cicceekk tarafından gönderilen her şey
-
HİROŞİMA
bir sedef kayıktı capon denizlerinde altın yaldızlı kürekleri kimbilir kimlerin eleinde capon denizlerinde yorgundu -sis çökmüştü- ak uçakları kalkıyordu alanlardan uzak kasımpatılar çiziyorduk üşümüş kağıtlara bayraklar örtüyorduk üşümüş çocuklara - ısınıyorduk biz ne çocuktuk, ama ne çocuktuk, nasıl anlatmalı bilmem poem caponez diyordu- ama nasıl anlatmalı bilmem alaturka bir ölümdü, nasıl anlatmalı bilmem. sular sular hiç geri dönmüyorlardı biz ne kırallar büyütmüşüz kiyo ne kıral korkulara alkışlar! kitaplar indirmişiz kiyo-sürülerle açlığımıza sabahlar telliduvaklı geceler kanlıbıçaklı biz ne kırallar yemişiz büyük kurtuluşlara nasıl anlatmalı bilmem alaşafakları söyler bayraklarımız kiyo kiyo! beni görmüşlüğün var mı hiç kaç galeri kaç yitikkent kaç masal morluğu soğumaklarda ölüler çiçek istemiyorlar kiyo bu elleri hangi topraklar ben eşsiz serüvenler delisi matakatakatuka takdim ederim kendimi aynalar paramparça kiyo aynalar hiroşima fincanımın üstünde ipincecik bir masal alır beni götürür erguvan yelkenli gemim güneyden taa güneyden bir yel eser kiyo kiyo kakaolu muzlu bir yel bilmem ki nerden gelir tokyo bulvarlarına bahar yine yalnız saraylarda yine yalnız kırallar yine capon denizlerinde bir sedef kayık inanmadan ölmekse pek alaturka nasıl anlatmalı bilmem nasıl nasıl nasıl sevilir bu altınzincir bu hergün ölüm bu gükyüzü yas bu yakın güneş bu uzak fujiyama bilmem ki nasıl bilmem ki neresinden bilmem ki kaç güvercin kaç yürek kaç kasımpatı ve kocaman gülleri capon sabahlarının harakiri karanlıklara bilmem ki nasıl çizmeli bu yuvarlak sarıyı bu gergin gökyüzünü ve bu ateş kelebekleri aynalar paramparça kiyo aynalar hiroşima sular geri dönmüyorlar kiyo, sular hiç geri dönmüyorlar koklanmıyor bu karanfil bu başka temmuzlarda daha biz havamızı bile kullanmamışken daha biz hiçbirşeyimizi kullanmamışken safkan arapları tutup kıral arabalarına koşmak bir masal uğruna kiyo, bir hiç uğruna kiyo, ama pek alaturka ama pek ortaçağlı ama pek güvercinsiz volonlar bilmez bunu kiyo dişliler bilmez raprapla bir yatakta gitmez bu kocaman sari gülleri bu hızlı düşün öyle ürkek ki kiyo öyle kaygan ki kiyo nası nasıl nasıl anlatmalı bilme ya nasıl kanamışız gencecik yerlerimizden o hiç dönülmiyenin ortayerinde sular geri dönmüyorlar kiyo, sular hiç geri dönmüyorlar capon denizlerinde bir masal kayık bir capon şarkısı tokyo bulvarında güneş yine saray yalnızlıkları yine kıral uykularda başkaldırışlar yine bayraklar örtülüyor üşümüş çocuklara yine borular çalınıyor kiyo yine sürülerle güvercin ellerimizden tarlalara tezgahlara denizlere bir daha dönememek bir daha kafa tutamamak bayram sabahlarına oh kiyo oh kiyo oh benim yenik yanım köle rengim balinam ben eşsiz serüvenler delisi matakatakutuka ben hiç bitmeyen çığlık aynalar paramparça kiyo aynalar hiroşima bir sedef kayıktı capon denizlerinde altın yaldızlı kürekleri kimbilir kimlerin ellerinde capon denizlerinde
-
FİLİZKIRAN FIRTINASI
gün doğmadan başladı filizkıran fırtınası evler yemen türküsü sokaklar seferberlik öyle bir gariplik ki öyle bir tedirginlik yaz başında güz sonrası ayvalar çiçekteydi güller daha tomurcuk açıl demişti güneş açılmıştı kıraçta kış elmaları çözül demişti güneş çözülmüştü yılanlar karanlık odalarında dallarda yuvalar tüy kokuyordu düğünçiçekleri şenlikli gün doğmadan başladı filizkıran fırtınası ne dal kaldı ne tomurcuk yerden yere çaldı otları ağaçları insan yüzlü bir korkuluk üşüdüm dünyalarca baskın yemiş bir kent gibi üşüdüm sergen etti filizleri sapsarı bir karanlık bahardan kışa düştüm acılı günler gördüm sığdıramam bir tek günü bir koca yıla geceler geçirdim yoz kentlerin bulvarlarında nice baharları kışlara gömdüm uzak düştüm yelinden yelvesinden acılı yurdun uzak düştüm umudundan mutundan yomundan uzak düştüm bunaltının böylesini görmedim severim fırtınanın her türlüsünü ormanlar uğultulu sular dalgalı severim filizkıran fırtınası'nı kırıp kanatmıyorsa sevincin türküsünü nerde benim baharım dalım yaprağım nerde gece çökmüş üstüne kerpiçsel yalnızlığın sanki kaplan pençesinde bir manda böğürtüsü ne kuş kalmış ne çiçek ne kırmızı ne yeşil sapsarı karanlıkta yerler bahar ölüsü
-
EFENDİLER
yoktu yok ve tarla sınırlarında kan vardı analar en güzel çocuklarını çocuklar yüreklerini ve silah hiçbir zaman böylesine kutsal olmadı yoktu yok ve bıçak dayanmıştı kemiğe açlıkta işsizlikte ezilmişlikte kim söyler bu türküyü kim düzer bu ağıdı kim kocaman eller midir bu bağlamalarda efendiler efendiler efendiler! bütün davullar gülünç bütün silahlar saçma onlara gitti o davullar, şimdi yok onlarla kaldı o silahlar, şimdi var efendiler efendiler efendiler! yoktu yok bir sömürge havasıydı aşk diye damarlarda ve bütün sınırlarda kan vardı bir ekmek bulup bölüştüler bir türkü bulup bölüştüler ve sokaklarda dolaştırmak için özgürlüğü ve vatanı anavatan yapmak için bir anda efendiler efendiler efendiler! kim söyler bu türküyü kim düzer bu ağıdı kim ve kim varmış barışa elyordamıyla yoktu yok verecek hiçbir şeyleri yoktu yüreklerinden başka ve barışın demir kapılarında sıkılmış yumrukları toprağı sürer gibi demiri döver gibi dövüştüler düştüler birgün yine kalkmak için ayağa ve bu çetin kavganın mustafa kemal dedik adına efendiler efendiler efendiler!
-
DAVULLU NİNNİ
hayır, kastro istemiyorum, çek bir bira arjantin ne zaman davul duysam mışıl mışıl yaşlanıyorum işvereni seviyorum, çok ortodoks güzel hırsız ortaçağı sokaklarda baremli dilenciler gürültüyü seviyorum davulu sevmiyorum ne zaman davul duysam mışıl mışıl yaşlanıyorum ısırganlı tosbağalı atomlu bir yaz öğlesi çok kösnük az ingiliz biraz asil çok pragmatik başka oluyor böyle ingilizli kıraliçelik eskiden marşlar çalındıkça taylar kişnerdi içimizde şimdi sünnet düğünlerinde domuzuna çingenelik hayır, kastro istemiyorum, çek bir bira arjantin tin tin eder tinimini amma da komik burcoybank yataklar yakmış haspam fakatı yok tabancası var öyle bir kan sarhoşluğu, tapınaksa garsonyer kutsal mutsal kaşkariko, davul kurban alaturka bu bulutlar ah ne güzel, ah ne güzel bu yaşamak yataklar yakmış haspam fakatı yok tabancası var o zaman başka değildi, mum yakardık davul aydınlığında tüfekleri yağlardık, barut derdik karanlıklara çocuklar birden büyürdü, ekmek olurdu cumhuriyet diktatör derdik ördeklere, ah ne güzel ateşlerdi ah ne güzel kurtuluş'tu ne güzel havafişekleri davul çala çala eskittik o güzelim kurtuluş'u günebakan akşam diyor birazdan sular kokacak kocaman ölülüklerde minnacık insan müsveddeleri davulu sevmiyorum, çok aptal az demokratik hadi artık yum gözlerini hadi şeyim hadi şuyum hadi bitanem hadi hadi benim etkafalım kuşkonmazım bismillahım hadi davulum kurusıkım cennetim cehennemim hadi bak sular kokuyor artık, hadi artık yum gözlerini devrim götürsün seni, hadi işte hadi ulan hadi işte ninni
-
DAR AÇI
anlamak istedikçe herşeyi birden yitiriyorum bir kutupyıldızı bir ben bir dinmeyen ağrılarım yapayalnız kalıyorum birden güzelim ve müthiş ağlamak isitiyorum gecenin kanatları kırık bir saatı var bilmem bilir misin ölüm korkusu alkol gibi yayılır damarlara sakın o saatta sokaklara çıkma denize bakma karanlığa yıldızlara bakma sakın o saat işte güzelim o saat ölüm, o ateşkuşu ölüm, o mavidüğüm denizkızlarının türküsünü söyler ben yalnızım orkestrada kırık bir saz kanayarak koşan bir kurt yüreğim dağbaşında unutulmuş vakur bir bayrak yırtılırcasına bir kutupyıldızı bir ben bir dinmeyen ağrılarım çiftleşen kuşların böceklerin insanların yalnızlığı ve müthiş ağlamak istiyorum
-
BORÇLU
Erik çiçek açmış da bahçenin kıyısında Sen ona hiç bakmadan geçmişsen oracıktan Leylek dansa durmuş da bacanın tepesinde O baharlım laklakını durup dinlememişsen Şakır şakır bir tren bir gece köprüsünden Islıkla dalmamışsan gurbet türkülerine Akasya mor akasya ak akasya sarı sarı sarkmış da bahar mavilerinden Yaşamak ne güzel şey diye ağlamamışsan Çocuklar birdirbir oynuyorlar da çöplük arsada Dikilip yanıbaşlarına göğüs geçirmemişsen Yanından geçip gitmiş de çilekçinin arabası Kaçtan veriyorsun hemşerim diye yutkunmamışsan İskelenin tepesinden türkü döken gurbetçi gence Varolasın koçum benim diye el sallamamışsan Bahar dalı gömleğiyle utangaç bir uçurtma Bu ne şıklık delikanlım diye laf atmamışsan Ve çapkınca bakmamışsan Göğsü domur domur yeniyetmeye Sesi bambam Sesi ramazan topu Kendini herkül sanan delikanlıyı Yaştaşınmışcasına süzüp selamlamamışsan Öpmemişsen gözlerine bakıp duran bir gözleri şenlikliyi Yaşama itmemişsen iter gibi denize Girmemişsen koluna bir yıkılmışın Yalanla da olsa avutmamışsan umutsuzu Su diyene bir avuç su Bir yaralı parmağa işememişsen Kolay gelsin dememişsen taş kıranlara Günaydınsız bırakmışsan bahçe bezeyenleri Eğilip koklamamışsan çitten gülen çiçeği Bayram bayram donanmamışsan Sevinciyle dostlarının Acısını dostlarının Yüreğinde duymamışsan Kapı kapı dolaşmamışsan iş dilenerek İşsizliğe düşmemişsen hakkım dedikçe Ve bayraklı pankartlı yürüyüşlere Halaylı horonlu grev şenliklerine Katılmayı aşk gibi duymamışsan şuranda Ağrın ağrım Acın acım Dememişsen insan kardeşlerine Ve dilinin en görkemli Ve dilinin bando-davul sövgülerini Sıralayıp sallamamışsan deyyuslar saltanatına Hangi yaşta olursan ol Kardeşim Kaptırıp gönlünü sevda fırtınasına Evin yolunu şaşırmamışsan Sende iş yok be kardeşim Sen artık hapı yutmuşsun Borçlusun sen ağaçlara kuşlara Borçlusun sen trenlere otobüslere Yağan kara esen yele borçlusun Borçlusun sen herşeye Gözdeki ışıltıya Alındaki çizgiye Eldeki şaşkınlığa Borçlusun herşeye Kardeşim Yaşamın kendisine
-
BİRİNCİ KAÇIŞ
dur gitme bekle biraz bu belki son buluşmamızdır belki şimdi şuracıkta ama belki hiç bilmediğin bir ezik kurbağadır ıslak betonda gölgelerimiz rıhtımlara böldüğümüz bu çocuksu kurtuluşlar dur gitme bekle biraz hem sonra belki de hiç belki bir kamyon beni bir akşam gazetesine belki sokak sokak beni aradıkların belki bu son buluşmamızdır nella ah nella dur gitme vakit yakın az sonra belki de hiç belki de ben, ah nella, bu ayrılık hiç bitmeyecek seni çeşmeler gibi şarkılara dağıtıyorum renkler katıyorum seni, uysal biçimlerden alıp kısraklara çiziyorum kavga arefesi günlere dönüp kendimi vuruyorum bir akrep karanlığında dişi bir isa gibi bakma bana çıldıracağım düşersem esintime karanlığa düşersem ellerim soyunursa uykusuz diriliğini yüzünü yitirirsem bence güzel çizgilerini düşsel ortamlar içinde bir silik bir anlamsız yaşamak korkubabası, gelsin dinlerin cenneti sana ben nella dedim, ah nella, belki de hiç geceleri bambaşka bir adam oluyorsam karışıksam kendimden yelimden kaçıyorsam içimde anlamadığın bir beythofun fırtınası ben bu fırtınayı yıllardır tanıyorum yıllardır kendimi taştantaşa ama anlıyamazsın ben beythofun fırtınası bu ölüm bu ürkünç tarlalar var bu fırtınada fabrikalar umutlar dilsiz anlaşmalar var erkekçe davranışlar ben bu fırtınayı yıllardır yaşıyorum yüzükoyun kentlerin alacakaranlıklarında yıllar geçecek, sen böyle hep titreyerek bekliyeceksin şiirlerim hiçbir zaman beni anlatamıyacaklar yoksul bir kasabada yoksul bir kahve ocaklığı ışıklı günlere yatmış yıldız ışığında köyler tezgahlarda ben dokunacağım nakışlarda ben uyanacağım yorgun istasyonlarda yığın yığın tedirginlikler ama hep yolda olacağım kendi yelimin önünde yaşadıkça, adım adım özlemlerimi haykıracağım belki çok gideceğim belki çok sürüneceğim belki bu son buluşmamızdır nella ah nella seni tuzundan özlemlerimin, bitmemiş şarkılarımdan sana ben nella dedim, ah nella, belki de hiç bu kasım bu çıplak beythofun fırtınası şiirlerim hiçbir zaman beni anlatamıyacaklar
-
AKARSUYA BIRAKILAN MEKTUP
- incecikti gül dalıydı dokunsam kırılacaktı dokunmadım kurudu- gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç ağaçlar bükmesinler n?olursun boyunlarını neden akşam oluyorum tren kalkınca kırlangıçlar birdenbire çekip gidince mendiller sallanınca neden tıkanıyorum öyle çok acımasız ki öyle birdenbire ki az önceki çiçekler nasıl da diken diken gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç o sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik, bitti o elmanın tadı orda, o kuş çoktan öttü, bitti artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz günler devlet alacağı, yıllar bir kadehcik buzlu rakı oyunlar oyuncaksı, oyuncaklar eski şarkı kavaklara oklu yürek çizip duran o çakı nerde şimdi nerde şimdi, nerde o kan sarhoşluğu gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
-
ACIYI BAL EYLEDİK
-Pir sultan ölür dirilir- Bak şu bebelerin güzelliğine Kaşı destan Gözü destan Elleri kan içinde Kör olasın demiyorum Kör olma da Gör beni Damda birlikte yatmışız Öküzü hoşça tutmuşuz Koyun değil şu dağlarda San kendimizi gütmüşüz Hor baktık mı karıncaya Kırdık mı kanadını serçenin Vurduk mu karacanın yavrulusunu Ya nasıl kıyarız insana Sen olmazsan öldürmek ne Çürümek ne zindanlarda Özlem ne ayrılık ne Yokluk ne yoksulluk ne İşşiz güçsüz dolanmak ne gün gün ile barışmalı kardeş kardeş duruşmalı koklaşmalı söyleşmeli korka korka yaşamak ne kahrolasın demiyorum kahrolma da gör beni kanadık toprak olduk çekildik bayrak olduk döküldük yaprak olduk geldik bugüne ekmeği bol eyledik acıyı bal eyledik sıratı yol eyledik geldik bugüne ekilir ekin geliriz ezilir un geliriz bir gider bin geliriz beni vurmak kurtuluş mu körolasın demiyorum kör olma da gör beni
-
K A O S
Ay inceldi ve orman bir tortu gibi çöktü dibe Buğusu yoktu toprağın büsbütün balçıktı yeryüzü Irmaklar sağırdı ve dağlar birer aptaldı o hantal gövdeleriyle Gittikçe büyüyordu rüzgarın beynimdeki ur Öfkemizden şimşeği yarattık İnsanı yarattık (hayır, balçıktan değil) O gün bugün arayıp dururuz onu hangi cehenneme gitti, bilmeyiz
-
İSMAİL'İN KİTABINI OKURKEN
İsmail?in kitabını okuyorum üç gecedir ateşler içindeki dünyada bir neferin ölüme at koşturan rüzgârını duyuyorum Managua yanıyor, her yanım ateşler içinde yanıyor bir çocuk sevgiyle okşanmaktan ve temkinli olmak yakışmazdı sana zaten augusto ve sen ey idris ismail?in ölümü küçümseyen dostu "yediğin kurşundan bir gümbürtü kaldı ki bana!.." Roma?da navona alanında bırakıp ismail?i telzaatar?a dönüyorum gecikmiş bir martı gibi Yurdum diyebileceğim her yer kan-revan içinde, görüyorum ve boğazlanmış bir ceylan gibi serilivermiş denizler ortasına Önce ismail orda, ne zaman gelmiştir "gümbür gümbür ve sonuna kadar, taa-sonuna sonuna kadar sevdaya, sonuna kadar kavgaya çatlayacak kadar sabırsızlıkla..." İsmail1in kitabını okuyorum üç gecedir ve alnımı seher rüzgârına dayayıp sesleniyorum "-Ey usta nerde benim payım içtiğin baldırandan!."
-
GÜZ GELMEDEN
Sırtında taşıdığın kıl heybe dağ rüzgarı ve lor peyniri gibi doluysa kır çiçekleriyle sesler türkülere dönecektir üzünçse ışıklı bir sevince Dudaklarında özlem türküleri ve gözlerinin menevşesinde aşk çağıldıyorsa çavlanlar gibi usulca bir umudun menziline hüznü gerilerde bırak Türküler paylaşıyorsa eğer dağ rüzgarları paylaşıyorsa sevinç de dahildir buna ve o zaman bütün bir yaşam paylaşılacak kadar güzeldir artık Heybendeki kır çiçekleri bir yangındır güze doğru tutuşturur yüreğinde uzak özlemlerin külünü hiç beklemediğin bir anda Güz gelip de yangın başlamadan tutmalısın doğanın yelesinden yüreğindeki sabah olmadan gül bahçesine sevda hevengine
-
GÖÇ
Göç oldu bir acıdan öbür acıya oysa sağrısı kurumamıştı atımızın daha dün sürüp gelmiştik buralara bugün göründü yine yolların ucu Devrildi kıl çadırlar seher vakti usulca uyandırıldı çocuklar ve kadınlar bohçası çözülmemiş bir keder gibi gibi düştüler yola Turnalar gitti biz gittik bitmedi peşimizdeki nal sesleri nerde konaklasak tedirgindik kuruyordu ırmaklar ve göller Bir yangın gibi taşıyıp durduk kederi ve acıyı göğsümüzde yer gök duman içindeydi sanki genzimizi yakıyordu ayrılıklar Zulüm bırakmadı peşimizi hiç biz gittik o buldu izimizi konar göçer olduk yedi iklimde tanığımızdır dağlar taşlar Yalnız bir öfke ışıltısı kaldı gözlerimizin yorgun sularında yaşamak bir inat oldu artık yaşamak bir direnme oldu zulme Ve işte devrildi yine kıl çadırlar göç başladı bir acıdan bin acıya Geride akşamın küllenen ateşi ve susturulmuş çocuk sevinçleri kaldı
-
ESKİ BİR HÜZÜNLE
Günlerdir eski bir hüzünle çıkıyorum voltaya (kötüye işaret bu, üstelik yalnızlığa sığınıyorum) Unutup gitmişim ezberimdeki bütün şiirleri bulutlara bakıyorum uzun uzun, yalnız bulutlara O uzak kasaba akşamları düşerken aklıma tecrit?teki yine bir türkü tutturuyor Ey kalbim sana denk düşüyor bütün bu acılar acılar tek ve mutlak olan bir şeyi anlatıyor Yağmur kuşları geçiyor avludan sürü sürü dalların hışırtısını duyuyorum, üşütüyor beni Ötede, kentin üstünde bir şimşek çakıyor birden suretin yansıyor göğe ve her yağmur damlasına Uzak bir anı oluyor her şey, silikleşiyor ve alnım ateşler içinde, bir tutabilsen unutup gitmişim bütün türküleri artık (kötüye işaret bu, üstelik yalnız sana sığınıyorum) Kısa süren hastalıklar vardır ya, işte öyle geçip gidiyor akşama doğru hüzün bulutu resmini asıyorum ranzamın başucuna yine ve bir türkü tutturuyorum günün son çayında -Teslim olmayalım halilim kurşun atalım!
-
ÇOCUKSUN SEN - II
Çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüm Bir çiçeğe tutundum düşerken, ordayım hâlâ Sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı Nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle Zaman benim işte, nesneleşiyor tüm anlar Dursam ölürüm paramparça olur dünya Çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüğüm Uçurum diyordun bir aşk uçurum özlemidir Bırakıyorum öyleyse kendimi sesinin boşluğuna Tutunabileceğim tüm umutları görmiyeyim için Gözlerimi bağlıyorum geceyi mendil yaparak (Gözlerim bir yerlerde daha bağlanmıştı, bunu Unutmuyorum unutmuyorum unutmuyorum hiç) Bir rüzgâr esse ellerin fesleğen kokuyor Kırlangıçlar konuyor alnına akşamüstleri Bu yüzden bir kanat sesiyim yamaçlarda Üzgün bir erguvan ağacıyla konuşuyorum Ayrılığın zorlaştığı yerdeyim ve dalgınlığım Bir mülteci hüznüne dönüyor artık bu kentte Çocuksun sen alnına kırlangıçlar konan Bir bulutun peşine takılıp gittiğimiz yer Okyanus diyelim istersen ya da sen söyle Batık bir gemiyim orda, seni bekliyorum Upuzun bir sessizliğim fırtınalar patlarken Gövdem köle tacirlerinin barut yanıkları içinde Ve gittikçe acıtıyor yaralarımı tuzlu su Çocuksun sen, büyümek yakışmazdı hiç Gülüşünün kokusuyla yeşerdi bu elma ağacı (Soluğunun elma kokması bundandı belki) Bir elma kokusuna tutundum düşerken Sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı Nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle Çocuksun sen, çocuğumsun
-
COCUKSUN SEN - I
Dünyanın dışına atılmış bir adımdın sen Ömrümüzse karşılıksız sorulardı hepsi bu Şu samanyolu hani avuçlarından dökülen Kum taneleri var ya onlardan birindeyim Yeni bir yolculuğa çıkıyorum kar yağıyor Bir aşk tipiye tutuluyor daha ilk dönemeçte Çocuksun sen sesindeki tipiye tutulduğum Dönüşen ve suya dönüşen sorular soruyorsun Sesin bir çağlayan olup dolduruyor uçurumlarımı Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman Birisi adres sorsa önce silaha davranıyorum Kekemeyim en az kasabalı aşklar kadar mahçup Ve üzgün kentler arıyorum ayrılıklar için Bir yanlışlığım bu dünyada en az senin kadar Ve sen kendi küllerini savuruyorsun dağa taşa Bir daha doğmamak için doğmak diyorsun Ölümlülerin işi bir de mutlu olanların Onların hep bir öyküsü olur ve yaşarlar Bırakıp gidemezler alıştıkları ne varsa Çocuksun sen her ayrılıkta imlası bozulan Susan bir çocuktan daha büyük bir tehdit Ne olabilir, sorumun karşılığını bilmiyor kimse Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman Bir kaza olsa adı aşk oluyor artık Aşksa dünyanın çoktan unuttuğu bir tansık Seni bekliyorum orda, o kirlenen ütopyada Kirpiklerime düşüyorsun bir çiy damlası olarak Yumuyorum gözlerimi gözkapaklarımın içindesin Sonsuz bir uykuya dalıyorum sonra ve sen Hiç büyümüyorsun artık iyi ki büyümüyorsun Adınla başlıyorum her şiire ve her mısrada Esirgeyensin bağışlayansın, biad ediyorum. Çocuksun sen ve bu dünya sana göre değil
-
AŞKLAR MI - 3
Hiç kimse bir aşkı Onarmaya kalkmasın Kaybedilmeye değer En güzel anında bitirilmişse eğer
-
AŞKLAR MI - 2
Biten aşk için Söylenecek söz şu olmalı: -Güzeldi yine de
-
AŞKLAR MI - 1
Aşklar mı diyordun, anladım Senin incindiğin benimse Yollara düştüğümdür yeniden
-
AYRILIK AYRACI
Bütün ayraçları kaldırdın ama unuttuğun Bir şey vardı yine de, çiçekleri sulamadın Gökyüzü sarardı o zaman bulutlar kirlendi Ve ne kadar az konuşur olduk günboyu Birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor Tam da susuşların birbirine eklendiği yerde Ezberlenecek hiçbir şey yok bu dünyada Kirletilmemiş bir bulut bile yok artık Böyle diyorsun her yolculuğa çıkışımda Yaşadığın kent de sana benziyor gitgide Ne zaman dönmeyi düşünsem yangın çıkıyor Ya da erteletiyorum biletimi son anda Uzun bir sessizlik oluyorsun dağlara baksam Karşılıksız mektuplar kadar burkuluyor kalbin Yazdığım şiirler de canımı sıkıyor artık Fotoğraflarımı yırtıp atıyorum tek tek Ve ben bütün yapraklarımı döküyorken şimdi Eylül diyorsun, tam da orda başlıyor ayrılık Üşüyünce ağlıyorsun yalnızım dememek için Uçaklar gemiler trenler çiziyorsun duvarlara Kendine bir deniz bul artık bir de rüzgâr Parçalanacağın bir uçurum bul bu dünyada Tek tutkun o kenti bırakıp gelmek olmalı Ve gelirken havaya uçurmak bindiğin otobüsü Birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor Tam da çiçeklerin sulanmadığı yerde Konuşacak bir şeyler bulamıyorsak günboyu Derim ki ayrılık gündemdedir ne yapılsa Ve sen bütün ayraçları kaldırdığını sanmıştın Ama unutmuşsun yine de ayrılık ayracını
-
AŞK İSE DONUK
Aşk donuklaşmış, Pencereler yağmura hapsolmuş, Uzaklardaki sesin, ya da yanıbaşımdaki sesin Yağmuru bölüyor, Belki beni çağırıyor, belki katı ruhumu, Sarhoşluk bu olsa gerek, Ya da okyanusun bibi gibi birşey, Tek fark aşk donuklaşmış....
-
A N A
Öner' in anası için- Kayıp duruyor bakışları duvardaki resme ve kapıya oğul mu beklediği, sevgili mi Belli ki yaşıyorlar hala uzun uzun yaşıyorlar belli ki bırakıp gittikleri anılarıyla Çıkıp gelirler bir gün belki Üşümüştür çünkü toprağın soğuk yalnızlığında birisi Öteki arkasında parmaklığın
-
AKBABALAR KELEBEKLER
Yüreği ağzında bir çocuk Gibi alırken kalemi elime Beceriksiz, acemi ve olasıya Yapayalnızım her defasında Bu sonuncu olsun diyorum Ömrümün eksiksiz tek şiiri Yazılsın artık kırk yaşımın Ve bir aşkın bittiği bu gece Akbabalar bin yıl kelebekler Bir mevsim yaşarlarmış ki aşk Da kısa ömürlüdür, başlar Gibi biter yaşanmışsa eğer Yaşanan ne varsa hoşgörünün Bir parçasıdır artık ama ben Yine de yakabilirim bu gece Bütün anılarımı bir şiir için Sonra irkiliyorum, anılarım yoksa Dostlarım da terkedilmiştir yangın Sürüp dururken yurdumda ki o zaman Kıymeti harbiyesi nedir bu şiirin Sabaha karşı dilim paslı Beynim keçeleşmiştir ve yangın Yalnızlığıma sıçrarken üşüyor Bütün sözcükler. Umut yoktur Yüreğim diyorum, kekeme Alıngan, serseri yüreğim Sen nerden bilebilirsin Bir şiirin nasıl yazıldığını
-
AĞULU BİR HÜZÜN
Beklenmedik bir anda terk edilmişsindir Bütün sevdiklerince Suçlamak istemesende hiç kimseyi Üzünçle yanmakta yüzün Adını bile koyamadığın bir boğunç dolmakta şimdi yüreğine Ve usulca ağmaktadır gözlerinin peteğine ağulu bir hüzün...
-
Y U R T
Doğuda bir yurdu vardı ozanların, Her gece uykumda bir nal şakırtısı; Serüvenlerini anlatır şarkısı At üzerinde ölen kahramanların. Egemen olduğu yer eski Hanların, Elden ele gök bir bayrağın yalkısı; Havada yalın bir kılıç parıltısı Korur düzenini geçmiş zamanların. Yaşadım sanırım ben orda bir zaman, Çıplak atlarda bir kadınla yan yana Bozkırlar boyunca çıkmışız akına. Kimbilir şimdi nerde? Hangi yıldızda? Ve hangi odada? İçtiği kımızda Beni anar mı ki o, dişi kahraman
Jump to content