You cannot copy content of this page

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 26) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları
  • #100036012

    neslihan
    Katılımcı

    Siz ana, babaya giderken,
    Söyleyin ben nereye gideyim
    Ben yine dört duvar arasındayım,
    Yalnızım… Dinmez ki yürek sızım
    Analı babalı bayramları bilmem
    Hiç bayramda anam olmadı ki

    Bayramlar analı babalı olacak ki
    Bayram o zaman bayram ola…

    Ana oldum
    İki canım var
    Canlarımdan kopardılar
    Onlarla da bayram görmedim
    Bayram bilmem bu yüzden

    Onlarda analı bayram bilmez,
    Bayramlar yürekte közüm

    Bayramlar analı babalı olacak ki
    Bayram o zaman bayram ola…

    Çıkmam evimden
    Yani hapishanemden
    Görmek istemem
    Analı babalı bayramları,
    Kıskanırım…
    Kahrolur ağlarım…

    Ana yok, baba umarsız,
    İki oğlum, bensiz anasız…
    Yar desen,çaresiz..

    Bayramlar analı babalı olacak ki
    Bayram o zaman bayram ola…

    İşte bir bayram daha düşüyor kapıma
    Bayramlarım var… Ağıtlar düşen
    Bayramlarım var… Hüzünler harmanı
    Bayramlarım var… Gözyaşımda boğulan

    Ve… Bayramlar yürekte közüm

    Hatice Katran

    #100033805

    yaparkaleli
    Katılımcı

    Hayal bahçesine umut ekilmiş
    İşte her şey çırılçıplak, sır değil
    Sevgi nerededir, nere çekilmiş?
    Güzel seni kovalayan er değil

    Özündeki dere tepe yar ağlar
    Heba olmuş ömre bin ağyar ağlar
    Bağban feryat eder bağda bar ağlar
    Pazarları geçen sade Bor değil

    Hayatın cilvesi bağrını yakar
    Feryadı gönülden gözüne çıkar
    Gözlerinden iki ırmak gür akar
    Çok zenginin akıttığı ter değil

    Düşler ülkesinde sabah yükselir
    Beton duvarlara ervah yükselir
    Umut dağlarına bir ah yükselir
    Duyanlar da doğrusunu der değil

    Hülyalar kör kütük, umutlar çatlar
    Çakal kucağında buluşur zıtlar
    Hissiz, hareketsiz, duygusuz otlar
    Kulak duyar, bakan görür, kör değil

    İnançlar dünyevi, kitap semavi
    Göğsü hışırtılı , inadı kavi
    Taş sert olur, toprak esmer, su mavi
    Kuşlar kara, beyaz değil, mor değil

    Anlayana her saniye ibretse
    Nefes almak nefes vermek devletse
    Devletin çarkını bozan rüşvetse
    Varoşları anlaması zor değil

    Ne bayramı, ne seyranı, ne kutlu?
    Ne bu gün hoş, ne de yarın umutlu
    Geceler hep ayaz, gündüz bulutlu
    Yürek sönük, küle dönmüş, kor değil

    Uykusuz geceler geceye ekli
    Şafağı kuyrukta bekler emekli
    Kimin top, kiminin çöp ile nakli
    Ölülerde bu şehirde bir değil

    Gönül postasında hayalle selam
    Yolladıkça artar gam ile elem
    Töre mi, kanun mu, velhasıl kelam
    Memurunun sesi kısık gür değil

    Buğulu gözleri takılı çarka
    Çark döner yaratır etiket, marka
    Bir başı paradır bir başı arka
    Ki bu şehir yaşanacak yer değil

    İşçide, işsizde, memurda hayat
    Yekpare yaşanır, serüven berbat
    Hayali suç olur, düşü kabahat
    Ve insanlar bu şehirde hür değil

    Zülfikar Yapar Kaleli

    #100033851

    Konu: KURTULSUN

    forumda KURTULSUN

    yaparkaleli
    Katılımcı

    Gönlümü post gibi yerlere serdim
    Konan huzur bulsun uçan kurtulsun
    Muhabbet cemine sevgimi verdim
    Gelen mesut olsun geçen kurtulsun

    Ölüm yok mu makamların sonunda?
    Paşa ne ki padişahın yanında
    Çarşıda, pazarda, Hak divanında
    Gönül örtüsünü açan kurtulsun

    Düşüncem başımı alır mı ipten
    Yükselmek olur mu gidecek dipten
    Bir bayram yaşamak haramsa hepten
    Bırak ömrü ölsün göçen kurtulsun

    Zülfikar Yapar Kaleli

    #100033612

    yaparkaleli
    Katılımcı

    Maluma İlandır…

    Serince sevdalar sulara yansır.
    Gönül ki kardan ak, kışlamamız var
    Yürek ki, sorgusuz taşıdığı sır
    Ta ana rahminde başlamamız var

    Dağa sis düşende, kurt uluyan da
    Çakallara bayram olur o anda
    Hakikat biçare, vefa bir yanda
    Yılanı, çıyanı haşlamamız var

    Sevdamız üstüne atışma olsun
    Erenler, yarenler kendini bulsun
    Bırakın lağıma sinekler dolsun
    İkiyüzlülüğü taşlamamız var…

    Ağzıyla kuş tutsa çalan kişiyi
    Zırh edip kendine yalan kişiyi
    Alnı terlemeden bulan kişiyi
    Hint kumaşı olsa, dışlamamız var

    Hasım olan zevat şer meclisinde
    Dalkavuk güruhun her meclisinde
    Destanlar söylenir er meclisinde
    Eğlen, iki çaylık dişlememiz var

    Vuslat tamam olur dosta erince
    Cevaplar istenir yerli yerince
    Can selamet bulur hesap verince
    On iki yöreden aşlamamız var

    Soru gerekçeyi sormak değil mi?
    Vuslat sevgiliye varmak değil mi?
    Marifet ahdinde durmak değil mi?
    Hakikat şerhini tuşlamamız var.

    Sultan otağında durulur saf saf
    Eyvah! Başımıza taş attık, insaf
    Sonra da bekledik bağış ile af
    Malum meydanları boşlamamız var…

    Kabrin yüzü soğuk kabir derince
    Sıkar mı dersiniz kabre girince?
    Hal beyan edilir inceden ince
    Sol elden eğriyi dışlamamız var
    Zülfikar Yapar Kaleli

    #100033277

    Ayser
    Katılımcı

    Trabzon-Sürmene-Yeniay
    Su İmparatorluğu
    Dağlar denize dikine keza insanlarda öyle
    Horon’da teşvik ifadesi ‘dik oyna uşağum’
    Yada; -Emice Kambo ne tarafta ?
    -Ne yapacasun, niye sordun ?..gibi dikine cevaplar.
    Bitki örtüsü de dikine. Ağaçlar, ifteriler.
    Vel hasılı bir ‘dik’ duruş söz konusu. Hem de ibadet edercesine. Kıyam, secde kadar kıymetli hatta arkadaş.

    Geleli 6 gün oldu.
    Bir Bayramdı ve yağmur sadece bir gün müsade verdi ‘dik insanlar kabilesine’.
    Hayat suya göre şekillenmiş tamamen. Suyun taleplerinin hiçbirine muhalefet edilemez.
    O dilediği yerden akar, dilediği kadar akar.Türküde ki gibi.

    “Ben su olur akarum, nazli yarim benden içerse”

    Derken, dik dağların ve dik denizin arasında yaşamlarını sürdüren dik insanların kabile erkekleri bayram namazını eda etti.
    Cami içerisinde daire olundu ve tek tek bayramlaşıldı.
    Belirtmek durumundayım ki dik insanlar kabilesinin ilginç bir İslam anlayışı var. İmam olmak zordur dik insanlar kabilesine.
    Yaranması zordur.
    Vaaz ettiği cümlelerin herbiri bir kulaktan girer diğerinden çıkar.
    Şu kısacık sürede bu yazıyı yazan kanı bozuk bile iki eleştiriye sahip oldu, hem de nurtopu gibi.
    “Bu kadar hızlı teravih mi kılınır kardeşim!”
    “Niye azarlar gibi vaaz ediyorsun kardeşim!” gibi..

    Feodalizmin tek bir kırıntısının hiçbir dönem olmadığı bu dik insanlar kabilesinde, yani Hamandoz’da insan bayramlaşmak direk bu kültürel yapyıya bağlı olarak öyle zor ki.
    Anti-feodal ve hatta ucundan azıcık anarşist bir ruha sahip olduklarından evler anadolunun diğer yörelerinden farklı olarak araziye serpilmiş vaziyetteler.
    Her Hamandozlu kendisinin ağası sözün özü.

    Sağlam bir yağmur altında bayram ziyareti başlamıştır artık.
    Kazmaz’lar, Uzumet’ler, Telesmanoğulları, Zorba’lar, Dinga’lar vesaire vesaire..
    “Hoş geldunuz”, “Çok bayramlara gidesunuz”, “Tatli yeyun yüreğunuze sarilsun” gibi klasikleşmiş diyaloglardan sonra evin en yaşlısının monoloğu başlar.
    O konuşur ama kimseyi dinlemez.
    Yaşı kaç olursa olsun ‘dik’ duruş yerli yerindedir evelallah.
    Herkes gibi yaşlılarda sadece suya boyun eğmişler.

    Bu dik insanlar topluğunun en aykırı iki ismi Ankaralı Mahmut amca ve Kabaoğli Aydın (eski muhtar).

    Fakat Kabaoğli Aydın değişik model.
    Hiçbir kıstası kabul etmez.
    Bir nevi Milenyum Koçerosu, bir nevi fikri patlama ve hatta dik insanlar kabilesinin Diyojeni.
    Sanki gerçekten elinde gündüz vakti fenerle dolaşıyor ve sesleniyor “Adam arıyorum”.
    “Sizun camelere kılduğunuz namazi Allah kabul etmez”, diyerek cesaretin anasını ağlatan.
    Veya “tebarekte ya-zel celal vel ikram” diyen imama doğru camide “kılduk daa ne ikrami?” şeklinde seslenerek ümmetin hakkını terstende olsa arayan.
    Neşet Ertaş denildi mi akan sular durur onun nezdinde, zira ona göre Neşet baba ‘beddiüzzaman’dır. Daha ileri gidiyorum Kabaoğli Aydın hakkında ve iddia ediyorum ki o yaşayan bir Melamet temsilcisi, bir Kalender Meşreb bayii gibidir.

    Böyle saymakla bitiremiyeceğim çokça karakter veya enstantane yazabilirdim.
    Cami cemaatinin namaz vakitleri arasında avludaki gıybet kokan sohbetleri, ya da komşuların bir araya geldiklerinde ki;
    Veya kendimi bildim bileli “sen kimun kizisun” sorusunun rüyalarıma girecek kadar bir ‘dejavu ihtilali’ gibi hem de aynı kişi tarafından tekrarlanması.
    Nihayetinde bitmek bilmeyen ve bitecek gibi görünmeyen Türk müyüz?-Rum muyuz? tartışmasının yarattığı ‘Pontus dilemması’.(Sülale lakabımız Kondofos olduğundan bu dilemmayı hiç yaşamadım elhamdulillah)

    Dik insanların kabilesi Hamandoz köyü nacizane fikrim çok enteresan bir yer.
    Yeşilin ve mavinin her tonunu bulabileceğiniz, insanlığı ararcasına, bolca susup çokça dinleyeceğiniz, havası suyu tertemiz, ölmeden görülesi yer.
    Annemin ve Babamın köyü, dik insanlar kabilesi.

    Bir Bayram Gününden Yansımaydı…

    Bu defa “Siyah Türk” Ayser ÖZBAKIR


    Kaptan
    Yönetici

    KALBIMIZDEKI KAHRAMANLAR

    Iste onlar sehitlerimiz kalbimizdeki kahramanlar.
    Adlarimi MEHMET COSKUN,KASIM AKSOY,TURGAY SALGAR,AHMET SARIOGLU,BAYRAM GÜZEL,SIDDIK KÜCÜKGÖZ,FETULLAH SELCUK,EMRAH ERYILMAZ,MEHMET UCARI ,SEYFI ALTUNTAS,SÜKRÜ KARATAS,MEHMET YILDIRIM,vede MEHMET UYAR
    Yukaridaki ismi yazan sehitlerimiz su dakikaya kadar son kahramanlar
    Bütün analar,babalar avratlar coluklar cocuklar herkes sizin icin aglar
    Ulan serefsiz hainler acaba bu vatani sahipsizmi sandilar
    Bu vatani sizin gibiler degil serefsiz teröristler yedi sülaleniz yikamaz ulan.

    Kimisi bayram günü dogdu bayram günü öldü
    Analarindan,babalarindan ayri kaldilar vatani yasa bogdular
    Olsu´n be sehitlerim bu camilerde okunuyor size fatihalar
    Bu topraktan daga ne aslanlar yigitler cikar

    Aslan bakisli yigitlerim sehitlerim benim
    Benimde artik sondur insallah dilegim
    Sizlerde son olursunuz insallah baska sehit olmaz diyelim
    Rugunuz saad olsun el fatiha aminnnnnnnnnnn

    SEHITLER ÖLMEZ BU VATAN BÖLÜNMEZ.

    Yazar: xnihat34
    Şehir / Ülke: berlin / romantik/nihat


    Ogniela
    Katılımcı

    Pencerene konan bir şarkı aşk
    Odanın buğulu camına yağan
    Silik? Adı yitik bir düş
    Geceye sözlendi öksüz gözlerim
    -ki köksüz sevinçlerim
    Gözü yaşlı, başı duvaklı sevdam
    Pembe düşlerim gurbete gelin.

    Kelimeler aciz kaldığında
    Yetmedi heybemdeki gülüşlerim
    Issız bin gecenin içinde yarsız
    Kimsesiz, şiir yüzlü nazendeyim?

    Ah, içimin bahçesiydi
    Şarkımın nağmesiydi yar
    Laleler, papatyalar, güller
    İlkbaharlıklarını giyinmiş ukdeler?
    Gonca gözlerimde hüzzam nağmeler
    Silin eksilmeyen vedaları ellerimden.
    Tanıdığım sandığım yaralı uzaklar
    Tek taraflı güzleri alın üzerimden.
    Kanata kanata yazın yüreğime
    Vedalarla filizlensin sevdalarım

    Gece yutarken küskün güneşi
    Süzülür dudağımdan uçurumlar
    Adın dilimden düşer
    Çelimsiz bayram sevinçlerim
    Kor olur bağrımı deşer
    Tazelenen yaramda kısalır ömür
    Küçülür med-cezirler
    Yitirilen gecenin mateminde
    Bir yığın öteki?

    Aslına döner kısacık sevinçlerim
    Büyür karşılıksız yüreğim
    Saplanır yalandan bir ok
    Eteğimde tembihli yıldızlar
    Sabah uyanmak yok?

    Olsun be sevgili?
    Gündüzün ortasına göm sen de beni
    Bakışlarının uzağında yaşarken
    Yüreğinde ölmek bile güzel?

    Mart 2008

    Ayşegül TEZCAN

    #100032146

    Sevgi
    Katılımcı

    zehrin sızdığı bedende büyüyen karanlık
    son kibritin söndüğü dağda kopan fırtına
    hayır bunlar değildi, önce yüzün başlardı
    duru bir şefkatle başlardı yüzün
    bütün zaman kiplerinden gelirdin, fiiller kavuşurdu çekimine
    yollara, raylara, akşamlara kapanan ufuk
    onarılmış günlüğü olurdu
    ayrı ve ırak geçmişlerimizin

    kanatlarından kan sızan kekliklerle
    döndü o yıl avcılar yaralı ceylanları
    sürükleyerek indiler yamaçlardan
    uzun bir kış olacağını söyledi bilgeler
    kupa beyinden sevinçler devşirildi kahvelerde
    erkeksi hüzünler rakıyla dağlandı yine
    ahşap pencerelerin patiska perdeleri ardındaydı kadınlar
    daha çok hamur kestiler, daha çok mantı döktüler
    herkesin bir işi vardı anlayacağın
    hangi deniz iklimindeydin, sen hangi derinliklere ilerlerdin
    her ilişkiden bir parça katarak oluşturduğum imge
    onca zaman suvatlarında kıvandığım çiçekten nehir
    yolları kar tutmuştu, yürürdüm…
    kalsam kara bir günlüğe büyürdüm

    bir dönem kitaplarla avundum
    kahramanlarında benzerlikler aradığım
    her sevgilide senden bir surete rastladım
    bir dönem savruldum
    hayatla ölüm arasında
    aynı eve, aynı odaya
    döndüm yine aynı tutkuya
    değdiğin, dokunduğun, kullandığın
    eşyaların düzenine
    iki ayrı varlık, iki ayrı kimliktim artık
    biri yeni giysiler, bayram törenleri, marşlar
    ve karşılanması için mevsimlerin
    diğeri kilitlenmiş bir sancıydı
    ne kendine ne evrene sığan

    amansız bir hastalık gibi
    bütün gözeneklerime yayılan
    ve ancak yankısıyla karşılıklanan
    herkes aldı payına düşeni
    bu yangın tutkusundan
    kimileri söylencesiyle avundu
    kimileri gençliğiyle atlandı
    o yıl uzun bir kış olacağını söyledi bilgeler
    daha bir tenha idi sokaklar, kelimeler tedirgindi
    dudaklarındaki tuz tadından şehvet
    bedeninden uçurumlar edindim
    -kendini üreten arzular, puslar, anılar, düşler-
    bunlarla tutunurdum bir başka kışa
    kim bilir belki yeni bir aşka

    her ilişkinin hızla geçmişe dönüştüğü bir çağda
    sadece bir anmalıktır artık, belki bu bile değil
    biliyordum buluşmazdı bizim hayatlarımız bir daha
    kişisel tarihlerimizle parçalanmış ortak payda
    hiçbir ilişkide kavuşmazdı mahlesine

    on yıl öncesine ait kimi anımsamaların
    tozlu göğünden topladım bu şiiri
    anımsanamayan düş görüntülerinden
    bir nehir akardı ve uzaklıklar olurdu her şey
    yağmura benzeyen gözlerin vardı senin
    sokulgan bakışların, ıslak hüznün
    zamansız öfkelerin vardı, ki daima inceydi tarihin
    bedeninin açtığı derinliklerden topladım bu şiiri
    sesinin yer edindiği iç geçitlerden

    her ilişkinin dağılmış ayrıntıları
    her kopuşun unutulmuş anları
    anladım ki arar, bir gün bulur bizi
    bir gün bulur bizi, yaralarımızı
    emanet ettiğimiz zaman

    #100032147

    Sevgi
    Katılımcı

    ÖTEKİ ZAMAN

    zehrin sızdığı bedende büyüyen karanlık
    son kibritin söndüğü dağda kopan fırtına
    hayır bunlar değildi, önce yüzün başlardı
    duru bir şefkatle başlardı yüzün
    bütün zaman kiplerinden gelirdin, fiiller kavuşurdu çekimine
    yollara, raylara, akşamlara kapanan ufuk
    onarılmış günlüğü olurdu
    ayrı ve ırak geçmişlerimizin

    kanatlarından kan sızan kekliklerle
    döndü o yıl avcılar yaralı ceylanları
    sürükleyerek indiler yamaçlardan
    uzun bir kış olacağını söyledi bilgeler
    kupa beyinden sevinçler devşirildi kahvelerde
    erkeksi hüzünler rakıyla dağlandı yine
    ahşap pencerelerin patiska perdeleri ardındaydı kadınlar
    daha çok hamur kestiler, daha çok mantı döktüler
    herkesin bir işi vardı anlayacağın
    hangi deniz iklimindeydin, sen hangi derinliklere ilerlerdin
    her ilişkiden bir parça katarak oluşturduğum imge
    onca zaman suvatlarında kıvandığım çiçekten nehir
    yolları kar tutmuştu, yürürdüm…
    kalsam kara bir günlüğe büyürdüm

    bir dönem kitaplarla avundum
    kahramanlarında benzerlikler aradığım
    her sevgilide senden bir surete rastladım
    bir dönem savruldum
    hayatla ölüm arasında
    aynı eve, aynı odaya
    döndüm yine aynı tutkuya
    değdiğin, dokunduğun, kullandığın
    eşyaların düzenine
    iki ayrı varlık, iki ayrı kimliktim artık
    biri yeni giysiler, bayram törenleri, marşlar
    ve karşılanması için mevsimlerin
    diğeri kilitlenmiş bir sancıydı
    ne kendine ne evrene sığan

    amansız bir hastalık gibi
    bütün gözeneklerime yayılan
    ve ancak yankısıyla karşılıklanan
    herkes aldı payına düşeni
    bu yangın tutkusundan
    kimileri söylencesiyle avundu
    kimileri gençliğiyle atlandı
    o yıl uzun bir kış olacağını söyledi bilgeler
    daha bir tenha idi sokaklar, kelimeler tedirgindi
    dudaklarındaki tuz tadından şehvet
    bedeninden uçurumlar edindim
    -kendini üreten arzular, puslar, anılar, düşler-
    bunlarla tutunurdum bir başka kışa
    kim bilir belki yeni bir aşka

    her ilişkinin hızla geçmişe dönüştüğü bir çağda
    sadece bir anmalıktır artık, belki bu bile değil
    biliyordum buluşmazdı bizim hayatlarımız bir daha
    kişisel tarihlerimizle parçalanmış ortak payda
    hiçbir ilişkide kavuşmazdı mahlesine

    on yıl öncesine ait kimi anımsamaların
    tozlu göğünden topladım bu şiiri
    anımsanamayan düş görüntülerinden
    bir nehir akardı ve uzaklıklar olurdu her şey
    yağmura benzeyen gözlerin vardı senin
    sokulgan bakışların, ıslak hüznün
    zamansız öfkelerin vardı, ki daima inceydi tarihin
    bedeninin açtığı derinliklerden topladım bu şiiri
    sesinin yer edindiği iç geçitlerden

    her ilişkinin dağılmış ayrıntıları
    her kopuşun unutulmuş anları
    anladım ki arar, bir gün bulur bizi
    bir gün bulur bizi, yaralarımızı
    emanet ettiğimiz zaman


    Ogniela
    Katılımcı

    Sana baktıkça, çıngılar dansa kalkardı yüreğimde
    Bütün mutlulukların pastillerini emerek tüketirdim
    Sana kavuşmak ertelenmiş, yitmiş bir hazandı
    Kırılgan suretlerimi izlerdim özlemli tenimde.

    Sana baktıkça, ikiye bölerdim hırçın bir zamanı
    Işık hızıyla geçerdim sorgulu, ağrılı karanlıkları
    Bayramım olurdun hasret yüreğimde, mutlanırdım
    Özlemin izbe tenhalarında çocukça kaybolurdum.

    Sarı denizlerin esmer ve kavisli dalgası olurdun
    Kanayan bir yürekti içimde, bir tek seni solurdum
    Omuzlarımdaki suskun ve gelmeyen eylülümdün
    Kokunu bırakarak üzerime, anılarıma sokulurdun.

    Seni düşünürdüm hep, korkunun ıslanmış göğsünde
    Yaşlı yüreğimde dindirilemeyen çözümsüz sancıydın
    Bütün mevsimlerin yorumsuz ve sonsuz bekleyişiydin
    Göğsümdeki ilençli yarayla sen benim sevecenliğimdin.

    Çırılçıplak sevinçlerinle dolaş şu imgeli göğsümde
    İçten gülüşlerinle, yağmurum ol fışkın çisentilerinle
    Menekşe kokulu baharları getir, kadın gülüşlerinle
    Hırçın ve oynak edanla gel, sultanım ol düşlerimde.


    safir
    Katılımcı

    Çocuğun gördüğü düştür barış.
    Ananın gördüğü düştür barış.
    Ağaçlar altında söylenen sevda sözleridir barış.
    Akşam alacasında, gözlerinde ferahlı bir
    gülümseyişle döner ya baba,
    elinde yemiş dolu bir sepet ve serinlesin diye
    şu pencere önüne konmuş testi gibi
    ter damlalarıyla alnında;
    barış, budur işte…

    Barış, sıcak yemeklerden tüten kokudur.
    Akşamda yüreği korkuyla ürpertmediğinde
    sokakta ani fren sesi ve çalınan kapı,
    arkadaşlar demek olduğunda sadece,
    barış, açılan bir pencereden,
    ne zaman olursa olsun gökyüzünün,
    renklerinden uzaklaşmış canlarıyla dolmasıdır içeriye.
    Bayram günleri çalan gözlerimizde.
    Barış budur işte.

    Bir tas sıcak süttür barış
    ve uyanan çocuğun
    gözlerinin önüne tutulan kitaptır.
    Bacaklar uzanıp, ışık ışık
    diye fısıldarlarken birbirlerine
    Işık taşarken ufkun yalağından,
    Barış budur işte.

    Kitaplık yapıldığı zaman hapishaneler
    geceleyin kapı kapı dolaştığı zaman bir türkü
    ve dolunay, taptaze yüzünü
    gösterdiği zaman bir bulutun arkasından
    Cumartesi akşamı berberden
    pırıl pırıl çıkan bir işçi gibi;
    Barış budur işte…

    #100031153

    Konu: …ZAMAN

    forumda …ZAMAN

    oktayzerrin
    Katılımcı

    Omuz hizasından ince beline
    Uzanır o ipek saçları aman
    Vurur aşk sazının gönül teline
    Yıldızlar göz eder, güldüğü zaman…

    Yavru bir kuş gibi kanat çırparım
    Mutluluğa, aşka hep göz kırparım
    Bu şehrin üstüne güller serperim
    Sevgimi paylaşıp, böldüğü zaman…

    Kan kusar geceler, o yoksa eğer
    Güzel bir bakışı, dünyaya değer
    Canımdan bile çok sevmişim meğer
    Ölürüm üzülüp, solduğu zaman…

    Gözlerinden ışık, kuvvet alırım
    Ben gönül peteği, o da bal arım
    Yaşanmış sayılmaz onsuz yıllarım
    Bayram yapar gönlüm, geldiği zaman…

    Oktay ZERRİN- BAFRA


    temptation
    Katılımcı

    Hiçbir filiz kendi gölgesinden öte bir yerde ölümü tatmamıştır..?

    Ey gözlerime bahşedilmiş mucize,

    Ey yüreğime hediye edilmiş Cennet kokusu,

    Ey nefesime serpiştirilmiş bir yudum taze hayat,

    Kan ter içinde susuz dudaklarıyla ve semâya dönen dualarıyla ? bir avuç deryâ?yı ? dileyen bir Haziran Cumartesi vaktinden düşüyorum sen kokan bu satırları..Vaveylâ eden bir öğle saatinde bulunduğun yerin deli rüzgarlarında düşlüyorum seni..Deli esen rüzgara inat başını eğmeyen gözlerine baka baka seni sevdiğimi haykırıyorum dua dua…. Kulağımda yankılan Cennet şarkılarıyla yeniden huzuru doldururken seni çekiyorum içime.. Toprak kokan benliğimle deniz kokan türkülerin söylendiği yüreğine akıyorum.. Sen mavi bir deryâ, ben sana kavuşmayı arzulayan – ruhi haliyle- Leylâ.. Sana gelen yollarıma sunulmuş tüm engelleri teker teker aşarak sana koşuyorum. Yüreğimde toprak kokusu, yüreğimde sana bir an evvel kavuşma çoşkusu..Hadi sevgiliKapılarını, perdelerini sonuna kadar arala.. Mevcudiyetinin ve geleceğinin tek idamesi / gayesi koca yürekli ? umut ? sayfalarına bir ? Elif ? miktarı ?gül?ümse olmaya geliyorum.. Heybemde yetiştirirken her nefesine bir ? Elif ? miktarı huzuru kattığım birkaç sevda gülü ve nefesimde Cennet tahayyülü ile sana koşmaktayım..Yıllarca sana sakladığım yüreğimi benden emin olana ? sana ? katmaya geliyorum.. Yollarım sana, menzilim sana..Kan ter içinde kalan Haziran ayının aksine ben ? senin gözlerinde ? yaşlanmayı diliyorum.Senin mevcudiyetine idrakim tamamdır artık.. Gayri benliğim senin varlığında sonlansın sevgilim?Çünkü biz bir mucizenin gerçeğe en yakın halinde sevdik birbirimizi.. Biz ki; dallarında bir ? Elif ? miktarı huzur, köklerindeki taze umutları taşıyan gül-i râna?nın sevdaya sunulan bir avuç mutluluğuyuz..

    Tedavülü çoktan kalkmış bir ömrün peyderpey yeniden yaşatılması değil bizim sevdamız. Bitkisel hayatta yaşayan bir bedene yeniden ömür biçmek degil yaşadıklarımız.. Ayrı gökyüzüne aynı gözle bakan bir sevdanın en yalın haliyiz.. Tümceleri sevda ile nakış edilmiş cümlenin içinde yüreği Cennet kokan bir özneyle ile bir yüklemiz.. Biz ki toprağın suya hasret kaldığı zaman diliminde gökten düşen – bir ? Elif ? miktarı ?gül?ümse?yiz.. Şimdi sevme zamanı.. Şimdi kavuşma zamanı..Gökten inen nurun toprakla kavuşmasında temaşa edilen mucizenin kelimelere dökülen haliyiz biz.. Sen ve ben bir?iz..Sen ve ben hep biziz.. Biz ki ;bir ? Elif ? miktarı huzuruz yetim ceylanlara hediye edilen.. Biz ki; taze gülüz nadasa bırakılmış topraklarda yeniden yeşeren.. Ve biz ki, birbirimizin kaderine yazılmış bir ömürlük sevdayız yıllarca kıyıda köşede delice beklenilen?

    Nefesindeki hayatla soluklandığım saklı sevdam,

    Sevda mucizesinin yeniden tezahür ettiği gözlerine yaşat beni.. Sonra da yeşil Cennetindeki gonca güllerinle sar beni?Hadi sevgili durma öyle.. Mavi bilyelerin cam soğukluğunda üşüyen yüreğimi sıcak şefkatinle kundakla. Üzerinde ütüsüz gömleği bir de yamalı pantolonu ile sana koşan bu adamı ilkokul cağındaki örgülü saçlarıyla siyah- beyaz fotoğraflara bile renk katan yaşı küçük ama yüreği büyük o kahve gözlü kızın yüreğine al..Gözlerinde her gün tekrarlanan bayram sabahlarının güzelliğine kat beni.. Baktığın her gökyüzünde benim gülen yüzümü görebilecek kadar benimse beni..Bir an tıkanan hayatın içinde anlamını idrak edemediğimiz ama onsuz mevcudiyetimizi idame ettiremediğimiz nefesinle sev beni.. İçine çek beni.. Taaa ciğerlerine doldur beni. Uzaklığımı unut, nefesime sokul.. Şah damarlarımdan bir an bile ayrılma sevgili.. Yoğunluktan bitap düşen yüreğimi nefesinle tazelendir.. Hadi el gibi sevgili durma yanımda . Ne olursa olsun yaşat beni yaşadığın sevdanın en yalın zamanında.. Kapı zile basan kişinin aşikâr olmasına inat sen hep benden başka her şeyi unutacak kadar sev beni..

    Hadi sevgili.. Bu Cumartesi bana memleketinden güneşler topla heybene..Biraz da deli esen rüzgardan doldur eteklerine..Bana gelirken toz toprak koksun yüreğin? Ellerin ise huzur? Şimdi seni bekliyorum aynı gökyüzünün altında. Sana kanatlanmak üzereyim.. Hicretim sana.. Yollarım sana? Menzilim sanadır..

    Unutmadan sevgili.. Gözlerimi kapattım.. Hani her zaman sana dediğim gibi? bir gün gözlerine bir şey olur da bir göz gerekirse karanlıklarına.. İşte bak yine gözlerimi sana verdim.. Kapattım ışıklarımı.. Annemin tülbentiyle perdeledim güneşi.. Sağım- solum karanlık mı sanıyorsun şimdi.. Tut ellerimi şimdi.. Gözlerin ışığım, adımların adımlarım olsun?Hadi gözlerimi kapattım ve kulağımda Cennet şarkılarıyla çoşarken kulağına fısıldıyorum sevgili?

    ? Senden başka her şeyi unutacak kadar seviyorum seni …”

    ???…

    Hep bir ? Elif ? miktarı ?gül?ümse ne olur?

    Çünkü; gülmek sana yakışıyor…..
    Gülümse ne olur?

    Gülümsediğin,

    Bende yaşadığın,

    Beni ? sende ? yaşattığın için

    ? Eyvallah sevgili eyvallah?.?

    İsmail SARIGENE

    #100029998

    Aysun
    Katılımcı

    Baba gibi can bulunmaz
    Ağzımızda dildir baba
    Temelsiz yuva kurulmaz
    Sağlam temel beldir baba

    Annem her gün ismin söyler
    Gölgesinde gönül eyler
    Başsız olmaz şehir köyler
    Baş kentimiz ildir baba

    Başımızda baş tacımız
    Derde derman ilacımız
    Meyveli bağ ağacımız
    Bahçemizde güldür baba

    Mutlu günde bayramımız
    Onsuz olmaz ayranımız
    Bereketli hep soframız
    Çiçek arı baldır baba

    Kördüğümü elsiz çözer
    Gönlümüzde gizli gezer
    Kalem gibi yazı yazar
    Sevdamıza çöldür baba

    Deryamıza gemi olur
    Her limana uğrar durur
    Önde gider yolu bulur
    Kaptanımız mildir baba

    Dertler üst üstte dizilir
    Gam keder ile ezilir
    Tuncay’a bakar üzülür
    Açan kanat koldur baba

    Tuncay Akdeniz

    #100027370

    Konu: ADIN BAHARDI

    forumda ADIN BAHARDI

    Aysun
    Katılımcı

    Kente yanlızlık gelirdi sen uyuyunca
    Yüzümde mevsim değişirdi uyandığında
    Bilmezdin gizliden seni sevdiğimi
    Aşkın içimde solardı adın bahardı

    Eteğini koştururdun sokağımızda
    Sokak sus pus olur sana bakardı
    Bilmezdin gizliden izlediğimi
    Gözlerim gözlerinden korkardı
    Hatırlıyorum adın bahardı

    Sokakta bir bayramdı durakta bekleyişin
    Sanki sonsuz bir ayrılıktı okula gidişin
    Bilmezdin her sabah seni yolcu ettiğimi
    Yüreğim yol boyu ardından ağlardı
    Hatırlıyorum adın bahardı

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 26) görüntüleniyor