sudenaz tarafından gönderilen her şey
-
SAZ İLE SÖZ ARASINDA
Gecemi zehrediyor içime düşen kuşku, Sırra kadem mi bastın, kaşla göz arasında? Nasıl anlatsam bilmem aramızdaki aşkı, Bir sıcaklık vardır ya külle köz arasında.. Sen ektin yüreğime en acı duyguları, Sen çaldın gözümden en tatlı uykuları, Aşkıma benzetirim tutmayan şarkıları, Bir gariplik vardır ya sazla söz arasında.. Sen yüzüme gül yeter, bırak bahtım gülmesin, Sen kadrimi bil yeter, başka kimse bilmesin, Sen bir daha gel yeter, bırak o hiç gelmesin, Hani bir mevsim var ya, kışla yaz arasında...
-
GİT GÜLE GÜLE
Dudağından onmaz derdi kaptığım Gözümde gönlümde ilah yaptığım Sevmek ne demek haşa taptığım Çıktım yörüngenden git güle güle Galipsin ödülü hak ettin yeter Saçımı sakalımı ak ettim yeter Çekil git, canıma tak ettin yeter İstemem, görünme düşümde bile Benden beter aşka duçar ol emi Daha da çaresiz naçar ol emi Dilerim dünyada gör cehennemi Sende muhannetten merhamet dile Kara gözlerinden dinmesin biran Kanlı yaş, daima yaslı gibi yan Erme muradına, Aslı gibi yan Dile destan olsun, çektiğin çile Dönmeği deneme gözümde yoksun Gönlümde, özümde sözümde yoksun Günahıma giren, zehirli oksun Çıkarttım kalbimden, attın yad ile
-
İÇTEN İÇE
sevdam seni durmadan can evinde yeşertir çiçekçe ve çocukça sıralı sırasız ikide bir nice yıkım nice ılgar geçer iz bırakarak nice geç kalmış bahar acımıza eklenir çocukları da alan ölüm sıra beklemez yara üstten kapanır sızı içerden dinmez ölüm yıkım ve sevda yaşamakla başa baş başlangıç belli belirsiz bitim belirli nokta
-
DEĞİŞİP YOK OLAN BİR KENTİ
bu kent büyük bir ihaneti gizliyor sabahlara dek inlemesinden belli seni nasıl uzak kentlere götürsem nasıl uyutsam nasıl dinlendirsem bu kent gizliyor büyük bir ihaneti bu kent küçücük adamları büyütüyor utanmadan ışıl ışıl yanan lâmbaları pişman gözleridir pişman gözleridir pişman bir ölüyü suçlamak kadar anlamsız üstüme üstüme geliyor hiçbir şey anlatmadan anlatmadan anlatmadan ben nasıl yanılmışım bilmiyorum bilmiyor ne çok anlatamadığımı gizlemekle umarsız iniyor umarsız akşam iniyor bir çiçek bırakıyorum gecenin başladığı yere
-
AYRILIK TÜRKÜLER
doğduğum yerden kopup doyduğum yere vardım her şeyimi unutup yarama tütün sardım selam benden eşe dosta karım yorgun oğlum hasta sızlayarak kapandı görünürdeki yara gurbet yeni dert açtı acı kattı acıma turna değil yardan haber getiren heves değil beni sizden ayıran hemşeriyiz belki de özlemimiz de yanı gelmişiz yaban ele alın teri kolay mı beyaz mendil sıla gibi koynumda işsizliğin zalim ipi boynumda
-
YANKI
Her kelimenin iki anlamı olduğunu bilmiş, baştan beri üçüncüyü aramıştı. Ama bu bir şey değildi asıl aradığının yanında : Başka bir düzen olsun istemişti seslerin arasında, harflerle renklerin birbirlerini itmedikleri bir dengeydi ısrarla kovaladığı. Yıldan yıla dile yüklediği zalim işi dizmişti kafasında, ışığa ve karanlığa, sessizliğe ve uğultuya verdiği değerleri elden geçirmişti tek tek. Heceden heceye dörtnala ilerlemişti bakışı, cümleden cümleye tekinsiz bir baş dönmesiyle geçmişti: Bir an boyu elinde tuttuğu kelime onu kavururken durmuş, gözlerini uzağa, sonsuz bir boşluğun ardında beklettiği sonsuz bir aynaya dikmişti. "Ben yoksam" demişti oradaki yüz, "siz bekleyin".
-
ORTAK BİR IŞIK
Bekledik, gelmediler. Açtık pencereleri, kulak kesildik seslere gündüz ve gece, taradık tek tek istasyona inen yorgun yüzleri, ufuktaki lekelere ayarladık dürbünü: Bekledik, kırık, gelmeyeceklerini anladıktan sonra bile. Görkemli geçmedi günler burada: Sıradan, sade, dingin anlar kovaladı sıradan, sade, kekre anları: Yoktu büyük fırtınalar öyle, büyük büyüler kurulup çözülmedi bu yaz: Her zamanki nedensiz hüzünler, çocukların şaşkın falı, biraz tatilde kasaba sosyolojisi, biraz başıboş konuşmayla döndü takvimler. Gözümüz yoldaydı gelmediler. Odalara çekilip şiir okuduk içimizden: Seferis ve Montale, Akdeniz dolu dizeler, hepsi genizden. Durup dururken yürüyüşe çıktık akşamları, durup dururken sustuk yakalamış gibi seyrek bir anlamı, dağ köylerine çıkıp bir gün öyküsünü dinledik süngerci oğulların, unutulmuş bir kadınla konuştuk bir başka gün, tansıklar izledi birbirini sonra: Bir atmacaya baktık uzun uzun avının gözünden, sağanak indirdik kavruk mevsimin ortasına, bir yangını söndürürken bir başkasını başlattık: Durup dururken gelebilirdiniz, bekledik. Hazırdı sofra: Semizotu ve sarımsak, elimizle topladığımız kekik, incir, nane: Hazırdık sürdürmeye telaşı ve coşkuyu bıraktığımız yerden. Geçmişin nasıl geçtiğini, nasıl geleceğini geleceğin soracaktık. Dinmezdi ağrı üstüne gitmedikçe, açılmazdı bu koyu sis tutmadıkça kökünden ortak bir ışığı, içinde olacaktık içimizdeki korkunun: Bekledik gelmediniz. Eksikti önemli bir şey, başladığında dönüş, bavulu kapatamadık. Döndük odalara baktık yeniden, aradık taşlık ve hayatta: Neydi yitirdiğimiz anlayamadık. Yarım bir duyguydu belki, belki sürüp giden bir gündüşü, kendimizde beslenmiş, ötekinde sönmüş bir ateşti belki de, eşiğine dayanıp göremediğimiz: Bekledik, gelseydiniz.
-
FAL
Eşiğine dayanıp seyirdiğim cansız doğa: Bir çingene geldi gece, ellerimi açtı ve uzun, dingin bir yağmur düştü yüzüne: 'Her şey geçer sen geçmezsin'. Güldüm, katıldım: Bilmem mi kuytudan beslenen yorgun tekliğimi: Ben amansız çatlak, sudan ve çıradan çıkma yangın lehçesi: Her şey geçer ben kalırım.
-
BEŞ GÜL
Sizin için tuttum beş gül getirdim Sevgili, durup dururken beş kırmızı gül getirdim, kan. Beş beyaz gül süt, beş sarı gül altın yaprak, tuttum beş pembe gül getirdim Sevgili, tan. Başka bir el koparmış onları, benim elim bunca korkak: Bir dikmeyi bilirim. bir de dokunmayı: Tepeden tırnağa teniniz yangın beldem, sizin için beş siyah gül parmaklarım. kömür. Toprak, temas, sahi bir de ak kağıt, seçtiğim kelimelerin arasında nedense mağrur, ilerlerim karda bıraktığım izler birer ağıt, ayırdım dikenleri: Sizin için bu beş arı gül.
-
UMUDUM OLUR MUSUN
Ben durulmak istemeyen bir nehir, Sen üzerimdeki virane sal olurmusun? Açsam diyorum yüreğimin tüm kapılarını sana Sen içeri süzülen sevdam olurmusun? Darbe üstüne bir darbe daha Ama ben uslanmadım Bir dilenci misali soruyorum, Günümdeki karanlığı yırtan UMUDUM OLUR MUSUN ?
-
PENCEREMDE DOLANMA AYIŞIĞI
Pencereme dolanma ayışığı Rüzgarın soluğuyla titreye titreye Ağaçların hatırını sor - Yoksul ve kimsesizdirler Denizlerin dibinde oynaşıp duran Balıkların sırtlarını ışıt Pencereme dolanma ayışığı Gözlerimle sokaklara abandığımda Yalnızlığı bulursam Öksüz ve dağınık kitaplarımı bulursam Odalarda, evlerde Her radyoda yürek tellerini titreten Bir türkü bağırırsa Pencereme dolanma ayışığı Rüzgarda el çırpan nehirleri anımsarım Teninde keklik hoplatan kırları Dallarında yeni gelinler gibi İstekle kıvranan Erikleri Eski bir pikapta Theodorakis çalıyor Bir gemi açılıyor Pire limanından Çarpa çarpa dalgalarına Dostluğun ve sevginin Eski bir pikapta kardeşlik çalıyor İç çekmeler ve bağırışlarla Titriyor teller Pencereme dolanma ayışığı Özlerim bir dostu kucaklama duygusunu Onunla ağlaşmayı sessizce Özlerim bir çiçeği öperken Toprağı öpüyormuşçasına sevinmeyi Pencereme dolanma ayışığı Yorgunum Pencereme dolanma ayışığı bu gece
-
GÜNEŞİN ALTINDA MUTLULUK VAR
Bir işçinin, elinde ekmekle evine döndüğü o yerdir mutluluk Akşamüstü, çocukları cıvıldayıp dururken Derin bir iç çekiş, tatlı bir yorgunluk Ve yüzüne yayılan gülümseme birden... Mutluluk, kelebek olup uçmasıdır ipek böceğinin Irmağın denize kavuşturmasının bir adı olmalı Mutluluk, beşikte uyuyan ilk çocuğuna bakmasıdır bir annenin Duyarak memelerine dolan sütün çılgınlığını. Mutluluk, bir acının bilincine varıp da onu dönüştürmektir Yaşamın sonsuzluğunda karar kılan bir umuda Sevgilinin boynuna dokunduğunda duyulan ürpertidir Öpülen ilk dudak, içilen ilk sigaradır belki Denizden yükselen kokudur sabah karanlığında Kabullenmektir yani yaşamı, acısı ve sevinciyle aynı boyutta Yalnızca yaşamaktır belki de kimbilir... Ne yerdedir, ne göktedir o - değil mi Abidin? Mutluluğun resmini yaptın mı bilmem Ama ben onun şiirini yazmak isterim...
-
GÖKYÜZÜ MAVİLİĞİNDEN SOYUNUYOR
Gökyüzü maviliğinden soyunuyor Gitsem kime, kalsam kimde, nereye kadar? Sılasızım işte, gurbetim de yok Adres defterime adlar değil Yalnızlıklar yazılıyor. Bir yanda yurdum ve uçurum sözcüklerindeki O sersemce, o saçma uyak -Demek ki, iki sözcükle de bir şiir yazılıyor Yüreğimi, yüreğimi bir bıraksam Dünyanın telaşına katılacak Yine birileri dağlarda kahraman Salonlarda mümin oluyor. Gökyüzü maviliğinden soyunuyor Akşamdandır diyorlar, dünya hala dönüyorsa Öyle dalgın, umarsız... Sorsam neyi, bağırsam kime, beni kim anlar? Bir kaçık şair diyecekler Anca yalnız, kanca yalnız...
-
GECE
Ay bu gece ne büyük, ne büyük anne Deniz gümüş gümüş, ağaçlar sereserpe Uyudum uyandım, sağıma soluma döndüm Bir balık sıçradı sularda, duydum İki uçurum gibi derinleşti gözlerim Ben onları yıldızlarla, yakamozla doldurdum. Ay bu gece ne büyük, ne büyük anne Denizi bir halı gibi işledi yalım yalım Sabaha hepsini sökecek, tezgahı güne Bırakıp gidecek -ay yorgun işçisi doğanın Güneş sürdürecek o yorgunluğu kendince.
-
BUZ ÜSTÜNDE YAZILAN ŞİİR
Buz üstüne yazmak isterdim Bütün bu şiirleri Üç beş gün öyle kalır Sonra eriyip giderdi Kaybolursa da ne çıkar Yazılmış o kadar şiir ? Onca acı, tedirginlik Bir avuç su oluverir Buz üstüne yazmak isterdim Bütün bu şiirleri Ya da denizin yaladığı Bir kıyıya bırakmak... Boğulup gitsin sesim Uçsuz bucaksız bir koroda Duyulmayacaksa silah sesleri Girdiğimiz her sokakta Çektiğimiz bunca acıyı Varsın hiç bilmesin çocuklar Barışa, kardeşliğe dair Yarın nice şiir yazarlar Buz üstüne yazmak isterdim Bütün bu şiirleri Ve sonra çekip gitmek Dalgın bir cırcır böceği gibi.
-
BİR SORU
Bir kekik kokusu tüter sabahın seherinde Denizde bir balık kayar, bir yıldız solar gökte Ve sabah türkü gibi yayılır Salyangozların izleri uzar toprakta Otların arasında gider kaybolur Bir salyangoz kadar olamadım, der şair Ayak izlerimi tutmayan topraklarda yürüdüm Unutmasını bilen kadınları sevdim Trenle geceyarısı geçilen kentleri.. Şimdi bir soru işareti gibi kaldım şu dünyada. Dokunup yaprakların üstüne düşmüş çiylere Uzanıp gölgesine bir portakal ağacının Kulak vererek cırcırböceklerinin sesine Bu şiiri uyku haliyle yazdım Akdeniz bir çaydanlık gibi fokurduyordu az ötede Biraz sonra kalkıp yüzümü yıkarım artık Sonra bir kitap okurum, ya da çiçekleri sularım
-
EYLÜL AKŞAMI
Bu eylül akşamında O güzel deli gözlerini Görebilmek için Canımı verirdim Nerdesin nerdesin Nerdesin nerde İçim dışım ızdırap Bir çıkış yolu bilmiyorum Bana dönmen için Canımı verirdim Nerdesin nerdesin Nerdesin nerde Her akşam fırtına kar yağmur Gezdiğimiz yerlerde Her akşam uğruna ağlıyorum Sen hiç bilmesen bile Ruhumdan ayrılığını koparıp Unutmak istiyorum seni Unutamıyorum.
-
BİR ÇOK ŞEY TÜKENDİ
Yasladım sırtımı Gürpınar çayırına. Yükledim hayalleri yıldızlara. Bir çok şey tükendi zamanın elinde. Sana ne kaldı anlat şimdi? Bana ne kaldı sorma. Akan yılların pınarında hüzünlü gözlerim. Çocukluğumdan kalma bir güzel gün özlemim.
-
BANA NE
Ben burada büyümeseydim, bu gölde tutmasaydım ilk kaya balığını ve bu denizde yüzmeseydim ilk defa. İlk aşkımı burada yaşamasaydım ilkokul üçte... Soğuk kış günlerinde üşümeseydim kumsalında. İlk yumruğu vurmasaydım okul önünde ve yokluğu öğrenmeseydim yazlıkçılar gidince. Kürdü, Lazı, Çingeneyi, Göçmeni burada tanımasaydım. İlk darbukayı çalmasaydım o sünnet düğününde. İlk sigara, ilk bira, ilk sevda, ilk, ilk, ilk, ilk... İlk burada ağlamasaydım bana neydi Çekmece'den.
-
ARASICAK
Ateş gibi bir öğle vakti. denize üç kilometre. ensemden döküldü aşk. önümden, dizlerime... oradan sandaletlere ve toprağa...
-
AH BİR ÇOCUK KALSAM
Biz hep çocuk kalmalıydık aslında. Üç taş, üç cam olmalıydı hayat. En büyük kavgamız gazoz kapağından çıkmalıydı ve en büyük acımız öğretmenimizin başka şehre tayini olmalıydı. Biz hep çocuk kalmalıydık aslında. Büyümeğe özenmeliydik büyümeden... İnsan dediğin, yürükçe yorulan, yoruldukça ağlayan bir taş değil mi? Çözmesi zor değil. Sen ansın, yaşanan zaman...
-
YENİK SERÇE
yaban ve asi dağlara dağılan taylar gibi ve yangın gençliğinin alazında ışıltılı bıçaklar gibi adana?da yollara dizilmiş garlarda çığlık çığlığa peronlarda çocuklar gibiydi gözleri /adı nevin şarap içer, rüzgâr giyerdi geceleyin.../ II o, kanadı kırık bir kuştu beyaza vurulmuştu kimseler görmnedi bir başka renk sevdiğini kimseler görmedi kimseler kirlendiğini... /adı nevin hüzün kokar ve korkardı geceleyin.../ III ?kendini martılarla bir tutma? derdim; ?senin kanatların yok. düşersin, yorulursun, beni koyup koyup gitme ne olursun!?* o, kanadı kırık bir kuştu gülümserken vurulmuştu kimseler görmedi uçtuğunu kimseler görmedi kimseler öpüştüğünü... /adı nevin özlem tüter ve ç(ağlardı) geceleyin./ IV ?ışığın? diyordu: kırılıp düştüğü yerlerden geliyorum; karanlık kördü ve acımasız... ellerimle kırdım ben de kalan kanatlarımı; kanatlarımı kanatmaktan geliyorum... V o bir yenik serçeydi sıkılınca ağlamaya çıkardı. sonra da çift çıkardık; kar yağardı, biz dinlemez, çıkardık! o kentte bütün sokaklar biz yan yana yürümeyelim diye dar yapılmıştı, insanlar dar yapılmıştı, çıkardık! kar durmazdı, üşüşürdü saçlarına ve hep bir şeylere ağlardı o karlı havalarda... avurtlarına çarpan kar taneleri, gözyaşlarının sıcaklığına çarpıp erirdi... erirdi... biz yan yana, yana yana... yana yana! /o bir yenik serçeydi sıkılınca ağlamaya çıkardı ben yürüsem bütün yollar ona çıkardı.../ VI gitti... kanatları yüreğimdeydi kalan, elimde minyatür bir kuş şimdi yitirdim o aşkın kimliğini hükümsüzdür... /adı nevin, ihaneti tutuşturduk bir sabahleyin!/
-
YAKARIM GECELERİ
Bu aşkın nüshası rüzgarlarda Aslı bende kalacak Bizi hasret saracak Bulutlar çıldıracak Ayrılık başımı döndürüyor Kavuşmayı özlettin İntiharlar kuşandım Bu aşkı sen kirlettin Geçtim borandan kardan Yitirdim bahçeleri Ellerimi tutmazsan gülüm Yatamam geceleri Bu aşkın nüshası rüzgarlarda Kahrı bende duracak Sende ihanet gülüm Bende matem kalacak Bu aşkın efkarı şarkılarda Yüzün bende solacak Bizi zaman yenecek Ve anılar kalacak Geçtim borandan kardan Yitirdim bahçeleri Ellerini tutmazsam gülüm Yatamam geceleri
-
SENİ BİR TUFAN GİBİ SEVDİM
martılar gelmezdi ki sizin ordan martılar sizindi ey evlerinin önü deniz bizde ölen kartallardan, dağlardan size haber veririz bir bakımlık deniz, bir avuç imbat göndermediniz!) I seni bir çığlık gibi sevdim uzanıp sesimin avlularına sen de her sabah sabah... sevince bir sevgiyle gideriz sonra durur vitrinlerden çiçekleri seyrederiz puştluklar bizi seyreder, biz çiçekleri... II seni bir kar gibi sevdim üşüye üşüye eridim! bak, kentleri de, dağları da bozdular başka rüzgârlar giydirdiler kentlere dağlara başka tüfekler kalk, gidelim buralardan gidelim! III seni bir namlu gibi sevdim sen tetiklerimi ezberliyordun kıyametler koparken alnından bu kentin geceydi... ansızın seni bir tufan gibi sevdim bedenim alabora!
-
SANA YAĞMUR DİYORUM
gidersen hani sığınaklarım? eksilir, zarar kalırım kalırım! yeni günün tenine dağılır yaralarım sana yağmur diyorum?) uzun boylu umuttun tadında unutuldun nerde büyük uçurumların kış suların, yaz uykuların? sana yağmur diyorum ıslaklığım bundan yağ da ıslanalım, ama uslanmayalım uslanmayalım! gün, vursun yükünü gecenin hırkasına yol, vursun sesini uzaklığın pasına sesime kibrit çaksan tutuşacağım sargısızım, çoğalırım; çoğaldıkça arsızım sana yağmur diyorum? en haklı aşk, alkışsız sürebilendir ve en haklı kavganın öznesi ölmemek için dövüşürken de ölebilendir? o an işte o an ey bizi ayrı takvimlere düşüren zaman yere bir bahar dalı düşmüş gibi mi olur sıradağlar mı tutuşur bağrının orta yerinde? yeter kan sıçratmayın sabahın seherine boğulursunuz boğulursunuz!
Jump to content