1 ile 6 arası 6 sonuç (toplam 6) görüntüleniyor
  • Yazar
    Arama Sonuçları
  • #100018079

    Forum:Ahmet ERHAN

    1958 - HAYATI 8 Şubat 1958'de Ankara'da dünyaya geldi. Mersin'li bir ailenin, dört kızın ardından doğan beşinci çocuğudur. Babanın işleri nedeniyle Ankara'dan göç edilmiş ve bunun üzerine çocukluğuyla ilk gençliği Mersin ve Adana'da geçmiştir. Babasının emekliye ayrılmasıyla yeniden Ankara'ya dönerler. Çeşitli nedenlerle kısa bir süre ara verdiği lise öğrenimini Akşam Lisesi'nde tamamladı. Ardından Gazi Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Ankara'nın özel öğretim kurumlarında Türkçe-Edebiyat öğretmenliği yaptı. Hayatının büyük bir bölümünü Ankara'da geçiren şair, 'Ankara-İstanbul Karatreni' kitabında anlaşılabilen nedenlerle, 2001 yılında İstanbul'a yerleşti ve Cihangir'den sonra 2002 yılından beri Silivri'de yaşıyor. Adana Demirspor Genç Takımı'nda futbol oynadı. O yıllarda geçirdiği ağır sakatlık döneminde şiir yazmaya başladı. 1976'da Militan dergisinde topluca yayınlanan şiirleriyle dikkat çekti. 1980 öncesi ve sonrasında ülke gençliğinin yaşadığı dramı, içerden bir ses olarak, o dönemlerde oldukça yaygın olan slogancılığa kaçmadan, kendine özgü diliyle yazması şiirini özel kıldı. Lirizm zenginlikleri ve ironiyle harmanladığı  "şimdiki zamanın duygu resmi" olarak tarif edebileceğimiz söyleyişini, neredeyse otuz yıldır sürdürüyor. Ahmet Erhan pek çok çevrede hala ilk kitaplarıyla hatırlanmasına ve bilinmesine rağmen, şiir serüvenini yaşanan zamanla atbaşı götürmekte ve çok genç yaştaki okuyucuları tarafından da ilgiyle takip edilmekte. Cahit Külebi, 1982 tarihli bir söyleşisinde kendisi için "şaşırtıcı bir olgu" tabirini kullanmıştı. Ahmet Erhan, bir süredir Esmer Dergisi'nde yayınladığı şiirleriyle hala kendisini izleyenleri şaşırtmaya devam ediyor. ESERLERİ Alacakaranlıktaki Ülke. İlk basımı Mart 1981'de Yeni Türkü Şiir Yayınları, İlk Eserler Dizisi'nden çıkan bu kitap, şair henüz 23 yaşındayken 1981 Behçet Necatigil Ödülü'ne değer bulunmuştur. Kitabın ikinci basımı bir yıl sonra şairin yeni kitaplarıyla birlikte Lir Yayınları'ndan çıkar. Kitabın tekrar basımları sonraki yıllarda da farklı yayınevlerinden devam etmiş ve etmektedir. Yaşamın Ufuk Çizgisi, Nisan 1982, Lir Yayınları, Türk Yazarları Dizisi. Akdeniz Lirikleri, Nisan 1982, Lir Yayınları, Türk Yazarları Dizisi. Kuş Kanadı Kalem Olsa, 1984, Can Yayınları. Bu kitapta daha önce yayınlanan 'Alacakaranlıktaki Ülke', 'Yaşamın Ufuk Çizgisi', 'Akdeniz Lirikleri'nin yanı sıra, sonraki yıllarda Bilgi Yayınevi'nden ayrı kitaplar halinde çıkacak olan 'Sevda Şiirleri', ' Zeytin Ağacı', 'Ateşi Çalmayı Deneyenler İçin' toplamları yer almaktadır. Ölüm Nedeni Bilinmiyor, 1988, Can Yayınları. Deniz Unutma Adını, Ocak 1992, Bilgi Yayınevi. 1992 Yunus Nadi Şiir Ödülü'ne değer bulunmuştur. Öteki Şiirler 1976 - 1991, Ekim 1993, Bilgi Yayınevi. Çağdaş Yenilgiler Ansiklopedisi, Ekim 1997, Bilgi Yayınevi. 1998 Cemal Süreya Şiir Ödülü'ne değer bulunmuştur. Köpek Yılları, Temmuz 1998, Bilgi Yayınevi. Yayınlanmış tek öykü kitabıdır. Resimli 'Ahmetler' Tarihi, Şubat 2001, Bilgi Yayınevi. Şairin daha önce hiçbir dergide yayınlamadığı 'Türkiye Ayağa Kalk' adlı şiir toplamı da bu kitapla ilk kez okuyucuya sunulur. Ankara-İstanbul Karatreni, Ağustos 2001, Everest Yayınları. Şairin çeşitli dergilerde yer alan denemelerini, Ankara-İstanbul Karatrenine binip İstanbul'a göç ettiği Nisan 2001'i takip eden Ağustos'ta yayınlaması oldukça önemlidir. Şehrine vedası olarak adlandırabileceğimiz 'Daüssıla' şiiri de bunun önemini çizmek istercesine kitapta yer almaktadır. Bugün De Ölmedim Anne, Toplu Şiirler 1, Eylül 2001, Everest Yayınları. Toplu Şiirlerinin bu ilk cildinde 'Alacakaranlıktaki Ülke', 'Yaşamın Ufuk Çizgisi', 'Akdeniz Lirikleri' toplamları yeniden okuyucuyla buluşmuş olup, Toplu Şiirler 2. ve 3. ciltlerinin yayınlanmaları beklenmektedir. Ne Balık Ne De Kuş, Mayıs 2002, Everest Yayınları. Kaybolmuş Bir Köpek İlanı, Ekim 2003, Everest Yayınları. Şair bu kitabıyla 2004 yılında ikinci kez Yunus Nadi Şiir Ödülü'ne değer bulundu. Şehirde Bir Yılkı Atı, Ekim 2005, Everest Yayınları. Buz Üstünde Yürür Gibi, Seçme Şiirler, Haziran 2006, Everest Yayınları. Ayrıca 'Kara Köpekli Adam' (roman) ve 'Anne Bu Şiiri Senin İçin Yazdım' (şiir) adlarıyla Bilgi Yayınevi tarafından basılan ve ne yazık ki tükendiğinden şu anda satışta bulunmayan çocuk kitapları bulunmaktadır. Şair yukarda sözü edilen kitaplarına verilen ödüller dışında yaşamı ve tüm eserleriyle 1999 yılında Halil Kocagöz ve 2005 yılında Dionysos Şiir Ödüllerine değer bulunmuştur.
    #100032200

    Konu: DELİKANLI

    grup forumunda Ahmet ADA

    temptation
    Katılımcı

    ben düşler tramvayına binerken şehrin
    pırıl pırıl bir ay doğmuş olurdu dünyaya
    hanem aydınlanır annem uyanırdı
    babamın serçelenmiş ayakları saçılırdı
    ufak tefek sokaklara
    ben sokaklara borçluydum çocukluğumu
    bolluk günleri miydi babamın elinde ay ışığı
    bir de dolu file, dönerdi eve,
    benim yakınımdaydı
    ekmek parası, gökyüzünün teri, salıncaklar,
    ben çekidüzen verirdim eski dünyaya
    biraz umutsuz, az ironik, bir parça kırılgan
    yağmuru bol kış akşamlarında
    dip odalarda kısa pantolonlu aşık
    bağbozumuydum ben duygularım karmakarışık

    ben aşkla ödeşir düet sona ererdi
    zambak gibi sözcüklerden oluşan
    nasılsa yağmur yağardı tenha vakitlere
    seke seke yürüyüşünden tanırdım
    yağmuru, seni, baş dönmesi serüveni

    yağmurun iplerinde törendi beyaz gemi

    #100029217

    Konu: GECE VE MÜZİK

    grup forumunda Murathan MUNGAN

    Bülent
    Katılımcı

    Ne zaman otursam gecenin başına

    Ne zaman müziğin;

    yazamıyorum sözünü etmek istemediğim şeyleri

    birbirinden ışığını saklayan uzak yıldızlar gibi

    çekiliyor herşey kendi karanlığına

    parmak uçlarımda yıldız tozlarıyla kapıyorum gözlerimi

    Ey ruhumun en büyük şartı olan tedirginlik!

    Şimdi saat on iki

    Şimdi gece ve müzik

    Ne zaman otursam gecenin başına

    Ne zaman müziğin

    göçüyorum boş kağıdın sessizliğine

    kalbim, kapatılmış kireç kuyusu akıyor kendine

    bakıyorum gençliğim geçiyor uzaktan

    dudaklarında bir ıslık

    kitapların on lira olduğu zamanlardan

    anayurdum gece, kalbimi yazdım mürekkebinle

    gün bir çocuk, yaralanmış

    akşamın kıyılarına vuran

    yürekteki gizli yemin

    gidiyor bir şiirden ötekine

    ardında yıkılmış kentler

    bayındır düşler var ilerde

    gün bir çocuk, yaralanmış

    ütopyaları kalelerle değiştiren

    güdümlü gündüzlerde

    anayurdum gece,

    öt pelerinini ışıkları sönmüş odalarda

    radyo dinleyen çocukların üstüne

    saf kokunun sindiği oturma odaları

    zamanın tortusu eşyaların duruşunda

    duvarlarda içi boşalmış resimler

    yıllardır dağılmayan bir sis

    akşam yemeklerinin yendiği muşamba masada

    kilit altına alınmış duygular, düşünceler

    bütün tetikler çekili durur

    gerginliğin geometrik nizamında

    ışıkları yanmamış akşam alacası

    okul dönüşü saat beş radyoda fasıl çalar

    bütün gün iç geçiren

    ölgün kadın yüzleri sobanın etrafında

    ağrı eşiği alçak,

    acı frekansı yüksek

    okul ve aile birliğinde parçalanmış çocuklar

    bir oda, bir dönümlük dünya

    kol demiri iner az sonra

    çıplak yara gençlik

    günden geceye ilerleyen

    yüksek gerilim hattında

    odam, yaralı hayvan

    gecenin gümüş alaşımında gölgelenen eşyalar

    müziğin dördüncü duvarı, karanlığın kundağı

    sarıyor gündüzün yaralarını

    kendime yerleşmek, kendimden uzaklaşmak için gözlerimi kapıyorum

    dinliyorum uçurumlara oturmuş ağaçlar gibi başka odalardaki yalnızlıkları

    odam yasak kitaplar

    suç ortağı şiirler

    sevdiğim bir kaç poster

    odam bir karaduygu fotoğrafı

    o çember zaman içinde

    yoktu ki varolmanın başka yolları

    yastığımın altında

    tutukluk yapmaz silahım

    uykumu bekleyen kelimeler

    geri dönüyorum

    geçmişte çalınan bir gecenin kapılarından

    yarım kalmış bir sevişme hatırlıyorum

    bir daha hiç tamamlanmamış olan

    sonra bir diğerini, bir diğerini daha

    derken dağılmış kristal

    odalarda sızlayan

    sonra seni

    siyah motorsikletli çocuk

    deri ceketin odamın duvarında asılı kaldı

    yıllar yılı birbirimizi paralamaktan

    vazgeçip seviştiğimiz ilk ve tek akşamdı

    benim için sus payı bir kaç şiirsin artık eski hatıra

    ya sen ne yaptın bunca zaman

    değişmesi gerekeni sağlaştırmaktan başka

    bak duyuyor musun

    Deep Purple, Led Zeppelin

    Emerson, Lake and Palmer

    plak zarflarında yitirdiğimiz ritüel

    bugün birinci viteste yaşıyormuş gibi

    bir duyguya kapılıyor musun ara sırada olsa

    buluştuğun birileri var mı

    gecenin, müziğin, şiirin toprak hattında

    kapamadan gittiğin arka kapı

    bak açık duruyor hala

    uğrar mısın bir gün unuttuğun ceketini almaya

    Hırsızlığın ürpertili monologu:

    Kendime hayatımı anlatıyorum

    Daha o zamanlar biliyordum

    Yapmaya çalıştığım her şeyin

    Kendime hayatımı anlatmak olduğunu.

    Sözcükleri sevmeyi, büyütmeyi, büyülemeyi,

    onları sivriltip silah yapmayı, yaralamayı da

    süsleyip gönül almayı da

    aynı zamanlarda öğrendim.

    Sözcüklerin karbon ve elmas gücünü keşfettim.

    Gecenin geometrisinde, müziğin matematiğinde

    Saklı duruyor şimdi gizli sözlüğüm

    Uzakta değil

    Hırsızlığın ürpertili monologu

    dilimin ucunda siyanürüm.

    Duvarlarda uzak bir geleceğin koyu gölgeleri

    Şiirlerimizi okurduk mahcup bir fısıltıyla

    plaklar dinletirdik birbirimize, filmler anlatırdık

    Sonra gizlerimizi vermeye gelirdi sıra

    dünyayı anlamanın yakıcı isteğiyle

    gömüldüğümüz kitaplar, genç ölenlerin matemi…

    Hiçbir şey ilham vermezdi aşka ve kavgaya

    Eric Clapton’ın gitarı, Genesis’in tarihi

    ve Ayın öteki yüzü kadar

    Şimdi radyoyu açsam

    Biliyorum dünyanın bütün radyolarındasınız

    Gençliğini kirletilmiş takvimlerde yaşayanlar!

    Artık ne montumun cebindeki çakı

    Ne yüreğimde tetiği düşmüş sözcükler

    Çok zaman oldu

    Odamızın kapısını çekip

    O evlerden çıkalı

    Ellerimizi ve yüreğimizi kirletmeden geçtik

    vahşetin yakın tarihinden

    ucuza yaralandık, pahalıya ölmedik

    Biz radyonun son çocukları

    anayurdum gece,

    ört pelerinini ıslığını yenileyen

    çocukların üstüne

    gece ve müzik

    kapanış programı

    bu kitabın da

    kili dağılıyor

    kendime yazdığım serüvenin

    her şiir tabletler halinde bölünüyor birbirine

    çoğalıyor birbirinin içinden

    gündelik dile transpoze edilmiş şarkıların

    biliyorum, kimi derin yaralar okunmaz kalp ağrısı

    kırgınlıklarım

    kimi eski hatıra ecza dolaplarında saklı mırıldanlıklarım

    #100028665

    Konu: AKŞAM SERÜVENI

    grup forumunda Kaan İNCE

    Aysun
    Katılımcı

    Çırılçıplakken içinde yaşamın
    acılar giydirildi üzerine
    aşka elendin
    sana dağlar yakışır
    Salıver ellerinden maviyi kelepçeliyken
    her yerinden geceye
    demlensin sokaklar
    artık ağlayabilirim
    Eğreti bir taşkınlık çöktürdü sesimi
    kapı gıcırtısı
    motor hırıltısı
    Hiç konmamış gibi kocaman kağıdın ölü noktası
    ayrılığın gölgesinde kederin
    yüreciğim serin
    Zaman soframızda su birikintisidir
    ölüm kamburdur sırtımızda
    karışık saçları ıslak gecenin
    Ve akşam serüveni sereserpe memecikler

    #100023812

    afflicted_
    Katılımcı

    Akşam Serüvenleri

    Bir seferden döneriz seninle bazı akşamlar
    Gün bulutları açık mora boyadıktan az sonra
    Bile bile karanlığın bizi kalın örtülerle örteceğini
    Son ışıklara dalarız koşa koşa gene de
    Sürgününüm, izini sürerim her yerde seve seve
    Alacakaranlıkta hem özlemlin hem öksüzün olmak için
    Kapanmaya hazırımdır kat kat kendi üstüme

    Yağmurdan, güneşten, poyrazdan, uzun yollardan
    Biz şimdi gurbetimize çıkıyoruz, vakit tamam
    Çanlarla, türkülerle, davullarla ayrılmak uzak bize
    Yüzüme vuran sıcaklığınla çocuk dudaklarınla
    Sen giderken, ellerimde ellerinden ayrılmanın öfkesi
    Varlığında yeniden kurulur eksiksiz bir sıla

    Seni her düşünmemde benzersiz bir yurt özlemi
    Bana düşen, gelişini aralıksız beklemek
    Beklerken bakışında eriyip gitmek yavaşça
    Beklerken sonsuz bir ormanı yürümek saçlarında
    Benim tutkum, ölümüm, serüvenim bu işte

    #100019706

    Bülent
    Katılımcı

    Öfkemin gülleridir, yağmura döner yüzünü
    küsüp senin güneşine
    İçilecek bir kadeh schnaps’unu
    yarım bıraktım
    Gelme.

    Gölgeni yıkma yoluma
    bocalıyorum
    Kasırgalar yaratma öyle çılgınca
    Korkulu soluklarda geniş olmak kim
    Yaşadıkça yaklaşırım sandım – oysa
    suyun ateşle uyumsuzluğu gibisin
    Kopabilir desem en ince yerinde
    Geçmişe uyanan gözlerinin
    Ateş gemilerini bir bu ürkütür
    Şimdi uzaktan gülüp geçtiğim

    Şimdi
    uzaktan
    gülüp geçtiğim
    Ne mi çıkar güneş tutulmasından
    Nasıl mı çocukluğum
    Ben o zamanlar da böyle üşürdüm
    Evlerde katı yönetimli kuklalar
    çatışmalara hazırlar saygımı
    Beklediğim günlere daha ne kadar
    Anlatılmaz umutlara merhaba
    Hatırlatma bütün onları ve onları
    Benzer benim çektiklerim
    Peygamber Yusufa

    Bir anda çağrışımlar yok edince zamanı
    Uzaklaştıkça ölçülere vurması kolaylaşan
    Nasıl mı çocukluğum
    Geçti mi çocukluğum
    Çocukluğum mu – hiç yaşamadığım
    Bırakır her yerde kendini hüzne
    Unutmak pazarında en pahalı
    Buyruklar – buyruklar – buyruklar
    buyruklar – itirazsız – hep baş üzre
    Düşünmekti ezen gözlerimi yük
    yanlıştı yanlış şu benim korkularım
    ürkerek birer mum gibi
    yöresi sönük.

    Ve bir gün
    yürüdüğünü her şeyin
    Ve bir gün
    eh işte nasılsa
    korkularımı bilinçle kovdum
    Dur dediler dinlemedim
    Koştum
    İsyanım onlara oh ola.

    Belki özüm orda diye
    İlle de İstanbul dersen
    Hırçın bir deniz bulacaksın kıyıda
    Sonra çok bunalıma itecek seni
    karanlığa kurşunla yazılan teoriler
    ve gölgelerin saygısız büyüklüğü
    aslına oranla
    Gerekirse açıp bütün köprüleri
    Yılma, yüklen şiirlere
    Gücün Kartaca.

    Kesin ayrılıklara yeni çiçek serpmek
    en duygulu serüveni yaşarken
    güneşi güldürse de arada bir
    buzulları çözmeye yetmez
    Ağusunu yüreğime akıtan aşkından
    yeni kavuştum kendime
    yine ayırma
    Geçitlerde yol vermez yabanlar
    Derim ki kimse aramadı böylesine
    kendini bulmak için
    benim kadar.

    Benim kadar hiç kimse
    öyle ülke ülke dolaşıp…
    Uzun da olsa yollar ne çıkar
    sabrımı almışım yedeğime
    Ne çıkar uzatsa anılar
    ahtapot kollarını
    Varsayıp her şeyi hiçbir şeye
    Giderim doğacak günlere.

    Sen yine eskiden olduğu gibi
    Zenci mızrakları havayı yırtarken
    Tam tamına katıksız
    Malraux’yu mu okuyorsun akşam üzerleri
    Bağ bozumu türküler yakılan
    o sancılı günlerinde dört mevsim
    – Hayli yakın eskidikçe onlar bana –
    Ateşleri yak da öyle oku
    Çünkü fenerini elinden alıyorlar
    Diyojenin.

    Geciken bir şey var güz sularında
    Bilmesem bahar belki diyeceğim
    Artık hiç olmadık yerlerdeyim senden uzak
    Söyleyemeden o çok ezberlediğimi
    Düşüncenin yorulduğu yerden
    Acıyla bıraktığım o köşeye
    yeniden dönmek mi
    İstemem bırak
    – Çoğalan acılara yeni direnç nerede –
    Oz şiirlerin Tanrısal havasında
    Gelmesin eski aşklar
    Yeni saltanatıyla.

    Gelme sakın perişan olacağım.

1 ile 6 arası 6 sonuç (toplam 6) görüntüleniyor