1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 54) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları
  • #100036003

    Konu: CANIŞIĞIM

    grup forumunda Oğuzkan BÖLÜKBAŞI

    Şule
    Katılımcı

    canışığım
    ben sana aşığım
    bir hançer gibi saplısın yüreğimde
    çıkarmak istemediğim
    seni ıssız bir gecede
    sokak lambalarının altına
    terketmeye çalışıyorum
    kıyamıyorum
    sensiz de olsa
    seni yaşamaya doyamıyorum

    sabah bir renkken gözlerin
    akşam başka renklere dönüyor
    sen açtın mı gözlerini canışığım
    şehrin ışıkları sönüyor

    saçlarını tarıyorum usuldan
    gözlerinde baharlar açıyor
    güvercinler su içerken ellerimden
    haberler bekliyorum
    yagmur kokulu seher yellerinden
    gelmiyor
    hüznümü gülüşlerimde gizliyorum

    kaç bahar kaldı ömrümüzde
    kaç gece düş görebileceğimiz
    hasrete katmışız günlerimizi
    gün diyebileceğimiz

    canışığım
    bu akdeniz ikliminde
    rüzgara verdim ömrümün yelkenini
    o yüzden dalgalı
    o yüzden karışığım
    her yönden geliyor kokun, sesin, nefesin
    ne tarafa gideceğim
    karar veremiyorum
    gökkuşağının arkasındasın
    ufuk çizgisindesin
    gemiler yaklaştıkça uzaklaşan limanlardasın

    biliyor musun
    aslında yalnızca benim söylediğim şarkılardasın
    bir anlasam
    kaç ışık yılı uzaktasın
    bu yollar hiç bitmiyor
    ben sana hiç ulaşamıyorum
    ben hep başındayım yolların
    hep sarılmaya açık kollarım

    sabah bir renkken gözlerin
    akşam başka renklere dönüyor
    sen açtınmı gözlerini canışığım
    gökte yıldızlar sönüyor

    canışığım
    bu yaşadığım
    bitmesidir kocaman bir kalabalık yalnızlığın
    çiçeklerin açması
    yağmurların yağmasıdır
    ve yansıyan sulardan, pırıl pırıl
    senin aydınlığın
    ellerini uzat al beni, götür
    nereye diye sormayacağım
    sen durmadan
    ben durmayacağım

    sabah bir renkken gözlerin
    akşam başka renge çalıyor
    hüzün varsa gözlerinde canışığım
    aklım sende kalıyor

    sesini duymaya koşuyorum
    şarkılar çalıyor sanki
    sanki düğün var, coşuyorum
    geceyi içmiş bir sarhoşun yorgunluğunda
    son sigaramı yakıyorum gün doğarken
    karşımda kızıl bir tanyeri
    yakamozlar çekilmiş sulardan
    düşüyor toprağa yavaşça
    güneşin renkleri

    canışığım
    sen uykudasındır şimdi
    öperek çıktığımı hissettin mi odadan
    bin yıllık geleneği hiç bozmadan
    bu masalı kim taşıyacak yarına
    bu güzelliği kim anlatacak çocuklarına
    bu şiirlerde kim anacak beni

    sabah bir renkte açarken gözlerini
    akşam bir başka renkte görüyorum
    sen güldün mü gözlerini canışığım
    bir derviş gibi etrafında dönüyorum

    kolay mı sanıyorsun
    gecede yıldız, yürekte ateş olmak
    kolay mı sanıyorsun
    çiçeği soldurmadan,
    ateşi söndürmeden yaşamak
    kolay mı karanlıkta yol bulmak
    canışığında saklanmak
    gözyaşı dökmeden ağlamak
    hayatın manasını bir su damlasında bulmak
    bir su damlasında
    ruhunu yıkamak
    tertemiz kalmak

    inanki meleğim
    sakındığım, esirgediğim
    sevdiğim, gözbebeğim
    en güzel baharlarda hep seninleyim

    sabah renklerini ışıtırken gözlerin
    akşam yıldızları yansıtıyor
    sen yumdun mu gözlerini canışığım
    karanlık beni korkutuyor

    içimden hazanları silip de atıyorum
    hayatın akışına kendimi bırakıyorum
    bir mahcup duyguydun bende
    bir dışa çıkmaz sevgi
    patlamaz volkan gibi gizli gizli yanarak
    yağmayan yağmur gibi bulutlarda kıvranarak
    geçen zamana ah edip de dağılarak
    yaşamak pek anlamsız
    yaşamayı yok edip
    elimde kalan ömrüm nerde bitecek bilmem
    mutluluk varsa eğer
    bil ki artık kaçırmam
    alev alev yanacak içimde canışığım
    hayat ne kadar güzel
    ben hayata aşığım

    sabah tenime değince gözlerin
    akşam ruhumu coşturuyor
    sen baktın mı gözlerinle canışığım
    içimi sevdan dolduruyor

    #100034966

    Konu: senin sesin

    grup forumunda Haydar ŞAHİNBAY

    dervis_zel_ali
    Katılımcı

    sesinde ne var biliyor musun
    süt beyazı bir çığlıkta kaybolmak
    çay buharında sessizce yunmak
    maviyle küsüp küsüp barışmak
    ve beyaz tül örtülerinde,
    en sevdiğin ölüyü ağırlamak

    sesinde ne var biliyor musun
    çınarlara su vermek bir akşamüstü
    ve örtmek üstünü kedilerin
    sokaklar yorulmadan soğuktan

    sesinde ne var biliyor musun
    melodilerin tınısında haz bahçeleri
    ve barış mektupları taşıyan elçilerin gözleri
    kar içinde çalı diplerine tutunan dağ kekliği

    sesinde ne var biliyor musun
    bin rengiyle güneşi kutsamış umut
    gülüş ve öpüş gibi bir pencereden gece
    gelip geçenlere aşk dağıtan hece hece
    ve dinmiş bir susuşun avuçlarında izi

    sesinde ne var biliyor musun
    bir şey var tarifi külfet aşka yakın
    fesleğen kiraz biraz naz
    denizden toprağı döven meltem ve yaz

    sesinde ne var biliyor musun
    ateşi suda ısıtan yağmur
    buğday tarlalarında beyaz bir düş
    ay ışığında büyümüş masal var,
    salıncaklarında çocuklar uyutan

    aşk var sesinden de öte gülüşünde
    çiçek vadilerinde boy veren kardelen
    kelebek var cemreden erken gelen
    abı hayat var bende ölümü öteleyen

    //haydar şahinbay//

    #100034921

    gulbeyaz
    Katılımcı

    Sopalar taşlar avtüfekleri
    Ve içi içine sıkışmış bir toplu tabanca

    Belinden orta etinden
    Cılız çelimsiz bir elden
    Toprağa çekmekteydiler köyün bütün erkeğini

    Sebebi iki kalabalığı birbirne tutuyor gözlerin
    Gamzen için ne kanlar bağırıyor
    Delikanlılar uyuyamıyorlar yataklarında

    Bedenler
    Toprak ve deniz ve kıyı ve dalga gibi
    Birbirine çarpa çarpa

    Düzgün kurşun girişleri hafif morarak etiçine
    yutuşlar
    Saçaklı kurşun çıkışları et ve kan parçalarıyla
    kusuşlar
    Delikler ezik çöküntüler
    Yırtıklar alıp açılarak
    Dantel perdeli camda kayan gölgen için
    Ne kanlar akıttılar toprağa

    Kalabalık bir kadının ortasında duruyor
    Rüzgar yüzünün tabakalarını açıyor

    Binbir renk ve işleme donanımlı başı
    Ve.Gözyaşı çanağı şimdi kafatasları

    Ağlayan erkekler. – dayıoğulları emmoğulları halaoğulları
    Kurumuş çatlamış elmacık kemikleri
    O ayazda o güneşte incecik hassas tenleri

    Bu kez kırk yaşındaki gelinin kocası
    Yatağını boşaltıp toz toprak içine devrilen

    Ne gürültüyle ne haykırarak ne de kahkahayla
    Ne son,solukta öç öğütleyerek
    Ne de kadınım arkamdan gel diyerek
    Ne yarı ne yaranı görerek gözü
    Bir karnağrısına uğramış gibi
    Kıvranıp büzülüp ölüm korkusunu giyip iğrençlenerek
    Ölürken
    Başucundaydılar yaralarından beter bir bağırtı
    Koparan karısı.Erkekler hısımlar
    Kalplerini daraltan can verişi önünde
    İncecik gergin yırtabilir yürekleri

    Bütün evrene
    Eğilip yanaklarından baktılar gelinin

    Şimdi çarpılır köyün ağzı
    Bir yabancı saçı taradı ev
    Şimdi köyde cami bile gurbet olur
    Ayrılıp iki yana hızlanmaya başladı mı şunlar:

    evler toprak kapı köpekleri bile ağaçlar bahçe çitleri
    Yanan ateşin dumanı da
    İki yana geçip karşı karşıya hasımlanıyor
    Köpeğin yanında adam adamın yanında duvarlar pusu
    kayaları.Kayaların yanında bacı ana kasları baldırları
    çocuk şeyleri hınçlar ve beddualar
    çaylar
    Dereden gıcırtılarla insan boğar buz kristalli sular
    Buz gibi anlarda boğuşur hasımlar
    Yün yorganın sıcağı vurdukça düşte
    Şehvete serilinir ya kan çıkarmaya
    Ve hergün havada bir asap bozukluğu ve olanlara
    Tabiatta bir uyma zorluğu kuşlar ötemez gibi

    Uzun vadiler düzlükler aşarken büyümesi durur ağaçların
    Sesi insan öldürmeye giden kurşunların

    Ve susunca
    Kama düşüşü bir zaman başlar
    Kalb ete ve ruha aynı anda açılır
    Cine ve meleğe
    Zulme ve hilme

    Zaman ağlyan kadınların
    Zaman kendi pervasız korkularını yaşayamadan
    Ölümü en keskiniyle bile virajlarda bile izleyerek

    Ve kana çobanlık eder çocuklar
    Seyirtirlir ki kopar düğmeleri uçuşur mintanları

    Güzel başın
    Mermer akmalı yanyarın
    Güzel adalen

    ellerin ne maharetler edindi
    asla maymun değildin
    topraktan geldin nice sırlardan geldin

    – Kanındaki masallar destanlar masal harpleri
    Yoldaşın melekler
    Herbir yanın imparatorluk emanetleri iken
    Tüm bunlar öfkenin şimdi –

    Ayağı altında çiğnedi kan hesabı sormayı
    Vurmaya gidiyor yine de o ve o
    Bakabilirliğe açılan ve gözlere bakan
    Ağlayan dudakların
    Gergin pürüzsüz güzel kana ve güzel şehvete çeke

    Cahit Zarifoğlu


    banucukk
    Katılımcı

    incir yaprağının, güçlü damarlarındaki
    sütlü gözyaşı kadar
    duru bir sevgi
    anne sütü kadar ak
    büyümek kadar kara
    yaşam yosma bir gül annem
    çingenenin göğsüne iliştirdiği
    göçebe çadırlarda sevişirken
    bedenim büyüdü ve ben hep çocuk kaldım
    nemli gözlerinde elahe ışık hüzmeleri
    kalabalık bir ormanın gür dalları arasından
    gözlerin diyorum anne
    ötenazi isteyen yatalak keder halkaları taşır
    eğil n’olur,kulağına fısıldamak istiyorum…

    okuduğun her masaldan sonra;
    ”bu sadece masal,sadece masal,sadece…”
    oysa çocuk kalbim,nasıl küserdi sana

    keşke diyorum keşke anne
    efsunlu bir öpüşünle
    kalbinin ılık suyunda sakladığın cenin olsam yine…

    #100034242

    Hayat
    Katılımcı

    Fırtınadan sırılsıklam bir geceye uyuyup, ışıl ışıl bir bahar güneşine uyanınca insan, uzun sürmüş bir kış uykusunun mahmurluğundan silkinmişcesine diriliyor ruhu?

    Yorgun bir yılın sonunda, denizin tuzlu dudaklarından öpmeye koştuğum bir sahil kasabasında, elektronik posta kutuma düştü “kırlangıcın öyküsü”?
    Öyle güzel, öyle yalındı ki, yazarını da, kaynağını da bilmemenin riskine rağmen, o 8 ? 10 satırdan çocuksu bir masal yapıp, bu yılbaşı, hediye sepetinize koymak geldi içimden?
    * * *
    “Kırlangıcın biri, bir adama aşık olmuş.
    Cesaretini toplayıp penceresine konmuş.
    Önce olabildiğince dik durmuş,
    Sonra gagasıyla cama vurmuş.
    ?-Tık? tık tık??
    Çok meşgulmüş adam? öfkeyle cama dönüp bakmış:
    ?-Kimmiş onu işinden alıkoyan??
    Kırlangıcın minik kalbinde amansız bir heyecan
    Kırık sözcükler dökülmüş gagasından?
    ?-Hey adam, seni nicedir izliyorum.
    Sorma nedenini, niçinini,
    Ama galiba seni seviyorum?.
    * * *
    Şaşırmış adam,
    ?-Sen de nerden çıktın şimdi,
    Tam aklımı toplayacakken bozdun işimi??
    Şöyle bir tüylerini kabartmış kırlangıç,
    ve aklındaki planı çıtlatmış:
    ?-Aç pencereyi beni içeri al sen,
    birlikte yaşayalım ebediyen?
    hem sofrada ortağın olurum,
    hem evde eğlencen?.
    Parlamış adam:
    ?-Şuna da bakın neler diyor bu?
    Haddini bil, hiç kuş insana aşık olur mu??
    ?-Soğuklar başladı bak, üşüyorum dışarda.
    Alırsan içeri, deva olurum yanlızlığına da??
    Hepten kızmış adam, kovmuş kırlangıcı camın önünden
    ?-Yürü git işine, yalnızlığımdan memnunum ben”
    Bükmüş gagasını zavallı kırlangıç,
    Uçmuş semaya doğru, kanadı kırık?
    * * *
    Gel zaman git zaman,
    kırlangıçın hemen ardından,
    bizim adamı pişmanlık basmış:
    ?-Hay aptal kafam, ben ne halt ettim,
    ayağıma gelen fırsatı teptim?.
    Sonra teselli etmiş yalnız kalbini:
    ?-Sıcaklar başlayınca gelir kırlangıcım.
    Onu içeri alır yalnızlığımı paylaşırım”.
    Kış geçip de yaz gelince, yalnız adam başlamış beklemeye?
    Ama sevdalısı uğramamış bile bir kere?
    Akın akın gelen sürülere sormuş,
    Onun kırlangıcından eser yokmuş.
    Öyle üzülmüş ki, gidip bilge kişiye danışmış.
    Hem kırlangıcı, hem kendi eşekliğini anlatmış
    Bilge kişi almış adamın mesajını,
    Lakin üzüntüyle sallamış başını:
    “A benim yalnız oğlum. Ne kadar efkarlansan azdır.
    Çünkü kırlangıçların ömrü 6 aydır”.
    * * *
    Sırılsıklam bir geceye uyuyup, güneşli bir sabaha uyanınca insan, kabus gibi geçmiş bir yılın, ışıltılı yeni yıllara gebe olduğuna dair inancı tazeleniyor.
    Hele yorgun bir yılın sonundaysanız,
    denizin tuzlu dudaklarından öpmeye koştuğunuz şirin bir sahil kasabasında, dostların arasındaysanız?
    Ve hele, posta kutunuza atılan mektuplar size “Bulduğun aşkların kıymetini bil” diyorsa?

    #100034074

    ddnzsk
    Katılımcı

    Serkan KURT
    Mor halkalı gözleriyle tüm çektiği acılara rağmen gülümsemeye çalışıyordu, gülümsemek yüzünde eski bir dosttu nede olsa. Hastane kokusu ilk zamanlar midesi bulandırıyordu, o hep denizi koklamıştı, saçlarını rüzgara emanet etmişti. Şimdi saçları da yok, o ipeksi saçlar sökülmüştü sonbaharda yapraklarını döken ağaçlar gibi.
    Küçük ama çok istediği hayalleri vardı, sürekli aynı şeyleri anlatırdı. Hatta bunu düşünerek o acıları unuturmuş. Masal gibiydi, balıkçı kasabasında bahçeli bir evde yaşamaktı tek istediği, denizin dudağında. ‘Denizin dudağımı olurmuş deme sakın diye eklemeyi de hiç ihmal etmezdi’ Belkide hiç gerçekleşmeyecekti. Bu aralar unutkanlıkta başlamıştı, bazen babasının adını unutuyordu.Unutmak, en çokta bu yıkıyor insanı. Sevgilini anneni babanı dostlarını hatırlamayacaksın. Gece ışıklar söndüğünde yorganın altına hıçkıra hıçkıra ağlayacaksın, yastığın ıslanacak. Yorgun bedenin karnına bıçak sokmuşlar gibi acıyacak, bunu hiç kimse anlamayacak. Kurduğun düşler gönlünden kaçarcasına gidecek, düşlerin seninle saklambaç oynayacak. Saklanmayan sobe… Bu genç yaşta bu kadar acı ve bu kadar erken ölüm yakışır mı yüzüne. Çocuklarını sevemeyecek, burnunun direkleri sızlayacak bunları düşününce ve bağıra bağıra ağlayacaksın.
    Belki de unutkanlık için üzülmemeli, anneni, babanı, sevgilini, dostlarını unutmak,
    siler belki de her şeyi
    siler belki de tüm gözyaşlarını,
    tüm acını.

    #100034059

    Konu: FOTOĞRAFLAR

    grup forumunda Serkan KURT

    ddnzsk
    Katılımcı

    Çocukluğumdan kalan birkaç fotoğraf var beni heyecanlandıran. Kırmızı bir bisiklet, babamın bana alması için ağladığım, küstüğüm kırmızı bisiklet. Selesinde o güneş saçlı yüzü kirli çocuğu taşıyan. Bir de bayramlıklarım var benim, pabucum, pantolonum, kazağım. Bayramın erken olması için uyuduğum akşam güneşi. Çocukluğumdan kalan birkaç fotoğrafım var benim.
    Şimdi sen heyecanlandırıyorsun beni, yeleleri rüzgâra sığmayan, ruhu bedenine dar gelen. Her şey normal, her şey hayat içindir senin için. Sevdiğini bir çırpıda buruşturup atabilen. Kendine güveniyorsun, güvenmelisin elbet. Tüm kapıları açık bırakan sen, hayatını fallarda arkadaş masallarında harcayan sen. Umudumu törpülerken senin hayallerin sığmıyordu bu kente. Yaşamak azgın bir nehirde duru bir su gibi, yaşamak dikenlerin olduğu bir bahçede asil bir gül gibi…
    Ben de çıkarım hayatından, elbet sen de gidebilirsin. Başka kentlerde başka insanlar, kirli çarşaflar, yine gidersin başka kentlere, nasıl olsa hayat yeniler kendini, kirlenen beden değil hayattır deyip aldanırsın. Oysa hayatı kirleten bizleriz. Sonra, çok sonra aynaya baktığında o parlayan gözlerin artık yoktur. Arkana dönüp bakmaya korkarsın, bedenin tükenir. Artık parlayan gözlerle “Seni seviyorum,” diyen de kalmaz. Özlersin seni sevenleri, çocukluğunda bıraktığın oyuncaklar gibi. Şarap içersin, dağınık evine girip sevişirsin, sabah mutsuz bir kadın bakar aynaya, yorgun bir kadın. Kenti alt üst edip alışveriş yaparsın. Sonra yine bir barda alkol kurbağalar ve sen…
    Mutsuz olma kadın, bir rüyadır bu hayat, karabasan olmasın hiç bir şey. Ve bu adam gidecekse senden, hiç almadığı o renkli dünyanı sana geri verip siyah beyaz dünyasında yaşayacak. Küçük teknesinde şarabını yudumlayacak hiçbir zaman geçmiş diyemediği seni geleceğim diyerek yakamozlar düşürecek yüreğine. Birkaç damla gözyaşı süzülecek yanaklarından, yalnızca senin gördüğün o gözyaşlarını bir daha göremeyeceksin. O yeşil gözlerimden dökülen gözyaşlarını da özleyeceksin. Kim bilir umurunda olmayacak belki de. Sen başka tenlerde yaşarken ben siyah beyaz dünyamda balık tutacağım. Ki bu gidiş diğerlerinden uzun olacak hiç gelmeyeceksin belki de. Ama ben bekleyeceğim. Şimdi gidiyorsan, bil ki ağlamayacağım, hiç dokunmayacağım başka tenlere, öpmeyeceğim dudaklarından, bu kenti diğerlerine bırakıp anamın huzurlu dizlerinde uyuyacağım. Biliyorsun ondan daha büyük sevgiyle dokunan yoktur, yalan yoktur sevgisinde, durudur. Ve inan yatağım boş kalacak.
    Ve sen, her şeyim; gözlerinde çocuklar misket oynuyor, hiç gördün mü onları? Bıraktığın bu eller ve yeşil gözlerim hiç unutmayacak, yanılma!
    Gidiyorsan her şeyini al ve git. Seni çocukluğumdaki kırmızı bisiklet gibi hiç unutamayacağım, yırtık sararmış bir fotoğraf olarak kalacaksın. Baktığımda beni yaralamayan huzurlu bir deniz olacaksın.
    Şimdi git, fotoğraflar bende kalsın…

    #100033321

    neizm
    Katılımcı

    Hangi yönden esti bu ayrılık rüzgarları?
    Nereden aklına geldi
    Bu nedensiz,
    Bu zamansız,
    Böyle yoktan yere çekip gitmek?
    Hangi masalın yalanlarına kandın..
    Benden başka kimlere inandın
    Hani bendim senin dünyan?
    Soğuk gecelerde içini ısıtan,
    Gülücüklerim vardı hani..
    Hani, öpücüklerim yıldızlar kadardı
    Ve.. o yıldızlar
    Dudaklarına dokunmadan uyumazdın?
    Hani, bir günümüz ayrı geçse.
    O günü yaşanmış saymazdın?

    Böyle mi olacaktı
    Bu çocuksu,
    Bebekler kadar masum aşkımızın sonu?
    Bu yarı yolda bırakmak niye?
    Beni böyle darmadağın edip gitmen
    Allah’tan reva mı?
    Bu gidişin derdine deva mı

    Hani, hiç kimse ayıramazdı bizi?
    Hani, bir gün uzak kalsak
    Yangın yerine dönerdi yüreklerimiz
    Denizler bile söndüremezdi ateşimizi…
    Böyle apansız
    Ve böyle acımasız gidince
    Kapanır mı sanıyorsun
    Yıllarca yaşanan bu sevdanın izi?

    Demek ki sen beni hiç sevmedin?
    Ya da hiç sevemedin…

    Tamam.
    Git o zaman..
    Her yoksul aşkta
    Böyle apansız çekip, gidişler olur.
    Yine de /dur..
    Son bir kez iyice düşün.
    Eğer,
    İlle de gideceksen..
    Çocuksu bakışların geride kalmasın.
    Bırak önce gözlerin gitsin.
    Sonra……
    Al başımdan bu sevdayı
    Bu aşk bitecekse böyle bitsin.

    Necdet GÖKNİL

    #100033303

    Konu: ÇOCUK VE MASAL

    grup forumunda Galip SERTEL

    kurtpinar
    Katılımcı

    Hayranım şu uçurtmalara
    alırlar götürürler beni uzun uzun ipleriyle
    çocukluğumun serin rüzgârlarına
    bulutların yağmur kokusudur buğulanan
    vişne dalında ve genizimde
    ben elifba bilmeyen anamın dizinde
    duvardan
    yeşil torbasından indirmiş mushafı
    açmış sayfaları
    sürüyüp duruyor habire
    gül yaprakları gül yüzüne
    ve bir iki yudum gözyaşı
    beyaz çemberinin ucundan
    ihsanımdır diyor ölmüşlere kalmışlara
    ve kutlu bir duadır şimdi masal
    oturmuş hünkârca evin üst köşesine
    ben halâ o çocuk
    hak söz,sarı ses dualar gizeminde
    elifba bilmeyen anamın dizinde…

    Hayranım şu atlıkarıncalara
    alır götürürler beni demir çelik kanatlarıyla
    aslî kavgamın haşin rüzgârlarına
    nisan yağmurların fısıltısıdır vişne dalında
    börtü böcek uyanmış toprakta suya hasret
    ve buğday tarlasına saçılırken bin bir rahmet
    günahsız işçiler dökülürler yasaklı meydanlara
    açlık grevleri bestelenir Arâf’da haktan yana
    biricik nasipten yana
    ve çağlayan bir isyandır şimdi masal
    uygarlığın haram sofralarında meskün mahal
    anamın iflâh duaları halâ dilimde
    ama ben
    ben artık o çocuk değil
    bahtı kara ekmeğimle gurbetin elinde…

    Hayranım şu çocuklara
    tez kızarlar
    tez barışırlar
    okurlar okurlar bal şeker
    güvenirler Keloğlan’a masallarda büyürler
    tilki kardeşdir kirpiyle
    kurt kuzu el ele
    çocuklar sevinirler sevinirler
    akşam olur sabah olur
    olacaklar er geç hep olur
    kar yağar efkâr basar dağları
    çocuklar üşürler üşürler
    masalda masal biter.

    Galip Sertel

    #100032822

    Konu: ÖLDÜRME

    forumda ÖLDÜRME

    onlyblue3
    Katılımcı

    Yüreğinin ışıklarını söndürme!
    Atsa da hayat seni yalnızlığın cehennemsi dehlizlerine,
    Bırak acıyla da olsa yaşasın içindeki o çocuk.
    Öldürme!

    En tatlı masalları fısıldarken kulağına kader,
    Her masal bir kâbusa dönüşüverir.
    Sen sev masalları kızıp silme!
    Küfredeceksen, kızacaksan,
    Kız kabuslarına.
    Masallara haksızlık etme!
    Bırak dinlesin içindeki çocuk masalsı fısıltılarını kaderin,
    Her defasında kanacağını bile bile,
    O çocuğu öldürme!

    O duru yüzünde sakla neşesini hayatın,
    Okunmasın hüznün gözlerinde.
    Abansa da akşamlar en hoyrat yalnızlıklarıyla,
    Hep yeniden başlamak ister gibi bak aşka.
    Sonu hüsran olsa da,
    Sen silme sevgini,
    Aşka küsme.
    Bırak sevsin içindeki çocuk insanları
    Ve o da sevilsin bir süreliğine
    Gömülecekse de sonrasında hüzünlerine,
    Bırak yaşasın içinde ki o çocuk,
    Öldürme.

    Korkmadan at adımlarını hayata,
    Ve kandır içinde ki çocuğu bir elma şekerine.
    Müsaade et sevinsin biteceğini bile bile.
    Onun sevindiği kadar mutlusun,
    Onun hüznü kadar mutsuz.
    O her dem bir umut bulur kanacak unutma!
    İzin ver sürüklesin seni her umudunun peşine.
    Sonunun sancılı olacağını bile bile.
    Bırak yaşasın içindeki o çocuk
    Öldürme!
    Bir taburedir o boynuna geçirilmiş hayat arasında
    Seninle.
    Kendi tabureni kendin itme!
    O çocuğu öldürme,
    Ölme.!

    #100032713

    dj_nihat
    Katılımcı

    Duvardaki fotoğrafına bakıp bakıp,
    Bu kiim? Desem.
    Sevgilin deseler,
    Hiç tanımasam.
    Adını söyleseler,
    Bilmesem.
    Hiç oralı bile olmasam.

    Keşke aklım gitse de;
    Seni unutsam.
    Ağlamasam.
    Kahrolmasam.

    Elimdeki mektubunu evirip çevirip,
    Bu nee? Desem.
    Sevgilin yazmıştı deseler.
    Şaşırıp kalsam, inanmasam.
    Masal gibi anlatsalar,
    Çocuklar gibi dinlesem.

    Keşke aklım gitse de;
    Seni unutsam.
    Üzülmesem,
    Aah etmesem.

    20.02.2009 18:00

    #100031456

    Konu: MAVİ SEVDA

    grup forumunda Nuri CAN

    Ogniela
    Katılımcı

    Bir mavi denizdeyiz şimdi seninle
    ak bir martı gibi umut ve sevinç yüklü gemimiz
    mutluluk rüzgarları vuruyor yelkenlerimize
    pupa yelken yol alıyoruz sabaha
    güneşli günlere çıkıyoruz, mavi gecelere

    güzelliklerin el değmemiş ormanlarında
    düşlenmemiş renklerin çılgınlığı düşüyor bakışlarımıza
    kulaklarımıza binlerce kuş sesi dökülüyor
    şiir cıvıltıları üşüşüyor saçlarımıza
    sevgi çelenkleri örüyor zaman içimizdeki ışıltılardan

    sevgiyle beslenerek,
    bin çiçek büyüyor özlemin kor bahçelerinden
    küskün çocuklar gülümsüyor yıldızlara
    seviyoruz bütün insanları, bütün hataları affediyoruz
    şarkılar bizim oluyor, şiirler bizim, yarınlar bizim
    su gibi yudum yudum, hava gibi nefes nefes
    mutluluğu tadıyoruz tüm pınarlardan
    sevgimizi koyup tüm sevdaların üstüne
    yelin suyla öpüştüğü kıyılara atıyoruz acılarımızı

    kaldırıp duvağını gökyüzünün
    öpüyoruz tüm beyaz bulutları alnından birer birer
    dudaklarımız gül oluyor, gözlerimiz yıldız, bakışlarımız ay
    uçuk bir mavide tutsak kalıyor hayallerimiz
    sokaklar dolusu mutluluk
    çiçekler dolusu sevgi ekiyoruz güzelliğin doruklarına
    martılar uçuruyoruz samanyoluna mavi düşler boyu

    bir Adem ile Hava faslındayız şimdi seninle
    mavi bir rüya görüyoruz, mavi bir bahar yeşeriyor tenlerimizde
    yeni bir aşk masalı yaşıyoruz şarkıların tılsımında
    güneşi, mehtabı, yıldızları içiyoruz tüm pınarlardan

    dudakların kalplere sığındığı bir adada
    şimdi binbir arzuyla köpürüp kabarıyor dalgalar
    şiir?in yedirenk çakılları vuruyor kıyılarımıza
    bütün ihanetlerden arı, bütün çirkinliklerden uzak
    yıldızları yol yapıp umutlarımıza
    mavilere tırmanıyoruz ince alımlı ayaklarıyla aşkın


    Ogniela
    Katılımcı

    Bir kalem arardım kararlı bakışların izlerken mavi denizi
    Yorardı düğmelerin parmaklarımı, duyargasız kalırdım
    Kaygılı sözcüklerime dolanırdı kaygan öpüşlerinin izi
    Meçhul yolculukların özlem limanlarında sana sarılırdım.

    Bir sesin çığlığı düşerdi akıbeti belirsiz uzun gecelerin döşüne
    Yorgun yüklerimizi şarkılara yükler, loş ışıklara bölünürdük
    Kımıltısız bakardı ay ikimize, yürürdük karanlıkların içine
    Çılgın bir mevsimin son deminde, nefes nefese aşka yürürdük.

    Soylu dirençlerin coğrafyasıydı yüzün, binlerce çocuk gülüşürdü
    Ulaşıp menzillerinin sözcüklerine, yangınlardan seni toplardım
    Soğuktan üşümüş ellerinin çizgilerine efsane yıldızlar üşüşürdü
    Uzanırdım sözcüklerine, yüreğini okudukça ellerine hohlardım.

    Çürümüş denizlere seferlere çıkardık, esir kalyonlarını basardık
    En büyük akıntılara kürekler çekerdik, iki kişilik bir yelkenlide
    Sevdalı bir güneşti tepemizde zaman, geceleri şiirler yazardık
    Keşiflere çıkardık bıkmadan, şiirler biriktirirdik ıslak cebimizde.

    Yenilenmiş özlemlerin fırtınalarına tutulurduk, köpüklü denizlerde
    Adil savaşlara pupa yelkenler açardık, suskun kanamalar geçirirdik
    Bir masaldı sevda, aşk derdik ismine, birbirimizi arardık seslenişlerle
    Sarılışların özgür kentlerinde pastil sevinçlerle açlığımızı geçiştirirdik.

    #100030148

    Konu: BANA ANNEMİ VERİN

    grup forumunda Sema ŞENER

    sema
    Katılımcı

    Ben hiç tanımadım annemi
    Daha çok küçükken yuva bildim bu sokakları
    Bana yetim bile demediler
    Alnımıza yazılmış ya
    Adımı hemen sokak çocuğu bellettiler
    Ana kucağı nedir hiç bilmem
    Sıcak mıdır abla ana kucağı?
    Sahi tüm dertlerini unutur musun orda?
    Ben bilmem dedim ya abla
    Diyenlerden duydum ben de
    Bir arkadaş var adı Memed
    O bilirmiş anasını
    Bazı anlatır geceleri bize de
    Masal gibi gelir ya anlattıkları
    Yine de dinleriz iç çekişlerle
    Gözlerimiz gökyüzünde takılı
    Hayalimizde canlandırırız
    Memedin anlattıklarını

    Gizliden ağlarım bazen
    Diğerlerine çaktırmam ama
    Güçlü olmalısın çünkü buralarda
    Bize kucak açan bu sokaklar
    Birden sırtını dönüverir sana

    Nasıl isterdim bi anam olmasını be abla
    Sabahları yüzümü kesen ayaz yerine
    Anamın sıcacık öpücüğüyle uyanmayı
    Ahh be abla, içim bi tuhaf oldu
    Tam şuramda bi ateş yandı sanki
    Ana deyince efkar basar içime
    Haykırarak ağlamak sonra da
    Avazım çıktığınca
    ?Bana annemi verin? demek geliyor
    Bu soğuk acımasız sokaklara
    Ama denmiyor işte diyemiyorum
    Dedim ya, güçlü olmalısın buralarda
    Yoksa kaybolur gidersin aralarda

    Anam yaa, şimdi bi anam olsaydı
    Üzmezdim ki hiç onu
    Bi dediğini iki etmezdim
    ?kımıldama buradan bi yere? dese
    Vallahi billahi kımıldamazdım be abla
    Bi anam olsa açlığı bile bu kadar takmazdım
    Anneler melek derler ya
    Kıyamazdı yavrusuna
    Sığınırdım onun hiç bilmediğim sıcaklığına
    Doyasıya öperdim onu bıkmadan usanmadan

    Offff offffff
    Şimdi bağırsam yine
    ?Verin bana annemi? desem
    İşe yarar mı be abla

    Bu kocaman okyanus gibi hayatta
    Vurgun yemiş dalgıcım sanki
    Çabaladıkça daha çok acı çekiyorum
    Kendimi bıraksam yitip gitmekten korkuyorum
    Ne büyük laflar bunlar deme be abla
    Bu sokaklar zamanından önce büyütüyorlar
    İçindeki çocuğu
    Dıştan kale gibi görünsem de
    İçimde ben hala çocuğum be abla
    Anamı bilmedim belki ama
    Anasız da olsa hala bi çocuğum işte ben
    Rüyamda görürüm bazı anamı
    Yüzünü seçemem pek
    Ama bilirim ki o benim anam
    Okşar yüzümü yumuşak elleriyle
    Sığınırım bende sıcaklığını bilmediğim kucağına
    Hele bi oğluuum der ki sorma gitsin
    İçimde bin alev yanar sanki o anda
    Belki istemeden göçüp gitti bu dünyadan anam ama
    Bak hala rüyalarımda bile bana analığını yapmakta
    Bazen isyan etsem de
    Koca hayata küçük de olsa kafa tutsam da
    Sokaklarda yaşasam da ben hala bi çocuğum işte
    Yanıltmasın bu gözyaşları seni
    Çocuğum desem de
    Yine de güçlüyüm ben aslında
    Bu kırık çocuk gönlümle
    Şimdi senden istesem abla
    ?Bana annemi verir misin? ?

    #100029269

    Konu: IMAGINE

    grup forumunda Murathan MUNGAN

    likevoyager
    Katılımcı

    Çok oluyor değil mi, haklı oluşun kişisel doyumundan

    vazgeçeli,

    Gramer tuzaklarına dayalı şah-mat tartışmalarına gönül

    indirecek yaşları geride bırakalı,

    Kavramları, terimleri yangın söndürme araçlarının

    güveniyle taşımaktan cayalı,

    etiketleyip kaldırdığımız anladığımızın kavanozlarını

    kıralı,

    Çok oluyor değil mi?

    Hadi baştan başlayalım

    en baştan

    bir 45’lik kadar kısa,

    bir 45’lik kadar kesin

    biri plâk, biri tabanca

    Adı: Imagine

    hadi çıkaralım geçmişimizde suç ortağı ne varsa

    Herkesin düşmanına benzediği bu dünyada

    ne eksik bizde, ne fazla

    ne arıyoruz şimdi şu kundaklanmış yılların başında

    kendimiz bulalım kara kutuyu

    ne kadarını kurtarabilmişiz kendimizin

    hadi sayım yapalım

    ilk iş bu şiire “Imagine” adını koyalım.

    Ne kadar uzak görünüyordu bize

    Oysa geldik. İşte buradayız. Yaşlanıyor ve ayrılıyoruz.

    Ne zaman karşılaşsak gözlerimizi kaçırıyoruz birbirimizden

    Kaçamak sözler ediyoruz. Ayaküstü.

    Ne zaman karşılaşsak unutmak istediğimiz ne varsa karşımızda

    Gençliğimiz! Kimsenin olmayan gençliğimiz!

    Gençliğimizi tartarken boşluk tutan avucumuzda…

    acı çekiyoruz

    acı çeken yerlerimiz kalmış diye seviniyor

    sonra ya bira içiyor, ya televizyon seyrediyoruz

    Karşı çıktığımız dünyanın bir parçası olduk nicedir

    Ürküyoruz bizi geçmişe bağlayan halatlardan

    yarım yangınlar çıkardığımız gemilerde tükettik bütün yolculukları

    dünyayı dinleyişin sonsuzluğunda

    olanakların hayaletleri ve biz

    kirlenen, çürüyen sularda yalpalayıp duran

    bir gözcü ıslığıyla kendinin terk edilmiş sahilinde dolaşan

    şu çocuk kim

    ya şu koynunda içedönük bir tabancayla uyuyan melankolik haydut

    hayata dişlilerinin dokunduğu yerden başlayan, erken törpülenmiş şu kalabalık

    ne kadar uzak görünüyordu bize

    oysa geldik işte buradayız

    bu kadar mıydık?

    boşalan meydanların uğultusu kaldı kulaklarımızda

    küllerine katılıyoruz büyük yangının

    gündelik adresler avutmuyor aşkın kollarını

    balıksırtı desenlerde çapraz günler

    birbirini tutmuyor yalnızlıklarımız

    birbirimizi yitiriyoruz her buluşmada

    sebepsiz üşüyoruz

    yüreğinde bir muştayı gezdiren günleri düşündükçe

    tiftiklenmiş bir sessizlikte bulunmuyor aradığımız kelimeler

    kabzasında uyuduğumuz şiddet rüyaları

    dağılıp gidiyor gündeliğin sisli peronlarında

    kalın bir kireç tabakası altında bütün duygularımız

    saat farkı var en yakınımızdakiyle bile aramızda

    demek ki o kadar da sebepsiz üşümüyormuşuz

    Umutlar kiralamıyoruz artık, kullanılmış umutlar da karşılamıyor siparişlerimizi, ilkeler rehin, değerler eksiğine bozdurulmuş Büyük Pazarda, Operadaki Hayalet yer gösteriyor ölen bir kültürün üyelerine, beşeri günahlarımıza makbuz kesiliyor, vergi yerine hayat iadesi topluyor Kent İdareleri, Kolluk Kuvvetleri kurusuz düzenleri dağıtıyor görüldüğü her yerde, eski plâk kapaklarını okşuyoruz yalnızlıktan, eski bir sıcaklığı arıyoruz magmalaşmış fotoğraflarda, kantaşıyla dindirilmiş kelimeler akıp gidiyor konuşamadıklarımızın üzerinden, takma yüreklerle sürdürdüğümüz alışkanlıklar geri tepiyor, çekimine girdiğimiz her yeni imkânın aydınlığında, tekrarlana tekrarlana içi boşalan gizleri pazarlıyoruz hayatına manşet arayanlara, naylon tadında maceralar, kalp para değerinde gecelik aşklar kırk kupona, hayatı birbirinden kopya çeken çocuklara slogan ve cıngıl üretiyor, ödüller veriyoruz düşü dar, yüreği ensiz gündüz yıldızlarına, buzlu ve hüzünlü rakılarla çınlattığımız içimizin kırılgan korunağı, iyi paketlenmiş vahşet sürüyor piyasaya. Görüldüğü gibi herkes kadar biz de benziyoruz düşmanımıza.

    Biz ki, 45’lik plâkların, radyo istek programlarının, yazlık sinemaların çocuklarıydık, yarım kalmış devrimimizi emanet ettik doların ve markın dalgalanmalarına

    yedi askı boynumuzda, elimizde yedinci mühür, koynumuzda akrep

    azap karşıdan karşıya geçerken selam veriyoruz anılarımızı arkadan

    vuranlara

    ne verili koşulların ufkundaki umut

    ne mutlak huzur arayıcıları

    oyalamıyor içinden geçtiğimiz karanlığı

    çıkıp geliyor toz duman içinde

    kavganın taş, aşkın tunç, kendimizin demir çağındayken

    bütün masalları dolaşmış kahraman

    poz veriyor içimizdeki kuraklığın peyzajına

    tarih sürüp giderken

    sırlarımızı ve çeliğimizi verdiğimiz sular

    çekiliyor eski topraklardan

    yeni volta boyları ufukta

    yepyeni tanımlar aranıyor

    dünyayı değiştirmek isteyen varoluşumuza

    biliyoruz ki buradan görünmez

    Çünkü Büyük Umutsuzlardır dünyayı değiştirecek olan

    dipsiz bir öfke kadar derin

    dipsiz bir banknot gibi dolaşımda

    ne kadar uzak görünüyordu bize

    oysa geldik. işte burasındayız

    Adını “Imagine” koyduğumuz şiirin.

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 54) görüntüleniyor