1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 972) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları
  • #100036003

    Konu: CANIŞIĞIM

    grup forumunda Oğuzkan BÖLÜKBAŞI

    Şule
    Katılımcı

    canışığım
    ben sana aşığım
    bir hançer gibi saplısın yüreğimde
    çıkarmak istemediğim
    seni ıssız bir gecede
    sokak lambalarının altına
    terketmeye çalışıyorum
    kıyamıyorum
    sensiz de olsa
    seni yaşamaya doyamıyorum

    sabah bir renkken gözlerin
    akşam başka renklere dönüyor
    sen açtın mı gözlerini canışığım
    şehrin ışıkları sönüyor

    saçlarını tarıyorum usuldan
    gözlerinde baharlar açıyor
    güvercinler su içerken ellerimden
    haberler bekliyorum
    yagmur kokulu seher yellerinden
    gelmiyor
    hüznümü gülüşlerimde gizliyorum

    kaç bahar kaldı ömrümüzde
    kaç gece düş görebileceğimiz
    hasrete katmışız günlerimizi
    gün diyebileceğimiz

    canışığım
    bu akdeniz ikliminde
    rüzgara verdim ömrümün yelkenini
    o yüzden dalgalı
    o yüzden karışığım
    her yönden geliyor kokun, sesin, nefesin
    ne tarafa gideceğim
    karar veremiyorum
    gökkuşağının arkasındasın
    ufuk çizgisindesin
    gemiler yaklaştıkça uzaklaşan limanlardasın

    biliyor musun
    aslında yalnızca benim söylediğim şarkılardasın
    bir anlasam
    kaç ışık yılı uzaktasın
    bu yollar hiç bitmiyor
    ben sana hiç ulaşamıyorum
    ben hep başındayım yolların
    hep sarılmaya açık kollarım

    sabah bir renkken gözlerin
    akşam başka renklere dönüyor
    sen açtınmı gözlerini canışığım
    gökte yıldızlar sönüyor

    canışığım
    bu yaşadığım
    bitmesidir kocaman bir kalabalık yalnızlığın
    çiçeklerin açması
    yağmurların yağmasıdır
    ve yansıyan sulardan, pırıl pırıl
    senin aydınlığın
    ellerini uzat al beni, götür
    nereye diye sormayacağım
    sen durmadan
    ben durmayacağım

    sabah bir renkken gözlerin
    akşam başka renge çalıyor
    hüzün varsa gözlerinde canışığım
    aklım sende kalıyor

    sesini duymaya koşuyorum
    şarkılar çalıyor sanki
    sanki düğün var, coşuyorum
    geceyi içmiş bir sarhoşun yorgunluğunda
    son sigaramı yakıyorum gün doğarken
    karşımda kızıl bir tanyeri
    yakamozlar çekilmiş sulardan
    düşüyor toprağa yavaşça
    güneşin renkleri

    canışığım
    sen uykudasındır şimdi
    öperek çıktığımı hissettin mi odadan
    bin yıllık geleneği hiç bozmadan
    bu masalı kim taşıyacak yarına
    bu güzelliği kim anlatacak çocuklarına
    bu şiirlerde kim anacak beni

    sabah bir renkte açarken gözlerini
    akşam bir başka renkte görüyorum
    sen güldün mü gözlerini canışığım
    bir derviş gibi etrafında dönüyorum

    kolay mı sanıyorsun
    gecede yıldız, yürekte ateş olmak
    kolay mı sanıyorsun
    çiçeği soldurmadan,
    ateşi söndürmeden yaşamak
    kolay mı karanlıkta yol bulmak
    canışığında saklanmak
    gözyaşı dökmeden ağlamak
    hayatın manasını bir su damlasında bulmak
    bir su damlasında
    ruhunu yıkamak
    tertemiz kalmak

    inanki meleğim
    sakındığım, esirgediğim
    sevdiğim, gözbebeğim
    en güzel baharlarda hep seninleyim

    sabah renklerini ışıtırken gözlerin
    akşam yıldızları yansıtıyor
    sen yumdun mu gözlerini canışığım
    karanlık beni korkutuyor

    içimden hazanları silip de atıyorum
    hayatın akışına kendimi bırakıyorum
    bir mahcup duyguydun bende
    bir dışa çıkmaz sevgi
    patlamaz volkan gibi gizli gizli yanarak
    yağmayan yağmur gibi bulutlarda kıvranarak
    geçen zamana ah edip de dağılarak
    yaşamak pek anlamsız
    yaşamayı yok edip
    elimde kalan ömrüm nerde bitecek bilmem
    mutluluk varsa eğer
    bil ki artık kaçırmam
    alev alev yanacak içimde canışığım
    hayat ne kadar güzel
    ben hayata aşığım

    sabah tenime değince gözlerin
    akşam ruhumu coşturuyor
    sen baktın mı gözlerinle canışığım
    içimi sevdan dolduruyor

    #100036002

    Şule
    Katılımcı

    nasıl olurdu seninle sevişmek bir bilsem
    sonra üzerime bir bulut çeksem
    de dinlesem yağmurun sesini
    toprağın nefesini
    gün açsa ufkunda birden
    sana gül toplasam denizden

    böyle olmalı seninle sevişmek

    #100035100

    admin
    Yönetici

    ne tepeler tırmandık, ne tepeler seninle
    gecelere ıslıklarımızla meydan okuyarak…
    kırağılar buza dönüşmeye başladığında
    şafaklara yuva kurduk eteklerinle

    ne yokuşlar indik, ne yokuşlar seninle
    kaygan çamurlarda ayak sürüyerek
    başardık uçurumlara düşmemeyi
    yıldızlara tutunduk gözlerinle

    ne gazeller söyledik, ne gazeller seninle
    yüzümüze vurduğunda ormanların gazeli
    yaylalardan göç başladı katar katar ovaya
    ve gün geldi usandık yeşil çimen ovalardan
    kanat yaptık kollarımıza teleklerinle

    kanatlarınla uçmam,kanatlarımla uçman yahut
    yürümem ayaklarınla, ayaklarımla yürümen…
    meltemler estirmem nefesinle, nefesimle
    fırtınalar koparman, denizleri tehdit edercesine…
    ne kadar sürdü, vallahi farkında değilim…
    sonra, sakin bir liman bulamadan,
    bir virane kulubede soyunduk ikimiz de…
    teleklerinle kanat yaptığımız kollarımızdan

    ne yokuşlar indik, ne yokuşlar seninle
    kaygan çamurlarda ayak sürüyerek
    başardık uçurumlara düşmemeyi
    yıldızlara tutunduk gözlerinle…

    #100032000

    admin
    Yönetici

    Gözlerin doğuyor zifiri gecelerime,
    Nasıl da ışıldıyorum bir görsen,
    Bütün yıldızlar avuçlarımın içinde,
    Nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
    Dudaklarımda sevdalılara ait
    Eski bir mehtap şarkısı..

    Ben seni unutmak için sevmedim
    İşte doğduğun o virane evdesin,
    Nasıl bakarsa su toprağa
    Öylece bakmaktayım sana,
    Yolunu gözlemekteyim senin, beklemekteyim?
    Gözlerin dalgalanmakta olan bir mavi deniz
    Ben dalgalı denizin kucağına aldığı
    Sabah Yıldızı,
    Denizin mehtap şarkısı güzel
    Gece yıldızları kıskanmakta bu Sabah Yıldızı?nı,
    Bütün balıklar mutludur denizlerde
    Bir deniz girdabı çeker beni içine,
    Çaresiz bir kuştur çırpınan ellerim
    Mavi denizinde gözlerinin,
    Bu tekne ben miyim mavi denizinde yüzen?
    Bu rüzgar ben miyim, sarı gök yüzünü dalgalandıran?

    Gözlerin doğuyor zifiri gecelerime,
    Nasıl da ışıldıyorum bir görsen,
    Bütün yıldızlar avuçlarımın içinde,
    Nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
    Dudaklarımda sevdalılara ait
    Eski bir mehtap şarkısı,
    Ben Sabah Yıldızı.

    #100027871

    admin
    Yönetici

    Yaşam’a sarışın girişin, nasıl maviydi.
    Değil mi, söyle, öyle değil miydi.
    Denizde bir yangın ipi koptu, birden.
    O ipi kesen, senin bu ellerin miydi.

    #100034991

    SerdarYildirim
    Katılımcı

    135 Yaşında bir güçlü, dev Türk.
    O’nun adı Mustafa Kemal Atatürk.

    1881 yılında doğdu.
    Tam 24 yaşında yüzbaşı oldu.

    31 Mart Ayaklanması’nda vardı.
    Hareket Ordusu Kurmay Başkanı oldu.

    Osmanlı İmparatorluğu çökmüştü.
    Fethedilen ülkeler elden gitmişti.

    Sonunda Anadolu’ya düşman dolmuştu.
    İnsanlar çaresiz, ümit yok olmuştu.

    Karanlıkta ışık belirdi, uzakta.
    Vapurla geldi, ayak bastı Samsun’da.

    Cumhuriyetin sınırlarını çizdi.
    Düşmanları şöyle bir hizaya dizdi.

    Savaş, dedi, düşmanlar, savaş isteriz.
    Dedi Mustafa Kemal , savaştan kaçmam.

    Ordu yoktu, ordu kurdu, silah buldu.
    Cephede ön safta kendine yer buldu.

    Kana kan, dişe diş düşmanla savaştı.
    Aman vermedi düşmana onu yendi.

    Düşman üzgündü, Kemal geçilmez, dedi.
    Umutsuz postu Çanakkale’ye serdi.

    Sonra Yunan İzmir’e çıkartma yaptı.
    İlerledi, ortalığı yakıp yıktı.

    Mustafa Kemal orduyu geri çekti.
    Sakarya Irmağı bağlantıyı kesti.

    Bir buçuk yıl askere savaş öğretti.
    Her asker bir Mustafa Kemal olmuştu.

    Mustafa Kemallerle dolu bir ordu.
    Düşmana kaç paralıksın diye sordu.

    Tuttu, aldı, vurdu, yerden yere vurdu.
    Zaman saatini Cumhuriyet kurdu.

    Ey güzel Cumhuriyet, sen ne güzelsin.
    Özgürlük denizinde mutlu yüzersin.

    Serdar Yıldırım

    #100034983

    dilek
    Katılımcı

    yağmur çinko damları gagalardı eskiden
    ki denize de martılar yağabilirdi gökten…
    hani masallar henüz saklanmamışken insan şerrinden

    yürekler yağmalanırdı o zamanlar
    geceleri esrik düşler elinden
    o zamanlar ki meali az evveli dünden…

    -güneş umut taşımaz ya her dem
    bazen
    insan ne çekerse hep kendi elinden…-

    işte o zamanlar dost meclislerinde demlenirdi riya
    postlar hakiki yalanlar söyleşirken
    sahici gülüşler damıtırdım sabırla
    bilmiş kahkahalar içinden…

    zeytin dalları düşerdi yerlere
    korkak şövalyeler şiirlerini çekerken
    kelimeler kanardı göz göre göre
    dişe diş savaşlara yenik düşerken…

    insan çekerdim bir zamanlar
    tespih tespih
    imamesi elimde
    tükürüyorum yalnızlığımın içine

    karıdan şair olmaz
    feylesof hiç
    bilmem ki neylesin bu başıbozuk piç…

    #100034979

    kurtpinar
    Katılımcı

    rivayet olunur ki
    Doksan Üç Harbi zehiri zemheri
    serhat şehri Silistre
    ve kalesi Mecit Tabiye o gün
    bir mütareke terekesi tevekkül
    teslim olur Urus’a ağlıya ağlıya
    ve yağız atlı süvarileri
    çıkıp da Çayır Kapı’dan
    çekilirken Uşumnu’ya
    derler
    breeey ağalar
    zamanı mı ağlamanın?
    tez olun
    atların gözlerini bağlayın
    kara gözlerde kara bezler kuzguni
    süvari atları görmesin
    görmesin bu hüznü matemi
    ve askeri mızıka durmasın çalsın
    çalsın Tuna yalısında üzgün üzgün
    “Kal selâmet kömür gözlüm.”

    II

    rivayet olunur ki
    bu bulutlar ezelden beri
    kalkar da Tüter Kaya’dan duman duman
    bizim Akpınar’da dururlar yağmura
    ve biraz sonra
    cami-i şerif’i içinde bir Ömer Usta
    kırmızı gülün alı kulağında
    kesme şekerler kuşagı arasında
    her cuma namazı sonrası
    mutlaka bir Osmanlı edası olmalı
    yine şeker dağıtacak çocuklara…

    çocuklar büyüdüler,büyüdüler neredeyse
    güneş altında,sel yollarında
    Ömer Usta öldü
    öldü Ömer Usta
    kırmızı gülün alı kulağında
    kesme şekerler kuşağı arasında…

    III

    rivayet olunur ki
    ana baba Bulgar doğumlu
    bir Nikola Osmanlılı soyadlı
    şehri Silistre ve pazarı şahanede
    bir şeyler satar olmalı
    ve bin dokuz yüz seksen beş yılı
    bir vaka-i şerî mucibince
    “soya dönüş” gereğince
    sicilinde Osmanlılı soyadını silmedikçe
    Silistre pazarında mal satması haramlı
    hasbelkader ana baba Bulgar doğumlu
    bir Nikola Osmanlılı soyadlı
    yasaklı…

    IV

    rivayet olunur ki
    şu ecdat diyarı
    Küçük Kıpçak Bozkırı Dobruca’da
    başı güneş, ayağı deniz Balçık şehrinde
    Kırım’dan dönerken türkülerin Sinan’ı
    bir Kırım Muharebesi sonraları
    Ortadoks Urum ve Bulgar cemaatler arası
    dini kavgalar sinsi sinsi
    Urumlar’ın yıktığı o Bulgar kilisesi
    Devlet-i Âliye-i Osmaniye yüce fermanı ile
    acilen
    inşa edilir yeniden
    aynı ebatta,aynı yerde denize yakın
    külli masrafı karşılanır hazineden
    ve bugün Balçık müzesinde
    mermere kazınmış o fermanın levhası
    anlatırken bize geçmiş günleri şahane
    Hakka devşirir bir Osmanlı sedası
    kiliseden yayılan hazin çan sesinde…

    Galip SERTEL

    #100034966

    Konu: senin sesin

    grup forumunda Haydar ŞAHİNBAY

    dervis_zel_ali
    Katılımcı

    sesinde ne var biliyor musun
    süt beyazı bir çığlıkta kaybolmak
    çay buharında sessizce yunmak
    maviyle küsüp küsüp barışmak
    ve beyaz tül örtülerinde,
    en sevdiğin ölüyü ağırlamak

    sesinde ne var biliyor musun
    çınarlara su vermek bir akşamüstü
    ve örtmek üstünü kedilerin
    sokaklar yorulmadan soğuktan

    sesinde ne var biliyor musun
    melodilerin tınısında haz bahçeleri
    ve barış mektupları taşıyan elçilerin gözleri
    kar içinde çalı diplerine tutunan dağ kekliği

    sesinde ne var biliyor musun
    bin rengiyle güneşi kutsamış umut
    gülüş ve öpüş gibi bir pencereden gece
    gelip geçenlere aşk dağıtan hece hece
    ve dinmiş bir susuşun avuçlarında izi

    sesinde ne var biliyor musun
    bir şey var tarifi külfet aşka yakın
    fesleğen kiraz biraz naz
    denizden toprağı döven meltem ve yaz

    sesinde ne var biliyor musun
    ateşi suda ısıtan yağmur
    buğday tarlalarında beyaz bir düş
    ay ışığında büyümüş masal var,
    salıncaklarında çocuklar uyutan

    aşk var sesinden de öte gülüşünde
    çiçek vadilerinde boy veren kardelen
    kelebek var cemreden erken gelen
    abı hayat var bende ölümü öteleyen

    //haydar şahinbay//

    #100034948

    dervis_zel_ali
    Katılımcı

    Bu gökyüzü
    Şu toprağı yalayan rüzgar
    Bana göre değil
    Ateş su
    Gözlerinde uyumak bir akşamüstü
    Deniz kum güneş
    Ve çocuklar
    Bana göre değil umut
    Ve uçurtmalar yapmak tepelere layık
    Dilek fenerlerinden yıldızları yakmak
    Şiir yazmak ince parmaklarına
    Yalnızlığı övmek sensiz şarkılarda
    Bana göre değil
    Gece bulutlara uçmak
    Kuşlara kanat takmak beyaz kağıtlardan
    Maviyi baş üstünde tutmak ufukta
    Limanlara gemi bağlamak
    Pasından anılar pişirmek demirlerin
    Ağlamak köşe başlarında bana göre değil
    Baharı beklemek
    kar yağarken tepeden tırnağa
    Aşık olmak bana göre değil
    Yaşım kırkı geçmişken saçlarını taramak
    Ay ışığında yıkamak gözbebeklerini
    Yağmurdan vazgeçip bulutları sevmek
    Bana göre değil
    Karanlığın ihtişamında ölümü ötelemek
    Bana göre değil
    Korkuya ümidi değişmek
    Ve papuç bırakmak soysuza
    Masaya bırakıp anahtarları öylece gitmek
    Gölgesine sığınmak izbe sokakların
    Bana göre değil
    Karasında üşümek gözlerinin
    Üflemek fitilini lambaların
    Surat asmak yüzüne aynaların
    Bana göre değil
    Duldasına koymak başımı
    Ciğerimi bitiren ahının
    Bana göre değil

    #100034921

    gulbeyaz
    Katılımcı

    Sopalar taşlar avtüfekleri
    Ve içi içine sıkışmış bir toplu tabanca

    Belinden orta etinden
    Cılız çelimsiz bir elden
    Toprağa çekmekteydiler köyün bütün erkeğini

    Sebebi iki kalabalığı birbirne tutuyor gözlerin
    Gamzen için ne kanlar bağırıyor
    Delikanlılar uyuyamıyorlar yataklarında

    Bedenler
    Toprak ve deniz ve kıyı ve dalga gibi
    Birbirine çarpa çarpa

    Düzgün kurşun girişleri hafif morarak etiçine
    yutuşlar
    Saçaklı kurşun çıkışları et ve kan parçalarıyla
    kusuşlar
    Delikler ezik çöküntüler
    Yırtıklar alıp açılarak
    Dantel perdeli camda kayan gölgen için
    Ne kanlar akıttılar toprağa

    Kalabalık bir kadının ortasında duruyor
    Rüzgar yüzünün tabakalarını açıyor

    Binbir renk ve işleme donanımlı başı
    Ve.Gözyaşı çanağı şimdi kafatasları

    Ağlayan erkekler. – dayıoğulları emmoğulları halaoğulları
    Kurumuş çatlamış elmacık kemikleri
    O ayazda o güneşte incecik hassas tenleri

    Bu kez kırk yaşındaki gelinin kocası
    Yatağını boşaltıp toz toprak içine devrilen

    Ne gürültüyle ne haykırarak ne de kahkahayla
    Ne son,solukta öç öğütleyerek
    Ne de kadınım arkamdan gel diyerek
    Ne yarı ne yaranı görerek gözü
    Bir karnağrısına uğramış gibi
    Kıvranıp büzülüp ölüm korkusunu giyip iğrençlenerek
    Ölürken
    Başucundaydılar yaralarından beter bir bağırtı
    Koparan karısı.Erkekler hısımlar
    Kalplerini daraltan can verişi önünde
    İncecik gergin yırtabilir yürekleri

    Bütün evrene
    Eğilip yanaklarından baktılar gelinin

    Şimdi çarpılır köyün ağzı
    Bir yabancı saçı taradı ev
    Şimdi köyde cami bile gurbet olur
    Ayrılıp iki yana hızlanmaya başladı mı şunlar:

    evler toprak kapı köpekleri bile ağaçlar bahçe çitleri
    Yanan ateşin dumanı da
    İki yana geçip karşı karşıya hasımlanıyor
    Köpeğin yanında adam adamın yanında duvarlar pusu
    kayaları.Kayaların yanında bacı ana kasları baldırları
    çocuk şeyleri hınçlar ve beddualar
    çaylar
    Dereden gıcırtılarla insan boğar buz kristalli sular
    Buz gibi anlarda boğuşur hasımlar
    Yün yorganın sıcağı vurdukça düşte
    Şehvete serilinir ya kan çıkarmaya
    Ve hergün havada bir asap bozukluğu ve olanlara
    Tabiatta bir uyma zorluğu kuşlar ötemez gibi

    Uzun vadiler düzlükler aşarken büyümesi durur ağaçların
    Sesi insan öldürmeye giden kurşunların

    Ve susunca
    Kama düşüşü bir zaman başlar
    Kalb ete ve ruha aynı anda açılır
    Cine ve meleğe
    Zulme ve hilme

    Zaman ağlyan kadınların
    Zaman kendi pervasız korkularını yaşayamadan
    Ölümü en keskiniyle bile virajlarda bile izleyerek

    Ve kana çobanlık eder çocuklar
    Seyirtirlir ki kopar düğmeleri uçuşur mintanları

    Güzel başın
    Mermer akmalı yanyarın
    Güzel adalen

    ellerin ne maharetler edindi
    asla maymun değildin
    topraktan geldin nice sırlardan geldin

    – Kanındaki masallar destanlar masal harpleri
    Yoldaşın melekler
    Herbir yanın imparatorluk emanetleri iken
    Tüm bunlar öfkenin şimdi –

    Ayağı altında çiğnedi kan hesabı sormayı
    Vurmaya gidiyor yine de o ve o
    Bakabilirliğe açılan ve gözlere bakan
    Ağlayan dudakların
    Gergin pürüzsüz güzel kana ve güzel şehvete çeke

    Cahit Zarifoğlu

    #100034922

    gulbeyaz
    Katılımcı

    çayırkuşu engelsiz yapraklara
    havası dondurulmuş ve suyundan alıkoyulmuş
    bir ay gecesi tanrısıyla
    elişi kağıtlarından ev demetlerini
    ve deniz başlarında
    küçük ve yuvarlak ellerle tutulmuş çocuk etekleri
    çayır kuşunu engelsiz yapraklara

    çaçaron hep evleriyle onlara bir akşam geçidi
    vurulmadan ve korkusuna
    sebepsiz kapılmadan
    duvarlara yapılmış heykel ağızlarındaki sözlerin
    ve eski risimlerde
    yerli oyulmuş
    gözlerin ve hiçbir vehmin önünde
    vurulmadan ve korkulara

    yazı sonu alınan bir kuştu
    yerle gök arasında
    kadırgalarında renk atmaz cömert çiçekler
    su altlarında ve yürek diplerinde
    zarı delinerek bir an bekleyen
    kanatları sabra
    ve kabus sonlarına
    çarpan konuşan ve sesler çeviren
    yerler gök sonlarında
    görülmeden tanınan
    ve en gerektiği yerde anılan
    civa sıcağı yurtlar
    çamdan insanı çiğneyen sakızlar
    korkuya öteye ve dünya seslerine
    çarpan çalkanan
    bir yamaçta yalnız başına durabilmiş
    açabilmiş çalılar

    çayırkuşu insan ve toprak levhasında
    gagası ışıyınca durur anlatır
    bildirir ki güneştir
    her an sabah sesi çıkaran
    ve devran deyince
    insanın isim verdiği yüceden
    göğü kollayan ve ufuktan aranan
    bir çift gözü en son şekliyle
    her an bir zindan resminde çağıran
    güneştir gagası
    ışıyınca çayırkuşunun

    bir savaş bütün bunlarla doludur
    ölüm beyin düzlerinde
    sık sık gezinen ve işte tamam yerine
    her dokunuşta bir delik açılan
    ve hepsi bir tek karanlığa açılan

    Cahit Zarifoğlu

    #100034909

    Konu: ANCAK YAZGIDIR BU

    grup forumunda Nilgün MARMARA

    karakalem
    Üye

    Sen ne getirdin bana çocukluğundan?
    şen kahkahalar ulumalar dona kalmalar mı?
    Üzüncün senin hangi çağrışımlara uzandı
    benim eskil saatlerimde?
    geçmişsiz ve geleceksiz suç sevinçleri,
    deniz kıpırtılarınca yürek dalgalanmaları?
    titreyerek uçurulan köpükten balonlar,
    anlık aşkın tasarımlar mı?

    nasıl bir ak konutun isteklendiricisi oldun
    anılarıma düz baktıran
    ah, ben pembe fistanımla kuşanırdım
    dantelalı tafta yumuşaklıkla
    savaşırdım kovmaya, çifte yetkeyi
    hiçlemeye annemi ve uykuyu
    öğle sonlarında ürkünç odaların!

    diledin mi yanında tümden varolmayı an için
    ve bir kaç sonrasında hiç yokmuşçasına
    beklememeyi bir şey çevremdekilerin uyumundan başkaca?

    yok böyle bir şey yok!
    sunduğun sağaltımı kaçkın bir geçmiş,
    sayrılık tutsağı bir gelecek duyumu bulanık,
    sisi varlığının üzünç kanıtı bir vaktin
    şimd’i_
    beni bağışlayan sarsan
    aşan bizleri mor birliktelik..

    Nilgün Marmara

    #100034912

    Konu: CANIM SIKINTI SINIRI

    grup forumunda Nilgün MARMARA

    karakalem
    Üye

    Aydınlıkta köhneliği belirginleşen ve kentte ve konutta hiçbir şey neyse ben oyum. Öylesine
    bağsız ve yeğniyim ki bu hafifliğin şiddetinin bedelini bir gün öderim diye düşünüyorum.
    Sanki varoluş beni cezalandırmak ister gibi; yoğunluğundan bana düşen payını benden geri
    alarak bu yoğunluğa, olur olmadık herkese ve her şeye fazlasıyla katlayarak sunuyor.
    Ülkem yok, cinsim yok, soyum yok, ırkım yok; ve bunlara mal ettirici biricik güç, inancım
    yok. Hiçlik tanrısının kayrasıyla kutsanmış ben yalnızca buna inanabilirim, ben. Yere göğe
    zamana denize kayalara ve kuşlara da dokunan aynı tanrı değil mi? Bu kutla tanrının
    yönetkenliğinde, olmayan ellerimle bir yok-tanrı’yı tutuyor ve ölçüyorum yokluğun ağırlığını.
    Kefe’lerinden birine onun oylumu pekâlâ sığıyor, diğerine duygular, duyumlar ve düşünceler
    yığılıyor, işte yetkin eşitlik…her gün her gece bu eşitliğin bilgisiyle geçiyor. Bir eskiciden
    satın alınmış bu teraziyi birgün başka bir eskiciye vereceğim, o gün, tozanlarım her bir yana
    dağılıp toprağın suyun ölümsüzlüğüne eklemlenecekler ve ben özgürleşeceğim.

    #100034914

    Konu: ÇOK GÜZEL

    grup forumunda Nilgün MARMARA

    karakalem
    Üye

    Durma artık burada uysal âşık!
    Aydınlık milinin yatağında.
    Bilemiyoruz belki de meşe o ağacın adı,
    Anlamıyoruz varolduğumuzu gölgesinde ağırbaşlılığın.
    Veda geliyor şimdi, öğretmek için
    Sergilenmeyi, uçuşan geriye dönen vakitte.

    Kime, kime gönderiyor incelen yapraklarını
    güzün, kavisin beyaz yanağıyla?

    Bu aklıkta, minarem mavi benim.
    Işığım denize kayıyor, bir sayıklama
    İzleğiyle, bir zamanlar pay verdiğimiz insanlığa!

    Nilgün Marmara

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 972) görüntüleniyor