You cannot copy content of this page

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 502) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları
  • #100036003

    Konu: CANIŞIĞIM

    grup forumunda Oğuzkan BÖLÜKBAŞI

    Şule
    Katılımcı

    canışığım
    ben sana aşığım
    bir hançer gibi saplısın yüreğimde
    çıkarmak istemediğim
    seni ıssız bir gecede
    sokak lambalarının altına
    terketmeye çalışıyorum
    kıyamıyorum
    sensiz de olsa
    seni yaşamaya doyamıyorum

    sabah bir renkken gözlerin
    akşam başka renklere dönüyor
    sen açtın mı gözlerini canışığım
    şehrin ışıkları sönüyor

    saçlarını tarıyorum usuldan
    gözlerinde baharlar açıyor
    güvercinler su içerken ellerimden
    haberler bekliyorum
    yagmur kokulu seher yellerinden
    gelmiyor
    hüznümü gülüşlerimde gizliyorum

    kaç bahar kaldı ömrümüzde
    kaç gece düş görebileceğimiz
    hasrete katmışız günlerimizi
    gün diyebileceğimiz

    canışığım
    bu akdeniz ikliminde
    rüzgara verdim ömrümün yelkenini
    o yüzden dalgalı
    o yüzden karışığım
    her yönden geliyor kokun, sesin, nefesin
    ne tarafa gideceğim
    karar veremiyorum
    gökkuşağının arkasındasın
    ufuk çizgisindesin
    gemiler yaklaştıkça uzaklaşan limanlardasın

    biliyor musun
    aslında yalnızca benim söylediğim şarkılardasın
    bir anlasam
    kaç ışık yılı uzaktasın
    bu yollar hiç bitmiyor
    ben sana hiç ulaşamıyorum
    ben hep başındayım yolların
    hep sarılmaya açık kollarım

    sabah bir renkken gözlerin
    akşam başka renklere dönüyor
    sen açtınmı gözlerini canışığım
    gökte yıldızlar sönüyor

    canışığım
    bu yaşadığım
    bitmesidir kocaman bir kalabalık yalnızlığın
    çiçeklerin açması
    yağmurların yağmasıdır
    ve yansıyan sulardan, pırıl pırıl
    senin aydınlığın
    ellerini uzat al beni, götür
    nereye diye sormayacağım
    sen durmadan
    ben durmayacağım

    sabah bir renkken gözlerin
    akşam başka renge çalıyor
    hüzün varsa gözlerinde canışığım
    aklım sende kalıyor

    sesini duymaya koşuyorum
    şarkılar çalıyor sanki
    sanki düğün var, coşuyorum
    geceyi içmiş bir sarhoşun yorgunluğunda
    son sigaramı yakıyorum gün doğarken
    karşımda kızıl bir tanyeri
    yakamozlar çekilmiş sulardan
    düşüyor toprağa yavaşça
    güneşin renkleri

    canışığım
    sen uykudasındır şimdi
    öperek çıktığımı hissettin mi odadan
    bin yıllık geleneği hiç bozmadan
    bu masalı kim taşıyacak yarına
    bu güzelliği kim anlatacak çocuklarına
    bu şiirlerde kim anacak beni

    sabah bir renkte açarken gözlerini
    akşam bir başka renkte görüyorum
    sen güldün mü gözlerini canışığım
    bir derviş gibi etrafında dönüyorum

    kolay mı sanıyorsun
    gecede yıldız, yürekte ateş olmak
    kolay mı sanıyorsun
    çiçeği soldurmadan,
    ateşi söndürmeden yaşamak
    kolay mı karanlıkta yol bulmak
    canışığında saklanmak
    gözyaşı dökmeden ağlamak
    hayatın manasını bir su damlasında bulmak
    bir su damlasında
    ruhunu yıkamak
    tertemiz kalmak

    inanki meleğim
    sakındığım, esirgediğim
    sevdiğim, gözbebeğim
    en güzel baharlarda hep seninleyim

    sabah renklerini ışıtırken gözlerin
    akşam yıldızları yansıtıyor
    sen yumdun mu gözlerini canışığım
    karanlık beni korkutuyor

    içimden hazanları silip de atıyorum
    hayatın akışına kendimi bırakıyorum
    bir mahcup duyguydun bende
    bir dışa çıkmaz sevgi
    patlamaz volkan gibi gizli gizli yanarak
    yağmayan yağmur gibi bulutlarda kıvranarak
    geçen zamana ah edip de dağılarak
    yaşamak pek anlamsız
    yaşamayı yok edip
    elimde kalan ömrüm nerde bitecek bilmem
    mutluluk varsa eğer
    bil ki artık kaçırmam
    alev alev yanacak içimde canışığım
    hayat ne kadar güzel
    ben hayata aşığım

    sabah tenime değince gözlerin
    akşam ruhumu coşturuyor
    sen baktın mı gözlerinle canışığım
    içimi sevdan dolduruyor

    • Bu konu 2 gün 16 saat önce önce  admin tarafından değiştirildi.
    #100034974

    Konu: AŞK GELECEK

    forumda AŞK GELECEK

    GULCENAZ
    Katılımcı

    Hiç sızlanmayacaksın arkadaş
    Hiç yüz dökmeyeceksin aşka
    Hep bal baklava bekleme
    En kırmızısından en acısından
    Acı biber sürecek yüreğine
    Şifadır diyeceksin yardan

    Bazen gül bahçesine düşecek yolun
    Bazen çıkmaz sokak en karanlığından
    Elim sende diyecek gönlüm kim de?
    Şaşıracaksın şüpheye düşeceksin
    Beter bir ateş yükselecek bağrından

    Sadakat titreyecek vefa ağlayacak
    Bin türlü vesvese geçecek aklından
    Aşk kapıyı çaldığında seni eşikte bekler bulmalı
    İçin kıpır kıpır gözlerinde kıvılcımlar
    Her ah edişinde dilinde yar adı
    Çek silahı vur diyeceksin
    Vur beni kalbimin tam ortasından.

    Şükran Gülcenaz AYDOĞAN

    #100034966

    Konu: senin sesin

    forumda senin sesin

    Haydar
    Katılımcı

    sesinde ne var biliyor musun
    süt beyazı bir çığlıkta kaybolmak
    çay buharında sessizce yunmak
    maviyle küsüp küsüp barışmak
    ve beyaz tül örtülerinde,
    en sevdiğin ölüyü ağırlamak

    sesinde ne var biliyor musun
    çınarlara su vermek bir akşamüstü
    ve örtmek üstünü kedilerin
    sokaklar yorulmadan soğuktan

    sesinde ne var biliyor musun
    melodilerin tınısında haz bahçeleri
    ve barış mektupları taşıyan elçilerin gözleri
    kar içinde çalı diplerine tutunan dağ kekliği

    sesinde ne var biliyor musun
    bin rengiyle güneşi kutsamış umut
    gülüş ve öpüş gibi bir pencereden gece
    gelip geçenlere aşk dağıtan hece hece
    ve dinmiş bir susuşun avuçlarında izi

    sesinde ne var biliyor musun
    bir şey var tarifi külfet aşka yakın
    fesleğen kiraz biraz naz
    denizden toprağı döven meltem ve yaz

    sesinde ne var biliyor musun
    ateşi suda ısıtan yağmur
    buğday tarlalarında beyaz bir düş
    ay ışığında büyümüş masal var,
    salıncaklarında çocuklar uyutan

    aşk var sesinden de öte gülüşünde
    çiçek vadilerinde boy veren kardelen
    kelebek var cemreden erken gelen
    abı hayat var bende ölümü öteleyen

    //haydar şahinbay//

    #100034954

    Konu: Aşk Heybesi

    forumda Aşk Heybesi

    Haydar
    Katılımcı

    Uzaklığın avuçlarımda buruk bir sıtma sızısı
    Saçların dipsiz sokaklarda adres şaşkınlığı
    Neydi bende seni saklayan çadır perçemi
    Ve neydi içimin ürperen hali…
    Mavi derler kayıp fesleğen umuduna
    Oysa mavi unuttu beni
    Tükenmiş seccadesini serdi yerin dibine
    Geride bırakıp tüm zamanları
    Bir Pazar alanında
    Sattı son aşk heybesini

    //Haydar Şahinbay//

    #100034948

    Haydar
    Katılımcı

    Bu gökyüzü
    Şu toprağı yalayan rüzgar
    Bana göre değil
    Ateş su
    Gözlerinde uyumak bir akşamüstü
    Deniz kum güneş
    Ve çocuklar
    Bana göre değil umut
    Ve uçurtmalar yapmak tepelere layık
    Dilek fenerlerinden yıldızları yakmak
    Şiir yazmak ince parmaklarına
    Yalnızlığı övmek sensiz şarkılarda
    Bana göre değil
    Gece bulutlara uçmak
    Kuşlara kanat takmak beyaz kağıtlardan
    Maviyi baş üstünde tutmak ufukta
    Limanlara gemi bağlamak
    Pasından anılar pişirmek demirlerin
    Ağlamak köşe başlarında bana göre değil
    Baharı beklemek
    kar yağarken tepeden tırnağa
    Aşık olmak bana göre değil
    Yaşım kırkı geçmişken saçlarını taramak
    Ay ışığında yıkamak gözbebeklerini
    Yağmurdan vazgeçip bulutları sevmek
    Bana göre değil
    Karanlığın ihtişamında ölümü ötelemek
    Bana göre değil
    Korkuya ümidi değişmek
    Ve papuç bırakmak soysuza
    Masaya bırakıp anahtarları öylece gitmek
    Gölgesine sığınmak izbe sokakların
    Bana göre değil
    Karasında üşümek gözlerinin
    Üflemek fitilini lambaların
    Surat asmak yüzüne aynaların
    Bana göre değil
    Duldasına koymak başımı
    Ciğerimi bitiren ahının
    Bana göre değil

    #100034828

    Konu: BAŞ AĞRISI

    forumda BAŞ AĞRISI

    banucukk
    Katılımcı

    Kalmadı hiçbir şey kalmadı
    Tarih kahramanlık destan ve derslerle dolu
    İşte 21. yüzyıl kasırgası namertliğin vesikası
    İşte uzay çağının milenyum başağrısı
    Bütün sokakları Ülkemin isyan haykırışında
    Kimi memur kimi işçi sıfatında kimide köpek
    Herkes kolay ekmek peşinde huzurlu lokma
    İstisnalar var elbet onlarda çaresiz suskun
    Atılan sloganlar sokak ortasında soyunmalar
    Fuhuş bataklığında delikanlılık cinayetleri
    Bir anne etini sattığı için
    Boy boy manşet geçmiş gazeteler
    Çaresiz ve fedakarca ne alakaysa
    Böyle örnek olunurmu geleceğin anne adaylarına
    Öte yandan görülmeyen çoğu ana
    Ne tarihini unutmuş nede bedenini satmış
    Aç çocuklarına çöpten ekmek toplamakta
    Yenilmemiş hala başı dimdik savaşmakta
    Bir başkası köpeklerin hayvanların derdinde
    İnsanların ki dururken
    Hayvanları koruma derneğine üye
    Oysa korunacak en değerli varlıklar varki
    Yüzlercesi sokaklarda onlar daha çocuk
    İtilmekte zorlanmakta kullanılmakta
    Biri hırsız yapılmış biri balici diğeri tinerci
    Suç kimin konuşulunca
    Binlerce suçlu bulunur nutuklar atılır
    Kimseler üzerine alınmaz
    İlla suçlu aranırsa bulunur veyalarla
    Böyle olurmu cennet vatanım çalınıp çırpılmasa
    Kimi hortumcu olmuş veballer boynunda
    Ağalar yurtdışında tatil havalarında
    Cennet vatanımda yer yok ya
    Yüzülecek gezilecek toprakta
    Hepsi bir arada yürürler ellerinde Türk Bayraklarıyla
    Belki içlerinde ihanet yok ama
    Üç beş kandırılmış girince araya her şey değişir
    Dertleri başkadır ulaşılamayacaktır emelleri ama
    Bölmek parçalamaktır toprakları zihniyetleri
    Kardeşi kardeşe kırdırırlar sonra gülerler içli içli
    Bilirler aslında bir avuç bile alınamaz
    Bölünmez bu vatan son can çıkmayınca
    Altı yüzyıl hükmetmişken dünyaya
    Yaşantılarda sanatlarda başkalaşma
    Kim vermiyor ki Anadolu Türkülerini sana
    Hiç anlatılmadımı mücadelelerin anlamı sana
    Sen böyle teslim almadın Atanda Tarihi
    Unuttun dünyaya kafa tutanları
    Her savaşta can vermediler mi babanla atanla
    Çanakkale de Sakarya da
    Sakarya kan ağladı sen anlamadın
    Vatan toprağı satılmaz gardaş
    Üç kağıtçıya şerefsize Türk olmayana
    Bak şu ayyıldızlı bayrağa sahip çıkılmazmı
    Tarihine bakıp ta şeref duyulmazmı
    Çoğu şey birdi farklı yerde doğulsa da
    Irk din dil ayrımı yoktu çatışmalarda
    Saygı vardı yüreklerde kan gibi yaşanılan topraklara
    Saygı edep haya örf adetler unutuldu
    Uyan ey şehit oğlu uyan
    Kemikleri sızlıyor halimize ağlıyor mezarlarında yatan
    Ey İstiklal sevdalısı hakkıyla Hakka tapan
    Özgürlük aşkına bin kere söylemiş sana atan
    Ne kadar aç ne kadar olsan da üryan
    Başın dik olsun eğme önüne hiçbir zaman
    Seninki de asildir damarlarında akan kan
    Yeter ki Türküm de bu çatı altında toplan
    Ne ayağında çarığı vardı asker dedemin
    Nede ekmeği vardı yemeğe komşusu keremin
    Komşuları lazdı çerkezdi kürttü farklıydı hepsi
    Çoğunun yoktu namlusu tüfeği ama elindeydi
    Yüreğindeydi amacı birlik duygusu
    Ayşe analar yeni gelinlerdi kadınlardı
    Kucağında körpe bebesi sırtında kurtuluşun mermisi
    Dağdı tepeydi ıslaktı yerler yağan yağmur değildi
    Bacaktı eldi koldu kelleydi kan akıyordu çeşmeler
    Gecede bile gündüzdü mahşerdi her yer
    Kurtuluş vardı o cepheden o cepheye demediler
    Son parça ekmelerini sularını verdiler
    Evlerini direkleri erlerini kendi elleriyle gömdüler
    Üzülmediler vatan sağ olsun dediler
    Ölmekten beter oldular bir of bile demediler
    Uyan ey şehit oğlu uyan ne geçecek eline
    Bir çivi çakmadan düzelir mi devran hem nedir
    Vatana Devlete Millete kendine isyan
    Uyma ellere vatan bölünmez son can çıkmadan
    Hem hakkını helal etmez anan baban ve atan
    Uyan artık uyan çakallara yem olmadan

    #100034774

    Konu: ADI OLMASIN

    forumda ADI OLMASIN

    Pelin
    Katılımcı

    Sen buradasın ya içim dolunay
    Yokluğunda tutulur kalbim
    Yoksul bir karanlık sanrısı besler
    Akışkan günlerin korkusunu
    Yitik kalabalıkların yürüyüşleri,
    İçinin işaret levhası.
    Kıbleyi örten dağları şehrin,
    Toprağı besleyen sensizlik yalnızlığı.

    Suskunluğun engel değil
    Ellerini okşayan dualarıma
    Ve sana dair anların nefasetine
    Şimdi karanlık sokakların kokusunda
    Bulduğum taş gövdeli insanların ateşi
    Tutmama engel değil
    Sisten kuklalarını görünmezliklerin

    Şimdi tutku büyümede burada bebeğim
    Dudaklarını kucaklayan serin rüzgârlar
    Sarmakta görüntüsüz duyumsamaları
    Yer titremekte
    Gök yanma zamanında
    Dualar senin esirinde
    Meleklere gülümsemede şehir
    Sana dair her düşüncede

    18 Mayıs 2006

    #100034790

    Pelin
    Katılımcı

    Zor bir zamanla verdik adını
    Kıraç toprakların meyvelerinde tattık gülücüklerini
    Sen ki bir çocuk
    Sen ki bir genç kız olmuştun
    Hasadı gecikmiş buğday tarlaları arasında
    ‘bir umut meyvesi’ denmişti sevgine

    Ulaşılmaz bereketler uzaklığınca
    Servilerin gölgelerinde serinlettik yalnızlığımızı
    Ayrılıkların sitemkar sözlerinde
    Ve bereketli göğüslerinden taşan
    Şehvetlerin hazlarını bulduk ellerimizde
    Oysa ne bir anlık tutkuların yorumuna
    Ne de yılların anlatılarına bağladık
    Bir anlık sarılmanın yaşama sevincini.

    Denizin ıslak, rüzgârın ılıntılı yelkenlerini açtık
    Senin gözlerinin ateşli
    Ellerinin eriten dalgalarına
    Sonra…
    Bir dünya dolusu bir sandal peydahladık
    Ufuktaki yaşamak çizgisinden.
    Anladılar mı bilmiyorum
    Anlayamadıklarımızı…
    Ve bir İstanbul dolusu tarihi
    İstanbul kadar eski sevgileri
    İstanbul yaşadıkça
    Bizi kıskandılar diye sırf;
    Vahşice
    Bir öpüşe sığacak hazlarımızı sakladık, yarınımıza

    Bilirsin
    Kayaların kalabalığı engel
    Sokakların çığırtkan satıcıları sağdıç değildi
    Ellerimizin dipdiri şehvetine.
    Zaten anlamadılar bile
    Niçin sustuğunu dudaklarımızın
    Neden ateş aldığını
    Gözlerimizin.
    Böylece belli belirsizdi yaşamak
    Ve beklide biz yoktuk orada
    Onun olduğu zaman
    İstanbul yaşamınca uçuk bir silintidir karabasan.
    Bir buhar parçası gibiydik
    Bulutlandık
    Islak değildi yağdığımız yağmur
    İnsanların gölgeli gözlerine
    Sessiz sedasız anlattık sevimizi
    Ve yalancı sözcüklere verdik
    Ayrılıklarımızı, umutla.
    Ey İstanbul
    Sen bile bizim kadar hasret olmadın
    Böyle dolgun ayrılıkların
    Bir anlık hazlarına.

    İşte burada
    Mesafelerin insanlarla uzadığı
    Yüreklerin duygularla birleştiği bu yerde
    Hiç engel değil yaşamak
    Kim bilir kaç asırlık ayrılığımızın
    Her anını bir zifaf sadeliğinde
    Beraber kılmaya.

    Tarih kadar eski
    Yaşam kadar gerçek
    Bir anlık hazlarımız
    Ve biz yaşadıkça
    Ne düğünümüz yaşamla
    Ne de ölümümüz aşkımıza
    Son perde.

    01.08 -Çerkezköy

    #100034800

    Pelin
    Katılımcı

    Bir şeylerin tükendiği
    Noktadır adın
    Bir şeylerin başladığı
    Bakışlarında olağan öykülerin.

    Yaşam sinmiştir satırlarına
    Kelimelerin anlatır görünmezliğimizi
    Karanlıklarımız sende
    Sen ise tutkulu yalnızlıklarda.

    Adın zamana sinmiştir
    Silip atamazsın yüreğindekileri
    Atsan unutturamazsın
    Aşkın kol gezdiği kapılardaki hüznü.
    Unutulmuş zamanların
    Anlaşılmaz kelimelerine
    Bir ad bile bulamazsın.

    Omuzlarında bir yaşam taşıyorsundur
    Karanlık kaldırımların gizlerini
    Ve ayrılıklar sırdaştır gölgelerine.

    Bir gün yaşamdır
    Elini uzatır tutarsın; kaybolur
    Bir gün ise ölüm
    Soluğunu hisseder
    Ulaşamaz, ama kopamazsın.

    Kimseler bilmez
    Anlayamazlar içinin fırtınalarını
    Bir gölge gibi süzülen hissedişleri.

    Bilirsin ve yanı başındadır anlamları
    Elini uzatır tutamazsın
    Haykırsan duyuramazsın.

    Bazen anılar
    İnsanlardan bile güzeldir
    Bu yüzdendir ölüleri sevişin.

    Sendedir gizemi yaşamların
    Bakışlarındadır doğan çocukların elleri
    Gözleri, dudakları
    Adları geleceğe adanmış
    Kaç öyküyle anlatılmış kimbilir
    Sımsıcak sevgisi yüreklerinin

    Bir gün karanlığa boyanmış
    Karanlığın bedeni kesilmişsindir
    Ne aydınlığından yüzümüz
    Ne beyazlığından ellerimiz
    Görünür yokluğunda zamanın

    Seni karanlık bir sokakta
    Karanlık sözlerde alçakça yargılar
    Ama asla anlatamazlar acısını
    Kurtulamadığın ayrılıkların.
    Yine de dimdik başın
    Yaşam bu dersin içten içe.

    Çiğ damlası olmuş
    Bir çiçeğin yüreğine düşmüşsündür
    Her şafağın ışıltısıyla
    Yüreklenip büyümedesindir
    Ne yaşamlar sorgular seni
    Ne sen sorgularsın yaşamın anlarını.

    Berrak ve ışıltılı yüreğin
    Bir gözyaşı kadar içten ve saf
    Kalırsın belleklerimizde.

    Anlamadan sorgular
    Ve asla anlatamazlar
    Anlık unutkanlıkların içinde
    Milyonlarca yıllık koşularımızdan
    Döndüğümüz insanlığımıza.

    Çağlar açar umutlarımız
    Öfkemiz yüzyıllara bedel
    Dokunuşlarımız aşk
    Yüreklerimiz gelecek yağar
    Görünmezliğimize.

    #100034806

    Konu: SANA DAİR

    forumda SANA DAİR

    Pelin
    Katılımcı

    I

    Yaşamı geçmişi yarınlara kurgulu yaşlı bir bebeğin gözlerine bıraktım.
    Anadolunun içlerinde, gri tonları insanların yüzlerine yansımış
    bir dağın eteklerine kurulmuş onlarca şehirden birinde başladı hikayem.
    İçimin gemilerinde başladığım seyahatte
    sadece sana dokunmak için vermiştim tüm molaları yaşama dair.
    Ne denli gerçek olduğuna inanmaya çalışarak.
    Sana dair her mucizenin gölgesinde dinlenip
    yine yaşlı şehir hikayeleriyle büyüyen,
    efsanelere gönül vermiş kalabalıkları unutarak.
    Seni unutamadığım anların tadında yeni efsaneler kurgulayarak.
    Uğruna ağıtlar yakılan bir karanlık sokakta
    yeniden yürümenin tadında.
    Dağların ihtişamına kurulu
    dağ çiçekleri nefasetindeki güzelliğine tutuklu
    ve rüzgarın dokunuşlarını bile kıskanan bir harislikte.
    Sana dair kelimeler hiç bitmedi hafızalarımızda
    tüm zamanların surlarında savaşlarımızın
    döküldükçe yeşerir kırmızısı duvarların
    senin varlığın biometrik güllelerdir insanlığa dair
    Sessizce büyür anılarında
    Tutuklanır anlamsızlık
    Gülümser cümlelerin kırılganlığına

    II

    Paylaşımsız ve bencildir aslında zaman
    İçimde her anı yürür sonbaharın
    Anılar koşar adım sanrılar görür, görünmez olur bebek karanlığı
    Aşk gibidir anlamı ya hep ya hiç kısmı sonbaharların
    Her mevsim aşk karışır çorbasına karanlık kaldırımların
    Hüznünden çok ruhumdaki izlerinin kalıcı olan yanlarını severim
    Sensizliğin acıtan duvaklarını.
    Aslında birbirinden değerli yüzlerce an var sana dair
    Bazen hüzün bazen gözyaşı bazen yok olmak gibi şeyler

    III

    Susmak travmatik bir geminin feryadı.
    Boğaz karanlık batıkların çamurunu silkeliyor.
    Mor çiçeklerin kasımı, bataklık kokusu bir sensizlik sunuyor
    İçim karanlık bir sis sen olmayınca

    IV

    Sustum.
    Sessizliğim kaç yüz yıldır sürdüğünü anımsayamadığım bir kayboluşa dair. Bana dair.
    Sokaklarında yürüyen, düşünmeden sürüklenen zamana dair.
    İnsanlı, insansız tutkulara dair.
    Kaybettiklerime dair.

    Konuşamadım.
    Yalnızlığımın, üstatların sözcüklerinde efsaneleştiğini
    ve tutkulu romanlara dönüştüğünü bilerek.
    Gülümsemene buluşan saflığı keşfederek.
    Hücrelerimde gelgitler yaşayan deli dolu bir anlamsızlığın gölgesinde.

    V

    Görünmez olabildiğim anları anımsayabilecek kadar çok yaşadım
    Her birimiz için.

    Hepimizin kendine dair öykülerini
    Sıradan olamayacak kadar gizli kalmaya değer tecrübelerini taşıdım
    Korkularımın.

    Bir asır süren yalnızlığımın izlerini hatırladıkça
    Ne denli kendime düşman olduğumun küskünlüğü içinde geçirdiğim
    Huzursuz gecelerin unutulmuş karanlığında
    Susturuldum.

    VI

    Sana dair
    Upuzun bir kervan çizdim
    Tuale.
    Nefesler kesildi
    Bitti zaman.
    Sen gelinceye dek.

    #100034735

    Kaptan
    Yönetici

    Sevgili ben;

    kaç mevsimlik suskunluğu vardı arzuların, saymadım
    Yıldızlı gecelerde bile yönümü bulamazdım
    çünkü; her yanım dört duvar yalnızlık

    oysa sevmeye açtım, sevilmek kadar sevişmeye de
    akşamları kısık sokak lambalarının ışığı öperdi bedenimi
    kuytularda kendi dokunuşlarıma ses olurdu o saçma sapan şiirlerim
    an gelir öfkem olurdu
    yeri gelir en büyük çığlığım

    her defasında bir kadehle başlardı boşalmaya gözlerimden acizliğim
    ve titrek dudaklarımdan keskin bir şarkı düşerdi
    her şey susardı sanki
    her şey donardı.

    renkler silinirdi, bilinirdi sebebi
    siyah beyaz resimler keşkeli cümlelerle süslenirdi
    ne kadar saklasam da ele verirdi kırılganlıklarım saçlarımda kendini

    uykusuz saatler bir çizik daha atardı yüzüme
    bilirdim
    ama yapacak bir şey yok

    erguvanlara bulansa da, anıların hep üşüten bir yanı vardı
    ve mavilerin buz kesikleri
    ne bedenim
    ne ellerim…yüreğim titrerdi
    yüreğim tir tir

    herkese bir aşk düşer mi? cevabını kim bilirdi?

    tek korkum y a l n ı z l ı k…

    kalabalıkların uğultusunda bir cümle yakalamaya çalışıyorum
    sıcak
    sadece bana öze
    ya da tensel açlıktan uzak bir el uzansın elime yeter, bir “merhaba” için
    gidişlere alışkın gönlüm nasılsa ama
    gelişler önemliymiş asıl
    b i l i y o r u m

    turuncuların içinden kırmızıları çektim
    mevsim sapsarı

    tarihler değişse de takvimler hep yedi güne gebe
    temmuz nisan çamurlarına bulanık ama o halinden memnun
    batak gülleri süslerken yaz düşleri
    lacivertler hep kıskançsa
    kime ne !

    aşk; kaç yıldır suskunluğumsun
    bir ben biliyorum bunu.

    sesimden düşen kahkalarıma kanmışlarsa benim suçum değil bakıp da görmeyişleri

    aşk; her halimi saklayan siyah bir elbisesin üzerimde…renklerime sırdaş

    oysa ne kadar da net ortada duruşum,
    ne kadar da kollarım savruk
    hangi yana çekseler giderim zannedenler
    ne kadar da haksız

    kilitleri vurmuşum bir kez
    ne öncesi ne sonrası
    hep o andayım

    sana tutsağım a ş k, sana niyetli ama sen y o k s u n.

    aşk;
    tütsülü gecelerin kokusunda terli şiirsin sabaha
    rengin kırmızı…
    utanmak mı gerekir koynunda uyurken ya da vaftiz mi gerekir su akışında sevişleri

    dar sokaklarda düşer yasaklı adın
    ya ihanettir gölgen, ya gölgende ihanetler.
    her türlü yapış yapışsın ama her türlü kapış kapış

    sağ koluma takmışım denizi sınırlar çiziyorum
    ağırlaşıyor ihanet kokuları şehrin
    git gide yamacıma geliyor ayrılık
    ötesinde
    zamana vuran metal kurşunlarda yalnızlığım

    bir ben yakınım kendime
    sonra
    yine ben
    yine ben

    en çok da kendimle konuşmalarımı sever oldum ayrılıklar üstüne.
    bu sabah yabancı olsam aynaya
    hiçbir kıyafet olmasa üzerime
    adımı unutmuş olsa çevremdekiler ve ben hatırlamasam düne aitleri

    çocukluk kumbaramda biriktirdiğim dünlerle
    günleri harcıyorum
    elim açık
    avucumda o kadar çok bozuk günler var ki
    var mı aranızda bütünleyecek yıllarımı?
    üstü sizde kalsın !
    nasılsa aşk herkese lazım

    yalnızlıktan başka kuruşum yok…

    aşk; seninle dolu nice yıllarım olsun.

    Sevgiler
    Sen

    #100034736

    Kaptan
    Yönetici

    avuçlarına yüz sürdüğüm ;
    senin için bıraktım savaşlarımı

    bu kentin sahte mutluluklarından sakındım
    yalanlarından
    nankörlerinden
    kimin eli kimin cebinde aşklarından

    güz dökümü sokaklarda ruhlarla gezdim
    köşe başlarında sadaka dilenenlere öfkeli
    aşka avuç açacak kadar açtım

    takvimlerin intiharında keşkeler biriktiren
    her kayan yıldıza dilek bağlayan yalnız bakışlardandım
    ya da bir avuç fincanda dünya dolusu mutluluk arayanlardan?
    papatya katiliydim
    kendi cumhuriyetimde kendime dizildim

    aşk depremlerinden çıktım bu kentin
    ekmek kavgasından
    gelin konvoyundan
    maç coşkusu kurşunlarda sindim
    kadınların tecavüze uğramış bedenlerinde öldüm tekrar tekrar
    ve azar azar yitirdim inancımı tanrıya
    ?tanrı yok, diyordu bir kadın
    – Muhammet yok İsa yok
    yok bütün peygamberler annem yok ?
    ama bir şeyler olmalıydı kurtaracak ölümden çocukları
    yaşlıları kuyruklardan çekip alacak bir el
    afrikamı yeşile saracak nefes
    kara deliğe göğüs gerecek kadınları olmalıydı bu kentin
    gücüm yettiğince her şeyin savaşını verdim
    anamın
    böbreğinin
    beynimin
    yokluğun
    ihanetin
    gidenlerin
    şiirlerin
    gaspçıların
    yurtların
    kitapsızların
    dingin mavilerin çırpınan beyazıydım; yorgunluğu insanlıktan bildim

    bir gece vakti buldum sebepsiz telaşımı
    en büyük boşluğum; sana tırmanıyorum yıldız tepelerinde
    sana azıyorum karadeniz gibi köpük köpük
    sana kazıyorum ölüdenizi kürek kürek
    sana yazıyorum hayaldenizinden çaldığım mürekkepli şiirleri
    aşk bıçağı soluğundan bir kesik boynumda
    sana kanıyorum gelincik gelincik
    yüzüm bir avuç istanbul, yüzümde ülkemdir ellerin
    seni sana sunduğum çocuklar büyütüyorum saf aşk döllerinden yalınayak
    seninle ne kadar da çokum !

    Arzu Altınçiçek
    2009

    #100034713

    Konu: DÜŞÜŞ

    forumda DÜŞÜŞ

    Aysun
    Katılımcı

    sabah olmak bilmiyor,
    öyle ağır bir gece bıraktın ki bana
    vakit; içimdeki derin acıya sızma vaktidir !

    nefesinde yükselen ormanlar yanıyor yâr
    geceye isini sürdüm ihanetin
    tam da ellerin gerek beni sarmaya
    oysa parmak uçlarında kavrulur kalbim

    duvarlarımda isyankâr bir şiir
    bu ev gibi, bu gece gibi, sen gibi susuyorsam, beni anla !
    bu vakitlerde sevmek yetmiyor yâr
    bundandır; şiirler bitmek bilmiyor

    ağırlığını sorma yokluğunun
    göğü yıkılmış bir şehir kadar soluksuzum
    mavisi çalınmış deniz kadar ruhsuz
    şiirsiz kalmış şair kadar acınası

    caddelerin yabancısıyım
    yankesici gölgelerin tanığı
    bütün sokak köpekleri sever beni
    oysa kedi leşlerine gözyaşım

    beyazına yüzünü çizdiğim dalgalar tuz tanesi avuçlarımda
    söküp atasım var beni uğurlarken sarıldığın iskele demirlerini
    biliyor musun ? sesine hüznünü yüklediğim martıları vurdular
    ipe dizili renkli balonları sapanlıyor içimdeki çocuk

    kumdan kaleleri dağıtır gibi baştan sona sildim sınırlarını ülkemin
    kız kulesi?ni akdeniz?e taşıdım
    anıtkabir? i bodrum?a
    hasankeyf?e gömdüm selimiye? yi
    yerebatan?ı ağrı? ya diktim
    tokat?ın içine sakladım beş minareyi
    istiklâl?de bir başımaysam, yalnızlığa düşmedim;
    kalabalığı çektim gözlerimden

    sus…
    el ele gülüşlerimiz geçiyor önümden, duyuyor musun ?

    vakit; şiire sığınma vaktidir
    sabahında yoksam bil ki acına sarıldım !
    ağırlığını sorma yokluğunun.

    Arzu Altınçiçek

    07 Ağustos 2010
    03.18 / kumbaramdaki harfler


    Aysun
    Katılımcı

    bitsek neye yarar
    toprağa karılsan teninden silemezsin vebalimi

    * * *

    aşk acısı nasıl geçer anne
    nasıl kabuk bağlar ruhumda açılan yara
    her gün artan yaşlarım nasıl kurur
    bildiğim şarkıları nasıl unuturum
    gezdiğimiz sokaklardan ayak izlerimizi nasıl silerim
    kıyısına çekilmiş bir şehri nasıl yaşarım uzağında
    bir vapur güvertesinde nasıl vururum martıları
    dalgaları nasıl kanatırım
    kızkulesi?ni hangi gücümle sökerim yerinden
    bu kadar ağır acıyı nasıl çekerim

    dilimde dudak kesiği bir özlem
    gözlerimde tuzbuz bir adam
    teni bulut, gözleri orman
    dokunsam dört yanı yalan
    iki nefes aşk çeksem neye yarar
    bir ihanet daha koklasam?

    ismini bekleyen mezar taşı gibi soğuk
    koca bir yalnızlık
    koca bir ölüm
    bin pişmanlık soyunsan
    ?neye yarar

    bir şehri gözlerime sığdırıp da
    göğüme sığdıramadığım sevgili?

    iki kış bir aşk etti kırk yıllık ömrümde
    içimdeki yangın mı
    tenimdeki ayaz mı ayrılık

    aşk bir kez daha canımı acıttı
    bir kez daha aynı adam!
    seni dinlemedim anne
    kalan hiç?lermiş aşk dedikleri

    Arzu Altınçiçek
    Gizdökümü/Aralık-2010


    safir
    Katılımcı

    Yine sen Düştün aklıma,
    Hasret akşamlarımda,
    Hâlbuki unutmuş sayıyordum,
    Aklımda çıkaramadığım anılarımla her geçe seni?
    Ne yapsam, sensiz olmuyor,
    Bana her şey seni hatırlatıyor?.
    Kelimeler geliyor Aklıma da,
    Düğümleniyor her sözcükte dilimin üçün da?
    Söyleyemiyorum?
    Söyleyemiyorum?
    Gitme?
    Gitme diye?

    ?

    Gözü yaşlı güneş batmakta,
    Denize nazır bir şekilde,
    Ay korkuşunda karanlık geceye mum tutmuş,
    Rüzgâr eşmekte karayelden adını fısıldayarak,
    Hayat bestelediği şarkıyı söylenmekte,
    Ağaç yapraklarında ki fısıltılarla,
    Aşk, Aşk, Aşk diye?
    Sensiz yitip giden ömrüme,
    Köhne vicdanlar tuzak kurmuş,
    Kuytu bir sokak da,
    Geçmişe nazire edercesine?
    Yokluğun uğramakta bazen,
    Kimsesiz hayallerime,
    Kaçıncı perdede sesler fısıldamakta beynime, beynime?
    Kelimeler geliyor Aklıma da,
    Düğümleniyor her sözcükte dilimin üçün da?
    Söyleyemiyorum?
    Söyleyemiyorum?
    Gitme?
    Gitme diye?

    ?

    Oturmuşum Çakıl taşlarında,
    Akşamsefasında,
    Güneşe nazır bir şekilde?
    Tutulmayı yaşarım,
    Gözlerinin yakamozunda?
    Aklımda isminin baş harfi,
    Yüreğimde ağıtlar,
    Cebimde sende resimlerle?
    Bir türkü tüttürtmüşüm gidenlerin ardında?
    Kelimeler geliyor Aklıma da,
    Düğümleniyor her sözcükte dilimin üçün da?
    Söyleyemiyorum?
    Söyleyemiyorum?
    Gitme?
    Gitme diye?

    ?..

    Biter bir gün bütün aşklar,
    Yürekte acılar, Akılda anılar?
    Hüznün sarkıları söyler gözler?
    Sanırsın ki gide dönecektir bir gün geri,
    Giden gitmiştir dönmez bir daha geri?
    Arasın aşkı el ele dolaştığın gölgelerde,
    Gün batımında denizin mavi prangaların da,
    Yalnızlık karşında gülmekte kahkahayla?
    Gözünün önünde geçer hatıralar,
    Ağlamak istersin gururun engeller…
    Her aşk bir gün biter,
    Hatırası kalır gönüllerde,
    Birde akılda kalan aşka özlem?.
    Zamane yıllar umursamadan tüketti,
    Gençliği?
    Birde bakarsın ki evrimin kar beyaz saçlarda,
    Dökülesi gözyaşların, değnek olmuş elinde,
    Bilmem kaçıncı yaşta, bilmen kaçıncı yılda,
    Sararmış ve kopyalanmış hayatlar ardında?
    Kelimeler geliyor Aklıma da,
    Düğümleniyor her sözcükte dilimin üçün da?
    Söyleyemiyorum?
    Söyleyemiyorum?
    Gitme?
    Gitme diye?

    C.N.Noyan
    22.04.2011

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 502) görüntüleniyor