Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

cicceekk

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

Blog Gönderileri tarafından gönderilen cicceekk

  1. ZAMANLA KAYBETTİKLERİMİZ

    Bir gün insan virgülü kaybetti,
    o zaman zor cümlelerden korkar oldu ve
    basit ifadeler kullanmaya başladı;
    cümleleri basitleşince düşünceleri de basitleşti.
    Sonra ünlem işaretini kaybetti;
    alçak bir sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı.
    Artık ne bir şeye kızıyor, ne bir şeye seviniyordu.
    Hiç bir şey onda en ufak bir heyecan uyandırmıyordu.
    Bir süre sonra soru işaretini kaybetti ve soru sormaz oldu,
    hiçbir şey onu ilgilendirmiyordu.
    Ne evren, ne dünya, ne de kendi apartmanı umurundaydı.
    Birkaç yıl sonra iki nokta üst üste işaretini kaybetti ve
    davranış nedenlerini başkalarına açıklamaktan vazgeçti.
    Ömrünün sonuna doğru elinde yalnız tırnak işareti kalmıştı.
    Kendine özgü tek düşüncesi yoktu,
    yalnız başkalarının düşüncelerini tekrarlıyordu.
    Düşünmeyi unuttu ve böylece son noktaya erişti.

  2. KADINLAR İÇİN NE DEDİLER

    Güzel kadın gözü, iyi kadın gönlü okşar. Her ikisine kavuşmak büyük şanstır. » NAPOLEON
    Kadın her şeyi affeder fakat asla unutmaz. » CONFICIUS
    Kadınlar sevmedikleri adama hiç acımazlar. » A.DUMAS FILS
    Kadını güzel yapan Allah, sevimli yapan şeytandır. » VICTOR HUGO
    Erkeklere sevgilerini sık söyleyen kadınlar en az seven kadınlardır. » SHAKESPEARE
    Bir uygarlığın seviyesini ölçmek isterseniz, derhal kadının hayat şartlarına bakın. » STUART MILL
    Kadınlar kendilerini sevenler için değil, onlara hükmedenler için can verirler. » HALiDE EDiP ADIVAR
    Krallar da kadınlar da kendileri için yapılan her şeyin bir borç ödemesi olduğuna inanırlar. » BALZAC
    Seven bir kadın için sevdiği erkeğin yüzü, ona tıpkı denizin denizciye göründüğü gibi görünür. » HONORE DE BALZAC
    Bir kadın, eğer bir erkek onun eline düşmeden önce kucağına düşebilseydi daha cazibeli olurdu. » AMBROSE BIERCE
    Modası hiç geçmeyen birkaç şeyden biri de dişi bir kadındır. » RALSTON
    Tanrı, kadınları ağzı laf yapan yakışıklı erkeklerden korusun. » HONORE DE BALZAC
    Kadınların erdemi, erkeğin en büyük keşfidir. » CORNELIA OTIS SKINNER
    Bir kadına güzel olduğunu söylemeyin; ona başka bir kadının onun gibi olamadığını söyleyin ve göreceksiniz ki bütün kapılar size açılacak. » JULES RENARD
    Güzel bir kadın, görenleri kibarca çıldırtan bir resim gibidir. » RALPH WALDO EMERSON
    Zeki bir kadın hazinedir. Güzel ve zeki bir kadın güçtür. » GEORGE MEREDITH
    Bir kadının yüzündeki ifade, üzerindeki giysiden çok daha önemlidir. » DALE CARNEGIE
    Bir kadın için, şöyle bir bakılmak bile gözden kaçırılmaktan daha iyidir. » MAE WEST
    Eğer bir kadın yeterince hırslı, kararlı ve yetenekliyse, yapamayacağı hiç bir şey yoktur. » HELEN LAWRENSON
    Dünya kadınsız var olamaz. Gelecek bizim elimizde. » JOAN COLLINS
    Kadınlar bütün dünyada ikinci sınıf yaratık olarak görülürler, ama dünyayı bir arada tutanlarda onlardır. » PAM BROWN
    Kadınlar insanlara daha yumuşak davranır. Biz insanlara çocuk eldivenleriyle dokunuruz. » SHIRLEY CAESAR
    Kadınlar başarılarını elde ettikleri zenginliklerle değil, çevrelerinde biriktirdikleri sevgiyle ölçerler. » LINDA MCFARLANE
    Her zaman şuna inandım: Bir kadının başarısı başka bir kadının başarısını hazırlar. » GLORIA VANDERBILT
    Kadınlar omuz omuza sıralandıklarında aradan kimse geçemez. » LINDA MCFARLANE
    Kahraman erkekler nasıl da yakıp yıktılar. Kahraman kadınlar nasıl da hayata döndürdüler. » PAMELA DUGDALE
    Kadın tam bir dairedir. İçinde yaratma, besleme ve dönüştürme güçleri vardır. » DIANE MARIECHILD

  3. YAŞAYALIM Kİ

    Seninle yaşlanmak istiyorum. Seneler geçsin, sen beni bil, ben seni bileyım istiyorum. Benim olduğu kadar dostlarının, dostlarının olduğu kadar benim ol istiyorum. Nice sıkıntı ve zorluk yaşayıp anlatalım.
    Yaşayalım kı, öğrenelim hayatı ve destek çıkmayı. Birbirimizin omuzlarında ağlamalıyız. Sen çok dertlenip, içip, arkadaşlarınla eve gelmelisin. Paylaşmalı ve beraber sıkılmalıyız. Öyle ki, yalnız sıkılmak sıkmalı bizi.
    Yaşayalım ki, paramız olunca sevinelim. Güzel günlerimizi, evimizde, bır şişe şarap ve pijamalarımızla kutlamalıyız. Ya da bazen dostlarla ucuz biralar içerek... Böylece yaşamalıyız işte.
    Sonra çocuğumuz olmalı, düşünsene, senin ve benim olan bir canlı. Geceleri ağladıkça sırayla susturmalıyız. Sen arada mızıkçılık yapmalısın. Ve ben söylenerek sıranı almalıyım. Yorgun olduğum için yemek yapmamalıyım, söylenerek yumurta kırmalısın. Hava soğukken birbirimize sıkıca sarılıp yatmalıyız.
    Zaman su gibi akıp giderken, herşey yaşanmış bir hayatımız olmalı. Herşeye rağmen hiç bıkmamalıyız birbirimizden. Mutlu da olsa, kötü de olsa, yaşadığımız günler bizim günlerimiz olmalı. Saçlara düşünce aklar ya da gidince aklar, çocukları güvence altına alıp gitmeli bu şehırden.
    Kavgasız, her sabah gürültüyle uyanılmayan, sessiz bir yere gitmeliyiz. Geceleri balkonda denizi seyredip, sandalyelerimizde sallanmalıyız. Eve gelip, benden kahve istemelisin. Çocuklar gelmeli zıyaretimize, geçmışteki hareketli günlerimizi anımsamalıyız...
    Öyle sevmelisin ki beni, bu yazdıklarım korkutmamalı seni. Tebessümler açtırmalı yüzünde. Bir gün bu hayatı bırakıp giderken, sadece mutluluk olmalı yüzümüzde, birbirimizi sevmenin gururu olmalı "herşeyde".



  4. HAYAT

    HAYAT ;
    Bir yaşam öyküsüne katlanılamayacak kadar uzun!
    Bir gülümseyişe, bir kıpırdanışa, bir dokunuşa
    Vakit ayıramayacak kadar kısa!
    HAYAT ;
    Her anını sonuna kadar yaşamaya çalışmak için,
    Nefes nefese koşturmayı göze alacak kadar dolu,
    Bütün yaşadıklarının sadece bir hayal olduklarını
    Hissettirecek kadar boş!
    HAYAT ;
    Gerçekleri sırtlayıp taşıyamayacak kadar ağır.
    Bir kuşun kanadına konupta ona biile hissettirmeden
    Uçabilecek kadar hafif !
    HAYAT ;
    Gerçek yaşam öykülerine katlanmaya değecek kadar
    "Yaşanmaya değer "
    HAYAT;
    Onu kısıtlamanın haksızlık olduğunu anlatacak kadar
    Öğretici,
    Bir daha bulunmayacak, yaşanmayacak kadar "tek "...
    HAYAT ;
    Kendini oluşturan her büyüyü,
    Her cazibeyi, her rengi,
    Yürekleri hoplatacak,
    Kanlarımızı kaynatacak kadar
    Parlak ve güzel !
    Gözlerimizi acılarla, hüzünlerle,
    Ayrılıklarla, ölümlerle buluşturduğumuzda,
    Sadece iki renk !
    Gri ve siyah !
    HAYAT ;
    Gerçek yaşam öykülerine katlanabilecek gücü bulup,
    Bulaştırıp, daha da büyüğünü oluşturabilecek kadar
    Heybetli ve zor,
    Her şeyden vazgeçip
    "yaşamaya veda etmeyi isteyecek "
    kadar da güçsüz ve zayıf !
    HAYAT ;
    Sevmeyi bilecek, bilmiyorsa öğrenecek tadacak,
    Sunacak,paylaşacak....ve böyle sevgileri
    Çoğaltabilecek kadar anlamlı...
    Nefreti seçip, sıçratmak, sıçrattıkça da o pisliğe bulaşacak kadar anlamsız...


  5. SEVGİ YÜREK İSTER

    Sen sevmeyi bilirmisin?
    yüreğini ısıtan o yumuşacık. seni sarmalayan sevgiyi.
    hani bir çocuğun uykulu gözlerle sana kollarını açıp kucağına alman
    için bakan gözlerindeki sevgiyi.
    hani günler sonra gördüğün sevgilinin gözündeki ışıltıyı
    sevgiyi okumayı bilirmisin
    sessizce sadece gözlerden..
    ya da hissetmeyi sadece teninden.
    bazen kelimeler gereklidir tarifler için. bazense yetersiz.
    sana bir yemek tarif etsem. her detayıyla. tadını katan nedir o
    yemeğin bilir misin.
    neden hiç anneninkine benzemez yediğin o yemeğin tadı.
    içine kendini katmıştır da ondan.
    tarif değildir bu. kelimeler yetmez onu anlatmaya.
    işte bazen böyle hissedersin sevgiyi kelimeler olmadan.
    yada böyle hissettirsin kelimeleri kullanmadan.
    sadece kendini katarsın. bakışlarınla yaşatırsın...
    teninle tattırırsın sevdiğini.
    Neden hiç sordun mu kendine kimse o gibi değil. ya da kimse onun
    gibi sarılmıyor sana.
    kimi var uyurken dokunmamak için kaçarsın yatağın içinde bir o yana
    bir bu yana. kimi var. sokulmak istersin daha da sanki bir puzzle'ın
    iki parçası gibi tamam olmak onunla.
    ya sevişirken hissettiklerin?
    hatta sevişmeyi hayal ederken onunla hissedebildiklerin.
    sırf onu görmek. onunla olmak adına yaptıklarınla
    özel olduğunu anlatmak ona. ya da onun sana
    sen sevmeyi bilir misin. ya da sevdiğini hissettirmeyi.
    hissedebilir misin kelimeler olmadan sevgiyi..
    söylendiğinde inanmadığın sevgidense. söylemese de bildiğin sevgiyi ara.
    bulduğunda kaçırmamak için uğraşma. nasılsa bir gün eğer bakmazsa
    sana öyle. o zaman gitmiş olur geldiği gibi kendiliğinden.
    sadece hisset. yaşa ve keyfini çıkar. mutluluğunu hisset bu sevginin

  6. ÖYLE İÇİMDESİN Kİ...

    Öyle içimdesin ki. Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların. Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam. Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var.
    Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız.
    Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de. Çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu, diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca?
    Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine.
    Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. Paylaşamadım yanlış yaptım. Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim.
    Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor. Tutunamıyorum. Renklerim, gün içinde değişiyor. Soluyorum, soğuyorum. Güneş ulaşmıyor içerilerime. Küfleniyorum, yaşlanıyorum. Yalnızlıklar peşimde. Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme. Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum.
    Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. Yollar, gitgide uzadı ve karıştı. Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var. Ah onun ne olduğunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her şeyin başında içinde ve sonundasın. Bu değişmiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün.
    Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım.
    "Yine zamansız yağmurlar" dedim, "Daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları" dedim, "Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?" dedim. Çok uzun bir mektup oldu. Başından sonuna kadar okudum.
    Neler yazmışım diye merakımdan.
    Sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca adını. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüreğime yakın. Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın. Öyleyse mektup sende.


  7. BİLMELİSİN Kİ

    Bilmelisin ki...
    Duvarda asılı diplomalar insanı insan yapmaya yetmez.
    Bilmelisin ki...
    Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa, anlam yükü o kadar azalır.
    Bilmelisin ki...
    Karşındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında çizginin nerden geçtiğini bulmak zor.
    Bilmelisin ki...
    Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez. Gerçek aşkların da!
    Bilmelisin ki...
    Tecrübenin kaç yaş günü partisi yaşadığınızla ilgisi yok, ne tür deneyimler yaşadığınızla var.
    Bilmelisin ki...
    Aile hep insanın yanında olmuyor. Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz. Aile her zaman biyolojik değil.
    Bilmelisin ki...
    Ne kadar yakın olursa olsunlar en iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir. Onları affetmek gerekir.
    Bilmelisin ki...
    Bazen başkalarını affetmek yetmiyor. Bazen insanın kendini affedebilmesi gerekiyor.
    Bilmelisin ki...
    Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.
    Bilmelisin ki...
    Şartlar ve olaylar, kim olduğumuzu etkilemiş olabilir. Âmâ ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz.
    Bilmelisin ki...
    İki kişi münakaşa ediyorsa, bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez. Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.
    Bilmelisin ki...
    Her problem kendi içinde fırsat saklar. Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.
    Bilmelisin ki...
    Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar sürüyor.

  8. BEKLEMEYİN

    Nazik olmak için, bir gülümseme beklemeyin.
    Sevmek için sevilmeyi beklemeyin.
    Bir arkadaşın değerini anlamak için, yalnız kalmayı beklemeyin.
    Çalışmaya başlamak için, en iyi işi beklemeyin.
    Öğütleri hatırlamak için, düşmeyi beklemeyin.
    Duaya inanmak için, acıları beklemeyin
    Yardım edebilmek için, zamanınız olmasını beklemeyin
    Özür dilemek için, diğerinin acı çekmesini beklemeyin.
    Barışmak için, ayrılığı beklemeyin,
    Çünkü ne kadar vaktimiz var bilmiyorsunuz
  9. RENKLERİN DİLİ

    BEYAZ
    Kadınlar :
    İlk renk olarak tercihi beyaz olan kadın, isteyerek veya istemeyerek olsun kalbinin saf ve temiz duygularla yüklü olduğunu ortaya koyuyor demektir. Nezaket kurallarına uyabilen, yumuşak beraberinde de alçakgönüllü biri olmanın yanında, asil olmak ve iyilikte onun meziyetleri arasında sayılabilir. Gösterişli ve gürültü patırtılı neşeli bir yaşam onun için hiç de cazip değildir. Evi onun her şeyi, başka insanlara yardım da hedefidir. Neşeli olabilir ancak genel olarak sakin ve sessiz bir yapıdadır. Yaratılış gereği düzeni olması, elinin her işe yatkın olması ve becerileri onun diğer yanlarıdır. İtinalı ve pozitif düşünce tarzı, onu zaman içinde sert ve acımasız birisi yapsa dahi adaletli ve doğru insan olması başkalarına karşı dürüst davranmasını sağlamaktadır.
    Erkekler :
    Beyaz seven bir erkek ise asla korkak ve de çekingen bir yapıda olamaz. Tersine zalim ve soğukkanlı bile olabilirler. Heyecanını dışarı yansıtmayan, sabit ve sakin yapılı bir insan kimliği çizerler, onların yaşamında telaş olmadığı gibi bir de, düzenli, aşırı derecede titiz yapıdadırlar. Pratiğe önem verirler, güçlü bir hafızaları olması için ise hiç bir çaba göstermezler. Sabırlı, enerjik ve aşırı güven duygularına sahiptirler. Sağlam yapılı vücutları, sır dolu ikilemli de bir kişilikleri vardır. Bir de cömert ve kişilere yardımda atılgan olmak hiçbir zaman için çekinmezler.
    SARI
    Kadınlar :
    Sarı rengin parlak ancak koyu ton olanını seven kadın, dedikoduya meyilli fazla olan bir insandır. Çok sınırlı konuları olmasına karşı, durmaksızın konuşmayı çok severler. Davranış, hareketlilik bakımından da durağan bir tablo sergilerler. Yüzleri boş ve manasız baktığı zaman bilesiniz ki, konuşulan konu ağır, onlar bakımından oldukça çok yüksektir. Ancak konu hafifleyip de dedikodu safhasına girdiği zaman, işte onları o an tutamazsınız. Sarıyı seven bu kadınlar özünde negatif kimseler değillerdir. Ama, bilmek isteme, herkesle en ince detayına kadar alakadar olmaları, her şeyi bilmek istemeleri, bu kişileri çekilmez kılmaktadır. Cömert olamamalarına karşı, şayet pozitif bir günlerinde iseler herkese yardım edebilirler.
    Erkekler :
    Bir erkeğin önüne pek çok renk koyup da seç dediğinizde, şayet sarı rengi seçer ise, o erkek bilmeyerek de olsa biraz korkaklığını ortaya koyuyor anlamındadır. Ama onu korkutan manevi anlamda korkular değil, maddesel anlamdaki korkulardır. Düşüncelerini dobra olarak söylerler, karşı düşüncelerden de zerre kadar çekinmezler. Herkesin kendisine merakla bakmasın neticesinde hoşlanan yapısı itibarıyla ara sıra, rengarenk kıyafetler de giyebilirler. Kendi ile alakalı konularda büyük övünç duyarlar, sözleri ara sıra abartı noktasına varmaktadır. İnsanlarla iyi geçinen bir yapısı olmasının yanı sıra kadın arkadaşları azınlıktadır.
    TURUNCU
    Kadınlar :
    Sıcakkanlı yapının sahibi, iyi kalpli, dost bir insan istiyor iseniz, turuncu ve bu rengin tonlarını seven bir kadın olukça idealdir. Soğukluk, sertlik onların kitabında yok gibi bir şey diyebiliriz. İnsanlara göstermiş oldukları ilgi daima dengeli ve sevecendirler. Ne uzak-soğuk dururlar, ne de çok samimi-laubali olurlar. Tam olarak orta kararın her an için aşırılıktan çok daha iyi olduğunu savunurlar. Kendisine bir zarar verildiği takdirde bağışlayıcıdır, asla kindar olmayan, kızdıklarında kesinlikle bağırıp çağırmayan tiplerdir. Ancak onun bu hali kimseyi yanıltmamalıdır, tepesine çıkılmak istendiğinde de kuvvetli, sağlam karakterleri neticesinde bu duruma hiçbir şekilde tolerans göstermezler. Bu kişinin en büyük meziyetlerinden biri de, hakkını savunma bunu karşısındakine onu kırmadan, üzmeden yapmasını çok iyi bilmesidir.
    Erkekler :
    Turuncu rengi seven erkekler ise de aynı turuncu seven kadınlarda olduğu gibi, dengeli, ılımlıdırlar. Anlayış gücü, sabır gücü , sevecenlik, dayanma gücü onlarda da vardır. Hoşlarına gitmeyen bir şeylere ise asla müsaade etmezler. Böylelikle bir kişi orta yaş gurubunda ise, bütün çocukların sevdiği saydığı bir baba, bir dost olurlar. Şayet çocukların yapmalarına müsaade edilmeyen şeylere onlar, alçakgönüllü ve sevecen kişilikleri sebebinden izin verirler. Ama hiçbir an için de çocuklarının şımarmasına izin vermezler. Kavgalar, tartışmalar onların barış sever karakterleriyle hiç bağdaşmadığından dolayı bu gibi durumlardan daima kaçarlar.
    PEMBE
    Kadınlar :
    Ahenkli, neşeli kadınların rengidir pembe. Yürek kıpırtıları sanki uçar gibi olan, mutlu kişilerdir bunlar. Ancak, asla aşırılıkları, hafif davranışları yoktur. Gereken durumlarda ise ciddi, ağırbaşlı, sorumluluklarının bilincinde olabilirler. Hayatın, pek çok ağır konu ve gerçeklerden oluştuğunu bilirler ve sadece neşe için yaşamamayı öğrenmiş bir ruh halleri vardır. Utanma hisleri, çekingenliklerini saklamasını becerdikleri gibi, bunu çok nadir olarak dışa vururlar, coşku, ateşli olma, fırtınalar içerisinde yaşamaktan oldukça çok uzaktırlar.
    Erkekler :
    Pembe rengi tercih eden erkekler maddi anlamda, manevî anlamda yapıları çok güçlü olamayan kişilerdir. Onlarda cesaret, atılımcılık aramamalısınız. Yavaşlıkları onları uysal yapı sahibi yapmıştır, konuşmaları da bu doğrultudadır. Bitmek bilmeyen, devamlılık arz eden bir sinir, heyecan durumu içerisindedirler. Alınganlık, hassasiyet durumları da bu sebeptendir. Ancak insanlara olan sevgisi en üst düzeydedir. Onlar için dost kazanma, çevrelerinkileri memnun etme en baş görevdir. Olayların beraberindeki tartışmaların dozu arttıkça oradan kaçmak açısından şayet bir yol bulamazsa, bu seferde her söylenileni yapması kaçınılmazdır. Ancak bütün bunları da yapar iken, kendilerinin tersine etrafın huzurunu daha çok düşünürler.
    KIRMIZI
    Kadınlar :
    Kırmızı, tüm renklerin içinde en çok ilgi uyandıran bu rengi seven kadınlar, neşeli, yaşam dolu, hayattan zevk almasını bilen kariyer sahibi kişilerdir. Dengesizdirler de bazı zamanlar. Hemen heyecana kapılırlar, çabuk kızarlar, öfkelenirler. Amatörce de olsa dans etmekten, şarkı söylemekten hoşlanırlar, bundan zevk alabilirler. Asla somurtkan, durağan bir durumda olamazlar. Etrafları onlar açısından önemli değildir. Her kim ne düşünürse düşünsün umurlarında olmaz, kendi yaşamlarının arkasında durarak; Bu benim yaşantım, size ne oluyor der gibi bir ifade ile kendilerini anlatırlar.
    Erkekler :
    Korkusu asla olmayan, cesur, sosyal olan bu kişiler, tam bir erkek sembolüdür. Onlara kabadayı bile dersek abartmamış oluruz. Tehlike sinyali onlar için günlük, olağan bir davranışlardandır. Gülmek istedikleri durumlarda bile tehlikeye girerek gülerler. Daima kendi bildikleri en doğru olduğu için, toplum adetleri onları asla ilgilendirmemektedir. Şaşırtıcı işler yapmak konusunda da üstlerine yoktur, küçük ya da büyük olmaları onların havai olmalarının önüne kesinlikle geçemez. Bu onların yaramazlıklarla dolu olan dünyalarının bir parçasıdır. Gene de onlar çevrelerinin rengi tanınır, gerek onlarla gerek de onlarsız bir çevre zor düşünülür diyebiliriz.
    KAHVERENGİ
    Kadınlar :
    Kahverengi seven kadınların çok geniş hayal güçlerinin olduğu söylenmemektedir. Ancak yöntemlidirler, ani duygusallıklar, parlak zeka işaretleri onlarda pek de mevcut değildir. Bu kişiler için reel olan sakinlik , kendi halinde olmak, bunların yanında sessiz sedasız olmaktır. Olağanüstü eylemlerde bulunmadıkları bakımından, çok fazla derecede göze çarpmazlar, gözleri de rahatsız etmezler. Bu rengi seven kadınlar ev işlerinde çok başarılı olurlar, ev işlerini büyük bir zevkle yaparlar. Onların kitabında düzensiz olmak, rasgele bir iş yapmak yoktur. Sistem, programdır bütün yaşamları. Bu sebepten de sistematik bir çalışma düzenleri mevcuttur. Çevresinde olanların kusurlarını bağışlayıcı, hoşgörülüdürler. Yalanı sevmezler, hatta iyi bir şey için bile beyaz yalan dahi asla konuşmazlar. Dinsel tarafları, inançları da güçlüdür.
    Erkekler :
    Orijinal olmaktan yoksun olan insanlar genellikle de bu rengi seven erkeklerdir. Anlayış seviyeleri geniş, iyi işleyen beyinleri, izleme güdüleri ise son derece gelişmiştir. En belirgin özellikleri sadelik yanlısı olmalarıdır, nefret ettikleri en önemli değer, darbedir. Abartılı şeylerden, gösterişten hiç hoşlanmazlar. Küçük şeyler onları tatmin edebildiğinden dolayı, büyük para harcamaları yoktur. Az harcama, çok tasarruf kazanmaları da onları son derece mutlu eder, cimrilik derecesinde diyebiliriz. Hırslı olmaları, alakasızlık, alışkanlıklardan doğabilecek kaosları ortadan kaldırmaktadır. Maniler, bütün zorluklar onları asla yıldıramaz.
    YEŞİL
    Kadınlar :
    İğneleyici tarzdaki cevapları seven, alaycı, hazır cevap insanlardır. Özellikleri de kıvrak zekalı olmalarıdır, bu rengi seven kadınların, yaşamda başarılı olamayanları genel olarak, alaycı, pısırık, fesat duygular taşımalarındandır. Çoğu zaman bir alaycı üsluba, espri savurganlığına sahiptirler. Bu nedenle ağız dalaşında onlarla baş edebileceğinizi hiç düşünmemelisiniz. Yeşil rengi seven kadınının beyni de daimi olarak iyi bir şekilde işlemektedir. Etraflarına karşı duyarlı olmaları, olanı biteni anlamalarına oldukça çok yardımcı olur. Ancak beyinleri hareketlidir, bedenleri değil. Bazıları vardır ki, onlar tam anlamıyla tembel sınıfına girerler. Çoğunda sabırsızlık mevcuttur, uzun, yorucu işler onların ilgisinde değildir, insanı yarı yolda bırakırlar.
    Erkekler :
    Yeşil huzursuz, düşüncesiz erkeklerin sevdiği bir renktir. İyi kalplidirler, istemeden de olsa ara sıra kalp kırabilirler. Para pul onlar bakımından önemli değildir, bu yüzden ellerindeki paranın en azından yarısını dağıtırlar. Ama, çoğu anda ceplerinde dağıtacak kadar para olmaz, âdeta nerede akşam orada sabah diyen tiplerdendir. Her şey onları mutlu edebilir, başkalarına da çok fazla güven duyarlar. Eğlence hayatı, zevk onların sembolleridir. Eğlenemedikleri günlerin kaygısına düşerler, yeşil rengi seven kadınlar gibi onlarda esprili, sohbetleri dinlenen kişilerdir. Kendisini dinleyen birilerini buldukları zaman uzunca anlatılarda bulunmaktan hiç kaçınmazlar. Nedeni ise onlar güzel konuşma gibi bir meziyete sahip olduklarını bilirler. Bunun yanında sorumluluk sahibi olma duygusundan uzaktırlar. Ancak her şeye rağmen sevimli insandırlar, geçinilmesi kolay, karşısındaki kişiyi mutlu eden bir karakterleri vardır.
    MAVİ :
    Kadınlar :
    Mavi rengi tercih eden kadınlar son derin duygulara sahiptirler. Bir şeye sevinmeye görsünler, onu abartma yolu ile en üst noktaya çıkarırlar, üzüntüleri de aynı bu biçimde gösterirler. Duygusal alanda da iniş, çıkışları ani, hızlı olur, tıpkı sevinç ve üzüntüde olduğu gibi, bir an neşeli iken hemen akabinde üzüntünün kollarına kendilerini atıverirler, bu duygu kontrolsüzlüğünden doğan ahenksizlik onları şaşkına çevirir. Kendilerini hiçbir an tam olarak anlayamadıklarından dolayı da hiçbir zaman kendilerinden emin değildirler. Ve her an; Bana neler oluyor böyle dediğini duyar gibi olursunuz. Daimi olarak korkuları vardır, her türlü telkin, tedavilere rağmen o korkuları ile yaşamayı tercih ederler. Korkunun temel kaynağı da kendisidir, o bunu bilerek korkar. Derin acı, yoğun düşünceler, onların sıklıkla dalıp gitmelerine neden olur. Çevrelerine karşı ise sevgi dolu, cömerttirler. Çevreleri onlar bakımından oldukça çok önemlidir, nedeni ise kendisinden kaynaklanan şikayetleri devamlı olarak çevresine aktararak teselli bulurlar. Bu hal kimseyi gücendirmez, tersine o kişinin samimi biri olduğuna inanırlar, ona saygı gösterirler.
    Erkekler :
    Mavi rengi seven erkekler, kadınlarına nazaran çok daha sakin, daha dengeli olurlar. Çalışıp, yaşamlarını kazanmak zorunda olduklarının farkındadırlar. Onların iş hayatlarında fırtına estiren duygusal hislere de yer yoktur. Mavi rengi seven erkekler iş yaşamlarında duygularına duvar çekerler. Yöntemi değil, içlerinin sesini dinleyerek çalışmayı tercih ederler. Bu sebepten de yönteme dayanan işlerde başarı gösteremezler, ancak sisteme dayanmayan işlerde hep bir numaradırlar. Günlük hayatlarında değişiklikler yaşamak , onlar için olağan bir durumdur. Bu sebepten masa başı gibi durağanlık isteyen işler onlara göre değildir, aktive olmuş hallerini oturdukları yerden değil de, hareket halinde iken sergilemek isterler.
    MOR
    Kadınlar :
    Bu rengi tercih eden kadınlar lüks düşkünüdürler. Tarihe bile dönüp bir bakacak olur isek, sosyeteye, saray erkanına mensup kadınların ilk renk tercihleri hep mor renk olmuştur. Bu bir abartı değildir tamamen gerçektir. Mor rengi seven kadınlar içinde saltanat, lüks, zarafet, rahat bir yaşam, ün, mevkii sevmeyen çok az bir kitledir. Tüm bunlara rağmen çalışmak için de hiçbir çaba göstermezler. Bazı şeyleri daima başkalarından beklerler, kısaca ise armut piş ağzıma düş derler. Bu gibi beklentilerin ardının arkasının gelmediğini bildiklerinden dolayı, hiçbir zaman doymak bilmezler. Onların bazı ihtiyaçlarını karşılayanların kıymetini bilmezler, daima onlara yeni istekler için sürekli manevi baskıda bulunurlar. Kendilerini rahat hissetmeleri içinde sürekli iltifat edilmeleri gerekmektedir, onların hava, su kadar ihtiyaçlarında gıdalardır.
    Erkekler :
    Mor rengi seçen erkeklerde mor kadınlarından farklı değildirler. Pahalı eşyalar, lüks onların yaşam felsefesidir, üstelik bu konuda çok da abartılıdırlar. Öyle herkesle dost olmazlar. Onların birisiyle dost olabilmeleri, o kişinin mevki, parasal durumuna bağlıdır. Ancak bu, hiçbir zaman onları servet avcısı yapmaz. Onlar bu davranışları kendilerine menfaat sağlamak için değil, egolarını, aristokrat düşüncelerini tatmin için yaparlar. Bu sebepten de demokrasi diye bir kavramları yoktur. İşe soyundukları an, çok dikkatli, ağır hareket ederler. Onların hata yüzdesini düşürür, ancak bu her an böyle değildir, gereken yerde, zamanda hızlı olmayı da pekala becerebilirler.
    GRİ
    Kadınlar :
    Gri renk beceri ve sessizliğin adıdır, bu rengi seven kadınlar. İş hayatında iyi mesleklerde bulunur, başarılı olurlar. Başka insanlar tarafından itici, soğuk olarak isimlendirilseler de içlerinden sadece bir kısmı bu sınıfa girer. İçlerindekini dışa vuramadıklarından dolayı, böyle bir duygu uyandırırlar. Bu kişilere sorarsanız da duyguları olur olmaz dışa vurmak gereksiz, hoş değildir. Tarafsız davranmaktan hoşlanırlar, bundan da son derece gurur duyarlar. Kimileri ise duygularını içlerine hapsederler, ancak duygularını nasıl dile getirip, hayata geçireceklerini bilmezler. İyi bir uzman olurlar, her konuda. Ancak bu kendi tercih ettikleri konular olur ise. Ve o alanlarının dışında başka bir alana ilgi duymazlar. Düşünce yapılarında mükemmellik, zekalarıyla bütünleşir. Hane içinde sıradan bir ev kadını olmak hiç tarzları değildir. Buna neden de iş yaşamına girerler, burda bütün yetenek, yönlerini ortaya sererler.
    Erkekler :
    Gri zeka seviyesi yüksek, işler durumda olan kuvvetli erkeklerin rengidir, gri. Ancak el becerilerinde yok denecek kadar azdır, en ufak bir el becerisi isteyen işi yapmak, bu kişiler için büyük başarı olarak nitelenir. Ancak bu işleri yapacak birileri vardır, onlar da buna çok güvenirler, bu onların onurunu biraz kırar ancak, kendileri yapmasın da! Zaten onlar beyin, zeka adamıdırlar, elbette yapacak bir işleri vardır. Bu konuda son derece güven duyarlar, bunda da çok haklıdırlar, kusur, yeteneklerini iyi bilirler.
    SİYAH
    Kadınlar :
    Siyah renk seven, hüznün ve kederin kadınıdır. Yaşam serüvenleri hayal kırıklıkları ve aldanmalarla geçer. Çevreden yaşam dolu, neşeli görülseler de somurttukları günler boyunca hayalet gibi gezdikleri de olmaktadır. Aslında içteki gerçeklerin bir biçimde dışa vuruş şeklidir, nedeni ise o dışa vuran taraf, onların gerçek yüzleri olmasıdır. Bu kadınların kimi de sert ve soğuk olurlar. Siyah rengin parlak, gösterişli olanını seçen kadınlar ise, öbürlerine hiç benzemezler, neşeli, mutlu, huzurdan hoşlanan, keyif alan kişilerdir.
    Erkekler :
    Siyah renk seven erkekler, düşünce özgürü ve düşünceli olanlardır aynı anda sert kişiliklidirler. Yaşamdan zevk almayı bilmezler, şayet böyle bir zevk alma olayı onlar için, günah sayılır, soğuk kalmayı tercih ederler. Ancak başkalarının yaşamı söz konusu olduğunda, karışmadan duramazlar, tepede olduklarında herkesin hayatını kontrol etmek gibi bir dürtüleri ortaya çıkar, durmadan öğüt verirler, bunu da iyi niyetle yaparlar ancak, çevreleri bunu asla anlayamaz, bu yüzden de negatiftirler, bu hayat, gelecek hayatların bir hazırlık dönemi niteliğindedir.


  10. İNSANLIK (YEMEK TARİFİ)

    Bir bardak dolusu gülümseme ile başlayın,
    Bir kap dolusu dostluk ilave edin,
    Bir tutam yumuşaklık ve biraz da nezaket tozu ile kabartın,
    Bir kaşık ümit,
    Bir büyük porsiyon yardımlaşma,
    Çok miktarda ilim ve bir tutam alçakgönüllülük ile çırpın.
    Kuvvetlendirmek için de bir çorba kaşığı güvene ihtiyacınız olacak.
    Bir sadakat kasesi içinde bir ölçü inanç, iki ölçü aklı selim ve birkaç damla hoşgörüyü azar azar ilave ederek sevgi ile karıştırın.
    İki kaşık gülücük, bir kaşık sabır ve bir tutam övgü ilave edin.
    Şevk ile hiç durmadan karıştırın ve şükran ile tatlandırın. Yemeğin adı mı?
    İNSANLIK !!!
  11. HAYAT NEDİR NE DEĞİLDİR

    Hayat skor tabelası tutmak değildir.
    Kaç arkadaşınız olduğu ya da kaçının sizi arkadaş kabul ettiği değildir.
    Bu hafta sonu için planlarınızın olması değildir.
    Hafta sonunda yalnız olmanız da değildir.
    Şu sıralar sevgiliniz olması değildir.
    Geçmişte sevgiliniz olması ya da hayatınıza kaç sevgili girdiği de değildir.
    Bugüne kadar hiç sevgilinizin olmaması da değildir.
    Sizi kimin öptüğü değildir.
    Aileniz ya da onların serveti değildir.
    Hangi okula gittiğiniz değildir.
    Ne kadar güzel ya da ne kadar çirkin olduğunuz değildir, giydikleriniz, ayakkabılarınız değildir.
    Ne çeşit müzik dinlediğiniz değildir.
    Okul notlarınız değildir.
    Ne kadar akıllı olduğunuz değildir.
    Herkesin size verdiği akıl notu hiç değildir.
    Hayat standart testlerle tanımlanan kişiliğiniz de değildir.
    Hayat bir kâğıda dökülmüş hayat hikâyeniz ve bu hayat hikâyesini kimin kabul ettiği de değildir.
    Ama hayat;
    Kimi sevdiğiniz, kimi incittiğinizdir.
    Kimi mutlu, kimi mutsuz ettiğinizdir.
    Sizin olanları koruyabilme ya da mahvedebilmenizdir.
    Dostluklarınızdır.
    Neyi söylediğiniz ve neyi kastettiğinizdir.
    Hangi önemli hüküm ve kararları verdiğiniz ve de niçin verdiğinizdir.
    İçinizde sevgiyi taşımak, büyütmek ve dağıtmaktır.
    Ama en önemlisi, yalnız başına asla gerçekleştiremeyeceğiniz bir şeyi yapmak, hayatınızı, başka insanların kalbine dokundurabilmektir.
    Başkalarının kalplerini etkileyecek yolu ancak siz seçersiniz.
    Ve hayat bu seçimlerdir zaten.
    Hayat silgi kullanmadan resim çizme sanatıdır.
    Ve insanlar böyle büyürler... Unutmayın;
    Hayata kendimizden ne katarsak, hayattan da onu alırız.

  12. DİRİLEN ÖLÜ

    Enes bin Mâlik (R.A.) anlatıyor: 'Gözleri görmeyen yaşlı bir hanımın Saib adında bir genç oğlu vardı. Daha hayatının baharında olan bu delikanlı Medine vebasına yakalanmıştı. Uzun zaman hasta yattı. Bir gün delikanlının ziyaretine gittik. Fakat maalesef biz orada iken delikanlı ruhunu teslim etti. Bizde gözlerini kapadık ve üzerine elbisesini örttük. İçimizden biri annesine:
    - Onun için Allah'a dua et. dedi. Annesi:
    - Ama o öldü. dedi. Biz:
    - Olsun sen yine de dua et. dedik. Bunun üzerine kadın çocuğun ayak ucuna oturdu, ayaklarını tuttu ve:
    - Allahım, ben isteyerek sana iman ettim. Senden korktuğum için, putları bıraktım. Arzumla sırf senin için hicret ettim. Allahım, puta tapanları bana güldürme, gücümün yetmeyeceği bu yükü bana yükleme.' diye dua etti.
    Alah'a yemin ederim ki, kadın sözünü bitirir bitirmez, çocuk ayaklarını kımıldatmaya başladı. Sonra da yüzünden örtüyü attı. Rasulullah (A.S.) ve annesi vefat edinceye kadar da yaşadı.'

  13. ÜÇ ŞARTIM VAR

    Şöyle naklederler:
    "Birisi bir gün Hâtim-i Esam'ı evine dâvet etmişti. Fakat kabûl etmedi. Isrâr edince ona:
    "Gelirim ama üç şartım var. Nereye istersem oraya otururum. İstediğimi yerim. Ne dersem onu yapacaksınız." dedi.
    Adam kabûl etti. Hâtim-i Esamdâvet edenin evine gitti ve ayakkabıların konulduğu yere oturdu.
    Senin yerin orası değil dediklerinde,
    "Ben önceden şart koştum." dedi.
    Sofra gelince, yanında getirdiği ekmeği çıkarıp yedi. Efendim buradan yiyin dediklerinde;
    "Ben ne istersem onu yerim diye şart koşmuştum." dedi.
    Sofra kalktıktan sonra hizmetçiye;
    "Demir tavayı ateşte kızdır getir." dedi.
    Hizmetçi söyleneni yaptı. Hâtim-i Esam demir tavanın içine ayağını koydu ve;
    "Somun yedim." dedi.
    Sonra oradakilere;
    "Yarın kıyâmet günü yaptığınız her işten ve yediğiniz her şeyden Allahü teâlânın sizden hesap soracağına inanıyor musunuz?" diye sorunca, oradakiler
    "Evet." dediler.
    "Diyelim ki, burası Arasat meydanı, her biriniz sırayla gelip şu tavaya ayağınızı koyarak, burada yediklerinizin hesâbını veriniz." dedi.
    Bunun üzerine oradakiler;
    "Buna gücümüz yetmez." dediler.
    "Yarın kıyâmet günü Allahü teâlâya nasıl cevap vereceksiniz. Arasat meydanının kızgın zemini üzerinde nasıl duracaksınız? Halbuki Allahü teâlâ meâlen; "Her nîmetin şükründen muhakkak sorulacaksınız." (Tekâsür sûresi: 8) buyurmaktadır." dedi.
    Bunun üzerine orada bulunanların hepsi ağlamaya başladılar."

  14. YÜZ VERMEDİN

    Fakîh Îsâ bin Muhammed şöyle anlatır:
    Uzak bir diyârda idim. Abdullah el-Ayderûs'u açıkça bulunduğum yerde görmeyi temenni etmiştim. Mescide gittim. Oraya bir dilenci ve yanında birisi gelip benden bir şey istedi. Bir şey vermedim. Oradan ayrılıp başka yere gittim. O dilenci ve yanındaki kişi benim arkamdan geldi. Sonra yine yanıma yaklaşarak benden bir şeyler istedi. Yine yüz vermedim. Bunun üzerine o dilenci ve yanındaki ayrılıp gitti. Bir müddet sonra ben, Abdullah el-Ayderûs'un bulunduğu yere döndüm.
    Şeyh Abdullah'ın yanına giderek;
    - Ben sizi gittiğim yerde alenen görmeyi temenni ettim. Lâkin bu isteğim hâsıl olmadı, dedim.
    Bunun üzerine Ebû Muhammed el-Ayderûs ;
    - Sana alenî görünmem hâsıl oldu. Falan gün duhâ vaktinde sen falan mescidde idin. Senin yanına bir dilenci geldi. Yanında birisi de vardı. Senden bir şeyler istediler. Onlara bir şey vermedin. Sonra kalkıp bir yere gittin. Onlar da seni tâkib etti ve yine bir şeyler istediler. Yine yüz vermedin. İşte o dilencinin yanındaki ben idim. Ben, senin yanına o kılıkla gelmiştim, dedi.
    Ben;
    - Efendim! Sizin dedikleriniz doğrudur. Fakat o size fazla benzemiyordu, deyince,
    Şeyh Abdullah da;
    - Eğer ben bu hâlimle senin yanına gelse idim, sen beni tanır ve insanlara haber verirdin, buyurdu.
  15. SAĞLIKLI DİYET

    Kışın tüketilen yiyeceklerdeki yağ ve kalori miktarının artması, günlük aktivitelerin azalması kilo alımının artmasını kaçınılmaz kılıyor.
    Kışın gizlenen bu kiloları vermenin zamanı geldiğinde ise genellikle en kolay yol seçiliyor sağlıklısız şok diyetlere başvuruluyor.
    Memorial Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Seçil Kenar insanların haftada 4-5 kilo verdiren çok düşük kalorili, bir çok besin öğesini yetersiz içeren diyetlere yöneldiklerini belirterek diyete karar verildiğinde önemli olanın bu kiloları sağlıklı bir şekilde vermek olduğunu söylüyor.
    Tartıda kaç kilo olduğumuz mu yoksa olmamız gereken ağırlıkta, sağlıklı yağ yüzdesine sahip bir vücuda sahip olmak mı? Uzmanlara göre önce cevaplanması gereken soru bu. Çünkü bu tür çok düşük kalorili, kısa sürede fazla kilo kayıplarına sebep olan diyetlerde kayıplar yağdan değil, su ve kastan oluyor. Ayrıca bu diyetler ile metabolizma hızı yavaşlarken, verilen kilolar hızla geri alınabiliyor ve daha sonrasında yapılan diyetlerde kilo vermek daha da zorlaşıyor.
    Bunun yanında sık sık bu tür diyetleri uygulayan kişilerde sindirim ve sinir sistemi bozuklukları, anemi, yorgunluk, baş dönmeleri, bulantı ve kusma problemleri görülebiliyor.
    Zayıf olmak adına yapılan diyetlerin uzun vadede bir çok hastalığa neden olduğunu belirten Dyt. Seçil Kenar şöyle devam ediyor: Unutulmamalıdır ki bazı fazla kilo alımları sadece yeme davranış bozukluğu sonucu oluşmayabilir. Herhangi bir hastalık sonucunda direkt veya indirekt olarak şişmanlığı tetiklemiş olabilir. Böyle bir durumda yapılan bilinçsiz zayıflama diyetleri ile sağlık problemlerinin daha da artmasına sebep olabilirsiniz. Zayıflama; size uygun beslenme ve egzersiz programlarının uygulandığı, diyetisyen ve uzman doktor kontrolünde olmalıdır. Kısa süreli, sadece zayıflama amaçlı olmamalı, ideal kiloya gelindiğinde mutlaka bireye kilo koruma programı düzenlenmeli ve bundan sonraki yaşamında nasıl bir beslenme programı uygulayacağı davranış değişikliği tedavisi olarak kişiye anlatılmalıdır.
    İdeal zayıflama diyeti nasıl olmalı?
    - Diyete başlayacak kişi mutlaka bunu istemeli ve kendini hazırlamalı.
    - Diyetisyen tarafından kişinin beslenme öyküsü, yaş, kilo, boy, fiziksel aktivite düzeyi ve vücut analizi incelenerek, alternatifler içeren dengeli ve yeterli bir beslenme programı hazırlanmalı.
    - Bir sonraki öğünde çok acıkmayı ve kan şekerinin düşmesini engellemek açısında meyve, diyet bisküvi, küçük kepekli sandviç, ayran v.b ara öğün alternatiflerinin olduğu 3 ara öğün ve 3 ana öğünden oluşan dengeli bir beslenme programı olmalı. Unutmamak gerekir ki aç kalmak zayıflamak değildir.
    - Gün içinde ne kadar aktif olurnursa olunsun, haftada en az 3-4 kez spor yapılmalı.
    - Günde 8-10 bardak su içmeye özen gösterilmeli.
    - Glisemik indeksi (kan şekerini hızla yükseltip düşürmeyen) düşük besinler tüketilmeli. Basit karbonhidrat denen şeker ve şekerli besinler yerine günlük karbonhidrat ihtiyacı hem daha tokluk veren, hem acıkmayı geciktiren kepekli ekmek, kepekli makarna, bulgur pilavı gibi lifli besinlerden karşılanmalı
    - Yiyecekler tüketilirken ızgara, haşlama, buğulama türü yağ içeriği düşük besinler tercih edilmeli
    -Şeker içeriği yüksek gıdalar yerine meyve tüketilmeli

  16. SÜTLÜ DOMATES ÇORBASI

    Malzemeler
      3 domates
      2 çorba kaşığı tereyağı
      Yarım su bardağı un
      4.5 su bardağı su
      1 yumurta sarısı
      1 su bardağı süt
      2 dilim bayat ekmek
      Tuz, karabiber
    Hazırlanışı
    1. Domateslerin kabuklarını soyup küp küp doğrayın. Tencerede tereyağını eritin. Unu ekleyip pembeleşinceye kadar kavurun. Karıştırmaya ara vermeden suyu azar azar ilave edin. Su kaynayınca domatesi ekleyin. Tuz serpip 25 dakika pişirin.

    2. Çorbayı ateşten alıp blenderle ezerek püre haline getirin. Karabiber serpip tencereyi tekrar ocağa alın. Derin bir kasede yumurta sarısını sütle çırpın. Çorbadan birkaç kaşık ekleyip ılıştırın. Sürekli karıştırarak terbiyeyi azar azar çorbaya ekleyin. Kaynayınca tencereyi ocaktan alın.

    3. Ekmek dilimlerini küp küp doğrayıp fırında kızartın. Çorbayı kaselere paylaştırın. Üzerine kızarmış ekmek parçalarını ekleyip servis yapın.
  17. DOMATES ÇORBASI

    Malzemeler :
    4 Adet olgun domates
    5 Su bardağı su
    Yarım su bardağı un
    1 Çorba kaşığı margarin
    2 Çorba kaşığı kaşar peyniri rendesi
    1 Tatlı kaşığı tuz
    Dilerseniz ; bir miktar kekik veya fesleğen

    Hazırlanışı
    Margarini genişçe bir tencerenin içinde eritin.
    Tahta kaşıkla devamlı karıştırarak unu azar azar ilave edin ve un sararıncaya kadar kavurun.
    Domatesleri rendeleyin ve suyunu süzmeden tencerenin içine ilave edin.
    Domates unla iyice karışana dek tahta kaşıkla devamlı karıştırın.
    Suyu ve tuzu ilave ettikten sonra ateşin altını kısın.
    Çorba koyu bir kıvama gelinceye dek dibinin tutmaması için arasıra karıştırarak kaynatın.
    Kaselere aldığınız çorbanın üzerine rendelenmiş kaşar peyniri serperek servis yapın.
    NOT : Dilerseniz, kaselere aldığınız çorbalara bir miktar kekik veya kuru fesleğen serperek de servis yapabilirsiniz, çorbanıza farklı bir tat verir.
  18. YALNIZ ALLAH BİLSİN

    Büyüklerden bir zat, ahaliden para toplamak istedi, düşmana karşı tedbir almak, bazı mevkileri tamir ve tahkim için... Hak bu parayı vermedi. o büyük zat, bundan mahzun oldu ve ağladı. Geceleyin, yatsı namazından sonra birdenbire bir adam peydahlandı ve o büyük zatın önüne bir kese içinde iki bin akçe bıraktı ve dedi.
    - Bu parayı dilediğiniz işe sarfediniz!...
    Bu meçhul insan, Ebu Amr... O büyük zat parayı kabul ve ona iyi dualar etti.
    Sabahleyin o büyük zat, dostlarından ve yakınlarından ibaret bir kjalabalık topladı, keseyi meydana çıkardı ve sevinç içinde:
    - Biz, dedi; Ebu Amr hakkında çok ümide düştük. dün gece bana, müslümanların kendilerini düşmana karşı müdafaa etmeleri için iki bin akçe getirdi. Allah iyiliğin karşılığını versin.
    Birdenbire Ebu Amr'ın kalabalık içinde doğrulduğu görüldü. Ebu Amr haykırdı:
    - Dün gece size verdiğim para anneme aitti. Annem paranın bu işe sarfolunmasına razı değildir. Lütfen bana iade ediniz ki, ben de kendisne vereyim!...
    Büyük zat hemen elini keseye atıp Ebu Amr'a uzattı. Ebu amr keseyi aldı, uzaklaştı.
    Yine akşam, gece, yatsı namazından sonra... O büyük zat odasında bire köşeye çekilmiş düşüncede... Yine Ebu amr birdenbire peydahlanıyor... Yine elinde aynı kese ve kesenin içinde iki bin akçe... Ebu amr parayı o büyük zatın önüne koyuyor ve fısıldıyor:
    - Parayı getiriyorum ve sizden tek bir şey rica ediyorum: Bu parayı o türlü sarfediniz ki, ikimizden başka kimse birşey bilmesin... Onun nereden geldiğini yalnız Allah bilsin.... (1)

  19. MAĞARADAKİ KUŞUN SIRRI

    Resûlullah 'sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem' ile Ebû Bekr 'radıyallahü anh' Mekke-i mükerremeden hicret ederken bir mağarada üç gün üç gece kaldılar. Ebû Bekr 'radıyallahü anh' o mağaranın tavanında bir kuş gördü ki, yerinden hareket etmeyip, birşey yimez ve su içmez.
    Ebû Bekr 'radıyallahü anh' dedi ki,
    - Yâ Resûlallah! Bu kuşa ben hayrânım. Zîrâ, biz bu mağaraya geleliden beri, bu kuş yerinden hareket etmedi. Bir nesne yimedi. Allahü teâlâ, kelâm-ı kadîminde,
    (Allahü teâlânın rızk vermediği, yeryüzünde bir mahlûk yokdur.) buyurmuşdur.
    Ebû Bekr-i Sıddîk, böyle düşünürken, o hâlde hazret-i Cebrâîl aleyhisselâm nâzil olup, havâda muallak durup, dedi ki,
    - Yâ Muhammed! Hak sübhânehü ve teâlâ sana selâm eder. Ve buyurur ki, "Ebû Bekrin hâtırına geleni bilirim. O kuşa emr eyledim ki, Ebû Bekr ile konuşsun. Ebû Bekre söyle ki, o kuş ile söyleşsin"; dedi.
    Resûl-i ekrem hazretleri, Ebû Bekre, hazret-i Cebrâîlin sözünü açıkladıkda, Ebû Bekr 'radıyallahü anh' sevinip, ileri vardı. Dedi ki,
    - Ey mubârek kuş! Allahü teâlâ hazretlerinin izni şerîfiyle, bana söyle ki, yiyeceğin ve içeceğin nedir.
    O kuş ağlayıp, bir zemân kendinden geçip, yere düşdü. Sonra ayılıp, kalkdı. Tebessüm ederek dedi ki,
    - Yâ Ebâ Bekr! Bana bundan süâl etme! Bu bir sırdır. Hak sübhânehü ve teâlâ ile benim aramda olan sırrımı kimsenin bilmesini istemem.
    Ebû Bekr 'radıyallahü teâlâ anh' dedi:
    - Ey mubârek kuş! Eğer bana söylemeğe me'mûr oldun ise, söyle.
    Kuş dedi.
    - Ma'lûmun olsun ki, hazret-i Âdem aleyhisselâm yaratılmazdan iki bin yıl evvel, Hak sübhânehü ve teâlâ beni yaratdı. Yiyeceğimi ve içeceğimi iki kelime eyledi. Aç olduğum zemân birisini söylerim; tok olurum. Susuz olduğum zemân birini söylerim; kanarım.
    Ebû Bekr 'radıyallahü teâlâ anh' dedi ki:
    - O kelime nedir. Kuş dedi, o kelimenin biri budur ki, aç olduğum zemân sana buğz edene la'net ederim; tok olurum. Susuz olduğum zemân, sana muhabbet edene, istigfâr ederim, kanarım.
    Hazret-i Resûl-i ekrem 'sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem', bunu işitip, ağladı. Ümmetinden ba'zıları şakâvet edip, hazret-i Ebû Bekre buğz edeceklerine mahzûn oldu.
  20. YALANCININ MUMU

    Yalancının mumu yatsıya kadar yanmadı
    Devr-i Saadet'te bir Yahûdi, bir Müslüman'a iftira ederek Peygamberimiz'e şikâyette bulundu:
    -Bu adam benim devemi çaldı. Bu deve benimdir, işte şahidlerim, diyerek iki de münâfıklardan yalancı şahid gösterdi.
    Gerekli inceleme yapıldı, durum Müslüman'ın aleyhine tecelli ederek devenin Yahûdi'nin olduğuna hükmolundu ve deve Müslüman'dan alınarak Yahûdi'ye teslim edildi.
    Bununla kalsa iyi. Hırsızlık yaptığı için o Müslüman'ın ayrıca eli de kesilecekti. İslâm'ın hükümlerini bilen o sahabî ellerini açarak:
    -Ya Rabbi! Sen her şeyi bilensin, görüyorsun ki Yahûdi yalancı şahidler göstererek devemi aldı. Şimdi de elim kesilecek. Her gece okuduğum Salavat-ı Şerife'nin yüzü suyu hürmetine sen beni bu belâdan kurtar! Şu anda beni kurtaracak hiçbir merci yok, diyerek Allah'a hulûs-i kalb ile yalvardı.
    Daha Huzur-u Saadet'ten ayrılmadan deveye Cenab-ı Allah lisan ihsan etti, deve konuşmaya ve hakikatı olduğu gibi söylemeye başladı:
    -Ya Resûlellah! Ben bu Yahûdi'nin değil Müslüman'ın malıyım. Beni sahibime iade et ki, adalet tecelli etsin, diyerek sahibinin huzuruna varıp diz çöktü.
    İnsana konuşma hassasını veren Allah değil mi? Neye kadir değil ki, bir Yahûdi'nin karşısında bir Müslüman'ı küçük düşürmekten korudu ve deveye lisan bahşetti. Deve sahibine verildikten sonra Cenab-ı Peygamber Efendimiz, orada bulunanlar da bilsin diye bu Müslüman'a ne ile bu dereceye eriştiğini sordu. O sahabî de:
    -Ya Resûlellah! Ben her gece sana 10 defa salavat okumadan yatmam! Burada da o salavatın yüzü suyu hürmetine Allah'tan yardım diledim. Allah Celle Celalühü hamdolsun ki benim yüzümü kara çıkarmadı, dedi.
    Bunun üzerine Efendimiz (s.a.s):
    -Ne mutlu sana, salavat hürmetine dünyada elin kesilmekten kurtulduğun gibi, ahirette de cehennem azabından kurtulacaksın, buyurdular.
    Orada bulunan münâfıkların çoğu îmanlarını yenilediler, kalblerini temizlediler, mü'minlerin ise bir kat daha îmanı ziyadeleşti...

  21. NAMAZDA VURULMAK

    Rasul-i Ekrem s.a.v.'in de hazır bulunduğu 'Zâtü'r-Rika' gazvesindeki bir çarpışmada, müslümanlardan biri müşrik bir adamın muharebe yerinde bulunan karısını öldürmüştü. Kadının kocası da misilleme olarak mutlaka bir müslüman öldürmeye yemin etmişti. Rasulullah s.a.v. ve arkadaşlarının peşinden onları izlemeye başladı. Allah Rasulü akşam üstü bir yerde konaklama hazırlığı yaptı ve yanındakilere sordu:
    - Bu gece istirahatimizde bize kim bekçilik yapacak?
    Muhacir ve Ensar'dan iki adam cevap verdiler:
    - Ya Rasulallah, biz sizler için nöbet tutarız.
    - Öyleyse şu vadinin giriş kısmında bekleyin.
    Bu iki gönüllü, Ammar b. Yâsir ile Abbâd b. Bişr idiler. Gece nöbetine duracakları sırada Ensar'dan olan Abbâd, Muhâcirler'den olan Ammar'a:
    - Gecenin hangi bölümünde nöbette olmamı istersin? diye sordu. O da:
    - Gecenini ilk bölümünde benim yerime sen bakıver, dedi.
    Bu karardan sonra Muhacir, kendi nöbeti gelinceye kadar arkadaşının yanına uzanıverdi. Nöbetteki Ensar da, vaktin değerlendirmek için gece namazına durdu.
    Meğer karısı öldürülen müşrik herif de, o sırada yakınlardaydı. Namazda duran adamı fark etti ve onun nöbette olduğunu anladı. Bir ok atıp sapladı ve atmaya devam etti. Nöbetçi sahabi üçüncü okla ağır yaralanmıştı. Derhal rükû ve secdeleri yapıp namazının tamamladı ve arkadaşını uyardı:
    - Kalk artık kalk! Ben yaralandım arkadaş, hareketten kesildim!..
    Arkadaşı yerinden fırlayınca, okçu müşrik de korkup uzaklaştı. Yaralı arkadaşının durumunu gören Muhacir hayretle sordu:
    - Fesubhanallah! Sana ilk ok atılınca beni uyandırsaydın ya!
    - Okumakta olduğum bir surenin ortalarında idim. Onu kesmek istemedim. Eğer Rasulullah'ın bize verdiği nöbetçiliğe zarar gelmeyecek olsaydı, canım çıkasıya okuduğum sureyi kesmezdim.


  22. NAMAZ VE MİRAÇ

    Malik bin Sa'saa r.a anlatıyor:
    Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdular:
    Ben Kâbe-i Muazama'da iki kişinin arasında uyku ile uyanıklık arasında yatmakta iken, içi îman ve hikmetle dolu, altından bir leğen getirdiler. Boğazımdan karnıma kadar göğsümü yardılar. Zemzem suyu ile yıkayıp, îman ve hikmetle doldurdular. Katırdan küçük merkepten ise büyük, burak denilen bir hayvan getirdiler. Cibril Aleyhisselâm ile beraber gittik.
    Birinci kat semâya gelince:
    -Kim o? denildi,
    Cibril a.s.:
    -Cebrâil, diye cevap verdi.
    -Yanındaki kim? denildi.
    Cebrâil de:
    -Muhammed, dedi.
    -Ona, buraya gelme daveti gönderildi mi? denildi.
    Cebrâil:
    -Evet, dedi.
    -Hoş geldi, O ne güzel bir misafirdir, denildi.
    Bunu takiben Adem aleyhisselâma geldim, selâm verdim,
    -Hoş geldin, salih peygamber salih oğul! dedi.
    Ben:
    -Bu kim ey Cibril? diye sordum.
    O da:
    -Bu, Adem aleyhisselâmdır. Sağında ve solunda gördüğün bu kalabalıklar evlâdlarının ruhlarıdır. Sağındakiler cennetlik, solundakiler ise cehennemliklerdir. Bunun için sağına baktığı zaman gülüyor, soluna baktığı zaman ağlıyor, dedi.
    Sonra ikinci semaya geldik.
    -Kim o? denildi.
    Cebrâil:
    -Ben Cebrail, dedi.
    -Yanındaki kim? denildi.
    Cebrail:
    -Muhammed, dedi.
    -Ona, buraya gelme daveti gönderildi mi? denildi.
    Cebrail:
    -Evet, dedi.
    -Hoş geldi, ne güzel bir misafir geldi! denildi.
    Bunu takiben Isa ile Yahya Peygamberlere rastladım. Her ikisi de:
    -Hoşgeldin kardeşimiz hoşgeldin ey peygamber! dediler.
    Sonra, üçüncü kat semaya geldik.
    -Kim o? denildi.
    -Cebrail, diye cevap verildi.
    -Yanındaki kim? diye soruldu.
    -Muhammed, diye cevap verildi.
    -Ona buraya gelme daveti gönderildi mi? diye soruldu.
    Cebrail:
    -Evet, dedi.
    -Hoş geldi, ne güzel bir misafir geldi, denildi.
    Bunu müteakip Yusuf aleyhisselâm'a rastladım. Selâm verdim;
    -Hoş geldin kardeş ve Peygamber, dedi.
    Sonra dördüncü semaya geldik.
    -Kim o? denildi.
    -Cebrail, diye cevap verildi.
    -Yanındaki kim? diye soruldu.
    -Muhammed, diye cevap verildi.
    -Ona, buraya gelme daveti gönderildi mi? diye soruldu.
    -Evet, diye cevap verildi.
    -Hoş geldin, ne güzel misafir geldi! denildi.
    Bunun takiben îdris aleyhisselâma rastladım. Selâm verdim.
    -Hoş geldin, kardeş ve Peygamber, dedi.
    Sonra beşinci kat semaya geldik.
    -Kim o? denildi.
    -Cebrail, diye cevap verildi.
    -Yanındaki kim? diye soruldu.
    -Muhammed,'diye cevap verildi.
    -Ona, buraya gelme daveti gönderildi mi, denildi.
    -Evet, diye cevap verildi.
    -Hoş geldi, ne güzel bir misafir geldi, denildi.
    Bunu müteakip Harun aleyhisselâma rastladık. Kendisine selâm verdim.
    -Hoşgeldin, kardeş ve Peygamber! dedi.
    Sonra altıncı semaya geldik.
    -Kim o? denildi.
    -Cibril, diye cevap verildi.
    -Yanındaki kim? diye soruldu.
    -Muhammed, denildi. .
    -Ona buraya gelme daveti gönderildi mi? diye soruldu.
    -Evet, denildi.
    - Hoş geldi, ne güzel bir misafir geldi! denildi.
    Bunu takiben Musa aleyhisselâma rastladım ve selâm verdim.
    -Hoş geldin, kardeş ve Peygamber! dedi.
    Kendisinden ayrılınca ağlamaya başladı.
    Hazreti Allah tarafından kendisine:
    -Niye ağlıyorsun? diye soruldu.
    Musa aleyhisselâm:
    -Ey Rabbim, benden sonra Peygamber olan bu gencin ümmetinden cennete benim ümmetimden daha çok insanlar girecektir, bunun için ağlıyorum, dedi.
    Sonra yedinci semaya geldik.
    -Kim o? denildi.
    -Cibril, diye cevap verildi.
    -Yanındaki kim? diye soruldu.
    -Muhammed, diye cevap verildi.
    -Ona, buraya gelme daveti gönderildi mi? Hoş geldi, ne güzel misafir geldi! denildi.
    Bunu takiben ibrahim aleyhisselâma rastladım. Selâm verdim.
    -Hoş geldin oğul ve Peygamber! dedi.
    Hemen bana Beytü'l Mâmur gösterildi. Cibril'e sordum. O da:
    -Bu, Beytü'l Mâmur'dur. Her gün yetmiş bin melek orada namaz kılar ve çıkarlar. Çıkanlar da bir daha artık oraya dönmezler, dedi.
    Bana Sidretü'l Müntehâ ağacı da gösterildi. Bir de baktım ki, bu ağacın meyveleri meşhur Hacer beldesinin büyük destileri, yaprakları da fillerin kulakları büyüklüğünde idi. Altından dört nehir akıyordu. Bunların ikisi bâtın, ikisi zahir idi. Cibril'e bu nehirleri sordum. O da:
    -Bâtın, yani içe ait iki nehir cennette, zahir yani dışa ait iki nehir de Nil ile Fırat'tır, dedi.
    Sonra o kadar yükseğe çıkarıldım ki orada mukadderatı yazan kalemlerin sesini işitir oldum.
    Sonra üzerime elli vakit namaz farz kılındı. Döndüm. Musa aleyhisselâma gelince, bana:
    -Ne oldu? diye sordu.
    -Üzerime elli vakit namaz farz kılındı, dedim.
    Musa aleyhisselâm:
    -Ben insanları senden daha iyi bilirim, israil Oğulları ile çok uğraştım. Senin ümmetinin bu elli vakit namaza gücü yetmez. Rabbine dön ve bu namazları azaltmasını niyaz et! dedi.
    Döndüm. Niyazda bulundum. Allahü Teâlâ bunları kırka indirdi. Sonra yine Musa aleyhisselâma geldim. Aynı şeyi söyledi. Döndüm. Allahü Teâlâ namazları otuza indirdi. Yine aynı şey tekrarlandı. Döndüm, Allahü Teâlâ namazları yirmiye indirdi. Yine aynı şey oldu. Döndüm, Allahü Teâlâ namazları ona indirdi. Yine Musa aleyhisselâma geldim, aynı şeyi söyledi. Döndüm, Allahü Teâlâ namazları beş vakte indirdi. Yine Musa aleyhisselâma geldim.
    -Ne yaptın? dedi.
    -Allah namaz vakitlerini beş vakte indirdi, dedim. Musa aleyhisselâm yine gidip, daha da indirmesi için Allah'a niyaz etmemi söyledi ise de ben:
    -Hayır, razı oldum, dedim.
    Bunun üzerine Allah tarafından bir nida geldi. Farzım kesinleşmiştir. Kullarıma gereken kolaylığı yaptım. Her iyi amel karşılığında da on sevab vereceğim.

  23. KADIN VE VALİ

    Bir zamanlar vâlilik yapan birisinin çok güzel bir bahçesi vardı. Rengârenk çiçeklerle donatılmış, tam bir zevk ve sefâ yeriydi. Bir gün vâli, bu bahçeye geldi. Vâli, bir bahane ile kadının kocası olan bahçıvanı, bir iş için dışarıya gönderdi. Kadına da dedi ki:
    -Bahçenin kapılarını kapat. Hiç bir kapı açık kalmasın!
    Kadın, akıllı ve namuslu idi. Vâlinin kendisine kötü niyet taşıdığını anladı. Gidip bir ağacın arkasına saklandı ve biraz sonra gelip dedi ki:
    -Kapıları kapattım. Yalnız bir tanesi kaldı. Onu kapatmaya gücüm yetmiyor. Ne kadar uğraşsam da kapatamıyorum.
    -O, hangi kapıdır?
    -Bu kapı, Allahü teâlânın (Basir) sıfatıyla bizi gördüğü kapıdır. Vâli, bu sözü duyunca, pişman olup tövbe etti. Bir daha aklına böyle kötülükler getirmemek için, Allahü teâlânın sevgili kullarından birinin bulunduğu yere gidip, onun sohbetinde yetişti. Allahü teâlânın sevgili kullarından biri oldu.

    Basir : Her şeyi gören.
    Allah her şeyi, herkesin yaptığını görür. Onun görmesine hiç bir şey engel olamaz. Allah'ın, kalpteki fısıltıları, beyindeki oluşumları, fikirdeki gizlilikleri, kalplerdekini, zifiri karanlık bir gecede kapkara bir taşın üzerinde yürüyen simsiyah bir karıncayı ve çıkardığı sesi görür , duyar, bilir. İbadette ihlas, kulun Allah'ı görmemesine rağmen, Allah'ın onu gördüğünü bilmesi ve onu görür gibi ibadet etmesidir.

  24. İKİ AVUÇ HURMA

    Ashâb-ı kiramdan, Beşir bin Sa'd'ın kızı ve Nûman bin Beşir'in kız kardeşi (r. anhüm) anlatıyor:
    'Annem Amre bint-i Revâha (r.a.), beni çağırdı. Eteğime iki avuç hurma koyduktan sonra,
    ' Kızcağızım! Git de, baban ile dayın Abdullah bin Revâha'nın gıdâlarını kendilerine ver, dedi.
    Giderken, Resûlüllah (s.a.v.)'a rastladım. Babamla dayımın nerede olduklarını sordum. O bana,
    ' Kızcağızım, beri gel, yanındaki nedir? diye sordu.
    ' Yâ Resûlellah, dedim, bu hurmadır. Annem bunu, yesinler diye, babam Beşir bin Sa'd ile dayım Abdullah bin Revâha'ya gönderdi.
    Resûlüllah sallallâhü aleyhi vesellem,
    ' Getir onu, buyurdu.
    Ben de onu, Resûlüllah'ın iki avucuna döktüm. Avuçlarını doldurmadı. Sonra, bir örtü getirilmesini emr etti. Örtü getirilip serildi. Hurmayı ona koyduktan sonra, örtünün üzerine yayıp dağıttı. Yanındakilere;
    '' Gıdâya, kumanyaya geliniz!' diyerek hendek halkına sesleniniz, buyurdu.
    Hendek halkı toplanıp ondan yemeğe koyuldular. Hurmalar yendikçe artmış, örtünün etrafından dökülüp taşmıştı.

  25. OYUNCAK SATIN ALACAĞIM

    Sırrî-yi Sekâtî anlatıyor:
    Bir bayram günü hazreti Ma'rûf'u hurma toplarken gördüm ve;
    - Bunları ne yapacaksın? diye sordum.
    O da;
    -Şu çocuğu ağlarken gördüm ve niçin ağladığını sordum. Bana yetim olup anne ve babasının olmadığını, arkadaşlarının yeni elbiseleri ve oyuncakları olup kendisinin olmadığını söyledi. Şimdi bunları toplayıp satacağım, ağlamayıp oynaması için ona oyuncak satın alacağım, dedi.
    Bunun üzerine;
    -Bu işi bana bırak, deyip çocuğu alıp götürdüm. Yeni güzel elbiseler ve oynaması için bir oyuncak aldım. Çocuk o zaman memnun oldu. Bundan sonra kalbime bir nur geldi, kalbim parladı ve hâlim bambaşka oldu."