1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 130) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları
  • #100034991

    SerdarYildirim
    Katılımcı

    135 Yaşında bir güçlü, dev Türk.
    O’nun adı Mustafa Kemal Atatürk.

    1881 yılında doğdu.
    Tam 24 yaşında yüzbaşı oldu.

    31 Mart Ayaklanması’nda vardı.
    Hareket Ordusu Kurmay Başkanı oldu.

    Osmanlı İmparatorluğu çökmüştü.
    Fethedilen ülkeler elden gitmişti.

    Sonunda Anadolu’ya düşman dolmuştu.
    İnsanlar çaresiz, ümit yok olmuştu.

    Karanlıkta ışık belirdi, uzakta.
    Vapurla geldi, ayak bastı Samsun’da.

    Cumhuriyetin sınırlarını çizdi.
    Düşmanları şöyle bir hizaya dizdi.

    Savaş, dedi, düşmanlar, savaş isteriz.
    Dedi Mustafa Kemal , savaştan kaçmam.

    Ordu yoktu, ordu kurdu, silah buldu.
    Cephede ön safta kendine yer buldu.

    Kana kan, dişe diş düşmanla savaştı.
    Aman vermedi düşmana onu yendi.

    Düşman üzgündü, Kemal geçilmez, dedi.
    Umutsuz postu Çanakkale’ye serdi.

    Sonra Yunan İzmir’e çıkartma yaptı.
    İlerledi, ortalığı yakıp yıktı.

    Mustafa Kemal orduyu geri çekti.
    Sakarya Irmağı bağlantıyı kesti.

    Bir buçuk yıl askere savaş öğretti.
    Her asker bir Mustafa Kemal olmuştu.

    Mustafa Kemallerle dolu bir ordu.
    Düşmana kaç paralıksın diye sordu.

    Tuttu, aldı, vurdu, yerden yere vurdu.
    Zaman saatini Cumhuriyet kurdu.

    Ey güzel Cumhuriyet, sen ne güzelsin.
    Özgürlük denizinde mutlu yüzersin.

    Serdar Yıldırım

    #100034884

    Bedriye
    Katılımcı

    Bugün temmuzun onbeşi,
    Bir başka yakar aşığı
    Şu Akdenizin güneşi.
    Var mıdır dünyada eşi
    ***
    Bir tarafta bulutlara
    Uzanan Toros dağları
    Bir tarafta şelaleler,
    Haşmetli Manavgat, Düden
    ***
    Hiç birşey kaybetmemiştir,
    O ulvi güzelliğinden.
    Soracak mısın eşimi
    Kaybettim ben güneşimi.
    ****
    Ne çok şeyler palaşmıştık,
    Biz seninle Akdenizim.
    Hep sendin aşkın başlayıp,
    Bittiği yerde sen vardın.
    ****
    Anlat,anlat Akdenizim
    Sevdamdan anı olarak
    Kaldı mı orada izim
    Anlat yalnız sen anlardın
    Halimi görür ağlardın……
    .

    Zahide Handan Erengil

    #100034790

    Konu: İSTANBUL VEDASI

    grup forumunda Latif MEMİŞ

    Pelin
    Katılımcı

    Zor bir zamanla verdik adını
    Kıraç toprakların meyvelerinde tattık gülücüklerini
    Sen ki bir çocuk
    Sen ki bir genç kız olmuştun
    Hasadı gecikmiş buğday tarlaları arasında
    ‘bir umut meyvesi’ denmişti sevgine

    Ulaşılmaz bereketler uzaklığınca
    Servilerin gölgelerinde serinlettik yalnızlığımızı
    Ayrılıkların sitemkar sözlerinde
    Ve bereketli göğüslerinden taşan
    Şehvetlerin hazlarını bulduk ellerimizde
    Oysa ne bir anlık tutkuların yorumuna
    Ne de yılların anlatılarına bağladık
    Bir anlık sarılmanın yaşama sevincini.

    Denizin ıslak, rüzgârın ılıntılı yelkenlerini açtık
    Senin gözlerinin ateşli
    Ellerinin eriten dalgalarına
    Sonra…
    Bir dünya dolusu bir sandal peydahladık
    Ufuktaki yaşamak çizgisinden.
    Anladılar mı bilmiyorum
    Anlayamadıklarımızı…
    Ve bir İstanbul dolusu tarihi
    İstanbul kadar eski sevgileri
    İstanbul yaşadıkça
    Bizi kıskandılar diye sırf;
    Vahşice
    Bir öpüşe sığacak hazlarımızı sakladık, yarınımıza

    Bilirsin
    Kayaların kalabalığı engel
    Sokakların çığırtkan satıcıları sağdıç değildi
    Ellerimizin dipdiri şehvetine.
    Zaten anlamadılar bile
    Niçin sustuğunu dudaklarımızın
    Neden ateş aldığını
    Gözlerimizin.
    Böylece belli belirsizdi yaşamak
    Ve beklide biz yoktuk orada
    Onun olduğu zaman
    İstanbul yaşamınca uçuk bir silintidir karabasan.
    Bir buhar parçası gibiydik
    Bulutlandık
    Islak değildi yağdığımız yağmur
    İnsanların gölgeli gözlerine
    Sessiz sedasız anlattık sevimizi
    Ve yalancı sözcüklere verdik
    Ayrılıklarımızı, umutla.
    Ey İstanbul
    Sen bile bizim kadar hasret olmadın
    Böyle dolgun ayrılıkların
    Bir anlık hazlarına.

    İşte burada
    Mesafelerin insanlarla uzadığı
    Yüreklerin duygularla birleştiği bu yerde
    Hiç engel değil yaşamak
    Kim bilir kaç asırlık ayrılığımızın
    Her anını bir zifaf sadeliğinde
    Beraber kılmaya.

    Tarih kadar eski
    Yaşam kadar gerçek
    Bir anlık hazlarımız
    Ve biz yaşadıkça
    Ne düğünümüz yaşamla
    Ne de ölümümüz aşkımıza
    Son perde.

    01.08 -Çerkezköy

    #100034802

    Konu: ÖNCE SEN VARDIN

    grup forumunda Latif MEMİŞ

    Pelin
    Katılımcı

    Önce sen vardın
    Sadece sen
    Ellerin sonra
    Gözlerinde zaman vardı.

    Bir kahkaha tarlası bedenim içinde ruhlar zamana, zaman evrene söyleşir.
    Eski evlerin pencerelerindeki yoksulluk yürür gider hafızalarımızdan.
    Demir korkuluklarda çoktan beridir bedenlerimiz bir genç kızın anılarıyla tazelenir.
    Kapılar açılır arşivler kurulur medeniyet içimizde seyahattedir geçmişle.

    İçinden açılır geçmişin kapıları, kuyruklu yıldız gülümsemesi dokunur tenine.
    Söz efendisi gecenin gündüzün, yalnızlık yürek avuntusu.
    Tarihin evlere tutunduğu yerde umuda döner geleceğe bakan gözler.
    Dağların ihtişamlı gösterisi sarmalar, içimde körükleşir denizin kuytu mavilikleri.

    Hayallerin beslediği okyanustur gelecek umuttur biraz da içinde geçmiş tortusu.
    Suskundur akan su kızgındır güneş çoktan beridir yalnız tutkularda.
    Sessizlik kapladıkça içimizde yaşam şarkıları bazen söz bazen melodi.
    Zor günlerin sancısı yakar kavurur sözleri yarına dair söylenecek ne varsa.

    Kavuşmaların yabancı cümlelerinde kuruldu sevinç çığlıkları.
    Bir duvara sırtını vermiş sarmaşık kuşatması gibi titriyor gözyaşları.
    Bir kâbus gibi sarıyor rüyaların eski moda tabirleri.
    Güzelliğinin dokunulası taciridir ellerim her ilkbahar kavuştuğunda ağlayan.

    Sorular vardı
    Cevaplara tutunurdu
    Ellerin sonra
    Gözlerinde zaman vardı

    Beyaz örtülerin dumanıdır aşklarımız dostlarla söyleşir zamanda.
    Evlerin saçaklarında tutunan yalnızlıkları dağıtır bir eli tutabilme tutkusu.
    Meyve ağaçlarının dalları arasında uzanır geceye,
    Gece anlaşılmaz sorular besler karanlığa.
    Bakışına imarettir yeryüzü korur gözetir sessizde.
    Çatlamış toprak yanmış beden kuytunun yeşilliğinde.
    Aşk bizi bize anlatır mı bu yalnız gecelerden birinde.

    #100034735

    Konu: SEVGİLİ BEN !

    grup forumunda Arzu ALTINÇİÇEK

    Kaptan
    Yönetici

    Sevgili ben;

    kaç mevsimlik suskunluğu vardı arzuların, saymadım
    Yıldızlı gecelerde bile yönümü bulamazdım
    çünkü; her yanım dört duvar yalnızlık

    oysa sevmeye açtım, sevilmek kadar sevişmeye de
    akşamları kısık sokak lambalarının ışığı öperdi bedenimi
    kuytularda kendi dokunuşlarıma ses olurdu o saçma sapan şiirlerim
    an gelir öfkem olurdu
    yeri gelir en büyük çığlığım

    her defasında bir kadehle başlardı boşalmaya gözlerimden acizliğim
    ve titrek dudaklarımdan keskin bir şarkı düşerdi
    her şey susardı sanki
    her şey donardı.

    renkler silinirdi, bilinirdi sebebi
    siyah beyaz resimler keşkeli cümlelerle süslenirdi
    ne kadar saklasam da ele verirdi kırılganlıklarım saçlarımda kendini

    uykusuz saatler bir çizik daha atardı yüzüme
    bilirdim
    ama yapacak bir şey yok

    erguvanlara bulansa da, anıların hep üşüten bir yanı vardı
    ve mavilerin buz kesikleri
    ne bedenim
    ne ellerim…yüreğim titrerdi
    yüreğim tir tir

    herkese bir aşk düşer mi? cevabını kim bilirdi?

    tek korkum y a l n ı z l ı k…

    kalabalıkların uğultusunda bir cümle yakalamaya çalışıyorum
    sıcak
    sadece bana öze
    ya da tensel açlıktan uzak bir el uzansın elime yeter, bir “merhaba” için
    gidişlere alışkın gönlüm nasılsa ama
    gelişler önemliymiş asıl
    b i l i y o r u m

    turuncuların içinden kırmızıları çektim
    mevsim sapsarı

    tarihler değişse de takvimler hep yedi güne gebe
    temmuz nisan çamurlarına bulanık ama o halinden memnun
    batak gülleri süslerken yaz düşleri
    lacivertler hep kıskançsa
    kime ne !

    aşk; kaç yıldır suskunluğumsun
    bir ben biliyorum bunu.

    sesimden düşen kahkalarıma kanmışlarsa benim suçum değil bakıp da görmeyişleri

    aşk; her halimi saklayan siyah bir elbisesin üzerimde…renklerime sırdaş

    oysa ne kadar da net ortada duruşum,
    ne kadar da kollarım savruk
    hangi yana çekseler giderim zannedenler
    ne kadar da haksız

    kilitleri vurmuşum bir kez
    ne öncesi ne sonrası
    hep o andayım

    sana tutsağım a ş k, sana niyetli ama sen y o k s u n.

    aşk;
    tütsülü gecelerin kokusunda terli şiirsin sabaha
    rengin kırmızı…
    utanmak mı gerekir koynunda uyurken ya da vaftiz mi gerekir su akışında sevişleri

    dar sokaklarda düşer yasaklı adın
    ya ihanettir gölgen, ya gölgende ihanetler.
    her türlü yapış yapışsın ama her türlü kapış kapış

    sağ koluma takmışım denizi sınırlar çiziyorum
    ağırlaşıyor ihanet kokuları şehrin
    git gide yamacıma geliyor ayrılık
    ötesinde
    zamana vuran metal kurşunlarda yalnızlığım

    bir ben yakınım kendime
    sonra
    yine ben
    yine ben

    en çok da kendimle konuşmalarımı sever oldum ayrılıklar üstüne.
    bu sabah yabancı olsam aynaya
    hiçbir kıyafet olmasa üzerime
    adımı unutmuş olsa çevremdekiler ve ben hatırlamasam düne aitleri

    çocukluk kumbaramda biriktirdiğim dünlerle
    günleri harcıyorum
    elim açık
    avucumda o kadar çok bozuk günler var ki
    var mı aranızda bütünleyecek yıllarımı?
    üstü sizde kalsın !
    nasılsa aşk herkese lazım

    yalnızlıktan başka kuruşum yok…

    aşk; seninle dolu nice yıllarım olsun.

    Sevgiler
    Sen

    #100034736

    Konu: NE KADAR DA ÇOKUM

    grup forumunda Arzu ALTINÇİÇEK

    Kaptan
    Yönetici

    avuçlarına yüz sürdüğüm ;
    senin için bıraktım savaşlarımı

    bu kentin sahte mutluluklarından sakındım
    yalanlarından
    nankörlerinden
    kimin eli kimin cebinde aşklarından

    güz dökümü sokaklarda ruhlarla gezdim
    köşe başlarında sadaka dilenenlere öfkeli
    aşka avuç açacak kadar açtım

    takvimlerin intiharında keşkeler biriktiren
    her kayan yıldıza dilek bağlayan yalnız bakışlardandım
    ya da bir avuç fincanda dünya dolusu mutluluk arayanlardan?
    papatya katiliydim
    kendi cumhuriyetimde kendime dizildim

    aşk depremlerinden çıktım bu kentin
    ekmek kavgasından
    gelin konvoyundan
    maç coşkusu kurşunlarda sindim
    kadınların tecavüze uğramış bedenlerinde öldüm tekrar tekrar
    ve azar azar yitirdim inancımı tanrıya
    ?tanrı yok, diyordu bir kadın
    – Muhammet yok İsa yok
    yok bütün peygamberler annem yok ?
    ama bir şeyler olmalıydı kurtaracak ölümden çocukları
    yaşlıları kuyruklardan çekip alacak bir el
    afrikamı yeşile saracak nefes
    kara deliğe göğüs gerecek kadınları olmalıydı bu kentin
    gücüm yettiğince her şeyin savaşını verdim
    anamın
    böbreğinin
    beynimin
    yokluğun
    ihanetin
    gidenlerin
    şiirlerin
    gaspçıların
    yurtların
    kitapsızların
    dingin mavilerin çırpınan beyazıydım; yorgunluğu insanlıktan bildim

    bir gece vakti buldum sebepsiz telaşımı
    en büyük boşluğum; sana tırmanıyorum yıldız tepelerinde
    sana azıyorum karadeniz gibi köpük köpük
    sana kazıyorum ölüdenizi kürek kürek
    sana yazıyorum hayaldenizinden çaldığım mürekkepli şiirleri
    aşk bıçağı soluğundan bir kesik boynumda
    sana kanıyorum gelincik gelincik
    yüzüm bir avuç istanbul, yüzümde ülkemdir ellerin
    seni sana sunduğum çocuklar büyütüyorum saf aşk döllerinden yalınayak
    seninle ne kadar da çokum !

    Arzu Altınçiçek
    2009

    #100034701

    Konu: AŞK SENDE SAKLI

    grup forumunda Arzu ALTINÇİÇEK

    Aysun
    Katılımcı

    Ben kıyısından sordum aşkı, sen okyanusu verdin

    Hiçbir denizin rengine bulanmadım oysa
    Şimdi okyanus rengi saçlarım
    Kum kum öpüyorum dudaklarını
    Köpük köpük kabarıyorum teninde
    Deniz yıldızlarını bıraktığın avuçlarımda
    Koca bir volkan a ş k
    Kıyılar kayıp
    İskeleler yıkık
    Aşkın sen yanı mı, senin aşk yanın mı en güzel
    Aynı yüzüyle bakar ay yeryüzüne, aynı yüzü görmez insan aynada
    Bundandır geceler aynı, rüyalar başka
    Bir büyü olsa çıplak uyansa insanlar
    Anadan dogma saf…
    Oysa ışığa ağlar tüm bebekler
    gün gelir ışığa yürüyene ağlar insanoğlu
    Ay yanar, dünya döner
    hayat soğuk mu soğuk
    bir damla turuncu yağmur kalsın kirpiğinde
    Baktığın her yüz güneşi yüzünde görsün
    sıcağı gülüşünden alsın

    Nefesinden uzak soluklamam hiçbir mevsimi
    Sana doğuyorum tekrar tekrar bakir gelinciklerde

    Sözlerim, inmemiş yağmur serinliği
    Beni bana sunarken ne kadar da aşksın
    Sensizlik, yanmış bir ormanın soluksuzluğu…

    Her gün yeni bir insan buluyorum kendimde.
    Aşkın gerçeğine sarılmamış kadınlar düşlüyorum
    sonra senin gözlerinden bana bakıyorum
    Devrilmiş ağaç…

    #100034678

    Konu: DELİ SEVDAM!

    grup forumunda Filiz TURAN

    ebruli40
    Katılımcı

    Sen!
    deli esen
    hırçın ve asi yelim
    fırtınalı, dalgalı denizim
    bazen bu yorgun gönlümü
    savurur durursun oradan oraya
    incitirsin ve acıtırsın da yüreğimi
    hatta gözlerimden yaşlarda döktürürsün
    ama yinede ne sevdandan ne de senden
    asla vazgeçemem ben..
    gönlümde ki deli sevdamsın sen!
    Kara gözlüm gül yüzlüm
    her fırtına sonrası
    sokulman yok mu sessizce
    şu acıyan göğsüme
    hele de o karşı koyamadığım busene
    ne kırgınlığım kalır ne de öfkem
    içimi ruhumu sarar tüm sıcaklığın
    sinemde öpüp kokladığım ipek saçların
    ah benim deli esen hırçın rüzgarım..
    elbet bir gün gelir durulursun
    biter hoyrat esen fırtına ruhunda
    durgun bir deniz bir gün doğumu olursun
    işte o zaman varıp ak saçlı anacığının koynuna
    yine sessizce sokulur musun?
    yıllar önceki gibi başını koyup dizlerime
    okşayarak saçlarını bakarım gözlerinin içine
    sevgiyle hasret dolu göz yaşlarım değer belki
    o güzeller güzeli gülümseyen yüzüne..
    sakın unutma anacığının yüreğinde
    sıcacık kocaman bir sevgin var
    unutturmasın bunu sana sakın ha! başka sevdalar
    ne esen deli yeller nede fırtınalar
    asla soğutmaya yetmez
    bu yürek seni sevmekten
    asla vazgeçemez
    ta ki ölüm bizi ayırana dek..
    canım!
    yüreğimin parçası
    karagözlü gül yüzlü oğlum..
    hep mutlu ol ve daima gülümse..

    27 ocak 2003

    Filiz Turan


    safir
    Katılımcı

    Yine sen Düştün aklıma,
    Hasret akşamlarımda,
    Hâlbuki unutmuş sayıyordum,
    Aklımda çıkaramadığım anılarımla her geçe seni?
    Ne yapsam, sensiz olmuyor,
    Bana her şey seni hatırlatıyor?.
    Kelimeler geliyor Aklıma da,
    Düğümleniyor her sözcükte dilimin üçün da?
    Söyleyemiyorum?
    Söyleyemiyorum?
    Gitme?
    Gitme diye?

    ?

    Gözü yaşlı güneş batmakta,
    Denize nazır bir şekilde,
    Ay korkuşunda karanlık geceye mum tutmuş,
    Rüzgâr eşmekte karayelden adını fısıldayarak,
    Hayat bestelediği şarkıyı söylenmekte,
    Ağaç yapraklarında ki fısıltılarla,
    Aşk, Aşk, Aşk diye?
    Sensiz yitip giden ömrüme,
    Köhne vicdanlar tuzak kurmuş,
    Kuytu bir sokak da,
    Geçmişe nazire edercesine?
    Yokluğun uğramakta bazen,
    Kimsesiz hayallerime,
    Kaçıncı perdede sesler fısıldamakta beynime, beynime?
    Kelimeler geliyor Aklıma da,
    Düğümleniyor her sözcükte dilimin üçün da?
    Söyleyemiyorum?
    Söyleyemiyorum?
    Gitme?
    Gitme diye?

    ?

    Oturmuşum Çakıl taşlarında,
    Akşamsefasında,
    Güneşe nazır bir şekilde?
    Tutulmayı yaşarım,
    Gözlerinin yakamozunda?
    Aklımda isminin baş harfi,
    Yüreğimde ağıtlar,
    Cebimde sende resimlerle?
    Bir türkü tüttürtmüşüm gidenlerin ardında?
    Kelimeler geliyor Aklıma da,
    Düğümleniyor her sözcükte dilimin üçün da?
    Söyleyemiyorum?
    Söyleyemiyorum?
    Gitme?
    Gitme diye?

    ?..

    Biter bir gün bütün aşklar,
    Yürekte acılar, Akılda anılar?
    Hüznün sarkıları söyler gözler?
    Sanırsın ki gide dönecektir bir gün geri,
    Giden gitmiştir dönmez bir daha geri?
    Arasın aşkı el ele dolaştığın gölgelerde,
    Gün batımında denizin mavi prangaların da,
    Yalnızlık karşında gülmekte kahkahayla?
    Gözünün önünde geçer hatıralar,
    Ağlamak istersin gururun engeller…
    Her aşk bir gün biter,
    Hatırası kalır gönüllerde,
    Birde akılda kalan aşka özlem?.
    Zamane yıllar umursamadan tüketti,
    Gençliği?
    Birde bakarsın ki evrimin kar beyaz saçlarda,
    Dökülesi gözyaşların, değnek olmuş elinde,
    Bilmem kaçıncı yaşta, bilmen kaçıncı yılda,
    Sararmış ve kopyalanmış hayatlar ardında?
    Kelimeler geliyor Aklıma da,
    Düğümleniyor her sözcükte dilimin üçün da?
    Söyleyemiyorum?
    Söyleyemiyorum?
    Gitme?
    Gitme diye?

    C.N.Noyan
    22.04.2011

    #100034436

    safir
    Katılımcı

    Güneşin doğuşuyla beraber,
    sebepsiz hikâyeler başlar ardımızda.
    Hayat tozpembedir diyenlere inat,
    zaman geçtikçe pembesi gidip,
    geriye sadece tozu kalıyor her şeyin?
    ***
    Artık sabahları erken uyanıyorum.
    Kadife sesli imamlar, ezanlar okuyor göbeğinde şehrin.
    Arka mahallede çan sesleri kulaklarımı çınlatıyor.
    Balat kıyılarını soracak olursan, bugünlerde inadıma durgun.
    İlk defa çay içtiğimiz o medrese parkına ne zaman gitsem;
    Yokluğuna kokuyor simitler, poğaçalar?
    ***
    Gittiğinden beri,
    yokluğunu direklere çekiyorum.
    Sensiz akşamların imbatlarından sonra,
    okşayarak uyuduğun, sarıldığın yorganımla,
    gitmişliğine ısmarlanmış zamanları yaşıyorum.
    Ara sıra, cumbalı pencere kenarlarından
    sokağın suskunluğuna dalıp gidiyorum.
    Yarınların umutlarına ömür verdiğimiz,
    gönülden gönül?e yaşlandığımız o yerde,
    yokluğuna alışmayı deniyorum?
    ***
    Çocuksu öyküler gibi,
    hüzünlü bir sayeye duruyor mahrem yüzler.
    Eskiden bizim diyebildiğimiz şarkılar,
    şimdi kim bilir nerelerde söyleniyor?
    Ve kim bilir
    hangi denizin kıyısında,
    hangi akşamların sabahında,
    rıhtımlara kelepçeleniyor?
    ***
    Senin için sakladığım umutlar,
    geçmişe gömdüğüm tüm yaşanmışlıklar,
    her gün yavaş yavaş öldürüyor beni.
    Nemli kıyıların hüzünlü dalgaları hala kulağımda.
    Vanilya kokulu sevdalar semtimize uğrayalı beri
    sen başka bir memleket, ben başka bir manzara!?
    ***
    Bakıyorum da,
    her şey bir toz şeridi gibi.
    O zamanların üzerinden bir yığın zaman geçmiş.
    Yaşam kılık değiştirdiğinden beri,
    hepsi çok gerilerde kalmış?
    ***
    Sen ve ben,
    hasımız artık?
    Okunan şiirlerin, yürünen yolların,
    otantik aşkların, soylu bakışların
    onurlu sonrasıyız?
    Bütün ikiyüzlü öyküler gibi,
    kitabın son sayfasıyız?
    ***
    Şimdi ben;
    Hep severek ve hep yücelerek,
    yalnızlığa doğru çoğalmakta
    sana doğru ufalmaktayım?
    Dile düşmüş yarınların,
    yarım kalmış zamanların,
    ve bütün terk edilmiş anıların
    kana bulaştığı yerde,
    bir rüya görmüşüm!
    Bizi bekleyen gün ışığında,
    uyanmışım?

    Ve sen,
    hep oradaymışsın?

    ?Aʟoηє мαη?

    Ergin BOROBEY

    #100034242

    Hayat
    Katılımcı

    Fırtınadan sırılsıklam bir geceye uyuyup, ışıl ışıl bir bahar güneşine uyanınca insan, uzun sürmüş bir kış uykusunun mahmurluğundan silkinmişcesine diriliyor ruhu?

    Yorgun bir yılın sonunda, denizin tuzlu dudaklarından öpmeye koştuğum bir sahil kasabasında, elektronik posta kutuma düştü “kırlangıcın öyküsü”?
    Öyle güzel, öyle yalındı ki, yazarını da, kaynağını da bilmemenin riskine rağmen, o 8 ? 10 satırdan çocuksu bir masal yapıp, bu yılbaşı, hediye sepetinize koymak geldi içimden?
    * * *
    “Kırlangıcın biri, bir adama aşık olmuş.
    Cesaretini toplayıp penceresine konmuş.
    Önce olabildiğince dik durmuş,
    Sonra gagasıyla cama vurmuş.
    ?-Tık? tık tık??
    Çok meşgulmüş adam? öfkeyle cama dönüp bakmış:
    ?-Kimmiş onu işinden alıkoyan??
    Kırlangıcın minik kalbinde amansız bir heyecan
    Kırık sözcükler dökülmüş gagasından?
    ?-Hey adam, seni nicedir izliyorum.
    Sorma nedenini, niçinini,
    Ama galiba seni seviyorum?.
    * * *
    Şaşırmış adam,
    ?-Sen de nerden çıktın şimdi,
    Tam aklımı toplayacakken bozdun işimi??
    Şöyle bir tüylerini kabartmış kırlangıç,
    ve aklındaki planı çıtlatmış:
    ?-Aç pencereyi beni içeri al sen,
    birlikte yaşayalım ebediyen?
    hem sofrada ortağın olurum,
    hem evde eğlencen?.
    Parlamış adam:
    ?-Şuna da bakın neler diyor bu?
    Haddini bil, hiç kuş insana aşık olur mu??
    ?-Soğuklar başladı bak, üşüyorum dışarda.
    Alırsan içeri, deva olurum yanlızlığına da??
    Hepten kızmış adam, kovmuş kırlangıcı camın önünden
    ?-Yürü git işine, yalnızlığımdan memnunum ben”
    Bükmüş gagasını zavallı kırlangıç,
    Uçmuş semaya doğru, kanadı kırık?
    * * *
    Gel zaman git zaman,
    kırlangıçın hemen ardından,
    bizim adamı pişmanlık basmış:
    ?-Hay aptal kafam, ben ne halt ettim,
    ayağıma gelen fırsatı teptim?.
    Sonra teselli etmiş yalnız kalbini:
    ?-Sıcaklar başlayınca gelir kırlangıcım.
    Onu içeri alır yalnızlığımı paylaşırım”.
    Kış geçip de yaz gelince, yalnız adam başlamış beklemeye?
    Ama sevdalısı uğramamış bile bir kere?
    Akın akın gelen sürülere sormuş,
    Onun kırlangıcından eser yokmuş.
    Öyle üzülmüş ki, gidip bilge kişiye danışmış.
    Hem kırlangıcı, hem kendi eşekliğini anlatmış
    Bilge kişi almış adamın mesajını,
    Lakin üzüntüyle sallamış başını:
    “A benim yalnız oğlum. Ne kadar efkarlansan azdır.
    Çünkü kırlangıçların ömrü 6 aydır”.
    * * *
    Sırılsıklam bir geceye uyuyup, güneşli bir sabaha uyanınca insan, kabus gibi geçmiş bir yılın, ışıltılı yeni yıllara gebe olduğuna dair inancı tazeleniyor.
    Hele yorgun bir yılın sonundaysanız,
    denizin tuzlu dudaklarından öpmeye koştuğunuz şirin bir sahil kasabasında, dostların arasındaysanız?
    Ve hele, posta kutunuza atılan mektuplar size “Bulduğun aşkların kıymetini bil” diyorsa?

    #100034248

    Hayat
    Katılımcı

    Ben seni kocaman bir yürekle sevdim. Gözlerim değil, yüreğimdi seni gören. Sen damarlarımdaki kana karışıp, geldin oturdun yüreğime. Bir başka yerde olamazdın zaten. Sen, benim en değerli yerimde, yüreğimde olmalıydın, orada kalmalıydın.
    Çok aşka ev sahipliği yapan bu yürek, ilk kez bu kadar kolay kabullendi seni. Herhangi bir konuk değildin artık. Bu yüzden ne ağırlama faslı vardı, ne de uğurlama. O yüreğin gerçek sahibiydin.
    Şimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya… Ben dört mevsim baharı yaşadım seninle. Çiçek çiçek açtın yüreğimde. Gökkuşağı zayıf kaldı, senin renklerin karşısında. Taze bir yaprak gibi yeşildin. Açelyaydın pembeliğinle. Üzerine çiğ taneleri düşmüş sarı güldün. Kırmızıydın bir ateş gibi. Ve maviydin… En çok bu renkle anmayı sevdim seni. Denize tutkundum, denizi sensiz, seni denizsiz düşünemedim.
    Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da… Kendime bile dar gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık. En kızgın, en tahammülsüz olduğum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana. İçimdeki sevinç yüzüme yansıdı, güldüm. Beni güldüren senin sevgindi ve ben kaygısız, içten gülüşün ne demek olduğunu, nasıl güzel bir şey olduğunu anladım seninle.
    Her şeye rağmen sevdim seni. Güçlüydüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk yoktu. Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim. Sen elimden tuttuğunda patlamaya hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi. Menzil sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok edebilirdim. Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim, kül ederdim. Sana ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm. Ve o göle bir tek sen girebilirdin.
    Sevdim ve hayrandım da… Her halin çekti beni. Duruşunu, uyumanı, gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını, saflığını, kurnazlığını, çocukluğunu, olgunluğunu sevdim. Sesini de sevdim suskunluğunu da. Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, korkularını sevdim. Seni ve o doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çoğu zaman. Sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni yeterince tarif edecek kadar derin olmadı.
    Seni severken yorulmadım. Çünkü sen yaşam kaynağıydın. Her gün yenilendim. Seninle çoğaldım, büyüdüm. Eksik kalan neyim varsa tamamladın. Ölmeyecektim çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin.
    Sevdim işte ötesi yok…

    #100034250

    Hayat
    Katılımcı

    Sana akıyorum, hiçbir şey bu akışı geri çeviremiyor. Çünkü sen her taraftasın. Sağımda, solumda, arkamda, karşımda. Ne yana dönsem, ne yana yol almaya kalksam ulaşılacak her noktada sen duruyorsun.
    Sana akıyorum, çünkü senin yolunda yürüyorum. Önüme çıkan hiçbir sapak, hiçbir kavşak ilgilendirmiyor beni. Yürümenin en zor olduğu yol bu belki de. Ama tozundan, toprağından, çakılından, çalısından şikayetçi değilim ben bu yolun. Sana ulaşmak için attığım her adımla mutlu oluyorum.
    Sana akıyorum, çünkü hayatın akışı kadar doğal sana akışım. Doğa, her cinsin yaşayabilmesi için nasıl kurallar koymuşsa, benim yaşamamın da var olmamın da kuralı sensin.
    Sana akıyorum, çünkü sesin de cismin de kuşatmış durumda beni. Senin kuşatmana karşı savunma yapmıyorum. Kalemin bütün kapıları açık. Yıkıcı bir kuşatma olmadığını biliyorum. Böyle bir teslimiyet rahatsız etmiyor beni.
    Sana akıyorum, çünkü yüzüne, gözlerine, ellerine baktıkça kendimi görüyorum. Sesine yüklediğin gizli anlamları çözerken hep kendimden bir şey buluyorum.
    Sana akıyorum, çünkü paylaşacak daha çok şeyimiz var. Bugüne kadar paylaştığımız her şey, daha sonra paylaşacaklarımızın da habercisi. Hayatın herhangi bir yerinde bir çiçeği birlikte tutup, birlikte koklamak, sonra o kokunun bize verdiği hazla sıkı sıkı sarılmak istiyorum sana.
    Sana akıyorum, çünkü bir insanı tutkuyla, beklentisiz, delice sevmenin ne anlama geldiğini biliyorum. Birini böyle seveceksem, bu sadece sen olmalısın.
    Sana akıyorum, çünkü seninle yaşamak sonu hiç gelmeyecek bir şölene benziyor. Bu şölenin tadını çıkarıyorum. Böylesine keyifli, böylesine eğlenceli bir şöleni yarıda bırakıp gitmek istemiyorum.
    Sana akıyorum, çünkü ‘hayatın uslanmaz ruhusun’ sen. İşte ben bu ruha aşığım aslında. Seninle yenileniyorum, seninle yüreğime çöreklenmiş ne kadar kötülük varsa arınıyorum.
    Sana akıyorum. Bütün coşkumla… Aşka dair ne varsa benimle birlikte onlar da akıyor sana. Benim gibi coşkun bir denizi aktığı yolu çok iyi bilen bir ırmağa çevirebilecek tek güç sendin. Orada kal. Ayrılma yolumun üzerinden. Sana ulaşamasam da bu yolda olmak bile yeterli bana…

    #100034267

    Hayat
    Katılımcı

    Ben seni kocaman bi yürekle sevdim Gözlerim değil, yüreğimdi seni gören Sen damarlarımdaki kana karışıp, geldin oturdun zaten Sen, benim en değerli yerimde, yüreğimdi olmalıydın, orada kalmalıydın

    Çok aşka ev sahipliği yapan bu yürek, ilk kez bu kadar kolay kabullendi seni Herhangi bir konuk değildin artık Bu yüzden ne ağırlama faslı vardı, ne de uğurlama O yüreğin gerçek sahibiydin

    Şimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya Ben dört mevsim baharı yaşadım seninle Çiçek çiçek açtın yüreğimde Gökkuşağı zayıf kaldı, senin renklerin karşısında Taze bir yaparak gibi yeşildin Açelyaydın pembeliğinle Üzerine çiğ taneleri düşmüş sarı güldün Kırmızıydın bir ateş gibi Ve maviydin En çok bu renkle anmayı sevdim seni Denize tutkundum, denizi sensiz, seni denizsiz düşünemedim

    Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da Kendime bile dar gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık En kızgın, en tahammülsüz olduğum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana İçimdeki sevinç yüzüme yansıdı, güldüm Beni böylesine güldüren senin sevgindi ve ben kaygısız, içten gülüşün ne demek olduğunu, nasıl güzel bir şey olduğunu anladım seninle

    Her şeye rağmen sevdim seni Güçlüydüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk yoktu Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim Sen elimden tuttuğunda, patlama hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi Menzil sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok edebilirdim Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim, kül ederdim Sana ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm Ve o göle bir tek sen girebilirdin

    Sevdim ve hayrandım da Her halin çekti beni Duruşunu, uyumanı, gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını, saflığını, kurnazlığını, çocukluğunu, olgunluğunu sevdim Sesini de sevdim suskunluğunu da Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, korkularını sevdim Seni ve o doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çoğu zaman Sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni yeterince tarif edecek kadar derin olmadı

    Seni severken yorumlamadım Çünkü sen yaşam kaynağıydın Her gün yenilendim Seninle çoğaldım, büyüdüm Eksik kalan neyim varsa tamamladın Ölmeyecektim çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin…

    Sevdim işte ötesi yok

    #100034283

    Hayat
    Katılımcı

    Gözlerim değil, yüreğimdi seni gören
    Sen damarlarımdaki kana karışıp, geldin oturdun zaten
    Sen, benim en değerli yerimde,
    yüreğimdi olmalıydın, orada kalmalıydın
    Şimdi Oradasın ve Hepte Orada Kalacaksın
    Çok aşka ev sahipliği yapan bu yürek,
    ilk kez bu kadar kolay kabullendi seni
    Herhangi bir konuk değildin artık
    Bu yüzden ne ağırlama faslı vardı, ne de uğurlama
    Artık o yüreğin gerçek sahibiydin
    Şimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya
    Ben dört mevsim baharı yaşıyorum seninle
    Çiçek çiçek açıyorsun yüreğimde
    Gökkuşağı zayıf kalıyor, senin renklerin karşısında
    Taze bir yaparak gibi yeşilsin Açelyasın pembeliğinle
    Üzerine çiğ taneleri düşmüş sarı gülümsün
    Kırmızısın, ateşlerin kraliçesi, tende yanan alev gibi
    Ve tabi ki sonsuzluk kadar masmavi
    En çok bu renklerle anmayı seviyorum seni
    Denize tutkuluyum;
    denizi sensiz, seni denizsiz düşünemiyorum
    Seni severken dünyayı da seviyorum ben,
    Hatta insanları da
    Kendime bile dar gelirken,
    içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiyim artık
    En kızgın, en tahammülsüz olduğum anlarda bile,
    seni düşünmek yetiyor bana
    İçimdeki sevinç yüzüme yansıyor, gülüyorum
    Beni böylesine güldüren senin sevgin
    ve ben hasrete rağmen, içten gülüşün ne demek olduğunu,
    nasıl güzel bir şey olduğunu anlıyorum seninle
    Her şeye rağmen seviyorum seni
    Güçlüyüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk yok seninle
    Senin için Bizim için
    Koca bir kente, koca bir ülkeye bile kafa tutabilirim
    Sana Dokunduğumu hayal ettiğim de bile,
    patlama hazır bir volkan gibiyim
    Menzil sensin
    ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok edebilirim
    Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritip, kül edebilirim
    Sana ulaştığımda ise bir Ceylinin su içmesi gibi kanacağın
    Ve sadece senin girebileceğin
    Masmavi gözlerin gibi sakin bir göle dönüşeceğim, biliyorum
    Sadece Sevmiyorum sana hayranım da
    Her halin öylesine deli çekiyor ki beni
    Duruşunu, uyumanı, gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını,

    saflığını, tatlı kurnazlığını,

    çocukluğunu, olgunluğunu seviyorum

    Sesini de seviyorum suskunluğunu da

    Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, korkularını seviyorum

    Seni ve o doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamıyorum

    Sığmıyorsun cümlelere

    ve hiçbir cümle seni yeterince tarif edecek kadar derin olamıyor

    Seni severken yorulmuyorum Çünkü sen yaşam kaynağımsın

    Her gün yeniliyorsun beni Seninle çoğalıp, büyüyorum

    Eksik kalan neyim varsa sen tamamlıyorsun

    Ben Sen Gelmeden Ölmeyeceğim

    Ölmeyeceğim

    Yüreği Yüreğimde

    Dokunulmamış Teni ile Tenimde Helalim

    Çünkü sen ölmezliğin ta kendisisin

    Gel Hadi Bekliyorum, Seni Deliler Gibi İstiyorum

    Ötesi Yok İşte Ceylan Yüreklim

    Seni Çok Seviyorum…

1 ile 15 arası 15 sonuç (toplam 130) görüntüleniyor