Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

cicceekk

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

Blog Gönderileri tarafından gönderilen cicceekk

  1. BİR ANNENİN KIZINA NASİHATLARI

    Kızım.
    Akrabalarından, dost veya arkadaşlarından her kim olursa olsun, ona karşı kocanı övme. Sakın onu şikayet de etme. Aile içinde kalması gereken mahrem veya bildik şeyler de olsa anlatma.
    Derler ki, Söyleme sırrını dostuna, dostunun da dostu vardır o da gider söyler dostuna. Bir ağızdan çıkan söz, sır olmaktan çıkar. Sırrın ucunu ele veren arkasını getiremez. İlla biriyle paylaşman gerekiyorsa bir günlük tut. Mümkünse onlarında bu tür sana anlatacaklarına fırsat verme. Bu tür söylenen veya anlatılanlar fitneye, dedikodulara ve ailelerin yıkılmasına fırsat ve zemin hazırlar. Her ne kadar sıkılır veya daralsan dahi; anne ve babana bile anlatma. Çözemediklerini akıllı ve kendinden emin olduklarınla istişare ederek çözmeye çalış.
    Aile hayatının karşılıklı sevgi, saygı ve merhametle yürütülmesi temel ilkedir. Dinimiz aile reisliği vazifesini erkeğe vermiştir. Erkek ise; fizik gücüne, kuvvetine sahip, cesur ve mücadelecidir. Fizyolojik bakımdan daha zayıf olan kadınları kavvâm; gözetip kollayıcıdırlar. Ailenin dış düşmanlardan korunması, geçim ve ekonomik giderlerin temini öncelikli olarak erkeğe ait olduğundan mallarından bol bol harcamaktadırlar. Kadının; erkekte bulunmayan anneliğin verdiği yüce bir görev olan çocuğun doğumu ve bakımı ile öncelikli olarak; çocukların terbiye edilerek yetiştirilmesi, yuvada huzur ve sükûnun temininde duygusal gayret, aileye içten bağlılık gibi daha birçok üstünlükleri bulunmaktadır.
    Eşinin eve geleceği saati iyi belle. Mümkün mertebe onu kapıda karşılamaya çalış. Kapıda karşılaman onu; ziyadesiyle memnun edecektir. Adamı sakın kapıda bekletme. İçeri girer girmez elindeki eşyaları al. Velev ki; sıkıntı ve moralsiz olsan bile; yumuşak ve tatlı konuş. Söylemen gerekenleri kocana söyle. Anlayamadıklarını ve meselelerini konuşma yoluyla hallet. Konuşma mesellerin yüzde doksan dokuzunu çözer. Konuşurken onun konuşmalarını kesme. Bazı konularda farklı düşünüyor olabilirsiniz. Farklı bile düşünseniz uzlaşmayı tercih et. İçinden seni seviyorum demekle olmaz. Sevgini ona mutlaka o istediği için değil, kendi tarzınla ona hissettir. Zaman zaman onun penceresinden bakmayı dene. Sizin olmayan hayatlara dalıp hayatınızı karartma. Bakış tarzın en kötü gününde bile olumlu olsun. Göz yaşlarını asla silah olarak kullanama, bu kadının zayıflığını gösterir. Bilirsin ki, evlilikte dürüstlük esastır. Zaman zaman espri yap; iyi bir espri zor günlerinizi kolay atlatmanızı sağlar. İlişkinizi kuvvetlendirmek için elinden geleni en iyi şekilde yap. Evini temiz tut. Çocuklarının yeme içmeleri, sağlıklarıyla dersleriyle yekinen alakalan.
    Görevlerini bil ve yaptıklarından dolayı asla şikayet etme. Eşinin gelen eş dost ve akrabalarına güler yüz, tatlı dille hüsnü muamelelerde ve izzeti ikramlarda bulun. Eşin eve geldiğinde sakın üstün pis ve pas içinde yani çamaşır ve bulaşık kokusu olmasın. Evin içindeyken mümkün mertebe mutfakta ve banyoda, bulaşık, çamaşır gibi şeylerle oyalanma. Yapacaklarını ya onun gelmesinden önce yada mümkünü olanları tehir et. Daima yanında olmaya çalış. Hal ve hatırını sor. Onun anlattıklarını dinliyormuş gibi yapma. Onu canı gönülden dinle. Onun derdiyle dertlen, sevincine ortak ol. Sevdiklerini sev, değer verdiklerine değer ver.
    Eve getirdiklerini yerinde değerlendir, çöpe atma. Ondan izinsiz oraya buraya dağıtma. Neyi sevip, neyi sevmediğini bil. Bilmiyorsan uygun şekilde sorarak öğren. Sevdiklerini yap, sevmediklerinden kaçınmaya çalış. Canı neyi çekiyorsa, onları getirip ikram et. Bazen elma armut gibi meyveleri dilimleyip bizzat ağzına koy. Çocuklarının yanında onları ona şikayet etme.
    Özürlü olmadığın sürece yatarken de abdest al. Okuyacağın şeyleri biliyorsun, bilmediklerin varsa en kısa zamanda öğren. Okuyarak eksik olduğun yönlerini tamamla. Onun sıkıntılı günlerinde sözle, tatlıkla yardımcı ol. Böylesi anlarda zaruri olmayan isteklerini ertele. Yatağı yatacağı zamana doğru hazır et. Yatınca da lambayı hemen söndür. Eşinin yatakta beklemesi onu huzursuz eder. İkide bir hastayım deme. Halinden şikayetçi olma. Sürekli canlı ve dinamik ol. Sabahleyin mutlaka ondan önce kalk.. Namazdan sonra yatmayın. Onu da yatırma. Buna alışın. Özürlü bile olsan abdest al. Özürlü değilsen kuşluk namazını sakın ihmal etme. Her namazın arkında yaptığın dualarına mutlaka kocanı da ekle.
    Eşine kahvaltısını erken hazırla. Onun yemesi için sende iştahla ye. Ve yine tatlı sözlerle onu görevine yolla. Eşinin bütün istek ve arzularını ima etmesine gerek kalmadan yerine getir. Onu çok sevip saydığını söyle ve hem uygula. Her fırsatta süslenip öyle çık karşısına. Cuma, bayram, mübarek geceler ve evlilik yıl dönümlerinizde mutlaka özel bir hazırlık yap. Her şeyinle adamın gözünü de gönlünü de doldur.

  2. ÇOCUKLAR NASIL BESLENMELİ

    Çocuklarda normal büyüme ve gelişmenin izlenmesi, normalden sapmaların tespiti yoluyla hastalıkların belirlenmesi ve önlenmesi için gereklidir. Sağlıklı çocuk takibinde düzenli olarak boy, ağırlık ve baş çevresi ölçümleri yapılmalıdır.
    Her şeyden çok sevdiğiniz bebeğinizin büyümesi, gelişmesi ve sağlıklı bir yaşam sürmesi şüphesiz ona sağlayacağınız imkanlarla mümkündür. Düzenli olarak doktora götürmek, kilosunu ve boyunu ölçtürmek, aşılatmak ve uygun besinlerle beslemek suretiyle iyi gelişmesini ve sağlıklı kalmasını sağlayabilirsiniz. Belirli bir çocukta saptanan değerler normal sınırlar içinde olsa bile, zaman içinde çocuğun kendine özgü büyüme grafiğinden sapmalar olabilir.
    "Çocukluk Çağında Beslenme" adını verdiğim bu kılavuzda, doğduğu andan itibaren 5 yaşına gelinceye dek çocuğunuzun büyüme gelişmesindeki önemli aşamaları esas alarak, beslenme konusunda yol göstermeyi amaçladım. Her şey çocuklarımızın sağlığı için ..
    ÇOCUKLUK DÖNEMLERİNE GÖRE BESLENME
    0 - 4 Aylık Bebeğin Beslenmesi
    4 - 9 Aylık Bebeğin Beslenmesi
    9 - 12 Aylık Bebeğin Beslenmesi
    1 - 5 Yaş Çocuk Beslenmesi
    0 - 4 AYLIK BEBEĞİN BESLENMESİ:
    Anne sütü mükemmel besin içeriği ile kolay hazmedilir, etkili bir biçimde kullanılır. Bebeğinizi hastalıklardan korur, mamalarla beslenmeden daha ucuza mal olur. Bunun ötesinde emzirmek suretiyle, anne bebek bağının kurulması kolaylaşır, yeni bir gebeliğin gecikmesi ve annenin sağlıklı kalması mümkün olur.
    Doğumdan sonraki ilk 4 ayda yalnızca anne sütüyle beslenen bebekler ishal ve zatürree gibi bulaşıcı hastalıklara, alerjik rahatsızlıklara daha az yakalanırlar, daha sağlıklı büyürler. Bu nedenle;
    İlk 4 ay bebeğinizi tek başına anne sütüyle besleyiniz. Bu aylarda anne sütüyle birlikte verilen ek besinler bebeğin anne sütünden yeterince yararlanmasını engeller.
    Bebeğinizin yalnızca anne sütüyle beslendiği bu dönemde, su kaybına yol açan hastalık halleri dışında ilave su gereksinimi yoktur! Eğer ishal gibi mutlaka su verilmesi gereken bir durum söz konusuysa kaynatılmış su veriniz.
    İlk günlerde gelen anne sütü çok besleyicidir. Bebeğinizi istedikçe ve sık sık emzirerek bu sütten yararlanmasını sağlayınız. Anne sütünün artmasını sağlamak için sık emzirme birinci koşuldur. Bebeğinizin emmediği durumlarda, göğsünüzde süt birikimi söz konusu olduğunda tırle adı verilen pompalarla boşaltma işlemi yapabilirsiniz. Bu pompalar hemen her eczaneden kolaylıkla temin edilebilmektedir.
    Tüm annelerin sütü yararlıdır. Başlangıçta oldukça koyu olan sütünüz zamanla sulu bir hal alır; bu, anne sütünün genel özelliğidir ve tamamen doğal bir durumdur. Benim sütüm bebeğime yaramıyor gibi sözlerin hiçbir anlamı yoktur. Çünkü her annenin sütü kendi bebeği için özeldir.
    Bebeğiniz her beslenmeden sonra az miktarda kaka yapabilir, bu durum bazen yanlışlıkla ishal olarak değerlendirilir. Oysaki altın sarısı renkte, kötü kokmayan, sulu, günde 7 - 8 kereye kadar olabilen bu dışkı tamamen normaldir. Yine aynı özellikleri taşıyan ama 3 günde bir bol miktarda yapılan kaka da normal kabul edilir. Ancak dışkı çok sert ise nedeni araştırılmalıdır.
    Göğüs uçlarında meydana gelen çatlaklar genel kanının aksine, temizlikteki yetersizlikten değil, uygun emzirme pozisyonunun ve tekniğinin sağlanamamasından ileri gelir. Bebek, memenin sadece ucunu değil renkli kısmın önemli bir bölümünü bir ağız dolusu almalı, çene ucu meme cildine temas eder vaziyette ve alt dudak dışa kıvrılmış olmalıdır. Bu şekilde bebeğin yanaklarında şişlik oluşur ve yutkunarak annesinin sütünü aldığı kolayca fark edilir. Eğer çatlak meydana gelmişse doğru pozisyonda ve uygun emzirme tekniğiyle sorun kısa sürede halledilir. Beslenme sonrası bir miktar anne sütünün çatlak bölgelere sürülerek kurutulmasının yararlı olduğu düşünülmektedir.
    Emziren anneler her zaman bol ve pamukludan yapılma sutyen giymelidirler.
    Bebeklere ilk yaşın sonuna kadar kaynatılmamış su verilmemesi tavsiye edilir.
    Bebeklerini emziren annelerin iyi beslenmesi anne bebek sağlığı açısından çok önemlidir. Bu nedenle annelerin; günde 2 litre (10 su bardağı) kadar sulu gıdalar (su, süt, az şekerli limonata, komposto çorbalar, vb.) almaları önerilir.
    4 - 9 AYLIK BEBEK BESLENMESİ
    Yalnız anne sütüyle beslenen bebeklerde ek gıdalara dördüncü aydan sonra başlanır. 4-6 ay arasında anne sütüyle yeterli büyüme gelişme sağlanıyorsa sadece anne sütüyle beslemeye devam edilir, bu durumda ek gıdalara altıncı aydan sonra başlanır.
    Bu dönemde çocuğunuza verdiğiniz ek gıdalar anne sütünün tamamlayıcısıdır.
    Ek Gıdalar:
    Çocuğun ayına uygun büyüme ve gelişme sürecini destekleyen, değişik tatlarla tanışmak suretiyle sonraki aylarda kolay yeme alışkanlığı kazandıran, besleyici değeri yüksek ama allerji yapma niteliği az olan besinlerdir. Meyve suyu veya meyve püresi, sebze çorbası veya sebze püresi, muhallebi, yoğurt, peynir, reçel, bisküvi, ekmek, yumurta bebek beslenmesinde önde gelen ek gıdalardır.
    Ek gıdaları kaşık ya da bardakla veriniz.
    Yeni deneyeceğiniz yiyecekleri çocuk açken alışık olduğu yiyeceklerden önce veriniz. Miktarı daima azdan başlayarak arttırınız.
    Yeni gıdaların allerji yapıp yapmadığına dikkat ediniz. Bu nedenle aynı gün içinde birden fazla yeni besin denemeyiniz. Şüpheli bir gıdayı kestiğinizde belirtilerin geçip geçmediğini kontrol ediniz. Bir iki gün sonra yeniden deneyiniz.
    Bebeğinizin hoşlanmadığı önemli yiyecekleri zaman zaman yeniden deneyiniz.
    Meyve Suyu:
    Elma ve şeftali gibi meyvelerin suları taze olarak 1-2 tatlı kaşığı miktarından başlanarak verilir ve yavaş yavaş arttırılır. Portakal ve mandalina suyunun daha ileri aylarda verilmesi uygun olur.
    Sebze Çorbası:
    Meyve suyuna başlandıktan iki hafta kadar sonra öğle öğününde verilmek üzere patates, havuç, pirinç ve taze sebzelerden günlük olarak hazırlanır. Bir iki tatlı kaşığından başlanarak yavaş yavaş arttırılır. Dört haftalık bir süre içinde tam sebze püresine geçilir.
    1. Hafta (sebze çorbası): 3-4 su bardağı su, 2 orta boy havuç, 1 orta boy patates 45 dakika kapaklı kapta pişirilir. Tel süzgeçle hiç ezmeden suyu bir başka kaba alınır. Bir çay kaşığı irmik ilavesiyle tekrar 5-10 dakika pişirilir. Sıvı miktarı 200 gram olacak şekilde ayarlanır.
    2. Hafta (basit sebze püresi): Aynı şekilde pişirilir. Havuç ve patatesler tel süzgeçten tamamen ezilerek püre olarak geçirilir. Bu pürenin içine yine irmik katılarak mamanın hazırlanması tamamlanır.
    3. Hafta (karışık sebze püresi): Havuç ve patatesin yanına 1 çay kaşığı pirinç ve her gün bir yenisi ilave edilmek üzere mevsimlik sebzeler eklenir. Örneğin ilk gün 3-4 yaprak maydanoz, ertesi gün maydanoz ve bir kaç yaprak ıspanak, sonraki gün ilaveten dörtte bir enginar, daha sonra dörtte bir domates gibi .. Tel süzgeçten ya da blenderden geçirilerek elde edilen püreye yine bir çay kaşığı irmik eklenerek 5 dakika daha pişirilir.
    4. Hafta (tam sebze püresi): Ayrıntılarıyla anlattığım şekilde hazırlanan püreye 1 çay kaşığı zeytin yağı veya pastörize tereyağı katılır.
    Altıncı aydan itibaren sebze çorbası ya da püresine 1 yemek kaşığı kıyma (3 kez çekilmiş yağsız sinirsiz dana) eklenmelidir.
    Muhallebi:
    Sebze püresinden 1-2 hafta kadar sonra genellikle 5. aydan itibaren akşam (gece değil) öğünü olarak verilir. 1 su bardağı süt, bir tatlı kaşığı pirinç unu, 1 tatlı kaşığı toz şekerle yapılır. Soğuk sütün bir kısmıyla pirinç unu iyice ezilir, kalan süt eklenir karıştırılarak pişirilir. Ateşten indirmeye yakın şeker eklenir. İlk günlerde süt sulandırılabilir.
    Yoğurt:
    Süt kaynatılır, elin dayanabileceği sıcaklığa kadar soğutulur. 1 litre süt içine bir çorba kaşığı yoğurt 1-2 kaşık sütle sulandırılarak eklenir, yavaşça karıştırılır. Hareket ettirmeksizin sıcaklığını koruyabilecek şekilde 3-4 saat bekletilir. Bir kase kadar ikindi öğünü olarak verilir.
    Kahvaltı:
    Çocuk altı ya da yedi ayını bitirdikten, sebze püresi, muhallebi, yoğurt gibi gıdalara iyice alıştıktan sonra kahvaltılara başlanır. Süt, beyaz peynir, reçel, pekmez, ekmek veya bebe bisküvisi başlıca malzemelerdir. Tuzu alınmış bir parça beyaz peynir ve reçel sütle ezilir. Karışıma ekmek içi katılır. Bu amaçla 3-4 bebe bisküvisi kullanılabilir. Kahvaltıya önce 1-2 tatlı kaşığı olarak başlanır, miktarı giderek arttırılır. Bal allerji yapma olasılığı nedeniyle bir yaşından önce tercih edilmez. İstenirse 1 çay kaşığı yağ eklenebilir. Bir süre sonra peynir, reçel, yağ ve ekmek sütten ayrı olarak verilebilir.
    Yumurta:
    Katı olarak pişirilmiş yumurtanın sarısı 1 çay kaşığı miktarından başlanıp giderek arttırılmak suretiyle kahvaltıya ilave olarak verilir. Bir haftanın sonunda bebeğiniz bir tam yumurta sarısı yiyebilir. İyice alışmış olan çocuklara yumurta kayısı kıvamında verilebilir. Yumurtanın beyazının bir yaşında önce verilmesi genellikle tercih edilmez.
    Tahıllı Çorbalar:
    Mercimek, yoğurtlu yayla, acısız tarhana çorbası gibi gıdalar, taze sebze çorbalarına alıştırılmış olan bebeklere 7. aydan sonra değişik tatları öğretmek amacıyla verilebilir.
    Köfte:
    Sebze çorbasıyla birlikte, yağsız sinirsiz üç kez çekilmiş dana kıymasından baharatsız olarak hazırlanmış 1-2 köfte 6. Aydan itibaren verilebilir.
    Balık ve Tavuk:
    Bebeğiniz yedi sekiz aylık olduğunda kıymaya alternatif olarak püre halinde öğle öğününde tavuk ve kılçıksız balık eti verebilirsiniz.
    Karaciğer:
    Kuzu ciğeri tercih edilir. Az tuzlu suda haşlanır, zarı çıkarılır, rendelenerek balık ve tavuk etleriyle dönüşümlü olarak sebze çorbalarıyla birlikte verilir.
    Çay:
    Çayın besleyici hiç bir değeri yoktur. Aksine diğer gıdaların besleyici değerini düşürür, barsaklardan demir emilimini bozarak kansızlığa yol açabilir. Bu bakımdan süt çocuğu beslenmesinde yeri yoktur.
    6-8 AYLIK BEBEKTE BESLENME ŞEMASI:
    1. Öğün (saat 06.00-07.00)
    Kahvaltı + Anne Sütü
    Ara Öğün (saat 09.00-09.30)
    Meyve Suyu
    2. Öğün (saat 11.30-12.30)
    Et + Sebze Maması + Anne Sütü
    Ara Öğün (saat 15.30-16.00)
    Yoğurt + Meyve Püresi + Ekmek
    3. Öğün (saat 18.30-19.30)
    Sütlü Muhallebi + Anne Sütü
    Gece Öğünü
    Anne Sütü (1-2 kez)
    Anne sütü verilmeyen bebeklerde bunun yerine uygun şekilde hazırlanmış hazır mama verilebilir. Ancak unutulmamalıdır ki hiç bir mama anne sütünün tam olarak yerini tutamaz. Bu nedenle bebeğinizi kendi sütünüzle beslemek için olabildiğince gayret gösteriniz.
    9-12 AY ARASI BEBEĞİN BESLENMESİ:
    Çocuğunuz için bu dönemde özel yiyecekler hazırlamanıza gerek yoktur. Yetişkinler için pişirilen tüm ev yemekleri az yağlı püreler halinde bebeğe verilebilir.
    Örnek Mönü:
    Sabah: Kahvaltı
    1 Bardak şekersiz süt
    1 Yumurta sarısı
    1 Tatlı kaşığı reçel ya da pekmez
    1 Çay kaşığı yağ
    1 İnce dilim ekmek veya 3-4 adet bisküvi
    Ara: Meyve püresi
    Öğle: Kıymalı sebze püreleri
    Dolma içleri, sebzeli köfteler
    Kuru baklagil püreleri
    Bir dilim ekmek içi (sebzelerle)
    Akşam: Muhallebi (veya öğle öğünün aynısı)
    Sebze olarak bakla ve patlıcan bebek beslenmesinde tercih edilmez. Bir yaşına basan bebekler aile sofrasına oturtulur, kendi kendine yemesi için teşvik edilir. Diğer sütlü besinlerin yanı sıra günde bir bardak süt içmesine özen gösterilir.
    1-5 YAŞ ÇOCUK BESLENMESİ:
    Dokuz aydan sonra çocuğun temel gıdası olmaktan çıkan anne sütü 2 yaşına dek anne için uygun olan bir zamanda kesilebilir.
    Bir yaşından sonra 13-14 aylık olan çocuğa, çatal kaşık kullanma alıştırmaları yapılabilir. Ailenin diğer fertleriyle birlikte sofrada oturan çocuğun ayrı tabağı olmalı, neyi ne kadar tükettiğine dikkat edilmelidir.
    Bu dönemde de çocuklar günde dört öğün beslenmeli, temel besin gruplarından (süt ve sütlü gıdalar .. etler, yumurta ve baklagiller .. sebze ve meyveler .. unlu ve nişastalı besinler) yeterli ve dengeli tüketmelidirler.
    Ülkemizde en sık yapılan hatalardan biri çocuğu yemek suyuyla beslemektir. Hiç bir besleyici değeri olmayan bu beslenme biçimi uygulanmamalıdır.
    Her gün yarım litre süt çocuklara verilmelidir. Süt her şekilde verilebilir. Sütün içerdiği kalsiyum çocukların gelişimi için çok önemlidir. 25 gram peynirde de 200 gram sütteki kadar kalsiyum vardır.
    Her gün et ve baklagillerden bir ikisi beslenme listesinde bulunmalıdır. Her gün bir yumurta yedirilmelidir. Düzenli et verilen çocuklara gün aşırı olabilir. Günde bir ya da iki kez sebze verilmelidir.
    Günde bir iki kez meyve yenmelidir. Fazladan bir öğün meyve vermek sebzenin yerini tutabilir. Meyve suları da meyvenin yerine geçebilir.
    Günde bir iki kez nişastalı besinler ve üç dilim ekmek beslenme listesinde bulunmalıdır. Çocuklara olabildiğince erken dönemde kendi kendilerine çatal kaşık kullanarak yemeleri öğretilmelidir.
    Her çeşit şekerleme, pasta, kek, dondurma sık sık verilmemesi gereken yiyeceklerdir. Öğünler arasında çocuğa şekerleme vermek iştahı azaltarak yetersiz beslenmeye yol açtığı gibi diş çürüklerinin de önde gelen nedenidir.

  3. ÇOCUKLAR NEDEN ŞİŞMANLIYOR

    Hiçbir anne-baba çocuğunun zayıf, çelimsiz olmasını istemez ancak bunun uğruna da, "yeter ki yesin" diyerek çocuklarınızın sağlıksız besinlerle çok kilo almalarına neden olabilirsiniz. Dr. Kuşhan'ın çocuk şişmanlığı üzerine yaptırdığı araştırmaya göre, beslenme konusunda ülke olarak çok bilinçsiz olduğumuz ortaya çıktı.
    Şişman çocukların yüzde 80'inin yaşamları boyunca şişman kaldıkları ve zayıflamalarının ise sonradan şişmanlayanlara göre çok daha zor olduğu tespit edildi.
    Günümüzde insan sağlığını tehdit eden ve birçok hastalığa zemin hazırlayan şişmanlık sorunu, yaşam kalitesini düşüren en büyük problemlerden biri. Özellikle de çocuklarda görülen şişmanlık her geçen gün artıyor. Bunun en önemli sebeplerinden biri ise yanlış ve düzensiz beslenme. Çocuk yaşta alınan fazla kiloların en büyük tehlikesi de, yetişkin şişmanlığının nedenlerinden biri olarak görülmesi. Yani çocuk yaşta şişmansanız, yetişkinliğinizde de şişman olmanız kuvvetle muhtemel.

    Şişman sayısının hızla artması ve bunun bir tehdit olarak görülmesi nedeniyle yapılan sağlık harcamaları, ülke ekonomilerine de büyük zararlar veriyor. Maalesef dünyanın her yerinde çocuklar, şişmanlıktan yana neredeyse erişkinler kadar payını almış durumda. Amerika başta olmak üzere birçok ülkede kanunlarla çocuk şişmanlığının önüne geçilmeye çalışılıyor. Bazı önlemler şöyle:
    - Okullarda tüm gazlı, şekerli ve yüksek kalorili içeceklerin satılması yasaklandı.
    - Fast-food yiyeceklerin birçoğu kaldırıldı.
    - Daha sağlıklı yiyecekler tüketilmeye başlandı.
    - Şişman çocukların aileleri okula çağrılıp, şişmanlığın giderilmesi için okulla işbirliği yapmaları sağlanıyor.
    - Okuldaki beslenme; doktor, beslenme uzmanı işbirliğiyle oluşturuluyor ve çocuklara psikolojik destek veriliyor.
    - Kanunen çocukların her gün 20 dakika yürüyüş yapma zorunluluğu getirildi. Bu tedbirlere her gün yenileri ekleniyor.
    Ülkemizde de çocuk şişmanlığı ne yazık ki gittikçe artıyor. Başta İstanbul olmak üzere birçok ilde çeşitli orta dereceli okullarda binlerce öğrenci arasında yapılan araştırmalar bunu teyit ediyor. Yaptığımız detaylı araştırmada ortaya çıkan dikkat çekici hususlar şöyle:
    1- Ailelerin beslenme konusunda yeterince bilinçli olmadığı ve çocuklarının da aynı bilinçsiz ve sağlıksız, şişmanlatıcı beslenme şeklini benimsedikleri,
    2- Çocukların çok küçük yaştan itibaren çikolata, gofret, dondurma, bisküvi, çeşitli şekerleme ve benzeri şekerli unlu yiyeceklerle mutlu edilmeye çalışıldığı,
    3- Çocukların aşırı derecede televizyon seyrettikleri; reklamı yapılan çok sağlıksız ve şişmanlatıcı yiyecek ve içeceklere özenip onları tükettikleri,
    4- Hamburger, cheeseburger, ekmek arası döner, lahmacun gibi yerli ve yabancı fast-food'lar onların beslenmelerinin vazgeçilmezi haline gelmesi,
    5- Okul kantinlerinin ve okulda verilen yemeklerin çocukların şişmanlaması için büyük katkıda bulundukları gözlemlendi.

    Şişmanlığın temel nedenleri
    - Yanlış ve düzensiz beslenme
    - Hormonal düzensizlik
    - Kalıtımsal etkiler
    - Hareketsizlik
    - Psikolojik problemler
    Şişmanlığın neden olduğu hastalıklar
    - Kalp hastalıkları
    - Tip 2 diyabet
    - Ortopedik rahatsızlıklar
    - Cilt bozuklukları
    - Psikolojik bozukluklar
    Beslenme yanlışları
    - Çocuğun besin gereksinimlerini bilmeme nedeni ile tabağına fazla yemek koymak, bitirmesi için zorlamak.
    - Sabah kahvaltısının atlanması ya da bu öğünde reçel, marmelat, çikolata, kakaolu, yiyecekler yenmesi.
    - Akşam öğününde fazla yemek tüketilmesi. Okul çocukları yeterli ve dengeli beslenmedikleri için bazı öğünleri atlayıp, bazı öğünlerde daha çok yiyecek tüketiyorlar.
    - Enerjisi zengin besinlerin fazla tüketilmesi. Şekerli içecekler, bisküvi, cips, şekerlemeler, çikolata vb.
    - Okul yemeklerinin sevilmemesi, çocukların daha çok kantinden fast food ile beslenmesi.
    - Evdeki yemek düzeninde fazla yağlı yiyeceklerin kullanılması. Kızartmaların, yemeklere fazla yağ eklenmesinin,
    böreklerin, hamur tatlılarının, pastaların beslenmede çok yer alması.
    - Evde öğünler dışında bisküvi, kraker, kola, çikolata gibi besinlerin yenmesine izin verilmesi.
    Dr. Kuşhan'dan ailelere öneriler
    - Beslenme konusunda, bebeklikten itibaren çocuk doktoruna danışarak onun tavsiyelerini uygulayınız. Unutmayın ki, şişmanlığın beslenme açısından tohumları bebek ve küçük yaşta atılıyor.
    - Çocuğunuza sofrada oturarak yemek yeme alışkanlığı kazandırın. Sofra dışında düzensiz zamanlarda yemek yeme alışkanlığını önleyin.
    - Büyüme çağında günlük alınan protein miktarı, erişkinlere göre iki misli fazla olmalıdır. Yani et, tavuk, balık, deniz, ürünleri, süt, yoğurt, yumurta gibi hayvansal protein kaynakları daha çok tüketilmeli.
    - Bitkisel protein kaynağı olarak, haftada en az bir defa kuru fasulye, nohut, mercimek, bezelye soya fasulyesi tüketilmeli.
    - Ayrıca aşırıya kaçmamak şartıyla, fındık, ceviz, badem gibi kuru yemişler de yedirilmelidir.
    - Çocuğunuzu mutlaka salata yemeye alıştırın.
    - Onlara, evde pişmiş sebze yemekleri alışkanlığı kazandırın.
    - Zeytinyağlı ve etli sebzeleri sofradan eksik etmeyin.
    - Çocuklarınızı kahvaltıda reçel, marmelat, çikolata ve kakaolu yiyeceklerden uzak tutun. Onun yerine süt, peynir,
    doğal tahıl gevrekleri, margarinsiz tostlar ve meyveye alıştırın.
    - Çikolata, gevrek, şekerleme, kek, bisküvi gibi şeker içeren yiyecek maddelerinden uzak tutun. Çocuğunuzun tatlılara ihtiyacı yoktur.
    - Tatlı yerine meyve yeme alışkanlığı kazandırın.
    - Dışarıya yemeye götürdüğünüz zaman asla hamburger, Amerikan pizzası, patates kızartması gibi yemeklere alıştırmayın.
    - Çocuğunuzun beslenme çantasına her gün değişik sandviçler, salata ve meyve koyun. Okulda onları tüketmesi şişmanlaması açısından alınacak en önemli önlemlerden biridir.

  4. KENDİ MASKENİZİ KENDİNİZ HAZIRLAYIN

    Her zaman elinizin altında bulunabilen veya kolayca elde edebileceğiniz doğal malzemelerle bazı maskeler yapabilirsiniz.
    Yazın cildimiz zorlanıyor. Sıcak, güneş, ter bir yandan cildimizi yıpratıyor, bir yandan da insanı pasifleştiriyor. İnsanın canı hiçbir şey yapmak istemiyor. Bazen, "nasıl olsa az sonra yeniden terleyeceğim" diyerek nemlendirici bile sürmekten vazgeçiyoruz. Neyse ki yazın cildimizin yağ salgısı doğal olarak biraz artıyor. Öte yandan hafta sonu programlarının peşinde koşmaktan, cilt bakımları yaptırmak için zamanımız kalmıyor. Zaten güzellik merkezleri havalar ısındıktan sonra cilt yenileme tedavilerine ara veriyorlar. Malum, ciltteki en küçük bir tahriş güneşle karşılaşınca lekelere dönüşüyor.
    Ama her zaman elimizin altında bulunabilen veya kolayca elde edebileceğimiz doğal malzemelerle bazı maskeler yapabiliriz.
    Size evde çok kolay hazırlayabileceğiniz doğal maske tarifleri vereceğim. Bunlar, tahriş edici olmadığı gibi tümü gayet pratik, hazırlanışı kolay, maliyetleri ucuz formüller. Yararları ise tahmin edebileceğinizden daha fazla. Bu maskeleri yüzünüze, boynunuza hatta dekoltenize uygulayabilirsiniz. İçindeki malzemeler hem cildinizi besler hem de kan dolaşımını artırarak cildinizi canlandıracak. Tümünün içinde yüksek oranda su ile birlikte cildinize yararlı maddeler bulunuyor. Maskeler deri yüzeyine sürülünce hızla buharlaşmaya başlıyor. Böylece cildinizde serinlik hissi ile birlikte damarlarda kan dolaşımını hızlandırıyorlar. Maskeyi temizleyince cildinizde hafif bir kızarıklık fark edeceksiniz. Bunun nedeni, tahriş değildir, kan dolaşımının hareketlenmesidir. Bu da cildi uyarır ve hafif bir masaj etkisi yapar.
    DOĞANIN HAZİNESİ
    Gerçekten bire bir cildimize uyan doğal ürünler sadece cildimizin kendi ürettikleridir. Yağ dokusu, nem, kollajen, yenilenen hücreler gibi. Bunu sağlamak için de yararlı gıdaları elden geldiğince çok tüketmek gerekiyor. Cilde sürüldüğünde iyi geldiğini bildiğimiz doğal malzemeleri sıralayacak olursak, oldukça uzun bir liste yapmamız gerekecek:
    birçok meyve
    meyve asitleri
    limon
    çilek
    greyfurt
    elma
    yeşil çay
    gül suyu
    papatya
    bal
    kakao yağı
    deniz yosunları
    balık yağı
    termal sular
    kil çeşitleri
    zeytinyağı
    badem yağı
    kayısı yağı
    bergamot
    ısırganotu
    papaya
    aloevera
    çay ağacı yağı
    buğday özü
    lavanta suyu
    soya yağı
    biberiye
    avokado
    üzüm çekirdeği yağı ve ekstresi
    ayçiçeği yağı
    jojoba
    susam yağı
    ceviz yağı
    havuç tohumu
    portakal çiçeği suyu
    keten tohumu
    yulaf ezmesi
    yumurta
    süt
    yoğurt
    Bunların hepsi de çok değerli. Tümü de kozmetik ürünlerde kullanılıyor. Ancak cilde saf olarak uygulanmaları dikkat gerektiriyor. Bunların hazırlanışı, tazeliği, yoğunluğu ve ciltten arındırılması için özen göstermelisiniz.
    MASKELERİN UYGULANIŞI
    Maskeyi uygulamadan önce cildinizi güzelce temizleyip tonikle silin. Ardından ılık suyla yıkayın ki, cildiniz besinleri emmeye hazır olsun. Sonra yüzünüze, boynunuza ve üst dekoltenize size en uygun olan maskeyi tatbik edin. 20 dakika kadar bekledikten sonra yine ılık suyla yıkayın. Ardından bir nemlendirici sürmeyi ihmal etmeyin. Yağlı ciltlere haftada iki defa maske yapabilirsiniz. Normal ve kuru ciltler için haftada bir kere yeterli.
    YAĞLI CİLTLER İÇİN MASKELER
    Yumurta akı maskesi:
    Yumurta akını iyice çırptıktan sonra içine bir çay kaşığı limon suyu koyun ve bekletmeden yüzünüze-boynunuza sürün.
    Şeftali maskesi:
    Tüylü bir şeftaliyi mutfak robotundan geçirip saf olarak kullanın.
    Yoğurt maskesi:
    1 çay kaşığı sade yoğurdu, arpa unu ile karıştırıp maskenizi hazırlayabilirsiniz.

    KURU CİLTLER İÇİN MASKELER
    Yumurta sarısı:
    Yumurtanın sarısını çırptıktan sonra içine birkaç damla elma sirkesi ile birkaç damla zeytinyağı karıştırıp cildinize sürebilirsiniz.
    Limon maskesi:
    1 limonun suyunu sıkıp, yumurtanın sarısı ve çok az miktarda zeytinyağı ile karıştırın.
    Ballı yumurta maskesi:
    1 yumurta sarısına 1 yemek kaşığı bal karıştırın.
    YORGUN CİLTLER İÇİN MASKELER
    Elma maskesi:
    Bir elmayı gayet az su ile kaynatın, hamur haline getirin ve ılık olarak cildinize sürün.
    Bal maskesi:
    2 - 3 kaşık bal ile 1 kaşık demli çayı karıştırıp ılık halde iken uygulayın.
    NORMAL CİLTLER İÇİN MASKE
    Salatalık:
    Salatalıkları halka halka doğrayıp cildinize sürün.
    Çilek:
    Birkaç çileği yıkayıp doğrayın. Sonra ezip bir kaşık arpa unu ile karıştırın.
    Kırışıklık gideren bir maske
    Bir yumurta akını ayırın, aynı miktarda alkol ile karıştırıp maske yapın.

    LEKELİ CİLTLER İÇİN MASKE
    Havuç ve elma:
    Havuç ile elmayı rendeleyin, karıştırıp cildinize sürün.
    Çilekli ve sütlü maske:
    Rendelenmiş çileğin içine badem yağı ya da süt ekleyip maskenizi hazırlayın.

    MAT CİLTLERİ CANLANDIRAN MASKE
    Bütün bir yumurtayı, 1 çay kaşığı zeytinyağı ile karıştırıp biraz oksijenli su ekleyin. Bu karışımı cildinizde 1 saat bekletin.

  5. EVLİLİKTE YAPILAN SEKİZ YANLIŞ

    Kabul, hep siz haklısınız, sizin dediğiniz doğru ve hep sizin sözünüz geçerli olmalı! Siz insanın kalbinden geçeni bile okuyabilirsiniz! Yok canım o kadar da değil diyorsanız, önerilerimize göz atınız.
    1. EŞİNİN KİŞİLİĞİNE KARŞI AĞIR ELEŞTİRİDE BULUNMA
    Eşinin kişiliğini küçük düşürücü, onur kırıcı sözler sarf etmek sevgiyi zedeler. ;;Sen hep böylesin, hep beceriksizsin.;; suçlamalarına sitemkar ve biraz da hakaret içeren ;;Hep kendi bildiğini okudun. Beni dinlemedin.;; sözleri suçlayıcı eleştirilerdir.
    2. İŞİ YOKUŞA SÜRME
    Günün birinde eşlerden birinde olumlu bir değişiklik olmuştur veya gittikleri doktor dinlenilmiş ve kişi olumsuz bir davranışından vazgeçmiştir. Diğer eş ;;On yıldır sana söyledim; ama beni dinlemedin, başkası deyince daha mı kıymetli oluyor?;; biçimindeki konuşmalar eşi üzen ve geriye döndürebilecek tarzdadır.
    3. GEÇMİŞİ HATIRLATMA
    Evlilik hayatı boyunca insanların olumsuz hatıraları olmuştur. Kavgalar, tartışmalar, atışmalar ya da unutulan anlar, yapılan yanlış davranışlar olagelmiştir. Evlilik hayatı boyunca bu kötü hatıraların eşler tarafından tekrak tekrar ısıtılarak ortaya konulması ilişkileri zedeler.
    4. GENELLEMEDE BULUNMA
    Eşinize bir kalıp biçerek o kalıba sokan ifadeler kullanmak, onu kötü bir fiille damgalamak da büyük hatalardan biridir. ;;Ben senin için değiştim, sen benim için hiçbir şeyden vazgeçmedin. Çok bencilsin...;; sözleri evliliği yıpratır.
    5. EŞİNİN AKLINI OKUMA
    Çiftler arasında diyalog tek taraflı olmaya başladığında eşler birbirlerine mesafe koymaya başlarlar. Sürekli iğnelemeler, kavgalar, atışmalar artık kadın ve erkeği kendi dünyasına itmiştir. Erkek de kadın da kendi dünyasında eşiyle konuşmaya başlar. Kafalarında kurdukları şeyler zaman zaman birbirlerinin hareketlerine yorumlar çıkarmaya neden olur. ;;Senin ne demek istediğini biliyorum. Ben senin bakışından anlarım.;; gibi sözlerle eşinin mimik ve hareketlerinden anlamlar çıkarılmaya başlanılır.
    6. KENDİNİ HEP HAKLI GÖRME
    Hatalar, yanlışlıklar iki taraftan da kaynaklandığı halde kim daha haklı, adeta ;;mahkeme;; kuruluyor.
    7. KONUŞURKEN SÖZLERİN KESİLMESİ VE SES TONUNU YÜKSELTMESİ
    İletişimde en önemli husus konuşan insanı sonuna kadar dinlemek, çok gerekliyse aralara girmektir. Dinlemek, anlamak ve kendimizi anlatmamız gerekiyor. Bunun yolu da saygıyla dinlemek, ses tonunu yükseltmemektir.
    8. EŞLERDEN BİRİNİN KENDİSİNİ TERAPİST YERİNE KOYMASI
    ;;Senin hasta olduğunu biliyorum, nedenlerini de biliyorum. Senin ne zayıflıkların var hepsini keşfettim, ne yapman gerektiğini söylüyorum, beni dinlesen doktora filan da ihtiyacın olmaz;; gibi sözler doğru değildir. Eş ne kadar bilgili, tecrübeli olursa olsun kendini doktor yerine koymamalıdır.
  6. HERPES (UÇUK) NEDİR?

    Genital Herpes (uçuk) nedir? Nasıl anlaşılır?
    Herpes (uçuk), Herpes Simpleks 1 (HSV-1) ve Herpes Simpleks 2 (HSV-2) virüsü olarak adlandırılan virüslerin yol açtığı enfeksiyondur. Ağız ve genital bölgede enfeksiyonlara yol açan bu virüsler toplumda oldukça yaygındır. Enfeksiyon ağız çevresinde olduğu zaman oral herpes, genital bölgede olduğunda ise genital herpes olarak adlandırılır. Ferti-Jin Kadın Sağlığı ve Yardımcı Üreme Teknikleri Merkezi Klinik Direktörü Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op.Dr. Seval Taşdemir, Mynet okurları için yazdı.

    Genital Herpes'in bulguları nelerdir?

    Virüs bulaştıktan sonra 10 gün içinde genital bölgede sivilceler çıkar. Bu sivilceler kaşınır ve bir süre sonra ağrılı ülserler haline gelir. Yorgunluk, ateş, ağrı, idrar yaparken yanma ve vajinal akıntı da bu bulgulara eşlik edebilir. Herpes enfeksiyonları bazen hiçbir bulgu vermez ve kişi Herpes virüsü taşıdığını bilmeyebilir. İlk atak iyileştikten haftalar veya aylar sonra enfeksiyon tekrarlar. Erişkinler yılda 5-8 Herpes atağı geçirebilir.

    Herpes nasıl yayılır?

    Dokunma ile vücudun bir bölgesinden diğerine yayılır. Cinsel ilişki eşler arasında hastalığın yayılmasına yol açar. Virüsün en kolay bulaştığı dönem Herpes lezyonlarının (uçuk yaralarının) aktif olduğu dönemdir. Herpes virüsünün enfeksiyonun aktif olmadığı dönemde de bulaşması mümkündür. Özellikle ağız, gözler ve genital organlar gibi nemli olan bölgelere virüs kolay bulaşır.

    Herpes enfeksiyonları her zaman tekrarlar mı?
    Enfeksiyonu almış olan kişilerin %50'sinde Herpes tekrarlar. Herpes lezyonlarının ilk görüldüğü yerlerde yeni lezyonlar çıkar. Tekrarlayan ataklardaki yakınmalar daha hafiftir. Bağışıklık sisteminin baskılandığı durumlar, başka enfeksiyonların varlığı, stres, cerrahi işlemler, derinin tahriş olması, menstruasyon (adet kanaması) ve cinsel ilişkide bulunmak ataklara yol açabilir.

    Herpes enfeksiyonlarının tanısı nasıl konur?
    Muayene sırasında görülen Herpes lezyonlarından alınan örneklerden virüs kültürü yapılarak veya kanda virüse karşı üretilmiş antikorlar tespit edilerek enfeksiyonun tanısı kesinleştirilir.
    Gebelikte geçirilen Herpes enfeksiyonları bebeği nasıl etkiler?
    Herpes virüsünü taşıyan gebelerin çok az bir kısmı enfeksiyonu bebeklerine geçirir. Gebeliğin son döneminde Herpes virüsü ile ilk kez karşılaşan anne adaylarının virüsü doğum sırasında bebeklerine geçirme riski %30-50'dir. Bu bebeklerde beyin iltihabı ve körlük görülebilir. Aktif enfeksiyon geçiren gebelerde erken doğum riski de artar. Gebeliğin erken dönemlerinde geçirilen Herpes enfeksiyonları düşüklere yol açar. Gebelik sırasında tekrarlayan Herpes enfeksiyonlarının bebeğe geçme olasılığı daha düşüktür.

    Yenidoğan bebekleri Herpes enfeksiyonlarından korumak için ne gibi önlemler alınmalıdır?

    Siz veya eşiniz bugüne kadar Herpes virüs enfeksiyonu geçirdiyseniz hekiminizi bilgilendirmeniz gerekir. Eşiniz virüsü taşıyorsa mutlaka kondom kullanarak cinsel ilişkide bulunmanız gerekir. Herpes virüsünü taşıyan anne adaylarının sezaryen ile doğum yapması önerilir.

    Herpes enfeksiyonları nasıl tedavi edilir?
    Herpes enfeksiyonları antiviral ilaçlar (virüslere karşı etkili olan ilaçlar) ile tedavi edilir. Bu ilaçlar atağın süresini ve yakınmaların şiddetini azaltır. Yılda altıdan fazla atak geçiren kişilere düşük dozda ve sürekli ilaç kullanmaları önerilir, bu uygulama atakların sıklığını azaltır.Rahat ve pamuklu iç çamaşırlarının giyilmesi, ılık banyo alınması,lezyonların üzerine soğuk kompres ve buz uygulanması ve ağrı kesicilerin kullanulması yakınmaları azaltabilir.

    Herpes enfeksiyonları kansere yol açar mı?
    Herpes enfeksiyonları, tek başına kansere yol açmaz fakat Papilloma virüsü ile enfekte olan kişilerde rahim ağzı kanseri görülme ihtimalini arttırır. Cinsel temas yolu ile bulaşan enfeksiyonları geçiren tüm kadınların rahim ağzı kanseri yönünden düzenli olarak kontrol edilmesi gerekir.
    Herpes enfeksiyonlarından korunmak ve enfeksiyonların yayılmasını engellemek için ne gibi önlemler alınması gerekir?

    - Aktif enfeksiyon olduğu sırada cinsel ilişkide bulunulmamalıdır.
    - Herpes virüsünü taşıyan kişilerin cinsel ilişkide bulunurken kondom kullanmalıdır.
    - Uçuk lezyonlarına dokunulmaması, dokunulduğunda elleri mutlaka çok iyi yıkanması gerekir.


  7. TIRNAK YEME

    TANIM:
    Tırnak yeme bir alışkanlıktır. Çocuklarda 3-4 yaşlarında görülmeye başlanır. Nadiren 15 ay gibi erken bir dönemde de görülebilir. Tırnağı dişlerle koparmak bazen koparılan parçayı yutmak tırnak kenarındaki etleri koparmak, yemek gibi çok çeşitli türleri vardır.
    ÖZELLİKLER:
    · Tırnak yeme alışkanlığına 3-4 yaşlarından sonra rastlanır. Gençliğe ve yetişkinliğe kadar devam edebilir.
    · Genellikle içedönük kişilik özelliğine sahip çocuklardır.
    · Çabuk heyecanlanma, kolayca kızma ve kırılma bu kişilerde sık görülür.
    NEDENLER:
    · Anne babaların çocuklarıyla sağlıklı iletişim kuramaması,
    · Aşırı baskılı ve otoriter bir eğitimle birlikte, çocuğun sık azarlanarak eleştirilmesi,
    · Kıskançlık, yeni doğan kardeşi kıskanma,
    · Aile içerisinde tırnak yiyen bir modelin olması,
    · Yetersiz ilgi ve sevgi olması ,
    · Saldırganlık dürtülerinin dışa vurulması yada kendine yönelmesi,
    ÖNERİLER:
    · Bazı çocuklar herhangi bir nedenden dolayı öfke, üzüntü, korku gibi duygularla yüz yüze geldiklerinde bununla nasıl başa çıkacaklarını bilemeyebilirler. Ancak bu gibi duygular mutlaka dışa vurulmalıdır. Çocuk öfke yada kızgınlık duygularını bir şekilde anlatmalı anne babasıyla paylaşmalıdır, aksi takdirde öfke ve engellenmişlik duygusu artacaktır. Çocuğun anne babasıyla sadece düşüncelerini değil, duygularını da rahatça paylaşabildiği bir iletişim kurulduğu takdirde tırnak yeme davranışı azalabilir.
    · 3-4 yaşına kadar bu davranış devam ediyorsa anne baba tarafından görmezlikten gelinmelidir,
    · Huzursuzluk bu davranışın ortaya çıkmasında çok etkili olduğu için ev ortamındaki çatışma ve gerginliklerin mümkün olduğu kadar azaltılarak çocuğun kendini güvende hissetmesi sağlanmalıdır,
    · Ailedeki tüm bireylerin bu davranışı ön plana çıkartarak rahatsız oldukların sık sık hissettirmeleri kaygıyı arttırarak davranışı sıklaştırabileceği için bundan kaçınmalıdır,
    · Çocuğa sözlü açıklamalarda bulunarak, başkaları tarafından bu davranışının yadırgandığı uygun bir dille anlatılmalıdır,
    · Çocuğun parmağına acı biber sürme eline eldiven takma bu davranışından dolayı aşağılama gibi yöntemler var olan sıkıntıyı daha da arttırabilir.
    Alışkanlığı Tersine Çevirme Adımları
    Bu yöntemde takıntılı bir alışkanlığı (tırnak yeme , parmak emme, vb.) kırmak için adımlar kullanılır. Oldukça basit olmasına rağmen , uygulanabilmesi için çocuğun en az 6-7 yaşında olması gerekir. Uygulamayı nasıl gerçekleştireceğinize çocukla birlikte karar vermeli, çocuğunuzun bunu yapmaya istekli olduğundan emin olmalısınız.
    · Rahatsızlıkların gözden geçirilmesi: Çocuğunuzla birlikte bu alışkanlığın yol açtığı güçlükleri sıralayın niçin bundan kurtulmak istiyor? Hangi durumlarda onun için probleme neden oluyor ?
    · Farkındalık eğitimi-ortaya çıktığı durumları saptama: Alışkanlığın ne zaman ve hangi durumlarda meydana geldiğini fark etmek , onu kontrol etmede ilk adımdır. İki tane çizelge hazırlayın. Birine siz , diğerine çocuğunuz ne zaman ve nerede takıntılı hareketi tekrarladığını işaretleyin. Bir hafta sonra çizelgelerinizi karşılaştırın.
    · Alternatif tepki : Bu yöntemde anahtar adım budur. Alışkanlığı durdurmak için çocuğunuzla birlikte bu hareketi her tekrarladığında yapacağı bir şey üzerinde anlaşın. Bu öyle bir davranış olmalı ki dakikalarca yapıldığı halde başkalarına garip gelmesin, çocuğunuzun normal etkinliğini engellemesin ve takıntılı hareketin farkına varmasını sağlasın.
    · Aşağıda Azrin ve Nunn tarafından geliştirilen tablo bu konuda size fikir verebilir:
    Takıntılı Hareket Yerine Ne yapmalı?
    Takıntılı Alışkanlık Alternatif Alıştırma Parmak Emme Yumruk Sık
    Tırnak Yeme Eşyayı Tut
    Kirpik, Kaş Yolma Eşyaları Tut
    Kafa Sallama-Boyun kütürdetme Boynunu Kas

    · Düzeltici ve Önleyici Tepki :Alternatif tepkiyi öğrendikten sonra , bunu alışkanlığı yarıda kesmek ya da ortaya çıkışını engellemek için kullanmasını sağlayın.
    · Bağlantılı Davranış : takıntılı hareketten hemen önce yaptığı davranışı belirlemeye çalışın ve alternatif tepkiyi bir önceki bağlantılı davranışı durdurmak için kullanmasını sağlayın. Örneğin ikinizde tırnağını yemeye başlamadan önce ayaklarını sallamaya başladığını farkettiyseniz bu bağlantılı davranıştır.
    · Gevşeme çalışması: Seçebileceğiniz bir sürü gevşeme tekniği vardır. Okul rehber öğretmeninden bilgi alabilirsiniz.
    · Toplumsal Destek: Bu destek çabalarını teşvik veya övgü olarak sizden veya yakın arkadaşından gelebilir.
    · Deneme :Çocuğunuzu , alternatif davranışı her gün tekrarlayarak rutin hale getirmeye yönlendirin. Ayrıca takıntının ortaya çıktığı durumları düşünürken de alternatif tepkiyi denemesini önerin.
    · Kayıt: ne kadar ilerleme kaydettiğini görmek için günlük olarak alışkanlığın görülme sıklığını kaydedin.

  8. DOĞUM İÇİN İDEAL YAŞ

    Doğum için en ideal yaşın 20-30 arası olduğu belirtildi.
    Konuyla ilgili açıklama yapan Trabzon Fatih Devlet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr.Dr. Şükrettin Yeşilçiçek, anne adaylarına uyarılarda bulunarak, 35 yaş üzerindeki annelerde problemli gebelik riskinin yüksek olduğunu söyledi.
    Doğurganlığın yaşla birlikte azaldığına dikkat çeken Dr. Yeşilçiçek Doğum için en uygun yaşlar 20 ile 30 arasıdır. Doğum aralıklarının en az 2 yıl olmasını sağlayarak hem kendinizi hem de bebeğin sağlığını daha iyi koruyabilirsiniz. 35 yaş üzerindeki annelerde problemli gebelik riski yüksektir, ancak sağlıklı ve kendine dikkat eden annelerde bu risk azalır. 18 yaşından küçük kadınlarda ise ölü doğum ve düşük kilolu bebek doğurma riski yüksektir. Doğurganlık yaşla birlikte azalmaktadır. 20 yaşında doğum kontrol yöntemi kullanmayan, düzenli ilişkiye giren ve bir çocuk isteyenlerin yüzde 20'si başarıya ulaşıyor. Bu oran 30 yaşında yüzde 15'e ve 35 yaşında yüzde 10'a iniyor. 40 yaşında ise bu oran yüzde 5'e iniyor. Hamilelik hangi yaşta olursa olsun risksiz değildir ama yaşın ilerlemesi ile bu risk artar.
    Bu risklerin en önemlisi Down Sendrom'lu bir çocuk doğurmaktır. Down Sendromu görülme sıklığı anne yaşı ile beraber artar. Bu risk, anne 20 yaşında iken 10 binde 1, anne 35 yaşındayken binde 3, anne 40 yaşındayken ise yüzde 1'dir. Down Sendromu ve başka kromozomsal anormalliklerin yaşlı annelerde daha sık olmasının nedeni annenin yumurtalarının yaşlanması ve zaman içinde zararlı madde, kimyasal, röntgen ve enfeksiyonlara daha çok maruz kalmasından olduğu düşünülmektedir dedi.
    Hamile döneminde soğuk algınlıkları ve dengeli beslenmeye dikkat etmeleri gerektiğini vurgulayan Dr. Yeşilçiçek, anne adaylarına şu önerilerde bulundu:
    Kadınların çoğu dokuz aylık gebelikleri döneminde hiç değilse bir kez soğuk algınlığına veya gribe yakalanırlar. Çok rahatsızlık verici olsa da böyle hafif bir hastalık gebeliğinizi etkilemeyecektir. Yatarken yada uyurken nefes almayı kolaylaştırmak için başınızı hafifçe yüksek tutun. Soğuk algınlığı süresince aç kalmanız ne hastalığınıza ne de bebeğe yarar sağlar. Bu yüzden gerekirse kendinizi zorlayın ve iştahınız olsun, olmasın dengeli beslenmeyi sürdürün. Her gün turunçgillerden bir miktar yiyin ama tavsiye olmadan C vitamini takviyesinden kaçının. Bol miktarda sıvı alın. Ateş, aksırıklar, sürekli akan bir burun vücudunuzu da sıvı kaybına yol açar. Ateşinizi doğal yollarla düşürün. Soğuk suyla duş alın ya da banyo yapın, hafif giyinin. Eğer ateşiniz 39 derece ya da üstündeyse hemen doktora gidin.

  9. ÇOK İŞLEVLİ KOZMETİKLER

    Hemen her gün kullandığınız, hayatınızın vazgeçilmez bir parçası olan bazı kozmetiklerin aslında sandığınızdan daha da çok faydası var. İki işi birarada gören bu kozmetikler sayesinde paradan ve yerden tasarruf edebilirsiniz!
    Yatak odanızdaki aynanın önü, ya da banyo dolabınız tonla kozmetikle dolu. O kadar ki, bazen siz bile ne aradığınız bulamıyor, hatta o an ihtiyaç duyduğunuz malzemeye sahip olduğunuzu unutup yenisini alıyorsunuz. Oysa bazı ürünleri birden fazla yerde kullanabilirsiniz. Böylece hem paradan, hem de bu kadar kozmetiğin dolapta işgal ettiği yerden tasarruf edebilirsiniz.
    İşte bazı öneriler:
    Ürün: El losyonu
    Geleneksel kullanım alanı: Kurumuş cildi yumuşatmakta kullanılır. Dirseklerde, tırnak etlerinde ve kolun aşağı kısımlarında da kullanılabilir.
    Bilinmeyen kullanım alanı: Elektriklenmeyi önler. Pahalı serumlara, yumuşatıcılara boşverin. Saçlarınız kuruysa ve elektriklenme oluyorsa, bir miktar el kremini elektriklenen bölgeye sürün. Losyondaki nemlendiriciler saçlarınızı anında yumuşatır ve hoş bir parlaklık sağlar.
    Ürün: Dudak merhemi
    Geleneksel kullanımı: Kurumuş ve çatlamış dudakları rahatlatmak, ruj için yumuaşk bir zemin hazırlamak.
    Bilinmeyen kullanım alanı: Cildi yatıştırır ve tırnak etlerinde de kullanılabilir. Cildin çatlayıp pul pul olduğu yerlere doğrudan tüpten sürün. Mesela burnunuzun yanları, soğuğa çıkmadan önce yanaklarınız gibi... Ya da kurumuş tırnak etlerinize sürerek yumuşamalarını sağlayın.
    Ürün: Parfüm
    Geleneksel kullanımı: Cildinize hoş bir koku verir.
    Bilinmeyen kullanım alanı: Saçlar. Birkaç damla parfümü damıtılmış suyla dolu bir şişye damlatın. Şişeyi sallayıp, ofiste geçen yorucu bir günden ya da gece çıkmasından sonra saçlarınıza püskürtün. Bu tazelenmiş hissetmenizi sağlayacak. Bu hissi daha yoğun yaşamak isteyenler karışımı saş fırçalarına püskürtüp, saçlarını nazikçe fırçalayabilirler.
    Ürün: Tırnak törpüsü
    Geleneksel kullanımı: Tırnakları belli bir uzunlukta tutmaya ve sivri kısımları düzeltmeye yarar.
    Bilinmeyen kullanım alanı: Nasır temizleyici. Hani bazen tenis oynamaktan, mobilya taşımaktan, hatta süpürmekten avuç içlerinizde deri sertleşmeleri oluşur, bu ölü deriyi almak için törpüden faydalanabilirsiniz. Elleriniz kuruyken yapın ve nazik olun, sadece yüzeydeki sertleşmeyi almaya çalışın.
    Ürün: Saç kremi
    Geleneksel kullanımı: Saçları nemlendirmeye, yumuşatmaya ve kolay şekillendirmeye yarar.
    Bilinmeyen kullanım alanı: Tıraş kremi. Vücudunuzdaki tüylerden tıraş yapma yoluyla kurtuluyorsanız, tıraş yapacağınız bölgeye biraz saç kremi sürün. Bu, bölgeyi yumuşatarak işlemi daha rahat uygulamanızı sağlar.


  10. MUTFAKTAKİ GÜZELLİK REÇETESİ

    Mutfağa sadece yemek yapmak için girmeyin. Unutmayın, güzelliğin bazı sırları da orada! Kırışıklıklar ve cilt sorunları için mutfağa girin, kendi maskenizi kendiniz hazırlayın!
    Doğa ne kadar kusursuz geliyor gözümüze. Her şey bir uyum içinde, ekolojik denge mükemmel olarak işliyor. Güzellik için de ondan ilham alınması, çözüm aranması doğal elbette. Kleopatra'nın yaşadığı dönemlerden bugüne değin yüzyıllar boyunca da kadınlar bazı formülleri doğadan almış. Biz de burada bitkisel güzellik reçeteleri veriyor ve bitkilerle ve doğal ürünlerle kalıcı güzellik yaşayabilirsiniz diyoruz.
    İnsan doğduğunda Allah vergisi bir güzelliğe ve pırıl pırıl pırıl bir tene sahiptir. Zaman geçtikçe bakılmayan bu ten, dış etkenlerle yavaş yavaş bozuluyor. Sonuç olarak kendine değer veren insan, bu yıpranmayı önlemek için çözümler alıyor. Uzmanların bu yöndeki yöntemlerle ilgili önerdikleri formüllere kulak kabartıyorlar. Gelişen teknolojiyle birlikte bu yöntemler çeşitlendi. Kozmetik çözümler inanılmaz derecede arttı. Kozmetik satan mağazaların raflarında bu tip ürünlerin sayısı o kadar fazla ki... Ama son yılların trendi doğaya ve doğal olana yönelik. İçinde kimyasal bulunan ürünlere pek fazla rağbet yok. Öte yandan onlara ulaşmak bir yandan da masraflı.
    Güzellik için sadece bunlar değil, estetik ameliyatlar ve iğneli çözümler de var ama sonuç olarak yüzdeki "doğal ifadeyi" yok ettiği için, buna ilgi göstermeyen büyük bir kesim bulunuyor. Söz konusu kesim, bunun alternatiflerine ilgi gösteriyor. Çalışmalarımızın yer aldığı Herbalium sitesinde yer verdiğimiz güzellik ve gençliğe dair yeni formüllere olan ilgi de bunun kanıtı... Dolayısıyla, yan etkisi bulunmayan bitkisel güzellik formülleri ile ilgili araştırmalar son zamanlarda çok ciddi noktalara geldi. Lekeler, sivilceler, kırışıklıklar, dökülen saçlar, hiç düzelmeyen selülitler vb gibi sorunlar için birçok bitkisel reçete hayata geçti. Peki sonuç olarak "bebek gibi" pürüzsüz bir tene sahip olmak veya bitkisel bir karışımla sağlıklı saçlar elde etmek olası mı? Biz diyoruz ki, yüzyıllar boyunca güzelliğine önem veren tüm kadınlar bu reçeteleri uygulamışsa ve bugüne kadar bu förmüller hala korunmuşsa, doğanın bir bildiği vardır!
    Evde uygulanabilecek formüller
    Bu kez de size evinizde uygulayabileceğiniz güzellik formülleri vermek istiyorum. İşte size mutfaktan özel formüller:
    Arpa ununu bir miktar suyla hamur haline getirin. Yoğurarak maske kıvamına geldiğinde yüzünüze sürün. Yaklaşık 20 dakika beklettikten sonra yıkayın.
    Zeytinyağı da ciltte mucizeler yaratıyor. Özellikle güneşli havalarda, güneşin ciltte bıraktığı olumsuz etkilere iyi geliyor. Her sabah bir parça pamuğu saf zeytinyağına batırın ve yüzünüzün her tarafına sürün. Daha sonra (yaklaşık 25 dakika) doğal bir temizleyici ile yüzünüzü temizleyin.
    Yumurta akı lekelere çok iyi gelir. Bir yumurta akına birkaç damla limon damlatın. Bu karışımı düzenli olarak uyguladığınızda, ciltteki lekeler açılıyor. Aynı zamanda geçici olarak cildi gerdiği için, kırışıklıklara da geçici olarak çözüm sağlıyor.
    Cildinizin yorgunluğu da bazı bozulmalara yol açar. Papatya yağı kullanarak yüzünüze parmak darbeleri yardımıyla masaj yapın. Bu masajla yorgun olan cildiniz dinlenmiş olur.
    Mısır unu da lekelere çok iyi gelir. Bir çorba kaşığı mısır ununa bir çorba kaşığı doğal yoğurt ekleyin. Bu karışımı haftada üç kez uygulayın. Hem lekelere iyi gelir, hem de cildi ölü hücrelerden arındırır.
    Ceviz yağı kuru ciltler için idealdir, cildi nemlendirir. Ayrıca doğal güneş yanığı elde etmek isteyenlere tavsiye edilir; çünkü nronzlaştırıcı etki sağlar. Cilt lekelerini de giderir.
    Doğal bir temizleyici olarak salatalık çok iyi sonuçlar yaratır. Bir adet salatalığı rendeleyin ve çıkan suyu yüzünüze sürün. 10 dakika sonra yıkayın.
    Derinlemesine temizlemek cilt gözeneklerini açar ve hava almasını sağlar. İyi bir doğal temizlik için üzüm taneleri çok iyi gelir. Üç-dört üzüm tanesini sıkın, cildinize sürün. 10 dakika sonra yıkayın.
    İki avuç buğdayı iki bardak suda kaynatın. Elde ettiğiniz bu sudan iki çorba kaşığı alın. Ilınınca iki yumurta sarısı ve bir çorba kaşığı badem yağı ilave edin. Bu karışımı yüzünüze sürün. Kurumaya başladığında yüzünüzü ılık suyla yıkayın. Ardından gül suyu sürün. İki hafta boyunca günde bir kez uyguladığınızda lekeler gidecektir.
    Yaşlılık lekeleri için elma sirkesi mucize yaratır. Bir çorba kaşığı elma sirkesine bir tatlı kaşığı soğan suyu ekleyin. Gece yatmadan önce sürün. Sabah uyandığınızda cildinizi yıkayın ve nemlendirici sürün.
    Maydanoz ve marulu ezip suyunu yüzünüze sürdüğünüzde sivilceleri giderir. (Bir tutam maydanoz her gün düzenli yenildiğinde cilt sağlıklı görünüme kavuşur.)
    Püf noktası
    Bunlarla da sınırlı değil önerilerimiz. Altta size birkaç püf noktası sıraladık.
    At kestanesi yağı derin kırışıklıkları azaltır.
    Gelincik çiçeği suyu göz altındaki çizgilere iyi gelir.
    Yoğurt ve domates yağlı ciltlerin dengesini sağlar.
    Zeytinyağı ve limon karışımı zayıf tırnakları besler.
    Mayıs papatyası saçlara canlılık kazandırır.
    Bu tip konularla ilgili olarak ve bitkisel sağlık ve güzelliğe dair soru işaretleriniz varsa, bizi arayın. Ayrıca sorularınızı sadece telefonla değil, e-posta yoluyla da bana iletebilirsiniz.

  11. YİYELİM GÜZELLEŞELİM

    üzelliğiniz için kozmetiğe başvurmadan önce bir de besinleri deneyin. Hem sağlıklı olun, hem de güzelleşin.
    Doğru beslenmeyle hem daha sağlıklı bir vücuda sahip olmanız, hem de güzelleşmeniz mümkün.
    Beslenme uzmanları, meyve ve sebze, et ve balık, hububat ve süt ürünlerinden oluşan doğal ve doğru bir karışımla vücudun daha dirençli ve daha güzel olacağını ifade ederken, güzellik faktörü olan besinleri şu şekilde sıralıyor:
    Düzgün bir cilt: Her gün bir miktar ayçiçeği çekirdeği veya kabak çekirdeği yiyin. Bu çekirdekler esas halinde element olan çinko içerirler. Vücutta çinko eksikliği ise derinin daha çabuk buruşmasına yol açar. Ayrıca sabah ve akşam kivi yiyin. Bu meyvenin içerdiği C vitamini dolaşımını harekete geçirir ve bunun sonucu olarak deri daha iyi beslenir. Yumuşak bir cilt için A vitamini de önemlidir. Bu vitamin balıkyağında fazla miktarda vardır. Üç ayda bir, iki haftalık bir kür yapın.
    Parlak gür saç: Haftada dört yumurta yiyin. Yumurtada saça parlaklık kazandıran bol miktarda kükürt vardır. Bol protein içeren besinler (et, balık, kümes hayvanları, peynir) salatayla birlikte yendiğinde saç gür olur. Çünkü saçın yüzde 97'si protein maddesi olan keratinden oluşuyor.
    Parlak gözler: Haftada üç kere az bir miktar bitkisel yağla pişirdiğiniz havuç yiyin. Havuçtaki A ve E vitaminleri görmeyi kuvvetlendirir, gözlere parlaklık kazandırır. Kepek, çavdar ekmekleri içerdikleri selen elementinden dolayı gözleri hastalık mikroplarından korur.
    Kuvvetli tırnaklar: Her gün yoğurt yiyin. Yoğurtta tırnakların oluşumu için önemli olan protein vardır. Toz jelatin de bu etkiyi fazlalaştırır. Kırılan tırnaklara karşı ceviz ve yer fıstığı yiyin. Her ikisi de tırnakları sertleştiren biotin içerir.
    Sağlıklı dişler: Günde iki kere 150 gram yağsız peynir yiyin. Peynirdeki kalsiyum dişetini kuvvetlendirir, dişleri sağlamlaştırır. Ayrıca balık ve kümes hayvanları da dişlerin sağlam olması açısından önemlidir. Bunlarda dişleri sertleştiren fosfor vardır.
    Gergin göğüsler: Günde iki kere öğünler arasında bir bardak ananas suyu için. Ananasın içerdiği bol miktardaki bromelain enzimi dokuları gerginleştirir. Sabahları kahvaltıdan önce bir çorba kaşığı bitkisel yağ, hücreleri zararlı maddelerden ve serbest radikallerden korur, sizi gençleştirir.


  12. KADINLAR VE ERKEKLER İÇİN SÖYLENENLER

    * Bir kadın aynı zamanda hem sevdalı, hem anne olamaz. Andre Maurois
    * Kadın psikolojisini otuz yıldır incelememe rağmen büyük soruya
    cevap bulamadım. Gerçekte kadınlar ne istiyor? Sigmund Freud
    * Zengin dullar bir gözleriyle ağlarlar, öbürünü kırparlar. Miguel
    De Cervantes
    * Kadına inanan, kendini aldatır. İnanmayan da kadını aldatır. Çin
    Atasözü
    * Bir sürü erkek başarısını ilk karısına borçludur. İkinci karısını
    da başarısına. Jim Backus
    * Kadın peşinde koşmanın zararı yoktur. Zararı veren onları
    yakalamaktır. Jack Davies
    * Erkek hissettiği, kadın göründüğü yaştadır. Moltimer Collins
    * Bir erkek ölürken kıpırdayan son yeri, kalbidir. Bir kadın
    ölürken, dili. George Chapman
    * Bir kadın kısık sesle konuşuyorsa birşey istiyor demektir. Sesini
    yükseltiyorsa bilin ki istediğini elde edememiştir. Anonim
    * Kesinlikle evlen! Karın iyiyse mutlu, kötüyse filozof olursun.
    Sokrates
    * Bütün dünyada bir tek güzel çocuk vardır. Bütün annelerde ona
    sahiptir. Çin atasözü
    * Her başarılı erkeğin arkasında, onunla gurur duyan bir karısı ve
    bu işe şaşakalmış bir kayınvalidesi vardır. Brooks Hays
    * Erkekler yaşlanır, kadınlarsa değişir. Goethe
    * Niye evlenecekmişim ki? Evlenirsem başıma gelecek en iyi şey
    boynuzlanmamaktır ki evlenmezsem bunu çok daha emin yollardan elde
    edebilirim. Sebastian Chamfort
    * Erkekler kendilerini yorgun hissettikleri için, kadınlar ise
    meraktan evlenirler. İkisi de hayal kırıklığına uğrar. Oscar Wilde
    * Evlilik geleneksel olarak kadınlara sunulmuş tek gelecektır. Bir
    çok kadın ya evlidir, ya bir zamanlar evlilik geçirmiştir,ya da evli
    olmadığı için acı çekiyordur. Simone De Beauvoir
    * Bir erkek karınızı elinizden aldığı zaman karınızı ona bırakmaktan
    daha büyük bir intikam yoktur.Sacha Guıtry
    * Bekar erkekler kadınlar hakkında evli erkeklerden daha çok şey
    bilirler. Eğer bilmeselerdi onlar da evlenmiş olurdu. H.L.Mencken
    * Erkek evlenene kadar eksik bir erkektir. Ve evlendiğinde artık
    bitmiştir. Zsa Zsa Gabor
    * Kadınlara büyük saygı duyan ve onları herşeyin üstünde tutan
    erkekler, kadınlar arasında popüler olmayı nadiren başarabilirler.
    J.Addıson
    * Kadınlar güçsüz olana kendini bir ödül, güçlü olana bir eşya gibi
    sunar. Cesare Pavese
    * Bir erkeğe göre 'erkeğin iyisi' ile , bir kadına göre 'erkeğin
    iyisi' aynı şeyler değildir. Ortega Y Gasset
    * Erkekler, hayatlarının bir devresinde evlerinin tam hakimidirler.
    O da doğdukları günden üç yaşına kadar oldukları zamandır. Gaston
    Paces
    * Erkekler şaraba benzer. Geçen yıllar kötülerini ekşitir, iyilerini
    olgunlaştırır. Cicero
    * Cömertlik, erkeğe yakışan erdemdir. Goethe
    * Erkeği evinden kaçıran damın akması, bacanın tütmesi ve kadının
    çenesidir. Chauger
    * Evli erkekler her yeni damadı sevinçle seyrederler. Tıpkı ormanda
    yeni yakalanıp getirilen genç bir aslanı seyreden kıdemli sirk
    aslanı gibi. Mark Twain
    * Erkeklerin aklı, ev kadını arar, ama kalbi ve hayal gücü başka
    özellikler peşindedir. Goethe
    * En mükemmel kadın, çocuklarına babalarının yokluğunda baba
    olabilecek kadındır. Goethe
    * Kadın öyle bir konudur ki, onu ne kadar incelersen incele her
    zaman yepyenidir. Tolstoy
    * Bir kadın ya sever, ya da nefret eder; ortası yoktur. Pubillius Syrus
    * Kadınlar sevmedikleri adama hiç acımazlar. Alexandre Dumas Files
    * Kadınlarda feci olan şey, ne onlarla ne de onlarsız
    yaşanabilmesidir. Byron
    * Kadınların gözleri keskin, zekaları uyanık, düşünceleri vesveseli
    olur. Guy de Maupassant
    * Kadın, insanın gölgesi gibidir; kovalarsanız kaçar, kaçarsanız
    kovalar. Chamfort
    * Kadın kendi başına ne gül goncasıdır, ne de diken. Koklamasını
    bilirsen gül, tutmasını bilmezsen diken olur. Refik Halid Karay
    * İyi bir kadın bir erkeği etkiler, zeki bir kadın onda ilgi
    uyandırır, güzel bir kadın büyüler, anlayışlı bir kadın ise ona
    sahip olur. Helen Rowland
    * En güvenilir dost, anne baba ve sadık eştir.

  13. SAKIN ELİMİ BIRAKMA

    Ilık rüzgarla gelen bir müzik sesiyle dalıverdim uzaklara; "Aşık olmak günahsa ben bir günahkarım, pişman değilim tanrım" diyordu yumuşak bir ses bir sızı saplandı ilk önce kalbime sensizlik yüreğimi yakıyordu, sana hasrettim sarı kurumuş yapraklar arasında yürürken rüzgarın yüzüme vurmasıyla kokunu duydum sanki yalnızdım mutsuzdum, sen yoktun ebediyen gitmiştin...
    Şimdi yanımda olsaydın kollarınla beni sarar, yüzüme dağılan saçlarımı parmaklarınla düzeltirdin.. iki taraftan kulaklarımın arkasına sıkıştırır, "Böyle daha güzel aşkım" derdin... yüzüme düşen saçlarıma tuzlu gözyaşlarım karışıyor şimdi. "Sakın ha ağlama, seni birgün bile ağlarken görmek istemiyorum" derdin bana.. şimdi bir yerlerden bakıyorsa gözlerin üzülüyorsundur.. ama gözyaşlarıma söz geçiremiyorum sevgilim...
    Hani biz sonsuza kadar mutlu olacaktık? Hani birbirimizi terletmeyecektik? Neden beni tek başıma bırakıp gittin aşkım.? Kaza haberin geldiğinde inanamadım, evimizden nasıl çıktığımı bile hatırlamıyorum hastanede seni öyle kanların içinde baygın bir şekilde görünce dünya başıma yıkıldı.. elini tuttum ve sen gözlerini açtın "Sakın ha! Sakın elimi bırakma" dediğin zaman bile "Gözlerindeki ormanda yağmur yağmasın" dedin... yanaklarımdan süzülen sicim gibi yaşlar yüzüne döküldüğünün farkında bile değildim.. ameliyathanenin kapısına kadar elini hiç bırakmadım ve mecburen elini ayırdılar benden, saatlerce o odada kaldın... çıktığın zaman komadaydın... doktorlar ümitsizce gözlerime bakıyordu.. seni odana götürdüler.. neydi, neden o makinaları vücuduna bağlamışlardı.? Sen yaşayacaktın.. beni bırakmayacaktın yemin etmiştin... yavaşça elimi elinin üzerine koydum.. hiç kıpırdamıyordun... günlerce başucunda bekledim... farkında bile değildin... hep uyuyordun... yanında seni beklerken; geçirdiğimiz günler bir film şeridi gibi gözlerimden geçti... beni kızdırmaların, sinirlendirmelerin ve ondan sonra gönlümü almak için bütün evi ben yokken çiçek bahçesine çevirmen... doğum günlerimizde birbirimize aldığımız müzik kutuları... hani son doğum gününde sana mavi bir kazak almıştım da hemen giyip mankenlik yapmıştın ya ve ben seninle dalga geçmiştim sen de pastayı alıp yüzüme yapıştırmıştın ve sonra da bütün evi pastayla alt üst etmiştik... ne kadar deliymişiz, ne kadar aşıkmışız... mavi kazağını son gördüğümde kanlar içindeydi.. kaza günü onu giyiyormuşsun meğer... çok sinirlendirdin beni, nasıl çıkacak şimdi kazaktaki kan lekeleri?
    Olmadı şimdi, iyileşir iyileşmez kazağını sen yıkayacaksın.. onu sana ben aldım atmak olmaz ki... Hala uyanmadın bir hafta geçti hiç bir kıpırtı yok.. doktorların biri gidiyor biri geliyor.. söyledikleri hiçbir şeyi artık anlamıyorum.. bu arada o yağmurlu gün geldi aklıma.. bisikletlerle yarış yaptığımız o gün.. hani ani bir yağmur başlamıştı da eve zor yetişmiştik.. balkonda durup yağmuru izlerken bir gün bebeğimiz olursa ismini Yağmur koyalım demiştik... bizim yağmurumuz yaz yağmuru olsun demiştik... Ve bir gün daha geçti işte, yanında sen o yatakta hareketsiz yatarken bir gün daha geçti... elim elinde.. ve başım yatağın yanında, kendimden geçmişim.. ve aniden elin elimde kıpırdadı.. aniden kırmızı, şiş gözlerimi sana çevirdim... ve gözlerini açtın.
    O halinle bile gülümsüyordun bana... dudaklarına küçücük bir öpücük kondururken sessizce gözlerimden yine bilinçsizce tuzlu gözyaşlarım dudaklarına düştü, kızar gibi yine baktın bana "Tamam" dedim "Ağlamayacağım" Gözlerime baktın buğulu, hiç beklemediğim bir anda dudakların kıpırdamaya başladı "Affet beni" dedin, "Birbirimizi terk etmeyecektik, hala daha da seni terk etmedim ama." dedin ve gerisini duymak bile istemiyordum, parmaklarımla dudaklarını kapattım, "Konuşma, yorulma, sonra konuşuruz" dedim ama başınla "Şimdi" dercesine işaret ettin "Şehre inmiştim, yıldönümümüz için beğendiğin tek taşlı pırlanta yüzüğü alacaktım, aldım da yanında 25 tane gül vardı, arabanın torpido gözünde yüzüğün, koltukta da güllerin vardı" dedin... ve devam ettin.
    "Hayatımda geçirdiğim en güzel yılları seninle paylaştım, gözlerim, kalbim hep yanında olacak, arabadan emanetlerini almayı unutma" dedin bana.. gözlerimdeki yaşları artık durduramıyordum "Bir dahaki sonbahara yürüdüğümüz yolda yalnız yürüyeceksin ve çok güçlü olacaksın, beni affet aşkım seni bensiz bırakıyorum, seni canımdan çok seviyorum, son bir öpücük ver bana" dedin ve bir elim elinde bir elimle alnını okşarken istediğini yaptım dudakların sıcaktı ve aniden makineden ince bir ses geldi, elin elimden kopuverdi. Gözlerin yavaşça kapandı....
    Doktorlar koşup geldiler öylece orda kalıverdim hareketsiz kaldım, donmuştum, sen yoktun artık, doktorlar seni götürdüler... artık sen yoktun, yalnızdım.. Ve şimdi sensiz geçen ilk sonbahardayım, yürüdüğümüz yolda kurumuş yaprakların arasında tek başınayım.
    Arabadan bana getirdikleri emanetlerimin biri evde diğeri parmağımda, yüzüğünü yaşadığımı sürece parmağımdan, güllerini yatağımın yanından hiç ayırmayacağım... mavi kazağını yıkadım, temizledim... yastığının üzerinde duruyor.. Hazan mevsimi, hüzün mevsimi aşk mevsimi.. ayrılık mevsimi... Kulağımda bana söylediğin şarkıyla yürüyorum tek başıma söz verdiğimiz gibi sarı yapraklı yolda....
    "SANA RÜYA DİYEMEM, SENDEN UYANAMAM Kİ
    NEREDE OLURSAN OL, SENİNLEYİM BEN SANKİ
    BULUTLU GÜNEŞİMSİN, SEVGİLİMSİN BENİMSİN
    YAZ YAĞMURUM, KIŞ GÜLÜM, NEŞEMSİN KEDERİMSİN
    SENİNLE DOLU DÜNYAM, GÜNDÜZÜM GECEM SENSİN
    ÖLSEMDE AYRILAMAM, BENLİĞİM RUHUM SENSİN..."
    Biliyorum her an her saniye benimlesin, beni izliyorsun. İyi ki şarkılar var ve şiirler. Sen sözünü tutmadın, beni bırakıp gittin. Belki bir gün aşkım... Bu yağmurlar diner ve biz yine birlikte oluruz hiç ayrılmamacasına.
    "HER YERDE HATIRAN VAR, HERŞEY SENİNLE DOLU
    HERŞEYDE SENİN İZİN, BU YOL AŞKININ YOLU
    ALAMAZ BİN SEVGİLİ KALBİMDEKİ YERİNİ
    SANKİ İÇİMDE AÇAR BU SARMAŞIK GÜLLERİ.... "
    İyi ki şarkılar var...
  14. RUMUZ GONCAGÜL

    'Evliliğimin dördüncü yılında eşimle ilişkimiz tek düze bir hâl almıştı. Heyecansız ve sıradan. Severek evlenmiştik hâlbuki...
    Bir gece evde İnternette dolaşırken, bir erişim sisteminde, bir yerde o 'Tanışma Hattı' na rastladım. Geceler boyu bilgisayar başındaydım artık. Bıraktığım mesaja her gece bakıyordum. Beş gün sonra cevap geldi. 'Vefâsız' diye rumuz kullanmıştım. Gelen cevabın rumuzu, bir Türk filminden mülhem 'Goncagül' kelimesiydi. Gerçekten oraya da mesaj geçince, artık özel yazışmalarımız başlamıştı. Tek problemimiz, o gündüz ben gece yazabiliyorduk.
    Buluşma teklifimi kabul ettiğini öğrendiğim gece uyuyamadım. Heyecanımı eşime belli etmemek için, büyük çaba harcıyordum ama nâfile... Sabah ne giyeceğini akşamdan hazırlamaya kalkan, ikide bir dişlerini, saçlarını kontrol eden, yatakta sağa sola dönüp duran bir adam ne kadar saklayabilir ki heyecanını?.. 'Aşk insanı silâhsız bırakır.' diye boşuna dememişler.
    Buluşma yerimiz Dolmabahçe'ydi Öğleye kadar kulüpte bekledim. 'Bekledim' sözü, de ne demek, saate baka baka saatlerce volta attım. Akrep niye bu kadar ağır ilerliyor? Yelkovan gibi hızlı olamaz mı? 'Ne çıkacak, nasıl bir tip?' gibi merakla karışık korku soruları da kafamda fink atıyor.
    Parolamız, bir günlük gazeteydi. Belirlediğimiz bankta gazeteyi okuyordu. Arkasından korkarak yaklaştım: 'Merhaba Goncagül!'
    Yavaş ve kendinden emin hareketlerle ayağa kalkıp, yüzünü bana döndüğünde, sendeledim!.. Düşmemek için banka yapıştım. 'Merhabâ vefâsız!' dedi... Eşimdi!..

  15. BEBEK

    Genç kadın, bebeğin güzelliği karşısında büyülenmiş gibiydi. Kıvırcık sarı saçları, iri mavi gözleri, kalkık bir burun ve küçük kırmızı dudaklarıyla bir kartpostalı andıran bebek, kadının şimdiye kadar gördüğü en cana yakın kız çocuğuydu. Onun ipek yanaklarını daya doya öpmek ve Cennet kokusunu içine çekmek için eğildiğinde:
    - 'Dokunma bana...' diye bir ses duydu. 'Beni okşamaya hakkın yok senin.'
    Kadın korkuyla irkilip etrafına bakındı. Bebekle kendisinden başka içerde kimse yoktu. Aynı sesi tekrar duyduğunda bebeğe döndü. Aman Allahım!.. Yeni doğmuş gibi görünmesine rağmen konuşan oydu.
    - 'Bana yaklaşmanı istemiyorum' diye devam etti. 'Hemen uzaklaş benden.' Kadın, biraz olsun kendini toplayarak:
    - 'Çocuklarımız hep erkek oluyor' dedi. 'Onlar da güzel ama kız çocukları başka. Bu yüzden seni öpmek istedim.'
    - 'Beni öpemezsin' diye ağlamaya başladı bebek. 'Benim de seni öpemeyeceğim gibi.'
    - 'Neden?' diye sordu kadın. 'Neden öpemezsin ki?' Bebek, hıçkırıklara boğulurken:
    - 'Bunun sebebini bilmen gerekir' dedi. 'Düşünürsen mutlaka bulacaksın.'
    Kadın, neler olup bittiğini hatırlamak üzereyken kendine geldi. Özel bir hastanenin en lüks odasında yatıyor ve narkozun tesirinden midesi bulanıyordu. Aile dostları olan tanınmış doktor, odayı dolduran çiçeklerden bir tanesini vazodan çıkartıp kadına uzatırken:
    - 'Geçmiş olsun hanımefendi' dedi. 'Başarılı bir kürtajdı doğrusu. Ha..! Sahî, 'kız'mış aldırdığınız.

  16. DONDURMACI

    Arkadaşım Gayle dört yıldan bu yana kansere karşı yaşam mücadelesi veriyordu.
    Diğer arkadaşlarımla birlikte onu ziyarete gittiğim bir gün çocukluk düşlerimizden söz ediyorduk. Gayle başını pencereye doğru çevirdi. Gözleri çok uzaklarda, sesi sitem dolu
    "Ben, kumandalı, kırmızı bir oyuncak arabamın olmasını isterdim hep, ama doğum günümde ne istediğimi söylersem; dileğimin gerçekleşmeyeceği korkusuyla hiç kimseye söyleyememiştim bunu. Bu nedenle de asla radyolu, kırmızı bir oyuncak arabam olmadı." dedi.
    Gayle'i ziyaretimden bir kaç gün sonraydı. Çok sevdiğim dondurmayı almak için sırada beklerken birden dondurmacının vitrinindeki kırmızı oyuncak arabayı gördüm.
    Yanına da bir not iliştirilmişti:
    "Dondurmanızı alırken vereceğimiz kuponu doldurmayı unutmayın, belki de çekiliş sonunda bu kumandalı araba sizin olabilir."
    Hemen Gayle'in sözleri geldi aklıma. Bir kaç hafta boyunca sürekli dondurma alıp, verdikleri kuponları doldurdum. Hiç bir çekilişte de kazanamadım. Bu kırmızı arabayı mutlaka Gayle'e almalıydım.
    Dördüncü haftanın sonunda artık çekilişte kazanmaktan ümidimi yitirmiştim.
    Dükkan sahibi ile konuşarak bana bu arabalardan bir tanesini satmalarını rica ettim.
    Dükkan sahibi dört haftadır hergün dondurma alıp, kuponları doldurduktan sonra büyük bir heyecanla çekiliş sonuçlarına baktığımın gözünden kaçmadığını söyledi.
    Ardından da gözlerimin içine bakarak:
    "Söyler misiniz, neden bu kadar çok istiyorsunuz bu arabayı ?" diye sordu.
    Gözlerimden süzülen yaşlara aldırmadan ona arkadaşımdan söz ettim. Çok etkilenmişti.
    "İstediğiniz oyuncak arabayı verdiğiniz adrese göndereceğim" dedi.
    Yazdığım çeki masanın üstüne bırakarak , büyük bir mutlulukla evime geldim.
    Ertesi günü Gayle'i ziyarete gittiğimde gözleri ışı ışıldı. Elindeki kırmızı oyuncak arabayı göstererek küçük bir çocuk heyecanıyla:
    "Bak" dedi. "Bunca yıl bekledim ama nihayet dileğim gerçekleşti, hem de tam istediğim gibi !"
    Ertesi günü postacı bir zarf uzattı elime. Açıp okumaya başladım:
    "Sevgili Bonnie, annem ve babam da kanserdi ve ikisinide, altı ay gibi kısa bir sürede kaybettim. İkisi içinde çok çabaladım ama doğrusu dostlarımın sevgisi ve cömertliği olmasaydı hiç bir şey yapamazdım. Gerçek dostlarım olduğu için kendimi hep şanslı hissettim. Gayle'de senin gibi bir dostu olduğu için çok şanslı. En iyi dileklerimle. Norma"
    Dondurma dükkanının sahibiydi mektubu yazan. Benim masasına bıraktığım çek de zarfın içindeydi.
    Bonita L. ANTICOLA


  17. BORÇ

    Oldukça yaşlı bir adam ,kendisi gibi kamburlaşıp yere yanaşmış bir ağacın altında ağlıyordu. Biraz önce irikıyım bir genç yanına sokulmuş ve kendisinden içki parası istedikten sonra bir de tokat atmıştı. Yaşlı adamın yere yıkıldığını görenler, hemen yardımına koşup:
    - Geçmiş olsun dede ,dediler. O serseri ne istedi ki senden?
    Adamcağız bir şey olmamış gibi toparlanmaya çalışırken:
    - Eski bir borcum vardı, onu istedi , dedi. Yapması gerekeni yaptı sadece...
    Çevresindekiler, ihtiyar adamı yerden kaldırdıktan sonra eline bastonunu tutuşturup aceleyle işlerine koşuştular. Herkes ayrıldığında, hadiseyi başından beri görmüş olan bir delikanlı onun koluna girerek:
    - Fazla hırpalandınız, dedi. Ağacın gölgesinde biraz oturalım mı?
    Yaşlı adam yorgun bakışlarını yukarıya yöneltip :
    -Benim bu ağacın altında dinlenmeye hakkım yok yavrum dedi. Ölünceye kadar da olmayacak.
    Delikanlı, söylenenden bir şey anlamamıştı. Meraklı gözlerle kendisine bakarken, onun tekrar hıçkırıklara boğulduğunu farketti.
    Yaşlı adam ,iniltiye benzeyen bir sesle:
    - Elli yıl kadar önceydi, diye devam etti. Rahmetli babamı, sigara parası almak için bu ağacın altında azarlamıştım. Yani biraz önce evladımın beni dövdüğü yerde.
    Delikanlı ne diyeceğini bilemedi ve şimdi biraz daha bitkin görünen ihtiyarın sakinleşmesini bekledikten sonra, onu arabayla evine bırakmayı teklif etti.
    Adam, titrek adımlarla yoluna koyulurken:
    - Evim oldukça uzaklarda yavrum. Ama ben yürüyerek gideceğim oraya. Babamın da onu azarladıktan sonra, üzüntüsünden yayan döndüğü gibi. Hem şehir dışındaki kabristana uğrayıp bir Yasin le öpeceğim ellerinden...


  18. YENİ BİR DÜNYA

    Anne rahmine düşen ikiz kardeşler önceleri her şeyden habersizmiş. Haftalar birbirini izledikçe onlar da gelişmişler. Elleri, ayakları, iç organları oluşmaya başlamış. Bu arada, etraflarında olup biteni fark etmeye başlamışlar. Bulundukları rahat, güvenli yeri tanıdıkça mutlulukları artmış. Birbirlerine hep aynı şeyi söylüyorlarmış:
    'Anne rahmine düşmemiz, burada yaşamamız ne harika değil mi? Hayat ne güzel şey be kardeşim!'
    Büyüdükçe, içinde yaşadıkları dünyayı keşfe koyulmuşlar. Öyle ya, hayatın kaynağı neymiş? İşte bunu araştırırken, karşılarına anneleriyle onları birbirine bağlayan kordon çıkmış. Bu kordon sayesinde, hiçbir zahmet çekmeden, güven içinde beslenip büyütüldüklerini tesbit etmişler. 'Annemizin şefkati ne kadar büyük! Bize bu kordonla ihtiyacımız olan her şeyi gönderiyor.'
    Artık aylar birbiri ardınca geçiyor, ikizler hızla büyüyor, diğer bir deyişle 'yolun sonu'na yaklaşıyorlarmış. Bu değişiklikleri hayretle gözlemlerken, bir gün gelip bu güzelim dünyayı terk edeceklerinin işaretlerini almaya başlamışlar.
    Dokuzuncu aya yaklaştıklarında, bu işaretleri daha kuvvetli hissetmeye başlamışlar. Durumdan telaşlanan ikizlerden birisi diğerine sormuş:
    'Neler oluyor? Bütün bunların anlamı nedir'
    Öteki daha sakin ve aklı başındaymış. Üstelik, bulundukları bu dünya çoğu zaman ona yetmiyor; duyguları daha geniş bir âlemi arzuluyormuş. O cevap vermiş:
    'Bütün bunlar, bu dünyada daha fazla kalamayacağız anlamına geliyor.' Ve eklemiş: 'Buradaki hayatımızın sonuna yaklaşıyoruz.'
    'Ama ben gitmek istemiyorum' diye haykırmış kardeşi. 'Hep burada kalmak istiyorum.'
    'Elimizden gelen bir şey yok. Hem, belki doğumdan sonra hayat vardır.'
    'Bize hayat sağlayan kordon kesildikten sonra bu nasıl mümkün olabilir ki?' diye cevaplamış öteki. 'Bize hayat veren kordon kesilirse nasıl hayatta kalabiliriz, söyler misin bana? Hem, bak bizden önce başkaları da buraya gelmiş ve sonra da gitmişler. Hiçbirisi geri gelmemiş ki bize doğumdan sonra hayat olduğunu söylesin. Hayır, bu her şeyin sonu olacak.'
    Bütün bunları söyledikten sonra eklemiş:
    'Hem, belki de anne diye birşey de yok!'
    'Olmak zorunda' diye itiraz etmiş kardeşi. 'Buraya başka türlü nasıl gelmiş olabiliriz, nasıl hayatta kalabiliriz ki?'
    'Sen hiç anneni gördün mü?' diye üstelemiş öteki. 'O belki de sadece zihinlerimizde var. Bir annemiz olduğu düşüncesi bizi rahatlattığı için onu belki de biz uydurduk.'
    Böylece, anne rahmindeki son günleri derin sorgulamalar ve tartışmalarla geçmiş.
    Sonunda doğum anı gelmiş çatmış. İkizler dünyalarını terk ettiklerinde gözlerini başka bir dünyaya açmışlar ve sevinçten ağlamaya başlamışlar.
    Çünkü gördükleri manzara hayallerinin bile ötesindeymiş.

  19. IŞIK

    Uzaklarda küçük bir kasabada genç bir adam kendi işini kurdu bu, iki caddenin köşesinde bir perakendeciydi Adam dürüst ve dost canlısıydı, insanlar onu seviyorlardı. Ondan alış veriş yapıyorlar ve arkadaşlarına tavsiye ediyorlardı. Adam kısa süre içinde bir dükkandan , Amerika'nın bir ucundan diğerine uzanan bir zincir yarattı.
    Bir gün hastalanıp hastaneye kaldırıldı. Doktorlar az zamanı kalmış olabileceğinden endişe ediyorlardı..
    Üç yetişkin çocuğunu yanına çağırdı ve onlara bir görev verdi: içinizden biri yıllar boyu uğraşarak kurduğum şirketimin başına geçecek. Hanginizin bunu hak etiğine karar vermek için, her birinize birer dolar vereceğim
    Şimdi gidip bu birer dolarla ne alabiliyorsanız alacaksınız, ama bu akşam geri döndüğünüzde paranızla aldığınız şey hastane odamı bir uçtan bir uca doldurmalı.; Çocuklar bu başarılı şirketi yönetme fırsatı karşısında heyecana kapıldılar. Üçü de şehre gidip parasını harcadı.
    Akşam geri döndüklerinde babaları sordu:
    "Birinci, çocuğum ,bir dolarla ne yaptın ?"
    Çocuk cevap verdi "Arkadaşımın çiftliğine gittim, bir dolarımı verdim ve iki balya saman aldım. Sonra odadan dışarı çıktı ,saman balyalarını getirdi ,açtı ve havaya savurmaya başladı. Oda bir anda samanlarla dolmuştu.
    Ama biraz sonra samanların tamamı yere indi ancak babanın söylediği gibi odayı bir uçtan öbür uca dolduramadı.
    Adam sordu: "Peki ikinci çocuğum ,sen paranla ne yaptın?."
    Yorgancıya gittim .İki tane yastık aldım ." Bunu söyleyen çocuk ,yastıkları içeri getirdi ,açtı ve tüyleri bütün odaya dağıttı. Zaman içinde bütün tüyler yere düştü, böylece oda yine dolmamıştı.
    "Sen üçüncü çocuğum, sen paranı ne yaptın?." diye sordu adam .
    Dolarımı cebime koyup senin yıllar önceki dükkanın gibi bir dükkana gittim. Dükkanın sahibine parayı verdim ve bozmasını istedim .Dolarımın 90 centini şehrimizdeki iki yardım kurumuna bağışladım. Böylece bir onluğum kaldı. Bununla iki şey aldım."
    Çocuk elini cebine atıp bir kibrit kutusu ve bir mum çıkardı. Işığı kapatıp mumu yakınca oda mumun yaydığı ışıkla dolmuştu. Oda samanla veya tüyle değil, bir uçtan öbür uca ışıkla dolmuştu.
    Baba memnundu "Çok iyi oğlum .Bu şirketin başına sen geçeceksin, çünkü yaşam hakkında çok önemli bir şeyi , ışığını yaymayı biliyorsun. Bu çok güzel
  20. İTFAİYECİ

    Annesi, lösemiyle savaşan altı yaşındaki oğluna bakarken dalıp gitmişti. Kalbi, acı içinde olmasına rağmen, kararlılık duygusunun da etkisini hissediyordu. Her ebeveyn gibi o da oğlunun büyümesini ve umutlarını gerçekleştirmesini istemişti. Ama bu, artık mümkün değildi. Löseminin buna fırsat tanıması olası değildi. Oysa o oğlunun hayallerini gerçekleştirmesini istiyordu.
    - "Bob! Büyüyünce ne olmak istediğini hiç düşündün mü? Hayatında neler olmasını dilediğin ve hayal ettiğin oldu mu?" diye sordu. Bob, beklemeden cevap verdi;
    - "Anneciğim, ben büyüyünce hep itfaiyeci olmak istedim". Anne de gülümsedi ve;
    - ''Dileğini gerçekleştirebilecek miyiz bir bakalım'' dedi. Daha sonra, Arizona'daki itfaiye müdürlüğüne gitti ve orada yüreği en az Arizona kadar büyük itfaiyeciler ile tanıştı. Onlara oğlunun son isteğinden söz etti ve oğlunun itfaiye arabasına binip şehirde küçük bir tur atmasının mümkün olup olmadığını sordu.
    - ''Bundan daha iyisini de yapabiliriz" dedi itfaiyecilerden biri, "eğer oğlunuzu çarşamba sabahı saat yedide hazır ederseniz, onu o gün şeref konuğu yapar, itfaiyeci kimliğine büründürürüz. Bizimle itfaiye müdürlüğüne gelir, bizimle yemek yer, yangın söndürmeye gelir. Hatta bize ölçülerini verirsen, ona üzerinde Arizona itfaiyecilerinin sarı renk üzerine işlenmiş ambleminin olduğu gerçek bir itfaiyeci kostümü diktirir, lastik botları ısmarlarız. Hepsi Arizona'da üretiliyor.'' Üç gün sonra, itfaiyeci Bob'u aldı, ona elbisesini giydirdi ve hasta yatağından itfaiye arabasına kadar eşlik etti. Bob, itfaiye arabasına kuruldu ve müdürlüğe doğru yol almaya başladı. Kendini çok mutlu hissediyordu.
    O gün Arizona'da tam üç yangın ihbarı olmuştu. Değişik itfaiye arabalarına, hatta itfaiye müdürünün özel arabasına da binmişti. Yerel televizyonlar da onu izleyip, çekmişlerdi. Hayallerinin gerçek olması, gösterilen sevgi ve ilgi, Bob'u o kadar etkilemişti ki, doktorların söylediğinden tam üç ay daha fazla yaşamıştı. Bir gece bütün yaşam belirtileri dramatik bir şekilde yok olmaya başlayınca, hiç kimsenin yalnız ölmemesi gerektiğine inanan başhemşire, aile bireylerini hastaneye çağırdı. Daha sonra Bob'un itfaiyede geçirdiği günü hatırladı ve itfaiye müdürlüğüne telefon açıp Bob'un bu dünyaya veda ederken yanında, özel kıyafetleri içinde bir itfaiyecinin bulundurulmasının mümkün olup olamayacağını sordu. İtfaiye Müdürü;
    - ''Bundan daha iyisini de yapabiliriz, beş dakika içinde ordayız. Yalnız, acaba bize bir iyilik yapar mısınız? Sirenlerin çaldığını duyduğunuzda, yangın olmadığı anonsunu yaptırabilir misiniz? Sadece itfaiyecilerin önemli bir meslektaşlarını ziyarete geldiklerini söyleyiniz ve lütfen onun odasının penceresini açınız'' diye yanıtladı.
    Yaklaşık beş dakika sonra hastaneye çengel ve merdiven taşıyan kamyonet ulaştı. Merdiveni açtı ve Bob'un 3.kattaki odasına doğru yaklaştı. Tam on dört itfaiyeci Bob'un odasına tırmandılar. Annesinin izniyle onu kucakladılar ve ona onu ne kadar sevdiklerini söylediler. Ölümle pençeleşen Bob itfaiye müdürüne baktı ve;
    - ''Efendim ben şimdi gerçekten itfaiyeci miyim?'' diye sordu.
    - ''Bundan şüphen mi var Bob?'' diye yanıtladı müdür. Bu kelimelerden sonra Bob gülümsedi ve gözlerini sonsuza dek kapattı.
    Belki unuttunuz, belki hatırlamıyorsunuz, belki de çok duygusuz, çok katı oldunuz; ama bilin ki "HAYAT; SEVGi VE UMUT SAÇMAKTIR." Eğer bunu okuyunca gözleriniz dolmuyorsa sizin için yapılacak bir şey kalmamış demektir... Yok eğer doluyorsa o zaman sevdiklerinizin kıymetini bilin ve gerçek sevginizi ortaya koyun, lütfen.
     
  21. DOLMUŞ

    Bir acelesi olduğunu, onu görür görmez anlamıştım. Sağanak hâlinde yağan yağmura aldırış bile etmiyor ve bükülmüş beline rağmen sağa sola koşuşuyordu.
    Yanına sokularak:
    Hayrola teyzeciğim, dedim. Bir derdiniz mi var? Sıcak bir tebessümle:
    Buraların yabancısıyım evlâdım, dedi. hastane tarafına gidecek bir araba arıyorum.
    Biraz beklerseniz aynı dolmuşa binebiliriz, dedim. Oraya geldiğimizde size haber veririm.
    Teşekkür ederek yanıma yaklaştı ve küçük bir çocuk gibi şemsiyemin altına girdi. Nurlu yüzü yağmur damlacıklarıyla ıslanmış ve yanacıkları pembe pembe olmuştu.
    Torunlarımdan biri menenjit geçirdi, diye devam etti. Ziyaret saati bitmeden dolaşmak istemiştim.
    Saatime baktıktan sonra:
    20 dakikanız var, dedim. hastane yakın ama, bu havada pek araba bulunmuyor.
    Durağa herkesten önce geldiğimiz için dolmuşa da rahatça bineceğimizi zannediyordum. Ancak araba yanaştığında, arkamızda duran 4-5 kişinin bir anda hücum ettiğini gördüm.
    içeriye doluşan ve arkadaş oldukları anlaşılan adamlara:
    İlk önce biz gelmiştik, dedim. Sırayı bozmaya hakkınız var mı?
    Ön koltukta oturanı:
    Hak istiyorsan Hakkâri'ye gideceksin arkadaşım, dedi. Hem oradaki haklardan K.D.V. de alınmıyormuş.
    Bu lâf üzerine attıkları kahkahalarla bindikleri araba sarsılmış ve sinirlerim allak bullak olmuştu.
    Sakinleşmeye çalışarak:
    Ben biraz daha bekleyebilirim, dedim. Ama şu ihtiyar teyzenin hastaneye yetişmesi gerekiyor. Bu defa şoför lâfa karışıp:
    Teyzenin arabaya falan ihtiyacı yok be kardeşim, dedi. Okuyup üfledi mi hastaneye uçuverir.
    Tekrar kopan kahkahalarla birlikte araba uzaklaşıp gitti. Yaşlı kadına baktım, tevekkülle susuyordu.
    5-10 dakika sonra gelen bir başka dolmuşa onunla beraber bindim ve şoföre, teyzeyi hastanede indirmesini söyledim. Yaşlı kadın, yapacağı ziyaretten ümitsiz görünmesine rağmen şikâyet etmiyordu. Üstelik trafik de yarı yolda tıkanıp kalmıştı
    Şoför:
    Yolun bu durumu hayra alâmet değil, dedi. Sebebini anlasam iyi olacak.
    Arabayı çalışır vaziyette bırakıp ileriye doğru yürüdü ve biraz sonra döndüğünde:
    Kısmete bak yahu, dedi. Bizden önce kalkan dolmuşa kamyon çarpmış.
    Heyecanla:
    Bir şey olmuş mu, diye atıldım. Yâni yaralı falan var mı?
    Herhalde, diye cevap verdi. Dolmuşta bulunanları, teyzenin gideceği hastaneye kaldırmışlar.
    Göz ucuyla yaşlı kadına baktım. Solgun dudaklarıyla bir şeyler mırıldanıyor ve sanki onlar için dua ediyordu.
    Şoför, koltuğuna yavaşça otururken:
    Kısmet işte, diye tekrarlayıp duruyordu. Sen kalk koca bir kamyonla çarpış. Hem de Türkiye'nin öbür ucundan gelen Hakkâri plâkalı bir kamyonla.

  22. SEVDA UĞRUNA

    Kadın yirmi yedi yaşında... Yüreği, kar beyaz soğuklara terkedilmiş
    ama inat bu ya hala sımsıcak. Düşünceleri kah hayatın gitgide
    ağırlaşan gerçeklerinde kah aydınlık hayallerde dolaşıyor nefes
    nefese.. Elinde samur fırçası, geçmişi karalayıp bugünü
    renklendiriyor hiç durmadan. Renkler kıpır, kıpır , içindeki çocuk
    haşarı mı haşarı... Gözleri ise buğulu bakmakta hüzünlere yenik...
    Hayatı sorgulamaktan çoktan caymış.
    Omuzları bir küçük kız çocuğun
    şımarıklığını sergilercesine "Bana ne" ifadesinde. Kıpır, kıpır ya
    içi.. Arayışları var kendisinden bile sakladığı. Bela da geliyorum
    demez ya... İşte böyle bir anda; ruhu, sanal dünyanın kapısından
    sızıverir içeri sessiz, habersiz.. Hani şu chat canavarı var ya bu
    günlerin belalısı. Orada kendisi gibi şaşkın yüreklerin arasında
    buluverir kendini.
    Ve... olanlar olur o zaman. Hiç beklenmeyen anda buzda
    kayar gibi "Hooop" havada bulur duygularını darmadağınık. Sanki
    başında deli rüzgarlar hiç esmiyormuş,
    esenler de yetmiyormuş gibi.
    Erkeğin yaşı otuz. Hırslı, kendinden emin. Kendisiyle
    barışık ve yaşadığına memnun.
    Kahkahası ekrandan yüreklere taşan,
    mutlu ve duygu dolu bir bulut adam. Eşi ve çocuğu için yaşamakta
    olduğunu saklamadan kadını davet eder sanal dünyanın sanal aşk
    oyununa. Acemidir kadın. Belki genç adam da öyle.
    Oynadıkları oyunun
    tehlikesinden habersiz bir masalı yaşamaya başlarlar.
    Ekranın karşısında nefeslerini tutup beklerler sevdalının
    gelmesini.
    Karşılaşmaları her defasında kahkahaları hatırlatırcasına
    şen olur. Zamanın koordinatları buluşamadığında, birbirlerine teğet
    geçtiklerinde, hüzün yayılır gecelere.
    Uyku tutmaz bekleyişlerde
    ikisini de. Sabah yeni umutlara gebe başlar. Ve ekranda doğarlar her buluşmayla yeniden..
    Duyguların en fırtınalısına yakalanırlar.
    Birbirlerini gerçekten merak ederler.
    Bulut adam kadının açlığından, üşümesinden
    bile sorumlu tutmaya başlar kendini.
    Kadınsa adamın yorgun hallerine dayanamaz.
    Elleri dokunmasa da ellerindedir artık. Birbirlerini el
    üstünde tutarlar anlayacağınız.
    Günler, aylar geçer...
    Hayaller ekranlara sığmaz olur.
    Artık görmek isterler birbirlerini. Dokunmak
    sarılmak isterler. Hatta çılgıncasına sevişmek...
    Kadın kıvranır onsuzluğun acılarında.. Özlem şiddete
    dönüşür. Acıtır... İşkencelere yatırır kadını. Oyun değildir artık
    bu. AŞK ekranda değil hayatın ta içinde yaşamaktadır.
    Bulut adam sorar durmadan ;
    -Nolacak şimdi...
    Kadın, adam kadar cevapsız...
    "Bilmiyorum" der. "Bilmiyorum"
    Artık sorgulamalar başlar duyguları ...
    "Bu nedir?...Bunun adı ne..?"
    Kadın aşkı tanımlar ama çare değildir tanımlamak..
    Yaşananlardır gerçek olan. Hissedilenlerdir.
    Her sevdanın başını bir karabasan bekler ya...Beklemese
    sevda denen şey olmaz zaten.
    İşte bu bir sevdadır ve başında karabasanlar.
    Kadın unuttuğu aşk gözyaşlarını hüzünlere, sancılara,
    onulmaz ağrılara boyar, alaca bulaca.
    Artık her şeye gözlerindeki buğuların ardından
    bakmaktadır.
    Ve ekrana şunları; buzların arasından aldığı yüreğinin
    kalemiyle yazar. Yüreğini buzlara iade etmek üzere...
    "Beni ignore et*.Ne olur bunu yap."
    Bulut adam şaşkındır belki ama adı gibi bilir. Doğru olan
    budur. Düşünür bir süre. Susar ekran. Susar kadının yüreği...Ölüm anıdır bu. Verilen son nefestir sanki..
    "Sevdam HAYIR dese...Sensiz yapamam dese" diye bekler nefes almak için.
    Bulut adamın suskunluğu bozduğu yerde ölecektir kadın..
    Bunu ikisi de bilirler.
    Bir yazı belirir ekranda çaresizce okunan
    "Netten çıkıyorum o zaman.. Hoşçakal"
    Mavi üzerine siyah yazılmış sözcükler kararlı ve kesindir...
    Titreyen ve cansızlaşan parmakları son bir kez tuşları
    gezinir kadının
    "Hoşçakal"
    Düşer Bulut adamın gülen yüzü ekrandan.
    Ve
    KADIN ÖLÜR...

  23. ROMANTİK SEVGİLİ

    Günlerce, gecelerce hep onu düşünmüştüm. O ise beni sadece bir iş arkadaşı olarak görüyordu. Hatta bir seferinde, kız arkadaşıyla kavga etmiş ve bana cep telefonunu uzatarak, onu aramamı ve ikna etmemi rica etti. Göz yaşlarımı içime akıtarak, kıza telefon açıp barğıması için ikna etmeye çalıştım. Sanki tanrı dualarımı duymuştu. Kız hiçbir şekilde barışmaya yanaşmıyordu. Ben üstüme düşeni fazlasıyla yapmıştım.
    Aradan birkaç hafta geçmişti. Haldun olanları unutup, eski neşesine kavuşmuştu. Bir akşam saat 22:00 sularında cep telefonuma bir mesaj geldi. Mesajın sahibi Haldundu. Mesaj şöyleydi.
    -Yarın bana son kez yardım etmeni istiyorum. Hayatımın aşkını buldum. Ne olur benimle evlenmesi için onu ikna et.
    Bu mesaj beni beynimden vurmuştu. Gün ışıyana kadar yanağımdan süzülen yaşlar yastığımda acı ve unutulması mümkün olmayan bir iz bırakmıştı.
    İşe giderken ayaklarım beni geri geri götürüyor, yol bitmesin diye sürekli dua ediyordum. Hayatımda ilk ve son kez aşık olmuştum ve bu aşkı ben kendi ellerimle yok edecektim. Mesaime yarım saat geç gittim. İçeri girer girmez Haldun, bu günün hayatındaki en mutlu gün olduğunu ispatlar gibi neşeli ve bir çocuk gibi heyecanlı yanıma geldi. Ben ise yenilgiyi çoktan kabullenmiştim. Ama sevdiğimin mutluluğu beni teselli ediyordu. Haldun, iyi günler dedikten sonra hemen konuya girdi.
    -Yeşim, senin hakkını nasıl ödeyeceğim bilmiyorum. Ama inan çok yüce bir olaya vesile oluyorsun.
    Elindeki telefon numarasını bana uzattı. Bu numarayı arayıp, karşı tarafa;
    -Haldun seni hayatını paylaşacak kadar çok seviyor. Lütfen onu kırma ve evlilik teklifini kabul et. İnan seni şimdiye kadar kimseyi sevmediği kadar çok seviyor.
    Dememi istedi. Masama;
    -Bu emeğinin karşılığı değil ama,
    diyerek küçük bir hediye paketi bıraktı. Elimdeki telefon numarasını çevirmeye başladığımda parmaklarımdaki titremeyi görecek diye çok endişelendim. Telefon çalmaya başlamıştı. Birden masamdaki kutudan love story müziğini duydum. Telefon halen kulağımdaydı. Bir yandan da kutuyu açmaya çalışıyordum. Kutuyu açtığımda bir cep telefonu gördüm. Telefonu aldım ve açtım. Haldun bir hamle ile masamdaki iş telefonunu kulağımdan aldı. Ben ise gayri ihtiyari cep telefonunu kulağıma götürmüştüm. Haldun şimdiye kadar duymayı her şeyden çok istediğim, bir kerecik duyduğumda ölmeyi bile kabul edeceğim o cümleleri söylemeye başladı. Ben ise göz yaşlarımı tutamadım ve boynuna sarıldım.


  24. DENİZ KABUKLARI

    Uzun uzun yıllar evveldi....
    Uzak sahillerin, nemi yaprağı üzerinde, yemyeşil ormanlarında
    güzeller güzeli bir kız yaşarmış.......
    Adı yokmuş..
    Bir isme de, ihtiyacı yokmuş zaten.
    Duyamaz ve konuşamazmış, O......
    Tüm gün topladığı deniz kabuklarıyla uğraşırmış sadece.....
    Her sabah uyandığında,
    acaba bugün, hangi deniz kabukları bulma şansına sahibim diye merak duyarmış.....
    Kime sorsanız, tüm deniz kabuklarının birbirine benzediği o uzun sahillerde, o aylardır yıllardır hep mutlu ve
    her günü ayrı bir umut ve güzellik içinde, heyecanla yaşamaktaymış.....
    Çünkü O
    zamanın,
    sevenler için sonsuz olduğuna inanırmış......
    Çünkü O,
    zamanın,
    sevinenler için kısa
    üzülenler için çok uzun,
    korkanlar için çok hızlı ,
    bekleyenler içinse çok yavaş olduğunu, bilirmiş......
    O, sonsuzu seçen, seven , ama çok seven bir yüreğe sahipmiş......
    Topladığı ve dokunduğu her deniz kabuğu ile, yüreğine bir parça daha sevgi biriktirmekteymiş......
    O, deniz kabuklarında, kulaklarıyla duyamadığı, bilinmez nice sesleri dinlemekteymiş aslında......
    Yüreğinin kumsalları ve suları, ona hiç gitmediği, hiç görmediği kıyıların, nice hikayelerini anlatır durularmış......
    Dünya, onun yüreğinde atarmış...
    Dünya, onun yüreğinde ses verirmiş evrene......
    O, dünyayı yüreğinden işitir, bilir ve yaşarmış......

    Bazen işittiklerimiz, yeter sanırız...bildiklerimiz gerçek sanırız.......
    Ve bunlar mutlu etmez bizi.....
    Çünkü mutluluk;
    duyamadıklarımızda, gidemediklerimizde,
    fark edemediklerimizdedir....
    Oysa, görebildiklerimizden, daha fazlasıdır gerçekler........
    Günlük döngüler içinde, Sevdiklerimizle ve kendimizle paylaşabileceğimiz şeylerden uzak kalarak yaşıyoruz hayatlarımızı maalesef.....
    Hayat bu olmamalı.. İşler hiç bir zaman durulmayacaktır ki, hep yoğun, hep çok olacaktır......
    Ama sular bile durulur.
    Durulur ve durulanır o zaman su; sedeflenir, sakinliğin, dinginliğin tatlı huzuru , derinliği aks olur kumsallarda.....
    Bu hayattır işte.. Hayat oradadır...
    Dinlerken, beklerken, izlerken, durulanırken..
    Hayat orada yaşanır gerçel anlamda..
    Oysa bizler mekanik ve elektronik bir dünyaya hapis vaziyette şuursuz yaşıyoruz, hayat, bu diye.....
    Yaşamımızı, hayata ve kendimize endeksleyebilmeliyiz...
    Gerçekle, doğru arasındaki farkı görebilmeliyiz......
    Hepimiz ....
    Gerçekten mutlu olmak,
    sadece yüreğin işidir...
    Yüreklerimize fırsat vermeliyiz.....
    Her yeni güne başlarken,
    hangi deniz kabuğuna dokunarak,
    bilinmedik hangi yaşama katılacağımız şansına gülümseyerek,
    umutla uyanmalıyız......
    Var olmanın güzelliği bu olsa gerek...
    Acaba, bugüne kadar,
    yüreğinizde kaç deniz kabuğu biriktirmişsinizdir ?
    Sen...,
    bugün hangi deniz kabuğunu dinledin,
    ve bugün kaç deniz kabuğu topladın?
    İnsanın yüreği, belki de, deniz kabuklarından örülü olmalı.
    Her yürek, bir kumsal olmalı belki de......
    Kumsal gibi sonsuz olmalı.....
    Kum tanelerinin kristallerinde, nice deniz çiçekleri, sedefleri açtırmalı her gün için..
    Ve, her mevsimde ebruli olmalı o kumsal,
    her koşulda kumsalda olmalı varlığımız.
    Mesela, yazı, kumsal mevsimi biliriz sadece. Fakat, kışın da, oradayızdır.. İnsanlar nedense, kumsalları, sadece yazın fark ederler......
    Ne talihsizlik.!
    Tıpkı, yüreklerimizi de, aynı talihsizliklerle fark edemediğimiz gibi
    Belki de, maviyi görmek değildir önemli olan..
    Belki, bakışlarımız gökyüzüne yöneldiğinde,
    Önce, uçurtmayı görebilmeli gözlerimiz..
    Önce uçurtmayı görebilirsek, mavileri de yakalarız zaten......
    Uçurtma, mavidedir nihayetinde....
    Eğer her gün, yeni bir var olma çiçeği açıyorsa gözlerimizde ve
    Yüreğimizin ebruli kumsallarından, yepyeni deniz kabukları, sedefler toplayabiliyorsak,
    Yokluk yok demektir, değil mi?
    VE, her sabah ya da akşam üstleri,
    Sulanmalı mutlak o var oluş çiçeklerimiz.......
    Güne ya da akşama başlarken
    Yürek su ister......Çiy ister... Şebnem ister......
    İnsanın en yalnız olduğu zaman dilimlerdir, sabahın eri ve akşamüstleri.......
    İnsanın en çok kendi olduğu, kendinde ve kendiyle olduğu vakitlerdir onlar.
    Doğrularımızdan, gerçeğe yönelik yolculuğun başladığı vakitlerdir.
    Sonsuza uzanan, uzanması gereken yürekler yollarını çiçeklendirme ve deniz kabuklarını sevgilendirme vakitleridir.
    Doğrularınıza sahip çıkın. Kendinizi yakalayın.
    Sonsuzluğu, kendinizden esirgemeyin.
    Bakın, dinleyin, dokunun, deniz kabuklarının size söyleyecekleri var..
    Yüreğinizin, ebruli kumsalından ayrılmayın.

  25. BİR MAKAS VE BİR KUTU İLAÇ

    Bir makas ve bir kutu ilaç. Tercih sözkonusu olduğunda hiç düşünmemiştim hangisini seçeceğimi ama işte o an bir kutu ilaca baktım baktıkça kendimi değil geride bıraktıklarımı düşündüm. Ne yaparlardı tek tek bütün tanıdıklarımı düşündüm.
    Ölüm haberimi aldıklarında ne yapacaklardı. Görmek isterdim kimin ne kadar üzüldüğünü ama şuna emindim ki üzülmeyen bir tek insan olmazdı tanıdıklarımın içinde belki tanımadığım insanlar bile yada beni tanımayanlar üzülürdü duyunca hikayemi.
    Bu suçsuz insanın nasıl olurda kendi canına kıyacağını. Sonra gidip uyuyan kızımın o güzel masum yüzüne baktım.
    Beni ne kadar çok sevdiğini söylediği sevgi sözcüklerini duydum kulaklarımda. Bensiz düşünemiyordu hayatı belki herkes gidebilirdi ama ben yani annesi olacaktı hep yanında. Kimse yoktu ben bunları düşünür savaşırken hayatta kalmakla gitmek arasında. Biri gelsin birşey söylesin gitme desinde işim dahada kolaylaşır diye düşündüm. Sonra tekrar kendi evim diyebileceğim ama evim olmayan evin mutfağına attım kendimi. Kardeşim arkadaşı ile gülüyor şakalaşıyordu sanki nereden çıktı bu ablamlar dercesine baktığını hatırladım bu akşamki yemekte gözlerimin içine. Bakmıştı ama tamam gidiyorum hayatından sen rahatını bozma diyemiyordum. Sırtımı dönüp o bakışı unutmak istercesine kızımı alıp kaçmıştım hemen odaya. Bir taraftan bulaşıkları yıkarsam belki fazla yorulmaz ve bize katlanabilir diye düşündüm. Ve kızımı uyutmaya karar verdim kendimle başbaşa kalabilmek için.

    Çok üşüyordu minik yavrum yere serili yatakta yatarken başına pencereden gelen rüzgarı elimle ölçtüm birşeyler daha giydirip yeni aldığım hikaye kitabını okudum. Okuduğumu duymuyordum o anda kafamda bin tane düşünce savaşıyor ve kaybediyordu saniye farkla. Sonunda uyumuştu gözlerini kapattığı an başladı yaşlar süzülmeye yanaklarımdan. Kalkıp oturdum çünkü bende hastaydım ve nefes alamıyordum. Nefes alabilmek çok güzeldi ama değerini bilemiyordum. Bir süre ağladım düşüncelerime meze olsun diye.Bir hafta öncesine kadar bir odası kurulu düzeni ve çok sevdiiği arkadaşlarının olduğu bir okula gidiyordu kızım. Bir gün içerisinde değişmişti hem onun hem bizim hayatımız ama biz bile anlayamazken yaşadıklarımızı ona anlatamıyorduk. Artık kirasını bile ödeyemediğimiz evimizden eşyalarımızı alıp götürerek taşıdılar bizi kardeşimin evine. Gelmeyi düşünüp gelmemek çok daha rahatlatıcıydı oysa. Gidelim diyordum gidelim buralardan ama bir evimin olması sadece bana ait olması her zaman daha çekiciydi gözümde. Gitmemek için direndik birsüre sonra onlar geldi. Küçüklüğümün kötü adamları icra polis avukat üçlüsü. Alıp götürdüler ele dokunur ne varsa evimizden. Sanki kararın doğru taşınmalısın der gibiydiler, ne yaptıysak durduramadık bu talanı.
    Eve geldiğimde eşim her yeri toplamış süslemişti. Kızımın evi görmesini istemedim, eşyaların yoklukları değil onun vereceği tepki korkutuyordu beni. Neyseki Kızım yoktu evde gittiğimde. Oh şükür dedim içimden görmemiş bize dokunan şeyler kimbilir onda ne yaralar açardı belkide onunda çocukluğundan hatırladığı bu kötü adamlarmı olurdu.

    Eşim evi toplamış almayı unuttukları bir müzik çalarda hafiften bir müzik çalıyordu. Çoktandır sermediğim örtüleride sermişti sehpanın üzerine koltuklarımız ve sehpamız vardı hala onu güzelleştirmek istercesine. Aslında görmedi diye sevinmiştim ama kızımın evin o manzarasını gördüğünü ama sandığım kadar büyük bir tepki vermediğini öğrendim. Eve getirdim televizyon seyrettiği bakıcısını evinden. Eve girer girmez o akşam televizyonda oynayacak olan dizileri saymaya başladı sadece hızlı hızlı sevdiği programları sayıyor ve ağlıyordu. Onu yatıştırmak bir gün daha sabretmesini söylemeye çalışmak faydasızdı ama hala bizim ağlamadığımızı ve yalanda olsa gülücükler saçtığımızı görünce sustu. Ertesi günü televizyonumuzun geleceğini söylemiştik ona geleceğine inanmasakta. Gidecek bir yerimiz vardı oda ne zamandır gelmemizi isteyen kardeşimin eviydi. Sanki sevgi doluydu gelin abla beraber yaşayalım dediğinde ağzından çıkan kelimeler. Ama aslında kabus yeni başlıyordu. Aslında hayata sen öyle bakarsan kabus olurdu biliyorum ama artık yaşadıklarımın çok ağır gelmesi beni delirtecek güce ulaşması güzel görmemi engelliyordu hayatı. Ertesi günü bekledik ve eşyalarımızı hemen geri alamayacağımızı söylemeleri ile o akşam bir haftalık kıyafetlerimizide alarak uzaklaştık o evden sanki gecenin karanlığı herşeyi kapatıyor soğuğu ise içimize işliyordu. Otobüs beklerken yeni bir hayata başladığımı düşünüyor kızımın anlamsızca bakan gözlerine bakmamaya çalışıyordum.Zaten ağlayarak çıkmıştı o evden artık bir daha o eve gelmeyeceğini okulunu arkadaşlarını göremeyeceğini biliyordu sanki.

    Çok yakında aylardır hazırlandığı 23 Nisan gösterileri yapılacaktı okulunda ve bu gösteri onun için çok önemliydi. Gösteriye katılacağını söyledik buna bizde inanmadan ve çok uzun bir bekleyişten sonra bizi kardeşimin evine götürecek otobüse bindik. Hiç konuşmak istemiyordum durakalmıştım. Oysaki en çok ben istemiştim kardeşimin evine gitmeyi neden mutlu değildim. Eve gittiğimizde kardeşim yeğenim ve bir arkadaşı yemek yiyorlardı. O zaman bu evdemi yaşayacaktım artık dedim içimden kendi evim gibi olmayacaktı hiçbir zaman ama kendi evimiz gibi hissetmek gerekiyordu huzurlu olmamız için.
    Aradan bir hafta geçmişti kabus gibi bir hafta yeğenim ve kızım sürekli tartışıyor ve kardeşim ve eşim bu konuda hep kızımın üzerine geliyorlardı. Onu korumak bana aitti. Onu korumak kendimi yaşadıklarımı üzüntülerimi unutup sadece onu korumak. Bu annelik iç güdüsümüydü bilmiyorum ama o çok sevdiğim yeğenimi bir düşman gibi görüyordum kızımı üzdüğü için. O hafta sonu tekrar apar topar çıktığımız evimize gittik hala almamız gerekli şeyler vardı üstelik bir hafta sonra kalan eşyalarımızı bir depoya taşımak zorundaydık ve toparlanacak çok şey vardı. Hızla evi toplayıp sarmaladık ve yine kabus dolu bir hafta geçirmek üzere döndük kardeşimin evine.Kızımı çok seviyordu ne de olsa teyzesiydi ama oda annelik iç güdüsünden hep oğlunu haklı görüyor zaten babasız büyümesinden dolayı acıdığı yeğenimi o da kendince koruyordu.
    O hafta Salı günü tatildi ve kızımın yirmi üç nisan gösterilerine katılmak gibi bir hayali vardı hala. Onu gösteriye götürmeye üşendiğimizden değilde gösteride giyeceği kıyafetleri alamadığımızdan götüremiyorduk. Ona havaların yağmurlu olduğunu ve gösterinin iptal edildiğini söyledik hiç tepki göstermedi yine korktuğum gibi olmamıştı ama benim kızım niye tepkisizdi kendisi için çok önemli, şeyleri kaybettiğinde bile neden bu kadar tepkisizdi. Oda alışmış mıydı bu yokluğa bu anlamsızlığa bilmiyorum. Pazartesi günü yine çaresizlik artık son safhasına varmış ve beni hiç istememem birinden borç istemeye kadar zorlamıştı. Herkez herşey beni o kadar incitiyor o kadar üzüyordu ki bunun da üzmesi incitmesi hatta çok sevdiğim birini kaybedebileceğim düşüncesi bile beni engelleyemedi.
    Ona bir faks çektim sadece yalvardım öl dese ölecektim gel dese de gidecek o kadar bıkmıştım o kadar çaresizdim. Faksı çekerken avucumun içine gömmüştüm tırnaklarımı ruh gibiydim ayakta zor duruyor bir yere yaslanmak istiyordum. Çabucak kaçtım faksı çektikten sonra masamın bulunduğu odadan. Çünkü telefon çalsın beni arasın istemiyordum çünkü onunla konuşacak kadar cesaretli değildim. Kimseye yalvarmamıştım üstelik yalvardığım bu kişi başkası olsaydı belki bu kadar etkilenmezdim. Ağzımda iki kelime çıkıyordu sadece onu kaybettim kelimeleriydi. Sigaramı içerken sürekli bunu tekrarlıyor ve ağlıyordum. O anda yaşadığım o büyük acıyı ve sebebini kimseye anlatsam da anlayamaz. Ömrümden ömür silinmişti sanki ölmeyi tercih ederdim o kadar. Sonra toparlandığımı sanarak yerime gittim kardeşim onu aramış ve gelen haber olumsuzmuş. Yani bana borç falan veremezmiş çünkü onunda durumu da iyi değilmiş. Boşuna kendimi küçük düşürmüş yalvarmıştım. Peki şimdi ne yapacaktım. Onu arayamazdım artık konuşamazdım çare değil ölmek istiyordum. Kimseyle konuşmadım iş dışında ve akşam olunca yine bir ruhtan farksız olan bedenimi eve taşıdım. Bu yabancılığı bu umursamazlığı hiç bu kadar hissetmemiştim kardeşim yaşadıklarımı anlattığımda sanki hiç önemsemeden beni dinliyordu bana yabancı gibi bakıyordu çünkü onun hayatı ve heyecanları olduğu gibi kalmış kaldığı yerden devam ediyordu.
    Kendimi oraya ait hissetmek için elimden geleni yapmıştım ama başaramadım o gece yanlış bir geceydi. Eşim yoktu çalışıyordu. Bir an önce ölmek tek düşündüğüm buydu saaatler geçtikçe buna daha çok yaklaşıyordum kızımı uyuttum evde sezsizlik hakimdi, kardeşim benim uyuduğumu sanıp arkadaşı ile bilgisayarda chat yapıyordu. Sanki son bakışını unuttuğumu düşünüyor oh be kendi evim kendi odam ve hayatımda bunların ne işi var der gibi salonun kapısını sıkı sıkıya kapattı. Bizi duymak görmek bile istemiyor böyle bir günde tüm olup biteni ona anlatmışken beni nasıl olurda yanlız bırakır diye düşünüyordum, kendimde değildim ve kızımı uyuttuktan sonra mutfağa gittim. Hem ağlıyor hem sigara içiyor hemde saçlarımla uynuyordum. Sanki o saçlar bana ağırlık veriyordu sanki onları kessem başımdaki bu ağırlık kaybolup gidecekti. Şimdi ilaçları içmenin tam zamanı diye düşündüm sigaramı bitirdim ve tekrar kızıma bakmaya gittim dönüşte de yatak odasında makası alıp tekrar mutfağa geldim, makasla ilaç kutusu yanyanaydı. Ölmek kafamdaki tek şeydi herşeyin sonunu ölümümden sonrasını düşündüm. Kızımı eşimi dostlarımı kendimi. Haketmediğim bir hayatı yaşıyordum hakketmediğim acılar çekip inciniyordum. Artık beni hayata ne bağlayacaktı ki. Saçlarımı avuçladım ve kestim umurumda değildi nasıl kestiğim çünkü ölecektim zaten. Kestikten sonra tekrar elimi saçlarıma götürdüm ve rahatladığımı hissettim. Sanki herşeye rağmen yaşamam gerekliydi. Kizım için yaşamam gerekliydi. İçimdeki his bana bunu söyledi. Hala umut vardı ve umutların sebeplerin en büyüğü kızımdı. Saçlarımı toplayıp çöp tormasına attım saklamadım çünkü birileri ben ölmeden onları görsün beni kurtarsın istiyordum keserkende birleri gelsin ne yapıyorsun desin diye bekledim. Kimse gelmedi makası aldığım yere bıraktım ve kızımın yanına başımda korkunç bir ağrı ile uzandım artık ağlamak istemiyordum çok yorgundum. Uyumak ve bir dahada uyanmamak hayalmiydi bilmiyorum ama bu halde uykuya daldım. Sabah kalktığımda olanları unutmuştum. O gün yirmiüç nisandı işe gitmeyecektim kızımla beraberdim.
    Hala yaşıyordum ama saçlarım yoktu. Artık kimseye güzel görünmesem de olurdu. Nasıl yaşadığımı bilmeden yaşamaya devam edecektim. Sadece nefes alacak kadar kızımı sevecek kadardı yaşama sevincim. Bu kadar.
    Yorgun Ve Savaşçı Bir Anneden