1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 885) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları
  • #100035999

    Şule
    Katılımcı

    Kelimeler eskiyor neyi nezaman söylesem,
    hepsi sensin
    aklıma senden başka birşey gelmiyor,
    desem ki gurbetteyim
    türküler uzun, gurbet sensin türküler sen,
    desem ki yalnızım dağlarda
    günler bitmiyor, yalnızlık sen,
    dağlar sen, günler sensiz. Aklıma senden başka birşey gelmiyor. Aklımsende, sen yüreğimde,
    yüreğim temaşada gözlerini,
    gözlerin üzüm bağlarında temmuz ayında
    bağbozumuna zaman var.

    Gözyaşlarımı topluyorum şimdi, üzümler toplanırken şaraba katacağım, en tatlı şaraba senin adını koyacağım ve sarhoş olacağım daha içmeden bir yudum.

    Ben böyle bir sevdayı binlerce yıl önce bir kitapta okumuştum, lakin unutmuştum, yaşarken aklıma geldi, oysa yaşanılması mümkünsüz bir masal demiştim okurken o destanı,
    yaşamayan bilemez bu yaşananı, aklıma senden başka bir şey gelmiyor.

    Güzellik için sözler arıyorum, aklıma senden başka birşey gelmiyor, konuşacak konular şuradan buradan geçmiş ve gelecekten, aklıma senden başka birşey gelmiyor.Şiir yazmak için oturuyorum,
    içimde coşkular taşıyor,
    kağıtlara dökeceğim duygularımı kalemim hazır yazacağım ne yazacağım,
    aklıma senden başka birşey gelmiyor.

    Bayram yaklaşıyor şehir cıvıl cıvıl,
    kalabalıklar sevinçli, hediyeler alacağım bu bayram sevdalarımı giydireceğim,
    aklımda kalanlara kartlar göndereceğim
    aklıma senden başka kimse gelmiyor.

    Bir şarkı dinlerken hayal kuruyorum, sigaramı çekiyorum derinden, gözlerim dalıyor, ufukta gün batıyor, biriyle gidip konuşsam diyorum
    aklıma senden başka kimse gelmiyor.

    Canım sıkıldığında, efkar bastığında beni, yapayalnız yürümek istemiyorum, birini arıyorum yanımda,
    aklıma senden başka kimse gelmiyor.
    Ve yüreğinde papatyalar açan kız yaşamamın sebebini arıyorum
    aklıma senden başka birşey gelmiyor.

    #100034950

    Konu: SANA UYANDIM

    grup forumunda SİZİN ŞİİRLERİNİZ

    Haydar
    Katılımcı

    Ben ateşin suya berdelinde, gözlerine yandım
    Göğün kundağında, kuşları uçmadan sınadım
    Kara saçlarını, yıldızların yakamozuna saydım
    Hasretin suretini, yalnızlığın çıngısına yazdım
    Amansız bir anda, aysız gecenin tavanına asılı kaldım
    Mavi düş’lerden düştüm, adını adım sandım
    Ben seni gördüğüm gün, tende candan utandım
    Yağmursuz iklimde, bir tek sana inandım sana kandım
    Ve göz koydum ölüme, tarifsiz ecele kucak açtım
    Çevirdim ahın kirmenini, bin yılın sabahına uyandım

    #100034948

    Haydar
    Katılımcı

    Bu gökyüzü
    Şu toprağı yalayan rüzgar
    Bana göre değil
    Ateş su
    Gözlerinde uyumak bir akşamüstü
    Deniz kum güneş
    Ve çocuklar
    Bana göre değil umut
    Ve uçurtmalar yapmak tepelere layık
    Dilek fenerlerinden yıldızları yakmak
    Şiir yazmak ince parmaklarına
    Yalnızlığı övmek sensiz şarkılarda
    Bana göre değil
    Gece bulutlara uçmak
    Kuşlara kanat takmak beyaz kağıtlardan
    Maviyi baş üstünde tutmak ufukta
    Limanlara gemi bağlamak
    Pasından anılar pişirmek demirlerin
    Ağlamak köşe başlarında bana göre değil
    Baharı beklemek
    kar yağarken tepeden tırnağa
    Aşık olmak bana göre değil
    Yaşım kırkı geçmişken saçlarını taramak
    Ay ışığında yıkamak gözbebeklerini
    Yağmurdan vazgeçip bulutları sevmek
    Bana göre değil
    Karanlığın ihtişamında ölümü ötelemek
    Bana göre değil
    Korkuya ümidi değişmek
    Ve papuç bırakmak soysuza
    Masaya bırakıp anahtarları öylece gitmek
    Gölgesine sığınmak izbe sokakların
    Bana göre değil
    Karasında üşümek gözlerinin
    Üflemek fitilini lambaların
    Surat asmak yüzüne aynaların
    Bana göre değil
    Duldasına koymak başımı
    Ciğerimi bitiren ahının
    Bana göre değil

    #100034938

    Konu: BİR SOLUK UMUT

    grup forumunda Gülşen Destanoğlu

    Saliha
    Katılımcı

    yarınların elleri boğazımda
    sıktıkça sıkıyor
    bakmaktan vazgeçip
    gördüğüm anlarda

    boğazımda dizili umutlar
    sıktıkça boğuluyorlar

    boğuluyorum

    soluk
    biraz soluk diyorum
    hiçlikte çırpınan benliğime…
    biraz ışık
    karanlığa alışık gözlerime

    umutlar çalıyorum geleceğime

    demokrasinin piçlerine gebe
    iğfal edilmiş kadınlardan
    kocaman tanklarla oynayan
    babasız çocuklardan
    mideleri öğütmeyi unutmuş
    çaresiz halklardan

    y e t m i y o r

    yetemiyor nefesime
    koyveriyorum çığlıkları
    şimşek olup deliyor kapkara bulutları

    yağmur
    toprağı aslına döndüren yağmur
    dokunuyorum sana
    ıslak ellerim
    ıpıslak gözlerim

    hadi
    sağanak ol
    bardaktan boşalırcasına

    yağ insanlığa

    vicdanlar arınana kadar

    tüm bayraklar kararana kadar

    yağ durmamacasına

    #100034921

    gulbeyaz
    Katılımcı

    Sopalar taşlar avtüfekleri
    Ve içi içine sıkışmış bir toplu tabanca

    Belinden orta etinden
    Cılız çelimsiz bir elden
    Toprağa çekmekteydiler köyün bütün erkeğini

    Sebebi iki kalabalığı birbirne tutuyor gözlerin
    Gamzen için ne kanlar bağırıyor
    Delikanlılar uyuyamıyorlar yataklarında

    Bedenler
    Toprak ve deniz ve kıyı ve dalga gibi
    Birbirine çarpa çarpa

    Düzgün kurşun girişleri hafif morarak etiçine
    yutuşlar
    Saçaklı kurşun çıkışları et ve kan parçalarıyla
    kusuşlar
    Delikler ezik çöküntüler
    Yırtıklar alıp açılarak
    Dantel perdeli camda kayan gölgen için
    Ne kanlar akıttılar toprağa

    Kalabalık bir kadının ortasında duruyor
    Rüzgar yüzünün tabakalarını açıyor

    Binbir renk ve işleme donanımlı başı
    Ve.Gözyaşı çanağı şimdi kafatasları

    Ağlayan erkekler. – dayıoğulları emmoğulları halaoğulları
    Kurumuş çatlamış elmacık kemikleri
    O ayazda o güneşte incecik hassas tenleri

    Bu kez kırk yaşındaki gelinin kocası
    Yatağını boşaltıp toz toprak içine devrilen

    Ne gürültüyle ne haykırarak ne de kahkahayla
    Ne son,solukta öç öğütleyerek
    Ne de kadınım arkamdan gel diyerek
    Ne yarı ne yaranı görerek gözü
    Bir karnağrısına uğramış gibi
    Kıvranıp büzülüp ölüm korkusunu giyip iğrençlenerek
    Ölürken
    Başucundaydılar yaralarından beter bir bağırtı
    Koparan karısı.Erkekler hısımlar
    Kalplerini daraltan can verişi önünde
    İncecik gergin yırtabilir yürekleri

    Bütün evrene
    Eğilip yanaklarından baktılar gelinin

    Şimdi çarpılır köyün ağzı
    Bir yabancı saçı taradı ev
    Şimdi köyde cami bile gurbet olur
    Ayrılıp iki yana hızlanmaya başladı mı şunlar:

    evler toprak kapı köpekleri bile ağaçlar bahçe çitleri
    Yanan ateşin dumanı da
    İki yana geçip karşı karşıya hasımlanıyor
    Köpeğin yanında adam adamın yanında duvarlar pusu
    kayaları.Kayaların yanında bacı ana kasları baldırları
    çocuk şeyleri hınçlar ve beddualar
    çaylar
    Dereden gıcırtılarla insan boğar buz kristalli sular
    Buz gibi anlarda boğuşur hasımlar
    Yün yorganın sıcağı vurdukça düşte
    Şehvete serilinir ya kan çıkarmaya
    Ve hergün havada bir asap bozukluğu ve olanlara
    Tabiatta bir uyma zorluğu kuşlar ötemez gibi

    Uzun vadiler düzlükler aşarken büyümesi durur ağaçların
    Sesi insan öldürmeye giden kurşunların

    Ve susunca
    Kama düşüşü bir zaman başlar
    Kalb ete ve ruha aynı anda açılır
    Cine ve meleğe
    Zulme ve hilme

    Zaman ağlyan kadınların
    Zaman kendi pervasız korkularını yaşayamadan
    Ölümü en keskiniyle bile virajlarda bile izleyerek

    Ve kana çobanlık eder çocuklar
    Seyirtirlir ki kopar düğmeleri uçuşur mintanları

    Güzel başın
    Mermer akmalı yanyarın
    Güzel adalen

    ellerin ne maharetler edindi
    asla maymun değildin
    topraktan geldin nice sırlardan geldin

    – Kanındaki masallar destanlar masal harpleri
    Yoldaşın melekler
    Herbir yanın imparatorluk emanetleri iken
    Tüm bunlar öfkenin şimdi –

    Ayağı altında çiğnedi kan hesabı sormayı
    Vurmaya gidiyor yine de o ve o
    Bakabilirliğe açılan ve gözlere bakan
    Ağlayan dudakların
    Gergin pürüzsüz güzel kana ve güzel şehvete çeke

    Cahit Zarifoğlu

    #100034922

    gulbeyaz
    Katılımcı

    çayırkuşu engelsiz yapraklara
    havası dondurulmuş ve suyundan alıkoyulmuş
    bir ay gecesi tanrısıyla
    elişi kağıtlarından ev demetlerini
    ve deniz başlarında
    küçük ve yuvarlak ellerle tutulmuş çocuk etekleri
    çayır kuşunu engelsiz yapraklara

    çaçaron hep evleriyle onlara bir akşam geçidi
    vurulmadan ve korkusuna
    sebepsiz kapılmadan
    duvarlara yapılmış heykel ağızlarındaki sözlerin
    ve eski risimlerde
    yerli oyulmuş
    gözlerin ve hiçbir vehmin önünde
    vurulmadan ve korkulara

    yazı sonu alınan bir kuştu
    yerle gök arasında
    kadırgalarında renk atmaz cömert çiçekler
    su altlarında ve yürek diplerinde
    zarı delinerek bir an bekleyen
    kanatları sabra
    ve kabus sonlarına
    çarpan konuşan ve sesler çeviren
    yerler gök sonlarında
    görülmeden tanınan
    ve en gerektiği yerde anılan
    civa sıcağı yurtlar
    çamdan insanı çiğneyen sakızlar
    korkuya öteye ve dünya seslerine
    çarpan çalkanan
    bir yamaçta yalnız başına durabilmiş
    açabilmiş çalılar

    çayırkuşu insan ve toprak levhasında
    gagası ışıyınca durur anlatır
    bildirir ki güneştir
    her an sabah sesi çıkaran
    ve devran deyince
    insanın isim verdiği yüceden
    göğü kollayan ve ufuktan aranan
    bir çift gözü en son şekliyle
    her an bir zindan resminde çağıran
    güneştir gagası
    ışıyınca çayırkuşunun

    bir savaş bütün bunlarla doludur
    ölüm beyin düzlerinde
    sık sık gezinen ve işte tamam yerine
    her dokunuşta bir delik açılan
    ve hepsi bir tek karanlığa açılan

    Cahit Zarifoğlu


    gulbeyaz
    Katılımcı

    Aşk bu
    Kanatları yıldırımlanmış katı boğalar
    Ateşin saydam gövdesini kırarak
    Yatarak hayat dolu sarnıçların karnına
    Sıkı sıkıya kapalı sivri ve kıvrak gaga

    Delip geçecek dalıp yeryüzünü
    Bak istersen avuçlarıma
    Küçük parmağın hizasında o derin havzada
    Göğüs göğüse iken ikimize
    İki ayrı kadeh gibi doldurulmuş yudum kat’i
    Sesin
    Sırrım
    Gözüm palaspandıras çehremde

    Aşk bu
    Çölün sarı sofrasında atlılar
    Hepsinde
    Gererken parçalanan elimde
    Çelik yay parçaları
    Ağızlarımız kum rüzgarlarıyla yanık
    Yiyip içmezik acıkmazık

    :Başkanları
    Uyutmasın vahalar diye
    Koynuna doldurmuş yılanları:

    /çocuk
    Bir tane.Dayanmış yanağını cama
    Karşı evin balkonuna bakıyor
    Orada bir çocuk
    Tutunmuş demirlere../

    İki kadeh arasında ufak kara nehrim
    Beni senden bölen.Suyu yakut de ki kafur
    Çölün arı çehrenin gamsız ölümün uzakça olduğu bir demde

    Diz çökeyim söyle
    Tahtın nerede
    Bende kaynayan sende kaynak
    Tıpatıp iki kristal küre

    Aramızda ceylanımsı bir sıçrama
    Çalkalanır sonsuzca.Şöyle irice
    Bir kelime bul ok atsın döş kemiğime

    Öfkemi iyi belesin öfken

    Aşk duraksar ve yara alır
    Uçak çelik rengi göğü sesiyle sokunca
    Alçalarak yemyeşil ekinlerin arasına
    Kuru ekmek yiyen üzgün köylüleri bombalamaya

    İlkin küçük nir göl kan dolu ağzı
    /hava nasıl da yeşil/
    Su mu yoksa o katı ışık mı yanakların taşıdığı
    Nilüferler isteklerkoca bir dev

    Aşk bu çiğnenmiş kırbaçlanmış alta alınmış
    Tanıyıp tutunacak bir insan arayan
    Gördükçe çelik kazanlarının iç kaynamasını
    Kaliforniyadaki silah fabrikalarını

    /Doların egemenliğ halkın refahı:
    Depolar boşalmalı/

    Aşk aşk bir şehir harabesi daha kazandın
    Kurşun kanatları gergin
    Fosforlu mermiler yine taze
    Yıldırımlanmış boğalar
    Havanın katı gövdesini kırarak
    Yararak hayat dolu sevdanın karnını
    Pilot ağzı zehirli bir dil
    Kentelenmiş çeneler arasından
    Gözler ovaya başını çıkaran insanları

    Haydi aşk aşk
    De ki dağları delerim senin için
    Yıldızlar yakarışlar açık kartlar
    Ve haydi hoşçakal

    Kilimin üstünde
    Bir ampül
    Bir kırbaç bir ayakkabı

    Cahit Zarifoğlu

    #100034894

    Konu: ADIM ADIM AŞK

    grup forumunda Zahide Handan ERENGİL

    Bedriye
    Katılımcı

    Aşk ateşi alevlendi yeniden
    Gel başlayalım kaldığımız yerden
    Bir adım senden bir adım benden
    Haydi yaşayalım bu aşkı yeniden
    *
    İşte sevmek sevilmek budur
    Aşk kırgınlıkları unutturur
    Razıyım bu ateşle yanmaya
    Sana yeniden aşık olmaya
    *
    Gel koy kalbime elini
    Duy aşkımın sesini
    Aşk ateşimiz sönmesin
    Dünya tersine dönmesin…
    *
    Var mısın aşk ateşiyle yanmaya
    Yeniden bu aşkı, var mısın yaşamaya
    Bir adım senden bir adım benden
    Söz ver bana yaşam sona ermeden

    Zahide Handan Erengil

    #100034896

    Bedriye
    Katılımcı

    Aşk ateşi alevlendi yar yeniden
    Gel başlayalım kaldığımız yerden
    Bir adım senden bir adım benden
    Haydi yaşayalım bu aşkı yeniden
    *
    Aşkın yoktur ne yeri ne zamanı
    Aşk yaşamın en güzel yanı
    Razıyım bu ateşle yanmaya
    Sana yeniden aşık olmaya
    ***
    Koy kalbime elini,duy aşkın sesini
    Aman aşk ateşimiz sönmesin
    Sakın aşkımıza nazar değmesin…
    Var mısın aşk ateşiyle yanmaya
    ***
    Yeniden bu aşkı, var mısın yaşamaya
    Bir adım senden bir adım benden
    Oynama aşk ateşiyle yanarsın
    Sonunda pişman olur ağlarsın

    Zahide Handan Erengil

    #100034866

    Konu: NENE

    grup forumunda Ali İHSANOĞLU

    banucukk
    Katılımcı

    Beni bana bırakan, benle sınayan,
    Çoğulu olmayanın tekini seçmemi isteyen,
    Olmayanı bilmemi, bilinmeyeni yorumlamamı…
    Ah nenem güzel nenem, ağlayan, susan, seven…
    Geçmişi sorgulamak kadar, geleceği yorumlamak,
    Gündüzün ağlamak kadar, gece uyumakta zordur bir bilsen.
    İlkbahardan susuz, erimiş kardan öksüz gül,
    Yazı yaşar, sonbahara erişir mi sanırsın.
    Ağlıyorum, ağrıyorum, bekliyorum ki… işte
    Sonumun başını, başlangıcımın sonunu yaşıyorum.
    Çünkü seni seviyorum, seviyorum nene.
    Sitemin hak. Yalvarışın hak, bekleyişin, bilişin…
    Sen büyüttün beni, sevmeyi çünkü sen öğrettin.
    Seninle tattım sevilmeyi, anlamayı, anlaşılmayı.
    Dur anla. Anla ki susuzluğum dinsin, sensizliğim bitsin.
    Çünkü seni seviyorum. Seviyorum nene.
    Anla ki anlamı olsun göz yaşımın, yaşamımın, yarınımın
    Anla ki anlamı olsun yağmurun, güneşin, gün yüzünün, gül yüzünün
    Zor anlarımda hep vardın çünkü, en derinimde, hislerimde…
    Sevgi ihtiyacım, tükenmeyen enerjim, bitmeyen türküm
    Gururum, şefkatim, onurum…
    Sen varken anlamı var ilkbaharla yağmurun,
    Hayatın cemresi, karın erimesi, toprağın canlanması nenem.
    Sen varken anlamı var gurbetin, uzaklığın, yakınlığın…
    Acı çekmenin, soğukta yatmanın, yumurta yemenin.
    Sen varken anlamı var sebepsiz beklemenin.
    Seninle anlam bulur, gökyüzünde rahmet taneleri, inci perileri.
    Seninle bir başka anlamı olur, köyün, dağların, çiçeklerin…
    Bir kuzunun dağda dolaşması annesiyle, özgürce.
    Dolaştıkça vardığı tek yerin annesi olması,
    Vakitsiz, kaygısız, korkusuz ve hesapsızca,
    En iyi sen anlarsın, kuzuların hasretini, otlaktan dönerken kavuşmasını.
    Yalnızlıklarını, bağırışlarını, çaresizliklerini sen bilirsin.
    İşte ben, yani o kuzun, kızgınlığın, susuzluğun. Ve sen…
    Sana çıkıyor gittiğim ve geldiğim tüm yollar, kurduğum hayaller.
    Bitirdiğim ve başladığım her şeyde, yorgunluğumda,
    Olduğum yerde sen varsın, yüzümdeki çizgilerde, gece iniltilerimde
    Dilimdeki nağmelerde, sözümdeki sadakatte,
    Sana çıkıyor bütün isteklerim, arzularım, ümitlerim,
    Anla işte, seni seviyorum. Seviyorum nene.
    Anla ki, ben de anlamımı bulayım, ayağıma kavuşayım. Ellerimle tutayım.
    Anlamsızlığın ne anlama gelmediğinden kurtulayım.
    Anla, ki ben seni seviyorum, seviyorum nene.

    #100034790

    Konu: İSTANBUL VEDASI

    grup forumunda Latif MEMİŞ

    Pelin
    Katılımcı

    Zor bir zamanla verdik adını
    Kıraç toprakların meyvelerinde tattık gülücüklerini
    Sen ki bir çocuk
    Sen ki bir genç kız olmuştun
    Hasadı gecikmiş buğday tarlaları arasında
    ‘bir umut meyvesi’ denmişti sevgine

    Ulaşılmaz bereketler uzaklığınca
    Servilerin gölgelerinde serinlettik yalnızlığımızı
    Ayrılıkların sitemkar sözlerinde
    Ve bereketli göğüslerinden taşan
    Şehvetlerin hazlarını bulduk ellerimizde
    Oysa ne bir anlık tutkuların yorumuna
    Ne de yılların anlatılarına bağladık
    Bir anlık sarılmanın yaşama sevincini.

    Denizin ıslak, rüzgârın ılıntılı yelkenlerini açtık
    Senin gözlerinin ateşli
    Ellerinin eriten dalgalarına
    Sonra…
    Bir dünya dolusu bir sandal peydahladık
    Ufuktaki yaşamak çizgisinden.
    Anladılar mı bilmiyorum
    Anlayamadıklarımızı…
    Ve bir İstanbul dolusu tarihi
    İstanbul kadar eski sevgileri
    İstanbul yaşadıkça
    Bizi kıskandılar diye sırf;
    Vahşice
    Bir öpüşe sığacak hazlarımızı sakladık, yarınımıza

    Bilirsin
    Kayaların kalabalığı engel
    Sokakların çığırtkan satıcıları sağdıç değildi
    Ellerimizin dipdiri şehvetine.
    Zaten anlamadılar bile
    Niçin sustuğunu dudaklarımızın
    Neden ateş aldığını
    Gözlerimizin.
    Böylece belli belirsizdi yaşamak
    Ve beklide biz yoktuk orada
    Onun olduğu zaman
    İstanbul yaşamınca uçuk bir silintidir karabasan.
    Bir buhar parçası gibiydik
    Bulutlandık
    Islak değildi yağdığımız yağmur
    İnsanların gölgeli gözlerine
    Sessiz sedasız anlattık sevimizi
    Ve yalancı sözcüklere verdik
    Ayrılıklarımızı, umutla.
    Ey İstanbul
    Sen bile bizim kadar hasret olmadın
    Böyle dolgun ayrılıkların
    Bir anlık hazlarına.

    İşte burada
    Mesafelerin insanlarla uzadığı
    Yüreklerin duygularla birleştiği bu yerde
    Hiç engel değil yaşamak
    Kim bilir kaç asırlık ayrılığımızın
    Her anını bir zifaf sadeliğinde
    Beraber kılmaya.

    Tarih kadar eski
    Yaşam kadar gerçek
    Bir anlık hazlarımız
    Ve biz yaşadıkça
    Ne düğünümüz yaşamla
    Ne de ölümümüz aşkımıza
    Son perde.

    01.08 -Çerkezköy

    #100034796

    Pelin
    Katılımcı

    I

    Bugün de suskun başlıyorum geceme
    Dilimin kilidiyle yüklendiğim
    Dayanılmaz acıları
    Geleceğimin diliyle çözüyorum
    Yarının umuduyla yaşadığım gerçeği
    Bu gecenin anısına çiziyorum
    Alnımın en eskimez yerine.

    Yorgun bir zamansa yaşadığım
    Yüreğim ağırlaşmış,
    Koyamazken bir yerlere
    Sığmazken zamana ağlayışlarım
    İki yüzlü,
    Nefret dolu insanları görüyor
    Ve susuyorum
    Tüm gerçeklere nanik atarcasına
    ZAMAN GİBİ

    II

    Düşlerimin dostluğuyla yaşıyorken hayatı
    Gerçeklerin imbiğindeki yalnızlığa
    Dönüşüyorken zaman
    Özgürce bir başına
    Hiç kimsesiz yüzlerinde insanların
    Bir köz gibi yanan yüreğimi
    toprağa bulamaksa
    özgürlüğü duyumsamak.

    Benim düşlerimin
    gerçeğe dönüşen sancısı
    bir avuç dolusu düşüncem
    ve yokluğun kederiyle
    ürkütürüm uyuyan suları
    tıpkı insanlardan, düşünmekten
    konuşmaktan ve gerçeklerden
    korkup kaçtığım gibi.
    insanca yaşama istemine çektiğim yabancılık
    BEN GİBİ

    III

    Yüzümüze savrulan her şeye
    Aldırmadan yaşamaksa hayat kanım.
    Ezilmenin tadına nanik atmaksa düşüncem.
    İnsanlardan nefret etmek gibi adice gerçeklere
    “hayır” diyebilmek gibi
    Yalnızca hayat damarlarımızda
    Dönmek aynı noktaya
    Ve yürümek sonsuzla
    Gerçeğin ta kendisidir işte
    Biz sevmesekte;
    yalnız yaşar,
    ölürüz çünkü
    Ama yine de bitmek bilmez hiçbir şey
    HER ŞEY GİBİ

    IV

    Yüzümde yıkanabilse şu sabahlar
    Kalbim simsiyah olmaz aynalarda
    Ve zorlu acılarla yatan benliğim
    Beynimdeki afakanlar gibi.
    Gerçeklerle sarar,
    İlk ışıkta her yeri
    Yeryüzü ateş kesilir
    Hiç kimse anlamaz
    Bir şeyleri nedense
    Hiçbir şey
    ONLAR GİBİ

    V

    Akşamlarca yıkık,
    Yazılmamış senfoniler kulaklarımda
    Ipıslak bir çizgi
    Gözlerimden ellerime
    Ellerimden yüreğime
    Hayatım bir manastırın kadehinde
    Eskimiş bir şarap kadar yorgun
    Sadece gecenin avutkanlığında
    Sabahı anımsamak
    Kötü geçen saatlerin
    KELEĞİ GİBİ

    VI

    Yüzler yorgun
    Ve beynimce zerrelerim
    “Bulduklarım gerçek mi yoksa”diyerek
    Kendimce hüzünlenip,sustuğum
    Kabuğuma çivileyip tüm hayatı
    gerçekler gibi
    Geçen saatleri,
    zamanı, yaşadıkça
    Suskuluğuma yüklemiştim
    HERŞEY GİBİ

    VII

    Bir geceyi yüklerken,
    Hasretin küfesine
    Omuzlarım çökmüş,
    Dudaklarım çatlamışsa susuzluktan
    Hayalleri getiren geceler
    Bir günahın sıcaklığıysa
    Yüzümde yanıp sönen karanlık renkler
    Hala eskimemişse yüreğim
    Sesi geliyorsa uzaktan
    Çarklar dönüyorsa,
    Durgun sularda
    Ve Odamın duvarları hala
    Aynı yankıyla fısıldıyorsa yüzyıl
    İşte orada bir ben
    SENSİZ GİBİ

    VIII

    Bir sigara yanmış ellerimde
    Önümde kağıtlardan mezeler
    Elimde demlice bir çay
    Sarhoşsam bir şeylere
    Kapımda asılı duran bir çivi üzerinde
    Çakılmış bir resimse duygularımla ben
    Gece boyu dört duvar
    Suretlerle karşımda
    Sisli bir odada hep yanımda
    Yüreğimse kelepçe
    Sessiz voltalardan sonra
    Adımlarım meydan okuyorsa mahkumluğa
    Sensiz gürültülerde
    Yürek kesilir gümbürtüler
    Her şeyin odağında,
    yalnızca kaybolurum
    Yüreğimde paramparça bir mavzer
    sevdalar
    HEP BİZ GİBİ

    IX

    Tütündür ellerimde yüzyıllarca
    Çıkmayan isi karanlığın
    Senin pembe dudaklarındır
    Paramparça eden gecelerimi
    Bir kabrin karanlığındadır
    Gündüzüm, gecem ve ben
    İşte o öyküdür yazdıklarım
    O karanlıkta parlayan yıldızlar benim
    Sadece ve sadece avutan
    Mezar taşlarını
    Senin hayalindir sevdiğim
    Yani benim hasretim
    Ebediyete kurulmuş bir köprü
    SANA GİBİ

    X

    Sana hiç hoşçakal demişmiydim bilmiyorum
    Zaman bir cendere
    Ve biz kaybolmuş paradokslarız
    Sonsuzun izinde
    Ve tüm yazılanların
    ANISINA

    (12.12.1988-30.011989)

    #100034752

    Konu: BİR KIŞ BOZGUNU

    grup forumunda Galip SERTEL

    kurtpinar
    Katılımcı

    bir İsa’dan mı önce
    bir İsa’dan mı çoook sonra
    bir kalubelâdır burası bir Tuna yalısı
    ve evrilen bir zamandır bir yüzkarası
    bu bir kış bozgunu ve sen bir âdemoğlu
    bir hava ki sıfırın altı onaltı
    köyü sarmiş birebir kâfirin hınzırım tankları
    tanklara bakıyor üzgün üzgün bir köy halkı
    ve sen bir âdemoğlu
    bir orman bekçisi Salih Korucu
    uykusuz bir koca hacıyatmaz
    bir ormanın bir tilkisi kadar kurnaz
    bir dem,bir kıdem demli demli
    bir bir döküyorsun kara kara kar üstüne
    bir kar kadar beyaz
    bir kar kadar saf saf bildiklerini…

    “Komşular,diyorsun, bir beni işidin
    burası bir köy meydanı komşular
    unutmayın ki, ben bir birim
    benim de ezanlı bir adım var
    siz, siz olun gene bir bir
    bir benden duymuş olmayın
    bir Salih Korucu dedi demeyin sakın
    bu bir kıyım
    ağacın bile bir adı değişmez böyle rastgele
    çün Tanrı “Kün”dedi
    yarattı ağacı bir adı ile”
    ve bakire eller bir bir çırılçıplak
    bakire göklerde birebir çoğalıyor ulak ulak
    bir ağıttır şimdi kiliseden gelen çifte çan sesi
    gönüllerde gurur boyun eğmiş bir bir
    bir sürgünlerdedir bir ezanlar nağmesi
    gümüş kakmalı bir haç gelmiş oturmuş
    oturmuş bir dal yeşil gözlere haraç mezat
    bu bir kış bozgunu
    ve sen bir âdemoğlu
    delik deşik bir karlı gece kan ter içinde
    bir soykırım sırıtıyor haince
    namluları bir uzun bir uzun
    birtakım zalim tanklar içinde…

    Galip Sertel

    #100034732

    Kaptan
    Yönetici

    bugün o kadar ihtiyacım var ki sana
    güneşin yalnızlığı ısıtmadığını anladım

    artık biliyorum alnımı öpen gecenin korkularımı sarmadığını
    şarkıların ?ağlamak istediğim anlar?ın dışında anlamı olmadığını öğrendim

    ve kime derdimi anlatsam
    -aman takma, geçer
    demesinden yoruldum

    gün uykusunda laleler gibi dingin
    kollarının altında kalmalıyım şimdi

    buzul kelepçe bileklerimde
    aklımda kemirgen şu anılar

    günahlardan bir leke daha tenimde
    gözlerimden koyu yarınlar

    er kişi niyetineymiş de aşk
    her kişiyeymiş mavi boncuklar

    bugün o kadar ihtiyacım var ki sana
    kimsenin sen gibi bakmadığını anladım

    artık biliyorum adımı söyleyenlerin sevdalı çağırmadığını
    şiirlerin ?can yanmalarım? dışında yazılmadığını öğrendim

    ve kime aşkı sorsam
    bulamadığı bir şeyi tarifinden yoruldum

    gün kuytusunda rüzgâr gibi dingin
    ellerin saçlarımda olmalı şimdi

    çözül diyor içimdeki yabancı
    aklımda tutsak sevişler

    sevaplardan iz yok tenimde
    gözlerinden uzak yarınlar

    er kişi niyetineymiş de gün
    her kişiyeymiş yıldızlar

    bugün o kadar ihtiyacım var ki sana
    korkuları kovalayan sesini özledim

    kabusları dağıtan gülüşünü
    dizlerine başımı koyduğum anlar gibi

    mendilimde kelimeler var çocukluğuma dair

    hiçbiri sen gibi güzel değil

    hiçbiri sen gibi kalmamış baba

    bugün o kadar ihtiyacım var ki sana

    Not: Karakalem çalışması yabancı bir siteden alıntıdır (Brandie ve babası)

    #100034735

    Konu: SEVGİLİ BEN !

    grup forumunda Arzu ALTINÇİÇEK

    Kaptan
    Yönetici

    Sevgili ben;

    kaç mevsimlik suskunluğu vardı arzuların, saymadım
    Yıldızlı gecelerde bile yönümü bulamazdım
    çünkü; her yanım dört duvar yalnızlık

    oysa sevmeye açtım, sevilmek kadar sevişmeye de
    akşamları kısık sokak lambalarının ışığı öperdi bedenimi
    kuytularda kendi dokunuşlarıma ses olurdu o saçma sapan şiirlerim
    an gelir öfkem olurdu
    yeri gelir en büyük çığlığım

    her defasında bir kadehle başlardı boşalmaya gözlerimden acizliğim
    ve titrek dudaklarımdan keskin bir şarkı düşerdi
    her şey susardı sanki
    her şey donardı.

    renkler silinirdi, bilinirdi sebebi
    siyah beyaz resimler keşkeli cümlelerle süslenirdi
    ne kadar saklasam da ele verirdi kırılganlıklarım saçlarımda kendini

    uykusuz saatler bir çizik daha atardı yüzüme
    bilirdim
    ama yapacak bir şey yok

    erguvanlara bulansa da, anıların hep üşüten bir yanı vardı
    ve mavilerin buz kesikleri
    ne bedenim
    ne ellerim…yüreğim titrerdi
    yüreğim tir tir

    herkese bir aşk düşer mi? cevabını kim bilirdi?

    tek korkum y a l n ı z l ı k…

    kalabalıkların uğultusunda bir cümle yakalamaya çalışıyorum
    sıcak
    sadece bana öze
    ya da tensel açlıktan uzak bir el uzansın elime yeter, bir “merhaba” için
    gidişlere alışkın gönlüm nasılsa ama
    gelişler önemliymiş asıl
    b i l i y o r u m

    turuncuların içinden kırmızıları çektim
    mevsim sapsarı

    tarihler değişse de takvimler hep yedi güne gebe
    temmuz nisan çamurlarına bulanık ama o halinden memnun
    batak gülleri süslerken yaz düşleri
    lacivertler hep kıskançsa
    kime ne !

    aşk; kaç yıldır suskunluğumsun
    bir ben biliyorum bunu.

    sesimden düşen kahkalarıma kanmışlarsa benim suçum değil bakıp da görmeyişleri

    aşk; her halimi saklayan siyah bir elbisesin üzerimde…renklerime sırdaş

    oysa ne kadar da net ortada duruşum,
    ne kadar da kollarım savruk
    hangi yana çekseler giderim zannedenler
    ne kadar da haksız

    kilitleri vurmuşum bir kez
    ne öncesi ne sonrası
    hep o andayım

    sana tutsağım a ş k, sana niyetli ama sen y o k s u n.

    aşk;
    tütsülü gecelerin kokusunda terli şiirsin sabaha
    rengin kırmızı…
    utanmak mı gerekir koynunda uyurken ya da vaftiz mi gerekir su akışında sevişleri

    dar sokaklarda düşer yasaklı adın
    ya ihanettir gölgen, ya gölgende ihanetler.
    her türlü yapış yapışsın ama her türlü kapış kapış

    sağ koluma takmışım denizi sınırlar çiziyorum
    ağırlaşıyor ihanet kokuları şehrin
    git gide yamacıma geliyor ayrılık
    ötesinde
    zamana vuran metal kurşunlarda yalnızlığım

    bir ben yakınım kendime
    sonra
    yine ben
    yine ben

    en çok da kendimle konuşmalarımı sever oldum ayrılıklar üstüne.
    bu sabah yabancı olsam aynaya
    hiçbir kıyafet olmasa üzerime
    adımı unutmuş olsa çevremdekiler ve ben hatırlamasam düne aitleri

    çocukluk kumbaramda biriktirdiğim dünlerle
    günleri harcıyorum
    elim açık
    avucumda o kadar çok bozuk günler var ki
    var mı aranızda bütünleyecek yıllarımı?
    üstü sizde kalsın !
    nasılsa aşk herkese lazım

    yalnızlıktan başka kuruşum yok…

    aşk; seninle dolu nice yıllarım olsun.

    Sevgiler
    Sen

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 885) görüntüleniyor