmek gibidir. Şiirde önemli olan sözcüğün anlamı değil, şiir içindeki söyleniş değeridir. Şiiri ortak bir dil olarak düşünenler boş bir hayal kuruyor demektir. "Piyale" kitabındaki "Merdiven" ve "Bir Günün Sonunda Arzu" şiirleri, bu görüşleri yansıtan ve Türk edebiyatında görülmemiş bir şiirselliği ortaya koyan ürünlerdir. Bu kitapla birlikte Haşim'e saldırılar arttı. Ölçü ve Türkçe bilmemekle, toplum sorunlarına ilgisizlikle suçlandı. Yine de şiirleriyle 20'nci yüzyılın ilk çeyreğini etkilemeyi başardı.
    #100032804

    Hazini
    Katılımcı

    Kendimi, yene yene mağlup ettim.
    Karşı çıka çıka, terbiyeye geldi.

    Sopayı gösterince, hizaya girdi.
    Biraz gafletle, harekete geçti.

    Yorulmadan, yılmadan sahiplendim.
    Her şeye sabredip müjdeyi verdim.

    Terbiyeden uzak bir neden aradı,
    Kapılar kapanınca nedenler eridi.

    Elimdeki sopa, düşmez oldu.
    Sopayı bırakınca, yenmeye çalıştı.

    Sopayı tutunca, hizaya girdi.
    Töhmete yer vermeden ders aldı.

    Sopa kırılınca, hizada kaldı.
    Kendimi yenerek hizayı sevdi.

    Şiir:İbrahim HAZİNİ


    Hazini
    Katılımcı

    İSTANBUL

    Işığı sönmeyen fener gibi yanan,
    Denizi parlayan gökler gibi değişen,

    Altın gibi değerlenen toprağı denilen,
    Gül gibi sevilen İstanbulu koruyan.

    Gözler kapanırken ışıkları sönmez,
    Canlılık sürerken hayatı durmaz,

    İstanbulda hayat, boğazı cennet,
    Ecdatlarına rahmet, misallerine emsal,

    İstanbulu fetih eden Sultan Mehmet olan,
    Sahabe gibi giyinen yolundan şaşmaz.

    Ezanlar yükselirken çanlar susarmış,
    Padişahıyla övünürken Frenkler titrermiş,

    Camiler dimdik eserleri büyükmüş,
    Osmanlı yapmış depremden test edilmiş.

    Sarayları gezerken Topkapı sarayı hazinmiş,
    Müzeye dönüşünce kahramanları yatır olmuş.

    Halimle bunu düşünürken Beykozdan geçtim.
    Kanlıca yoğurdu yiyince kendime geldim.

    İstanbulda yaşam bir daha unutulmaz.
    Çamlıcası derman yalılarına hayran.

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 102) görüntüleniyor