You cannot copy content of this page

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 28) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları
  • #100034991

    Serdar
    Katılımcı

    135 Yaşında bir güçlü, dev Türk.
    O’nun adı Mustafa Kemal Atatürk.

    1881 yılında doğdu.
    Tam 24 yaşında yüzbaşı oldu.

    31 Mart Ayaklanması’nda vardı.
    Hareket Ordusu Kurmay Başkanı oldu.

    Osmanlı İmparatorluğu çökmüştü.
    Fethedilen ülkeler elden gitmişti.

    Sonunda Anadolu’ya düşman dolmuştu.
    İnsanlar çaresiz, ümit yok olmuştu.

    Karanlıkta ışık belirdi, uzakta.
    Vapurla geldi, ayak bastı Samsun’da.

    Cumhuriyetin sınırlarını çizdi.
    Düşmanları şöyle bir hizaya dizdi.

    Savaş, dedi, düşmanlar, savaş isteriz.
    Dedi Mustafa Kemal , savaştan kaçmam.

    Ordu yoktu, ordu kurdu, silah buldu.
    Cephede ön safta kendine yer buldu.

    Kana kan, dişe diş düşmanla savaştı.
    Aman vermedi düşmana onu yendi.

    Düşman üzgündü, Kemal geçilmez, dedi.
    Umutsuz postu Çanakkale’ye serdi.

    Sonra Yunan İzmir’e çıkartma yaptı.
    İlerledi, ortalığı yakıp yıktı.

    Mustafa Kemal orduyu geri çekti.
    Sakarya Irmağı bağlantıyı kesti.

    Bir buçuk yıl askere savaş öğretti.
    Her asker bir Mustafa Kemal olmuştu.

    Mustafa Kemallerle dolu bir ordu.
    Düşmana kaç paralıksın diye sordu.

    Tuttu, aldı, vurdu, yerden yere vurdu.
    Zaman saatini Cumhuriyet kurdu.

    Ey güzel Cumhuriyet, sen ne güzelsin.
    Özgürlük denizinde mutlu yüzersin.

    Serdar Yıldırım

    #100034477

    Hayat
    Katılımcı

    Taze gülüşlere sürgün edildi mi yüzün
    En son vardığın uçurumda
    Çözebildin mi bulmaca?sını bir kaybın?
    Eski dostuz seninle
    Anlat,
    Dinleyeceğim…
    Hangi şom ağızlarda birikti dudakların?

    Yere bakma ne olur
    Kaldır gözlerini bulunduğun yerden
    Bak!
    Yıllar sonra yine bu evdesin…
    ?Tebessüm? diyorsun…
    ?Göç etti hayatımdan! ?
    Yüzüne yeni GÜLÜŞLER ekleyemem belki ama
    Kılıfında unuttuğun SAFLIĞINI
    Çalabilirsin yastığımdan…

    #100034287

    Hayat
    Katılımcı

    O gidecek ve sen bakacaksın. Kimse olmayacak yanında, acını yalnız yaşayacaksın. Aşkı tek kişilik yaşamanın mevsimidir şimdi. Bahar da olsa yaz da, kış hüküm sürecektir sende. Buz tutacaksın? Herkesin buram buram terlediği güneşli bir günde üşümenin ne demek olduğuınu öğreneceksin.
    Tüm renkler, dönüş tarihinin belli olmadığı bir yolculuğa çıkmıştır. Baktığın her şey ya gri. Ya siyahtır.hayata dair hiçbir şey ilgi alanına girmez. Öylece bir köşede, sessizce, gözyaşlarını içine akıta akıta oturup durursun.Ne dostlarını görmek istersin, ne de söylenecek bir tek sözü bile duymayı.
    [ Neden ben? ] diye bin kere soracaksın kendine. [ Hak etmedim bunu ] diye hayıflanacaksın. Merak etme, her terk edilen hak etmediğini düşünmüştür. Hiçbir farkın yok onlardan; ama, sen, terk edildiğini de kabul etmiyorsundur. [ Neden gitti? ] sorusu gelecek ardından.Bulduğun yanıtları beğenmeyip gidişine bir başka bahane arayacaksın. Hiçbir bahane gerçek nedeni anlatmayacak.Çünkü aslında başından beri gördüğün; ama, bir türlü kabullenemediğin o gerçeği bir kez dile getirirsen, zaten buz tutmuş bedenin, parça parça dağılacak.Bunu bildiğin için bahanelerin arkasına saklanacaksın.
    Sevmemiştir seni. Sevmişse de, senin onu sevdiğin kadar sevmemiştir. Suçlayabilir misin onu? Sen sevdin diye sevmelimiydi seni? Şart mı bu? Değil elbette; ama, gel de bunu yüreğine anlat. Anlatamayacaksın. Yürek bunu kabul etmez çünkü. Sen [Seni benim kadar kimse sevemez] diye sayıklarken ya da [Benim kıymetimi bilemedin] diye suçlarken onu, o, senin ne halde olduğunu bilmeden, bilse bile umursamadan, [ Her seçim bir vazgeçiştir ve her seçim bir başlangıçtır ] sözünü kanıtlarcasına yeni bir menzile doğru yol almaya başlamıştır bile.
    Senin seçiminse _kış_ı yaşamaktır, o zaman yaşayacaksın. Hiçbir kış, yaşanmadan bitmez. Kışı atlayıp bahara, ondan sonra da yaza ulaşamazsın. Birçok kez donarak öleceğini düşünerek, gözyaşların buz kristallerine dönüşerek, soğuğun verdiği acıdan nefesin kesilerek, ılık bir rüzgarı sarı sıcak güneşi düşleyerek dibine kadar, titreye titreye yaşayacaksın. Sonra bir gün pencereden güneşin girdiğini, yanaklarında donan gözyaşlarının eridiğini, içindeki titremenin hafiflediğini, renklerin gittikleri yerden döndüğünü, susturduğun tüm dostlarının yeniden konuşmaya başladığını göreceksin. Bir gülümseme yayılacak yüzüne, oturduğun o köşeden kalkacaksın ve baharın kokusunu içine çeke çeke, güneşin ve sıcağın keyfini çıkaracaksın?Bir başka kış-a kadar?


    Serkan
    Katılımcı

    Barut kokan bir sokakta ilerliyordum, ayaklarım yerden kesilircesine yürüyordum. Soğuk bir rüzgâr esiyordu ve uğulduyordu kulaklarım.
    Bu karabasanla uyandım o sabah aynadaki yüzüm eskimişti biraz, daha yabancılaşmıştım kendime, bir kurt gibi açtım unuttuğum her şeye. Duyumsuyorum, evcil bir yalnızlık geliyor göçebe kentlerde bıraktığım. Sevgilim, çiçeklerim soldu; odam dağınık sen de gidiyorsun uzak kentlere. Ben alevden oyuncaklarla oynayacağım, karabasanlar bölecek uykularımı ve dudağımda fazlaca uçuk olacak biliyorum…
    Nasıl da eskiyor aşklar. Heyecanla, “Seni seviyorum,” dediğimiz anlardaki çocuk sevinçlerimiz yeniliyor yaşama. Paslı bir bıçak kesiyor dilimizi, kanımızla besleniyoruz yarasını yalayan bir hayvan gibi. Yalandır yalnızlığın güzelliği, kim uydurmuş bilmiyorum.
    Bir ceset taşıyorum sırtımda, ormanda bir yer arıyorum. Kurtlardan saklamalıyım onu, yorgunum her zamankinden çok; gökyüzünü rahatça görebileceği bir yere gömüyorum ve yanında uyuyorum. Uyuyorum, uyuyorum çok uzun uyuyorum.
    Bir cinayet işlemek istiyorum, kusursuz bir cinayet. Önce hazırlıklarımı yapıyorum, bira şişesi yapışıyor dudağıma, sonra tabancamı temizliyorum, eldivenlerimi takıyorum. Bana gerekli olan bir canlı bu, bir insan olmalı, hayvanlara kıyamam kan tutar beni. Bir uyuşturucu satıcısı ya da bir pezevenk bulmalıyım, silahı göğsüne dayayıp arabaya bindirmeliyim. İtlerin ve tel örgülerin olduğu tenha bir sokakta kafasına sıkmalıyım. Hayır hayır daha yavaş bir ölüm olmalı, izlediğim korku filmlerinde böyle olmuyor. Testere, balta, bıçak, bak işte unuttum bunları diyorum kendime. Ben o korku filmindeki kötü adamım bu gece, karanlık ve kan kokan. O filmlerde hep iyiler kazanıyor, bu gece kötüler kazanmalı, ben kazanmalıyım. İçimdeki kana susamış canavarı doyuracağım. Gözlerine bakıyorum bana hap satarken silahımı göğsüne dayayıp arabaya bindirdiğim ibne. Ter içinde yalvarıyor. Kafasına bir mermi sıkıyorum, yere düşüyor kan sıçrıyor yüzüme, bir insandan akan kan gibi değil bu, kirli. Bok çukuruna atıyorum, sonra üzerine işiyorum evime gedip bir sigara içiyorum.
    Sevgilim sen gidersen cinayetler işlerim, resim yaparım şarkı söylerim.
    Barut kokan bir sokakta ilerliyorum, ayaklarım yerden kesilircesine yürüyorum. Soğuk bir rüzgâr esiyor ve uğulduyor kulaklarım, sen bana otobüste el sallarken…

    #100033757

    yaparkaleli
    Katılımcı

    Sicim gibi yağmur hafif güneş var
    Hafif bir sarhoşluk sarar ya dağı
    Gönlümde gam ile kedere eş var
    İçimde kırılır aşkın bardağı

    Bir tuhaflık olur, burkulur içim
    Ölümün kokusu sarar ovayı
    Gözümle gönlüme yapamam seçim
    O anda terk eder kuşlar yuvayı

    Bulutlar sildiler yüzünü ayın
    Ağlaması bitmiş bir çocuk gibi
    Yıkadılar on dördünde bir ayın
    Gülümsedi gökyüzünün habibi

    Tatlı bir kokuyla ortalık güldü
    Bir hüzün çöktü ki yürek başına
    Bu koku ruhumu ikiye böldü
    Bakmadı gönlümün tıfıl yaşına

    Bir ürperti aldı içimi birden
    Ebem kuşağını görmedim bile
    Bir sevda yükseldi yedi kat yerden
    Gönlüme yüklendi bir kutlu çile

    Dağa gölge düştü tepe terledi
    İçimdeki bir el beni burgular
    Bir yitik ses işte onu birledi
    Bırakın yakamı sisli duygular
    Zülfikar Yapar Kaleli

    #100033277

    Ayser
    Katılımcı

    Trabzon-Sürmene-Yeniay
    Su İmparatorluğu
    Dağlar denize dikine keza insanlarda öyle
    Horon’da teşvik ifadesi ‘dik oyna uşağum’
    Yada; -Emice Kambo ne tarafta ?
    -Ne yapacasun, niye sordun ?..gibi dikine cevaplar.
    Bitki örtüsü de dikine. Ağaçlar, ifteriler.
    Vel hasılı bir ‘dik’ duruş söz konusu. Hem de ibadet edercesine. Kıyam, secde kadar kıymetli hatta arkadaş.

    Geleli 6 gün oldu.
    Bir Bayramdı ve yağmur sadece bir gün müsade verdi ‘dik insanlar kabilesine’.
    Hayat suya göre şekillenmiş tamamen. Suyun taleplerinin hiçbirine muhalefet edilemez.
    O dilediği yerden akar, dilediği kadar akar.Türküde ki gibi.

    “Ben su olur akarum, nazli yarim benden içerse”

    Derken, dik dağların ve dik denizin arasında yaşamlarını sürdüren dik insanların kabile erkekleri bayram namazını eda etti.
    Cami içerisinde daire olundu ve tek tek bayramlaşıldı.
    Belirtmek durumundayım ki dik insanlar kabilesinin ilginç bir İslam anlayışı var. İmam olmak zordur dik insanlar kabilesine.
    Yaranması zordur.
    Vaaz ettiği cümlelerin herbiri bir kulaktan girer diğerinden çıkar.
    Şu kısacık sürede bu yazıyı yazan kanı bozuk bile iki eleştiriye sahip oldu, hem de nurtopu gibi.
    “Bu kadar hızlı teravih mi kılınır kardeşim!”
    “Niye azarlar gibi vaaz ediyorsun kardeşim!” gibi..

    Feodalizmin tek bir kırıntısının hiçbir dönem olmadığı bu dik insanlar kabilesinde, yani Hamandoz’da insan bayramlaşmak direk bu kültürel yapyıya bağlı olarak öyle zor ki.
    Anti-feodal ve hatta ucundan azıcık anarşist bir ruha sahip olduklarından evler anadolunun diğer yörelerinden farklı olarak araziye serpilmiş vaziyetteler.
    Her Hamandozlu kendisinin ağası sözün özü.

    Sağlam bir yağmur altında bayram ziyareti başlamıştır artık.
    Kazmaz’lar, Uzumet’ler, Telesmanoğulları, Zorba’lar, Dinga’lar vesaire vesaire..
    “Hoş geldunuz”, “Çok bayramlara gidesunuz”, “Tatli yeyun yüreğunuze sarilsun” gibi klasikleşmiş diyaloglardan sonra evin en yaşlısının monoloğu başlar.
    O konuşur ama kimseyi dinlemez.
    Yaşı kaç olursa olsun ‘dik’ duruş yerli yerindedir evelallah.
    Herkes gibi yaşlılarda sadece suya boyun eğmişler.

    Bu dik insanlar topluğunun en aykırı iki ismi Ankaralı Mahmut amca ve Kabaoğli Aydın (eski muhtar).

    Fakat Kabaoğli Aydın değişik model.
    Hiçbir kıstası kabul etmez.
    Bir nevi Milenyum Koçerosu, bir nevi fikri patlama ve hatta dik insanlar kabilesinin Diyojeni.
    Sanki gerçekten elinde gündüz vakti fenerle dolaşıyor ve sesleniyor “Adam arıyorum”.
    “Sizun camelere kılduğunuz namazi Allah kabul etmez”, diyerek cesaretin anasını ağlatan.
    Veya “tebarekte ya-zel celal vel ikram” diyen imama doğru camide “kılduk daa ne ikrami?” şeklinde seslenerek ümmetin hakkını terstende olsa arayan.
    Neşet Ertaş denildi mi akan sular durur onun nezdinde, zira ona göre Neşet baba ‘beddiüzzaman’dır. Daha ileri gidiyorum Kabaoğli Aydın hakkında ve iddia ediyorum ki o yaşayan bir Melamet temsilcisi, bir Kalender Meşreb bayii gibidir.

    Böyle saymakla bitiremiyeceğim çokça karakter veya enstantane yazabilirdim.
    Cami cemaatinin namaz vakitleri arasında avludaki gıybet kokan sohbetleri, ya da komşuların bir araya geldiklerinde ki;
    Veya kendimi bildim bileli “sen kimun kizisun” sorusunun rüyalarıma girecek kadar bir ‘dejavu ihtilali’ gibi hem de aynı kişi tarafından tekrarlanması.
    Nihayetinde bitmek bilmeyen ve bitecek gibi görünmeyen Türk müyüz?-Rum muyuz? tartışmasının yarattığı ‘Pontus dilemması’.(Sülale lakabımız Kondofos olduğundan bu dilemmayı hiç yaşamadım elhamdulillah)

    Dik insanların kabilesi Hamandoz köyü nacizane fikrim çok enteresan bir yer.
    Yeşilin ve mavinin her tonunu bulabileceğiniz, insanlığı ararcasına, bolca susup çokça dinleyeceğiniz, havası suyu tertemiz, ölmeden görülesi yer.
    Annemin ve Babamın köyü, dik insanlar kabilesi.

    Bir Bayram Gününden Yansımaydı…

    Bu defa “Siyah Türk” Ayser ÖZBAKIR

    #100032671

    Konu: RÜVEYDA

    forumda RÜVEYDA

    safir
    Katılımcı

    Fezayı bağlayarak yorgun kanatlarına
    bir güvercin uçurup kıtalar arasından
    çağırdın beni
    geçerek birer birer sürgün kanyonlarını
    derbeder koşup geldim ışıldayan tahtına
    yarım koyup bir bardak kurşun rengi çayımı
    yıkarak yalnızlığa kurduğum sarayımı
    yetim çığlıklarımı duyurmak üzere sana
    koşup geldim; iliştir beni memnu bahtına

    adını söylemek istemiyorum
    her hecesi amansız bir kor dudaklarımda
    her harfine yıllardır şimşeklerle yarıştım
    zindanlara karıştım, ölümlerle tanıştım
    adını söylemek istemiyorum
    Rüveyda dediğim zaman
    anla ki, senin için yürüyor kelimeler
    çığlığımın atardamarlarından

    hangi yıldızdır bilmem, gözlerin
    kayar da üzerime Rüveyda
    önce tuhaf bir deprem yayılır bedenime
    sonra açılır önümde ıstırab vadileri
    silik renkleriyle adımlarıma
    çözülmeye yüz tutan bir mazi mühürlenir
    hayalin bittiği menfeze doğru
    alaca bir at koşar içimde
    zamansız, mekansız nefese doğru

    uslanmaz bir yürek taşıdığıma dair
    yaygın bir kanaat dolaşır aynalarda
    oysa Rüveyda
    baştan başa ben
    kevser akan, gül kokan bir kalbin filiziyim

    kitaplara sürdüğüm kapkara lekelerden
    bir anlatsam nasıl utandığımı
    bir doğrulsam eğrildiğim yerden
    ağarır tanyeri nilüferlerin
    alaca bir at koşar içimde
    ezer toynaklarıyla anılarımı

    sular köpürmemeliydi Rüveyda
    kırılmamalıydı ıslak dalları hasret selvilerinin
    ben zehire alışkınım, şerbete değil
    rüyalar nefret eder avare duruşumdan
    kabuslar çekerek ancak derdimi yeryüzünde
    sen gün boyu simsiyah bir ufukla beraber
    ben her gece bir mehdi türküsüyle çilekeş
    yargılamak için zeval kayıtlarını
    inkilap bekliyorum

    hangi umut çiçeğidir bilmem, ellerin
    uzanır da gönlüme Rüveyda
    derinden bir ok saplanır bağrıma
    beynimi çağıran bir sese doğru
    alaca bir at koşar içimde
    zamansız, mekansız nefese doğru

    varlığın cinayettir memleketimde işlenen
    akıtır kanını asil pehlivanların
    yokluğun sükunettir kuşatır evrenimi
    varlığın ve yokluğun ölümüdür baharın

    artık eskisi gibi bakamıyorsun
    göklerinde bir belkıs otururdu Rüveyda
    binlerce gökkuşağı olurdu kirpiklerin
    güneş bir ane gibi dururdu başucunda
    artık dokunamıyor kakülün bulutlara
    karalara bürünmüş saçlarında dolunay

    Nurullah GENÇ

    #100031527

    Tabut içinde ‘hayal ettim’ kendimi
    Giydim sonra yakasız beyaz gömleğimi
    Yıkadılar beni,temizlediler…
    Üzerime yeşil çarşafımı gerdiler..!

    Yeniden koydular beni,tabuta..!
    Bir kalabalık arkada,bir kalabalık altımda
    Kimi ağlıyor,kimi gülüyor arkamdan,
    Ruhum onları izliyor tabutumdan….!
    -Ne yaptığını bilmeden…!

    Ve koydular beni en sonunda zafer arabama
    Selamlıyorum,seveni,sevmeyeni,bırakarak arkamda
    Yanımda iki kişi tutuyorlar küflü tabutumu…!
    Bir rüzgar zerresi,havalandırıyor yeşil örtümü..!

    Ve yollar çıktı,en sonunda köyümün toprağına
    Toprağımın üstündeki o yaşlı hana…!
    Üstünde yosun var,musalla taşının…
    Ağacın gölgesinde -ne güzel bir portre..!

    Kalabalık besmeleyle koydu,beni yosunlu taşa
    Beş kişi durdu başımda,elleri tabutta..!
    Dostlar baktı,solmuş yüzüme…!
    Kimi güldü,kimi üzüldü halime,
    -Sanki ben değildim ‘o’..!

    Biraz zaman geçti ve vakit geldi…
    İkindi okundu,taşta ilk ve son kez…
    Namaz kılındı,bekledim musallada tabutumu,
    -Sanki ben değildim ‘o’..!

    Ruhum sabırsızlandı,bir an…
    Vermek istedi hesabını hemen o an!
    Ve Allahu ekber denildi,
    Önde tabutum,arkamda hoca ve halk…
    Tabuttaki bana niyet edildi..!

    Ruhum bir gökte bir yerde…!
    Namazını uzak bir köşeden izlemekte…
    Namazda bitti,yapıştı bölük tabutuma…!
    Ve artık sona gelindi…!

    İki kişi atladı,yatacağım mekana
    Ve bedenimi indirdiler,yavaşca oraya,
    Önce başımı sonra ayağımı çözdüler..!
    Dualarla üzerime tahtaları çektiler…
    Burası ne kadar da soğuk..!

    Son tahtayı koymadan girdim kabrime,
    Dinledim karanlıktan,kazma kürek sesini..
    Dinledim,amin amin diye inleyen dilleri
    Ve bir sessizlik çöktü üzerime..!

    Anladım ki! kimseler kalmamıştı ortalıkta…!
    Biraz bekledim! belki bir belki iki nefes
    Ve bir yerden bir ses geldi..!
    Ruhum hemen yanımda ki cesede girdi!

    Panikten vurdum başımı tavana..!
    İşte anladım öldüğümü en sonunda..!
    Ve melekler geldi,sınav başladı…! ! ! !
    Kabir içinde hayal ettim kendimi…! ! !


    safir
    Katılımcı

    Kendimi çok kötü hissediyorum bugünnn acayip bunalımdayım …
    ALLAHIM bana neler oluyorr.. kendine hakim olamaz hale geldim.zaman durduu gökyüzünde, içimdeki fırtına büyüyorr yorulmadım ama aslada yorulmayacağım….
    Yaşamak buysa eğer;sevmek böle bişeyse sonuna kadar varım ben bu sevgideee…
    Yüreğim kabarsada ,gözlerim ağlasada,içim yansada varım ben bu yolculukta…
    Son sigaram diyorum çünkü; sonun bi sonu yokkk kelimeler bile yetmiyor bazan anlatmaya herşeyiii.
    Gözlerin nerde anlatabilirlerdii belkiii beniiii..şimdi sensizim yada nefessizz..
    İçim daralıyorr..Sen hiç nefessiz kaldınmıı bebeğimm demek isterdim ama bebeğim yok artık dostum varrr!!
    SEN HİÇ NEFESSİZ KALDINMI DOSTUM?????…………………………………
    Yazamıyorum ,konuşamıyorum,anlatamıyorum, ölüyorum, sensizim çok özledimm dayanamıyorum!!!!!!!!!!!!!!

    Saçlarımı bırakıyorum lavabona, yatağına, yastığına… terinle yapışmış bir tanesi omzunla boynunun kesiştiği kıvrımda.

    Göz yaşlarımı bırakıyorum avucuna, göğsüne yattığımda tenine yağdırdığım göz yaşlarımı bırakıyorum sana. Nefesini, atışı varlığının en büyük kanıtı olan kalp sesini dinlerken, gidecek olmanın yaşını bırakıyorum tişörtüne. Buharlaşıp kuruyacak daha ben gitmeden! Taze anılar bırakıyorum sana. Kokusu beynimize kıvrılan yeni anılar. Ve güzel güneşli günler bırakıyorum ardımda. Mutluluğu yansıtmanın çok yakışacağı çakmak gözlerine…

    Bitmeye başlayalı çok olmadı. Görmüş, beğenmiş, sevişmiştik

    Kar ayaza kesiyor içim üşür
    Vur yüreği zalimce aşka düşür
    Meşk nerede sevdiğim sen söyle
    Az gelir yaşamak bana söyle

    Sonra acımasızca saldıran yalnızlığımıza karşı ittifak oluşturduk. Güçlenmeye ihtiyacımız vardı, ayakta kalmaya, yalnızlığa dayanabilmek için bir süre daha. Çıkıp geldim peşinden. Çağır istedim. Gel de istedim, dedin sende. Biteceğini, bitmesi gerektiğini biliyorduk. Hatta pek de gizli olmayan bir övünç duyuyorduk ezberletilmiş sevgilerin dışına taşabilmenin, biteceğini bilmenin yaralamasına izin vermeyişine. Sonsuzluk işaretinin kesişim noktasıydık biz sadece. Sen beni şimdiki zamana bağlıyordun. Geleceğin ne olacağı umurumuzda bile değildi. Ben hazırdım sonsuzluğun sonunda damarlarıma verilecek acıya.
    Şimdi yavaş yavaş geliyorum kendime. Dün gece verilmeye başlandı zehir damarlarıma. Acı eşiği aşıldığından sadece çenemi kasıyorum. Artık sıkı değil yumruklarım, direnmiyorum. Sonsuzluk bitiyor. Ayrılıp kesişim noktamızdan, hızla devineceğiz ters istikametlere.

    Yar yüreğinin deli bekçisiyim
    Sevdanın kapında nöbetteyim

    Her saat sesinde gitmelerin korkusu
    Her günün sonunda birikir yokluğunu tortusu

    Ben çelindim. Çalındım bir rüyanın, insanların sevgi kalıplarının birine itildim, birşey yapmamanın güçlüğünde. Tam kaybediyordum ki kendimi o ezberin içinde, tutup çıkardın beni, çektin yine… İnişe geçmeye henüz başlamış olan bir su kuşu gibiydim, sanki kırıldı kanadım ve çakıldım yere! Sonsuzluğun bitecek olduğunun gerçekliğine! Konuşamıyor, inliyordum ama duymuyordun beni, O an sessizliğimden korkuyordun! Bir rüyanın en güzel yerinde uyandırılmış gibi oldum. Bir rivayete göre insan beyninin kaldığı yerden devam edebilmesi için uyanınca iki soruya yanıt bulması gerekirmiş:Burası neresi ve saat kaç?& Sonsuzluğun sonunda ve sensizliğe üç kala buldum kendimi. Üstelik bunun beni bu denli sarsacağından senin de benim de haberimiz yoktu ve işte bu yüzden yaptığın suç değildi.

    Kar beyazı düşüyor saça
    Yar adını koyuver ölüm kaça
    Bir iptir bedeli çok deme sakın
    An gelir ödenir..

    Böyle olsun istemezdim. Kurallara sokamadığımız, sokmayı da denemediğimiz ilişkimize böyle bir sonu layık görmedim ama oldu bir kere. Belki bir gün yine bir şekilde, bir flaş patlaması kadar süren koca bir zaman diliminde yine geleceğiz göz göze. Ama şimdi gitmeliyim zira emir büyük yerden!

    Sana saçlarımı bırakıyorum, göz yaşlarımı bırakıyorum. Kapının üzerine,ilacını içmeyi unutma yazılı bir not, ayakkabılığa bir bardak su bırakıyorum. En derin yerinden kalbimin, en derin yerine kalbinin, sevgimi bırakıyorum! Öyle çok seviyorum ki seni, işte o yüzden gidiyorum!

    Dilimden düşmüyor kolaysa gel de al
    İçimden söküp aşkını
    Çektiysen kahrımı helal et hakkını
    ZORLU SEVDAM hoşçakal..

    …:::::HOSCAKAL:::::…

    #100030877

    ahmtdgr
    Katılımcı

    Mecburiyetten gidilen kısa yoldan dönüşümün
    Kırkbeşinci günü oldu galiba
    Hiç bitmeyeceğini sandığım o kutsal yolun bitişiyle
    Umutlar sarmıştı ruhumu umutlar dolmuştu yüreğime
    Umutluydum geride bıraktığım
    Izdırap verici sinsiliklerin bittiğinden maskelerin düştüğünden
    İnsanların olgunlaştığından ve gelecek mutlu günlerden
    Umutluydum
    Umutluydum
    Yarının güzel olacağından
    Ama değişen sadece takvim yapraklarındaki sayılarmış
    Malesef insanlar oldukları yerde saymış
    Bin yılda geçse aynı yerde kalacaklar
    Parklara mahkum heykeller gibi
    Yani umut yine kaf dağının ardında be dost
    Geri dönüşüm kaldığım yerden daha ızdırap verici
    Anlara gebe galiba

    En azından orda mazideki adımı bilenler vardı
    İçimdeki o saklı kalan iradeden gizlediğim güçten korkanlar vardı
    Ben ölmeden öldürülmeden kurtulmuşken bir savaştan
    Ben ölür müyüm içimde oluşan sıkıntılardan yorgun çıktığım savaştan sonra
    İnanır mısın kafama sıkılacakken
    Bir el gibi karşılarına mazimin geçip
    Onlara dur diyeceğine inanır mısın

    Ama burada ve buradakilerde senin gibi inanmaz
    Bana saklı olana
    Düşlerime emellerime
    Çünkü benim vatanperver olduğumu bilmezler bilmezsiniz
    Uğrunda hayatımı harap edeceğim
    Vatanseverliğim beni zora sokmayacak
    Kalbimden hiç eksik olmayan itikatım

    An gelecek elimde silah sıkarken görüleceğim
    Boş beyinli ve hakkımda basitçe karar veren
    Kendini bir şey sanan zavallı insan kılıklı et yığını olanlara
    Vatanseverliğim beni zora sokmayacak
    Kalbimden hiç eksik olmayan itikatım

    Beni ayakta tutacak yine sağ salim çıkacağım
    Kellemi ortaya koyup
    Elimi masaya vyrduğum anda
    Güç ALLAH tandır Yaradanın güç verdiklerindedir
    Güç bizde mi onlarda mı o anlarda belli olacak
    Zalim dünya tükenecek elbet karşımızda eriyip giden acılar gibi.

    #100029475

    Bülent
    Katılımcı

    göze alırsanız eğer

    kırılır

    dağılır aynadan

    sandığınız resimler

    sözcükler kalır geriye

    cam kırıklarına saklanmış

    az ışıklı odalarda sözcükler

    Ayna: anlam ve görüntü için sırlanmış kiler

    bulur çıkarırsınız bir yerlerden

    daha bulurken kararırsınız

    çok önce öğrenmiştiniz: Bedel

    özlenir ve kalır geriye

    gerekenler

    Sonra bir gün

    Sizin için bir gün

    Tehlikesiz, eski bir harita gibi

    uyuttuğunuz aynaların tozunu silerken

    elinize batar

    bir zamanlar yaranızı kanatmış sözcükler

    olaylar silinmiş, adlar unutulmuş, belirsiz bir geometride

    yerini bir türlü bulamaz kişiler, ilişkiler

    yalnızca bir duygu

    dipdiri bir acı çok eski tarihli bir çağrışıma eşlik eder

    bu nedir ki, yıllar sonra, telâşsız bir gün, ömrümüzün durulmuş

    bir mevsiminde, içinizin kazınmış yerlerinden

    ölümcül bir ağrı ansızın geri teper

    Eğilip bakrsınız aynaya

    Siz çoktan gitmişsiniz

    Yerinizde sözcükler

    Böyle zamanlarda sözcükler

    Bütün bir hayatın yerine ikâme eder

    Sözcükler.Tutmamış ömürlerin teyel yerleri

    camlatılmış kelebekler, kurutulmuş akrepler gibi

    başkalarına kaldınız

    bir zamanlar sanmıştınız ki hayat

    kitaplardan ve sözcüklerden geçer

    kendinizi eskiten oyunlara daldınız

    örneğin uzun tutulmuş bir önsöz yüzünden

    kitaba geç kaldınız

    Ki ‘hayatınız’ su içinde birkaç roman eder

    Sözcükler.Büyülenmiş, içi doldurulmuş, bekletilmiş, kullanılmış,

    anlamı çoğaltılmış, yani sizin

    yerinizi bekler, diye

    öğrendiğiniz

    Bütün sözcükler yaşamı çaldı sizden

    Aynadaki sandığınız şimdi bütün hayatınızı temellük eder

    Bilirsiniz

    aynalarla konuşur çok odalı evlerde büyüyenler

    düşün yerine ayna

    anların, durumların, duyguların yerine

    sözcükler

    masalın en iyi yani yeniden söylenebilmesidir

    söylendikçe büyülenirler

    birleşir nehirler, dağlar yer değiştirir, tılsım ve tehlike

    çığ ve lâv, kılıç ve ipek, coğrafya ve tarih yeniden keşfedilir

    ışığın kırılma yerlerinden geçerken

    sırlanır yüzlerin kuytu yerleri

    gümüş bir alaşımdır ilk imge: sınır ve melankoli

    yani bütünlük ve binbir gece

    ışıksız aynanın yalnız

    olduğunu böyle öğrenirler

    bir gün bir ışık sızar bir kapı aralığından

    giz ve ihanet ödeşir

    düş erir.masal biter.büyü tutmaz sözcükler

    Görülmüştürler.

    erken parçalanır çok odalı evlerde büyüyenler

    Ya da böyle sağlamlaşırlar belki

    her parçası kuzey yıldızıyken dağılmış aynanın

    yola düşüp, yoldan çıkıp

    hiçbir şeyi unutmadan, her şeyi yeniden öğrenirler

    aynayı, mithosu ve ötekini

    yeniden düşünmeye

    erken gecikenler

    ayna, mithos ve öteki

    özgeçmişin vazgeçilmez elementleri

    Ayna.Anayurdu ayna hepimizin.İçinden çıkıp kavuştuk dile

    ve eyleme geçtik, ve kendimizi sınadık

    ağır taşlar koyduk kişiliğimizin köşelerine

    yani kendi kanunlarımızı varlığımızın yerçekimine

    bilmeden ve böylelikle bütün yolcuları yasakladık kendimize

    kırılmıştı sözcükler, parçalanmıştı ayna

    anladık imgemizin yalnızca bir kovuk olduğunu

    ve bunu öğrenmenin göçünde

    dağıldık kuzey yıldızlarına

    Şimdi uzak yollardan ve uzun maceralardan sonra yeniden

    dönüyoruz

    ülkemize, kimliğimize; imgemizi orada bıraktık

    imge oyunlarını da

    bırakarak yaşlandık birçok şeyi

    Bırakmayı kabullendiğimiz günden beri.

    ağır yalnızlıklardan geçtik, ödeştik kendimizle

    bir uçtan bir uca savrulurken onca şey harcadık hiç

    düşünmeden

    oysa hâlâ ayrıntılar ve ayrımlar arasındaki

    yollar kapalı bize

    olgunlaşmakla göze aldığınız birşeydir bu, ya da düpedüz

    yaşanmakla, umudun bazı çeşitlerinden boşanmakla, gelecek

    için bunca zaman taşıdığınız birçok yükü atmakla

    adına ne derseniz deyin, göze aldığınız birşeydir bu

    yani başlar bir gün

    sizin için bir gün

    geç kalmış yüksek sesli soruların dönemi

    sürçmeye başlar Dil sandığınız tekerlemeler

    gündeme gelir yeniden

    değişik çağlardan ödünç alınmış bilmeceler

    gizini çözersiniz

    kendiniz için kurduğunuz bütün Serüvenin

    yaşlanmayan ve gerçekleşmeyen portrenizin

    tozu alınmamış her şey yalnızca geçmişi yineler

    sfenksi kendini sorulamış bunca yıl

    tek kişilik korosu yanıtlamış

    paradoksları kullanmayı hayatı anlamanın yolu sanmış

    okuduklarından artıp, okuduklarına kalmış

    göze aldığınız birşeydir bu

    aynada portre, mithosda serüven, ötekinde giz

    saklı dururken

    yolculuklar taşımaz sizi hiçbir yere

    Bunu çok önceleri öğrenmeliydiniz

    oysa oturduğunuzda soruların başına, kaç saatiniz vardı?

    ölecek ve yetecek

    kaç saatiniz?

    Zaman’ın saydam sırrı portreyi aynadan ayırmaktaydı

    Başlangıçtı.

    kazılarda eksilmiş bir kabartma gibiyidi imgeniz

    sözcükler örselenmiş, aynalar pantimento

    çıkmaz sokaklardı adresiniz.sığındığınız kalelerde birer birer

    eksildiniz.

    Çekip gidiniz buralardan.Her yaşın uçurtmaları vardır

    birinin ipini çekiniz

    şimdi gözlerinizin ermediği bir yerden yeni bir ufkun başladığını göreceksiniz

    çok yaşar, çabuk ölür, ilk tuttuğu sipere tüm bir hayatın kalesini

    inşa edenler

    ayna silinir, mithos biter, gider öteki

    kitaplar yalnızca ölümü erteler

    yaşam çıplak.siz giyinik.Utanırsınız

    kuşandığınız kavramlar kullanılmaz silâhlar gibi sizi terkeder

    Öteki: çoktan eskimiş bir metafor, Dostoyevski’yi

    ve onu izleyen sonrakileri anımsamak neye yarar şimdi?

    Geçmiş bizi bırakıp gitti

    O kadar çok şey öğrendik ki,

    kendimiz için bile bir klişeyiz artık

    En çok buna katlanamıyoruz

    Farkındayız.Ve çürüyoruz.

    Hepimiz artık gençliğin bizi terkeden kuşağındayız

    Eğer göze alıyorsanız bu kadarı da size yeter

    yedi renk, taze su, parlak ışık

    her zaman yeniden okunacak bir kitap bulunur

    öğrenilecek yeni sözcükler

    durduğunuz yerde, her yere aynı mesafeden bakıyorsunuz

    buraya geldiyseniz eğer, daha ne istiyorsunuz?

    #100029269

    Konu: IMAGINE

    forumda IMAGINE

    Bülent
    Katılımcı

    Çok oluyor değil mi, haklı oluşun kişisel doyumundan

    vazgeçeli,

    Gramer tuzaklarına dayalı şah-mat tartışmalarına gönül

    indirecek yaşları geride bırakalı,

    Kavramları, terimleri yangın söndürme araçlarının

    güveniyle taşımaktan cayalı,

    etiketleyip kaldırdığımız anladığımızın kavanozlarını

    kıralı,

    Çok oluyor değil mi?

    Hadi baştan başlayalım

    en baştan

    bir 45’lik kadar kısa,

    bir 45’lik kadar kesin

    biri plâk, biri tabanca

    Adı: Imagine

    hadi çıkaralım geçmişimizde suç ortağı ne varsa

    Herkesin düşmanına benzediği bu dünyada

    ne eksik bizde, ne fazla

    ne arıyoruz şimdi şu kundaklanmış yılların başında

    kendimiz bulalım kara kutuyu

    ne kadarını kurtarabilmişiz kendimizin

    hadi sayım yapalım

    ilk iş bu şiire “Imagine” adını koyalım.

    Ne kadar uzak görünüyordu bize

    Oysa geldik. İşte buradayız. Yaşlanıyor ve ayrılıyoruz.

    Ne zaman karşılaşsak gözlerimizi kaçırıyoruz birbirimizden

    Kaçamak sözler ediyoruz. Ayaküstü.

    Ne zaman karşılaşsak unutmak istediğimiz ne varsa karşımızda

    Gençliğimiz! Kimsenin olmayan gençliğimiz!

    Gençliğimizi tartarken boşluk tutan avucumuzda…

    acı çekiyoruz

    acı çeken yerlerimiz kalmış diye seviniyor

    sonra ya bira içiyor, ya televizyon seyrediyoruz

    Karşı çıktığımız dünyanın bir parçası olduk nicedir

    Ürküyoruz bizi geçmişe bağlayan halatlardan

    yarım yangınlar çıkardığımız gemilerde tükettik bütün yolculukları

    dünyayı dinleyişin sonsuzluğunda

    olanakların hayaletleri ve biz

    kirlenen, çürüyen sularda yalpalayıp duran

    bir gözcü ıslığıyla kendinin terk edilmiş sahilinde dolaşan

    şu çocuk kim

    ya şu koynunda içedönük bir tabancayla uyuyan melankolik haydut

    hayata dişlilerinin dokunduğu yerden başlayan, erken törpülenmiş şu kalabalık

    ne kadar uzak görünüyordu bize

    oysa geldik işte buradayız

    bu kadar mıydık?

    boşalan meydanların uğultusu kaldı kulaklarımızda

    küllerine katılıyoruz büyük yangının

    gündelik adresler avutmuyor aşkın kollarını

    balıksırtı desenlerde çapraz günler

    birbirini tutmuyor yalnızlıklarımız

    birbirimizi yitiriyoruz her buluşmada

    sebepsiz üşüyoruz

    yüreğinde bir muştayı gezdiren günleri düşündükçe

    tiftiklenmiş bir sessizlikte bulunmuyor aradığımız kelimeler

    kabzasında uyuduğumuz şiddet rüyaları

    dağılıp gidiyor gündeliğin sisli peronlarında

    kalın bir kireç tabakası altında bütün duygularımız

    saat farkı var en yakınımızdakiyle bile aramızda

    demek ki o kadar da sebepsiz üşümüyormuşuz

    Umutlar kiralamıyoruz artık, kullanılmış umutlar da karşılamıyor siparişlerimizi, ilkeler rehin, değerler eksiğine bozdurulmuş Büyük Pazarda, Operadaki Hayalet yer gösteriyor ölen bir kültürün üyelerine, beşeri günahlarımıza makbuz kesiliyor, vergi yerine hayat iadesi topluyor Kent İdareleri, Kolluk Kuvvetleri kurusuz düzenleri dağıtıyor görüldüğü her yerde, eski plâk kapaklarını okşuyoruz yalnızlıktan, eski bir sıcaklığı arıyoruz magmalaşmış fotoğraflarda, kantaşıyla dindirilmiş kelimeler akıp gidiyor konuşamadıklarımızın üzerinden, takma yüreklerle sürdürdüğümüz alışkanlıklar geri tepiyor, çekimine girdiğimiz her yeni imkânın aydınlığında, tekrarlana tekrarlana içi boşalan gizleri pazarlıyoruz hayatına manşet arayanlara, naylon tadında maceralar, kalp para değerinde gecelik aşklar kırk kupona, hayatı birbirinden kopya çeken çocuklara slogan ve cıngıl üretiyor, ödüller veriyoruz düşü dar, yüreği ensiz gündüz yıldızlarına, buzlu ve hüzünlü rakılarla çınlattığımız içimizin kırılgan korunağı, iyi paketlenmiş vahşet sürüyor piyasaya. Görüldüğü gibi herkes kadar biz de benziyoruz düşmanımıza.

    Biz ki, 45’lik plâkların, radyo istek programlarının, yazlık sinemaların çocuklarıydık, yarım kalmış devrimimizi emanet ettik doların ve markın dalgalanmalarına

    yedi askı boynumuzda, elimizde yedinci mühür, koynumuzda akrep

    azap karşıdan karşıya geçerken selam veriyoruz anılarımızı arkadan

    vuranlara

    ne verili koşulların ufkundaki umut

    ne mutlak huzur arayıcıları

    oyalamıyor içinden geçtiğimiz karanlığı

    çıkıp geliyor toz duman içinde

    kavganın taş, aşkın tunç, kendimizin demir çağındayken

    bütün masalları dolaşmış kahraman

    poz veriyor içimizdeki kuraklığın peyzajına

    tarih sürüp giderken

    sırlarımızı ve çeliğimizi verdiğimiz sular

    çekiliyor eski topraklardan

    yeni volta boyları ufukta

    yepyeni tanımlar aranıyor

    dünyayı değiştirmek isteyen varoluşumuza

    biliyoruz ki buradan görünmez

    Çünkü Büyük Umutsuzlardır dünyayı değiştirecek olan

    dipsiz bir öfke kadar derin

    dipsiz bir banknot gibi dolaşımda

    ne kadar uzak görünüyordu bize

    oysa geldik. işte burasındayız

    Adını “Imagine” koyduğumuz şiirin.

    #100028635

    Konu: TANIM

    forumda TANIM

    Aysun
    Katılımcı

    kısaydı kalem
    ömrü yetmedi
    uzamaya
    kaybolmuş
    tılsımlı
    aceleci bir gezginin
    kurulmuş kumsaatiydi
    ağlamaya

    adını soruyorlar
    adını söylemiyor

    hırçın bir yağmurum ben
    harflerim yetmez
    akrostiş ya da
    kartvizit
    yapmaya

    şiir bir sezdirmedir diyor
    lamsız an’lar için
    imgeler yalan söyler
    yalanı şiir eyler imgeler
    dokunduğun yerlerde
    izsiz ıssız sesler kalıyor
    adsız ama
    elmacık kemikleri belirgin
    mısralar başlıyor
    saçlarının kaldığı yerden
    konuşmaya

    adını soruyorlar
    adını söylemiyor
    biraz da susmaktır diyor
    şiirimi okumak
    usta işi bir tabloya
    yeniden yeniden
    yeniden bakmak
    van gogh’un kulağıyla duymak
    tanrısal seslerini hayatın
    pazar günkü bir sokaktır
    cismim
    vesaitin yetmez
    yeryüzümü
    adımlamaya

    adını soruyorlar
    adını söylemiyor

    efsunlu kaldırımlar boyu
    açık açık susabilen
    sınırsız şehirsiz
    uzadıkça vatansız
    çoğaldıkça isimsiz
    yurttaşlarım yaşar
    dünyanın on bir yanında
    yalnızlaştıkça

    adını soruyorlar
    susun diyor şiirim
    yeri yurdu sahibi olmayan
    haymatlos bir piç
    bir gölgenin yorgunluğuyum ben
    yazılması unutulmuş günahlar için bir fihrist
    bin yıl sonrası için bir ajanda
    anlatmaktan sıkılmış
    bir meddahım ben
    otopsisiz gömülmüş!

    Yılmaz Erdoğan

    #100027815

    Ayça
    Katılımcı

    Bekledik, gelmediler. Açtık
    pencereleri, kulak kesildik seslere
    gündüz ve gece, taradık tek tek
    istasyona inen yorgun yüzleri,
    ufuktaki lekelere ayarladık dürbünü:
    Bekledik, kırık, gelmeyeceklerini
    anladıktan sonra bile.

    Görkemli geçmedi günler burada:
    Sıradan, sade, dingin anlar kovaladı
    sıradan, sade, kekre anları: Yoktu
    büyük fırtınalar öyle, büyük büyüler
    kurulup çözülmedi bu yaz: Her zamanki
    nedensiz hüzünler, çocukların şaşkın
    falı, biraz tatilde kasaba sosyalojisi,
    biraz başi boş konuşmayla döndü takvimler.
    Gözümüz yoldaydı gelmediler.

    Odalara çekilip şiir okuduk
    içimizden: Seferis ve Montale,
    Akdeniz dolu dizeler, hepsi genizden.
    Durup dururken yürüyüşe çıktık
    akşamları, durup dururken sustuk
    yakalamıs gibi seyrek bir anlamı,
    dağ köylerine çıkıp bir gün
    öyküsünü dinledik süngerci
    oğulların, unutulmus bir kadınla
    konuştuk bir başka gün, tansıklar
    izledi birbirini sonra: Bir atmacaya
    baktık uzun uzun avının gözünden,
    sağanak indirdik kavruk mevsimin
    ortasına, bir yangını söndürürken
    bir başkasını başlattık: Durup
    dururken gelebilirdiniz, bekledik.

    Hazırdı sofra: Semizotu ve sarımsak,
    elimizle topladığımız kekik, incir,
    nane: Hazırdık sürdürmeye telaşı
    ve coşkuyu bıraktığımız yerden.
    Geçmişin nasıl geçtiğini, nasıl
    geleceğini geleceğin soracaktık.
    Dinmezdi ağrı üstüne gitmedikçe,
    açılmazdı bu koyu sis
    tutmadıkça kökünden ortak bir ışığı,
    içinde olacaktık içimizdeki korkunun:
    Bekledik gelmediniz.

    Eksikti önemli bir şey, başladığında
    dönüş, bavulu kapatamadık. Döndük
    odalara baktık yeniden, aradık
    taslık ve hayatta: Neydi yitirdiğimiz
    anlayamadik. Yarım bir duyguydu belki,
    belki sürüp giden bir gündüşü,
    kendimizde beslenmiş,
    ötekinde sönmüş bir ateşti belki de,
    eşiğine dayanıp göremediğimiz:
    Bekledik, gelseydiniz.

    #100026799

    Bülent
    Katılımcı

    Zamanı geldi galiba…
    Senden sonra,
    Yerine koyabileceğim bir sevdaya,
    Kapılarını açacağım yüreğimin,
    Gecelerimi adayacağım belki ona…
    Tüm yaralarımı sardım yüreğimde senden kalan,
    İzleri kalacak elbet,
    Engel olamam,
    Bu kadarına bile şükür aslında,
    Öyle büyük bir sevdadan sonra…
    Yaşamak ve bu yaşamda ayakta kalmak,
    En büyük zafer aslında…
    Kendimi bile şaşırtıyorum artık,
    Sandığımdan da güçlüymüşüm aslında,
    Ya da…
    İnançlar sebep bu zaferlere galiba,
    Ve umutlar…
    Umutlar mutlaka…
    Zamanı geldi galiba,
    Olabilecek,
    Ve başarabileceğim en büyük zaferi de elde edeceğim,
    Yerine bir başkasını koyacağım…
    Sen kadar sevilir mi bilmem ama,
    Seni unutulmaz kılan da,
    Çektirdiğin acılarmış aslında…
    Ama ben,
    Bundan sonra acıları unutturana aşk diyeceğim,
    Sen bu kalbin bir yerlerinde olsan da,olmasan da…
    Bir kaybediş olarak kalacaksın belki de,
    Yüreğimin kıyısında köşesinde…
    Bir zamandan sonra düşünebiliyor insan ancak,
    Düşüncelerine duygularını katmadan,
    Başarabiliyor ancak…
    Ve tüm bu düşünüşlerin sonucuydu bunlar,
    Farkediyorsun nerelere sürüklendiğini yavaş yavaş,
    Ve dönüyorsun hayata kendin sadece kendin başararak…
    ……
    Ve aşk kendini yineleyerek karşına çıkıyor bir yerden sonra,
    Bir başka kimliklere bürünüyor,
    Farkettim bunu,
    Bir yerden sonra da aşk özüne dönüyor…
    ……Aşk aşklığını yapıyor…
    …….
    Ve…
    Zamanı da geldi galiba,
    Biraz kenara çekil o en güzel yerinden kalbimin,
    Bir başkası gelecek oraya,
    Kusura da bakma…

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 28) görüntüleniyor