1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 1,009) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları
  • #100036001

    Şule
    Katılımcı

    Türümün yalnızlığıdır aşk
    Biz
    Ağzına biber sürülen çocuklardık küfür edince
    O nedenledir ki aşkı tek başına yaşadık
    İki kişi olamadık
    O nedenledir ki anlaşılmaz cümleler kurarız
    Anlaşılmaz ifadeler
    Biz bile bakakalırız yazdıklarımızın ardından
    Anlamayız
    Çünkü yalnız
    Kalmış bir kalbin kendini ifadesi çok zordur

    Ağzına biber sürülen çocuklardan değilseniz
    Siz
    Bilemezsiniz bu yalnızlığın ne demek olduğunu
    Canınızın yangını biribirine karışmamıştır
    Diliniz mi
    Yüreğiniz mi yanıyor bilirsiniz
    Kelimeleriniz
    Anlaşılarak gezer
    Ama bizimkiler
    Bizi kurşuna dizer

    Türümün yalnızlığıdır aşk
    Yine ardından bakakalacağım


    Şule
    Katılımcı

    Adına dilimin dönmediği bir kokuyu bırakıp gittin
    Yüreğimin duvarlarına
    Astığım görünmez bir resimdin oysa
    Ancak bir efkar masasında gösterdiğim
    Gel diyeceğim
    Cesaretim yok yeniden seni yaşamaya
    Hasretin yaşamak gibi canlı
    Ve heyecanlı maceraların ümidiyle
    Gözlerin gibi değişiyor düşüncelerim

    Karşılığı az olan bir sevmeydi benimki
    Yalnızca varlığının verdiği bir aydınlık duyguydu
    Yağmur yağdığında kirpiklerinin ıslanması
    Güneşte gözlerinin kısılmasıydı
    Veya yanağına kondurabildiğim küçük bir öpücük
    Bir ömürlük anıların başlamasıydı
    Nereye baksam senden kalan bir şeyler var
    Öylesine candan sarılmadan ayrılsan da
    Verdiğin sözlerin hepsini tutmadığını biliyordum
    Yetiyor mu bana kalanlar

    Yaşamın her haline güzel bir şeyler eklemek gerek
    Ayrılıklarda anıların
    Vuslatlarda an neyse onun tadını çıkarmak
    Gözleri
    Dudakları
    Saçları
    Resmetmek
    Bestelemek
    Şarkılar söylemek

    Kim aklımda en uzun kaldıysa
    Odur sevdaya en yakın dönemeç
    Hızımı kesen
    Sen
    Adına dilimin dönmediği bir kokuyu bırakıp gittin

    #100034991

    Serdar
    Katılımcı

    135 Yaşında bir güçlü, dev Türk.
    O’nun adı Mustafa Kemal Atatürk.

    1881 yılında doğdu.
    Tam 24 yaşında yüzbaşı oldu.

    31 Mart Ayaklanması’nda vardı.
    Hareket Ordusu Kurmay Başkanı oldu.

    Osmanlı İmparatorluğu çökmüştü.
    Fethedilen ülkeler elden gitmişti.

    Sonunda Anadolu’ya düşman dolmuştu.
    İnsanlar çaresiz, ümit yok olmuştu.

    Karanlıkta ışık belirdi, uzakta.
    Vapurla geldi, ayak bastı Samsun’da.

    Cumhuriyetin sınırlarını çizdi.
    Düşmanları şöyle bir hizaya dizdi.

    Savaş, dedi, düşmanlar, savaş isteriz.
    Dedi Mustafa Kemal , savaştan kaçmam.

    Ordu yoktu, ordu kurdu, silah buldu.
    Cephede ön safta kendine yer buldu.

    Kana kan, dişe diş düşmanla savaştı.
    Aman vermedi düşmana onu yendi.

    Düşman üzgündü, Kemal geçilmez, dedi.
    Umutsuz postu Çanakkale’ye serdi.

    Sonra Yunan İzmir’e çıkartma yaptı.
    İlerledi, ortalığı yakıp yıktı.

    Mustafa Kemal orduyu geri çekti.
    Sakarya Irmağı bağlantıyı kesti.

    Bir buçuk yıl askere savaş öğretti.
    Her asker bir Mustafa Kemal olmuştu.

    Mustafa Kemallerle dolu bir ordu.
    Düşmana kaç paralıksın diye sordu.

    Tuttu, aldı, vurdu, yerden yere vurdu.
    Zaman saatini Cumhuriyet kurdu.

    Ey güzel Cumhuriyet, sen ne güzelsin.
    Özgürlük denizinde mutlu yüzersin.

    Serdar Yıldırım


    dilek
    Katılımcı

    GİRİŞ:

    Öğretmen öğrencilerine selam verdikten sonra günlerinin nasıl geçtiğini sorar.Onların bilgilerini yoklamak için bir takım soru sormaya yönelmektedir.

    -Doğup büyüdüğümüz bu dünyada her günümüz birbirini kovalarken biz her güne yeniden merhaba deriz ancak en çok yanımızda uyandığımızda kimleri görmek isteriz?

    -Birilerini severiz ama hayat şartları bizleri onlardan ayırmak zorunda bırakabilir mi?

    -Sevdiğine şiirler yazan hangi şairlerimizin hangi şiirlerini biliyorsunuz?

    -Ömrümüzde kimleri unutmak durumunda kalırız?

    -Mutlak unutmak var mıdır?

    -Unutmak kavramı sizler için neyi ifade eder?

    KEŞFETME: UNUTURSUN (MİHRİBAN)

    Unutmak kolay mı? deme

    Unutursun Mihriban’ım.

    Oğlun, kızın olsun hele

    Unutursun Mihriban’ım.

    Zaman erir kelep kelep

    Meyve dalında kalmaz hep

    Unutturur bir çok sebep

    Unutursun Mihriban’ım.

    Yıllar sinene yaslanır

    Hâtıraların paslanır.

    Bu deli gönlün uslanır…

    Unutursun Mihriban’ım.

    Süt emerdin gündüz-gece

    Unuttun ya, büyüyünce…

    Ha işte tıpkı öylece

    Unutursun Mihriban’ım.

    Gün geçer,azalır sevgi

    Değişir her şeyin rengi.

    Bugün değil, yarın belki

    Unutursun Mihriban’ım.

    Düzen böyle bu gemide

    Eskiler yiter yenide.

    Beni değil, sen senide

    Unutursun Mihriban’ım.

    AÇIKLAMA:

    Şair bu şiirinde unutmadığı ve hiçbir zaman unutamadığı kişiyi hatırlamaktadır. Bu unutmanında birgün değil belki yarın olacağını söylemektedir.Şair şiirini Mihriban adlı bir kıza yazdığını bu kızın gerçek hayatta var olup olmadığını da kimsenin bilmediğini,şairin de buna hiçbir zaman bir açıklık getirmediğini bilmekteyiz.Bazı kişilerde bu şiiri kızına yazdığını söylemektedir.

    DERİNLEŞTİRME:

    1.DÖRTLÜK:Şiirin ilk dörtlüğünde şair sevgilisine öyle büyük konuşma unutursun beni diyor.Hele hele de bir evlen başkasının sevdiği ol ondan çocukların olsun bakalım.Ben o zaman aklına bile gelmem diyor.Şair sevgilisine sitem ediyor.Ben seni bu kadar çok severken sen beni nasıl unutursun beni nasıl yüreğinden söküp atarsın diye sitem etmektedir.

    2.DÖRTLÜK:Şair şiirinin bu bölümünde de zamandan dem vuruyor zamanın hızlıca akıp gitmesinden sevgilinin şairi bu zaman diliminde unutmasından şikayet ediyor. Zamanla birlikte değişen hayatlardan,hatta doğanın dengesinden bile bahsediyor.Meyvanın bile dalında durmadığından herşeyin aslında zamanla elimizden kayıp gitmesinden duyduğu öfkesini,sitemini bu sözcüklerle hayat buldurmaktadır.

    3.DÖRTLÜK:Şair sevgilisine sesleniyor zaman akıp giderken yıllar sinene bir ok gibi yaslanır,seninle yaşadığımız o güzel günler birgün aklına gelir ve beni hatırlarsın belki o zaman yanında ben olamam Mihriban’ım ama sen hep benim gönlümde yer edersin.Ben seni hiçbir zaman unutmam.

    4.DÖRTLÜK:Sevdiğim kadın sen de zamanında çocuktun annenden süt emerdin gündüz gece,zaman akıp gitti,biz büyüdük ve yollarımız ayrıldı seninle nasıl ki o küçüklük günlerini ilk günkü gibi hatırlayamıyorsan gün gelecek beni de tıpkı öyle unutacaksın benim güzel sarı saçlı Mihriban’ım.

    5.DÖRTLÜK:Hiçbir şey bıraktığımız gibi durmaz ne sevgimiz ne de özlemimiz zamanla unuturuz,köreliriz,hatırlamak istemeyiz aklımıza geldiğinde tebessümle yad ederiz.Günler birbirini kovalayacak,değişecek bu dünya da herşeyin rengi,tadı,tuzu bugün olmasa da Mihriban’ım birgün gelecek beni unutacaksın.Çünkü bu hayat dediğimiz yaşam bizi öyle bir koşuşturmacanın içine atıyorki zaman geliyor ne yaşadığımızı bile hatırlamıyoruz.

    6.DÖRTLÜK:Artık şair şiirinin son dörtlüğünde sevdiği kadın olan Mihriban’ına nasihatta bulunmaktadır.Bu fani olan dünya da bir düzen vardır.Bu düzene hepimizde uyarız.Yeni bir yere alıştığımızda eski yeri hatırlamayız,yeni birini sevdiğimizde eskiyi hatırlamayız.Sen gidince Mihriban’ım elbette yenisi gelecektir yanıma çünkü bu düzen böyle devam etmektedir.Bu düzen de sen beni değil gün gelir kendini bile unutursun Mihriban’ım demektedir.

    DEĞERLENDİRME:

    Öğrenciler bu şiirin sonunda şairin sevgilisini zamanla unutacağını bunun belli aşamalardan geçerek olacağını öğrenmektedir.Unutmanın şairde bıraktığı derin izlerini görmektedirler.Şairin şiirinde kullandığı edebi dili çözmeyi öğrenirler,şairin nasıl şiirler yazdığını öğrenirler.Edebiyatımızda Mihriban şairi olarak bilinen ve Mihriban’ı öksüz bırakan şair Abdurrahim Karakoç gibi Anadolunun telli coğrafyasını şiirlerine yansıtan bu güzel insanı tanımış olurlar.

    PINAR ŞİMŞEK

    #100034979

    kurtpinar
    Katılımcı

    rivayet olunur ki
    Doksan Üç Harbi zehiri zemheri
    serhat şehri Silistre
    ve kalesi Mecit Tabiye o gün
    bir mütareke terekesi tevekkül
    teslim olur Urus’a ağlıya ağlıya
    ve yağız atlı süvarileri
    çıkıp da Çayır Kapı’dan
    çekilirken Uşumnu’ya
    derler
    breeey ağalar
    zamanı mı ağlamanın?
    tez olun
    atların gözlerini bağlayın
    kara gözlerde kara bezler kuzguni
    süvari atları görmesin
    görmesin bu hüznü matemi
    ve askeri mızıka durmasın çalsın
    çalsın Tuna yalısında üzgün üzgün
    “Kal selâmet kömür gözlüm.”

    II

    rivayet olunur ki
    bu bulutlar ezelden beri
    kalkar da Tüter Kaya’dan duman duman
    bizim Akpınar’da dururlar yağmura
    ve biraz sonra
    cami-i şerif’i içinde bir Ömer Usta
    kırmızı gülün alı kulağında
    kesme şekerler kuşagı arasında
    her cuma namazı sonrası
    mutlaka bir Osmanlı edası olmalı
    yine şeker dağıtacak çocuklara…

    çocuklar büyüdüler,büyüdüler neredeyse
    güneş altında,sel yollarında
    Ömer Usta öldü
    öldü Ömer Usta
    kırmızı gülün alı kulağında
    kesme şekerler kuşağı arasında…

    III

    rivayet olunur ki
    ana baba Bulgar doğumlu
    bir Nikola Osmanlılı soyadlı
    şehri Silistre ve pazarı şahanede
    bir şeyler satar olmalı
    ve bin dokuz yüz seksen beş yılı
    bir vaka-i şerî mucibince
    “soya dönüş” gereğince
    sicilinde Osmanlılı soyadını silmedikçe
    Silistre pazarında mal satması haramlı
    hasbelkader ana baba Bulgar doğumlu
    bir Nikola Osmanlılı soyadlı
    yasaklı…

    IV

    rivayet olunur ki
    şu ecdat diyarı
    Küçük Kıpçak Bozkırı Dobruca’da
    başı güneş, ayağı deniz Balçık şehrinde
    Kırım’dan dönerken türkülerin Sinan’ı
    bir Kırım Muharebesi sonraları
    Ortadoks Urum ve Bulgar cemaatler arası
    dini kavgalar sinsi sinsi
    Urumlar’ın yıktığı o Bulgar kilisesi
    Devlet-i Âliye-i Osmaniye yüce fermanı ile
    acilen
    inşa edilir yeniden
    aynı ebatta,aynı yerde denize yakın
    külli masrafı karşılanır hazineden
    ve bugün Balçık müzesinde
    mermere kazınmış o fermanın levhası
    anlatırken bize geçmiş günleri şahane
    Hakka devşirir bir Osmanlı sedası
    kiliseden yayılan hazin çan sesinde…

    Galip SERTEL

    #100034977

    kurtpinar
    Katılımcı

    Dolaşır dururmuş hep daha bağı bahçeyi Küçükmustafa’da
    dilinde dilâver dülgerlerin taşlara yonttuğu aşk türküleri
    ve o yaşlı muhacirin sancılı söylencelerinde
    uzaktan yakından bir göç anısı
    anlatıp durur Silistre’yi…

    Yelkenler iner
    demir atarmış Kalealtı’na Osmanlı İnce Donanması
    İslâm’ın koruycu duvarıymış bu liman
    demirden,taştan,imandan
    beyazmış kale duvarları
    yosun bağlamışlar şimdi
    üşüyorlarmış terkedilmişliğin sığ yalnızlığından
    bahtı kara garip zamanlarmış
    kızı kızanı ağlar olmuş bir zemheri vakti ikindiüstü
    küs düşmüş Tuna’nın sularına Mecid Tabya’nın top sesi
    zaman hasım sulara meyletmiş
    sular ahir vakte gelmiş denk
    Urumeli’nin kaderine kılağılı bir bıçak gibi bilene bilene
    vurulmuş bin bir asi mihenk.

    “Bir gün, diyor
    bir gün Uşumnu alçağında
    bir manda kotası üç yaşında
    bir kan gölünde yüzse gerek!”
    ve sahice olsaymış
    “Sahi olsaydı,diyor,o muskaların efsunlu bedduaları
    boğardı küffarı bizim Tuna’nın bozbulanık dalgaları!”

    Zaman hasım sulara akmış
    sular olmuş gözyaşların seli
    viran kapılarda dilenip durmuş tufan gibi
    amansız göçlerin amaz yeli
    duçar olmuşlar uçsuz yollara
    yolları sarıp sarmalamış bir katı kasvet
    “Oradan,diyor,oradan!”
    Tuna yalısından kalkar gelirmiş bu delice hasret
    dilinde dilâver dülgerlerin taşlara yonttuğu aşk türküleri
    vebalinde kan kardeşlerinin bahtsız kaderi
    deli gönlünde bir umut
    bir deli umut masmavi
    beyaz beyazımsı bembeyaz ak pak bir demokrasi…

    “Demokrasi,demokrasi deyip deyip, haykırıp durdular”, diyor
    ille velâkin ne balık çıkabilmiş kavağa
    ne beklenen huzur inmiş sokağa
    ölenler hep ölmüş
    gidenler hep gitmiş tek tek basarak
    yalanlarmış,dolanlarmış köşe bucak, sinsi sinsi kıskıvrak
    rüyalarının nehri Tuna sakinmiş hep öyle
    “Bıraktığım gibi,diyor, çocukça mavi”
    bülbül yine gül dalindeymiş her seher vakti
    yerli yerindeymiş Silistre
    bir baş kuru soğanın,bir bayat ekmeğin derdinde…

    “Bir dertleri daha var” diyor
    bir dert ki dünden bugüne,günden güne aza aza
    düşmezmiş dillerden ne handa, ne pazarda…
    Oy anam,oy babam!
    “Dil yarasıdır,diyor
    bir mahşer günü,diyor
    soru suali edilir de kalem kalem
    ahı tutar seni de ,beni de
    anamın babamın dili Türkçem
    okutulmuyor bir türlü
    bir türlü okutulmuyor güzelim mekteplerinde..”

    Ve dolaşır dururmuş hep daha
    bağı bahçeyi Küçükmustafa’da…

    #100034974

    GULCENAZ
    Katılımcı

    Hiç sızlanmayacaksın arkadaş
    Hiç yüz dökmeyeceksin aşka
    Hep bal baklava bekleme
    En kırmızısından en acısından
    Acı biber sürecek yüreğine
    Şifadır diyeceksin yardan

    Bazen gül bahçesine düşecek yolun
    Bazen çıkmaz sokak en karanlığından
    Elim sende diyecek gönlüm kim de?
    Şaşıracaksın şüpheye düşeceksin
    Beter bir ateş yükselecek bağrından

    Sadakat titreyecek vefa ağlayacak
    Bin türlü vesvese geçecek aklından
    Aşk kapıyı çaldığında seni eşikte bekler bulmalı
    İçin kıpır kıpır gözlerinde kıvılcımlar
    Her ah edişinde dilinde yar adı
    Çek silahı vur diyeceksin
    Vur beni kalbimin tam ortasından.

    Şükran Gülcenaz AYDOĞAN

    #100034968

    Konu: Sultanın Aşkı

    grup forumunda Haydar ŞAHİNBAY

    Haydar
    Katılımcı

    Bana köle derler sana sultan
    Sen yine kendini güzel san
    Tepende taç emrinde ordu olsun
    Başına tacı takan köle değil mi

    Bana köle desinler sana sultan
    Köleyi sultan yapan taç değil mi

    Altın bir tahta oturur sultan
    Ahali aşığı köle sanır her an
    Dilimde sözcükler yavan mı yavan
    Sultana tahtı yapan köle değil mi

    Haydar Şahinbay

    #100034966

    Konu: senin sesin

    grup forumunda Haydar ŞAHİNBAY

    Haydar
    Katılımcı

    sesinde ne var biliyor musun
    süt beyazı bir çığlıkta kaybolmak
    çay buharında sessizce yunmak
    maviyle küsüp küsüp barışmak
    ve beyaz tül örtülerinde,
    en sevdiğin ölüyü ağırlamak

    sesinde ne var biliyor musun
    çınarlara su vermek bir akşamüstü
    ve örtmek üstünü kedilerin
    sokaklar yorulmadan soğuktan

    sesinde ne var biliyor musun
    melodilerin tınısında haz bahçeleri
    ve barış mektupları taşıyan elçilerin gözleri
    kar içinde çalı diplerine tutunan dağ kekliği

    sesinde ne var biliyor musun
    bin rengiyle güneşi kutsamış umut
    gülüş ve öpüş gibi bir pencereden gece
    gelip geçenlere aşk dağıtan hece hece
    ve dinmiş bir susuşun avuçlarında izi

    sesinde ne var biliyor musun
    bir şey var tarifi külfet aşka yakın
    fesleğen kiraz biraz naz
    denizden toprağı döven meltem ve yaz

    sesinde ne var biliyor musun
    ateşi suda ısıtan yağmur
    buğday tarlalarında beyaz bir düş
    ay ışığında büyümüş masal var,
    salıncaklarında çocuklar uyutan

    aşk var sesinden de öte gülüşünde
    çiçek vadilerinde boy veren kardelen
    kelebek var cemreden erken gelen
    abı hayat var bende ölümü öteleyen

    //haydar şahinbay//

    #100034959

    Konu: Bana Ziyan

    grup forumunda Haydar ŞAHİNBAY

    Haydar
    Katılımcı

    Güldün mü lal olur bülbül dilim
    Varsayalım bu ön görülmeyen bir ilim
    Kana kana içilen bir tas su da elim
    Lale de zambak da gül de sensiz zulüm

    Sabahın seyrinde buz keser her halim
    Gözlerinde sanki bir kılıç gibi engelim
    Zülfün zehrin zatın benim zimmetim
    Asasını boynuna takmış bir kalenderim

    Haydar Şahinbay

    #100034952

    Konu: Aşk Aynalarda

    grup forumunda Haydar ŞAHİNBAY

    Haydar
    Katılımcı

    Asırlardan geldim aynalar eskittim
    Yanar avuçlarım yoruldu mezhebim
    Babil’de bir kabile ateşi yanar
    Aşk kendine küser baş aşağı devrilir heyecan
    Irkçı bir yalnızlık konar pencereye
    On tekerlekli bir otobüs gidiyor
    Kuşlar gidiyor sancak boylarından
    Altılı vagonlarda kömür taşır trenler
    Borazan gibi çalıyor korna sesleri
    Raylara serilmiş güvercin ölüleri
    Ve yanında yatmış intihar girişimi
    Gül gözü entarisiyle bir gelin
    Ayrılık vakti birbirine düşer
    Asur tüccarları katar katar kanun taşır
    Yağmur taşır bulutlar
    İsyan taşır kadınlar
    Kara bir gecede gözlerim seni taşır
    Yasak çiğner adımlarım
    Telefon şarjına takılı akıllar
    Toynak başlarında gül bahçeleri kurulur
    Yüksekten atlayıp ölüme gülenlerin çağı
    İş yerinde zorunlu bir selamdır yârin
    Kentler yarar göğsünü havanın
    Gitarım imgesel bir şiir ve derin
    Notaları olası gözlerinde asılı
    Mızıka çalıyor plaza camlarında
    Kuşkular neşter vuruyor dilek fenerlerine
    Her gün yığınca yorgun
    Aç bir dilenci kirli gözlerinde
    Görmezden gelse ne olur
    Örselenmiş hisleri
    İlk seansta ölür hep umutlarım
    Sıcak asfalt zeminde kuşatılmış şehirler
    Apartman dairelerinde modern hücreler
    Devrik bir lider gözlerin
    Balkonlara ekilir fesleğen
    Kurulur tezgah bozulur oyun
    Amansız aşk pazarı kurulur
    Sevgiliye isyanım var
    Burjuva kanatları taktı kollarına
    Mahalle gevezesini alır yanına
    Haylaz çocuk ısrarına yol verir günler

    Haydar Şahinbay

    #100034948

    Haydar
    Katılımcı

    Bu gökyüzü
    Şu toprağı yalayan rüzgar
    Bana göre değil
    Ateş su
    Gözlerinde uyumak bir akşamüstü
    Deniz kum güneş
    Ve çocuklar
    Bana göre değil umut
    Ve uçurtmalar yapmak tepelere layık
    Dilek fenerlerinden yıldızları yakmak
    Şiir yazmak ince parmaklarına
    Yalnızlığı övmek sensiz şarkılarda
    Bana göre değil
    Gece bulutlara uçmak
    Kuşlara kanat takmak beyaz kağıtlardan
    Maviyi baş üstünde tutmak ufukta
    Limanlara gemi bağlamak
    Pasından anılar pişirmek demirlerin
    Ağlamak köşe başlarında bana göre değil
    Baharı beklemek
    kar yağarken tepeden tırnağa
    Aşık olmak bana göre değil
    Yaşım kırkı geçmişken saçlarını taramak
    Ay ışığında yıkamak gözbebeklerini
    Yağmurdan vazgeçip bulutları sevmek
    Bana göre değil
    Karanlığın ihtişamında ölümü ötelemek
    Bana göre değil
    Korkuya ümidi değişmek
    Ve papuç bırakmak soysuza
    Masaya bırakıp anahtarları öylece gitmek
    Gölgesine sığınmak izbe sokakların
    Bana göre değil
    Karasında üşümek gözlerinin
    Üflemek fitilini lambaların
    Surat asmak yüzüne aynaların
    Bana göre değil
    Duldasına koymak başımı
    Ciğerimi bitiren ahının
    Bana göre değil

    #100034924

    Konu: AĞAÇLAR

    grup forumunda SİZİN ŞİİRLERİNİZ

    gulbeyaz
    Katılımcı

    Ellerimin önündeki dallar da
    Sarıldı yaprağa
    Göremiyorum karşı yamacı
    Erken mi yoldayım
    Ben mi geciktim

    Önümüzde bir çınar yükseliyor
    Her gece atlılar geliyor ona
    Destan söyleşip gidiyorlar
    Esmerlikleri
    Tutuşup kuruyan dudakları kalıyor sabaha

    Dostum üşüyorum dedin
    Üşüme
    Korkuyorum -Korkma
    Kaçıyorum -Kaçma
    Ürperiyorum düşünceden -ürper

    Sabah trafik
    Çınara kim bakar
    Kim geçer dallarından
    Bahar mı geliyor
    Komşunun balkonunda
    Çamaşırlar renk rengarenk

    Kızlar göğüslerini
    Baharın ağacına
    İlk açan çiçeğine
    Dayadılar

    Arılarla erkekler boğuşuyor
    Arılarla uçan bütün çiçeklerle
    Ayaklarında taşınan tozlarla
    Akıyorlar alıp götürülürken
    Yaprak evlerin içindeki dişiliklere

    Dostum geç kaldın
    Güneş ne gün doğacaksa
    Söylediler duymadın geç kaldın
    Otur ağla sonra soframda doy
    Ekmek tut zeytin tat
    Açlığını eğlerken sen
    Bak nasıl ayçağın erleri
    Savaşarak ve devirleri aşarak geldiler
    Karanlığı karaladılar yolları tuttular
    At tepmedeler

    Bak nasıl savaşı bindiler. Gece çınara gelip söyleşip
    Kelime ettiler söz bilediler
    Zorun yamanı kolayladılar

    Sahip olun taşa demire
    Aleve
    Küle bile

    Cahit Zarifoğlu


    gulbeyaz
    Katılımcı

    Aşk bu
    Kanatları yıldırımlanmış katı boğalar
    Ateşin saydam gövdesini kırarak
    Yatarak hayat dolu sarnıçların karnına
    Sıkı sıkıya kapalı sivri ve kıvrak gaga

    Delip geçecek dalıp yeryüzünü
    Bak istersen avuçlarıma
    Küçük parmağın hizasında o derin havzada
    Göğüs göğüse iken ikimize
    İki ayrı kadeh gibi doldurulmuş yudum kat’i
    Sesin
    Sırrım
    Gözüm palaspandıras çehremde

    Aşk bu
    Çölün sarı sofrasında atlılar
    Hepsinde
    Gererken parçalanan elimde
    Çelik yay parçaları
    Ağızlarımız kum rüzgarlarıyla yanık
    Yiyip içmezik acıkmazık

    :Başkanları
    Uyutmasın vahalar diye
    Koynuna doldurmuş yılanları:

    /çocuk
    Bir tane.Dayanmış yanağını cama
    Karşı evin balkonuna bakıyor
    Orada bir çocuk
    Tutunmuş demirlere../

    İki kadeh arasında ufak kara nehrim
    Beni senden bölen.Suyu yakut de ki kafur
    Çölün arı çehrenin gamsız ölümün uzakça olduğu bir demde

    Diz çökeyim söyle
    Tahtın nerede
    Bende kaynayan sende kaynak
    Tıpatıp iki kristal küre

    Aramızda ceylanımsı bir sıçrama
    Çalkalanır sonsuzca.Şöyle irice
    Bir kelime bul ok atsın döş kemiğime

    Öfkemi iyi belesin öfken

    Aşk duraksar ve yara alır
    Uçak çelik rengi göğü sesiyle sokunca
    Alçalarak yemyeşil ekinlerin arasına
    Kuru ekmek yiyen üzgün köylüleri bombalamaya

    İlkin küçük nir göl kan dolu ağzı
    /hava nasıl da yeşil/
    Su mu yoksa o katı ışık mı yanakların taşıdığı
    Nilüferler isteklerkoca bir dev

    Aşk bu çiğnenmiş kırbaçlanmış alta alınmış
    Tanıyıp tutunacak bir insan arayan
    Gördükçe çelik kazanlarının iç kaynamasını
    Kaliforniyadaki silah fabrikalarını

    /Doların egemenliğ halkın refahı:
    Depolar boşalmalı/

    Aşk aşk bir şehir harabesi daha kazandın
    Kurşun kanatları gergin
    Fosforlu mermiler yine taze
    Yıldırımlanmış boğalar
    Havanın katı gövdesini kırarak
    Yararak hayat dolu sevdanın karnını
    Pilot ağzı zehirli bir dil
    Kentelenmiş çeneler arasından
    Gözler ovaya başını çıkaran insanları

    Haydi aşk aşk
    De ki dağları delerim senin için
    Yıldızlar yakarışlar açık kartlar
    Ve haydi hoşçakal

    Kilimin üstünde
    Bir ampül
    Bir kırbaç bir ayakkabı

    Cahit Zarifoğlu

    #100034909

    Konu: ANCAK YAZGIDIR BU

    grup forumunda Nilgün MARMARA

    Sen ne getirdin bana çocukluğundan?
    şen kahkahalar ulumalar dona kalmalar mı?
    Üzüncün senin hangi çağrışımlara uzandı
    benim eskil saatlerimde?
    geçmişsiz ve geleceksiz suç sevinçleri,
    deniz kıpırtılarınca yürek dalgalanmaları?
    titreyerek uçurulan köpükten balonlar,
    anlık aşkın tasarımlar mı?

    nasıl bir ak konutun isteklendiricisi oldun
    anılarıma düz baktıran
    ah, ben pembe fistanımla kuşanırdım
    dantelalı tafta yumuşaklıkla
    savaşırdım kovmaya, çifte yetkeyi
    hiçlemeye annemi ve uykuyu
    öğle sonlarında ürkünç odaların!

    diledin mi yanında tümden varolmayı an için
    ve bir kaç sonrasında hiç yokmuşçasına
    beklememeyi bir şey çevremdekilerin uyumundan başkaca?

    yok böyle bir şey yok!
    sunduğun sağaltımı kaçkın bir geçmiş,
    sayrılık tutsağı bir gelecek duyumu bulanık,
    sisi varlığının üzünç kanıtı bir vaktin
    şimd’i_
    beni bağışlayan sarsan
    aşan bizleri mor birliktelik..

    Nilgün Marmara

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 1,009) görüntüleniyor