1 ile 5 arası 5 sonuç (toplam 5) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları
  • #100033810

    yaparkaleli
    Katılımcı

    Düş ülkesinde yaşarım
    Deli derviş usundayım
    Bakar aleme şaşarım
    Yarasanın sesindeyim

    Bakın alemin işine
    Akıl lazım ki düşüne
    Düştüm bir dilber peşine
    Aşıkların kusundayım

    Gizlice salladı bir el
    Gönül bağı döktü gazel
    Aklımdasın nazlı güzel
    Kızıl şerbet tasındayım

    Göklere yükselir ahım
    Aşığın olmak günahım
    Beni zelil etme şahım
    Çırakbanın isindeyim

    Senemi güne eklerim
    Sendelerim emeklerim
    Eleman imdat beklerim
    Çapraz bıçak pasındayım

    Gece görünmüyor ayım
    Gündüzü zindan sarayım
    Yiterdim kime sorayım
    Dokuzların yasındayım
    Zülfikar Yapar Kaleli

    #100032293

    Ogniela
    Katılımcı

    Yıldızlara çıkmak isterken
    sen hiç gayya kuyularına yuvarlandın mı?
    sunağa yatırıldı mı kirli pazarlarda saflığın
    aldatıldın mı her defasında
    aldandın mı?

    Denizi kirletilmiş martılar gibi,
    uçmak isterken mavilere
    zehirli oklar saplandı mı kanatlarına
    parçalandı mı yüzündeki hüzün
    yüregine battı mı kırıkları…

    ….////
    Bir uçurum kenarındayım
    acılı rüzgarlra bıraktım hayallerimi
    bağırsam sesimi duyar mısın?
    uzatır mısın elini?
    alır mısın beni bu kör kuyulardan?

    Uçurumun en ucundayım ah!
    çağırsam rüzgarlara karışır sesim
    sen hiç tipi, borana tutuldun mu baharında?
    titredin mi ayazda kanadı kırık bir kuş gibi?
    kar nedir, kış nedir, fırtına nedir bilir misin?

    Sen hiç kırıldın mı sevdiklerine,
    bir bıçak gibi saplandı mı yüreğine gözyaşların?
    penceresiz, ışıksız, soluksuz kaldın mı?
    kahırlı nehirlere sarkıtıp kimsesizliğini,
    alıp yalnızlığını bastın mı bağrına?
    bağırıp, çağırdın mı sağır kayalardan aşağı çaresiz?

    Saçı ağarmış hayaller ve nemli kirpiklerle,
    uçurumları başucuna koyup uyudun mu?
    çıkıp gam dağlarından aşağı nara attın mı?
    okşadın mı saçını acılı rüzgarların
    boranlara, kasırgalara tutundun mu çaresiz ?
    yaprak yaprak düştün mü dallarda
    sarsılıp, savruldun mu uçurumlardan?
    yoruldun mu anılarına sarılamayacak kadar?

    Sen hiç kaybettin mi doğadaki renkleri
    beyazı, maviyi, yeşili, alı
    kararıp kaldı mı düşlerin bir çöl akşamında?
    yüreğinde ışık kırıntıları sızladığında,
    ıslak gözlerle baktın mı uçurumlardan aşağı?
    ağladın mı yaralı bir ceylanın gözlerine bakıp
    yüreğin yandı mı senin de kızıl korlarda
    bir yeraltı ırmağı gibi kanadın mı gizli gizli?

    Çiçekler gibi büyütüp
    bir gün solacağını bilmeden
    doldurdun mu yüreğine çocuklarını…
    eylülde kar olup yağdın mı ?
    bulut olup ağdın mı?
    kahır olup ağladın mı?
    sonra sustun mu solgun bir gül gibi mahsun ve çaresiz?
    kırılmış gelincikler gibi büküldü mü boynun?

    Kirpiklerine sakladığın sağanaklar
    sel olup aktı mı yüreğine?
    yıkandı mı gözlyaşların hüzünlü denizlerde

    Sen hiç gayya kuyularına düştün mü
    üşüdün mü eylülde
    kar nedir, kış nedir, fırtına nedir bilir misin?

    Nuri CAN

    #100028470

    Konu: AŞK ADIMLARI

    grup forumunda Hüseyin YURTTAŞ

    sudenaz
    Katılımcı

    bilsem adını
    yollara düşeceğim
    kervankıran
    yollara!

    1.
    hangi rüzgârsa yüreğimin yelkenlerinde
    sürükler suların ışıklı yolunda beni
    iklimden iklime taşır, dönenceden dönenceye

    kimdir beni böyle görüngesine çeken
    uzay taşları kadar karanlık ve yalnızken

    bilirim, adı konamaz düşlerde yaşayanın
    ansızın yerleşir yüreğimize büyülü gizemi
    saklı çiçeğidir içten içe süren baharımızın

    2.
    önce denizler olmalı, ak denizler
    kumsallarında koşup oynaşacağımız
    çakılların çıkırtıları arasında
    güneşin altında, çamların gölgesinde
    önce denizler olmalı
    ve unutulmuş koyları o denizlerin

    teninde damlacıklar domur domur
    yosunlara değmeli ayakları
    bir ürperti gibi gezinmeliyim tüp diplerinde
    birden ufuklar yıkılmalı ki
    ötesi yurdu olsun sevgimizin

    önce denizler olmalı, ak denizler
    sözlerimizde suların yalınlığı
    kavuşmalıyız iki ırmak gibi çağıldayarak
    yataklarımız değişmeli coşkumuzdan
    birbirimiz olmalıyız kimliklerimizden sıyrılarak

    3.
    ıssız bir köy evinde
    ocak başında
    türküsü olup gecenin
    yeniden yakılalım
    alevlerin dilinde

    üşüdünse sokul bana
    örtün olayım
    dünyama sunulmuş biricik meyvem
    haramım
    seni koruyan kabuğun olayım
    üşüdünse sokul bana

    ıssız bir köy evinde
    yüzlerimizde yalazların yansıması
    geçelim çağların ötesine
    iki masal kahramanı gibi
    anlatılsın öykümüz
    dilden dile

    4.
    yollardayız
    eli elimde
    fundalıklar arasından yürüyoruz
    çiçekler öpüyor eteklerini

    yollardayız
    sevinci sağıyoruz günün göğsünden
    üstümüz başımız çengi ışık
    aşkın yolcularıyız

    yollardayız
    yüreklerimizde nice esinti
    çiçek tozlarıyla yüklü
    uçuyoruz düşlerin çavlanında

    5.
    kentin sokakları aydınlanıyor birden
    yine yakalanıyoruz bakışların yağmuruna
    kıskançlığın kıskacındayım
    gir koluma
    aç adımlarını
    tenhalarda yürüyelim

    haydi

    yolumuz denizler olsun yoldaşımız martılar
    birer çarpıntı gibi geçelim günlerin solgun yüzünden
    esriyen yanımızda dalga dalga sevgiler
    ardımızda anılarımızın açık sözlü yalınlığı
    tenhalarda yürüyelim

    haydi

    en bildik sözlerle geçelim sevdanın çöllerini
    bir ışık yağsın sonra sussun her şey
    kanat vuralım yeşillikler arasında
    solukları turunç kokan güneyli çocuklar gibi
    tenhalarda yürüyelim

    haydi

    gümüş çizgilerini yoklayalım ufukların
    sevginin yıldırımlarıyla yırtılsın içimizin karanlığı
    yağmura hazırlanır gibi dolu dolu ve coşkun
    tenhalarda yürüyelim

    haydi

    6.
    söyle
    hangi denizlerin çocuğusun
    görüyorum yüzünde
    tirşe mavi yansımalarını dip dalgalarının

    bu aşk derinliğindir senin

    7.
    kaç aşkın günbatımını yaşadım
    çekildim yıkıntılarımın içinde
    yürüdüm anıların tozlarına bulana bulana
    içim boz duman

    -oysa sen
    beni kaçırdın benden-

    türkülendim ansızın
    şimdi bütün uçurumların çiçek
    ve bu aşk
    bu aşk sevgilim
    senin kadar gerçek!

    #100024937

    labirent
    Katılımcı

    Tendeki tuz yüreklere dökülünce,
    Yüreğin bedendeki gizli ayinidir.
    Aşk, bütün sınırların kesiştiği,
    Tanımlanamaz, suskun bir ilahidir?

    Köpükten kulelerim vardı benim, toprakla örttüm üstünü, sevgileri aldım bir tek içinden. Duygularımı, sezgilerimi, korkularımı ve inançlarımı tıktım kafeslerine. Göğsünün çatal başlarında şehveti duyumsamak isterken gözlerinin bozkırlarında yittim.
    Saçlarının dalgakıran uçlarında zemheriler doldu içerime. Serseri bir mayıncasına dolaştım çevrende. Gecelerden tuzaklar kurup, gündüzlerin ufkunda sevdalarımı sundum yüreğine. Hiç sorulmamış nice sorular üretip, hiç söylenmemiş kelimeleri türettim senin için. Mutun ve mutsuzluğun en çözülmez bozgunlarında yaşayıp, yalnızlığın kocaman halkasında günün kederlerinden içtin.
    Sevinç bizim için güneşte dinlenen üzümlerin mahzende beklemesidir. Düş diye gördüğümüz nice güzellikler çağlayan bir ırmağın denize dökülüşüdür. Aşk güzelim, o asla tatmadığın aşk, her dokunuşta ölü bir beden gibi durduğun, anlamına ve tadına asla ulaşamadığın suskun bir ilahidir.
    Beni iyi anlaman, ya da anlamaya çalışman, ara sıra gözlerini iri iri açman, asla büyüyemeyen çocuk yüreğinle sevdama kafa tutman, yeni bir tutkunun mozaik ışıltılarından başka bir şey değil. Sevdalar hep böyle başlar, ama hep böyle bitmez anlayacağın. Uzun bir kervan gibi güneşte yol almak, yasak sevişmelerin ininden uzak kalmak, bütün zamanların en denklemsiz sevgilerini bir kuşun kanadığını okşar gibi sevmek senin işin değil.
    Böylesi bir dostluğun son nefesinde, bir kayığa binmiş kürek çekiyordum aşka. Buncadır hep ayrı dilleri konuşmuş, aynı düşünceleri tatmıştık belki de. Bundan böyle, adını asla koyamadığın ayrılıkların kentinde yaşayacak, geriye asla bakamayacağın yalnızlık yollarının kilometrelerinde aynalar arayacaksın kendine bakacak. Sorgularını yorumlayan dostlar gün inince denizlere, kaçacaklar senden birer birer.
    Akrepler kemirirken yüreğini, yeryüzünün bütün tahta köprülerinden geçeceksin sen de gizemin kızı. Yıldızların dansa durduğu karanlık sokaklarda, elindeki kör bıçaklarla saldıracaksın özüne. Sevdanın püfür püfür rüzgarlarında saçların dağılacak, tüm giysilerin savrulacak şafağa doğru koşacaksın. Kelimeleri yıldızlarına yükleyerek nostalji faytonunda dolaşacak, geçmişte kalan bir muhallebicide aşkı arayacaksın.
    Çok sır verdim dağlara ben. Acılarımı ağaçlar dinledi toprağa söyledi, toprak kızdı, yıldızlara müjdeledi, yıldızlarıma sor söylesinler sana. Küskün geçen her sabahımda, gecelerin beni saran hüzün yağmurlarında ıslanma bir daha. Birazdan gün yepyeni elbisesini giyer penceremden içeri girer. Beni besleyen acılarımı çekip çıkarırım fırınımdan ve karalarım kahır defterimi.
    Evet küçüğüm. Sabredersen büyür yüreğin senin de. Özlemlerinden yeni yarınlar yaratırsın kimbilir. Duvarlarını yıkar, yıkılmış kentlerinden kaçar, düşlerinin bilinmeyen iksirlerini sunarsın seni sevenlere. Bölüşülmüş tüm acılarından kurtulur, aynalarda asla göremediğin gerçeklerle nöbet pansumanlarına durursun.
    Kim bilir bir gün, el değmemiş karalarında korsanlar cirit atar, ruhunu dizginleyen, aklını sürükleyen, yüreğini titreten özgür mavilerde kaybolursun belki de. Mantığının köhne duvarlarında kaybettiğin anahtarları aramaktan bitap düşersin. Naftalin sürdüğün mendillere gözyaşlarını silerken aynalara gözün ilişir, masallar ülkesindeki o yaşlı balıkçıya bahçendeki yetiştirdiğin fesleğenleri sunar, sevda sularından hep boş çıkan oltanı denizlere hışımla atarsın?

    #100023830

    afflicted_
    Katılımcı

    Baba, nisan yağmurları bir panayır türküsüdür
    Birazdan güneş açınca verecekler oyuncaklarımızı
    Baba, savaş olmasın; savaş çıkarsa
    Kirletirler göklerimizi, yırtarlar uçurtmalarımızı
    Baba, savaş patlarsa en çok bize kızacaklar
    Ağabeylerimiz kıracak, çelimsiz bacaklarımızı
    Bilyalarımızı ezecek tanklar, düşlerimizi dövecek toplar
    Çamurlara bulayacaklar nisan yağmurlarımızı
    Güneşlerimizi ve aylarımızı söndürecekler
    Kendi çocuklarına götürecekler belki de portakallarımızı
    Baba onlar da çocuktur, onlar da kuş dili bilir
    Kuş, dalı gözünden anlar; dal, kuşu tüyünden tanır
    Rüzgârlardan rüzgârlara yıkım gelmez hiçbir zaman
    O çocuklar o portakalları ölür de yemez

1 ile 5 arası 5 sonuç (toplam 5) görüntüleniyor