sudenaz tarafından gönderilen her şey
-
YONTULAN YÜREKLER
ey mavi bulutların yüreği! aynı topraklardan geldik biz, aynı tozlu toprak yollarda ne ayakkabılar eskittik biz. aynı sulardan içtik, pınarlardan akan, benzer dedelerin sevimli yüzlerine sığındık hırçın birer çocukken. yüreğimizin mahsenlerinde yıllanmış aynı şaraplardan içtik kan kırmızısı. aynı türküleri söyledik bostanlarda algın cemalin sesinden, kanlara boyanmış. ey memleketimin yüreği! belki bağlar arasında bir kaya başindayız belki soğuk bir memleketin kaldırımlarını adımlıyoruz yalnızlıklarmızla, belki hala boz topraklarımızda çocukluk yaşımızdayız. ey soğuk gurbetlerin yüreği! aynı elması takmış demirlerden hasretler yontuyoruz, dönen çelik çarklar arasından gece gündüz demeden dağılan yüreklerimizi topluyoruz.
-
GECENİN SON SAATİ
Takvimler yaprak dökümü mevsim hüzün mevsimi günlerden hasret bir günün son saatindeyiz tren kalktı kalkacak, istasyon kıyamet tüm gözler üzerimizdeydi sanki herbiri kıpkırmızı, bakışlarda nefret senmi binecektin trene yoksa benmi? kimin elinde kimin cebindeydi son bilet bakışlarımız hüsrandı, yüzümüzde eskimiş yıllar ayrılığın kırılma noktası, gece ihanet vakit geldi kalkıyor son tren, gidiyorsun! yolun açık olsun.. ben sağ sen selamet ağır ağır uzaklaşıyor loş umutlar yalnızlık ateşi düştü içime, benliğim sefalet işte gidiyorsun! kaldım gecenin son saatinde unutma beni, unutma bebeğim! anılarımız sana emanet...
-
ZAMANSIZ BİR YAĞMURUM
bir yaz daha geçiyor geceler soğuk ve alıngan açık denizlerden esen rüzgara kaptırmışım kendimi salınan ince bir dal dakadar mağrurum bir yaz daha geçiyor elbe her zamanki kadar yorgun bırakmışım kendimi akışına suların göçmen teknemin yelkenlerine vuran kuzey rüzgarı kadar haşin gururum Bir yaz daha geçiyor hamburg'da bulutlar parçalı, gökyüzü umutsuz kapalıyım bugün yine, kararmışım dinmez bu sevda, hasret dinmez yağdı yağacak, döküldü dökülecek zamansız bir yağmurum
-
BEN ANADOLU'YUM
çok kahırlar çektim savaşlar, kıyımlar, açlıklar gördüm aşklarımdan destanlar yazıldı nehirlerim göz yaşlarımdan çok göçler, sürgünler yaşadım kardeşin kardeşe kıydığını gördüm toprağım al kanlarla sulandı türkülerim ağıtlarımdan çok zulümler, isyanlar yaşadım ozanlar, dervişler, aşıklar gördüm darağaçları kuruldu, zindanlar doldu depremlerim öfkemden ben cefakar Anadolu'yum ne dinler ne mezhepler yaşadım direndim tüm zamanlara gökyüzüm umutlarımdan
-
GÜLÜM
benim gülen yüzüm kederim, dağımda karım gülerken ağlayanım, seni görünce bakınca mahzun yüzüne hançerlenir, kanar her yanım benim hasret çiçeğim umudum, yitik yüreğim gönlümü dağlayanım, sana gelince hissedince mahkum yüreğini korlanır, yanar her yanım benim buğulu hüznüm düşüncem, dalımın tomurcuğu çöllerde kavrulanım, ayrılık vakti geldiğinde anlayınca karanlığa kaybolacağını vurulur, kurşun yer her yanım benim varolan canım aklım, gökyüzümün maviliği içimde sakladığım, varlığını andığımda hayal edince geleceğini gülümser, cana gelir her yanım
-
SON DEYİŞ
Dolaştım yıllardır şurda burda Ucuz otellerde kaldım. İğne iplik taşıdım yanımda Bir düzen tutturamadım. Kadınlar da oldu elbet yaşamımda Biri hariç hepsini bağışladım. Sınadım kendimi karşılıklı acıyla Ben hep ölüme ve aşka inandım. Bir şey var dokunur bana Yüzüme uymayan iğreti adım.
-
ÖN DEYİŞ
Bedenim üşür, yüreğim sızlar. Ah kavaklar, kavaklar. Beni hoyrat bir makasla Eski bir fotoğraftan oydular. Orda kaldı yanağımın yarısı Kendini boşlukla tamamlar. Omuzumda bir kesik el Ki durmadan kanar. Ah kavaklar, kavaklar Acı düştü peşime ardımdan ıslık çalar.
-
BU BENİM
Bu benim garipliğim Bak ağacın çatalında; Rüzgarlı kuş yuvası Sallanır durur hâlâ. Bu benim hasretliğim Bak denizin dalgasında Gider gelir kıyıya Oynaşır durur hâlâ. Bu benim bezginliğim Bak duvarın sıvasında; Pul pul olmuş dökülür Dökülür durur hâlâ.
-
YANYANA
Sevgiyle yapılmış bir yama Kaplamış yırtığını yanağımın Rengi pek tutmasa da. Sanki yüzüme akmış yüzün Başını başıma dayadığında. Seninle yanyanayız Eğri bir aynanın karşısında. İsli titrek bir lamba Boğuşurken gölgeyle duvarda Acıyla ilmek ilmek Aşkımız yıllanıyor odalarda. Seninle yanyanayız Sessiz, yorgun ve ürkek Eğri bir aynanın karşısında
-
SARIL BANA
Bu yaşa geldim içimde bir çocuk hâlâ Sevgiler bekliyor sürekli benden. İnsanın bir yanı nedense hep eksik Ve o eksiği tamamlayayım derken Var olan aşınıyor azar azar zamanla. Anamın bıraktığı yerden sarıl bana Anıların kar topluyor inceden Bir yorgan gibi geçmişimin üstüne. Ama yine de unutuş değil bu Sızlatıyor sensizliği tersine. Senin kim olduğunu bile bilmezken. Sevgiden caydığım yerde darıl bana.
-
BİR YAZ GÜNÜ ŞİİR
nerde o sarısabır, safran ve sarı sesi akşamın? duymak sanki bir gülün yolculuğu gibidir bahçeden sana doğru; gelsin, bilsin ve sensin, yağdığın o yağmuru alıp gidensin işte, daha ergin bir yaza... bahçemde yer kalmadı, her taraf tıka basa yaşlı yazlarla dolu... orda elbet o çölün ortasında yabansı, ürkek ve sanki garip bir şeyler duyuyorum... sesler, şeyler? ölünün son gördüğü o gülü çağrıştıran, -nedense... ben yine bahçemleyim, bu belki kendimleyim- mi demek? Zaman ten'dir, eğer yazlar bedense
-
AY DOĞAR
ay doğar bir ay doğar umarsız gözlerinden bir ay batar bedir Allah karanlıklar bir silâh kahrı gibi oturur yüreğime iflah olmaz bir silâh ya kara bir kırbaç gibi vur beni küheylânlara ya beni öldür Allah dünyada nerede olursa olsun dünyada senin umarsız gözlerin kanlı bir avuç zehir bir de yangınlı yaz akşamlarıyla bir gelir ya da senin umarsız gözlerin mahzun eşkıya ateşleridir tutuşur rüzgârlı bayırlarda
-
AKŞAMIN YARISINDA
herkes öteki gibi duruyor... akşam da durduğu yerde durmuyor artık; yolcu yolu kuşatıyor durmadan; kapanıyor 'Zaman' denen karanlık... hiçbir şeyde yok gibi ve her şeyde var; sıkışmış birileri ara yerde; kalbim! durma yetiş eski yazlara! nedense bir durgunluk var saatlerde... her şey nasıl da bütündü bir zaman: şimdi bahçe eksik, güllerse yarım; kar yağar, hüzün bile yok... ve neredesiniz, âh, evet neredesiniz, yok saydıklarım?
-
YİTİKLER GECESİ
Şimdi dünya boşlukta yavaş Sen bütün canlılardan uzaksın yalnızsın Rüzgâr uslandı doruklarda Dağ çiçekleri uykuya vardı Ay bacadan aştı uyumaz mısın Bir ıslak serinlik yürüdü Kara sokaklardan içeri Çıtırdadı durdu bütün gün Ayaklarının altında bir şeyler Bütün gün ölüler gibi sustun Bilsen ötesi aydınlık çizginin Delice yakardın eski şiirlerini Bir tutam bulut iki damla yağmur için Yeniden sevinirdin içten içe Bilsen ötesi aydınlık çizginin Bu hal senin halin değil Bütün gücünü yitirmiş Bu hal senin halin değil Yaşamanın kendisini yitirmiş En insan yanıyla sana dönük Dost dediğin ne gün içindir Unut uzağı olduğu yere Kaldır yatağından vakitsiz Kaldır başucuna getir Şimdi dünya boşlukta yavaş Sen bütün canlılardan uzaksın yalnızsın Rüzgâr usandı doruklarda Dağ çiçekleri uykuya vardı Ay bacadan aştı uyumaz mısın
-
YAĞMUR YAĞMUR
Yağmur, yağmur... Bu neyi anlatır? Bunca siste bunca ıslak serçe Hüznü bir köşesinden tutup kaldırmıştır Yağmur, yağmur... Bu neyi anlatır? Son yaz derlenmiş, son ateş sönmüş Düz yollara inen son kaçkın, son eşkıya Hüznü bir köşesinden tutup kaldırmıştır. Yağmur, yağmur... Bu neyi anlatır? Oyun biter, o kesin güz çizgileri Sevgi, bir de ölümle örselenmiş Aklı bir köşesinden tutup kaldırmıştır.
-
SIĞDA
Sokağı beğendim mi bir bakıp pencereden Çıkıp gitmek olmalı özelliğim bu benim Senin durman, küçük sevinçleri yaşadığımızın Ey yağmur, ey sevdiğim Durgunsa kahvelerin masalarında hava Kuşsuz kalmışsa ağzım gözlerim gülmemekten Dostumdan, gökyüzüne sürmeye kuş isterim Uzaktan en uygun ballı yemişleriyle Tutup ötmeye ceylan, barınmaya kulübe Küçük şeyler ormanına bir güven bir güven Böyle yanılma hiç görmedim. Ürküt kara martılarını kıyımızın Yankılan, mutlu kayığımı sığdan kurtar Ey ses, ey yakın geçmişe ağzımla verdiğim. --------------------------------------------------------------------------------
-
SEVİ DİZELERİ
Özlemi beş geçe de Ölüme yarım kala Uslu dost dalgın yörük Bir yol da bize uğra Okşadın düzledin dağları Biçtin dağıttın yelleri Güzel dost çılgın yörük Bir yol da bize uğra Yanağın zemheri ayı Yarpuz ve fesleğen Yüzünü yüzüme daya Beni sana bağlayan ipeği Soluğunla dirilt Derdimi kimseye vermek istemem Erincimi paylaş Artık sormuyorum, biliyorum - O geçti mi burdan? Aramızdaki ipek hışırtısından Bereketli buğday kokusundan Süt kabartısından Masaya düşen güneşten Sesin sesime katışıyor
-
AYRINTILAR İLAHİSİ
Ben neyi kimden aldım, nerden aldım her şeyi bir yerden aldım yorgunum yorganım uzakta dışarda sabrımı bolca verdiler içerden aldım sözler gelip geçsin diyedir, öfke sen bekle örselendim ağrıdın oyuldun, henüz değil ölüm ten bekle bağırmalıyım, çığlığım kıştan ilkyaza değmeli A yasak, hayır korkulu, evetten usandım Mecnun masaldan atılmış -tele şov- milyonla kopyeye bölünmüş Leyli suretler ne gülümseyiş ne sır ne şaka sandım ki gülümser maskeleri suretler sandım durur muydum bu gömütlükte neyim var tuhaf dedi çılgınca tuhaf ayrıntılar, paslı sürgüler, yosunlu taşlar ya altındakiler ardındakiler Gültene kandım
-
AŞK
Sıfırda insancıl yaşamamız başladı Sıfırda koptun kayboldun aradık Sessiz ya da rüzgarlı kıyılardan Sana seslendik kör kuyu Yokluğun orda çiçeklerde Dünya seninle de sensiz de aydınlık Başka tutkularımız var beraber yalnız Yokluğun orda yaşamamızda Varlığın orda, yoksa gecelerimiz bizimdi Ellerimizi bir yere koymayı bilirdik Ağlamayı bilmezdik kendimizi öldürmeyi Varlığın orda yaşamamızda --------------------------------------------------------------------------------
- SERÇELEME
-
GÜN YALIMI
Duvar dibindeydiler bi bakış baktı şimdi ışık yıllarında yaşıyor o çiçekler Heyt bu kadına can veren tanrım Sarı bir yatışı var bütün çarşaflardan ayrı. Gelirim demişti bugün için Gözlerim güneş saatinde.
-
DUMANIN DOĞRUSU
Kolay gelsin vapurun dumanı! İnersin sen de bir gün yeryüzüne, Benim gibi yağmur diye! İyi de edersin!
-
SIĞINAK
Kaçıp sana saklanıyorum akşam oldu mu Sana dokununca mı denizleniyor masa Senin avcıların mı çok hayvanları kovalayan Sıkıntımın ormanında? Üç beş günümüz var şuracığında Nice oyuncağımızı kırdılar Biz de güzel çocuklardık bahçelerde Sularda alabalık Azla avunmaya alıştık Ne yapalım paramız yoksa Şarabımız bitince yağmura çıkarız Kim güzelleşmiyor öpüşünce.
-
GÖLGELERİ KULLANMAK
İşte bir ses geçiyor sıkıntıdan baksam pencerede yağmur da var, hani saçlarını ya da göğsünü çok ince bir hüzünle bezeyen. Oyuncaklar da var yalnızlıktan bir parkta ölümü güzel kılar, hani sarmaşıkça uzandığın yatakta durmadan aşıladığım sana. Hayır yaşamıyor suda o balık, bir yanıltı daha çiçek aldığım. Herkesin bebeği var odalarda ölüme ve daha sıkılmak için. Uzayan sakalım sabaha kadar uçup giden bir kuş koynundan, belki yanında bile olmadım. Eğildiğin sular da yalan salınıp duran gemilerle aldanma. Demiyorum hiç mi olmasın kokun, o yatak. Ben umutsuzluğun domino taşı şimdi açım, suskunum bak. Hele bir çağırsın kanın türküsü hele bir kıpırdasın kumsalda ağları ve renkli balıklarıyla halk, silâh tutarım dağlarda. Bu oda emanet, hadi uzan, şimdi ellerim de çok nazlı bir karanfille kanar. Sunduğum bu yalnız, çocuk ülke, bak, gece de göğsümde çok ağır, şaşkın değilim ama silahımı yitirdim. Gelsin leylâkların açma zamanı mümkün silâhımı halkımla bulmak. Hadi uzan özlemim kadar, bulutlar gidiyor, şimdi işim çoğaltıp gölgeleri kullanmak.
-
ESKİ BAKIR
Bir çığlığın içinde yakalıyorum seni Kaç kez İstanbulsu, Parıldayan, ısıtan, yakan bir alev gibi. Üstünde uzun, pis, yalnız sokakların yağmuru.. Odaların, merhabaların, gülücüklerin sıkıntısı Tramvayların, vapurların sıkıntısı Yitmiş aşkların, yitecek aşkların Aynı vazoların, aynı öğütlerin, aynı yasakların sıkıntısı. Yakalıyorum, öpüyorum, avutuyorum. Karanlık etini kemiriyor, Vaktimiz kısa, Düşlerimizi kolluyorlar durmadan Durmadan kovuşturuyorlar Mendilimi ıslatıp alnına koyduğum Suyundan içtiğimiz hayat çesmeyi, Yalnız-geceler boyu uzanan kadını bakırlarda Durmadan horluyorlar Geyiğim, saklım benim Bakma arkana, ne olur, aldırma Onulmazlığımızdan büyük yapılar kurduk Horlandıkça aşkımız, derya. Vaktimiz kısa, Karıncalara, rüzgarlara, sulara dokunmak Uyanan toprakları bilmek gerekiyor. Ormanlar görmüş dolunayın tılsımını Ağlamayı unutmadan Dövüşmeyi bilmek Tirnaklarınla tutunmayı bilmek gerekiyor Sağılandığımızı, kollandığımızı bilmek gerekiyor Kapa tunç, kapılarını gece Soğuktan, kırgın, parasız milyon kişi. Geyiğim, saklım benim, Ölüm dayanmadan kapıya Sev, öp, yitir beni
Jump to content