You cannot copy content of this page

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 94) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları

  • dilek
    Katılımcı

    GİRİŞ:

    Öğretmen öğrencilerine selam verdikten sonra günlerinin nasıl geçtiğini sorar.Onların bilgilerini yoklamak için bir takım soru sormaya yönelmektedir.

    -Doğup büyüdüğümüz bu dünyada her günümüz birbirini kovalarken biz her güne yeniden merhaba deriz ancak en çok yanımızda uyandığımızda kimleri görmek isteriz?

    -Birilerini severiz ama hayat şartları bizleri onlardan ayırmak zorunda bırakabilir mi?

    -Sevdiğine şiirler yazan hangi şairlerimizin hangi şiirlerini biliyorsunuz?

    -Ömrümüzde kimleri unutmak durumunda kalırız?

    -Mutlak unutmak var mıdır?

    -Unutmak kavramı sizler için neyi ifade eder?

    KEŞFETME: UNUTURSUN (MİHRİBAN)

    Unutmak kolay mı? deme

    Unutursun Mihriban’ım.

    Oğlun, kızın olsun hele

    Unutursun Mihriban’ım.

    Zaman erir kelep kelep

    Meyve dalında kalmaz hep

    Unutturur bir çok sebep

    Unutursun Mihriban’ım.

    Yıllar sinene yaslanır

    Hâtıraların paslanır.

    Bu deli gönlün uslanır…

    Unutursun Mihriban’ım.

    Süt emerdin gündüz-gece

    Unuttun ya, büyüyünce…

    Ha işte tıpkı öylece

    Unutursun Mihriban’ım.

    Gün geçer,azalır sevgi

    Değişir her şeyin rengi.

    Bugün değil, yarın belki

    Unutursun Mihriban’ım.

    Düzen böyle bu gemide

    Eskiler yiter yenide.

    Beni değil, sen senide

    Unutursun Mihriban’ım.

    AÇIKLAMA:

    Şair bu şiirinde unutmadığı ve hiçbir zaman unutamadığı kişiyi hatırlamaktadır. Bu unutmanında birgün değil belki yarın olacağını söylemektedir.Şair şiirini Mihriban adlı bir kıza yazdığını bu kızın gerçek hayatta var olup olmadığını da kimsenin bilmediğini,şairin de buna hiçbir zaman bir açıklık getirmediğini bilmekteyiz.Bazı kişilerde bu şiiri kızına yazdığını söylemektedir.

    DERİNLEŞTİRME:

    1.DÖRTLÜK:Şiirin ilk dörtlüğünde şair sevgilisine öyle büyük konuşma unutursun beni diyor.Hele hele de bir evlen başkasının sevdiği ol ondan çocukların olsun bakalım.Ben o zaman aklına bile gelmem diyor.Şair sevgilisine sitem ediyor.Ben seni bu kadar çok severken sen beni nasıl unutursun beni nasıl yüreğinden söküp atarsın diye sitem etmektedir.

    2.DÖRTLÜK:Şair şiirinin bu bölümünde de zamandan dem vuruyor zamanın hızlıca akıp gitmesinden sevgilinin şairi bu zaman diliminde unutmasından şikayet ediyor. Zamanla birlikte değişen hayatlardan,hatta doğanın dengesinden bile bahsediyor.Meyvanın bile dalında durmadığından herşeyin aslında zamanla elimizden kayıp gitmesinden duyduğu öfkesini,sitemini bu sözcüklerle hayat buldurmaktadır.

    3.DÖRTLÜK:Şair sevgilisine sesleniyor zaman akıp giderken yıllar sinene bir ok gibi yaslanır,seninle yaşadığımız o güzel günler birgün aklına gelir ve beni hatırlarsın belki o zaman yanında ben olamam Mihriban’ım ama sen hep benim gönlümde yer edersin.Ben seni hiçbir zaman unutmam.

    4.DÖRTLÜK:Sevdiğim kadın sen de zamanında çocuktun annenden süt emerdin gündüz gece,zaman akıp gitti,biz büyüdük ve yollarımız ayrıldı seninle nasıl ki o küçüklük günlerini ilk günkü gibi hatırlayamıyorsan gün gelecek beni de tıpkı öyle unutacaksın benim güzel sarı saçlı Mihriban’ım.

    5.DÖRTLÜK:Hiçbir şey bıraktığımız gibi durmaz ne sevgimiz ne de özlemimiz zamanla unuturuz,köreliriz,hatırlamak istemeyiz aklımıza geldiğinde tebessümle yad ederiz.Günler birbirini kovalayacak,değişecek bu dünya da herşeyin rengi,tadı,tuzu bugün olmasa da Mihriban’ım birgün gelecek beni unutacaksın.Çünkü bu hayat dediğimiz yaşam bizi öyle bir koşuşturmacanın içine atıyorki zaman geliyor ne yaşadığımızı bile hatırlamıyoruz.

    6.DÖRTLÜK:Artık şair şiirinin son dörtlüğünde sevdiği kadın olan Mihriban’ına nasihatta bulunmaktadır.Bu fani olan dünya da bir düzen vardır.Bu düzene hepimizde uyarız.Yeni bir yere alıştığımızda eski yeri hatırlamayız,yeni birini sevdiğimizde eskiyi hatırlamayız.Sen gidince Mihriban’ım elbette yenisi gelecektir yanıma çünkü bu düzen böyle devam etmektedir.Bu düzen de sen beni değil gün gelir kendini bile unutursun Mihriban’ım demektedir.

    DEĞERLENDİRME:

    Öğrenciler bu şiirin sonunda şairin sevgilisini zamanla unutacağını bunun belli aşamalardan geçerek olacağını öğrenmektedir.Unutmanın şairde bıraktığı derin izlerini görmektedirler.Şairin şiirinde kullandığı edebi dili çözmeyi öğrenirler,şairin nasıl şiirler yazdığını öğrenirler.Edebiyatımızda Mihriban şairi olarak bilinen ve Mihriban’ı öksüz bırakan şair Abdurrahim Karakoç gibi Anadolunun telli coğrafyasını şiirlerine yansıtan bu güzel insanı tanımış olurlar.

    PINAR ŞİMŞEK

    #100034880

    Bedriye
    Katılımcı

    Biri var hep alkımda
    Yaşıyor her anımda
    Nerde olsam ne yapsam
    Adım adım ardımda

    Galiba aşık oldum
    Seviyorum ben onu
    Düşünmeden sonunu
    Oynuyorum oyunu

    Kazanıp kaybetmekte
    Var bu oyun sonunda
    Biri var hep aklımda
    Gözü gönül tahtımda

    Düşünüp duruyorum
    Kurulsa mı tahtıma
    Mutluluk getirir mi
    Şu gülmeyen bahtıma

    Düşüncelere daldım
    Ben bu gönül işinde
    Kararı çoktan aldım
    Bunca zaman içinde
    Hep kadere inandım

    (Bu şiirim bestelendi)

    Zahide Handan Erengil


    Orhan
    Katılımcı

    Saymakla bitmez ki etnik bahane
    Aldığın nefeste olur, daha ne..
    Her evde sorunlar kaş çatıyor anne
    Çocuğun devlete taş atıyor anne.

    Yaşı küçük diye sürülür öne
    Üç, beş kuruşla çevrilir her yöne,
    Çok yazık ediyor sana, kendine
    Çocuğun devlete taş atıyor anne.

    Allaha, resule vardır inancın
    Çocuğun hali olmalı sancın.
    En yakın dostun, en içten yalancın
    Çocuğun devlete taş atıyor anne.

    Terörist için vatan, din, iman ne.?
    Dökülen kan ne, yakılan can ne.?
    Seni cehenneme baş yapıyor anne

    Çocuğun devlete taş atıyor anne.

    ?’Demokratik hakkı ?’diyor tahrikçi
    Taşı verip onaylıyor, tasdikçi.
    Sonra, ya canlı bomba, ya tetikçi
    Çocuğun devlete taş atıyor anne.

    Üstüne sürülen neden panzermiş
    Suyla ıslatır, bazen ‘de ezermiş.
    Filin, çimi ezmesine benzermiş
    Çocuğun devlete taş atıyor anne.

    ?’Taş atacak kadar ?’özgürlüğü var
    Yarını görmez, akıl körlüğü var
    Vaatlerle örgüt arada duvar
    Çocuğun devlete taş atıyor anne.

    Geçim için su,mendil’mi satıyor.?
    Altında başka sebeb’mi yatıyor.?
    İlgisiz çocuğu örgüt kapıyor
    Çocuğun devlete taş atıyor anne.

    Ekonomi, huzur hep tahrip olur
    Devlet bu, elbette tek galip olur.
    Sen evde, oğlun mahkûm garip olur
    Çocuğun devlete taş atıyor anne.

    Barışçıl eylemmiş toplanmaları
    İnsanlık suçuymuş coplanmaları.
    Taş atmakmış meğer savunmaları
    Çocuğun devlete taş atıyor anne.

    Dönmesin olaylar bir çatışmaya,
    Çocuğunu al, başlar yatışmaya.
    ?’Taş” çok ağırdır kalk hele tartmaya.
    Çocuğun devlete taş atıyor anne.

    Orantısız bir güç kullanılırmış
    İnsan hakları tekel sanılırmış
    Çocukmuş hata yapar, yanılırmış-
    Çocuğun devlete taş atıyor anne.

    Şiirim ne tehdit ne bir şikâyet
    Anlamı, anlayana açık gayet.
    Taşın değdiği her şey, yer ?’cinayet’-
    Çocuğun devlete taş atıyor anne.

    Orhan Afacan


    Aysun
    Katılımcı

    (Ahmet Telli/ Sen gidersen?e ithafen)

    sen bu şehirden gidince;

    ardın sıra havalanır güvercinler
    ve bir çift kürek mavi sularda
    çrpınır dalgalar

    güne bakanların boynu bükük
    ayinde akşam sefaları
    mahsunluk çöker

    sen bu şehirden gidince;

    keskin ıslığıyla geçer rüzgar
    Buğulu pencerede yok olur
    parmak ucumda ismin
    kırk beşliklerde cızırdar yalnızlık

    kara bulutlardan çözülünce sarı kurdele
    omuzlarıma kadar dökülür siyah saçları
    ince askımdan düşer kadınlığım
    öksüz kalır içimdeki çocuk

    sen bu şehirden gidince;

    örülür duvarlarım
    sularım çekilir
    düş kapılarım kapanır
    balçık girdaplar yutar beni
    dipsiz kuyularda

    soluksuz kalır mı insan birini özlerken?
    Gökyüzü bile nefessiz kalır

    sen bu şehirden gidince;

    dile gelir dolaştığımız kumsal
    fısıldar çakıl taşları, ezberlettiğin şiirleri
    tüm portakal çiçekleri küser

    tarihi meydanda yükselir minareler
    saraylar sessizce saklanır ayak altı
    tavanından damlar gizemi sütunların.
    hasır taburelerden duyulur tavla sesi
    sigaranda -ben- tüterken zarın hep yek
    ve her şey susar birden

    sen bu şehirden gidince;

    kanatır çektiğin fotoğraflarda zakkum dikenleri
    bir uçak havalanırdı bilmediğimiz yerlere
    mavisi duvarında bırakınca tebeşir tozlarını
    şehirler yazardık, hatta ülkeler
    peşi sıra takılırdı yüreğimizden bir uçurtma
    dudaklarıma dokunduğunda
    ipini bırakırdık
    geri geldi yağmur bulutlarıyla

    sen bu şehirden gidince;

    dilsiz bekçilerin gölgeleri uzar mezar boylarında
    bildik tüm sesler yabancı
    beyaz kağıdı yırtarcasına oynar kalem elimde
    kilidi açılmamış sandıkta birikir yazılmamış mektuplarım
    Anılar bir bir sararır
    …sen bu şehirden gidince.

    sen bu şehirden gidince;

    haritadan silinir sınırlar
    köprüler yıkılır
    baş kaldırır kale duvarları
    tarih kitaplarından düşer
    saman sarısı ferman
    ? ezib riheş kacalo milset?

    sen bu şehre dön de şiirim ol yine
    özledim seni

    05/2005

    *Eski bir şiirime ses olan sevgili Kahraman Tazeoğlu?na teşekkürler.

    #100034659

    Konu: ANNEME…

    forumda ANNEME…

    ebruli40
    Katılımcı

    Canım Anneciğim
    Gül kokulu tatlı yanaklarından öpüyorum
    Anneler günün kutlu olsun!

    Öyle özledim ki sıcacık kucağını
    Keşke küçücük bir çocuk gibi
    Yine yatsam kucağına
    Uyusam korkusuzca, gül kokulu koynunda
    Sen saçlarımı okşasan sevgiyle
    Doyamadığım sana sıkıca sarılsam
    Aklıma senden ayrılışım geliyor
    Beni bırakıp da gidişin
    Çocuk kalbimde ilk kez
    Tohumları atılmıştı hasret çiçeğinin
    O gece yastığım sırılsıklam olmuştu göz yaşlarımdan
    Kimseler duymasın diye sessizce ağlamıştım ardından
    Rüyalarımda görürdüm seni
    Düşlerimde hep öperdin beni
    Ve öyle özlerdim ki..
    Annem şiiri vardı,
    Onu her okuduğumda
    Yüreğime bir hançer gelir sokulurdu..
    Hasretinle acır yanardı küçücük yüreğim..
    Sonrasında sana kavuştum.
    Ama çok da bir şey fark etmedi yokluğundan
    Yanında olsam da yine yoktun sen
    Saçlarımı okşayacak
    Beni öpüp koklayacak
    Zamanın hiç olmadı senin
    Hep yetiştirmen gereken işlerin vardı
    Hep koşturup duran bir annem
    Ve onu hasretle bekleyen ben
    Sabırla büyüttüm hasret çiçeğimi yüreğimde
    Büyüdü büyüdü ve büyüdü
    Ben hala hasretim sana anne
    Kucağına hasretim
    Fırsat bulup gösteremediğin sevgine hasretim
    Büyüdüm kocaman bir insan oldum
    Çocuklarım var bende anne oldum
    Ama hala hasretim sana annem
    Aramızdaki duvarı aşıp
    Bir türlü sana söyleyemediğim
    Sevgimi söylemek istiyorum
    Çok geç olmadan
    Anneciğim seni çok seviyorum
    Hem de canımdan çok
    Beni bırakıp tekrar gitmenden
    Seni kaybetmekten çok korkuyorum
    Bana verdiğin her şey için
    Teşekkür ederim anneciğim
    Verdiğin ve vermeye çalıştığın her şey için..

    Seni Çok Seven küçük kızın..

    Filiz Turan

    #100034615

    Ayser
    Katılımcı

    Bir sonraki nesil torunlar anar,
    Şiirin sözünde bir ruh bulunca.
    Kirpikler ıslanır dudaklar kanar,
    Şiirin bağrına hüzün dolunca?

    Seçer sözcüklerden en çok vuranı,
    Benimser kendine yakın duranı,
    Kazır belleğine soru soranı,
    Şiirin içinde aklı kalınca?

    Sen yaz havale et, yerini bulur,
    Emektar göç eder emeği kalır,
    Şeytan sağır kalsın melekler alır,
    Şiirin dilinden selâm salınca?

    Dünya hastalanır, insanlık kanar,
    Bir nesil unutur diğeri anar,
    Memleket tutuşur kıyamet yanar
    Şiir şairinden büyük olunca?

    Ayser ÖZBAKIR

    #100034416

    Hayat
    Katılımcı

    Demek gidiyorsun?
    Ben bunu hakketmedim!
    Ne varsa aşka ve cesarete dair
    Sırtlayıp o büyük yangınınla gidiyorsun demek!!
    Git??..
    Oysa
    Sen öğretmen çıktığın yıl
    Vurup alnıma kavgayı
    Simsiyah bir süt gibi yaprak dökmüştü dar ağacı
    Akşamlarım olmuştu ve kuduz gecelerim
    Göz yaşlarım ağlarken
    Bir uzun yolculuk düşmüştü peşime
    O gün bugündür tetikte bir ömrün son kurşunusun
    Hiç aklıma gelmezdi gülüm
    Buda bana ders olsun!!!!
    Demek gidiyorsun?
    Böyle olsun istemezdim oysa!!
    Hazin vedaların bu baş dönmesi
    Cellat kırmızısı bir hüsrandı yollarda.
    Sen öğretmen çıktığın yıl
    Çırılçılgın bir ağaca soyunmuştu vişneler
    Eyvahhhhh??.
    Esmer bir ağadı bileylemişsem
    Cinnetin ucunu yakmışsam bir kez
    Cehennemin nizamiye kapısındaysam
    Ateşten bir nehre dönen bu isyan
    Hep o gül yangınına kanat çırpar
    Ve en korsan şarkılar yüzünü şarapla yıkar.
    Gidiyorsun demek?
    Ben bunu hakketmedim!!
    Ne varsa aşka ve cesarete dair
    Sırtlayıp o büyük yangınınla git.
    Hadi durma,gençliğimin vebalini,
    Ve sevgisiz hayatımızın bedelini ödemeden git..
    Bu şiiri sana armağan ettim
    Yanına almayı unutma sakın
    Issız gecelerde okur ağlarsın
    Kimseler görmese de kanarsın gülüm
    Neler çektiğimi o gün anlarsın!!!
    Sonbahar yağmuruyla ıslandım sokaklarda
    Ağladım ikimize senden çoook uzaklarda.
    Şimdi hüzün makamında bütün şarkılar
    Bu yorgun ses,bu kör lamba,bu ateşi sönmüş soba
    Tanığıdır yanlızlığın,pişmanlığın tanığıdır.
    Çünkü,çünkü benim kitabımda, aşk bir defa yaşanır..
    Demek gidiyorsun?
    Git????????..
    Bir yanda ölümün alnındaki ter
    Bir yanda suya düşen sardunya
    Ve sabahın saçlarındaki kırağı kadar ışıyorsun
    Hadi durma,
    Sırtlayıp o büyük yangının vebalini
    Ve sevgisiz bir hayatın bedelini ödemeden git.
    Bilirsin,gecenin en karanlık olduğu an
    Sabahın en yaklaştığı zamandır
    Ve hiç bir şey hakkında bildiğimiz her şey
    Aslında YALANDIR?.
    Demiştim ya?
    Sen öğretmen çıktığın yıl
    Vurup alnıma kavgayı
    Simsiyah bir süt gibi yaprak dökmüştü dar ağacı,
    Hüzün sarısı yapraklarını
    Akşamlarım olmuştu,kuduz gecelerim
    Göz yaşlarım ağlamıştı
    Bir uzun yolculuk düşmüştü peşime
    Çırılçılgın bir ağaca soyunmuştu vişneler.
    Demek gidiyorsun?
    Git?
    Bu şiiri sana armağan ettim
    Yanına almayı unutma
    Belki soban sönmüş,kitabın bitmiş,dizlerinde battaniye
    Yanlızlığın iç çekişini duyarsın
    Paketteki son sigaran
    Ve titrek bir mum alevi hüznüyle geçmişe dalarsın
    Kimseler görmese de kanarsın gülüm.
    Sende yanarsın?

    #100033537

    yaparkaleli
    Katılımcı

    Bu Şiirin İçinde…

    İçeriye girsen, dışardan baksan
    Sır gülüyor bu şiirin içinde.
    Gereksizden fazla, idraki noksan
    Şer gülüyor bu şiirin içinde.

    Akıl almazlığın şeref payını
    Kiralığa verdim, çekti yayını
    Ezber etti, muhteremi, sayını
    Gör gülüyor bu şiirin içinde.

    Zalimlere giydirecek taç yetmez
    İmkânsıza meze diye koç yetmez
    Kanun yetmez, ceza yetmez, suç yetmez
    Gür gülüyor bu şiirin içinde.

    Tur atanlar, tor atanlar burada
    Çok atanlar, yelyutanlar sırada
    Akıl, fikir, izan, idrak kirada
    Kir gülüyor bu şiirin içinde.

    Bir yanda yiğide dar gelen Eruh
    Bir yanda sayısız saygısız güruh
    Biraz azim, biraz gayret, biraz ruh
    Der gülüyor bu şiirin içinde.

    Çağdaşlığı terk edeli firavun
    ?Bana kaldı? diye avun ha avun
    Su alıyor gemi, deleni savun
    Yer gülüyor bu şiirin içinde.

    Yağmur yağar ırmağımız yas tutar
    Akıl, fikir zıvanada pas tutar
    İdrak, izan birbiriyle küs tutar
    Kör gülüyor bu şiirin içinde.

    Şiir değil bir bilmece mübarek
    Bu işi çözmeye Nuh Nebi gerek
    ?Ne günlere kaldık, eyvah? diyerek
    Er gülüyor bu şiirin içinde.
    Zülfikar Yapar Kaleli

    #100033497

    yaparkaleli
    Katılımcı

    _?Acımıdır, tatlımıdır bilemem.
    Takdir bağcının olsun.?

    Sevda çorbasını sevgi köşkünde
    İçmeye yeltendim hüzünlü günde
    Sevda yaralıda, sevgi düşkünde
    Ben nasıl arayım, solmadan götür.

    Gözümü alamam yaşın içinden
    Baharı gelmeyen kışın içinden
    Haydı şimdi gel çık işin içinden
    Sen sel, ben dereyim, dolmadan götür.

    Şiirimi seven sever mi bilmem
    Her zaman selamsız döver mi bilmem
    Beddua etmekte ever mi bilmem?
    Gönülde yarayım, olmadan götür.

    Her gülün yanında varsa bir diken
    Suçlu mu bahçeye o gülü eken?
    Dertlinin halini bilir dert çeken
    Sineme sarayım, yılmadan götür.

    Güzelim kulak ver sözün hasına
    Duyurma yerleştir sır bohçasına
    Sonradan düşmeden sözün yasına
    Sırrına ereyim, gelmeden götür.

    Takdiri bağcıya bırakan güzel
    Ne tatlı gönlüme şu akan güzel
    Bal gibi süzülen ve yakan güzel
    Bir devran süreyim, gülmeden götür.

    Gam ile doluyum, ağlar efkârım
    İçimde bir ben var, gelmez baharım
    İstemem halimi bilmesin yârim
    Yüzdeki karayım, silmeden götür.

    Nefret dolu sitemleri gizlerim
    Boyun büker, yenisini gözlerim
    Kaynayan yüreğim, nemli gözlerim
    Kimlere sorayım, bilmeden götür.

    Sonbahar, bağlarım döküyor gazel
    Beni sevmek için geç kaldın güzel
    Kurumuş dalımı sallıyor bir el
    Orada sarayım, ölmeden götür.
    Eylül 2004
    Zülfikar Yapar Kaleli

    #100033301

    Ayser
    Katılımcı

    Asırdır barışık yaşarken, aramızda alevlenen bir hicran girdi İstanbul
    sende bulduklarımı yine sende kaybetmenin yangınıdır bu.
    sende doğup, yine senin bağrında yatanlar için hararetlenirken sen,
    ya benim sende bulduklarım, benim sende keşfedip kaybettiklerim
    bitiş saatini sabahlara vardıramadığım geceler!
    yu be istanbul.

    Kifayetsiz sevmelerin devrini iç içe yaşamıştık oysa.
    hep gidiş, hep gitmeler makamında inleyen tamburların, mızrap vurgunu tellerinden kurtulup;
    ne sahillerinde, ne yedi tepende esmemi bekleme artık
    uyu be istanbul.

    Omuzlarım çok yorgun ve başımı duvarlarına yasladım
    koynumdan çaldıklarına küfreder oldum sayende
    işte bu hilekar edanla bitmek bilmez gecelerin voltasında
    uyku firari rüyalarım karmaşık teranelerde yazarım öykümü.
    varsın anlaşılamazlık çiğ tanesi düşmüş gözlere batsın
    sana münhasır bir onur
    miras kaldı bana şimdi, iç kanaması geçiren.
    uyu be istanbul.

    Alevimsi bir tes/elli dilendim
    şu fay kırığı yüreğimden bir dolu isyan bıraktım senin için,
    fecr ağarmadan kucağına alasın diye.
    bahtıma düşen keder sınavlarına girdim
    ve sayende sınıfta kaldım
    şaibelerim şiirim oldu bu sıralar,
    rihtimımdan koca bir gemi kalkti ambarı emeklerim yüklü,
    gözlerimden akan sellerimde kendimi boğmaya çalışıyorum.
    spekulatif duşlerin spazmi var.
    uyu be istanbul!

    Senin demi karnının içi yanıyor, sen demi keşfettiklerini, sende doğanları seni sen yapmak için sana ad koyanları arıyorsun,
    sen sokak lambalarında, ben kirpiklerimde idam ettik uykuları
    gözlerim kan çanağı,
    şiimdilerde alevler fışkıran denizinde ters dalgalara kürek çekiyorum mecalsizce.
    insan bozması birilerinin söylemiyle derd-i cefa yığını altında…

    Ayser ÖZBAKIR

    #100018079

    Forum:Ahmet ERHAN

    1958 - HAYATI 8 Şubat 1958'de Ankara'da dünyaya geldi. Mersin'li bir ailenin, dört kızın ardından doğan beşinci çocuğudur. Babanın işleri nedeniyle Ankara'dan göç edilmiş ve bunun üzerine çocukluğuyla ilk gençliği Mersin ve Adana'da geçmiştir. Babasının emekliye ayrılmasıyla yeniden Ankara'ya dönerler. Çeşitli nedenlerle kısa bir süre ara verdiği lise öğrenimini Akşam Lisesi'nde tamamladı. Ardından Gazi Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Ankara'nın özel öğretim kurumlarında Türkçe-Edebiyat öğretmenliği yaptı. Hayatının büyük bir bölümünü Ankara'da geçiren şair, 'Ankara-İstanbul Karatreni' kitabında anlaşılabilen nedenlerle, 2001 yılında İstanbul'a yerleşti ve Cihangir'den sonra 2002 yılından beri Silivri'de yaşıyor. Adana Demirspor Genç Takımı'nda futbol oynadı. O yıllarda geçirdiği ağır sakatlık döneminde şiir yazmaya başladı. 1976'da Militan dergisinde topluca yayınlanan şiirleriyle dikkat çekti. 1980 öncesi ve sonrasında ülke gençliğinin yaşadığı dramı, içerden bir ses olarak, o dönemlerde oldukça yaygın olan slogancılığa kaçmadan, kendine özgü diliyle yazması şiirini özel kıldı. Lirizm zenginlikleri ve ironiyle harmanladığı  "şimdiki zamanın duygu resmi" olarak tarif edebileceğimiz söyleyişini, neredeyse otuz yıldır sürdürüyor. Ahmet Erhan pek çok çevrede hala ilk kitaplarıyla hatırlanmasına ve bilinmesine rağmen, şiir serüvenini yaşanan zamanla atbaşı götürmekte ve çok genç yaştaki okuyucuları tarafından da ilgiyle takip edilmekte. Cahit Külebi, 1982 tarihli bir söyleşisinde kendisi için "şaşırtıcı bir olgu" tabirini kullanmıştı. Ahmet Erhan, bir süredir Esmer Dergisi'nde yayınladığı şiirleriyle hala kendisini izleyenleri şaşırtmaya devam ediyor. ESERLERİ Alacakaranlıktaki Ülke. İlk basımı Mart 1981'de Yeni Türkü Şiir Yayınları, İlk Eserler Dizisi'nden çıkan bu kitap, şair henüz 23 yaşındayken 1981 Behçet Necatigil Ödülü'ne değer bulunmuştur. Kitabın ikinci basımı bir yıl sonra şairin yeni kitaplarıyla birlikte Lir Yayınları'ndan çıkar. Kitabın tekrar basımları sonraki yıllarda da farklı yayınevlerinden devam etmiş ve etmektedir. Yaşamın Ufuk Çizgisi, Nisan 1982, Lir Yayınları, Türk Yazarları Dizisi. Akdeniz Lirikleri, Nisan 1982, Lir Yayınları, Türk Yazarları Dizisi. Kuş Kanadı Kalem Olsa, 1984, Can Yayınları. Bu kitapta daha önce yayınlanan 'Alacakaranlıktaki Ülke', 'Yaşamın Ufuk Çizgisi', 'Akdeniz Lirikleri'nin yanı sıra, sonraki yıllarda Bilgi Yayınevi'nden ayrı kitaplar halinde çıkacak olan 'Sevda Şiirleri', ' Zeytin Ağacı', 'Ateşi Çalmayı Deneyenler İçin' toplamları yer almaktadır. Ölüm Nedeni Bilinmiyor, 1988, Can Yayınları. Deniz Unutma Adını, Ocak 1992, Bilgi Yayınevi. 1992 Yunus Nadi Şiir Ödülü'ne değer bulunmuştur. Öteki Şiirler 1976 - 1991, Ekim 1993, Bilgi Yayınevi. Çağdaş Yenilgiler Ansiklopedisi, Ekim 1997, Bilgi Yayınevi. 1998 Cemal Süreya Şiir Ödülü'ne değer bulunmuştur. Köpek Yılları, Temmuz 1998, Bilgi Yayınevi. Yayınlanmış tek öykü kitabıdır. Resimli 'Ahmetler' Tarihi, Şubat 2001, Bilgi Yayınevi. Şairin daha önce hiçbir dergide yayınlamadığı 'Türkiye Ayağa Kalk' adlı şiir toplamı da bu kitapla ilk kez okuyucuya sunulur. Ankara-İstanbul Karatreni, Ağustos 2001, Everest Yayınları. Şairin çeşitli dergilerde yer alan denemelerini, Ankara-İstanbul Karatrenine binip İstanbul'a göç ettiği Nisan 2001'i takip eden Ağustos'ta yayınlaması oldukça önemlidir. Şehrine vedası olarak adlandırabileceğimiz 'Daüssıla' şiiri de bunun önemini çizmek istercesine kitapta yer almaktadır. Bugün De Ölmedim Anne, Toplu Şiirler 1, Eylül 2001, Everest Yayınları. Toplu Şiirlerinin bu ilk cildinde 'Alacakaranlıktaki Ülke', 'Yaşamın Ufuk Çizgisi', 'Akdeniz Lirikleri' toplamları yeniden okuyucuyla buluşmuş olup, Toplu Şiirler 2. ve 3. ciltlerinin yayınlanmaları beklenmektedir. Ne Balık Ne De Kuş, Mayıs 2002, Everest Yayınları. Kaybolmuş Bir Köpek İlanı, Ekim 2003, Everest Yayınları. Şair bu kitabıyla 2004 yılında ikinci kez Yunus Nadi Şiir Ödülü'ne değer bulundu. Şehirde Bir Yılkı Atı, Ekim 2005, Everest Yayınları. Buz Üstünde Yürür Gibi, Seçme Şiirler, Haziran 2006, Everest Yayınları. Ayrıca 'Kara Köpekli Adam' (roman) ve 'Anne Bu Şiiri Senin İçin Yazdım' (şiir) adlarıyla Bilgi Yayınevi tarafından basılan ve ne yazık ki tükendiğinden şu anda satışta bulunmayan çocuk kitapları bulunmaktadır. Şair yukarda sözü edilen kitaplarına verilen ödüller dışında yaşamı ve tüm eserleriyle 1999 yılında Halil Kocagöz ve 2005 yılında Dionysos Şiir Ödüllerine değer bulunmuştur.
    #100018061

    Forum:Ahmet KAYA

    Ahmet Kaya, 28 Ekim 1957'de Malatya'da, Adıyaman'dan Malatya'ya iş için göç etmiş Kürt kökenli bir baba ile Erzurumlu bir Türk annenin beşinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Sümerbank fabrikasında mensucat işçisidir. Altı yaşında iken babası ona bir bağlama getirir. İlkokulu Malatya'da okudu. Okuldan arta kalan zamanlarda ve yaz tatillerinde, ya plakçıda ya da tanıdıkların minibüsünde çalışırdı. Dokuz yaşına geldiğinde babasının çalıştığı fabrikanın işçilerinin düzenlediği işçi bayramı gecesinde kendini sahnede buldu. Mensucat fabrikasından emekli olan babası, daha iyi bir yaşam için İstanbul'a göç eder. 1972 yılında İstanbul'da Kocamustafapaşa'ya yerleşirler. Ahmet Kaya, ailesinin geçim sıkıntısı çekmesi nedeniyle okulu bıraktı ve işportacılık, çıraklık gibi çeşitli vasıfsız işlerde çalıştı. Liseyi dışarıdan bitirmeye karar verir ve bitirir sonra da Eğitim Enstitüsü'nün Keman bölümüne girer. 16 yaşında yasak afiş basmaktan hapse atıldı. Daha sonra birkaç arkadaşıyla birlikte Halk Birimleri Derneği'nin çalışmalarına katıldı. Bu çalışmaları sırasında çeşitli etkinliklerde bağlama çalmaya devam etti. Kendi başına öğrendiği için herhangi bir metoda ya da öğretiye uymamaktadır Ahmet'in çalış biçimi. 1978 yılında Gelibolu'da askerlik yaptı, bu arada orkestrada müzik çalışmalarına devam etti. Askerlik dönüşü Emine Kaya ile evlendi ve 1982 yılında kızları Çiğdem doğdu. O dönem, hayranı olduğu Ruhi Su'nun Boğaziçi Üniversitesi'ndeki bir dinletisine gider ve dinletiden sonra bir yolunu bulup "Usta"nın yanına ulaşmayı başarır. "Ruhi Su besteleri"ni kendisinin nasıl yorumladığını göstermek istemektedir Ruhi Usta'ya. Ruhi Usta'nın en bilinen eserlerinden "Mahsus mahal" isimli şarkıyı çalar. Usta, şarkıyı yarıda kesip bağlamayı Ahmet'in elinden alır ve kızarak "Öyle at teper gibi bağlama çalınmaz, kavga edilmez bağlamayla, bağlama ile meşk edilir." der. Ahmet, şaşkınlıkla oradan uzaklaşır; ama tabii ki bildiğini yapmaya devam edecektir. Çok sonraları birkaç arkadaşının yardımıyla Hodri Meydan Kültür Merkezi ve Bilsak'ta dinleti düzenler ve afişlerinde de Ruhi Usta'nın kendine söylediği cümleye gönderme yapar: "Bağlama Böyle de Çalınır!" [the_ad id="100035110"] 28 yaşında 1985 yılına geldiğinde 'Zamanıdır' deyip şarkılarını alıp Unkapanı'nın yolunu tutar. Hiçbir kategoriye girmeyen bu müziğe kimse yüz vermez. Sonraki günlerde arkadaş yardımları ve kendi olanakları ile ilk albümünü yapar. Hatta yayımlandığı yıl albüm toplatılır, fakat daha sonra sansürü kaldırılır. İlk albümü "Ağlama bebeğim"dir. İkinci albümü "Acılara Tutunmak"tır. İkinci albümü yayınlandıktan sonra 1985 yılında Gülten Hayaloğlu ile evlenir. Gülten Hayaloğlu hapishanede idam cezasına mahkum olan Nevzat Çelik'in "Şafak Türküsü" şiirini Ahmet Kaya'ya iletir. Ahmet Kaya, 1986'da piyasaya çıkan "Şafak Türküsü" albümü ile geniş kitlelerce tanınmasını sağlayan atılımını yapar. 1986 yıl sonuna doğru da "An Gelir" albümünü yayımlar. Albümde hemen tüm besteler kendisine aittir. Gülten Hayaloğlu ile evlendikten sonra kardeşi Yusuf Hayaloğlu ve şiirleriyle tanışır. Sözlerinin çoğunluğunun Yusuf Hayaloğlu'na ait olduğu "Yorgun Demokrat" isimli albümü 1987 yılında yayımlanır. 1988 yılında sadece iki şarkının söz yazarlığını Hayaloğlu'nun yaptığı ve diğer sözlerin tanınmış şairlerin şiirlerinden oluşan "Başkaldırıyorum" albümü yapılır. 1989 yılında "İyimser Bir Gül" albümünü yapar. 1990 Ekim ayında çeşitli şairlerin şiirlerinden oluşan "Sevgi Duvarı" isimli albümünü çıkartır. Gülten ve Ahmet çifti, stüdyo ve bir yapım firması açmaya karar verirler. GAK (Gülten Ahmet Kaya) ismini verdikleri bir müzik yapım firması ve aynı isimle bir de stüdyo kurarlar. Albüm çalışmalarına paralel olarak halk konserleri de yapar Ahmet Kaya. Gösterilen ilgi, katılım ve çoşkuya rağmen, ülkenin birçok yerinde 'sakıncalı' bir şarkıcıdır artık O. Dinleyicisiyle buluşamamak onu üzmektedir. Başı, zaman zaman derde girer, birçok yerde konser verememenin yanı sıra albümleri 'sakıncalı' bulunup kısmen de olsa toplatılır. Bu sürecin şarkılarına yansıması kaçınılmazdır. Yeni albümün adı 'Başım Belada'dır o yüzden. 1990 yılında Tatar Ramazan ve 1992 yılında Tatar Ramazan Sürgünde filmlerinin müziğini yaptı. 1994 yılında prodüksiyonu'nu Gülten Kaya ve Yusuf Hayaloğlu'nun yaptığı, Kanal D'de yayımlanan ve 13 hafta süren "Ahmet Abi'nin Vapuru" programını yapar. Ahmet Kaya'nın dünya üzerinde en çok merak ettiği ülkelerden biri Küba'dır. 1993 yılında eşi Gülten, kızları Melis ve bir grup arkadaşıyla Küba'ya, 1 Mayıs kutlamalarına giderler. Küba'da birçok sanatçıyla ve hükümet görevlisiyle tanışır Ahmet. Dönüşte Küba'nın ünlü Tropicana grubunun bir kısmını Türkiye'ye davet eder. Davet üzerine Türkiye'ye gelen Tropicana'dan dokuz kişilik bir ekibi kendi evinde de misafir eder Ahmet ve gelirinin tamamı Kübalı çocuklara kalmak üzere on altı konserlik bir turne yaparlar. Bu dönemde Ahmet Kaya, Bosnalı çocuklar için, Danimarkalı işçiler için yapılan konserlere katılır. Avrupa'nın hemen her ülkesinde çeşitli yardım konserleri verir. 1994 yılında Raks Müzik tarafından "Şarkılarım Dağlara" albümü basılan 2.800.000 bandrolle rekor kırmıştır. 14. müzik albümü olan bu albümde yer alan "Özgür Çağrı" isimli şarkıda geçen "Abin bir gün dağdan döner, sarılırsın yavrucağım" gibi sözler nedeniyle albümü toplatılır, konser vermesi yasaklanır. [the_ad id="100035111"] İlk dönem albümlerinde genel olarak bağlamaya ağrılık verdi. Pop, Türk Halk Müziği ve Arabesk kategorisine dahil edilemediği için müzikal türüne Devrimci Arabesk de denilmektedir. Fakat kendisi müzik tarzının Devrimci Arabesk veya protest olarak tanımlanmasına karşı çıkar. Sözlerini kendisinin yazdığı bestelerle beraber, Attila İlhan, Can Yücel, Nevzat Çelik, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Enver Gökçe, Ahmed Arif gibi tanınmış şairlerin şiirlerini de bestelemiştir. Genellikle şarkılarında toplumsal meseleler işlenir. Yirmi iki albümünden sadece Kervan diye bir kürtçe şarkısı vardır ve bir tane de kürtçe açılış vardır. Türkiye'de her söylediği söz ve şarkısı olay olan Ahmet Kaya hakkında birçok dava açıldı ve kendi deyimiyle emniyetler onun ikinci adresi oldu. Bu baskılara rağmen Kaya, kimliğini hiçbir zaman inkar etmedi ve mücadele etti. Birçok albümünün toplatılmasının ve konserlerinin iptal edilmesinin yanı sıra, 10 Şubat 1999'da Magazin Gazetecileri Derneği'nin Princess Otel kongre salonunda düzenlenen ödül töreninde yılın en iyi sanatçısı ödülünü aldı ve ödül konuşmasında: Ben bu ödül için İnsan Hakları Derneği'ne, Cumartesi Anneleri'ne, tüm basın emekçileri ve tüm Türkiye halkına teşekkür ediyorum. Bir de bir açıklamam var: Şu anda hazırladığım ve önümüzdeki günlerde yayımlayacağım albümde bir Kürtçe şarkı söyleyeceğim ve bu şarkıya bir klip çekeceğim. Aramızda bu klibi yayımlayacak yürekli televizyoncular olduğunu biliyorum, yayımlamazlarsa Türkiye halkıyla nasıl hesaplaşacaklarını bilmiyorum. dedi. Bunun sözleri üzerine davetliler tepki gösterip, küfür etmeye, çeşitli eşyalar fırlatmaya başladı. MGD görevlileri tarafından kongre salonundan, olağan üstü koşullarda dışarıya çıkartıldı. Bu olayın hemen sonrasında Ahmet Kaya'nın 1993 yılında Berlin'de Kürt İşadamları Derneği'nin düzenlediği bir gecede verdiği konsere ilişkin fotoğrafların Hürriyet gazetesinde yayınlanması üzerine "bölücü PKK örgütüne yardım ve yataklık yaptığı ve halkı ırk farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik ettiği" iddiasıyla hakkında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde toplam 10.5 yıl ağır hapis istemiyle iki ayrı dava açıldı. Haziran 1999'da Türkiye'den ayrıldı. Yargılamaların sonucunda toplam 3 yıl 9 ay ağır hapis cezasına çarptırıldı. ancak yurt dışında olduğu için hapse girmedi. Daha sonra bu görüntülerin düzmece olduğu belirlendi. Bu arada Ordu Valiliği Kaya'nın kasetlerinin kentte satılmasını ve bulundurulmasını yasakladı. 1999 yılında Münih'de PKK yanlıları tarafından düzenlendiği konserde ''Arabamı o şerefsizlerin memleketinde bıraktım'' dediğini iddia eden Hürriyet gazetesi haberi için hakkında DGM tarafından bir kez daha soruşturma başlatıldı. 9 Şubat 2000 yılında Zaman gazetesine yaptığı röportajda Ben "3 tane şerefsizin yüzünden ülkemde arabama bile binemedim." dedim diyerek yalanladı. Ahmet Kaya, 2000 yılında Hoşçakalın Gözüm isimli albümünün kayıtlarını yaparken, Paris'in Porte de Versailles semtindeki evinde bir gece kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Bu albümde Karwan isimli şarkıyı seslendirdi. [the_ad_placement id="icerik"] Paris'de kaldığı evde, 16 Kasım 2000 de sabah saat altıda ilaçlarını alırken kalp krizi geçirerek ölmüştür. Ahmet Kaya'nın kabri halen Paris'in Père Lachaise Mezarlığı'nda yer almaktadır. Ölümünden sonra, 2002 yılında Ahmet Kaya'nın şarkılarını 20 ünlü sanatçının söylediği "Dinle Sevgili Ülkem" isimli bir albümü yayımlandı. 4 Eylül 2007'de, Türkiye'de kendi ismine açılan tek yer olan, Ahmet Kaya Halk Evi Batman'da açıldı. Albümleri : 1984: Ya Rıza Şimdi 1985: Ağlama Bebeğim 1985: Acılara Tutunmak 1986: An Gelir 1986: Şafak Türküsü 1987: Yorgun Demokrat 1988: Başkaldırıyorum 1989: Resitaller-1 1989: İyimser Bir Gül 1990: Resitaller-2 1990: Sevgi Duvarı 1991: Başım Belada 1992: Dokunma Yanarsın 1993: Tedirgin 1994: Koçero (Selda Bağcan ile) 1994: Şarkılarım Dağlara 1995: Beni Bul 1996: Yıldızlar ve Yakamoz 1998: Dosta Düşmana Karşı 2001: Hoşçakalın Gözüm
    #100018007

    Forum:Ahmet HAŞİM

    1884'te Bağdat'ta doğdu, 1933'te İstanbul'da yaşamını yitirdi. Fizan Mutasarrıfı Arif Hikmet Bey'in oğlu. Çocukluğu Bağdat'ta geçti. 12 yaşında annesinin ölümü üzerine babasıyla birlikte İstanbul'a geldi. Mektebe-i Sultani'de (Galatasaray Lisesi) yatılı okudu. Tevfik Fikret ve Ahmed Hikmet Müftüoğlu'nun öğrencisiydi. 1907'de mezun oldu. Bir süre Reji İdaresi'nde çalıştı. Bir yandan da Hukuk Mektebi'ne devam etmeye başladı. İzmir Sultanisi Fransızca öğretmenliğine atandı. Hukuk eğitimini bırakıp İzmir'e gitti. 1912-1914 arasında Maliye Nezareti'nde çevirmenlik yaptı. 1. Dünya Savaşı yıllarını Çanakkale ve İzmir'de yedeksubay olarak geçirdi. Mütareke'den sonra İstanbul'a döndü. Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde estetik ve mitoloji öğretmenliği yaptı. Harp Akademisi ve Mülkiye Mektebi'nde Fransızca dersleri verdi. Düyun-u Umumiye İdaresi'nde, Osmanlı Bankası'nda çalıştı. Akşam ve İkdam gazetelerinde köşe yazıları yazdı. 1928'de böbrek rahatsızlığının tedavisi için yurtdışına gitti ama iyileşemeden döndü. Şiire lise öğrenciliği yıllarında başladı. İlk şiirlerinde Abdülhak Hamit, Cenap Şahabettin, özellikle de Tevfik Fikret etkileri görülür. Bilinen ilk şiiri "Hayal-i Aşkım"da bu yönelmelere rağmen yeni bir sanat yönelimi olduğu dikkat çeker. Gençlik şiirleri Mecmua-i Edebiye, Musavver Terakki, Aşiyan, Jale, Musavver Muhit, Servet-i Fünun, Resimli Kitap dergilerinde yayınlandı. Bu şiirleri kitaplarına almadı. 2. Meşrutiyet'in yazınsal karmaşa ortamında onun şiiri ayrı bir ses olarak kendisini gösterdi. 1921'de basılan ilk şiir kitabı "Göl Saatleri"nin başındaki küçük manzumeler, bu dönemin asıl eserleridir. İzlenimci ressam etüdlerini andıran bu şiirlerle Ahmed Haşim, doğanın özünü sızdırmak ister gibidir. Şiiri, bir yandan Verlaine müziğine yaklaşırken, bir yandan Şeyh Gâlib'in parıltısını taşır. "Göl Saatleri", "Göl Kuşları", "Serbest Müstezatlar" ve "Muhtelif Şiirler" olmak üzere dört bölümden oluşan bu kitap Türk şiirinin Yahya Kemal Beyatlı'dan sonraki ikinci kanadını kurar. Beyatlı'nın geniş kesimleri kucaklayan toplumcu ve ulusçu şiirine karşılık Haşim daha dar ama daha derin bir kanalda akmayı tercih eder. İkinci ve son şiir kitabı "Piyale"nin girişinde "Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar" bölümünde şiirle ilgili görüşlerini açıklar: Şair ne bir gerçek habercisi, ne güzel konuşmayı sanat haline getirmiş bir kişi, ne de bir yasak koyucudur. Şairin dili, düzyazı gibi anlaşılmak için değil, hissedilmek için yaratılmış, müzik ile söz arasında, ama sözden çok müziğe yakın ortalama bir dildir. Düzyazıda anlatımı yaratan öğeler şiir için sözkonusu olamaz. Düzyazı us ve mantık doğrur, şiir ise algı bölümleri dışında isimsiz bir kaynaktır. Gizliğe, bilinmezliğe gömülmüştür. Şairin dili, duyumların yarı aydınlık sınırlarında yakalanabilir. Anlam bulmak için şiiri deşmek, eti için bülbülü öldürmek gibidir. Şiirde önemli olan sözcüğün anlamı değil, şiir içindeki söyleniş değeridir. Şiiri ortak bir dil olarak düşünenler boş bir hayal kuruyor demektir. "Piyale" kitabındaki "Merdiven" ve "Bir Günün Sonunda Arzu" şiirleri, bu görüşleri yansıtan ve Türk edebiyatında görülmemiş bir şiirselliği ortaya koyan ürünlerdir. Bu kitapla birlikte Haşim'e saldırılar arttı. Ölçü ve Türkçe bilmemekle, toplum sorunlarına ilgisizlikle suçlandı. Yine de şiirleriyle 20'nci yüzyılın ilk çeyreğini etkilemeyi başardı.

    Aysun
    Katılımcı

    ‘Kaldıysa içinde zerre kadar ben
    Bırak kendimi yaratayım küllerimden ‘ dedin ya!
    Sustum…

    Bir an; seni ilk gördüğüm merdivenler dizildi gözlerime
    Mayısın ikisiydi, saat yine yalnızlığımın üstündeydi.
    Çapraz düştüğünde ellerimiz, avucumuzdaydı mevsim çiçeği.
    İsmin bile hatırımda değildi elini elimden ayırırken.
    Zaman aktı geçti…

    Bir deniz kenarında bekliyordun beni.
    Maviye düşen portakal çiçeğiydi duruşun
    ve gülüşün…gülüşün şu an bile aynı sıcaklık içimde.
    İsmi bile hatırımda değil o günün, mayısın ikisiydi…
    Zaman aktı geçti…

    İstanbul’a deniz ötesi bakıyorduk.
    Sokak kedilerinin gölgesine şahitti yıldızlar…
    Piyanonun başında bir adam, şarkısı hatırımda değil.
    Tenimin tenine ilk düştüğü andı şiirlerin tutuşması…

    Duymadığımız bir aşk şarkısı çalıyordu bir yerlerde
    Biliyorduk… bize gelene kadar bir bir sulara düşmüştü notalar
    Martılar çalıyordu…gülüyorduk.
    Aşkın çığlığı kilitli kaldı dudağımızda.

    Dönüşe doğdu güneş…
    Islak otobana vurdu sarısı.
    Üzerinde leyleklerin uçuşları
    ve içimdeki çocuğun kahkahaları…

    Ne kadar da yakınmış İstanbul!

    Her yıl bir taş daha koydu bu şehir önümüze
    ve her akşam iki ayrı yakada, yine de tek bedende besledik aşkı.
    Her şiirimizde biraz sen vardın, biraz ben
    Ama en çok aşk vardı.

    Mevsimi bilmem, yılı da!
    Hani şiirleri kuma gömdükleri gece
    Yumruk içindeydi ya öfken,
    cadde üstü düşmüştük kavgaya.
    Kollarımdan tutup da, ayaklarımı kesip yerden
    Ya sahip çık bana, ya çek git dedin ya!
    O an tutuştu mevsim, o an kavruldu akdeniz.
    Sustum…

    Taa ki;
    Eski sevgilin diğer yanımda
    Bir yanımda sen… o gece,
    O gece öyle yandım ki
    Aşk ne zor şeymiş.
    Dokunduğunda gözyaşıma
    Sahip çık aşkına dedin ya!
    Bu sahne bildikti aslında…
    güçsüz olan benmişim.

    Gamzene dayalıyken düşlerim
    Bir kez daha tazeledin içimde sevişleri
    Parmağımda özgürlük, içimde tutsak olan aşk.
    Sol elinden çaldığım anları helal et bana.

    ‘Az kaldı, döneceğim sana,
    Kaldıysa içinde zerre kadar ben
    Bırak kendimi yaratayım küllerimden ‘ dedin de;

    Bil ki; hep yangın yerisin içimde.
    Ne zaman sönerse ateşin, solar portakal çiçeklerim.
    Küllerinde düş kırıklarım…aşktan bizi silme.
    Aşk en çok adınla güzel.

    -Gamzen aşk kadar güzel-

    21 ocak 2007

    Arzu Altınçiçek

    #100032692

    safir
    Katılımcı

    Beni tanımadın mı dedi
    Bir sözcük bir sözcüğe
    Çevir zamanın sayfalarını
    Belleğini iyi yokla
    İyi bak gözlerimin içine
    Anılar devşir yüzümden

    Bir yağmur sonrasıydı
    Yan yana düşmüştük hani
    Bir şiirin ilk dizesinde
    Göz göze gelmiştik birden
    Bir şey kımıldamıştı içimizde
    Sonra sürülmüştük şiirden
    İzinsiz öpüştük diye

    Anımsadım dedi öbürü
    Elin elime değince
    Bindim sevdanın mor atına
    Gittim ta eski günlere
    Küçüldükçe büyüdü hüzün
    Adını bilmediğim bir şey
    Çıt diye kırıldı içimde

    Ne acılar çektim bilsen
    Nelere katlandım gurbette
    Senetlere tutanaklara
    Mahkeme kararlarına geçtim
    Yıllarca ad oldum bir kötüye
    Bir an bile unutmadım seni
    Göz göze gelmedim hiç
    Senden başka bir sözcükle

    Sesin sesime değince
    İçimdeki süt denizleri
    Köpürmeye başladı gene
    Öpüşe banınca dudaklarımızı
    Kendi kokusunu duydu yosun
    Şiirin gizli aynasında
    Kendi rengini gördü menekşe

    Haydi gel dedi
    Dişi sözcük erkek sözcüğe
    Başka bir şiire girelim
    Görünmeden ozan abiye

    ALİ YÜCE

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 94) görüntüleniyor