You cannot copy content of this page

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 129) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları
  • #100034899

    Bedriye
    Katılımcı

    Bir akşam üstü gördüm onu,
    Düşünceli,Adalar vapurunda
    Dalmış denizi seyrediyordu,
    Beyaz bir ceket vardı sırtında
    ******
    Masum bakışları dikkatimi çekti
    Utangaç bir o kadar hüzünlü
    O kalabalıktan çıkıp karşıma geçti
    Bir an gözlerimiz karşılaşmıştı
    ******
    Yüreklerimizi de bir telaş almıştı
    Kirpiklerinin ucunda yakaladım
    Kaçamak,ürkek bakışlarını
    Bakınca çatmıştı kaşlarını
    ***
    Kaçırıyordu gözlerini benden
    Başını eğdi,bir suçlu gibi
    Ayıramıyordum gözlerimi bir türlü
    Ne yaptıysam da senden
    ***
    Gülümsüyordu belli etmeden
    Sonunda nasıl oldu bilmiyorum
    Tutamadık kendimizi,boşaldık
    İkimiz birden gülmeye başladık
    ***
    Sinirlerimiz bozulmuştu aniden
    Kahkahamızdan vapur çınlıyordu
    Gülmenin biri bitmeden biri geliyordu
    Vapur iskeleye yanaşırken birden
    ***
    Nasıl oldu,kucaklaştık bilemeden
    O günden sonra hiç ayrılmadık,
    Tek yürek olmuş iki arkadaştık
    Kim derdi bir gülmeyle gelecek
    Bu arkadaşlık ömür boyu sürecek

    Zahide Handan Erengil

    #100034790

    Pelin
    Katılımcı

    Zor bir zamanla verdik adını
    Kıraç toprakların meyvelerinde tattık gülücüklerini
    Sen ki bir çocuk
    Sen ki bir genç kız olmuştun
    Hasadı gecikmiş buğday tarlaları arasında
    ‘bir umut meyvesi’ denmişti sevgine

    Ulaşılmaz bereketler uzaklığınca
    Servilerin gölgelerinde serinlettik yalnızlığımızı
    Ayrılıkların sitemkar sözlerinde
    Ve bereketli göğüslerinden taşan
    Şehvetlerin hazlarını bulduk ellerimizde
    Oysa ne bir anlık tutkuların yorumuna
    Ne de yılların anlatılarına bağladık
    Bir anlık sarılmanın yaşama sevincini.

    Denizin ıslak, rüzgârın ılıntılı yelkenlerini açtık
    Senin gözlerinin ateşli
    Ellerinin eriten dalgalarına
    Sonra…
    Bir dünya dolusu bir sandal peydahladık
    Ufuktaki yaşamak çizgisinden.
    Anladılar mı bilmiyorum
    Anlayamadıklarımızı…
    Ve bir İstanbul dolusu tarihi
    İstanbul kadar eski sevgileri
    İstanbul yaşadıkça
    Bizi kıskandılar diye sırf;
    Vahşice
    Bir öpüşe sığacak hazlarımızı sakladık, yarınımıza

    Bilirsin
    Kayaların kalabalığı engel
    Sokakların çığırtkan satıcıları sağdıç değildi
    Ellerimizin dipdiri şehvetine.
    Zaten anlamadılar bile
    Niçin sustuğunu dudaklarımızın
    Neden ateş aldığını
    Gözlerimizin.
    Böylece belli belirsizdi yaşamak
    Ve beklide biz yoktuk orada
    Onun olduğu zaman
    İstanbul yaşamınca uçuk bir silintidir karabasan.
    Bir buhar parçası gibiydik
    Bulutlandık
    Islak değildi yağdığımız yağmur
    İnsanların gölgeli gözlerine
    Sessiz sedasız anlattık sevimizi
    Ve yalancı sözcüklere verdik
    Ayrılıklarımızı, umutla.
    Ey İstanbul
    Sen bile bizim kadar hasret olmadın
    Böyle dolgun ayrılıkların
    Bir anlık hazlarına.

    İşte burada
    Mesafelerin insanlarla uzadığı
    Yüreklerin duygularla birleştiği bu yerde
    Hiç engel değil yaşamak
    Kim bilir kaç asırlık ayrılığımızın
    Her anını bir zifaf sadeliğinde
    Beraber kılmaya.

    Tarih kadar eski
    Yaşam kadar gerçek
    Bir anlık hazlarımız
    Ve biz yaşadıkça
    Ne düğünümüz yaşamla
    Ne de ölümümüz aşkımıza
    Son perde.

    01.08 -Çerkezköy


    Pelin
    Katılımcı

    I

    Bugün de suskun başlıyorum geceme
    Dilimin kilidiyle yüklendiğim
    Dayanılmaz acıları
    Geleceğimin diliyle çözüyorum
    Yarının umuduyla yaşadığım gerçeği
    Bu gecenin anısına çiziyorum
    Alnımın en eskimez yerine.

    Yorgun bir zamansa yaşadığım
    Yüreğim ağırlaşmış,
    Koyamazken bir yerlere
    Sığmazken zamana ağlayışlarım
    İki yüzlü,
    Nefret dolu insanları görüyor
    Ve susuyorum
    Tüm gerçeklere nanik atarcasına
    ZAMAN GİBİ

    II

    Düşlerimin dostluğuyla yaşıyorken hayatı
    Gerçeklerin imbiğindeki yalnızlığa
    Dönüşüyorken zaman
    Özgürce bir başına
    Hiç kimsesiz yüzlerinde insanların
    Bir köz gibi yanan yüreğimi
    toprağa bulamaksa
    özgürlüğü duyumsamak.

    Benim düşlerimin
    gerçeğe dönüşen sancısı
    bir avuç dolusu düşüncem
    ve yokluğun kederiyle
    ürkütürüm uyuyan suları
    tıpkı insanlardan, düşünmekten
    konuşmaktan ve gerçeklerden
    korkup kaçtığım gibi.
    insanca yaşama istemine çektiğim yabancılık
    BEN GİBİ

    III

    Yüzümüze savrulan her şeye
    Aldırmadan yaşamaksa hayat kanım.
    Ezilmenin tadına nanik atmaksa düşüncem.
    İnsanlardan nefret etmek gibi adice gerçeklere
    “hayır” diyebilmek gibi
    Yalnızca hayat damarlarımızda
    Dönmek aynı noktaya
    Ve yürümek sonsuzla
    Gerçeğin ta kendisidir işte
    Biz sevmesekte;
    yalnız yaşar,
    ölürüz çünkü
    Ama yine de bitmek bilmez hiçbir şey
    HER ŞEY GİBİ

    IV

    Yüzümde yıkanabilse şu sabahlar
    Kalbim simsiyah olmaz aynalarda
    Ve zorlu acılarla yatan benliğim
    Beynimdeki afakanlar gibi.
    Gerçeklerle sarar,
    İlk ışıkta her yeri
    Yeryüzü ateş kesilir
    Hiç kimse anlamaz
    Bir şeyleri nedense
    Hiçbir şey
    ONLAR GİBİ

    V

    Akşamlarca yıkık,
    Yazılmamış senfoniler kulaklarımda
    Ipıslak bir çizgi
    Gözlerimden ellerime
    Ellerimden yüreğime
    Hayatım bir manastırın kadehinde
    Eskimiş bir şarap kadar yorgun
    Sadece gecenin avutkanlığında
    Sabahı anımsamak
    Kötü geçen saatlerin
    KELEĞİ GİBİ

    VI

    Yüzler yorgun
    Ve beynimce zerrelerim
    “Bulduklarım gerçek mi yoksa”diyerek
    Kendimce hüzünlenip,sustuğum
    Kabuğuma çivileyip tüm hayatı
    gerçekler gibi
    Geçen saatleri,
    zamanı, yaşadıkça
    Suskuluğuma yüklemiştim
    HERŞEY GİBİ

    VII

    Bir geceyi yüklerken,
    Hasretin küfesine
    Omuzlarım çökmüş,
    Dudaklarım çatlamışsa susuzluktan
    Hayalleri getiren geceler
    Bir günahın sıcaklığıysa
    Yüzümde yanıp sönen karanlık renkler
    Hala eskimemişse yüreğim
    Sesi geliyorsa uzaktan
    Çarklar dönüyorsa,
    Durgun sularda
    Ve Odamın duvarları hala
    Aynı yankıyla fısıldıyorsa yüzyıl
    İşte orada bir ben
    SENSİZ GİBİ

    VIII

    Bir sigara yanmış ellerimde
    Önümde kağıtlardan mezeler
    Elimde demlice bir çay
    Sarhoşsam bir şeylere
    Kapımda asılı duran bir çivi üzerinde
    Çakılmış bir resimse duygularımla ben
    Gece boyu dört duvar
    Suretlerle karşımda
    Sisli bir odada hep yanımda
    Yüreğimse kelepçe
    Sessiz voltalardan sonra
    Adımlarım meydan okuyorsa mahkumluğa
    Sensiz gürültülerde
    Yürek kesilir gümbürtüler
    Her şeyin odağında,
    yalnızca kaybolurum
    Yüreğimde paramparça bir mavzer
    sevdalar
    HEP BİZ GİBİ

    IX

    Tütündür ellerimde yüzyıllarca
    Çıkmayan isi karanlığın
    Senin pembe dudaklarındır
    Paramparça eden gecelerimi
    Bir kabrin karanlığındadır
    Gündüzüm, gecem ve ben
    İşte o öyküdür yazdıklarım
    O karanlıkta parlayan yıldızlar benim
    Sadece ve sadece avutan
    Mezar taşlarını
    Senin hayalindir sevdiğim
    Yani benim hasretim
    Ebediyete kurulmuş bir köprü
    SANA GİBİ

    X

    Sana hiç hoşçakal demişmiydim bilmiyorum
    Zaman bir cendere
    Ve biz kaybolmuş paradokslarız
    Sonsuzun izinde
    Ve tüm yazılanların
    ANISINA

    (12.12.1988-30.011989)

    #100034812

    Pelin
    Katılımcı

    senmiydin ?
    çorak yüreğimin içine ince hesaplarla sızan.
    Ya teninde dolaşırken nefesim ne olacak düşler
    kafanı her yaslayışında ruhuma,
    tüylerimi alevler saracak sevgilim… …

    Yeter
    çek ruhumdan aşkının pençelerini
    kaldıracak güçte değil mevsimler,bu nisan esintileri
    Her defasında
    bir taş daha söküp yüreğimin kaldırımlarından
    usulcana salman minyatür zevk damaklarına
    ne kazandırdı bilmiyorum
    uçurumda sallandırdığın o melül bakışlı sevdana…


    Hayat
    Katılımcı

    Sen bilmezsin,
    Başkalarına adınla seslendiğim günlerdi.
    Uzaktın bana
    Duymazdın o yüzden
    Yokluğuna derlenmiş türküleri.

    Oysa sen varken,
    Kanayan gecelere merhem olurdu sesin
    Gülüşün dağıtırdı gözlerimden bulutu
    Ara sıra gelirdin ya?
    Ben o zaman anlardım hangi mevsimi soluduğumu.

    Seninle başlayan bir gün
    Yine seninle biterdi.
    Gecenin bir yarısı
    Şehrin yollarını adımlarken
    Ve bağlarken o geceyi sabaha
    Hayat hiç olmadığı kadar güzeldi.

    Bakışlarında mahsur kaldığımda,
    Deli gibi akardı zaman.
    Ara sıra hüzünler karışsa da sesine
    Gecemizi karartmaya yetmezdi.
    Ve ben ne zaman değsem dudaklarına,
    Yüzüne bambaşka bir iklim gelirdi.

    Sonra gittin…
    Her gün bir takvim yaprağı,
    Düştü umutlarımın arasından…
    Ve durdu gözlerine daldığımda çıldıran zaman!
    Başkalarına,
    Adınla seslendiğim günlerim oldu.
    Gelmedin…
    Şimdi bilmiyorum hangi mevsimi soluduğumu…

    #100034284

    Konu: NE DERSİN

    forumda NE DERSİN

    Hayat
    Katılımcı

    O’na

    Senden önce ne yapardım ben,bunu hatırlamaya çalışıyorum Hatırlamaya çalıştıkça da kocaman bir boşluğun içine yuvarlanmış gibi oluyorum Senden önce ne yapardım ben?

    Niye düşündükçe herşey boş ve anlamsız?Şaşırıyorum çünkü bir insanın hayatını bir başka insan nasıl bu kadar değiştirebilir ki?Sen olmadan önce anlamsız mıydı hayatım? Değildi elbette Belki hayatıma seninle birlikte yüklenen anlam, daha önce yaşanan herşeyi silip götürdü Ne dersin ?

    Doymak bilmeyen bebeklerin annesini gözlemesi gibi gözlüyorum bende seni Sürekli senden gelecek bir haberi beker durumdayım Zamanı seninle nasıl geçireceğimi hayal eder durumdayım

    Ne yaptın bana bilmiyorum Aşksa aşk, sevdaysa sevda Daha önce de yaşadım en koyu aşkları Ama bu başka bir şey Hani aşktanda üstün diyeceğim, bir türk filminin kavuşamayan iki kahramanı gibi olacak Bu da değil

    Senden önce nasıl mutlu olurdum ben?Neler sevindirirdi beni? Yine aynı kitapları okurdum, yine aynı müzikleri dinlerdim Ama senden sonra sanki hayatımda ilk kez müzik dinliyormuşum gibi geliyor İlk kez bir kitabı elimden bırakmadan her satırını beynime kazıyarak okuyorum

    Ansızın hayatıma girdiğin o andan öncesi yok Daha ne olduğunu anlayamadan birdenbire doldun içime Teslimdim artık sana, yüreğimle bedenimle ruhumla teslimdim Varlığınla hayatımı değiştirmene seviniyorum; ama, senden öncesini hatırlamayan ben gidersen ne yapacağım? ya herşey tıpkı hayatıma girişin gibi yarım kalırsa? Gidersen ve ben yarım kalırsam herşey yabancı gelecek bana Herşeyi yeniden öğreneceğim Üstelik öğretmenim de olmayacak Bunu yapabilir miyim bilmiyorum Düşüncesi bile ruhumu karartıyor Senden önce ne yapardım ben? Nasıl mutlu olurdum?Ya gidersen? Nasıl yaşarım ben senden sonra?Söylesene sevgili ne yaptın bana?

    #100034300

    Hayat
    Katılımcı

    Bu gece bir basima kentin isiklarina dalip dalip gidiyorum.
    Kalbimin sokaklarinda uzandigim yolculukta,
    irmak boylarinda, deniz kiyisinda hep seni, sadece seni ariyorum.
    Yüzün yok, sesin de.
    Gözlerimi uzaga dikmis, öylece bekliyorum.
    Geleceksin, biliyorum..
    Her geçen gün daha çok baglaniyorum,
    Sana susuyorum.
    Seviyorum seni beklemeyi, özlemeyi.
    Seni düsünmek bile tarifsiz bir sevinç yayiyor içime, bedenime..
    Sana dair düsler kuruyorum, içinde sen olan dizeleri
    bir yumak sarar gibi ezgilere harmanliyorum.
    Okudugum her sevda dizelerinde, dinledigim en güzel
    ask sarkilarinda bizi yasiyorum.
    Biliyorum, sen yoksun.
    Gözlerimi uzaga dikmis öylece bekliyorum.
    Nereden çikip gelecegini bilmiyorum ama,
    Geleceksin biliyorum.
    O büyük gün geldiginde en güzel elbiselerimle degil,
    seni yüregimle karsilayacagim.
    Yüregimin tüm kapilarini açip, içeri buyur edecegim.
    Içimde coskun irmaklar gibi akan sevgi pinarimdan yudum yudum sunacagim sana.
    Damla damla.
    Sayet aglarsam, aldirma!
    O büyük güne hazirim ben.
    Kuskum yok, kaygim yok..
    Geleceksin elbet, biliyorum.
    Ne yaptin bana bilmiyorum!
    Yüregimi ve tüm bedenimi titreten o çildirasiya özlemle bekliyorum.
    Aska susuyorum.
    Seni düsünmek güzel, tipki sairin dizelerinde oldugu gibi;
    ?Dünyanin en güzel sesinden, en güzel sarkiyi dinlemek gibi?
    Yüzün yok, sesinde
    Gözlerimi uzaga dikmis öylece bekliyorum.
    Geleceksin,biliyorum.
    Sana umutlanmak, sana dair düsler kurmak,
    seni dizelerime katmak içimdeki o haylaz çocugu nasilda mutlu kiliyor,bilemezsin..
    Yoklugun aglatmiyor beni.
    Kalbimin tüm sokaklarinda senli yolculuklara çikiyorum. Içimdeki deli çocukla bas edemiyorum.
    Ansizin bir dag yamacinda buluyorum kendimi. Bir tutam papatyadan taç yapiyorum kendime.
    Simsiki kapatiyorum gözlerimi. Birden beliriveriyorsun tam karsimda.
    Yüzün yok, sesinde.
    Ellerinin sicakligini avucumda hissediyorum. Kosuyoruz alabildigine o uçsuz bucaksiz dag yamacinin eteklerinde.
    Günese veriyoruz sirtimizi.
    Öpüsmekten bitkin düsüyoruz.
    Susuyoruz birbirimize.
    Aradan ne kadar zaman geçtigini bilemiyoruz.
    Zamani yok sayiyoruz. Akreple yelkovanin telasina kahkahalarla gülüyoruz.
    Doganin tüm güzelliklerinden faydalanalim istiyoruz.
    Delice kosuyoruz masmavi engin denizlere. Bir kayanin yamacinda buluyoruz kendimizi.
    Gün batimini izlerken sevda türkülerini mirildaniyoruz.
    Birbirimize kenetleniyoruz.
    Gözlerimizi simsiki kapatiyoruz.
    Kocaman bir salonun orta yerinde beliriveriyoruz.
    Piyanonun o ahenkli ritmine pencereden odamiza dolan rüzgarin sesi karisiyor.
    Dans ediyoruz.
    Hiç bikmadan saatlerce, öylece.
    Ayni kadehten yudumluyoruz ask sarabimizi.
    Bedenlerimiz birbirine karisiyor.
    Terden sirilsiklam oluyoruz. Aski yasiyoruz doyasiya.
    Hiç bitmesin istiyoruz el ele yagmurda yürümelerimiz.
    Çocuklar gibi kosar adimlarla tirmandigimiz bir uçurum kenarinda sevgimizi haykiriyoruz.
    Ve sesimizin yankisina gülümsüyoruz.
    Beklemeyi, umut etmeyi seviyoruz.
    Yüzün yok, sesinde .
    Bu yürek seni istiyor, sadece seni.
    Gözlerimi uzaga dikmis bekliyorum. Geleceksin elbet,
    Biliyorum.
    Bu büyük güne hazirim ben. Seni birakip gidemem…

    #100034143

    N.GOKHANSONSEL
    Katılımcı

    HÜZÜN ÇİÇEĞİM

    Bilmem hatırlar mısın?…denize hakim bir tepede eviniz?
    Bahçenizde?asmalar, akasyalar, mor sümbüller,
    Dağlarda güller ve bülbüller vardı.
    Kor gibi yakan gözlerin , çıplak ayakların,
    Mağrur bakışın, sen ve ben.
    Bir de içimizde, hiç tükenmeyen?sevdamız vardı.
    Daha yaşın o zaman , on beş bile değildi,
    İnatçı mı inatçı bir yapın, ama sağlam bir bedenin,
    Dudaklarda gülücük, kalbimizde?aşk vardı.

    Bilmem hatırlar mısın?…ceviz ağaçlarını ?..
    Hani?ellerimiz boya içinde kalır da, kumlarla ovalardık.
    Ya?balık tuttuğumuz , o küçücük körfezi ?…
    Yağmur yağdığı zaman, toprak?
    Buram, buram kokar, buhar, buhar tüterdi?

    Şimdi ne oldu o güzelim , geri gelmez günlere ?
    Zaman mı çok değişti , yoksa bizler mi değiştik ?…

    Aradan yıllar geçti, aşkımız unutuldu ,
    Gerçekten unutuldu mu dersin ?
    O bitmeyen sevdamız , o yanan yüreğimiz..
    Edilen aşk yemini unutuldu mu?…
    Bilmiyorum ne dersin ? gerçekten ?unutuldu mu ?

    Bir akşam bir araba yanaştı?satılmıştı eviniz,
    Satılmıştı o bitmeyen sevdamız?satılmıştı bitmişti?
    Üç kuruşa dünyamız?gayet iyi hatırlıyorum,
    Gözlerin yaşlı, mağrur bakışın bedbin,
    Çökmüştü omuzların?
    Terk edip gidiyordun, gidiyordun?
    Sanki uçarcasına, benden kaçarcasına?

    Duydum hemen evlenmişsin?mutlu bitmemiş sonun?
    Eşin seni terk etmiş, almış çocuklarını?
    İncitmiş seni, kırmış hassas kalbini.
    Anlaşıldı yok etmiş , sendeki tüm benliği,
    İçin , için bitirmiş , sendeki güzelliği?
    Gözlerinde gülücük , hüzünlere karışmış,
    Hüzün çiçeği gibi, aynı?benimki gibi.
    Ne olur ağlama , benim hüzün çiçeğim ,
    Ne olur ağlama?ağlama?
    Ağlatma beni, hüzün çiçeğim?.

    N.Gökhan SONSEL


    Serkan
    Katılımcı

    Üniversiteyi kazandığımda tek hedefim derslerime çalışıp okulu bitirmekti. Bir çok erkek üniversiteyi özgürlük olarak görür, kızlar uzun geceler. Evde iki arkadaş kalıyorduk: Tuna ve ben…
    Ev arkadaşım her akşam, ?Şu kızla tanıştım, bu bana baktı, o benden hoşlanıyor galiba,? diyordu; sırtına bir çift kanat takarak anlatıyordu bunları bana. Bense bu duruma anlam veremiyordum; bir insanla neden yetinmiyordu, özgürlük bumuydu, hayır hayır bu olsa olsa bencillik olurdu. Bense, hayatıma bir sevgili girmeyecek, okul sürecinde bana dost gerek diyordum. Bunu söylerken ben de inanmıyordum insanın kaçtıkları en çok yaşamak istedikleridir?
    Esra sınıfın maskotuydu. Kantinde otururken, ?Sana çok güzel bir kız ayarlayacağım,? dedi. Şaşırmıştım, ?Kim?? diye sormayı çok isterdim ama sormadım, soramadım, çünkü hemen kim olduğunu söyledi. ?Ahsen,? dedi, şaşırmıştım; okulun en çok beğenilen kızıydı Ahsen. Gözlüklerimi çıkartıp Esra?nın gözlerine baktım, hayır demek çok zordu ama ben bir sevgili yani yeni bir bela istemiyordum. Yutkunarak, ?Ben sevgili değil dost arıyorum,? dedim. Esra şaşırmıştı. Ahsen kantinden içeri girdi, gözlerine bakamadım bile; çok güzeldi, bütün gözler Ahsen?in üzerindeydi. Esra, Ahsen?in yanına oturmuştu; bana bakarak konuşuyorlardı. Esra yanıma gelerek, ?Ahsen seninle tanışmak istiyor,? dedi. Şaşırmıştım, neden benimle tanışsın ki bu kadar yakışıklı erkeğin içinde neden ben? ?Ne söyledin Esra, yanlış bir şey söylemedin değil mi?? diye sordum. ?Hayır,? dedi; ?yalnızca senin söylediğini söyledim. Ben sevgili değil dost arıyorum dediğini. O da bu zamanda böyle erkekler var mı diye sordu.?
    Masadan kalkıp Ahsen?in masasına oturduk. Esra bizi tanıştırdıktan sonra ilk an konuşmakta ikimiz de zorlandık, bizi susturan neydi bilmiyorum. Yine görüşmek üzere telefon numaralarımızı birbirimize verdik. Ahsen yanımdan ayrıldı, kantinde bütün gözler üstümdeydi, bu bakışlara anlam veremiyordum ama tuhaf biçimde mutlu da olmuştum.
    Anahtarı kapıya taktığımda Tuna?yı rahatsız etmemek için zile basmayı tercih ettim, sürekli kız arkadaşları sürekli eve geliyordu. Tuna, havluyu beline sarmış, yüzünde anlamsız bir mutlulukla, ?Oğlum içerde mükemmel bir kız var, sen bizi biraz yalnız bıraksan,? dedi. İçeri girmeden sokağa çıktım. Ders çalışmam gerekiyordu; evimize Kordon çok yakındı. O kısa aralıkta Ahsen?i düşünerek yere oturdum, balıkçı teknelerini izledim. ?Aaa selam, ne yapıyorsun burada?? dedi, Ahsen. Çok şaşırmıştım çok da mutlu olmuştum. ?Oturuyorum, ya sen?? diyebildim. ?Ben de biraz evdeki gürültüden kaçtım, ev arkadaşlarımın memleketinden arkadaşları gelmiş, ev çok kalabalık ben de bu gece bir arkadaşta kalmaya karar verdim,? dedi. Uzun bir süre bir çok konudan konuştuk; siyaset, öğrenci sıkıntıları, eski aşklar…
    ?Ben artık gideyim,? dedi. ?İstersen bizim evde fazladan bir yatak var bizde kalabilirsin,? dedim. ?Yok ya ben sizi rahatsız etmeyim,? dedi. ?Yok canım ne rahatsızlığı?? dedim. İçinde birçok bilinmez olmasına karşın bu teklifi kabul etti. Eve geldik, Tuna beni okulun en güzel kızıyla görünce şaşırdı. Ahsen, salondaki yırtık koltuğa oturdu; ben de çay demlemek için mutfağa girdim, arkamdan Tuna geldi. ?Seni kurt,? dedi. ?durdun durdun turnayı gözünden vurdun. ?Yok be Tuna, sadece arkadaşız,? dedim. ?Ne yani sen bu kızı eve getirdin ve sadece arkadaşız diyorsun; oğlum bu kızın yanına yaklaşmak çok zor, ama sen eve getirdin,? diyerek üsteledi. Meraktan çıldırdığını biliyordum. ?Tuna biz arkadaşız. Esra tanıştırdı bizi bugün kantinde,? dedim; inanmadığını belli eden gözlerle beni bir süre süzdükten sonra sustu.
    Çayı Ahsen?e götürdükten sonra kütüphaneme baktı, kitaplarımı karıştırdı, ?Okumayı seviyorsun galiba,? dedi. ?Evet okuyunca ya da yazınca rahatlıyorum. Hayal kuruyorum, aşk böyle daha güzel, insana acı vermiyor,? dedim. ?Acı çekmekten korkuyor musun?? diye sordu. ?Hayır ama bana o acıyı verecek insan bunu hak etmeli,? dedim. Ahsen?in yatağını hazırladıktan sonra lavaboyu gösterdim. ?İyi olur, bugün çok yoruldum,? dedi. En güzel tişörtümü üstüne parfüm sıkarak verdim, iyi geceler diledikten sonra odama girip yattım.
    Sabah kalktığımda küçük bir not bırakıp evden çıkmış, teşekkür etmiş. Daha adımı bile bilmediğini yazmış.
    Ahsen?le sık sık buluşup konuşuyorduk artık. Okuldakiler aramızda dostluğa inanmaya başlamışlardı; her yere birlikte gidiyorduk; sinemaya; tiyatroya; konserlere… Çok eğleniyorduk, yüzümüzdeki gülücükler artıyordu. Tek bir sorun vardı, bu korkak çocuk Ahsen?e âşık olmuştu. Ne yapacağımı bilmiyordum, geceleri gözüme uyku girmiyordu, küçük bahaneler üretip arayarak sesini duyuyor, yeniden hayal kuruyordum. Tuna?ya anlattım duygularımı, ?Oğlum sakın söyleme arkadaşlığınız da bitebilir,? dedi. Biliyorum ama bir yol buldum galiba. Odama girdim birlikte çektirdiğimiz fotoğraflara baktım, saatlerce şarkılar söyledim, ağladım, güldüm.
    Sabah uyandığımda bir buket çiçek alıp Ahsen?in kapısının zilini çaldım; yağmur yağıyordu. Kapıyı Ahsen açtı; çiçekleri uzattım, şaşırdı; ?Dur sakın bir şey söyleme, sana söylemek istediğim bir şeyler var,? dedim. Heyecandan dizlerim titriyordu; kekeleyerek boğazıma dizilen sözleri çıkarmaya uğraşıyordum. Sustu. ?Ahsen biliyorum bunları benden duymak seni hayal kırıklığına uğratabilir ama ben artık bu duyguları seninle paylaşmak istiyorum. Ben sana âşık oldum, eğer sen de istersen,? diyebildim. Yüzündeki ifadeden bu yaklaşımıma tepki duyduğunu anlamam zor olmadı. ?Bak gördün mü senin de artık öteki erkeklerden farkın kalmadı,? dedi. O an elimdeki çiçekler yere düştü. ?Ahsen, bugün bir nisan,? dedim. Daha çok kızdı, ?Şimdi gözümden daha da düşütün,? dedi. ?Yalan söylüyorsun, gözlerinden anlıyorum, iyi bir plan ama aramızdaki arkadaşlığı bitirdi Deniz.? Kapıyı yüzüme kapattı; onun da benden hoşlandığını biliyordum. Yağmurda yürüdüm bir süre. Birkaç ay hiç konuşmadık, aynı ortamda bulunmadık. Hiç kimseyle bu konuda tek söz etmiyordum. Ama hiç umudumu kesmedim, mutlaka bir gün bir yerde yeniden…
    Dört ay sonra eve girdiğimde Tunay?la Ahsen?i oturup konuşurlarken gördüm; ?Affedersiniz rahatsız ettim,? deyip odama giriyordum ki Tuna bağırdı, ?Oğlum benim için gelmedi senin için geldi,? dedi. Yanına gittim; Tuna bizi yalnız bıraktı; okul bitiyordu, son günlerdeydik artık; iyi ama neden bu kadar beklemişti? Yanına oturdum, boynuma sarıldı, ağlayarak, ?Biz hatayı nerde yaptık biliyor musun?? dedi. Bana sarıldığında içim ürpermişti, sıkıca sarıldım, kokusunu özlemiştim. ?Hayır bilmiyorum,? dedim. Bir nisanda hiç ayrılmamalıydık,? dedi. ?Artık geç kaldık ama içimde kalmasın sana ilk günden beri âşıktım,? dedi. ?Ama okul bitti sen başka kentlere, başka aşklara, ben başka bir kente… Ama seni asla unutmayacağım,? dedi.
    Bu aşk böyle başlamadan bitmişti. Yedi yıl sonra bir nisanda telefonum çaldı, telefondaki ses ?Beni tanıdın mı?? diyordu. Sesi uzaklarda geliyordu, sanırım ağlamıştı, burnunu çekiyordu, yorgun bir sesti. ?Düşün istersen,? dedi; ?ben bir sigara alayım…? O an anladım Ahsen olduğunu. ?Parlament mi?? dedim. ?Unutmamışsın,? dedi. Uzun uzun konuştuk; yaptığımız o hatadan söz ettik. ?Deniz bir ay sonra evleniyorum, şu an Ankara?dayım, burada öğretmenlik yapıyorum. Telefonu 118 den buldum; gel de her şeyi bırakıp sana geleyim,? dedi. Yeni boşanmıştım, kafam çok karışıktı, yine yanlış zamandı. Yıllardır kafamdan atamadığım kadın olmadık zamanda karşıma çıkmıştı yine; ama bu kez son şanstı bu. Dudaklarımın arasından çıkan söz göz yaşlarım kadar gerçekti, ?Gelirim,? dedim.
    Aşk bir gün mutlaka buluyor bizi, kimse aşktan kaçamıyor?


    Serkan
    Katılımcı

    Barut kokan bir sokakta ilerliyordum, ayaklarım yerden kesilircesine yürüyordum. Soğuk bir rüzgâr esiyordu ve uğulduyordu kulaklarım.
    Bu karabasanla uyandım o sabah aynadaki yüzüm eskimişti biraz, daha yabancılaşmıştım kendime, bir kurt gibi açtım unuttuğum her şeye. Duyumsuyorum, evcil bir yalnızlık geliyor göçebe kentlerde bıraktığım. Sevgilim, çiçeklerim soldu; odam dağınık sen de gidiyorsun uzak kentlere. Ben alevden oyuncaklarla oynayacağım, karabasanlar bölecek uykularımı ve dudağımda fazlaca uçuk olacak biliyorum…
    Nasıl da eskiyor aşklar. Heyecanla, “Seni seviyorum,” dediğimiz anlardaki çocuk sevinçlerimiz yeniliyor yaşama. Paslı bir bıçak kesiyor dilimizi, kanımızla besleniyoruz yarasını yalayan bir hayvan gibi. Yalandır yalnızlığın güzelliği, kim uydurmuş bilmiyorum.
    Bir ceset taşıyorum sırtımda, ormanda bir yer arıyorum. Kurtlardan saklamalıyım onu, yorgunum her zamankinden çok; gökyüzünü rahatça görebileceği bir yere gömüyorum ve yanında uyuyorum. Uyuyorum, uyuyorum çok uzun uyuyorum.
    Bir cinayet işlemek istiyorum, kusursuz bir cinayet. Önce hazırlıklarımı yapıyorum, bira şişesi yapışıyor dudağıma, sonra tabancamı temizliyorum, eldivenlerimi takıyorum. Bana gerekli olan bir canlı bu, bir insan olmalı, hayvanlara kıyamam kan tutar beni. Bir uyuşturucu satıcısı ya da bir pezevenk bulmalıyım, silahı göğsüne dayayıp arabaya bindirmeliyim. İtlerin ve tel örgülerin olduğu tenha bir sokakta kafasına sıkmalıyım. Hayır hayır daha yavaş bir ölüm olmalı, izlediğim korku filmlerinde böyle olmuyor. Testere, balta, bıçak, bak işte unuttum bunları diyorum kendime. Ben o korku filmindeki kötü adamım bu gece, karanlık ve kan kokan. O filmlerde hep iyiler kazanıyor, bu gece kötüler kazanmalı, ben kazanmalıyım. İçimdeki kana susamış canavarı doyuracağım. Gözlerine bakıyorum bana hap satarken silahımı göğsüne dayayıp arabaya bindirdiğim ibne. Ter içinde yalvarıyor. Kafasına bir mermi sıkıyorum, yere düşüyor kan sıçrıyor yüzüme, bir insandan akan kan gibi değil bu, kirli. Bok çukuruna atıyorum, sonra üzerine işiyorum evime gedip bir sigara içiyorum.
    Sevgilim sen gidersen cinayetler işlerim, resim yaparım şarkı söylerim.
    Barut kokan bir sokakta ilerliyorum, ayaklarım yerden kesilircesine yürüyorum. Soğuk bir rüzgâr esiyor ve uğulduyor kulaklarım, sen bana otobüste el sallarken…


    Serkan
    Katılımcı

    Kimliğimde yazıldığı gibi değil hiç bir şey, çok daha fazlısı var. Yasal bir yalnızlığı yaşıyorum ruhumun derininde. Derin yaralarım var kanamaya müsait. Cinayetler işliyorum sürekli yenilerini katıyorum her gün bir şeyleri daha öldürüyorum. Brahms dinledim sabaha kadar ve kitap okudum. Birkaç telefon virgül koydu okuduğum kitaba. Bana aşkı anlattılar uzunca kendi dünyalarından bildikleri kadar, bi bok anlamadım. Aşk böyle değildi. Bir yerlerde bir yanlış vardı ama o yanlış kimdeydi. Aşka ne garip anlamlar yüklendiler. Aşkı anlatmak tabii bana düşmez haddim değildir, yaşamak istediğime bir ad konulması gerekirse aşk derim hepsi bu? yarım kalmış bir sözle devam etmeliyim mum ışığında ki loş geceme. Başımı yastığa koyduğumda onu düşünmeliyim korkulardan arınarak kötü ihtimalleri düşünmeden güven dolu aşk olmalı bu. Sabah uyandığımda aynaya baktığımda gülümsemeliyim ve günaydın aşkım demeliyim. Paylaştığımız anlarda maddelerden arınmış manevi bir ilişki olmalı çay ve simit yerken mutlu olmalı, gülümsemeli. Şarabı içerken hafif müzik çalarken hiç konuşmadan birbirine sarılan bedenler hiç konuşmadan çok şey anlatmalı. Canımı sıkan bu telefon konuşmaları neredeyse her gece yaşıyorum. Derinlerde canımı yakıyordu.
    Kimliğimde yazıldığı gibi değil hiçbir şey daha fazlası var hepside yasal, cinayetleri saymazsak. Kanım akıyor her gece. Duvarlarımda eskiden kalma yaşlı bir hüzün. Şimdi sıra kimde, kim açacak kapıyı ellerimi tutup dudaklarımdan kim öpecek. Kapım kilitli cinayetin gizi sizde saklı. Bir yazımda söylediğim gibi ?yüreğimizin katili ne zaman sanık sandalyesine oturacak?. Bir kenti yaktıktan sonra verilen cezanın ne anlamı kalıyor yanan kent için. Küllerinden doğabilir mi kendini. Ben hep söyledim bana gül getirmeyin ben papatyaları severim kırları severim dedim, siz bana gül getirdiniz.
    Sis vardı sokakta perdelerimi kapalı tutardım. Ürkek bakışlarla zaman zaman dışarıya bakardım işte o anlardan biriydi. Kim bilir belki de kirli bir kabustu bu. Siyahlara bürünmüş bir adam geçiyordu sokaktan, yüzünü göremediğim bu adam kayboldu sonra sokağın kuytusunda. Dışarı çıkma isteği vardı içimde korkum izin vermiyordu. Üzerimdekileri çıkardım her şeyi. Geceyi de soydum kimse farkında değildi tüm kent uyurken ben çığlık çığlık dolaşıyordum sokaklarda. Ayaklarım kanıyordu. Her şey yasaldı cinayetler dışında. Uykumu gasp edenleri bulmalıydım yok hayır onlar orda kalmalı ben gitmeliydim.
    Veda anlarını hep unutmak isterim ama hiç aklımdan çıkmaz. İlk günler çok sancılı geçer her şey ona dair düşünülür dinlediğimiz şarkılar seyrettiğimiz film. Dolan gözler sık aramalar seyrekleşir sıcaklık kaybolur gidenin yerine başkaları gelir ve aklımızda sadece o veda anı kalır. Boşluğa düştüğümüzde telefon rehberini karıştırdığımızda yeniden duyarız o sesi yada o numarasını değiştirmiştir çoktan. Hep bir yerlerimizde sızlar. Çünkü kapanmayan her şey canımızı yakar. Sokaktaydım evet hem de çırılçıplak. Kimse görmüyordu duymuyorlardı çığlıklarımı. Serseriydim beklide saçlarım dağılmış gözlerim şişmiş haklısınız dünü aramaktan. Evime döndüğümde yerde kan izleri vardı adım adım beni takip ediyordu kayıp gölgem gibi. Yaşlı koltuğuma oturduğumda yıldılar takıldı gözlerime hep benim sandığım yıldızlar. sormayın bana cinayetlerim dışında her şey yasal söyledim bunu size. Yeni cinayetlerde işleyebilirim kan izlerini takip edip vurabilirim onu kalbinden. Sevemediğim kadınların intikamımıydı bu yalnızlık. Benden çaldığınız şarkılarda kalsın sizde. Yeni şarklarım var ilk baharı andıran yasal şarkılar. Ben şimdi ben mumu yakıp dinlerim onları saçlarını okşarım zamansız girerim koyunlarına sevebilirim beklide yeni şarkıları. Dinle yüreğimin sesini benim yüreğim bu gece fahişe her han gibi bir kadınla sevişebilirim ismini sormadan aşık olmadan sevmeden keşfedebilirim vücudunda ki derin çukurları. Şarap döküp vücuduna bir damla kaçırmadan içebilirim hepsini. İnleyebilir gece. Aynada yüzüme bakabilir miyim bilmiyorum ama bu gece yüreğim fahişe bilmelisin. Başka kadınları sevebilirim. Bunların hepsi yalan, bana ait değil, evet belki fahişe ama yüreği var, derin çukurları, yaraları olan ruhunda küçük bir çocuk saklayan. Artık sabah olmalı mum sönmeli kemancı susmalı yorgun koltuğum dinlemeli sevişmenin tanığı yatağıma yalnız girmeliyim. Sabah aynaya bakabilmek için bu fahişeyi öldürmeliyim. Söylemiştim size. Kimliğimde yazıldığı gibi değil hiç bir şey, çok daha fazlısı var hepside yasal, cinayetleri saymazsak. Bir fahişe daha öldü zamansız hem de yasal?

    Serkan Kurt


    Kaptan
    Yönetici

    bugün bir yanım eksik uyandım..
    neyin özlemiydi bu duygu,neyin eksikliği?
    bilmiyorum;
    hayır!!!
    bir eksiklik değildi, bu bir fazlalıktı!
    belleğime sığmayan bir fikirdi
    seni sevmek,seni özlemek..
    bu dağınık fikirle çıktım yola
    yürüdüm uzun uzun
    her adımda sana yaklaşır gibiydim..
    sonra durdum ve bir sigara yaktım,
    seni düşündüm;
    çünkü artık kızılaydaydım…
    gözlerim her simada seni aradı,
    üstelik sen olmayacaklarını bile bile
    seni aramak istedim olmadı,
    sana gelmek istedim;yine olmadı.
    bana mani olan bir şey vardı,
    dillendirmesi bile acı veren bir şeydi bu,
    artık bırakmalısın diyordum içimden
    devam etmek mümkün değil,
    içim sızlıyordu bunu söylerken;
    ama her şey kalması gereken yerde kalmalı
    ve bitmeli eksik sevda
    çünkü bu bir film değildi
    ve sonunda mutlu aşk yoktu;
    öylece bitmeli,
    işte tam bu noktada..
    bir karar vermek gerek:yeniden başlamak!!!
    Y.A.B.

    #100033904

    Konu: BUGÜN…

    forumda BUGÜN…

    Kaptan
    Yönetici

    Bugün, 19 Nisan, Çarşamba.

    Bugün, tam sekiz yıl sonra…

    Bugün, özgür… Bugün, suçsuz…
    Bugün, tertemizim anamın koynunda.
    Bugün, biri zindan, ikisi ağır, beşi insanca
    Yatmışlığımdan adım atışım hayata.
    Bugün, ben de varım deyiş günüm
    Yarım kalan kavgamda.

    Bir iftira namına,
    Adres veremeyişliğin hatırına,
    Bilmiyorum deyişin suçuna
    Bugün, tam sekiz yıl sonra…

    Feri sönmüş gözlerime,
    Aklar düşmüş saçlarıma,
    Tükürülmüş yüzüme,
    Utanmadan sıkılmadan haklıca
    Bakış günüm bugün.
    Bugün, en güzel görüş günüm!
    Anam yanımda…
    Aklım, bir tek taze bir bardak çayda.

    Teselli ikramiyesi gibi sunulmuş
    Yirmi yedi yaşta sabıkalı bir hüviyet
    Ve çolak kalmış bir kolla
    Bugün, hürriyet günüm.
    Bugün, en güzel görüş günüm!

    Bugün, Leyla’m başka kollarda
    Baksa da camıma,
    Hafiften dokunsa da canıma,
    Ters düşse de adamlığıma
    Bugün, yine en çok,
    Memleketim deyiş günüm.
    Bugün, benim günüm.

    Bugün, yine dişimi sıkarım…
    Yine hiçbir şey bilmem
    Ve yine bir tek ben deyiş günüm.
    İftira yağmurunda rahmet olmaz,
    Maldan yana dost,
    Anadan öte canan
    Ölümden öte köy olmaz
    Deyiş günüm, bugün haykırış günüm.

    2004

    #100033503

    yaparkaleli
    Katılımcı

    ?Ben de sevdiğimi kimseye söylemem..?
    Uğraştım, aradım bulmadım iyi
    Bilmiyorum kaçırdım mı ölçüyü
    Çok aradım yâre giden elçiyi
    Boşa iz sürsem de, kârda gibiyim.

    Her sabah, her seher kalkarım erken
    Yanık yanık ağlamışım gülerken
    Karşılık olmasın, severim derken
    Ham hayal kursam da, kârda gibiyim.

    Arzum nedir, efkârım ne sezen yok
    Bağlarımda baykuş öter, gezen yok
    Anlayan yok, ıstırabım yazan yok
    Kalemi kırsam da, kârda gibiyim.

    Yollar kar, mevsim kış bitiremem ki
    Yük ağır, yol yokuş götüremem ki
    Yaralar bir bakış, yatıramam ki
    Uzaktan görsem de, kârda gibiyim.

    Gönlümde bir telaş, ruhumda darlık
    Hayalime sığmaz dünyalık, varlık
    Verseler neylerim sultanlık, yarlık
    Yerlere girsem de, kârda gibiyim.

    Ak dediğin ak etmedi yüzümü
    Garip kulum, tutan olmaz sözümü
    Gün karardı ağ bürüyor gözümü
    Bin gönül versem de, kârda gibiyim.
    Eylül 2004
    Zülfikar Yapar Kaleli


    safir
    Katılımcı

    Daha dokunmadan kurudu irem

    çöllere bir türlü yağamıyorum

    yeni bir koşunun başlangıcında

    biraz deprem sonrası

    biraz şehir hülyası

    bir kalp yangınından geriye kalan

    siyah gözlerine beni de götür

    artık bu yerlere sığamıyorum.

    Pembe uçurtmalar yolladığından beri

    sarardı tiryaki menekşeleri

    sonbaharın tozlu kafeslerinde

    sevgi turnaları yakalıyorum

    turnalar gidiyor;ben kalıyorum

    avareyim,asudeyim,yorgunum

    bilmiyorum neden sana vurgunum

    Erzurum garında banklar üstünde

    uyku tutmuyor karanlıkları

    yitik düşlerimi kovalıyorum

    gölgeler gidiyor;ben kalıyorum.

    Binbir türlü kokuyorsa yaylalar

    siyah gözlerine beni de götür

    baharın koynundan koparıp sana

    ipek bir mendile sardığım yüreğimle

    şehzade gülleri gönderiyorum

    umutlar kalıyor;ben gidiyorum.

    Bütün yelkenlileri,deniz fenerlerini

    kaptanları sorgulayan

    yanından geçen küheylanların

    korku tufanına yakalandığı

    siyah gözlerine beni de götür

    güneş ülkesinden gelen yiğitler

    benzeri olmayan bir dünya kursun

    cellat,ayrılığın boynunu vursun.

    Usul usul intizarı çürüten

    bu hercai diken,bu çılgın arzu

    sürüklüyor imkansız muştuların

    eşiğine gönül vadilerini

    bir ağaçtan düşen yapraklar gibi

    düşüyorum tanyerine

    ya topla yaralı kırlangıçları

    ya da bu vefasız şarkıyı bitir

    özgürlüğe giden tutsaklar gibi

    siyah gözlerine beni de götür.

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 129) görüntüleniyor