Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

cicceekk

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

cicceekk tarafından gönderilen her şey

  1. Gülmek SAFTIR denme riskini göze almaktır, ağlamak ise DUYGUSAL görülme riskini... Birine yakınlaşmak, KENDİNİ KAPTIRMA riskini göze almaktır. Sevdiğini söylemek, SEVİLENİ YİTİRME riskini... Duygularını açmak, KENDİNİ ORTAYA KOYMA riskini göze almaktır. Düşüncelerini söylemek ise, DOKUZ KÖYDEN KOVULMA riskini... Umutlanmak, HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRAMA riskini göze almaktır. Sevmek, KARŞILIK GÖRMEME, Yaşamak ise ÖLME riskini... AMA RİSKLER ALINMALIDIR. ÇÜNKU HAYATIMIZIN EN BÜYÜK RİSKİ HİÇ RİSK ALMAMAKTIR. SİZ GENEDE DİKKATLİ OLUN...
  2. Almitra sözü aldı ve sordu: - Peki üstat; evlilik nedir? Cevap şöyle geldi: -Siz birliktelik için doğmuşsunuz. Ölüm meleğinin beyaz kanatları sizi ayırana kadar ayrılmayacaksınız. Tanrının sessiz tanıklığında bile beraber olacaksınız. Ama birlikteliğinizde mesafeler bırakın; bırakın ki, cennetin rüzgarları aranızda dansedebilsin... Birbirinizi sevin ama, aşk tutsaklığı istemeyin... Bırakın aşk, ruhunuzun kıyılarına vuran dalgalar gibi olsun... Birbirinizin bardağını doldurun ama aynı bardaktan içmeyin; ekmeğinizden verin birbirinize ama aynı somundan ısırmayın... Birlikte Şarkı söyleyin lakin birbirinizi yalnız bırakmayı da bilin. Sazın telleride yalnızdır ve armoni içinde aynı melodiyi seslendirir... Birbirinize kalbinizi verin ama karşılıklı kilitleyip saklamak için değil! Sadece hayatın eli o kalbi saklar! Birlikte durun ama yapışmayın; Tapınakların sütunlarıda bitişik değildir! ve meşe ile çınar birbirlerinin gölgesinde büyümezler...
  3. Evimi bir parti sonrası temizlemek için saatlerce çalışabiliyorsam, birçok arkadaşım var demektir. -Faturalarımı ödeyebiliyorsam, bir işim var demektir. -Pantolonum biraz sıkıyorsa, aç kalmıyorum demektir. -Gölgem beni izliyorsa, güneş ışığını görüyorum demektir. -Otobüsten indiğim yerden iş yerime kadar yolu uzun buluyorsam, yürüyebiliyorum demektir. -Hükümet hakkında eleştiri yapabiliyor ve bu eleştirileri başkalarından da duyuyorsam, konuşma özgürlüğümüz var demektir. - Otobüs beklerken yanımdaki adam anahtarlarıyla oynuyor ve bu sesten rahatsız oluyorsam, duyuyorum demektir. - Camları silmem, çatıyı onarmam gerekiyorsa, bir evim var demektir. - Doğalgaz faturam yüklü geliyorsa, ısınıyorum demektir. -Yığınla ütülenecek ve yıkanacak çamaşırım varsa, yığınla giyeceğim var demektir. - Çalar saatim sabahın köründe çalıyorsa, yaşıyorum demektir. - Akşamları kendimi yorgun hissedebiliyorsam ve bacaklarım ağrıyorsa, o gün üretici olmuşum demektir. - Ve tüm bunların farkına varabiliyorsam mutluyum demektir.
  4. Aşk iyi geceler öpücüğünü uzun tutmaktır. BEKLENTİDIR. Aşk delicesine flört ederken yanındakinin hiçbirşey yapmama özgürlüğünü saklı tutmaktır. SAYGIDIR. Aşk zaaflarınız olduğunu ortaya çıkarır. KABULLENMEKTİR. Aşk şimdi zamanı değil diye beklemeyi bilmektir. SABIRDIR. Aşk saçlarda başlayıp topuklarda biten gezintidir. KEŞİFTİR. Aşk sevişelim demeden sevişmek, yanındakinin ne istediğini bilmektir. ANLAŞMAKTIR. Aşk korumaktır. SORUMLULUKTUR. Aşk ciddi bir tokalaşmayı kıkırdamaya dönüştürmektir. MİZAHTIR. Aşk "durma yoksa seni öldürürüm" lafını duymaktır. ŞEHVETTİR. Aşk sevgilinizin ne olduğunu bütün çıplaklığı ile görmektir. GERÇEKTİR. Aşk saatin kaç olduğunu bilip aldırmamaktır. NEŞEDİR. Aşk sizi kucaklayan kolların sizi daha çok sarmasıdır. MUTLULUKTUR. Aşk gecenin bir vaktinde "sen uyu benim yatmam gerek" dediğinizde "uyanık kalıp biraz daha seni görmek isterim" yanıtını almaktır. SICAKLIKTIR. Aşk tanıdığınızı sandığınız insanın yeni yanlarını keşfetmektir. TAZELİKTİR. Aşk uyandığınızda rüyanızı yanınızda bulmanızdır. DÜŞLERİN GERÇEK OLMASIDIR. Aşk kocaman yatağın üçte birine sığışmaktır. YAKINLIKTIR. Aşk "sızlayan burun ucu" lafının anlamını bilmektir. DERSTİR. Aşk ecza dolabını açtığında, diş macunu kapağını kapatılmamış bulmaktır. UYUMDUR. Aşk pencereden baktığında kiminle olduğunu anımsamaktır. DÜŞÜNCEDİR. Aşk rüzgarın ağaçların arasında dolaşırken çıkardığı sesi dinleyip, sevgilinin yanında olmadığına hayıflanmaktır. YALNIZLIKTIR.
  5. Bir gün insan virgülü kaybetti, o zaman zor cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı; cümleleri basitleşince düşünceleri de basitleşti. Sonra ünlem işaretini kaybetti; alçak bir sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı. Artık ne bir şeye kızıyor, ne bir şeye seviniyordu. Hiç bir şey onda en ufak bir heyecan uyandırmıyordu. Bir süre sonra soru işaretini kaybetti ve soru sormaz oldu, hiçbir şey onu ilgilendirmiyordu. Ne evren, ne dünya, ne de kendi apartmanı umurundaydı. Birkaç yıl sonra iki nokta üst üste işaretini kaybetti ve davranış nedenlerini başkalarına açıklamaktan vazgeçti. Ömrünün sonuna doğru elinde yalnız tırnak işareti kalmıştı. Kendine özgü tek düşüncesi yoktu, yalnız başkalarının düşüncelerini tekrarlıyordu. Düşünmeyi unuttu ve böylece son noktaya erişti.
  6. Güzel kadın gözü, iyi kadın gönlü okşar. Her ikisine kavuşmak büyük şanstır. » NAPOLEON Kadın her şeyi affeder fakat asla unutmaz. » CONFICIUS Kadınlar sevmedikleri adama hiç acımazlar. » A.DUMAS FILS Kadını güzel yapan Allah, sevimli yapan şeytandır. » VICTOR HUGO Erkeklere sevgilerini sık söyleyen kadınlar en az seven kadınlardır. » SHAKESPEARE Bir uygarlığın seviyesini ölçmek isterseniz, derhal kadının hayat şartlarına bakın. » STUART MILL Kadınlar kendilerini sevenler için değil, onlara hükmedenler için can verirler. » HALiDE EDiP ADIVAR Krallar da kadınlar da kendileri için yapılan her şeyin bir borç ödemesi olduğuna inanırlar. » BALZAC Seven bir kadın için sevdiği erkeğin yüzü, ona tıpkı denizin denizciye göründüğü gibi görünür. » HONORE DE BALZAC Bir kadın, eğer bir erkek onun eline düşmeden önce kucağına düşebilseydi daha cazibeli olurdu. » AMBROSE BIERCE Modası hiç geçmeyen birkaç şeyden biri de dişi bir kadındır. » RALSTON Tanrı, kadınları ağzı laf yapan yakışıklı erkeklerden korusun. » HONORE DE BALZAC Kadınların erdemi, erkeğin en büyük keşfidir. » CORNELIA OTIS SKINNER Bir kadına güzel olduğunu söylemeyin; ona başka bir kadının onun gibi olamadığını söyleyin ve göreceksiniz ki bütün kapılar size açılacak. » JULES RENARD Güzel bir kadın, görenleri kibarca çıldırtan bir resim gibidir. » RALPH WALDO EMERSON Zeki bir kadın hazinedir. Güzel ve zeki bir kadın güçtür. » GEORGE MEREDITH Bir kadının yüzündeki ifade, üzerindeki giysiden çok daha önemlidir. » DALE CARNEGIE Bir kadın için, şöyle bir bakılmak bile gözden kaçırılmaktan daha iyidir. » MAE WEST Eğer bir kadın yeterince hırslı, kararlı ve yetenekliyse, yapamayacağı hiç bir şey yoktur. » HELEN LAWRENSON Dünya kadınsız var olamaz. Gelecek bizim elimizde. » JOAN COLLINS Kadınlar bütün dünyada ikinci sınıf yaratık olarak görülürler, ama dünyayı bir arada tutanlarda onlardır. » PAM BROWN Kadınlar insanlara daha yumuşak davranır. Biz insanlara çocuk eldivenleriyle dokunuruz. » SHIRLEY CAESAR Kadınlar başarılarını elde ettikleri zenginliklerle değil, çevrelerinde biriktirdikleri sevgiyle ölçerler. » LINDA MCFARLANE Her zaman şuna inandım: Bir kadının başarısı başka bir kadının başarısını hazırlar. » GLORIA VANDERBILT Kadınlar omuz omuza sıralandıklarında aradan kimse geçemez. » LINDA MCFARLANE Kahraman erkekler nasıl da yakıp yıktılar. Kahraman kadınlar nasıl da hayata döndürdüler. » PAMELA DUGDALE Kadın tam bir dairedir. İçinde yaratma, besleme ve dönüştürme güçleri vardır. » DIANE MARIECHILD
  7. Seninle yaşlanmak istiyorum. Seneler geçsin, sen beni bil, ben seni bileyım istiyorum. Benim olduğu kadar dostlarının, dostlarının olduğu kadar benim ol istiyorum. Nice sıkıntı ve zorluk yaşayıp anlatalım. Yaşayalım kı, öğrenelim hayatı ve destek çıkmayı. Birbirimizin omuzlarında ağlamalıyız. Sen çok dertlenip, içip, arkadaşlarınla eve gelmelisin. Paylaşmalı ve beraber sıkılmalıyız. Öyle ki, yalnız sıkılmak sıkmalı bizi. Yaşayalım ki, paramız olunca sevinelim. Güzel günlerimizi, evimizde, bır şişe şarap ve pijamalarımızla kutlamalıyız. Ya da bazen dostlarla ucuz biralar içerek... Böylece yaşamalıyız işte. Sonra çocuğumuz olmalı, düşünsene, senin ve benim olan bir canlı. Geceleri ağladıkça sırayla susturmalıyız. Sen arada mızıkçılık yapmalısın. Ve ben söylenerek sıranı almalıyım. Yorgun olduğum için yemek yapmamalıyım, söylenerek yumurta kırmalısın. Hava soğukken birbirimize sıkıca sarılıp yatmalıyız. Zaman su gibi akıp giderken, herşey yaşanmış bir hayatımız olmalı. Herşeye rağmen hiç bıkmamalıyız birbirimizden. Mutlu da olsa, kötü de olsa, yaşadığımız günler bizim günlerimiz olmalı. Saçlara düşünce aklar ya da gidince aklar, çocukları güvence altına alıp gitmeli bu şehırden. Kavgasız, her sabah gürültüyle uyanılmayan, sessiz bir yere gitmeliyiz. Geceleri balkonda denizi seyredip, sandalyelerimizde sallanmalıyız. Eve gelip, benden kahve istemelisin. Çocuklar gelmeli zıyaretimize, geçmışteki hareketli günlerimizi anımsamalıyız... Öyle sevmelisin ki beni, bu yazdıklarım korkutmamalı seni. Tebessümler açtırmalı yüzünde. Bir gün bu hayatı bırakıp giderken, sadece mutluluk olmalı yüzümüzde, birbirimizi sevmenin gururu olmalı "herşeyde".
  8. HAYAT ; Bir yaşam öyküsüne katlanılamayacak kadar uzun! Bir gülümseyişe, bir kıpırdanışa, bir dokunuşa Vakit ayıramayacak kadar kısa! HAYAT ; Her anını sonuna kadar yaşamaya çalışmak için, Nefes nefese koşturmayı göze alacak kadar dolu, Bütün yaşadıklarının sadece bir hayal olduklarını Hissettirecek kadar boş! HAYAT ; Gerçekleri sırtlayıp taşıyamayacak kadar ağır. Bir kuşun kanadına konupta ona biile hissettirmeden Uçabilecek kadar hafif ! HAYAT ; Gerçek yaşam öykülerine katlanmaya değecek kadar "Yaşanmaya değer " HAYAT; Onu kısıtlamanın haksızlık olduğunu anlatacak kadar Öğretici, Bir daha bulunmayacak, yaşanmayacak kadar "tek "... HAYAT ; Kendini oluşturan her büyüyü, Her cazibeyi, her rengi, Yürekleri hoplatacak, Kanlarımızı kaynatacak kadar Parlak ve güzel ! Gözlerimizi acılarla, hüzünlerle, Ayrılıklarla, ölümlerle buluşturduğumuzda, Sadece iki renk ! Gri ve siyah ! HAYAT ; Gerçek yaşam öykülerine katlanabilecek gücü bulup, Bulaştırıp, daha da büyüğünü oluşturabilecek kadar Heybetli ve zor, Her şeyden vazgeçip "yaşamaya veda etmeyi isteyecek " kadar da güçsüz ve zayıf ! HAYAT ; Sevmeyi bilecek, bilmiyorsa öğrenecek tadacak, Sunacak,paylaşacak....ve böyle sevgileri Çoğaltabilecek kadar anlamlı... Nefreti seçip, sıçratmak, sıçrattıkça da o pisliğe bulaşacak kadar anlamsız...
  9. Sen sevmeyi bilirmisin? yüreğini ısıtan o yumuşacık. seni sarmalayan sevgiyi. hani bir çocuğun uykulu gözlerle sana kollarını açıp kucağına alman için bakan gözlerindeki sevgiyi. hani günler sonra gördüğün sevgilinin gözündeki ışıltıyı sevgiyi okumayı bilirmisin sessizce sadece gözlerden.. ya da hissetmeyi sadece teninden. bazen kelimeler gereklidir tarifler için. bazense yetersiz. sana bir yemek tarif etsem. her detayıyla. tadını katan nedir o yemeğin bilir misin. neden hiç anneninkine benzemez yediğin o yemeğin tadı. içine kendini katmıştır da ondan. tarif değildir bu. kelimeler yetmez onu anlatmaya. işte bazen böyle hissedersin sevgiyi kelimeler olmadan. yada böyle hissettirsin kelimeleri kullanmadan. sadece kendini katarsın. bakışlarınla yaşatırsın... teninle tattırırsın sevdiğini. Neden hiç sordun mu kendine kimse o gibi değil. ya da kimse onun gibi sarılmıyor sana. kimi var uyurken dokunmamak için kaçarsın yatağın içinde bir o yana bir bu yana. kimi var. sokulmak istersin daha da sanki bir puzzle'ın iki parçası gibi tamam olmak onunla. ya sevişirken hissettiklerin? hatta sevişmeyi hayal ederken onunla hissedebildiklerin. sırf onu görmek. onunla olmak adına yaptıklarınla özel olduğunu anlatmak ona. ya da onun sana sen sevmeyi bilir misin. ya da sevdiğini hissettirmeyi. hissedebilir misin kelimeler olmadan sevgiyi.. söylendiğinde inanmadığın sevgidense. söylemese de bildiğin sevgiyi ara. bulduğunda kaçırmamak için uğraşma. nasılsa bir gün eğer bakmazsa sana öyle. o zaman gitmiş olur geldiği gibi kendiliğinden. sadece hisset. yaşa ve keyfini çıkar. mutluluğunu hisset bu sevginin
  10. Öyle içimdesin ki. Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların. Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam. Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var. Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız. Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de. Çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu, diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca? Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine. Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. Paylaşamadım yanlış yaptım. Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim. Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor. Tutunamıyorum. Renklerim, gün içinde değişiyor. Soluyorum, soğuyorum. Güneş ulaşmıyor içerilerime. Küfleniyorum, yaşlanıyorum. Yalnızlıklar peşimde. Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme. Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum. Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. Yollar, gitgide uzadı ve karıştı. Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var. Ah onun ne olduğunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her şeyin başında içinde ve sonundasın. Bu değişmiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün. Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım. "Yine zamansız yağmurlar" dedim, "Daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları" dedim, "Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?" dedim. Çok uzun bir mektup oldu. Başından sonuna kadar okudum. Neler yazmışım diye merakımdan. Sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca adını. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüreğime yakın. Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın. Öyleyse mektup sende.
  11. Bilmelisin ki... Duvarda asılı diplomalar insanı insan yapmaya yetmez. Bilmelisin ki... Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa, anlam yükü o kadar azalır. Bilmelisin ki... Karşındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında çizginin nerden geçtiğini bulmak zor. Bilmelisin ki... Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez. Gerçek aşkların da! Bilmelisin ki... Tecrübenin kaç yaş günü partisi yaşadığınızla ilgisi yok, ne tür deneyimler yaşadığınızla var. Bilmelisin ki... Aile hep insanın yanında olmuyor. Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz. Aile her zaman biyolojik değil. Bilmelisin ki... Ne kadar yakın olursa olsunlar en iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir. Onları affetmek gerekir. Bilmelisin ki... Bazen başkalarını affetmek yetmiyor. Bazen insanın kendini affedebilmesi gerekiyor. Bilmelisin ki... Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın dünya sizin için dönmesini durdurmuyor. Bilmelisin ki... Şartlar ve olaylar, kim olduğumuzu etkilemiş olabilir. Âmâ ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz. Bilmelisin ki... İki kişi münakaşa ediyorsa, bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez. Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez. Bilmelisin ki... Her problem kendi içinde fırsat saklar. Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır. Bilmelisin ki... Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar sürüyor.
  12. Nazik olmak için, bir gülümseme beklemeyin. Sevmek için sevilmeyi beklemeyin. Bir arkadaşın değerini anlamak için, yalnız kalmayı beklemeyin. Çalışmaya başlamak için, en iyi işi beklemeyin. Öğütleri hatırlamak için, düşmeyi beklemeyin. Duaya inanmak için, acıları beklemeyin Yardım edebilmek için, zamanınız olmasını beklemeyin Özür dilemek için, diğerinin acı çekmesini beklemeyin. Barışmak için, ayrılığı beklemeyin, Çünkü ne kadar vaktimiz var bilmiyorsunuz
  13. BEYAZ Kadınlar : İlk renk olarak tercihi beyaz olan kadın, isteyerek veya istemeyerek olsun kalbinin saf ve temiz duygularla yüklü olduğunu ortaya koyuyor demektir. Nezaket kurallarına uyabilen, yumuşak beraberinde de alçakgönüllü biri olmanın yanında, asil olmak ve iyilikte onun meziyetleri arasında sayılabilir. Gösterişli ve gürültü patırtılı neşeli bir yaşam onun için hiç de cazip değildir. Evi onun her şeyi, başka insanlara yardım da hedefidir. Neşeli olabilir ancak genel olarak sakin ve sessiz bir yapıdadır. Yaratılış gereği düzeni olması, elinin her işe yatkın olması ve becerileri onun diğer yanlarıdır. İtinalı ve pozitif düşünce tarzı, onu zaman içinde sert ve acımasız birisi yapsa dahi adaletli ve doğru insan olması başkalarına karşı dürüst davranmasını sağlamaktadır. Erkekler : Beyaz seven bir erkek ise asla korkak ve de çekingen bir yapıda olamaz. Tersine zalim ve soğukkanlı bile olabilirler. Heyecanını dışarı yansıtmayan, sabit ve sakin yapılı bir insan kimliği çizerler, onların yaşamında telaş olmadığı gibi bir de, düzenli, aşırı derecede titiz yapıdadırlar. Pratiğe önem verirler, güçlü bir hafızaları olması için ise hiç bir çaba göstermezler. Sabırlı, enerjik ve aşırı güven duygularına sahiptirler. Sağlam yapılı vücutları, sır dolu ikilemli de bir kişilikleri vardır. Bir de cömert ve kişilere yardımda atılgan olmak hiçbir zaman için çekinmezler. SARI Kadınlar : Sarı rengin parlak ancak koyu ton olanını seven kadın, dedikoduya meyilli fazla olan bir insandır. Çok sınırlı konuları olmasına karşı, durmaksızın konuşmayı çok severler. Davranış, hareketlilik bakımından da durağan bir tablo sergilerler. Yüzleri boş ve manasız baktığı zaman bilesiniz ki, konuşulan konu ağır, onlar bakımından oldukça çok yüksektir. Ancak konu hafifleyip de dedikodu safhasına girdiği zaman, işte onları o an tutamazsınız. Sarıyı seven bu kadınlar özünde negatif kimseler değillerdir. Ama, bilmek isteme, herkesle en ince detayına kadar alakadar olmaları, her şeyi bilmek istemeleri, bu kişileri çekilmez kılmaktadır. Cömert olamamalarına karşı, şayet pozitif bir günlerinde iseler herkese yardım edebilirler. Erkekler : Bir erkeğin önüne pek çok renk koyup da seç dediğinizde, şayet sarı rengi seçer ise, o erkek bilmeyerek de olsa biraz korkaklığını ortaya koyuyor anlamındadır. Ama onu korkutan manevi anlamda korkular değil, maddesel anlamdaki korkulardır. Düşüncelerini dobra olarak söylerler, karşı düşüncelerden de zerre kadar çekinmezler. Herkesin kendisine merakla bakmasın neticesinde hoşlanan yapısı itibarıyla ara sıra, rengarenk kıyafetler de giyebilirler. Kendi ile alakalı konularda büyük övünç duyarlar, sözleri ara sıra abartı noktasına varmaktadır. İnsanlarla iyi geçinen bir yapısı olmasının yanı sıra kadın arkadaşları azınlıktadır. TURUNCU Kadınlar : Sıcakkanlı yapının sahibi, iyi kalpli, dost bir insan istiyor iseniz, turuncu ve bu rengin tonlarını seven bir kadın olukça idealdir. Soğukluk, sertlik onların kitabında yok gibi bir şey diyebiliriz. İnsanlara göstermiş oldukları ilgi daima dengeli ve sevecendirler. Ne uzak-soğuk dururlar, ne de çok samimi-laubali olurlar. Tam olarak orta kararın her an için aşırılıktan çok daha iyi olduğunu savunurlar. Kendisine bir zarar verildiği takdirde bağışlayıcıdır, asla kindar olmayan, kızdıklarında kesinlikle bağırıp çağırmayan tiplerdir. Ancak onun bu hali kimseyi yanıltmamalıdır, tepesine çıkılmak istendiğinde de kuvvetli, sağlam karakterleri neticesinde bu duruma hiçbir şekilde tolerans göstermezler. Bu kişinin en büyük meziyetlerinden biri de, hakkını savunma bunu karşısındakine onu kırmadan, üzmeden yapmasını çok iyi bilmesidir. Erkekler : Turuncu rengi seven erkekler ise de aynı turuncu seven kadınlarda olduğu gibi, dengeli, ılımlıdırlar. Anlayış gücü, sabır gücü , sevecenlik, dayanma gücü onlarda da vardır. Hoşlarına gitmeyen bir şeylere ise asla müsaade etmezler. Böylelikle bir kişi orta yaş gurubunda ise, bütün çocukların sevdiği saydığı bir baba, bir dost olurlar. Şayet çocukların yapmalarına müsaade edilmeyen şeylere onlar, alçakgönüllü ve sevecen kişilikleri sebebinden izin verirler. Ama hiçbir an için de çocuklarının şımarmasına izin vermezler. Kavgalar, tartışmalar onların barış sever karakterleriyle hiç bağdaşmadığından dolayı bu gibi durumlardan daima kaçarlar. PEMBE Kadınlar : Ahenkli, neşeli kadınların rengidir pembe. Yürek kıpırtıları sanki uçar gibi olan, mutlu kişilerdir bunlar. Ancak, asla aşırılıkları, hafif davranışları yoktur. Gereken durumlarda ise ciddi, ağırbaşlı, sorumluluklarının bilincinde olabilirler. Hayatın, pek çok ağır konu ve gerçeklerden oluştuğunu bilirler ve sadece neşe için yaşamamayı öğrenmiş bir ruh halleri vardır. Utanma hisleri, çekingenliklerini saklamasını becerdikleri gibi, bunu çok nadir olarak dışa vururlar, coşku, ateşli olma, fırtınalar içerisinde yaşamaktan oldukça çok uzaktırlar. Erkekler : Pembe rengi tercih eden erkekler maddi anlamda, manevî anlamda yapıları çok güçlü olamayan kişilerdir. Onlarda cesaret, atılımcılık aramamalısınız. Yavaşlıkları onları uysal yapı sahibi yapmıştır, konuşmaları da bu doğrultudadır. Bitmek bilmeyen, devamlılık arz eden bir sinir, heyecan durumu içerisindedirler. Alınganlık, hassasiyet durumları da bu sebeptendir. Ancak insanlara olan sevgisi en üst düzeydedir. Onlar için dost kazanma, çevrelerinkileri memnun etme en baş görevdir. Olayların beraberindeki tartışmaların dozu arttıkça oradan kaçmak açısından şayet bir yol bulamazsa, bu seferde her söylenileni yapması kaçınılmazdır. Ancak bütün bunları da yapar iken, kendilerinin tersine etrafın huzurunu daha çok düşünürler. KIRMIZI Kadınlar : Kırmızı, tüm renklerin içinde en çok ilgi uyandıran bu rengi seven kadınlar, neşeli, yaşam dolu, hayattan zevk almasını bilen kariyer sahibi kişilerdir. Dengesizdirler de bazı zamanlar. Hemen heyecana kapılırlar, çabuk kızarlar, öfkelenirler. Amatörce de olsa dans etmekten, şarkı söylemekten hoşlanırlar, bundan zevk alabilirler. Asla somurtkan, durağan bir durumda olamazlar. Etrafları onlar açısından önemli değildir. Her kim ne düşünürse düşünsün umurlarında olmaz, kendi yaşamlarının arkasında durarak; Bu benim yaşantım, size ne oluyor der gibi bir ifade ile kendilerini anlatırlar. Erkekler : Korkusu asla olmayan, cesur, sosyal olan bu kişiler, tam bir erkek sembolüdür. Onlara kabadayı bile dersek abartmamış oluruz. Tehlike sinyali onlar için günlük, olağan bir davranışlardandır. Gülmek istedikleri durumlarda bile tehlikeye girerek gülerler. Daima kendi bildikleri en doğru olduğu için, toplum adetleri onları asla ilgilendirmemektedir. Şaşırtıcı işler yapmak konusunda da üstlerine yoktur, küçük ya da büyük olmaları onların havai olmalarının önüne kesinlikle geçemez. Bu onların yaramazlıklarla dolu olan dünyalarının bir parçasıdır. Gene de onlar çevrelerinin rengi tanınır, gerek onlarla gerek de onlarsız bir çevre zor düşünülür diyebiliriz. KAHVERENGİ Kadınlar : Kahverengi seven kadınların çok geniş hayal güçlerinin olduğu söylenmemektedir. Ancak yöntemlidirler, ani duygusallıklar, parlak zeka işaretleri onlarda pek de mevcut değildir. Bu kişiler için reel olan sakinlik , kendi halinde olmak, bunların yanında sessiz sedasız olmaktır. Olağanüstü eylemlerde bulunmadıkları bakımından, çok fazla derecede göze çarpmazlar, gözleri de rahatsız etmezler. Bu rengi seven kadınlar ev işlerinde çok başarılı olurlar, ev işlerini büyük bir zevkle yaparlar. Onların kitabında düzensiz olmak, rasgele bir iş yapmak yoktur. Sistem, programdır bütün yaşamları. Bu sebepten de sistematik bir çalışma düzenleri mevcuttur. Çevresinde olanların kusurlarını bağışlayıcı, hoşgörülüdürler. Yalanı sevmezler, hatta iyi bir şey için bile beyaz yalan dahi asla konuşmazlar. Dinsel tarafları, inançları da güçlüdür. Erkekler : Orijinal olmaktan yoksun olan insanlar genellikle de bu rengi seven erkeklerdir. Anlayış seviyeleri geniş, iyi işleyen beyinleri, izleme güdüleri ise son derece gelişmiştir. En belirgin özellikleri sadelik yanlısı olmalarıdır, nefret ettikleri en önemli değer, darbedir. Abartılı şeylerden, gösterişten hiç hoşlanmazlar. Küçük şeyler onları tatmin edebildiğinden dolayı, büyük para harcamaları yoktur. Az harcama, çok tasarruf kazanmaları da onları son derece mutlu eder, cimrilik derecesinde diyebiliriz. Hırslı olmaları, alakasızlık, alışkanlıklardan doğabilecek kaosları ortadan kaldırmaktadır. Maniler, bütün zorluklar onları asla yıldıramaz. YEŞİL Kadınlar : İğneleyici tarzdaki cevapları seven, alaycı, hazır cevap insanlardır. Özellikleri de kıvrak zekalı olmalarıdır, bu rengi seven kadınların, yaşamda başarılı olamayanları genel olarak, alaycı, pısırık, fesat duygular taşımalarındandır. Çoğu zaman bir alaycı üsluba, espri savurganlığına sahiptirler. Bu nedenle ağız dalaşında onlarla baş edebileceğinizi hiç düşünmemelisiniz. Yeşil rengi seven kadınının beyni de daimi olarak iyi bir şekilde işlemektedir. Etraflarına karşı duyarlı olmaları, olanı biteni anlamalarına oldukça çok yardımcı olur. Ancak beyinleri hareketlidir, bedenleri değil. Bazıları vardır ki, onlar tam anlamıyla tembel sınıfına girerler. Çoğunda sabırsızlık mevcuttur, uzun, yorucu işler onların ilgisinde değildir, insanı yarı yolda bırakırlar. Erkekler : Yeşil huzursuz, düşüncesiz erkeklerin sevdiği bir renktir. İyi kalplidirler, istemeden de olsa ara sıra kalp kırabilirler. Para pul onlar bakımından önemli değildir, bu yüzden ellerindeki paranın en azından yarısını dağıtırlar. Ama, çoğu anda ceplerinde dağıtacak kadar para olmaz, âdeta nerede akşam orada sabah diyen tiplerdendir. Her şey onları mutlu edebilir, başkalarına da çok fazla güven duyarlar. Eğlence hayatı, zevk onların sembolleridir. Eğlenemedikleri günlerin kaygısına düşerler, yeşil rengi seven kadınlar gibi onlarda esprili, sohbetleri dinlenen kişilerdir. Kendisini dinleyen birilerini buldukları zaman uzunca anlatılarda bulunmaktan hiç kaçınmazlar. Nedeni ise onlar güzel konuşma gibi bir meziyete sahip olduklarını bilirler. Bunun yanında sorumluluk sahibi olma duygusundan uzaktırlar. Ancak her şeye rağmen sevimli insandırlar, geçinilmesi kolay, karşısındaki kişiyi mutlu eden bir karakterleri vardır. MAVİ : Kadınlar : Mavi rengi tercih eden kadınlar son derin duygulara sahiptirler. Bir şeye sevinmeye görsünler, onu abartma yolu ile en üst noktaya çıkarırlar, üzüntüleri de aynı bu biçimde gösterirler. Duygusal alanda da iniş, çıkışları ani, hızlı olur, tıpkı sevinç ve üzüntüde olduğu gibi, bir an neşeli iken hemen akabinde üzüntünün kollarına kendilerini atıverirler, bu duygu kontrolsüzlüğünden doğan ahenksizlik onları şaşkına çevirir. Kendilerini hiçbir an tam olarak anlayamadıklarından dolayı da hiçbir zaman kendilerinden emin değildirler. Ve her an; Bana neler oluyor böyle dediğini duyar gibi olursunuz. Daimi olarak korkuları vardır, her türlü telkin, tedavilere rağmen o korkuları ile yaşamayı tercih ederler. Korkunun temel kaynağı da kendisidir, o bunu bilerek korkar. Derin acı, yoğun düşünceler, onların sıklıkla dalıp gitmelerine neden olur. Çevrelerine karşı ise sevgi dolu, cömerttirler. Çevreleri onlar bakımından oldukça çok önemlidir, nedeni ise kendisinden kaynaklanan şikayetleri devamlı olarak çevresine aktararak teselli bulurlar. Bu hal kimseyi gücendirmez, tersine o kişinin samimi biri olduğuna inanırlar, ona saygı gösterirler. Erkekler : Mavi rengi seven erkekler, kadınlarına nazaran çok daha sakin, daha dengeli olurlar. Çalışıp, yaşamlarını kazanmak zorunda olduklarının farkındadırlar. Onların iş hayatlarında fırtına estiren duygusal hislere de yer yoktur. Mavi rengi seven erkekler iş yaşamlarında duygularına duvar çekerler. Yöntemi değil, içlerinin sesini dinleyerek çalışmayı tercih ederler. Bu sebepten de yönteme dayanan işlerde başarı gösteremezler, ancak sisteme dayanmayan işlerde hep bir numaradırlar. Günlük hayatlarında değişiklikler yaşamak , onlar için olağan bir durumdur. Bu sebepten masa başı gibi durağanlık isteyen işler onlara göre değildir, aktive olmuş hallerini oturdukları yerden değil de, hareket halinde iken sergilemek isterler. MOR Kadınlar : Bu rengi tercih eden kadınlar lüks düşkünüdürler. Tarihe bile dönüp bir bakacak olur isek, sosyeteye, saray erkanına mensup kadınların ilk renk tercihleri hep mor renk olmuştur. Bu bir abartı değildir tamamen gerçektir. Mor rengi seven kadınlar içinde saltanat, lüks, zarafet, rahat bir yaşam, ün, mevkii sevmeyen çok az bir kitledir. Tüm bunlara rağmen çalışmak için de hiçbir çaba göstermezler. Bazı şeyleri daima başkalarından beklerler, kısaca ise armut piş ağzıma düş derler. Bu gibi beklentilerin ardının arkasının gelmediğini bildiklerinden dolayı, hiçbir zaman doymak bilmezler. Onların bazı ihtiyaçlarını karşılayanların kıymetini bilmezler, daima onlara yeni istekler için sürekli manevi baskıda bulunurlar. Kendilerini rahat hissetmeleri içinde sürekli iltifat edilmeleri gerekmektedir, onların hava, su kadar ihtiyaçlarında gıdalardır. Erkekler : Mor rengi seçen erkeklerde mor kadınlarından farklı değildirler. Pahalı eşyalar, lüks onların yaşam felsefesidir, üstelik bu konuda çok da abartılıdırlar. Öyle herkesle dost olmazlar. Onların birisiyle dost olabilmeleri, o kişinin mevki, parasal durumuna bağlıdır. Ancak bu, hiçbir zaman onları servet avcısı yapmaz. Onlar bu davranışları kendilerine menfaat sağlamak için değil, egolarını, aristokrat düşüncelerini tatmin için yaparlar. Bu sebepten de demokrasi diye bir kavramları yoktur. İşe soyundukları an, çok dikkatli, ağır hareket ederler. Onların hata yüzdesini düşürür, ancak bu her an böyle değildir, gereken yerde, zamanda hızlı olmayı da pekala becerebilirler. GRİ Kadınlar : Gri renk beceri ve sessizliğin adıdır, bu rengi seven kadınlar. İş hayatında iyi mesleklerde bulunur, başarılı olurlar. Başka insanlar tarafından itici, soğuk olarak isimlendirilseler de içlerinden sadece bir kısmı bu sınıfa girer. İçlerindekini dışa vuramadıklarından dolayı, böyle bir duygu uyandırırlar. Bu kişilere sorarsanız da duyguları olur olmaz dışa vurmak gereksiz, hoş değildir. Tarafsız davranmaktan hoşlanırlar, bundan da son derece gurur duyarlar. Kimileri ise duygularını içlerine hapsederler, ancak duygularını nasıl dile getirip, hayata geçireceklerini bilmezler. İyi bir uzman olurlar, her konuda. Ancak bu kendi tercih ettikleri konular olur ise. Ve o alanlarının dışında başka bir alana ilgi duymazlar. Düşünce yapılarında mükemmellik, zekalarıyla bütünleşir. Hane içinde sıradan bir ev kadını olmak hiç tarzları değildir. Buna neden de iş yaşamına girerler, burda bütün yetenek, yönlerini ortaya sererler. Erkekler : Gri zeka seviyesi yüksek, işler durumda olan kuvvetli erkeklerin rengidir, gri. Ancak el becerilerinde yok denecek kadar azdır, en ufak bir el becerisi isteyen işi yapmak, bu kişiler için büyük başarı olarak nitelenir. Ancak bu işleri yapacak birileri vardır, onlar da buna çok güvenirler, bu onların onurunu biraz kırar ancak, kendileri yapmasın da! Zaten onlar beyin, zeka adamıdırlar, elbette yapacak bir işleri vardır. Bu konuda son derece güven duyarlar, bunda da çok haklıdırlar, kusur, yeteneklerini iyi bilirler. SİYAH Kadınlar : Siyah renk seven, hüznün ve kederin kadınıdır. Yaşam serüvenleri hayal kırıklıkları ve aldanmalarla geçer. Çevreden yaşam dolu, neşeli görülseler de somurttukları günler boyunca hayalet gibi gezdikleri de olmaktadır. Aslında içteki gerçeklerin bir biçimde dışa vuruş şeklidir, nedeni ise o dışa vuran taraf, onların gerçek yüzleri olmasıdır. Bu kadınların kimi de sert ve soğuk olurlar. Siyah rengin parlak, gösterişli olanını seçen kadınlar ise, öbürlerine hiç benzemezler, neşeli, mutlu, huzurdan hoşlanan, keyif alan kişilerdir. Erkekler : Siyah renk seven erkekler, düşünce özgürü ve düşünceli olanlardır aynı anda sert kişiliklidirler. Yaşamdan zevk almayı bilmezler, şayet böyle bir zevk alma olayı onlar için, günah sayılır, soğuk kalmayı tercih ederler. Ancak başkalarının yaşamı söz konusu olduğunda, karışmadan duramazlar, tepede olduklarında herkesin hayatını kontrol etmek gibi bir dürtüleri ortaya çıkar, durmadan öğüt verirler, bunu da iyi niyetle yaparlar ancak, çevreleri bunu asla anlayamaz, bu yüzden de negatiftirler, bu hayat, gelecek hayatların bir hazırlık dönemi niteliğindedir.
  14. Bir bardak dolusu gülümseme ile başlayın, Bir kap dolusu dostluk ilave edin, Bir tutam yumuşaklık ve biraz da nezaket tozu ile kabartın, Bir kaşık ümit, Bir büyük porsiyon yardımlaşma, Çok miktarda ilim ve bir tutam alçakgönüllülük ile çırpın. Kuvvetlendirmek için de bir çorba kaşığı güvene ihtiyacınız olacak. Bir sadakat kasesi içinde bir ölçü inanç, iki ölçü aklı selim ve birkaç damla hoşgörüyü azar azar ilave ederek sevgi ile karıştırın. İki kaşık gülücük, bir kaşık sabır ve bir tutam övgü ilave edin. Şevk ile hiç durmadan karıştırın ve şükran ile tatlandırın. Yemeğin adı mı? İNSANLIK !!!
  15. Seni her özlediğimde sevgilim, Gökyüzüne bakıyorum; Göğün mavisinde gözlerini görüyorum çünkü. Seni her özlediğimde bir tanem, Denizlere bakıyorum. Ufuğa bakınca mucizeni görüyorum çünkü. Seni her özlediğimde bir tanem, Kuşlara bakıyorum. O kanatlardaki özgürlüğünü görüyorum çünkü. Ve aşkım, seni her özlediğimde, Adında isyan ediyorum. Seni özlemek istemiyorum ben, Ben seni yaşamak istiyorum, Seni her özlediğimde sana bakmak istiyorum Ve seni sende görmek sadece
  16. Hayat skor tabelası tutmak değildir. Kaç arkadaşınız olduğu ya da kaçının sizi arkadaş kabul ettiği değildir. Bu hafta sonu için planlarınızın olması değildir. Hafta sonunda yalnız olmanız da değildir. Şu sıralar sevgiliniz olması değildir. Geçmişte sevgiliniz olması ya da hayatınıza kaç sevgili girdiği de değildir. Bugüne kadar hiç sevgilinizin olmaması da değildir. Sizi kimin öptüğü değildir. Aileniz ya da onların serveti değildir. Hangi okula gittiğiniz değildir. Ne kadar güzel ya da ne kadar çirkin olduğunuz değildir, giydikleriniz, ayakkabılarınız değildir. Ne çeşit müzik dinlediğiniz değildir. Okul notlarınız değildir. Ne kadar akıllı olduğunuz değildir. Herkesin size verdiği akıl notu hiç değildir. Hayat standart testlerle tanımlanan kişiliğiniz de değildir. Hayat bir kâğıda dökülmüş hayat hikâyeniz ve bu hayat hikâyesini kimin kabul ettiği de değildir. Ama hayat; Kimi sevdiğiniz, kimi incittiğinizdir. Kimi mutlu, kimi mutsuz ettiğinizdir. Sizin olanları koruyabilme ya da mahvedebilmenizdir. Dostluklarınızdır. Neyi söylediğiniz ve neyi kastettiğinizdir. Hangi önemli hüküm ve kararları verdiğiniz ve de niçin verdiğinizdir. İçinizde sevgiyi taşımak, büyütmek ve dağıtmaktır. Ama en önemlisi, yalnız başına asla gerçekleştiremeyeceğiniz bir şeyi yapmak, hayatınızı, başka insanların kalbine dokundurabilmektir. Başkalarının kalplerini etkileyecek yolu ancak siz seçersiniz. Ve hayat bu seçimlerdir zaten. Hayat silgi kullanmadan resim çizme sanatıdır. Ve insanlar böyle büyürler... Unutmayın; Hayata kendimizden ne katarsak, hayattan da onu alırız.
  17. Enes bin Mâlik (R.A.) anlatıyor: 'Gözleri görmeyen yaşlı bir hanımın Saib adında bir genç oğlu vardı. Daha hayatının baharında olan bu delikanlı Medine vebasına yakalanmıştı. Uzun zaman hasta yattı. Bir gün delikanlının ziyaretine gittik. Fakat maalesef biz orada iken delikanlı ruhunu teslim etti. Bizde gözlerini kapadık ve üzerine elbisesini örttük. İçimizden biri annesine: - Onun için Allah'a dua et. dedi. Annesi: - Ama o öldü. dedi. Biz: - Olsun sen yine de dua et. dedik. Bunun üzerine kadın çocuğun ayak ucuna oturdu, ayaklarını tuttu ve: - Allahım, ben isteyerek sana iman ettim. Senden korktuğum için, putları bıraktım. Arzumla sırf senin için hicret ettim. Allahım, puta tapanları bana güldürme, gücümün yetmeyeceği bu yükü bana yükleme.' diye dua etti. Alah'a yemin ederim ki, kadın sözünü bitirir bitirmez, çocuk ayaklarını kımıldatmaya başladı. Sonra da yüzünden örtüyü attı. Rasulullah (A.S.) ve annesi vefat edinceye kadar da yaşadı.'
  18. Şöyle naklederler: "Birisi bir gün Hâtim-i Esam'ı evine dâvet etmişti. Fakat kabûl etmedi. Isrâr edince ona: "Gelirim ama üç şartım var. Nereye istersem oraya otururum. İstediğimi yerim. Ne dersem onu yapacaksınız." dedi. Adam kabûl etti. Hâtim-i Esamdâvet edenin evine gitti ve ayakkabıların konulduğu yere oturdu. Senin yerin orası değil dediklerinde, "Ben önceden şart koştum." dedi. Sofra gelince, yanında getirdiği ekmeği çıkarıp yedi. Efendim buradan yiyin dediklerinde; "Ben ne istersem onu yerim diye şart koşmuştum." dedi. Sofra kalktıktan sonra hizmetçiye; "Demir tavayı ateşte kızdır getir." dedi. Hizmetçi söyleneni yaptı. Hâtim-i Esam demir tavanın içine ayağını koydu ve; "Somun yedim." dedi. Sonra oradakilere; "Yarın kıyâmet günü yaptığınız her işten ve yediğiniz her şeyden Allahü teâlânın sizden hesap soracağına inanıyor musunuz?" diye sorunca, oradakiler "Evet." dediler. "Diyelim ki, burası Arasat meydanı, her biriniz sırayla gelip şu tavaya ayağınızı koyarak, burada yediklerinizin hesâbını veriniz." dedi. Bunun üzerine oradakiler; "Buna gücümüz yetmez." dediler. "Yarın kıyâmet günü Allahü teâlâya nasıl cevap vereceksiniz. Arasat meydanının kızgın zemini üzerinde nasıl duracaksınız? Halbuki Allahü teâlâ meâlen; "Her nîmetin şükründen muhakkak sorulacaksınız." (Tekâsür sûresi: 8) buyurmaktadır." dedi. Bunun üzerine orada bulunanların hepsi ağlamaya başladılar."
  19. Fakîh Îsâ bin Muhammed şöyle anlatır: Uzak bir diyârda idim. Abdullah el-Ayderûs'u açıkça bulunduğum yerde görmeyi temenni etmiştim. Mescide gittim. Oraya bir dilenci ve yanında birisi gelip benden bir şey istedi. Bir şey vermedim. Oradan ayrılıp başka yere gittim. O dilenci ve yanındaki kişi benim arkamdan geldi. Sonra yine yanıma yaklaşarak benden bir şeyler istedi. Yine yüz vermedim. Bunun üzerine o dilenci ve yanındaki ayrılıp gitti. Bir müddet sonra ben, Abdullah el-Ayderûs'un bulunduğu yere döndüm. Şeyh Abdullah'ın yanına giderek; - Ben sizi gittiğim yerde alenen görmeyi temenni ettim. Lâkin bu isteğim hâsıl olmadı, dedim. Bunun üzerine Ebû Muhammed el-Ayderûs ; - Sana alenî görünmem hâsıl oldu. Falan gün duhâ vaktinde sen falan mescidde idin. Senin yanına bir dilenci geldi. Yanında birisi de vardı. Senden bir şeyler istediler. Onlara bir şey vermedin. Sonra kalkıp bir yere gittin. Onlar da seni tâkib etti ve yine bir şeyler istediler. Yine yüz vermedin. İşte o dilencinin yanındaki ben idim. Ben, senin yanına o kılıkla gelmiştim, dedi. Ben; - Efendim! Sizin dedikleriniz doğrudur. Fakat o size fazla benzemiyordu, deyince, Şeyh Abdullah da; - Eğer ben bu hâlimle senin yanına gelse idim, sen beni tanır ve insanlara haber verirdin, buyurdu.
  20. Şems-i Tebrîzî hazretleri Şam'dan Konya'ya gelirken, yol üzerinde bulunan bir hana uğrayarak burada yatmak istedi. Fakat uğradığı bütün hanların dolu olduğunu, hiç kalacak yerlerinin olmadığını öğrenince, câmide sabahlamak istedi. Câmiye gidip yatsı namazını cemâatle kıldı. Cemâat dağıldığında, o hâlâ duâya devâm ediyordu. Duâsını bitirdiğinde, câmide kimse kalmamıştı. Cübbesini çıkarıp başının altına koyarak uzandı. Günlerce süren yolculuğun verdiği yorgunlukla hemen kendinden geçti. Bir müddet sonra câminin kapılarını kilitlemek üzere gelen görevli, camide birinin yattığını görünce, yanına yaklaşarak: "Burada yatılmaz kalk!" dedi. Şems-i Tebrîzî hazretleri doğrularak: "Benim kimseye bir zararım dokunmaz. Garibim, uzak yoldan geliyorum. Hanlarda da yatacak yer yokmuş, başka kalacak bir yerim de yok. Bırak da burada sabahlıyayım." dedi. Câmiyi kilitlemek için gelen kişi; "Beni uğraştırma, sana kalk dışarı çık dedim, yoksa yaka paça seni dışarı atmasını bilirim." diye karşılık verdi. Şems-i Tebrîzî hazretleri, bu son sözler üzerine bir tuhaf oldu. Hemen ayağa kalktı. Cübbesini toplayarak sessizce kapıdan dışarı çıktı. Câmiden çıkmasını isteyen görevli, onun arkasından bakarken, âniden boğuluyormuş gibi oldu. Bunun üzerine; "İmdât boğuluyorum!" diye bağırmaya başladı. Bu sesi işiten imâm efendi koşarak geldi ve ona; "Ne oldu, niye bağırıyorsun?" diye sordu. Kayyum durumu anlatınca, imâm efendi hemen câmiden çıkıp koşarak, Şems-i Tebrîzî hazretlerine yetişti. Kendisine; "Efendim, o câhildir, bir terbiyesizlik etmiş. Ne olur onu affedin!" dedi. Şems-i Tebrîzî hazretleri imâm efendiye baktı. Üzüntülü bir şekilde: "Onun işi benden çıktı. Benim yapabileceğim birşey yoktur. Ancak îmânla ölmesi için duâ edebilirim." buyurdu. (2)
  21. Malzemeler  3 domates  2 çorba kaşığı tereyağı  Yarım su bardağı un  4.5 su bardağı su  1 yumurta sarısı  1 su bardağı süt  2 dilim bayat ekmek  Tuz, karabiber Hazırlanışı 1. Domateslerin kabuklarını soyup küp küp doğrayın. Tencerede tereyağını eritin. Unu ekleyip pembeleşinceye kadar kavurun. Karıştırmaya ara vermeden suyu azar azar ilave edin. Su kaynayınca domatesi ekleyin. Tuz serpip 25 dakika pişirin. 2. Çorbayı ateşten alıp blenderle ezerek püre haline getirin. Karabiber serpip tencereyi tekrar ocağa alın. Derin bir kasede yumurta sarısını sütle çırpın. Çorbadan birkaç kaşık ekleyip ılıştırın. Sürekli karıştırarak terbiyeyi azar azar çorbaya ekleyin. Kaynayınca tencereyi ocaktan alın. 3. Ekmek dilimlerini küp küp doğrayıp fırında kızartın. Çorbayı kaselere paylaştırın. Üzerine kızarmış ekmek parçalarını ekleyip servis yapın.
  22. cicceekk, cicceekk'in blog girişi'ine yorum yaptı Çorbalar
    Domates Çorbası (2) İçindekiler (4 kişilik)1 yemek kaşığı zeytinyağı 1 yemek kaşığı un 1/2 yemek kaşığı domates salçası 3 adet domates 2,5 su bardağı su tuz HazırlanışıYağ ile unu kavurun. Salçayı ilave edip kokusunun çıkmasını bekleyin. Rendelenmiş domatesleri ekleyip bir taşım kaynatın.. Suyu ve tuzunu ilave edip koyulaşana kadar ara ara karıştırarak pişirin. İsteğe göre üzerine kaşar rendesi serpin.
  23. Malzemeler : 4 Adet olgun domates 5 Su bardağı su Yarım su bardağı un 1 Çorba kaşığı margarin 2 Çorba kaşığı kaşar peyniri rendesi 1 Tatlı kaşığı tuz Dilerseniz ; bir miktar kekik veya fesleğen Hazırlanışı Margarini genişçe bir tencerenin içinde eritin. Tahta kaşıkla devamlı karıştırarak unu azar azar ilave edin ve un sararıncaya kadar kavurun. Domatesleri rendeleyin ve suyunu süzmeden tencerenin içine ilave edin. Domates unla iyice karışana dek tahta kaşıkla devamlı karıştırın. Suyu ve tuzu ilave ettikten sonra ateşin altını kısın. Çorba koyu bir kıvama gelinceye dek dibinin tutmaması için arasıra karıştırarak kaynatın. Kaselere aldığınız çorbanın üzerine rendelenmiş kaşar peyniri serperek servis yapın. NOT : Dilerseniz, kaselere aldığınız çorbalara bir miktar kekik veya kuru fesleğen serperek de servis yapabilirsiniz, çorbanıza farklı bir tat verir.
  24. Büyüklerden bir zat, ahaliden para toplamak istedi, düşmana karşı tedbir almak, bazı mevkileri tamir ve tahkim için... Hak bu parayı vermedi. o büyük zat, bundan mahzun oldu ve ağladı. Geceleyin, yatsı namazından sonra birdenbire bir adam peydahlandı ve o büyük zatın önüne bir kese içinde iki bin akçe bıraktı ve dedi. - Bu parayı dilediğiniz işe sarfediniz!... Bu meçhul insan, Ebu Amr... O büyük zat parayı kabul ve ona iyi dualar etti. Sabahleyin o büyük zat, dostlarından ve yakınlarından ibaret bir kjalabalık topladı, keseyi meydana çıkardı ve sevinç içinde: - Biz, dedi; Ebu Amr hakkında çok ümide düştük. dün gece bana, müslümanların kendilerini düşmana karşı müdafaa etmeleri için iki bin akçe getirdi. Allah iyiliğin karşılığını versin. Birdenbire Ebu Amr'ın kalabalık içinde doğrulduğu görüldü. Ebu Amr haykırdı: - Dün gece size verdiğim para anneme aitti. Annem paranın bu işe sarfolunmasına razı değildir. Lütfen bana iade ediniz ki, ben de kendisne vereyim!... Büyük zat hemen elini keseye atıp Ebu Amr'a uzattı. Ebu amr keseyi aldı, uzaklaştı. Yine akşam, gece, yatsı namazından sonra... O büyük zat odasında bire köşeye çekilmiş düşüncede... Yine Ebu amr birdenbire peydahlanıyor... Yine elinde aynı kese ve kesenin içinde iki bin akçe... Ebu amr parayı o büyük zatın önüne koyuyor ve fısıldıyor: - Parayı getiriyorum ve sizden tek bir şey rica ediyorum: Bu parayı o türlü sarfediniz ki, ikimizden başka kimse birşey bilmesin... Onun nereden geldiğini yalnız Allah bilsin.... (1)
  25. Resûlullah 'sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem' ile Ebû Bekr 'radıyallahü anh' Mekke-i mükerremeden hicret ederken bir mağarada üç gün üç gece kaldılar. Ebû Bekr 'radıyallahü anh' o mağaranın tavanında bir kuş gördü ki, yerinden hareket etmeyip, birşey yimez ve su içmez. Ebû Bekr 'radıyallahü anh' dedi ki, - Yâ Resûlallah! Bu kuşa ben hayrânım. Zîrâ, biz bu mağaraya geleliden beri, bu kuş yerinden hareket etmedi. Bir nesne yimedi. Allahü teâlâ, kelâm-ı kadîminde, (Allahü teâlânın rızk vermediği, yeryüzünde bir mahlûk yokdur.) buyurmuşdur. Ebû Bekr-i Sıddîk, böyle düşünürken, o hâlde hazret-i Cebrâîl aleyhisselâm nâzil olup, havâda muallak durup, dedi ki, - Yâ Muhammed! Hak sübhânehü ve teâlâ sana selâm eder. Ve buyurur ki, "Ebû Bekrin hâtırına geleni bilirim. O kuşa emr eyledim ki, Ebû Bekr ile konuşsun. Ebû Bekre söyle ki, o kuş ile söyleşsin"; dedi. Resûl-i ekrem hazretleri, Ebû Bekre, hazret-i Cebrâîlin sözünü açıkladıkda, Ebû Bekr 'radıyallahü anh' sevinip, ileri vardı. Dedi ki, - Ey mubârek kuş! Allahü teâlâ hazretlerinin izni şerîfiyle, bana söyle ki, yiyeceğin ve içeceğin nedir. O kuş ağlayıp, bir zemân kendinden geçip, yere düşdü. Sonra ayılıp, kalkdı. Tebessüm ederek dedi ki, - Yâ Ebâ Bekr! Bana bundan süâl etme! Bu bir sırdır. Hak sübhânehü ve teâlâ ile benim aramda olan sırrımı kimsenin bilmesini istemem. Ebû Bekr 'radıyallahü teâlâ anh' dedi: - Ey mubârek kuş! Eğer bana söylemeğe me'mûr oldun ise, söyle. Kuş dedi. - Ma'lûmun olsun ki, hazret-i Âdem aleyhisselâm yaratılmazdan iki bin yıl evvel, Hak sübhânehü ve teâlâ beni yaratdı. Yiyeceğimi ve içeceğimi iki kelime eyledi. Aç olduğum zemân birisini söylerim; tok olurum. Susuz olduğum zemân birini söylerim; kanarım. Ebû Bekr 'radıyallahü teâlâ anh' dedi ki: - O kelime nedir. Kuş dedi, o kelimenin biri budur ki, aç olduğum zemân sana buğz edene la'net ederim; tok olurum. Susuz olduğum zemân, sana muhabbet edene, istigfâr ederim, kanarım. Hazret-i Resûl-i ekrem 'sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem', bunu işitip, ağladı. Ümmetinden ba'zıları şakâvet edip, hazret-i Ebû Bekre buğz edeceklerine mahzûn oldu.