1 ile 8 arası 8 sonuç (toplam 8) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları
  • #100031933

    Konu: EMMOĞLU

    grup forumunda SİZİN ŞİİRLERİNİZ

    Kaptan
    Yönetici

    Ah be emmoğlu ah!
    Tarlalarda, çayırlardaki gibi;
    Umudumuzu bir çiçek misali
    sırtımıza çullanıp
    gurbete yolladık.
    Kar düşmeyen bir şehir
    mekan oldu şimdi özlemlerimize.
    Sıladan uzaklarda
    uzaklarda aradık
    Sabahları, aşkları…
    Oysa karçiçeklerine,
    çam kokularına sevdalıydık.
    Buğday tanelerinde,
    kaval ninnileriyle
    rüzgarlarla dağıttık.
    Ayran içtik sapıttık.
    Kuradan kum çektik ayakkabılarımızla.
    Samanlığı kulüp yaptık
    ozaman kalabalık olan mahallemize.
    Basma çiğnensin diye,
    top oynadık üstünde.

    Sıcak çeşmede yüzmeyi öğrendik ilk.
    Kurada dalışa geçtik.
    Sarı çayırda, almada kuzu yaydık.
    Elimizle taşıdık
    henüz çok küçük olanları.
    Paslı bir tüfenk aldık
    ördek avına çıktık
    mihralinin gölüne.
    70 Voltluk ampüllerle süsledik
    okulun bahçesini.
    Düğün yaptık, halay çektik.
    Kasapbarı oynayıp bahşiş verdik
    hani içince zurnaya renk katan fırfıra.

    Ah be emmoğlu ah!
    adı değişmiş bezelye olmuş şimdi.
    Külül toplar yerdik.
    Adol, yemlik, medik
    kuş pepesi toplardık
    Bazense pişirirdik bakır kuşkanalarda.
    Aslan emminin bakkalına
    plastik top gelince
    yakartopu oynardık yeşillikte.
    Bir kaç paket bisküvi
    Ve meyve sularıyla piknik yaptık
    cemalin tarlasında….
    Oltu taşı bir tesbihin
    hayalini kurduk hep.
    Tesbihimiz yoktu ama
    Gevşenimiz vardı boynumuzu dolayan

    Ah be emmoğlu ah.
    Kokusu bile değişmiş
    kokladığımız havanın.
    Vahit emminin minübüsü
    bu kadar duman çıkarmıyordu.
    Tadı bile değişik;
    çayı özledik çayı.
    Bir de baharda doğardı hep
    Abdul dayımın tayı.
    Kuzuları özledik,
    kuzular ah kuzular.
    Bir de içtiğimiz maltepe sigaraları
    Şimdi o da yok artık.
    yüreğim ah yüreğim;
    şimdi onda sızılar!

    Ah be emmoğlu ah!
    O kocaman şehirde
    ne bulursun bilmemki?
    Yine mutlu oluruz belki,
    Dön artık ha
    Ne dersin?

    #100031232

    Ogniela
    Katılımcı

    Hüzün mü çöküyordu körelen umutlara

    Yoksa ;

    Sen mi düşmüştün gözlerime…

    Hayat mı garip

    Yoksa ;

    Herkesin taktığı maskeler mi gerçekçi….

    Kaybolan gençlik bir hızla kaçar senden , koşamazsın , yakalayamazsın ,

    Çünkü kalmamıştır gücün…

    Güneş geceye inat sırlara perde çekiyor her gün ; Sen her gün aynı sırla

    karşılıyorsun geceyi ; hiç bir fark olmadan herşey , herkez aynı gibi ….

    Ama yaşadığının , yaşadıklarının , yaşayacaklarının koca bir yalandan ibaret

    olması acıtır insanın içini ; farkedemesekte…

    Garip olan herkesin kolaya yönelmesi zoru başarmak gerçekten zor mu …?

    Mutluluğun anahtarını bulursun , bir gün açarsın tek tek kapıları

    Sen açtıkça başka kapılar çıkar önüne ; Ve bir kapı daha…

    Pes edersin sonrada mutluluğu bulamadım dersin…peki çaba sarf ettin mi ..?

    Pes etmeyi alışkanlık haline getirirsin ; Ve senin önünde artık hiç açılamayacak kapılar vardır….

    Göremezsin ; duyamazsın ; bilemezsin

    Belkide sevemezsin….

    Ama işine geleni görür ; işine geleni duyar ; işine geleni bilirsin …

    Ama sevgi hiç işine gelmes..

    Çünkü SEVGİ YÜREK İSTER , YÜREK MUTLULUK , MUTLULUK ANAHTAR , ANAHTARDA KAPI

    Ve sonu eşsiz bir hayat …?

    Hayal etmek , düşlemek zor değil ki ; bırakta düşlerim gerçeğini bulmuş gibi

    oynasın oyununu…..

    #100030778

    Konu: CANIM KIZIM

    grup forumunda İclal AYDIN

    temptation
    Katılımcı

    Meğer sanaymış yolculuğum. Burgun kendime neden yasadığımı sordum; bir anlamı olmalıydı basımdan gecen onca şeyin; bir karşılığım olmalıydı hayatta.bu soruyu sorduğumda kendime yirmi üç yasındaydım. Ellerim yaslanmamıştı henüz ama soluk soluğa kalmış yorgun bir çocuktum, bildiğim her şeyden, herkesten uzaktaydım..
    Yalnızlık, yabancılık, haksızlık dünya kederleri bir olup yüklenmişlerdi bir gece kalbime. Balkona çıktım, dördüncü kattaydım.soğuk bir kıs gecesiydi. Demirleri tuttum caddeyi seyrettim ağlayarak. Göreceksin insan nasıl acır kendine böyle anlarda… Yüz yirmi dokuz numaralı otobüs geçiyordu ve bir kız köşedeki benzinciden çıkmış; elinde bira şişesi ağlıyordu, uzundu sacları.kaldırıma oturdu elindeki bira şişesini karşısındaki saat kulesine fırlattı. Saat oniki’ye on vardı ve belli ki ikimizinde canı çok yanmaktaydı…
    Annem geldi aklıma bir Pazar dönüşü elimi avucunun içinde kavrayışı ve bana doğumumu anlatısı. Yalnızmış sancıları geldiğinde; çok korkmuş ya başaramazsa diye. Balkona çıkmış insanları seyretmiş başka kadınlarda çekti bu sancıyı diyerek ve başka insanların acılarından güç alarak doğuma girmiş. Doğduğumda yaptığı ilk şey saate bakmak olmuş. Saat öğlen oniki’ye on varmış. İşte böyle demiştim kendi kendime; buraya kadarmış. Sonra çilekli pastayı, çaldığım vişneleri, limonlu dondurmayı ne çok sevdiğimi düşündüm. Saclarımı uzatacaktım, para biriktirip yollara çıkacaktım ve bir daha hiç yirmi üç yaşında olmayacaktım. Büyük kararlardan önce mutlaka bir gece beklemeli eğer sabah aynıysa her şey o zaman düşünmeli bitirmeyi bir hikayeyi.. Ertesi gün güneşli bir sabahtı; çoktan düşmüştü ruhumun ve kederimin ateşi…
    O günden sonra neler oldu bir bilsen…sana anlatacak o kadar çok şeyim var ki. Çok korkuyorum severmisin acaba beni? İyi bir anne olabilecek miyim? Koruyabilecek miyim seni? Kalbimde ve zihnimde biriktirdiklerimi eksiksiz iletebilecek miyim sana?
    Takvimler bir sonbahar çocuğu olacağını söylüyor. Annende sonbaharda doğmuş bir bebekti. Bu mevsim hüzünlüdür kızım ve çok sever güneşi.şuanda minicik tekmelerinle ben burdayım diyorsun. Gelişine az kaldı. Seni sevinçle beklerken odanı hazırlıyoruz hevesle.ama ne yazık ki odan kadar sessiz ve özenli bir ülkeye gelmiyorsun. İsterdim ki benim gördüklerime sen şahit olma ama onlar sana bile yetişti. Geleceği zamanı kendi seçen biri olarak güçlü ve bendende önde olacağını biliyorum umarım sende seversin karıncaları, kedileri ve kelebekleri. Ben babasını çok özleyen bir çocuktum dilerim sen ayrı kalmazsın seni sevinçle bekleyen babandan….
    Anneler ve babalar tanıyacaksın bizden başka. Oğluna söz verdiği bisikleti alamadığında notalarla oğlunun adını yazan bıyıklı yorgun babaları, ya da kendi giyemediği mavi yirmi üç nisan elbisesini sabaha dek uyumadan kızına diken anneleri, sonra kendinden başkasını düşünmeyenleri, kendi öfkesinde boğulanları ve yalancıları tanıyacaksın. AŞk’ı tanıyacaksın bir gün, kalbim kırılacak ve belki kıracaksın birilerini… İyi bir tamirci ol kızım, çabuk onar kırdığın kalplere ve çaresiz kalma kendi kırık kalbine. Sen şimdi kendi öykünü yazmaya geliyorsun.
    Hayat iki seçenek sunuyor: ya payına düşen kederi parlatacaksın; ya da ömrünle iyi geçinmeye bakacaksın. İkincisini tercih edersin umarım…
    Bana öğretildiği gibi kızım; öğrendiğin çiçek adlarını unutma, kelebekleri kitap arasında kurutma, kin büyütme kalbinde ve incitme kimseyi…
    Dilerim dünyaya geliş nedenini sen çabuk bulursun.yolun acık olsun….

    Annen

    İclal Aydın

    #100029539

    Aysun
    Katılımcı

    Fatih,kalyonları
    Nasıl çektiyse karadan
    Ben de öyle çekerim sevdanı
    Mahkumlar nasıl çekerse
    Ayları ve yılları
    Ben de öyle çekerim sevdanı
    Nikotinsiz bir gecede
    Nasıl çekersem bulduğum bir sigarayı
    Öyle çekerim sevdanı
    Tarihsin,hayatsın,bendesin
    Duygusuz şiirler yazdığım gecelerde
    Dökülürsün evimin tavanından
    Damla damla
    Gözlerimde yaş
    Bağrımda taş olursun
    Belki beni
    Issız caddelerde bulursun
    Yüzünü gözlerimde görürsün.

    30 Aralık 1997
    Çamlıkule

    Yüksel Kasım

    #100027300

    likevoyager
    Katılımcı

    Kürsüde şimdi konuşan saygın kişi
    Çok şeyler biliyor besbelli.
    Tarihsel konusunu adım-adım sürdürüyor,
    Getirip bırakıyor aşk?ın kapılarında.
    Gidip-geliyor yaşamlarla düşünler arasında:
    Günümüzedek olanlar olmayanlar.
    Arada bir güldürüyor, dokunaklı, acı..
    Bir bildiği var.

    Sunuyor geçmişin ürkütücü, övgünç özetini,
    Doğrusuna doğru.
    Neler neler olmuş, kimler kimler yaşamış,
    Kimse ölmeden önce bilmemiş yerini.
    Adlar sıralanıyor olaylarla kaynaşmış.
    İnsanlığın serüveni tarih sürecinde.
    Anıyor bir şairin dizelerini.

    Sonra bir başka olay, bir başka adam.
    O zaman her şey daha geniş, daha büyük, daha çokmuş.
    Parçalar çıkarıyor kocaman romanlardan,
    Deyimler, bulgular, şiirlerden dizeler..
    Geçmiş zamanların bilincinde
    Düşünceler ve davranışlar.
    Sonra gerçek bir sonuç:
    Her adamın bir olayı yokmuş,
    Her olayın bir adamı varmış..
    Son anlaşılan, eksik ama korkunç.

    Desdemona:
    ?Ölüyor ağlayınız, ölüyor Desdemona.?
    Ardından Helena..
    ?Sen bu içkiyle her kadında Helena?yı bulursun.?
    Kendinden bir şeyler anlat bana
    Belki kendinden kurtulursun.
    Ama kaçmak ya da kaçmamak için,
    Aşka yanaşmamak için..
    Ne kadar anımsasan o kadar da unutursun.

    Ama,
    ?Bellek, dökülmekte olan bir duvar resmine benzer…?
    Demiş Stendhal..
    Bilim?den, kurgu?dan, savaş?dan aşka yer açmak için,
    Aşk?dan kaçmamak için,
    Stendhal?in de bir bildiği var.

    Aşk?a yer açmak.. Tarih?de, insan?da, beyin?de
    Kolay bir çaba olmasa gerek.
    Aşk?ı bekletiyor olmalı
    Hiç yaşlanmayacak gibi öğrenmek.
    Ve nelerden sonra
    Bilerek bilmeyerek,
    Gerçek bir bilgincesine
    Aşkın kapıları önünde ölmek.

    Bilerek ya da bilmeyerek
    Savaşların, yengilerin, yenilgilerin içinde
    Bilimlerin içinde ve dışında beklemek
    Onca beklemektir..
    Aşk?a bir yer açmak..
    Belki onun da sırası gelir..
    Ya da:
    Gelmezse ben gider alırım, hah-hah-hah!

    Öğrenmek, bilmek, unutmamak ve beklemek..
    Ve bekleye-bekleye başarılar üretmek..
    Sonra dökülür sıvaları, boyaları,
    Tarihleri ve adları öğrenilenlerin;
    Sanki kucağını açar, gel diye aşk?a bellek..

    Ama o gitti-gider, şairlerin dizelerinde
    Hiç ölmeyecekmiş gibi,
    Ki ölmeyecek..
    Yorgun, bitkin, onlara uzaklardan gülerek..
    Bir de bakarlar hiç eskimemiş gibi,
    Dizeler başkalarının dillerinde..
    Bilerek, bilmeyerek.

    #100024615

    simpsonsoner
    Katılımcı

    I

    Yer bulmasın gönlünde ne ihtiras, ne haset.
    Sen bütün varlığınla yurdumuzun malısın.
    Sen bir insan değilsin; ne kemiksin ne de et;
    Tunçtan bir heykel gibi ebedi kalmalısın.

    Iztırap çek inleme… Ses çıkarmadan aşın.
    Bir damlacık aksa da bir acizdir göz yaşın;
    Yarı yolda ölse de en yürekten yoldaşın,
    Tek başına dileğe doğru at salmalısın.

    Ezilmekten çekinme… Gerilemekten sakın!
    İradenle olmalı bütün uzaklar yakın,
    Dolu dizgin yaparken ülküne doğru akın,
    Ateşe atılmalı, denize dalmalısın.

    Ölümlerden sakınma, meyus olmaktan utan!
    Bir kere düşün nedir seni dünyada tutan?
    Mefkuresinden başka her varlığı unutan,
    Kahramanlar gibi sen ebedi kalmalısın…

    II

    Sen ne elde ve dilde gezen billur bir sağrak,
    Ne de sıska bir göğse takılan bir çiçeksin;
    Senin de bu dünyada nasibin var savaşmak!…
    Kayalarla güreşip dağlarda öleceksin.

    Yoldaşlık ederekten gökte güneşle, ayla,
    Aşarsın tepe, ırmak; yürürsün ova, yayla…
    Hayata ne biçimde geldinse bir borayla
    Daha sert bir kasırga içinde biteceksin.

    KIZIL ELMA uğruna kılıç çekince kından,
    Bahtiyarlık denen şey artık geçmez yakından.
    Mesut olup gülmeyi sök, çıkar hatırından.
    Belki öldükten sonra bir parça güleceksin.

    Yüz paralık kurşunla gider ‘HAYAT’ dediğin;
    ‘Tanrı yolu’ uzaktır; erken kalk sıkı giyin.
    Yazık, bütün ömrünce o kadar özlediğin
    Güzel Kızıl Elma’na varmadan öleceksin.

    III

    Belki bir gün çöllerde kaybedersin eşini,
    Belki bir gün ağlarsın kaçtı diye karına.
    Işıksız kulübende boranın esişini
    Dinleyerek çıkarsın bir ümitsiz yarına.

    Gün olur ki mertliğin uğrar kahpe bir hınca;
    Namert bir el arkandan seni vurur kadınca;
    Bir gün sabrın tükenir… Silahını kapınca
    Haykırarak çıkarsın yurdunun dağlarına…

    Hayatın kamçısıyla sızar derinden kanlar,
    Senin büyük derdinden başkaları ne anlar?
    Vicdanını ‘Paris’e, ‘Moskova’ya satanlar,
    Küfür diye bakarlar senin dualarına.

    Hey arkadaş!… Bu yolda ben de coşkun bir selim,
    Beraberiz seninle, işte elinde elim.
    Seninle bu hayatın gel beraber gülelim,
    Ölümüne, gamına, tipisine, karına…

    IV

    Atandan kalmış olan kılıcı iyi bile,
    Onu bütün gücünle vuracaksın çağında.
    Savaş… Bunun tadını ey Türk sen bulamazsın,
    Ne sevgili yanında, ne baba ocağında…

    Savaşmaktan kaçınır, kim varsa alnı kara,
    Kan dökmeyi bilenler hükmeder topraklara…
    Kazanmanın sırrını bilmiyorsan git, ara
    ‘Çanakkale’ ufkunda, ‘Sakarya’ toprağında.

    Siyasette muhabbet… Hepsi yalan, palavra…
    Doğru sözü ‘Kül Tegin’ kitabesinde ara…
    Lenin’den bahsederse karşında bir maskara,
    Bir tebessüm belirsin sadece dudağında.

    Yatağında ölmeyi hatırından sök, çıkar!
    Döşeğin kara toprak, yorganındır belki kar…
    Sen gurbette kalırsan, ben ölürsem ne çıkar?
    Ruhlarımız buluşur elbet ‘Tanrıdağı’nda…

    V

    Mukadderat isterse seni yoldan çevirsin,
    Sen hele bu yollarda yıpranarak aşın da,
    Varsın bütün ömrünce bir an nasip olmasın,
    Yorgunluğu gidermek serin bir su başında.

    Bir gülüşten ne çıkar, ne çıkar ağlamaktan?
    Kullar kancıklık eder, bela bulursun Hak’tan.
    Gün olur ki bir yudum su ararsın bataktan,
    Gün olur ki bir tutam tuz bulunmaz aşında.

    Bir çığ gibi yürürsün bir lahza durmaksızın,
    Bir ilahi kaynaktan geliyor çünkü hızın.
    Duyguların ölmüştür… Tapınılan bir kızın,
    Bir füsun bulamazsın gözlerinde, kaşında.

    Istırabı kanına kat da göz kırpmadan iç!
    Varsın gülsün ardından, ne çıkar, bir iki piç…
    Bu varlık dünyasında yalnız senin hiç mi hiç,
    Bir şeyin olmayacak hatta mezar taşında…

    #100023972

    Konu: BULURSUN BELKİ

    grup forumunda Serdar YILDIRIM

    kalemsor4
    Katılımcı

    Yıllansan da geçse yıllar
    Kalbini bir umut bağlar
    Kaybettiğin güzel ise
    Senin için değerliyse
    Aramaktan korkma
    Bulursun belki.

    Bir gün gelse düşen dile
    Günden güne çöksen bile
    Nefesi kokan sesleri
    Duy onları sevgi ile
    Aç kulağını dinle,
    Duyarsın belki.

    Şu toprak evleri
    Çiçeksiz bahçeleri
    Anasız, babasız geceleri
    Sokakta yatan çocukları
    Seyret
    Görürsün belki.

    Geçen ömre yanmaktan
    Maziye dönüp bakmaktan
    Yorulup ağlamaktan
    Kaderle uğraşmaktan bıksan
    Bir defa olsun
    Gülersin belki.

    #100021354

    Konu: NEDEN SONRA

    grup forumunda Ümit Yaşar OĞUZCAN

    likevoyager
    Katılımcı

    Bir gün demek ne kadar hazin
    Anılarla dolu gecen yıllara!…
    Bakıp da ardında kalan yollara;
    Geri dönememek tek bir an için!

    Büyüttüğün artık umutlar değil,
    Simdi tek gerçek var; çaresizliğin.
    Bak! Fırçan kirilmiş, bomboş tuvalin
    Ne biraz renk kalmış, ne de bir sekil

    Silinmiş o portre, göremezsin ki!
    Daha yakından bak dilersen, eğil;
    Hani o maviler? Hani o sekil?
    Uçup gitmiş mi ne? Hani o sevgi?

    Nemde o dostluklar? Güzel yalanlar?
    Bu kalp neden değil eskisi gibi?
    Bir başka dünyada bulursun belki,
    Geçer de aradan nice zamanlar…

    O yer umutların söndüğü yerdir,
    O yerde zavallı butun insanlar!
    Sairler, bilginler ve kahramanlar
    O yerden hüzünle geçtiler bir bir

    Arındılar sahte, yalan ne varsa
    Sonunda denize ulaştı nehir;
    Ne bir beste kaldı, artık ne şiir!
    Bitti aldanışlar, bitti her tasa…

    Nice sevenleri aldı o deniz;
    Yine uygulandı en eski yasa;
    Uzak bir sevgimden her ne kalmışsa;
    Unutuldu. Ve duruldu kalbimiz.

    Yıllar geçti… Neden sonra anladık:
    Yüce olan, bağışlayan tek biziz!
    Her kadehte kalan tortu sevgimiz,
    Her yerde o güneş, hep o aydınlık.

1 ile 8 arası 8 sonuç (toplam 8) görüntüleniyor