1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 96) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları
  • #100034796

    Pelin
    Katılımcı

    I

    Bugün de suskun başlıyorum geceme
    Dilimin kilidiyle yüklendiğim
    Dayanılmaz acıları
    Geleceğimin diliyle çözüyorum
    Yarının umuduyla yaşadığım gerçeği
    Bu gecenin anısına çiziyorum
    Alnımın en eskimez yerine.

    Yorgun bir zamansa yaşadığım
    Yüreğim ağırlaşmış,
    Koyamazken bir yerlere
    Sığmazken zamana ağlayışlarım
    İki yüzlü,
    Nefret dolu insanları görüyor
    Ve susuyorum
    Tüm gerçeklere nanik atarcasına
    ZAMAN GİBİ

    II

    Düşlerimin dostluğuyla yaşıyorken hayatı
    Gerçeklerin imbiğindeki yalnızlığa
    Dönüşüyorken zaman
    Özgürce bir başına
    Hiç kimsesiz yüzlerinde insanların
    Bir köz gibi yanan yüreğimi
    toprağa bulamaksa
    özgürlüğü duyumsamak.

    Benim düşlerimin
    gerçeğe dönüşen sancısı
    bir avuç dolusu düşüncem
    ve yokluğun kederiyle
    ürkütürüm uyuyan suları
    tıpkı insanlardan, düşünmekten
    konuşmaktan ve gerçeklerden
    korkup kaçtığım gibi.
    insanca yaşama istemine çektiğim yabancılık
    BEN GİBİ

    III

    Yüzümüze savrulan her şeye
    Aldırmadan yaşamaksa hayat kanım.
    Ezilmenin tadına nanik atmaksa düşüncem.
    İnsanlardan nefret etmek gibi adice gerçeklere
    “hayır” diyebilmek gibi
    Yalnızca hayat damarlarımızda
    Dönmek aynı noktaya
    Ve yürümek sonsuzla
    Gerçeğin ta kendisidir işte
    Biz sevmesekte;
    yalnız yaşar,
    ölürüz çünkü
    Ama yine de bitmek bilmez hiçbir şey
    HER ŞEY GİBİ

    IV

    Yüzümde yıkanabilse şu sabahlar
    Kalbim simsiyah olmaz aynalarda
    Ve zorlu acılarla yatan benliğim
    Beynimdeki afakanlar gibi.
    Gerçeklerle sarar,
    İlk ışıkta her yeri
    Yeryüzü ateş kesilir
    Hiç kimse anlamaz
    Bir şeyleri nedense
    Hiçbir şey
    ONLAR GİBİ

    V

    Akşamlarca yıkık,
    Yazılmamış senfoniler kulaklarımda
    Ipıslak bir çizgi
    Gözlerimden ellerime
    Ellerimden yüreğime
    Hayatım bir manastırın kadehinde
    Eskimiş bir şarap kadar yorgun
    Sadece gecenin avutkanlığında
    Sabahı anımsamak
    Kötü geçen saatlerin
    KELEĞİ GİBİ

    VI

    Yüzler yorgun
    Ve beynimce zerrelerim
    “Bulduklarım gerçek mi yoksa”diyerek
    Kendimce hüzünlenip,sustuğum
    Kabuğuma çivileyip tüm hayatı
    gerçekler gibi
    Geçen saatleri,
    zamanı, yaşadıkça
    Suskuluğuma yüklemiştim
    HERŞEY GİBİ

    VII

    Bir geceyi yüklerken,
    Hasretin küfesine
    Omuzlarım çökmüş,
    Dudaklarım çatlamışsa susuzluktan
    Hayalleri getiren geceler
    Bir günahın sıcaklığıysa
    Yüzümde yanıp sönen karanlık renkler
    Hala eskimemişse yüreğim
    Sesi geliyorsa uzaktan
    Çarklar dönüyorsa,
    Durgun sularda
    Ve Odamın duvarları hala
    Aynı yankıyla fısıldıyorsa yüzyıl
    İşte orada bir ben
    SENSİZ GİBİ

    VIII

    Bir sigara yanmış ellerimde
    Önümde kağıtlardan mezeler
    Elimde demlice bir çay
    Sarhoşsam bir şeylere
    Kapımda asılı duran bir çivi üzerinde
    Çakılmış bir resimse duygularımla ben
    Gece boyu dört duvar
    Suretlerle karşımda
    Sisli bir odada hep yanımda
    Yüreğimse kelepçe
    Sessiz voltalardan sonra
    Adımlarım meydan okuyorsa mahkumluğa
    Sensiz gürültülerde
    Yürek kesilir gümbürtüler
    Her şeyin odağında,
    yalnızca kaybolurum
    Yüreğimde paramparça bir mavzer
    sevdalar
    HEP BİZ GİBİ

    IX

    Tütündür ellerimde yüzyıllarca
    Çıkmayan isi karanlığın
    Senin pembe dudaklarındır
    Paramparça eden gecelerimi
    Bir kabrin karanlığındadır
    Gündüzüm, gecem ve ben
    İşte o öyküdür yazdıklarım
    O karanlıkta parlayan yıldızlar benim
    Sadece ve sadece avutan
    Mezar taşlarını
    Senin hayalindir sevdiğim
    Yani benim hasretim
    Ebediyete kurulmuş bir köprü
    SANA GİBİ

    X

    Sana hiç hoşçakal demişmiydim bilmiyorum
    Zaman bir cendere
    Ve biz kaybolmuş paradokslarız
    Sonsuzun izinde
    Ve tüm yazılanların
    ANISINA

    (12.12.1988-30.011989)

    #100034808

    Konu: SESSİZ SEDASIZ

    grup forumunda Latif MEMİŞ

    Pelin
    Katılımcı

    Denizin gölgesinde ümide
    Toprağın bağrında ekmeğe kandım
    Işıklarda söyleşen şehrin gizine
    Ve karanlıkta gözlerine yandım
    Öylece denizler boyu uyuyup uyandım
    Sessiz sedasız yürüdüm
    Sessiz sedasız anladım yokluğunu

    Göğün tenindeki anlama
    Güneşin batındaki ahenge kandım
    Bir bebeğin hayalsi gülümsemesinde
    Sevgiye dönüşen aydınlığa yandım
    Seni aramışım aslında sessiz sedasız
    İçimizden yürüyen zamana dayanmış yüreğimiz
    Kelimelerimizin her biri yeni gelincikler
    Güzelliğine esir kalmış yüreğinin toprak

    Ve biliyor musun?
    Anladım ki sen hep vardın
    Anladım ki sen hep burada
    Yanı başımdaydın
    Sessiz sedasız.

    #100034469

    Konu: ANKARALIM

    grup forumunda Okan SAVCI

    Hayat
    Katılımcı

    Sen miydin yüreğime kor düşüren
    Sen miydin içkiye çelen aklımı
    Yıllar boyunca uğruna ağladığım
    Sen miydin Ankaralı…

    Seni sevdiysem suçlu ben miyim?
    Namert değil mi sırtıma saplayan bıçağı
    Senin sevginle hergün doğan ben?i
    Kalleşce vuran sensin Ankaralı…

    Kış geldi aşkım üşürsün bu mevsimde
    Unutma giymeyi sana aldığım hırkayı
    Sırtını kalbimi yaslamak yerine
    İhanete dayanan sensin Ankaralı…

    Beni meyhanelerde unutup
    Siyaha sen çevirdin bu masalı
    Kadehlerin dibinde sevgimi kurutup
    Yudumlayıp giden sensin Ankaralı…

    Son veda yaklaşınca o saatte
    Aklına gelmeyen umutlarımı duygularımı
    Üstümden geçen o otobüsle birlıkte
    Çiğneyip giden sensin Ankaralı…

    Kendini düşmandan da yabancı gösterip
    Yüreğime kazıyan sensin yalanları
    Zalimlere karşı seni koruyan yüreğime
    Kurşunu ilk sıkan sensin Ankaralı…

    Kursağımda bıraktın en güzel geceyi
    Ve zindana çevirdin o son sabahı
    Can vermeden diri diri
    Beni mezara koyan sensin Ankaralı…

    Şimdi bana halimi hatrımı sorma sakın
    Doğan güneş aydınlatmıyor karanlığımı
    Yokluğun bana varlığından da yakın
    Son vefasız sensin Ankaralı…

    Sonbaharda öldüm ben
    Çiçek arama hayırsızım
    Gözyaşını dök mezarıma yeter!
    Seni seviyorum Ankaralım…

    #100034263

    Hayat
    Katılımcı

    Bir başıma bu kentin sokaklarında yürüyorum Üşüyorum Ne kadar uzaksan bana o kadar soğuyor hava Sen yoksa, sıcaklık hep mevsim normallerinin altında Bu yüzden meteoroloji raporları umurumda bile değil Kar mı yağıyor yoksa yağmur mu bana ne? Ben senin hasretinle sırılsıklamım zaten,daha ne kadar ıslanabilirim ki?

    Burada mısın değil misin belli değil Bazen gidişlerin kahramanı oluyorsun, bazen sonsuz kalışların Doyumsuz gecelerdesin kimi zaman, bazen de yalnız karanlıklardasın Bitmek bilmez bir şarkısın ama ben mi notaları yanlış basıyorum da sen bu şarkıyı söyleyemiyorsun? Neden susuyorsun?

    Aşkın sessizliği ne kadar korkunç olur bilir misin? Bir tek kelimeye hasret geçen gecelerin hesabını soracağın kimse de yoktur üstelik Kendi kendiyle konuşana deli derler ya, beni çoktan akıl hastanesine kapatmaları gerekirdi Hem de iflah olmaz hastalar bölümüne?

    Yokluğuna alışmaktan korkuyorum,ne kadar kötü? Yokluğunu yürüyorum sokaklarda Yokluğunu içiyorum kadeh kadeh Hiç gelmeme ihtimalin bir idam mahkumuna dönüştürüyor beni Hiçbir şey yapmadan beklerler ya hücrelerinde, ölümün soğuk nefesini hissederek? Anlamlı olan bir şey yoktur onlar içinBelki de bir an önce ölmektir akıllarından geçen ,bu bekleme işkencesi bitsin diye?Bu yokluk hissi öldürecek beni?

    Gelebilme ihtimalinse yüreğimdeki kuşları havalandırıyor,kanat seslerini duy Gelmek iste bana Bir görsem yüzünü,ah bir dokunsam sana?

    Göreceksin,sevdanın çiçek çiçek açtığını umudun bir yangın gibi alev alev ikimizi birden sardığını Anladım ki mümkün değil seni sensiz yaşamak Ben o gönlü genişlerden değilim Madem içimdesin, yüreğimde taşıyorum seni,o zaman yanımda da olmalısın Sensiz yaşanmayacak bu aşk ötesi yok

    Şimdi yalnız geceleri seviyorum Seni yıldızlarda buluyorum Daha bir dayanılır oluyor sensizlik sancısı Mümkünü yok çıkmayacaksın aklımdan, bu yüzden gece, el ayak çekilmişken, hiçbir ses yokken sen ve gece Zaman geçer,her şey unutulur, bir örtüyle kaplanır acılar ama? BİR TEK SENİ UNUTAMAM…

    #100034264

    Hayat
    Katılımcı

    Bir başıma bu kentin sokaklarında yürüyorum Üşüyorum Ne kadar uzaksan bana o kadar soğuyor hava Sen yoksa, sıcaklık hep mevsim normallerinin altında Bu yüzden meteoroloji raporları umurumda bile değil Kar mı yağıyor yoksa yağmur mu bana ne? Ben senin hasretinle sırılsıklamım zaten,daha ne kadar ıslanabilirim ki?

    Burada mısın değil misin belli değil Bazen gidişlerin kahramanı oluyorsun, bazen sonsuz kalışların Doyumsuz gecelerdesin kimi zaman, bazen de yalnız karanlıklardasın Bitmek bilmez bir şarkısın ama ben mi notaları yanlış basıyorum da sen bu şarkıyı söyleyemiyorsun? Neden susuyorsun?

    Aşkın sessizliği ne kadar korkunç olur bilir misin? Bir tek kelimeye hasret geçen gecelerin hesabını soracağın kimse de yoktur üstelik Kendi kendiyle konuşana deli derler ya, beni çoktan akıl hastanesine kapatmaları gerekirdi Hem de iflah olmaz hastalar bölümüne?

    Yokluğuna alışmaktan korkuyorum,ne kadar kötü? Yokluğunu yürüyorum sokaklarda Yokluğunu içiyorum kadeh kadeh Hiç gelmeme ihtimalin bir idam mahkumuna dönüştürüyor beni Hiçbir şey yapmadan beklerler ya hücrelerinde, ölümün soğuk nefesini hissederek? Anlamlı olan bir şey yoktur onlar içinBelki de bir an önce ölmektir akıllarından geçen ,bu bekleme işkencesi bitsin diye?Bu yokluk hissi öldürecek beni?

    Gelebilme ihtimalinse yüreğimdeki kuşları havalandırıyor,kanat seslerini duy Gelmek iste bana Bir görsem yüzünü,ah bir dokunsam sana?

    Göreceksin,sevdanın çiçek çiçek açtığını umudun bir yangın gibi alev alev ikimizi birden sardığını Anladım ki mümkün değil seni sensiz yaşamak Ben o gönlü genişlerden değilim Madem içimdesin, yüreğimde taşıyorum seni,o zaman yanımda da olmalısın Sensiz yaşanmayacak bu aşk ötesi yok

    Şimdi yalnız geceleri seviyorum Seni yıldızlarda buluyorum Daha bir dayanılır oluyor sensizlik sancısı Mümkünü yok çıkmayacaksın aklımdan, bu yüzden gece, el ayak çekilmişken, hiçbir ses yokken sen ve gece Zaman geçer,her şey unutulur, bir örtüyle kaplanır acılar ama? BİR TEK SENİ UNUTAMAM…

    #100034188

    Konu: ANAYIM BEN ANLIYOR MUSUN?

    grup forumunda Nuri CAN

    safir
    Katılımcı

    Üşüyorum mezarda, İkliminize ihtiyacım var, gönlünüzün sıcak yerlerine alın beni. Yüreğinizin ince tüllerine sarın, üşüyorum… Soluğum dumanlı soğuk bir kış mevsimi. Duyuyor musunuz? … Bu kuş uçmaz kervan geçmez diyarlarda kimsesiz bıraktınız beni? Dilsiz ve sükut? Sancı dolu, acı dolu, keder dolu bir kısık feryat’ım şimdi…

    Anayım ben ey oğulcuklarım, kızlarım, kıza
    nlarım, çocuklarım, ben Perihan Ana bu yerlerin öz Anası, bu yerlerin öz gelini, bahtsız, kimsesiz, tesellisiz kalmışım şimdi… Nerdesiniz?

    Hasta yatağımda kıvranırken de yoktunuz, mezarım kazılırken de, mezarımın üzerini otlar kaplarken de yoksunuz….
    ‘Yaşlı bir çınarım ben ulu mu ulu
    duyun beni ey, tanıyın beni
    ben Zaza güzeli, ben kürt kızıyım
    ben yörük esmeri. ben laz gelini
    ne kadar bağırsam da duyulmuyor sesim
    kıbeleyim ben, helenim, belkısım
    kezbanım, nergizim
    mezopotanyayım, likyalı prensesim
    fatmayım, emineyim, cankızım
    namert ellerimle doğurdum sizi
    duyun beni tanıyın beni
    ben Anadoluyum’

    Ben Kezban nine, Perihan Ana Cafer ağanın yeni gelini, Anadolunun özbeöz Anası. Bahar kadar güzelim, toprak kadar kavruk, dünya kadar yaşlı… Munzur kadar acılı… Nerdesiniz? … Terkedip gittiniz buraları…

    Ben kocası savaşta dönmeyen Peri gelin, ben gencecik oğlunu yitirmiş Gülsüm Ana, ben Sırma teyze, ben Periza Ana, Elif Ana, ekmeğinizi pişiren, çamaşırınızı yıkayan, sizi doğuran, üzerinize titreyen Zilif Ana…
    Ben bir Anayım anadoluda
    yas içinde yaşadım, karalar içinde
    her gün küçük çocuğumu kilitleyip evime
    yanıma alıp kızamıklısını her sabah
    belime bağladığım ekmek çıkınıyla
    çapaya, çifte, oduna gittim…

    Şimdi kanadı kırık kuş olmuşum üşüyorum mezarımda, üzerimde bir dua okuyan, hani yılda bir kez de olsa bir anan, arayan, soran yok. Üşüyorum mezarımda…

    Sesinize hasret kalmışım. Öyle kimsesiz, yetim, kadersiz… Ah ne kadar da uzağımdasınız…. Bilemezsiniz? Ana yüreği nasıl yanar, anne kokusu nedir? Unuttunuz hepsini.

    Bilemezsiniz sizi dokuz ay karnımda nasıl taşıdığımı, hastalandığınızda dizlerime yatırıp uyuttuğumu, şefkatli ellerimle saçlarınızı nasıl okşadığımı, beşiğinizi sallayıp ninniler söylediğimi sabahlara kadar, sizin için gülüp, sizin için ağladığımı…
    Ben bir anayım Anadoluda
    yoksuluk içinde yaşadım, yamalı giysiler içinde
    kazma saplarında, buğday başaklarında
    haziranın kırk derece sıcağında yoldaş olup erime
    orak biçtim tarlalarda
    ellerim nasır, tabanlarım yarık
    çatlak çatlaktı dudaklarım
    demedim kimseye niye çatladığını…

    Bilemezsiniz ana yüreği nasıl ağlar, nasıl yanar cayır cayır, nasıl ızdırap damlar gözlerinde yavrusu ayrıldığında, bilemezsiniz? … Bilemezsiniz hastalandığınızda, okula başladığınızda, askere gittiğinizde, kızını gelin verdiğinde, asker mektubu aldığında nasıl ağlar bir Anne? …

    İşte güz geldi yine, yine yoksunuz. Dökülen her yaprak yaralıyor yüreğimi, nasıl da üşürüm kimsiz, kimsesiz, sahipsiz…
    Mezarımın üstünde solan gül, boyun büken sümbül nasıl da burkuyor içimi. Gözümden her damlada fırtınalar eser, haykırır başı karlı dumanlı dağlara.. Üzerimde geçip gittiğinde Turnalar, kanat çırpışını duyduğumda nasıl da özlerim sizi, nasıl da haber bekler gözlerim…
    Gelmeseniz de yanı başıma yılda bir kez de olsa, yine canınız yandığında Ah! Anne diye haykırdığınızda içim parçalanır….
    Taş olsam dayanırım, toprak olsam dayanır
    ama ben bir anayım

    Bir an olsun aklımdan, yüreğimden çıkaramam sizi. Ben Anne’yim. Anadolu’yum yani hep sizi düşünen…. Sizin için üzülen… Bilmelisiniz ki, en sıkıntılı anlarınızda, etrafınızda kimsenin bulunmadığı anda hep yanınızdayım, sizinleyim, ben anayım çünkü…. Anneyim ben, annelerin en acılısı en fedakarı… Anneyim ben, sevgiyim, şefkatim, baştan sona hasret….Ah bir bilseniz aklımdan neler geçer? Yüreğimde neler var? Bilemez siniz? …

    Koyunlarım, kuzularım dağılmış, kurt dalmış sürüme yoktur sahip çıkanım, ocaklar sönmüş artık duman çıkmıyor bacalardan… Dağlar ıssız, hasretler susuz… Kapılar kilitli, Köyler viran, kuşlar eskisi gibi ötmüyor artık…

    Ben bir ölüyüm artık, sahipsiz yıkık bir mezar… Bir rüzgar kokunuzu getirir bazan yüreğim sızlar… Hayalinizi görürüm bazen, dokunmak isterim dokunamam, ellerim bağlı, kollarım kırık… Konuşmak isterim konuşamam, dillerim bağlı… Ağlarım öylesine sahipsiz, öksüz, kimsiz, kimsesiz…
    Her sabah rüzgarında titrer yüreğim mezarımın üstündeki otlar gibi… Üşürüm öylesine, üşürüm… Üşürüm… Nerdesiniz…

    ‘Anne girdin düşüme.
    Yorganın olsun duam;
    Mezarında üşüme’.

    diyen kimsem yok artık…

    Nuri CAN

    #100033931

    Konu: AYŞE SANA

    grup forumunda Faruk Nafiz ÇAMLIBEL

    safir
    Katılımcı

    Ayrılık günleri geldi dayandı
    Eğlenip burada kalan elveda
    Eridi cesedim yüreğim yandı
    Sinem delik delik delen elveda

    Gelin birer birer helalaşayım
    Yol verin ki şu dağları aşayım
    İstemezdim senden uzaklaşayım
    Hasreti kalbime dolan elveda

    Kalbimde kadimdir gurbet kokusu
    Gitmiyor burnumdan sıla kokusu
    Bir güzelin meftunuyum doğrusu
    Beni bu sevdaya salan elveda

    Karlar erir akar gider lodostan
    Coşar gönlüm selam gelse o dosttan
    Sen eyledin beni diller destan
    Çırpınıp saçların yola elveda

    Veysel’in derdinin yoktur ilacı
    Gurbetin dertleri acıdır acı
    Biz gidelim sizler olun duacı
    Döküp gözyaşları silen elveda

    #100033617

    yaparkaleli
    Katılımcı

    Gözlerinde Güller Solar

    Gerçekte yitiğim, düşte gördüğüm
    Gözlerinde güller solar sevdiğim
    Şiir ilmek ilmek, şair kördüğüm
    Hissi yüreğimi yalar sevdiğim

    Güneş karla, kar toprakla didişir
    Sevgiye yabancı dalda gül üşür
    Bu eşkıya yıla bir tarih düşür
    Beni parça parça böler sevdiğim

    Gözlerinle gözeden su içişin
    Beni yakar apansızın göçüşün
    Ki, dururken, burdan bensiz geçişin
    Beni dertten derde salar sevdiğim

    Sen ıssız yaylanın sessiz maralı
    Göçüşünle koydun yaslı, karalı
    Yürek ürkek ceylan, yürek yaralı
    Hasretin bağrımı deler sevdiğim

    Arzular baharı, arzular harda
    Güneşler uçurdum karanlıklarda
    Zemheri ayazı yemiş baharda
    Al yazmalı kuzu meler sevdiğim

    Bir yanda karalı evdeşim, sunam
    Bir yanda kangren asırlık sevdam
    Varlığın sebebi sevgili anam
    Kalbur ile beni eler sevdiğim

    Gözümün birisi muhabbet eker,
    Biri hüzünlenir yaşını döker
    Ayaklarım beni öteye çeker
    Yıl dayanır, vade dolar sevdiğim

    Cellât körükledi kaygılarımı
    Haramzade çaldı duygularımı
    Karabasan bastı uykularımı
    Dahası var, neler neler sevdiğim
    Zülfikar Yapar Kaleli

    #100033512

    neizm
    Katılımcı

    Yaşadıkça
    Hiç unutma ”’Dalgın Bakışlım”

    Sevdamıza
    Alkış tutarken benim ellerim
    Söylediğin ilk ve tek bir yalanın ile
    Yumruk oldu /senden bana…
    Yüreğime vurdu /sözlerin.
    İnan ki,
    Ben bunu hak etmedim.

    Bugün
    Bu son buluşmamız olacak.
    Birazdan yanında olacağım..
    Sana gelmeden önce
    Bir kez daha düşündüm.
    Yüreğim için için yansa da..
    Bu aşk böyle sürüp gidemez…
    Yazık olur,
    Günah olur ,
    Sana da /bana da…
    En güzeli,
    Şimdi ayrılsın yollarımız..
    Sonradan acılara,
    Hüzünlere dönüşmesin yıllarımız…

    Birazdan yanında olacağım.
    Sana gelmeden önce
    Bir kez daha düşündüm.
    İçimde çığlıklar kopuyordu oysa..
    Ne desem..
    Nasıl desem..
    Nasıl anlatsam..
    Bir çıkar yolunu bulamadım.
    Son bir kez olsun
    Cüzdanımdan resmini çıkarıp,
    Sana doya doya bakamadım..
    İçimden gelmedi
    Yapamadım…

    Sana gelmeden bir kez daha düşündüm..
    Aklım karıştı..
    Elim ayağım birbirine dolaştı.
    Kirpiklerim ıslandı..
    Belki de bu son ağlayıştı…

    Sakın şaşırma !
    Bir damla gözyaşı olarak düşersem gözlerinden..
    Ya da /sen/
    Bugünden sonra
    Baktığın her yerde..
    Baktığın her şeyde..
    Beni görürsen..
    Beni özlersen…
    Şikayet etme çaresizliğini kendine
    Ya da bir başkasına.
    Yalnız kendin bil.
    Böyle olmasının nedeni sensin
    Ben değil.

    Biliyorum
    Hayat belki de bana bir daha
    Böylesine sımsıcak gülmeyecek..
    Varsın gülmesin.
    Seninle var olmuşken
    Sevinçler, güzellikler,
    Mutluluklar koşarak gelirdi.
    Varsın gelmesin.

    Nasıl olsa
    Böyle bir sevdayı
    Bir daha
    Bir başkasıyla yaşamaz bu yürek.
    Varsın yaşamasın.

    Yine de
    Senli günlerimi unutmam gerek.
    Sen olmadan da
    Sensiz yaşamayı öğrenmem gerek..
    Yürekli olmam,
    Dayanmam derek.
    Çünkü hayat devam ediyor…
    Günler
    Gözünün yaşına bakmadan
    Koşar adım geçip gidiyor…

    Evet..
    Bu son buluşmamız olacak .
    Bıçak gibi kesip attın her şeyi
    Bir kez yalan çıktı sözlerinden…
    Anlamalıydım dalgın bakışlı gözlerinden.

    Bugünden sonra…
    Her söylediğin kelimelerin doğruluğuna
    Her gülüşün içten olup olmadığına..
    Kuşkularım da olmayacak..
    En azından kendime geleceğim.
    Bir yalana kurban giden bu sevda sonrası
    Kendimi yeniden bulacağım.

    Oysa
    Yürekten inandığım bir şey var ki,
    O da :
    Sesin, nefesin
    Aynı tazeliğinde..
    Aynı sıcaklığında
    İçimde kalacak /bilesin..

    Bu son buluşmamız olacak ”’Dalgın bakışlım”’
    Bugün sonumuz olacak.
    Biraz sonra yanında olacağım.
    Bugün son günümüz olacak.
    [font=Arial]

    Yaşadıkça
    Hiç unutma ”’Dalgın Bakışlım”

    Sevdamıza
    Alkış tutarken benim ellerim
    Söylediğin ilk ve tek bir yalanın ile
    Yumruk oldu /senden bana…
    Yüreğime vurdu /sözlerin.
    İnan ki,
    Ben bunu hak etmedim.

    Ben sana hiç yalan söylemedim ki…
    Ben sana hiç ..
    Ben sana. ..
    Sana…
    Ben sana hiç yalan söylemedim ki..

    Necdet GÖKNİL

    #100033305

    Konu: ÇAĞLAYAN SEBEBİM

    grup forumunda Ayser ÖZBAKIR

    Ayser
    Katılımcı

    Öyle bir ayrılıktı ki; vücuddan yürek koparcasına acısı sıcak. Gidişlerinden varışa köprülerimde, yarısı kalmış acılarımın konakladığı bir yolculuktu adı. Tarifini hangi başka özne bilirdi ki bu ayrılık cümlesinin. Hangi yaşamayan bilirdi canımın, cebimde sakladığımın, iliklerime vuran kokusunu. Can düşürmüştüm yollarımın kenarlarına. Ezelden ebed kapılarını, aralamıştım bu sebebi boğulmuş düşüncelerimde. Veda vakti ilk ışıklarını bilmem kaç kez vururken duvar saatime, perde başında günü terk etmiş aydınlığa karşı, iki damla yaş dökülüyordu ağlamaktan kirlenmiş yanaklarımdan ve en ağlamamam gereken zamandı tüm zamanlarım içinde. Tutamıyorum hasretin damlalarını içimde, yaradana cılız yakarışlarım boğuldu hasretle kaynayan yaşlarımda. Canımı, candan ötemi, kim koydu benden ayrı… Kıvılcımı düşmüştü kucağıma sebebi can yangınların. Alevlere verdim bu adı ayrılık, tadı zehir hasreti. Yıllanmış, tozlu defterimdeki eski resimler düştü gözlerimin çukurlarına. ‘Hepsine veda’ ydı bu ayrılık bestemin adı. Kokusunda yılları vardı bu şehrin sessiz akşamlarını izlediğim. Terketmekle, gitmenin farkı düştü zihnimin tenha köşelerine. Çare yokmuydu bu yanlış sona. Elimde olsa yeryüzünde ki güzelliklerin tüm sonlarını üşenmeden tek tek yıkar, temizlerdim yeni bir başlangıca doğru. Sonlardan değildi korkularım. Canlaraydı özlemim, özlemimdi yangınım, yangınımdı ayrılık ve ‘hiç sönmeyecek bu özlem yangınlarım’ damgasıydı, zihnime yapışan korkularımın en büyüğü. Hasret sebebim her düşünce fikrime, şakaklarıma kadar varan derin bir of dayanır dudaklarımın eşiklerine. Yollarına düşmüştüm artık yeni eksik şehrimin, yarım basacağım ayağını bu bedenin. Bir deniz kıyısında olcağım zamanlarımın cana boğulduğu sıralarda. Karadenizin hırçın lacivert tonu vurcak seni arayan gözlerime… Dağlarının binler tonda yeşilide gözlerini bana dikmiş olacak karşı yamaçlardan, hasretin perdelerini çekmişti gözüme çok öncesinden. Tek başıma gittiğim bu yol ise karaların en karasıydı bakınca boğulduğum. Bir uzak kehanet belirdi umut vadeden, adı Sürmene… Bir an düştü dudaklarımdan hasret kelimeleri usulca, ve yine gözlerimi doldurdum kekremsi yaşlarla, beni anlatan en az ben kadar yorgun bu harabede. Evet, ben değildi Sürmene, ama benim gibi çok ayrılık resmi vardı duvarlarında gizlediği ve hasretlere boğulan binlerce hüznü vardı bu ilçenin. Biliyordum, her akşam buraya gelip, bu denize nazır belde ayaklarımın altına serecek, buradan canımın şehrine bir rüzgar şarkısı mırıldanacağım. Her günün akşamında başlayacak günüm, yalnızlığımın icraları geceleri gelecek götürecek umutlarımı. Seni düşüneceğim bu maviyi, yeşili, yüreğime gem vurarak ve belki beni duyarsın umuduyla bir an olsun uyanacağım ıssız uykularımdan. Döküldü hasretin dağlardan denize, çağlayanlar bile durdu izledi. Gözbebeklerimde acının resmi ve gereksiz ayrılığın ağır ağır hissedilen hasreti… Hal değiştiriyor gözlerime düşen yaşlar yokluğunda. Islak, tuzlu bir kıvam alıyor ve yolunu biliyor yanaklarımın ezberlemiş tüm hatlarını. Bir nafile yakarış ki bu hasrete, beynimin en ücra tenhalarında yankılanır. Defalarca yaşarım senli hatıraları, en az eskisi kadar gerçek vefa kokan bir okadar da kırılgan. Bir kelam düşecek dudaklarımdan hain ayrılığa. Beni ayırdın canımdan, canımı bulduğum varlıktan, ömrümü yollarına serdiğim yıllarımdan. Sen değilsin acıtan, kekremsi bir hasrettir, çağlayan sebebim benim…

    Ayser ÖZBAKIR

    #100033191

    Konu: AŞKINLA KUTSA BENİ

    grup forumunda İhsan TURHAN

    safir
    Katılımcı

    Ey sultan-ı Leyla
    Ey uzun gecenin kızı
    Binlerce Mecnun’un kalbi ile
    Binlerce çöl geçerek geldim sana

    Ne ayaklarımın kumda yanması
    Ne yorgun düştüğümde şahdamarıma akreplerin dayanması
    Hiçbir şey durduramadı senin gözlerinle efsunlanan bedenemi
    Kutlu sarayının rengine göz sürmeye
    Saçlarından süzülen yağmur damlalarında yıkanmaya geldim

    Aşk seninle kutsanmış diyorlar
    Mecnun senin nefesinden çıkan rüzgârmış
    Öyleyse bir nefes ver çöl yorgunu yüreğime
    Ver ki dökülsün üstümdeki çöl kumları
    Ver ki suretim nefesinde yeni bir bahara uyansın

    Kutsanmışlığınla kutsanmaya
    Yeni bir tarih açmaya
    Yeni bir aşk-ı efsane olmaya geldim ben sana
    Aczimi bağışla…

    Tutabilseydim ve kudretim olsaydı eğer
    Yıldızları toplar, güneşi avuçlar
    Bırakırdım ayaklarının dibine
    Ben yapabileceğimi yapıyorum
    Yüreğimi bırakıyorum onların yerine

    Ey sultan-ı Leyla
    Ey uzun gecenin kızı
    Binlerce Mecnun’un kalbi ile
    Binlerce çöl geçerek geldim sana

    Attığım her adımda sen vardın
    Şahittir çöller, şahittir aşk-ı melekler
    Aşkın bir mahşeri varsa eğer
    O mahşerde anlatılacaktır sana…

    Hiçbir nefesim sensiz değildi
    Çünkü aldığım her nefeste çöller önümde eğildi
    Hiçbir gözyaşım sensiz değildi
    Çünkü düşen her damla çöl kumlarına değdi
    Değdiği her kum tanesi bir aşk-ı maviydi
    Kumları ehil eden gözyaşımla geldim sana

    Diyorlar ki!
    Aşkın dört mevsiminden biri seni aramak
    İkincisi seni bulmak
    Üçüncüsü sana beni sunmak…
    Dördüncüsü yaşanmamış,
    O Leyla’nın yüreğinde gizli,
    O sadece yüreği Mecnun’ların mevsimiymiş…

    Üç mevsimi geçip
    Dördüncü mevsiminle kutsanmaya
    Ben sana, beni bulmaya
    Ben sende, beni bulmaya
    Ben sende, Mecnun olmaya geldim
    Leyla’m ol, Mecnun’un eyle
    Aşkınla kutsa beni

    İhsan TURHAN

    #100033035

    serefkosker
    Katılımcı

    Yine Akşam Oldu Hava Karardı
    Sen Yoksun Yanımda Kalbim Daraldı
    Bu Hasretlik Keşke Hiç Olmasaydı
    Gel Artık Bak Gözüm Yollarda Kaldı

    Gözlerim Yollarında Takılır Kalır
    Senin Yokluğun Benim Canımı Alır
    Geriye Benden Sana Enkazım kalır
    Dön Artık Bak Gözüm Yollarda Kal

    Seni Düşündükçe Dalar Gözlerim
    Bir An Ayrı Kalsam Seni Özlerim
    Yokluğuna Dayanamaz Benim Yüreğim
    Gel Artık Bak Gözüm Yollarda Kaldı

    Gideceğin Zaman Haber Vermedin
    Çok Bekledim Seni Yine Gelmedin
    Yoksa Canım Sen Beni Hiçmi Sevmedin
    Gel Artık Bak Gözüm Yollarda Kaldı

    Şeref Köşker

    #100032985

    neizm
    Katılımcı

    Aşk,
    Tası tarağı toplayıp, gitmiş yüreğimizden.
    Birbirimize inançlarımız,
    Heyecanlarımız,
    Gün geçtikçe kaybolmakta…
    Uzaklaştık birbirimizden…

    Şimdi,
    Yeniden başlamak.
    Eski günlere yenibaştan dönmek,
    Boşuna…
    Kırılan bir cam bardağını
    Ne kadar eski haline getirebilirsin?
    Saksıdaki bir çiçek,
    Dayanabilir mi,
    Uzun zaman susuzluğa?
    İçimizdek ateş sönmüşken,
    Nasıl yanar bir daha?

    Gel,
    Unutalım bütün olanları…
    İçimiz titremeden,
    İçimiz sızlamadan,
    İçimiz yanmadan,
    Kahrolmadan..
    Acıları geçmişe bırakalım.
    Unutalım bütün olanları…

    Düşün ki,
    Ben seni öyle, ölesiye sevmedim.
    O,
    Altı dokuzluk vesikalık resmini
    Kara kalem portreni çizmek için istedim.
    Ya da,
    Unutmuşum,
    Cebimde kalmış..

    Şimdiki bu kör kütük sarhoşluğuma bakma sen..
    Önemseme..
    Aldırış bile etme..
    Nedenini sorma sakın..
    Ben seni tanımadan önce de
    Böyle çok içerdim.

    Tut ki,
    Fuar kapısında,
    Her iş çıkışlarında,
    Seni beklemedim.
    Kim bilir?
    Belki sevgi otobüsleri gelecekti o durağa
    Binip gidecektim.
    Bir daha dönmeyecektim geriye?

    Düşün ki,
    Dilimizden düşürmediğimiz şarkımızı
    Kucağında dinlerken..
    Ben ağlamadım…
    Gözlerime toz kaçtı,
    Delicesine esen imbat rüzgarlarından…

    Sen beni hiç çağırmadın
    Şimşekler çakan,
    Korktuğun karanlık gecelerine
    Ve
    O gecelerde
    Bir bebek gibi sarılmadın bana..
    Ellerimi sıkı sıkı tutmadın…..

    Kısa ayrılıklar sonrası
    Binbir özlemlerle,
    Hasretlerle yüklüyken…
    Ben,
    Elimde çiçeklerle

    Sana hiç gelmedim.
    Doyasıya öpmedim dudaklarından.
    Çıldırasıya sevişmedik sabahlara kadar.
    Hem de hiç…

    Bütün yaşadıklarımız
    Bütün olanlar..
    Bir yıldız kümesiydi..
    Gök yüzünden kayan..
    Bir rüyaydı
    Onca yaşadıklarımız…
    Çoktan sabah oldu
    Uyan

    Necdet GÖKNİL

    #100032982

    Konu: YAZ SONU…

    forumda YAZ SONU…

    newbahar
    Katılımcı

    Yaz geldi…
    Ve geçiyor bile,
    Gökyüzü artık bomboş ve göze çarpan hiçbir güzellik yok.
    Sabahları penceremi açtığımda sadece yalnızlık görüyorum
    Ve bu yalnızlık yoğun örtüsü ile herşeyi örtüyor…
    Seni görmeye en son gelişim Mayısın son günleriydi. Bana verdiğin ve sen kokan atkını hala saklıyorum.
    Geçenlerde çantamdan çıkarıp dokunmayı denedim, kokusu gitmişti.
    Umudumuzun kesilmesinden bıktım sanırım.
    Bana birazcık en azından yaşayabilecek kadar umut bırakman gerekirdi.
    Güzellik bütün hayatımızda tahttan indirildiği gün ölmüştü sevgimiz.
    Dayandığın gerçekler ise bu Metropol Rüyalarıydı…
    Sen çevrende uçuşan güzel sözcüklerin hedefiydin.
    Bense onların çemberinde kıstırılmış ve boğazlanmış durumda çırpınırdım.
    Bir olasılıkla gitmiştin…
    Havanın kararsız olduğu günlerden biri
    Günün uzayan yanı zorlaştırıyordu herşeyi.
    Bugün Beşiktaş’ta idim…
    Demir yığınları kızgın asvaltın üzerinde sallana sallana ilerliyordu
    Yürüyordum, büyük yürüyüşler olması gerekiyordu ama hepsi buydu.
    Farketmeden yorulmuşum, zaten hayat yormuştu.
    Değişik hayallerin ütopik düşlerin zamanı çoktan geçmiş.
    Aslına bakarsan nesli çoktan tükenmiş bizden kalma Istanbul’un.
    Sana henüz söyleyemedim…
    Ama uzun süren kararsızlıklardan sonra bilahare bunları yazmayı uygun gördüm. Bilirsin, ben düşünmeden adım atanlardan değilim…
    Hayatımızın en kararsız olduğu günleri yaşıyoruz.
    Senden sonra ilk kez yürümüştüm Beşiktaş yolunda
    Bir kaos ortamındaydım sanki, yada sıcaktı
    Ayrılık olgunlaşmıştı…
    Gözlerimiz İstanbul göreli, sözlerimize başka sözler erişeli beri sevmekten alı konuluyor,
    Sayende severken aramıza sahte uzaklıklar koyuyorduk…
    Bir zamanlar hayallerimizle yarattığımız O İstanbul günlerinden geriye
    müphem mektuplar kalıyordu…
    Bütün bu mektuplardan sonra anladım ki, bir yüzleşme ve anlama gereksinimi var. Ama bunu yapacak ne zaman var
    Nede sen bu zamanın tarafındasın…
    Belki de, hepsi bir yürek postası tarzında yazılmış satırlardı.
    Lakin bu yürek bir randevu yada bir bakışma yüzünden çarpan yürek değildi. Hep acı gerçekti, kabul edilemeyen….
    Beğensem de, beğenmesen de yazdıklarımızı
    Yüreğimizden hissettiklerimizdi o satırlar…
    Bugün yaşamıyoruz…
    Ortaköy’e de gittim. En son Istanbul’u seyrettiğimiz bank’a oturdum.
    Bu defa omzun yoktu,kuru bir tahta herşey lafta…
    Yoksaaa…
    Gözlerimin önüne koyulmuş ve beni sakinleştirmek için çırpınan vapurlar
    Aslında bir riyadan ibaretti…
    Yüreğin değerini yitirmesinin gözle görülür belirtileri idi
    Yaz geldi…
    Ve geçiyor bile,
    Var olma ihtimalinden çok uzaksın.
    Ve gittikçe uzaklaşıyorsun Istanbul’dan
    Bir Güneş ve Batıyorsun…

    ERGİN BOROBEY
    Senarist/Yazar

    11 Temmuz Cumartesi
    Ortaköy Sahili…

    #100032762

    Konu: GİTME ASLA

    grup forumunda Şeref KÖŞKER

    serefkosker
    Katılımcı

    GitMe AsLA

    Dünyanın her kederine

    Dayanır yüreğim ama

    Sensizliğe asla

    Hayatın tüm zorluklarına

    Katlanırım ama

    Sensizliğe asla

    Senin olduğun her yer

    cennet bana ama

    Olmadığın yer

    cehennem olur bana

    Sen hep yanımda kal

    sonsuza kadar ama

    Gitme asla

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 96) görüntüleniyor