Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

cicceekk

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

Blog Gönderileri tarafından gönderilen cicceekk

  1. SİZE AŞIK MI?

    Bir süredir biriyle berabersiniz ve size aşık olup olmadığını öğrenmek için can atıyorsunuz. Beraber olduğunuz adam aşağıdaki konularda kendinden eminse bilin ki size çoktan abayı yakmış!
    Eski sevgilimi unuttum!
    Eski sevgilimizden ayrıldıktan sonra bir süre doğru yapıp yapmadığımızı düşünürüz. İlişkimiz uzun sürdüyse ayrılığımızla ilgili birçok soru sorarız kendimize cevapları hiçbir zaman bilemesek de
    Beraber olduğunuz erkek: Onunla (yani sizinle) tanıştığımdan beri eski sevgilim hiç aklıma gelmedi. Hatta onda ne bulmuşum hiç anlamıyorum diye düşünüyorsa bilin ki sizinle çok mutlu.
    O aklımdan çıkmıyor!
    Beraber olduğunuz erkek arkadaşlarıyla beraber takılırken bir mağazanın vitrininde bir tişört görüp içinden Bu ona ne kadar da yakışır diye düşünüyorsa sizden çok hoşlanıyor demektir.
    O çok ilgimi çekiyor
    Bir gecelik aşk yaşadığı kadını tanımaya bile çalışmazken sizinle ilgili her türlü detayı merak ediyorsa ve sizin kendinizi kötü hissettiğiniz bir gün o da kendi kendine o çok kötü bir gün geçirmiş. O yüzden de ben de kendimi çok iyi hissetmiyorum diyorsa size bayağı bir tutulmuş.
    Kimyamız çok uyuşuyor
    Kimyanızın uyuşmadığı birine aşık olamazsınız. Erkek arkadaşınız Onunla birçok konuda paralel düşünüyoruz ve çok iyi vakit geçiriyoruz diye düşünüyorsa size aşık olma ihtimali yüksek.
    Başka kadınlar ilgimi çekmiyor
    Arkadaşlarından biri sevgilinize Karşı kaldırımda yürüyen sarışın fıstığı gördün mü? diye soruyor ve aldığı cevap Hayır oluyor. Yoksa fark etmediniz mi? Bu adam çevresinde sadece tek bir kadın görmeye başlamış. Yani sizi
    Onunla bir gelecek düşünmeye başladım
    O da ne size sık sık gelecek planlarından bahsediyor. Ama hepsinden önemlisi bu planlara sizin de dahil olmanız. Şu noktada daha fazla bir şey söylemesine gerek yok değil mi?
  2. İLK BULUŞMA HEYECANI

    Beklediğiniz gün nihayet geldi, onunla ilk kez buluşacaksınız... Peki ama nerede?
    Sinema: İlk buluşma için pek uygun sayılmaz. Ne de olsa film başlar başlamaz ağzınızı kapamak zorunda kalırsınız. Ancak uzun süre yan yana oturacağınızdan, olumlu elektrik alıp almadığını anlaman için iyi bir fırsat olabilir. Bu arada filmin türüne göre birbirinize dokunma şansını da elde edebilirsiniz. Eğer bu bir korku filmiyse, ona sarılmanı hiç de ters karşılamayacak aksine hoşuna gidecektir. Ama sakın durumu abartayım deme!
    Nelere dikkat etmelisin? Filmden hoşlanmasan bile bunu belli etmemen yerinde olur.
    Yemek: İşte birbirinizi daha iyi tanımak ve bir dahaki buluşmayı garantileyecek bir ortam. Eğer onu gerçekten etkilemek ve senden başka bir şey düşünmesini istemiyorsan, mutlaka sakin ama romantik bir yere gitmenizde fayda var. Sınıf arkadaşlarının akınına uğrayan, gürültülü patırtılı yerler, ilk buluşma için hiç de uygun sayılmaz. Gelelim yemek anında yapman gerekenlere... Garson mönüyü getirdiğinde, uzun uzun inceleyip, bütün listeyi tek tek anlatmasını istersen, baştan şansının kaybolduğunu söyleyelim. Senin kararsız ve sıkıcı biri olduğunu düşünmesini istemezsin öyle değil mi? Göz ucuyla mönüye şöyle bir bakıp, kendinden emin ve cool bir tavırla, daha önce hiç tatmamış bile olsan bir yemek iste. Ne kadar aç olursan ol, yemeğini ağır ağır yemeye özen göster. Bu arada havadan sudan konuşmayı da ihmal etme. Yemek boyunca sakın hayat hikayeni anlatma. Bırak o seni çözmeye çalışsın. Unutmadan, ne kadar yakınlaşırsanız yakınlaşın ona dokunma girişiminde bulunma. Bunu, daha sonraki buluşmalara bırakman daha yerinde olur.
    Nelere dikkat etmelisin? Ağzını sık sık peçeteyle sil. Yemek artıkları eşliğinde konuşmak pek hoş olmaz öyle değil mi?
    Cafe: En uygun buluşma ortamlarından sayılır. Bol bol sohbet edebilir, birbirinizi yakından tanıma fırsatı bulabilirsiniz. Seçme şansın varsa, deniz veya yeşilliğe bakan bir masayı seç ki, daha romantik olsun. Böylece ona duygularını daha rahat ifade etme fırsatı tanımış olursun.
    Oturma pozisyonunu da es geçmemek gerek! Tam karşısına oturursan, onu etkileme şansın azalabilir. Çünkü bu oturuş biçimi beden dilinde rakiplik anlamına gelir ve karşısındaki kişi seninle rahat iletişim kuramaz. Bu nedenle mümkünse, yanına otur ve onunla sadece göz teması kur.
    Sohbet sırasında sakın peçete, telefon, çanta sapı gibi şeylerle oynama. Böyle yaparsan senin onu dinlemekten sıkıldığını düşünebilir. Anlattığı şey, önemsiz bile olsa, çok ilginç bir şey dinliyormuş gibi bedenini ona doğru yönelt ve can kulağıyla dinle.
    Nelere dikkat etmelisin? Onu etkilemek için olmadık komplimanlar yapmaya kalkma, doğal ol ve bol bol gülümse
    Konser: Her ne kadar sohbet şansı sıfır olsa da konser mekanı ilişkinizin ilk tohumlarını atmak için uygun bir yer olabilir. Özellikle bu, ikinizin de sevdiği bir sanatçının konseriyse... Üstelik burada cafe veya yemekte olduğu gibi birbirinize dokunmamak için kasmanıza gerek yok. İlk buluşmanız bile olsa, konser boyunca birbirinize sarılabilir, dans edebilir, birlikte sevdiğiniz sanatçının şarkılarına eşlik edebilirsiniz. Çıkışta yaptığınız nefis bir sandviç ziyafeti ve kısa bir yürüyüş, güzel bir aşkın başlangıcı olabilir.
    Nelere dikkat etmelisin? Sesin iyi değilse kendini fazla kaptırıp, bağırmaya kalkma! Bütün hayallerini suya düşürebilirsin.
    Parti: İlk buluşma için pek uygun sayılmaz ama birçok avantajı olduğu da bir gerçek. Her ne kadar koyu bir sohbete dalma fırsatı bulamasanız da, kalabalık sayesinde sıkılmadan vakit geçirebilirsin. En önemlisi, ortak arkadaşların sayesinde hakkında bir sürü tüyo kapabilirsin. Böylece bir dahaki buluşmanızda elinde ciddi anlamda veri olmuş olur.
    Nelere dikkat etmelisin? Bir partide başına gelebilecek her türlü aksiliğe karşı önlem almayı unutma! Üzerine yemek dökülmesi, elbisenin askısının kopması veya çorabının kaçması karizmanı bir anda yerle bir edebilir.
  3. AŞKIN 10 ALTIN KURALI

    İlişkinizde bu 10 kuralı uygulayın, aşkta kazanan hep siz olun ve mutluluktan her daim uçun!
    1- İletişim kurmayı öğrenin
    Ona ne demek istediğinizi, ne istediğinizi dolaylı yoldan değil, direkt söyleyin. Birinden sizin zihninizi okumasını beklemek, iletişim kurmak değildir.
    2- Tutarlı olmayı öğrenin
    Ağzınızdan bir şey çıkıyorsa, bunun arkasında durun ve söylediklerinizi yapın. Kendinize karşı dürüst olun ve bir şey söyleyip, başka bir şey yapmayın. Kararlarınızı birçok kez değiştirmeyin.
    3- Seksi yem olarak kullanmayın
    Erkek arkadaşınıza ya da eşinize karşı seksi asla yem olarak kullanmayın, seksi yaşamak istiyorsanız yaşayın. Seks, bir şeyin cezası ya da ödülü olmamalıdır.
    4- Bilincinizi geliştirin
    Partnerinizin cinsel gücü ile ilgili kötü sözler sarf etmeyin. İlişkinizde menfaatinizi ön planda tutmayın, gereken fedakârlıkları karşılık bekleyerek yapmayın, onun da böyle davranmasını sağlayın.
    5- Ona yanlış mesajlar göndermeyin
    Her zaman dürüst ve net olun, ondan her şeyi anlamasını beklemeyin ve anlamıyor diye de sorun çıkarmayın.
    6- Erkeklerin hayatınızı finanse etmesini beklemeyin
    Hayatınızdaki erkeklere ATM makinesiymiş gibi davranmaktan vazgeçin, 2000'li yıllarda şunu unutmayın ki herkes kendi bütçesinden sorumludur.
    7- Eşitlik bekliyorsanız, siz de eşit davranın
    İlişkinizde ezilmek istemiyorsanız, siz de her zaman partnerinize karşı eşit davranın. Sadece kadın olduğunuz için ondan bir şeyler beklemeyin.
    8- Erkekleri tüm sorunlar için suçlamayın
    Unutmayın; ikili ilişkilerde asla tek taraf tamamen suçlu değildir.
    9- Nazik olun
    Ağırbaşlı ve nazik olmaya özen gösterin. Her erkek böyle kadınlardan hoşlanır.
    10- Bu 9 kuralı hiç unutmayın
    Sık sık bu kuralları okuyun ve ilişkinizde uyarlamayı unutmayın
  4. İŞTE ERKEĞİN KADINDAN FARKI

    Kadın ve erkek arasındaki en büyük fark nedir? Bu sorunun cevabını düşünmeyen kadın yoktur herhalde. Biz size şöyle özetleyebiliriz; siz ağlarken, o neden ağladığınıza anlam veremez....
    Anlatmak istediğimiz biz duygularımızı ne kadar açık anlatırsak anlatalım erkekler bu duyguları anlamakta zorluk çekerler. Siz onun yüzünden karşısında hıçkırıklara boğulurken, o size "niye ağlıyorsun" diye sorar. Bu küçük bir örnek olsa da tüm kadınların yaşadığı bir örnektir.
    Erkekler ilişkide daha birçok şeyi sizden farklı düşünür. Aşk hakkında sizden farklı düşünür? Mesela neleri mi farklı düşünür? Erkeklerin gözünden aşk şöyledir:
    Özel günlerin hiçbir önemi yok!
    Erkekler genelde aşkta küçük ayrıntılar üzerinde durmazlar. Örneğin yıl dönümlerinizi, doğum gününüzü unutabilirler. Ancak bu onlar için çok büyük bir sorun değildir. Hatta çoğu kez özel gün kavramının ne olduğunu bile hatırlamazlar. Çünkü bu gibi şeyler onlara göre küçük detaylardır. Kötü niyetle değil ama kendilerince hayatta önem verdikleri başka şeyler olduğundan çok da fazla tarihlere takılıp kalmazlar. Bu nedenle sevgiliniz sizin ile ilgili özel bir günü unuttuğunda hemen bozulup üzülmek yerine, kibarca uyarın ve asla bunu sizi sevmediği için yaptığını düşünmeyin.
    Onu arayıp aramamanız çok da önemli değildir!
    Kadınlar sevgilileri tarafından aranmayı ve ilgilenilmeyi çok sever. Oysa telefon etmek erkekler için çok de gerekli bir durum değildir. Sevgilisini gün içinde mutlaka araması gerektiğini düşünmez. Hatta eğer bu konuda ona biraz sitemli davranırsanız, neden böyle davrandığınızı ve bir telefon görüşmesine neden bu kadar önem verdiğinizi anlayamaz.
    Biten bir ilişki arkasından ağlanmaz
    Erkekler bazı durumları kadınlara göre daha kolay kabullenebilir. Ayrılık onlar için kabullenilmesi gereken bir gerçektir. Eğer ilişki bitmişse, ayrılmak gerekiyorsa yapılacak bir şey yoktur. Tabii bu tamamen onların üzülmediği anlamına gelmez. Çoğu zaman üzüntülerini dışa vurmamayı, duygularını karşısındakine aktarmamayı tercih ederler. Böyle zamanlarda mantıklı düşünceyi ön plana çıkarırlar. Onlar için bir ilişki bittiyse bitmiştir, üzülse bile bunun fayda sağlamayacağını düşünür.
  5. UĞRAŞMAYIN ERKEKLER DEĞİŞMEZ...

    Her kadın gibi siz de sevgilinizin bazı huylarını değiştirmek istersiniz değil mi? Bu istek, bir kadın olarak, Tanrı'nın size verdiği en doğal hediyedir. Dilediğiniz kadar kullanabilirsiniz ama başlamadan önce size kısa bir bilgi verelim.
    Nedense bütün kadınlar, aralarında genetik bir anlaşma varmış gibi sevgililerini değiştirmeye çalışırlar. Genci, gecikmişi ama hepsi, ısrarla sevgililerinde beğenmedikleri bir huyu değiştirmek isterler. Aralarında hırsa bulanmışları, kimi zaman bunda başarılı da olur. Gerçi ortaya çıkan hilkat garibesi adam, tüm erkekler tarafından bir anda dışlansa da kadınlar bu 2 yaratığı bir müddet daha, enteresan bulurlar. İşte "Hanım köylü" ya da "Kılıbık" olarak adlandırılan modeller, bu yaratıklardır. Hatta bunların şarkı söyleyen modelleri de mevcuttur.
    Ancak kadınların sevgililerinde değiştirmeyi başaramadıkları huylar da vardır. Bu klasik davranışlar hakkında bilgi sahibi olmayan hanımefendiler, değişime zorlama sürecinde sert bir kayaya çarparlar ve ellerindeki son adam da kayarak meçhule gider. Böyle bir hazin sonun sizi beklememesi için size, bir erkekte değiştiremeyeceğiniz bazı davranışları anlatacağız
    Pazar günü tıraş olmak...
    Normal doğum sonucu dünyaya gelmiş hiçbir erkek, pazar günleri sakal tıraşı olmayı istemez. Bu saplantısını hiçbir zaman sizinle paylaşmaz ancak her zaman aklındadır. Ve bildiği gibi uygular. Siz siz olun sevgilinizin sakal tıraşına müdahale etmeyin. "Yok, benimki yapmaz!" demeyin, dikkat edin akşamları televizyonda yayınlanan tıraş bıçağı reklamlarını gördüğünde bakışlarını ekrandan kaçırıyordur. Eğer değişim konusunda cesursanız ve ısrarlı davranmayı kafanıza koyup, hele de "Annemler gelecek, tıraş olacaksın değil mi?" gibisinden kinayeler sokuşturmaya başladıysanız, adamınız yakında ilişkiden kopacak demektir. Yapmayın! Uyuyan devi uyandırmayın.
    Annesi...
    Neredeyse arabasıyla eşdeğerdir. En önemli alışkanlığıdır. Değiştirmeye kalkmanız demek hem cinsinizle esaslı bir savaşa girmeniz demektir ki bu savaşı kazanan gelin namzedi görülmemiştir. Annesinden onu vazgeçirmeye kalkmak yerine, ağınıza düşürün, evlenin, bir erkek çocuk sahibi olun. Şartlar eşitlenmiş olacağından savaşı kazanma ihtimaliniz yüksektir. Ancak flört döneminde sevgilinizi Prens Charles, annesini de Kraliçe Elizabeth olarak görmeniz ve her bir araya gelişinizde kraliyet seremoni kurallarını uygulamanız hayrınızadır.
    Maç...
    Eğer sevgilinizin genlerinde bir kalite düşüklüğü ya da kromozom sıyırması yoksa bir erkek olarak en doğal dürtüsünün seks ve sonrasında da futbol olduğu açıktır. "Benimki İngiliz şekerim, medeni adam, futbol sevmez!" diyorsanız kendinizi aldatıyorsunuz. Dünyadaki tüm televizyon kanallarını gezin, yüzde 97'sinde, en fazla izlenme oranı, futbol maçlarındadır. Geri kalan
    yüzde 3'ü ise erkeklerin birbirleriyle evlenebildikleri ülkelere aittir ki konumuzla ilgisi yoktur. Sevgilinizi maça göndermeme ya da televizyonda maç izletmemeye kalkışmanız gerçekten çok tehlikelidir. Bunu başarabildiğini sanan kadınların yüzde 97'si aile içi şiddet kurbanı olmuştur. Geri kalan yüzde 3'ü ise, sevgilileri homoseksüel olduğundan frijite vurmuştur. Uğraşmayın.
    Sürü
    Kadınlar için en zor kavramlardan biri de sevgililerinin erkek arkadaşlarıyla olan bağlılıklarıdır. Hanımlar, sosyal yönleri daha güçlü bireyler olduklarından, tek başlarına hareket edebilir ya da yeni hemcinsleriyle kaynaşabilirler. Ancak erkekler küçük sürüler halinde yaşarlar. Kanka, Badi, Kankardeşi, Emmoğlu gibi ifadelerle birbirlerine hitap ederler. Alakasız zamanlarda, ilgisiz kadınlarla evlenseler, çok iyi bir sosyal statü yakalasalar da bu küçük sürü psikolojisine sahip erkekler, bir araya geldiklerinde, birbirlerini parmaklar, şapır şupur öpüşür, hayvani sesler çıkarır ya da enselerine şaplak patlatırlar. Sevgilinizi sürüsünden ayırmaya çalışmak sizin için hayati bir hata olacaktır. Dokunmayın. Sürüyü uzaktan seyredin.
  6. ERKEKLERİN GÖZDESİ KADINLAR

    Erkekler, kadınların ne istediğini bir türlü çözemezken, biz kadınlar onların ne istediklerini bulduk. Erkeklerin istediği, gerçek yüzünü göstermeden, kontrol altına alınmış gibi yapan kadınlar.
    İşte erkeklerin gözdesi kadın tiplerinden bazıları. Siz de bunlardan birini kendinize örnek alın ve erkeğinizi parmağınızda oynatın.
    Bayan tatlı
    Bu kadın tipi her zaman mutlu olan bir Polyanna'dır. Her şeye iyi niyetle bakar, kocası eve geç geldiğinde suratını asmaz, maç izlemek istediğinde televizyonun önünden geçmez. Tek işi kocasını ve çocuklarını mutlu etmektir. Bayan tatlı, çoğu erkeğin rüyalarını süsleyen bir kadın tipidir.
    Bayan seksi
    Böyle bir kadınla birlikte olan erkekler, kendilerini dünyanın en şanslı erkeği hissederler. Her zaman seksi olmayı başaran ve yatakta hiç başı ağrımayan bu kadın tipini kendinize örnek olarak seçebilirsiniz. Böylece eşinizi hem yatakta, hem de özel hayatta mutlu edebilirsiniz. Özellikle fantezilerden korkmayan bu kadınlar, yatak dışında bu özelliklerini kimseye göstermezler.
    Bayan dost
    Erkekler bazen her şeyi konuşabilecekleri bir kadın isterler. Hem arkadaş hem eş olan bu ideal kadın tipiyle her şeyi konuşabilirler. Maçları birlikte izler, gerektiğinde birlikte arkadaş ziyaretine giderler. Tabii bu arkadaşlığı yatakta devam ettirmek istemeyen erkekler, her zaman olduğu gibi yatakta ateşli bir kadın istemekten vazgeçmezler.
    Bayan özgür
    Bu tip kadınlar erkeklerin bunaltan soruları sormaktan kaçınır. "Neredeydin, kimleydin?" gibi sözcükler onun kullandığı kelimeler arasında yoktur. Kendine ve eşine güveni tamdır. Gereksiz kıskançlıklar yapmaz ve karşısındakinden aynı davranışları bekler.
    Bayan bakımlı
    Erkekler güzel kadınları severler, bu nedenle her zaman kendine bakan, güzel giyimli kadınlarla birlikte olmak isterler. Böyle bir kadın onlar için çekicidir. Evde karşısına sürekli olarak eşofmanla ya da dağınık saçlarla çıkan bir kadınla beraber olmaktansa, evde bile seksi kıyafetler giyen bir kadınla birlikte olmak isterler.
    Erkeklerin sevmediği kadınlar: Sakın böyle olmayın
    Feminist
    Özellikle aşırı feminist olan ve her söylediklerinin altında farklı bir anlam arayan kadınlar, erkeklerin hiç sevmediği tiptir.
    Bağımlı
    Erkekler özgür kadınları severler, sürekli olarak kendisine bağımlı olan kadınları sevmezler. Çünkü bu tip kadınların her zaman kendilerine ihtiyaçları olduğunu düşünerek, onları küçümseyebilirler.
    Romantik
    Romantizmi çok seven kadınların hayal dünyasında yaşadığını düşünen erkekler, izlediği filmlerden ya da okuduğu kitaplardan etkilenen romantik kadınları tercih etmezler. Çünkü bu tip kadınlar sürekli olarak ilgi isterler.
    Sinirli
    Erkeklere karşı sürekli öfkeli olan ve her zaman tartışmaya hazırlıklı olan bu kadın tipleri, erkekleri evlerinden soğutabilir. Böyle bir kadınla yaşamak onlar için oldukça zordur.
    Nazlı
    Sürekli her şeye ağlayan ve istediği şey olana kadar inat eden kadınlar, erkeklerin koşarak uzaklaşmasına neden olan tiplerdir. Nazlı bir kadınla evlenen bir erkeğin, mutluluğu başka yerlerde aramasına şaşmamak gerekir.

  7. KADINLAR BU ERKEKLERE BAYILIR

    Bir odaya girdiğinizde karşınızda duran erkekte neyi çekici buluruz da hemen orada ondan etkilenirsiniz? Hadi hanımlar kartları açık oynayalım ve bunu erkeklere anlatalım...
    Kadının dış görünüşten çabuk etkilenmesinde, erkeğin "ailesini iyi geçindirebilir" izlenimi uyandırıyor olması gibi nedenler söz konusu olabilir. İnsan topluluklarını ve bunların farklı dönemlerde ve farklı yerlerde geçirdikleri evrimi inceleyen antropologlar, davranışların açıklanmasında genlerin etkisi gibi biyolojik etmenlere öncelik verirler. Konu cinselliğe gelince de kuşlarda, ayılarda veya insanlarda sağlıklı çocuklara babalık edecek ve onlara iyi bir ev ortamı sağlayabilecek erkeği seçmede, türün var olmasını ve devam etmesini sağlayacak biyolojik güdünün etkisi kolayca görülür.
    Uzun boylu, güçlü ve yakışıklı
    Uzun boy ve iyi bir fiziki görüntü, sağlığın, gücün, cinsel ve üretken yeterliliğin göstergesi oluyor. İyi gelişmiş, sağlıklı kişilerin, doğum öncesinden itibaren iyi bir beslenme olanağına sahip oldukları yani iyi bir aile ortamından geldikleri düşünülüyor. Bu kişiler yeni ailelerini oluşturmak için her türlü şansa sahiptirler. Aynı şekilde, uzun boylu ve fiziksel görünüşü iyi olan erkeklere, belki de hiç sahip olmadıkları, sosyal başarı, zenginlik, zeka ve nezaket gibi nitelikleri yakıştırma eğilimi taşırız. Bütün bu nitelikler, uzun boylu ve yakışıklı bir erkeği, bir eş ve geleceğin babası olarak iyi bir seçim haline getirmektedir.
    Güç onda
    Maddi beklentiler, bazı erkeklerin sergilediği güç ve çekiciliğin yanında önemini yitirirler. Başarılı erkekler, ünlü erkekler ve ünlü erkeklere benzeyenler hepsinin verdiği mesaj aynıdır: Benim prestijim var. Ben geçindirebilirim.
    Gelecek için uygun gözler
    Sevgililerin uzun uzun bakışmaları iyi bilinir ve bu sadece duygusal nedenlerden kaynaklanmaz. Yumuşak ve ısrarlı bakışlar, kadına erkeğin dürüst ve güvenilir olduğunu hissettirir.
    Birbirine benzeyen çiftler
    Yaş, sosyal sınıf ve din açısından olduğu kadar, davranış ve giyim tarzında da kendimize benzeyen insanlardan karşılıklı olarak etkileniriz. Bu tip benzerlikler, bir ilişkinin istikrarlı olmasına da katkıda bulunur. Çocuk yetiştirmek, biyolojik yönden uzun bir uğraş gerektirdiğinden, benzerlik faktörü, kalıcı bir ilişkiyi sağlamakta yararlı olacaktır. Hepimiz kendi yüzümüze benzeyen yüzlerden hoşlanırız. Psikologlar, bunda sevgi ve güvenle karşılaştığımız ilk yüzlerin anne ve babamızın yüzleri olmasının etkisi olduğunu söylüyorlar. Bizler de annelerimize ve babalarımıza benzediğimize göre, bizi etkileyen bu yüzler, kendi yüzümüzden çok da farklı değildir. Önceleri annelerimizin ve babalarımızın yüzlerine, büyüyünce de aynada kendi yüzümüze bakarız. Bu ilk izlenimlerle birlikte, hoşlandığımız yüz düşüncesini geliştiririz. Kendimize benzeyen birisiyle karşılaştığımızda, onu güven verici ve çekici bulmamızda şaşılacak bir yan yoktur.
    Erkeğin bakış açısı
    Yapılan bir ankette, erkeklerden, kadınların erkeklerde en fazla hoşlandıklarını düşündükleri fiziksel özellikleri belirtmeleri istenmiş. Ortaya çıkan listenin başında, adaleli sırt ve omuzlar, adaleli kollar ve büyük bir penis yer almış. Aynı soru kadınlara yöneltildiğinde ise, erkeklerin böyle düşünmelerinden rahatsız olduklarını belirten kadınlar, seksi kalçaları, düz bir karnı, ince ve uzun bir fiziksel yapıyı ve çeşitli düşünce özelliklerini ön sıraya almışlardır. Başka bir derginin yapmış olduğu ankette de, kadınların yüzde 71inin, özellikle samimi, yumuşak ve duyarlı bakıyorsa, bir erkeğin gözlerini en önemli özellik olarak kabul ettiklerini göstermiştir.


  8. ERKEKLER EN ÇOK NEYE KIZAR?

    Erkek arkadaşınızı ya da kocanızı sürekli kızdırıyor fakat bunun sebebini bir türlü anlamıyor musunuz? İşte size birkaç ipucu...
    Arkadaşlarının yanında azarlıyor tonda konuşmanızdan hoşlanmazlar.
    Vitrinlere bakmanızdan, bakmakla da kalmayıp almayacağınız şeyi denemenizden hoşlanmazlar.
    Onun yarattığı romantizme aynı dozda bir romantizm anlayışıyla cevap vermemenizden hoşlanmazlar.
    Sizi yemeğe çıkarttıklarında "Diyet yapıyorum" demenizden hoşlanmazlar. "Para gitti" diye düşünürler.
    Gündüz saatlerinde ağır makyaj yapmanızdan hoşlanmazlar.
    Chat yapmanızdan hoşlanmazlar. Aynı paranoyak erkek kimliği burada da devreye girer.
    Kahkaha atarken eliyle ağzını kapatan kızlardan hoşlanmazlar. Bir erkek için bir kadının ağız güzelliği önemlidir ama özgüven yüksekliği daha da önemlidir.
    Gerçekten de sadece arkadaşlarınız olan erkeklerden bile hoşlanmazlar.
    Gününüzün 10 saatini arkadaşlarınızla cepten mesajlaşarak geçirmenizden hoşlanmazlar. Dikkat edin, yüklü bir fatura gelirse en çok alay eden onlar olacaktır.
  9. ÇEŞİT ÇEŞİT ERKEK VAR

    Erkeklerin hepsini 'erkek işte' deyip aynı kefeye koymayın. Bazıları gerçekten de farklı olabiliyor!
    Romantik, anlayışlı ve hoşgörülü bir adamla birlikteyseniz ne ala; ancak ortada dolaşan kurt adamlar, vampirler, hayaletler de var! Sizin sevgiliniz hangi korkunç karaktere daha yakın dersiniz?
    Vampirler
    Sizin tüm enerjinizi emen insanlardır. Tüm varlığınızı kendi varlığı haline getiren erkek tipidir. Moralinizi bozar, sizinle vakit geçirmek yerine arkadaşlarıyla zaman geçirirler. Sürekli ona bağımlı yaşarsınız. Vampirler aynı zamanda kıskanç tiplerdir. Etek boyunuza, dekoltelerinize karışırlar; çünkü bu onların en doğal hakkıdır!
    Yapılması gereken: Biraz sarımsak ile kendinizden uzaklaştırmanız mümkün. Tabii düşünce olarak. Kendinize zaman ayırmanız gerektiğini erkek arkadaşınıza acilen söylemelisiniz.
    Bize sorarsanız: Bu tarz erkeklerle zaman geçirmek sizi boğmaktan öteye gidemez.
    Kurt adamlar
    Çift karakterli insanlardır. Bazen beyinlerini tüm yeni fikirlere kapatırlar (özellikle de siz önerdiyseniz), bazen de yeni fikirlerle gelip sizi şaşırtırlar. Arkadaşlarıyla futbol maçlarına gitmeye bayılırlar. Onların yanında kendilerini daha güçlü hissederler.
    Yapılması gereken: Arkadaşlarının yanında kaplan kesilen bir erkek, sizi zaman zaman hiçe sayabilir. Erkek arkadaşlarından da hiçbir zaman vazgeçemeyeceği için, uzun vadede en büyük sorunların kaynağı bu olacaktır. İpleri elinize almak için tekrar tekrar düşünün.
    Bize sorarsanız: Ruhları kımıl kımıl olan bu erkek tipine aşık değilseniz, orada durmanın hiç anlamı yok. Ama tekrar gözden geçirmelisiniz tabii... O limanda daha fazla durmanızı hak ediyorsa durun, yoksa olay yerinden hızla uzaklaşın!
    Hayaletler
    Aradığınızda bulamadığınız, bir çeşit hayalet de diyebileceğimiz erkeklerdir. Vardırlar, onları hissedersiniz ancak asla nerede olduğunu ve onlar için ne anlam ifade ettiğinizi öğrenemezsiniz. İyi oyuncudurlar, sizi her zaman kandırmayı başarırlar.
    Yapılması gereken: Yakasından yakalayıp sorguya çekin, tabii bulabilirseniz!
    Bize sorarsanız: Kötü erkekleri tüm kızlar sever. Siz eğer bir hayalet ile birlikteyseniz haklı bir nedeniniz kesin vardır ve ne dersek diyelim sizi ondan ayrılmaya ikna edemeyiz. En iyisi eksileri ve artılarıyla ilgili bir liste çıkarın. Bu size daha çok yardımcı olacaktır.
    Zombiler
    Akılları başlarında olmayan adamlardır. Sürekli birilerine fikir danışırlar. Sizi seviyor mu diye merak ederken, bu soruyu o size sorar. Gariptirler, anlaşılması zordurlar. Az konuşurlar. Onların olduğu yerde barışı sağlamak hiç de kolay değildir. Kavgaların nedenleri onlardır, ama sustukları için siz suçlu duruma düşersiniz.
    Yapılması gereken: Neden bu hale geldiğini önce kendinize sormalısınız. Ya çocuğun aklını başından alan sizseniz? Öncelikle bunu öğrenmelisiniz. Peşine düşün. Sorunun sizden kaynaklanmadığını öğrenirseniz de sakın dağılmayın...
    Bize sorarsanız: Dikkat, aldatılıyor olabilirsiniz. Bir araştırsanız fena olmaz!
  10. DERSİMİZ ERKEKLERİ ANLAMAK

    Erkekler Marstan kadınlar da Venüstense, her iki cinsin de birbirini anlamak için bu kadar çok vakit harcamasında şaşılacak bir şey yok.
    Erkeklerle ilgili en çok sorulan soruların yanıtlarını sizin için araştırdık:
    1- Zor kadını oynamak erkeklerin hoşuna gider mi?
    İşe yaramakla kalmaz, doğru biçimde oynandığı takdirde ilişkiye sıcak bir başlangıç da sağlayabilir. İşin sırrı erkeklerin, kovalamacanın verdiği heyecanı sevmelerinde yatar. İnsan ele geçiremediğini ister. Bir şekilde ilgilendiğinizi belli etmekle birlikte biraz mesafeli davranırsanız, işi kaptınız demektir. Öte yandan, bu kovalamacayı onu teşvik edici küçük hareketlerle de renklendirmelisiniz. Ona göz süzercesine yukarıdan bakmanızın ve kararsız davranmanızın hayal kırıklığı yarattığını sezerseniz, ona göz kırpın. Bildik bir senaryo gibi gelse de, erkekler kovalamayı en az bizim kovalanmayı sevdiğimiz kadar severler. Erkeğinize doğru oltayı atın. Tünelin ucunda ışık olduğunu bilsin yeter.
    2- Erkekler neden berbat dinleyicilerdir?
    Erkekler aslında berbat dinleyiciler değillerdir. Sadece kötü birer editördürler. Onlara özellikle spor, seks ya da kendilerine yakın buldukları başka bir konuyla ilgili önemli veya ilginç bir şey söylediğinizde, şayet basketbol maçı izlemiyor ya da gazete okumuyorlarsa, kulaklarını dört açarlar. Ne var ki daha az ilgilerini çeken konulara gelindiğinde (moda, diyet furyaları, en iyi arkadaşınızın erkek arkadaşı), başlarını salladıkları, mırıldandıkları ya da dinliyormuş gibi yaptıklarında da değişen bir şey olmaz. Aslında sohbetten koptuklarının farkına bile varamazsınız. Fark ettiğiniz takdirde, öfkenizin birkaç saat boyunca dinmeyeceğini bilirler. İnandırıcı gelmedi mi? Belki de... Ama gerçek bu. Bir şeyleri değiştirmeye çalışmak istiyorsanız, önünüzde iki seçenek var: Ya erkeğiniz sizin hiç de ilginizi çekmeyen bir konudan bahsederken onunla ilgilenmiyor görünün (bunun farkına bile varmazsa hiç şaşırmayın) ya da konuşmalarınızın konularını daha büyük bir dikkatle seçin. Moda sohbetlerini arkadaşlarınıza saklayabilirsiniz.
    3- Erkeğimin daha sevgi dolu olması için ne yapabilirim?
    Erkek-kadın ilişkilerinde sürekli gündeme gelen sorulardan biri daha... Muhtemelen kimsenin işe yarar bir çözüm üretememiş olmasından kaynaklanıyor. Sevdiğiniz erkeğin size karşı daha sevgi dolu olmasını istiyorsanız erkekler köpeğe benzer teorisinden yararlanarak, ona gelmiş geçmiş en bilimsel köpek olan Pavlovun köpeği gibi davranın. Baş başa kaldığınızda erkeğinize küçük sevgi gösterilerinde bulunun. Örneğin arkasından yaklaşarak ona sarılın. Ona sarılırken gülümsemesini sağlayın. Kulağına size özel küçük esprilerden birini fısıldayın ya da pazar günü boyunca, sizden en ufak bir şikayet belirtisi duymadan, bütün gün spor kanalı izleyebileceğine söz verin. O da zaman içinde sevgi gösterilerini iyi şeylerle ilişkilendirecek, bu zevk verici davranışın karşılığını verme fikrine ısınacaktır. Ne kadar karşı koyamasanız da, ona bu konudan söz etmeyin. Sağlıklı bir ilişkide iletişimin yeri tartışılmaz ama ona ne kadar sevgi dolu olmasını istediğinizden söz ederseniz, gerçekte öyle olmasa da ağlayıp sızlanıyor izlenimi vermiş olursunuz. Böylece, hiçbir yere varamazsınız. Bazı şeyleri konuşmak yerine davranışlarınızla ortaya koyun. Sabırlı olun, bu iş biraz zaman alabilir.
    4- Erkekler kadınların yatakta ne istediklerini dile getirmelerinden hoşlanırlar mı?
    Bu isteklerinizin nasıl olduğuna bağlı. Bir erkekten daha geç boşalmasını veya daha güzel kokmasını isterseniz, alacağınız cevabın olumlu olma olasılığı düşüktür. Özel konuları konuşmaktan utanıyor ya da onu incitmek istemiyorsanız, oturup baş başa konuşmaktansa, yatakta bazı yeni hareketleri kendiniz uygulamayı deneyin. Tepkisini ölçün. Daha sonra, ondan bu konudaki düşüncelerini öğrenebilirsiniz. Yüzü kızarabilir, geçiştirmeye bile çalışabilir. Ama en azından, ona da yatakta yaratıcı olması için yeşil ışık yakmış olursunuz.
  11. ERKEKLERDEN NE İSTİYORUZ

    Kadınlar da erkekler de bir ilişki yaşayacakları kişide bazı özellikler arıyor. Kimileri güleryüz istiyor, kimileri de sevdiğinin doğal olmasını tercih.
    Espri yeteneği: Bir kadını veya erkeği güldürebilmek, kalbinin yarısını da kazanmak demektir. Espri yeteneği çok hafif ama etkili bir silahtır. Küçük bir detaydır ama her şeyi bir anda değiştirebilir. Zekice yapılan espriler, sohbetin samimileşmesini sağlayacak en etkili yöntemdir.
    Gülümseme: Kadınların erkeklerde aradıkları en önemli özelliklerden biri de güler yüzdür. Gülümseme, sizi çekici kılan unsurlardan biridir. Yüzünüzü aydınlatan sıcak bir gülüş, onu elde etmenizi sağlayacaktır. Sonuç, kesin ve çabuktur. Üstelik gülümsemeniz sizin ne hissettiğinizi bütün kelimelerden daha iyi anlatır. Eğer birinden hoşlanıyorsanız, aşıksanız veya onun için deli oluyorsanız, bunu sadece bir gülümseme ile ilan edebilirsiniz.
    Doğallık: Bütün çekiciliğinizi olduğunuz gibi gösterebilirseniz, yani doğal olabilirseniz, kesinlikle karşınızdakini etkileyebilirsiniz. Hayatı ve insanları sevmek, yaşam enerjisi ve heyecan erkekleri de kadınları da çeker.
    Sürprizler: Özel günleri fırsat bilip, ona mutlu olacağı hediyeler armağan edin. Vereceğiniz hediyenin içine romantik bir şiir ya da aşkınızı esprili bir şekilde ifade edecek minik bir kart eklemeyi de unutmayın. Ne kadar etkili olduğunu göreceksiniz.
    Doğru hediye: Kadınlara ve erkeklere en doğru hediyeyi seçmek, onun kalbini on ikiden vuracaktır. Kadınları çiçek, parfüm ve güzel ambalajlanmış bir çikolata etkileyeceği gibi, erkekleri ise kalem ve kravatla etkileyebilirsiniz.

  12. AŞK GİZLİLİK İSTER

    Özel hayatınızı gizli tutmak, ilişkinizi gözlerden uzak yaşamak istiyor ama bir türlü başaramıyorsunuz. Ne yaptığınızı herkes biliyor. Sizin de önlem almanız gerekiyor.
    Onunla nereye gittiğinizi, kavgalarınızı, barışmalarınızı, ilişkinizin iniş çıkışlarını herkes biliyor. Artık yavaş yavaş laflardan sıkılmaya başladınız ve bunların ilişkinizi yıprattığını fark ettiniz. O halde niye hala bekliyorsunuz! Doğru bir stratejiyle bunların üstesinden gelebilirsiniz...
    Dedikodu hastalığı
    Her insan az çok dedikodu yapmayı sever. Ancak dedikodunun yıkıcı değil yapıcı olanını tercih etmelisiniz. İşi gücü, hayattan beklentileri olmayan bazı insanlar etraflarındaki mutlu insanların da mutsuz olmalarından büyük zevk alırlar ve bunun için adeta tüm enerjilerini harcarlar. Sizin yapacağınız öncelikli olarak etrafınızı dikkatlice inceleyip bu tarz insanların olup olmadığını tespit etmek. Şayet ki varsa bu insanlarla tüm diyaloğunuzu kesmelisiniz.
    Önce siz konuşun
    İşe yarayan bir başka yöntem de başkalarının konuşmasına izin vermeden ilişkiniz hakkında kendinizin konuşması. Detaya girmeden çevrenizdeki meraklı insanlara ilişkiniz hakkında ipuçları verin. Ancak bunu yaparken çok dikkatli olmalısınız eğer ipin ucunu kaçırmaya kalkarsanız, durum eskisinden de beter bir hal alabilir. Bu yüzden ilişkinizde bazı problemlerin olduğunu anlatın. Bir sürü şey anlatın ama sonunda kimse bir şey öğrenemesin. Bunu başarabilirseniz insanlar sizin hakkınızda her şeyi bildiklerini zannederler ve ilişkinizin dedikodu yapılmaya değer bir yanı kalmaz onlar için.
    Partner faktörü
    Tüm bunları yaptınız ama etrafınızdaki insanlar hala sizin ilişkiniz hakkında konuşmayı sürdürüyorlar. O zaman bir de sevgilinizin tavrına dikkat edin. Eğer ikiniz hakkındaki çok özel bazı ayrıntıları onun yaydığını tespit ederseniz bu ilişkiyi hemen bitirin, çünkü dedikoducu erkekten daha itici bir insan olamaz!
  13. KİMİNLE BİRLİKTE OLDUĞUNUZUN FARKINDAMISINIZ

    Eşinizle aranızdaki sorunlar çözümsüz değil. Herşeyin bir formülü olduğu gibi evlilikteki sorunların da bir çözümü var.
    Balayında siz keyifle üzüm yerken, eşiniz size yan yan bakıp nasıl üzüm yeneceği hakkında bir söyleve başlarsa ne hissedersiniz? Ya da akşam yemeğine misafir beklerken, eşiniz aniden yemek odasının duvar kâğıdını yenilemeye girişirse ne olur?
    Kişilik farkları
    Floptence Littauer, Sistem Yayıncılık'tan çıkan "Çift Bulmacası" kitabında eşler arasındaki kişilik farklarından kaynaklanan sorunlara çözüm sunuyor. Ayrıca kitaptaki testle, güçlü kolerik, melankolik, popüler optimist ve barışcıl soğukkanlı kişiliklerinizden hangisi olduğunuza ve partnerinizle birbirinizi neden cezbettiğinizi anlamanıza ayna tutuyor.
    Eşlenen kişilikler
    Popüler optimist ve güçlü kolerik doğal harmandır. Çünkü her iki tip de dışa dönük, iyimser ve açık sözlüdür. Bu harman heyecan verici insanlar yaratır.
    Barışcıl soğukkanlı ve melankolikler uyuşur çünkü her iki kişilik de içe dönük, karamsar ve tatlı dillidir. Fazla heyecan verici değillerdir.
    Güçlü kolerik ve melankolik tamamen işe yönelik insanları yaratır.
    Popüler optimist ve barışcıl soğukkanlı kişiler kolaylıkla bir araya gelir. Eğlenmeyi severler. Sorumluluklarını kolayca unutuverirler ancak gene de bir şeyleri yapar gibi görünerek karşılarındakileri büyülerler.
    İlişki için kişilik testi
    (Her sıradaki dört kelimeden size en çok uyan bir tanesinin yanına X işareti koyun)
    Kişilik profili
    Güçlü yönler
    1- Maceraperest uyum sağlayan hareketli analitik
    2- Israrcı neşeli ikna edici huzurlu
    3- Uysal fedakâr sosyal iradesi güçlü
    4- İnsaflı denetimli rekabetçi inandırıcı
    5- Ferahlatıcı saygılı çekingen becerikli
    6- Hoşnut duyarlı kendine güvenen canlı
    7- Planlı sabırlı olumlu teşvik edici
    8- Emin doğal programlı utangaç
    9- Düzenli nazik dobra iyimser
    10- Arkadaş canlısı bağlı komik baskıcı
    Zayıf yönler
    1- İfadesiz çekingen yüzsüz zorba
    2- Disiplinsiz sevimsiz donuk affetmez
    3- Suskun kinci dirençli tekrarlayan
    4- Titiz korkak unutkan açık sözlü
    5- Sabırsız güvensiz kararsız laf kesen
    6- Sevilmeyen işe karışmayan tutarsız şefkatsiz
    7- Dik kafalı gelişigüzel müşkülpesent tereddütlü
    8- Renksiz karamsar kibirli göz yuman
    9- Kolay öfkelenen amaçsız tartışmacı soğuk
    10- Saf olumsuz tavırlı sinirli kayıtsız
    Kişilik puan cetveli
    (Kişilik profilinde X'lerinizi aşağıdaki uygun yerlere işaretleyin. Mesela eğer profilde 'maceraperest'i işaretlediyseniz puan cetvelinde de işaretleyin)
    Güçlü yönler
    Popüler optimist güçlü kolerik melankolik barışçıl soğukkanlı
    1- Hareketli maceraperest analitik uyum sağlayan
    2- Neşeli ikna edici ısrarcı huzurlu
    3- Sosyal iradesi güçlü fedakar uysal
    4- İnandırıcı rekabetçi insaflı denetimli
    5- Ferahlatıcı becerikli saygılı çekingen
    6- Canlı kendine güvenen duyarlı hoşnut
    7- Teşvik edici olumlu planlı sabırlı
    8- Doğal emin programlı utangaç
    9- İyimser dobra düzenli nazik
    10- Komik baskıcı bağlı arkadaş canlısı
    Zayıf yönler
    Popüler optimist güçlü kolerik melankolik barışçıl soğukkanlı
    1- Yüzsüz zorba çekingen ifadesiz
    2- Disiplinsiz sevimsiz affetmez donuk
    3- Tekrarlayan dirençli kinci suskun
    4- Unutkan açık sözlü titiz korkak
    5- Laf kesen sabırsız güvensiz kararsız
    6- Tutarsız şefkatsiz sevilmeyen karışmayan
    7- Gelişigüzel dikkafalı müşkülpesent tereddütlü
    8- Göz yuman kibirli karamsar renksiz
    9- Kolay öfkelenen tartışmacı soğuk Amaçsız
    10- Saf sinirli olumsuz tavırlı kayıtsız
    Kişilik analizleri
    Şimdi X'ler hangi başlık altında daha çoksa siz o kişiliksiniz.
    Popüler optimist: Eğlenmek ister. Duygusal ihtiyaçları şefkat ve kabul görmektir. Esprilidir. Düzensizdir. Hayat eğlenceli olmadığında ve sevilmediğini hissetiğinde depresyona girer. Değer veren insanları sever. Strese girdiğinde olay yerini terk eder, çıkar.
    Güçlü kolerik: Liderdir. Doğru ve çabuk hüküm verir. Patronluk taslamaları, sabırsız ve duygusuz olmaları zayıf yönleridir. Uysal insanları sever. Strese girdiğinde daha çok çalışır.
    Melankolikler: Doğru olanı yapmak ister. İstikrar, sessizlik ve hassasiyet duygusal ihtiyaçlarıdır. İyi organizatördür. Ancak kolay bunalıma girer. Ciddi, entelektüel insanları beğenir. Strese girdiğinde bir kenara çekilip sorunları yeniden gözden geçirir.
    Barışcıl soğukkanlılar: Çatışmadan kaçınır. Dikkat çekmeyi ve takdir edilmeyi sever. Sessiz ama esprilidir. Kararsız ve enerji noksanlığı zayıf yönleridir. Çatışmalarla karşılaştığında depresyona girer. Onlara saygı gösteren insanları sever. Strese girdiğinde yemek yer, televizyon izler.

  14. NASIL BİR SEVGİLİSİNİZ?

    Onu tanıyorsunuz, ya kendinizi? Bir ilişkide nasıl davrandığınız aslında kişiliğinizin de ipuçlarını veriyor.
    Antrenör
    Geleceğinizin güvende olmasını mı istiyorsunuz? Çevrenizdeki insanların sizinle aynı düzeyde olmasını mı istiyorsunuz? Bu durumda siz ilişkinizi 'birtakım' olarak görüyorsunuz. Aşka aslında çok da inanmıyorsunuz. Aşkı ve ilişkiyi çıkarların uyumu olarak niteliyorsunuz. Sevgilinize sürekli taktikler veriyorsunuz. Gerektiğinde iş değiştirmesi için baskı yapıyorsunuz. Ama onu biraz rahat bırakmalı ve siz de rahatlamalısınız.
    Sahiplenen
    Onu kıskanıyor musunuz? Sürekli sevgisini kanıtlamasını mı istiyorsunuz? Sık sık onsuz bir hayatın nasıl olacağını düşünüyor ve onun odak noktası olmak için çabalıyorsunuz. Sorunlar da bu noktada başlıyor. Onun sizsiz bir şeyler yapması sorun oluyor. Onun adına yaşamaktan, iki vücutta tek ruh olmaktan vazgeçmeniz gerekiyor.
    Bağımlı
    Onu deli gibi seviyorsunuz. Bu sevgi adına her şeyi yapmaya hazırsınız. Onun için yapamayacağınız fedakarlık yok. Peki bu ilişkide siz neredesiniz? Biraz kendiniz için yaşamayı öğrenmelisiniz. Başkası için yaşadığınız taktirde siz yok olursunuz.
    Dost
    Kavgaları çocukça mı buluyorsunuz? Siz sevgiliden çok, dost olmayı istiyorsunuz. Aşk her şeyden önce güven sizin için. Değişiklik, uçarılık size göre değil. İlişkileriniz hep uzun soluklu. Sevgilinizle her şeyi yapmayı, onunla tüm hayatı paylaşmayı istiyorsunuz. Ancak dostça tavırlarınızın yanında bir sevgilinin şefkatini de ondan esirgemeyin.
    Tutkulu
    Onu çok çekici buluyorsunuz. Siz aşka aşık bir insansınız. Partnerinizin de öyle olmasını tercih ediyorsunuz. Onsuz bir dakika bile ıstırap içinde geçiyor. Çevrenizdekiler sizden 'Romeo ve Juliet' diye söz ediyor. Ancak siz aşkta acı olması gerektiğine inanıyorsunuz. Hep imkansız aşkların peşinde koşuyorsunuz. Onun için şiirler yazıyorsunuz. Doğru insanı bulursanız bir sorun yok ancak, kendinize acı çektirmekten vazgeçmelisiniz.
  15. MÜKEMMEL BİR İLİŞKİNİN KURALLARI

    Hiçbir ilişki sadece mantık üzerine kurulmaz, aynı şekilde sadece aşk da mutlu olmaya yetmez. İlişki, dünyanın en zor işidir ve uyulması gereken kuralları vardır.
    Kabullen: İki şeyi kabulleneceksin. Birincisi "aramızda iktidar problemi olmasın şekerim" gibi girişimler tamamen hayalcidir; kabul edeceksin. İkincisi, bir insanın bir başkasını hep aynı şiddette sevmesi mümkün değildir, bunu da kabul edeceksin.
    İzin ver: Karşındakinin kendisi olmasına izin vereceksin; en sana uymayan yanlarını bile budamaya kalkmayacaksın. Sen de uyum sağlamak için kendini eksilten bir çabaya girişmeyeceksin. Bu, hiçbir zaman sandığın kadar iyi olmaz; her zaman sandığından kötü olur.
    Belden aşağı vurma: Hiçbir kavgada, asla belden aşağı vurmayacaksın. Onun kişiliğini yıkacak şeyler söylemeyeceksin; onun zaaflarını kavgada koz olarak kullanmayacaksın. Sevdiğin insanla "yenmek" için kavga etmeyeceksin.
    İki kişilik evren kur: Kanepede uzanıp yaptığınız dedikodularla, komik küçük sohbetlerle sadece ikinizin anlayacağı bir dil ve bu dilin etrafında iki kişilik bir evren kuracaksın. Dünya işleri zaten ağır; sen hafifleteceksin!
    Onun tarafını tut: Ne olursa olsun üçüncü kişilerin yanında ve üçüncü kişilere karşı onu tutacaksın! Hiç "objektif" gibi görünmeyebilir bu sana ama zaten ilişki sübjektiftir.
    Yıkılma: En ölümcül haller dışında hiçbir üzüntünde onun üzerine yıkılmayacaksın. O senin doktorun, psikoloğun değil, sevgilin. Kendi derdini mümkünse kendin halledeceksin.
    Emek harca: İlişkinin ihtiyaçlarını hassas bir görü ile saptamaya gayret edeceksin. Örneğin onun yalnız kalmaya ihtiyacı varsa, tepesine binip sevgi performansları yapmayacaksın.
    Öğren: Birlikte yeni şeyler görmeye, öğrenmeye, yeni maceralar yaşamaya bakacaksın. İlişkinin enerjiye ihtiyacı varsa, kendini akışa bırakmayacaksın.
    Antrenman yap: Birbirinize çok yapışıp kaldığınız anlarda derhal ufak çaplı tek başına yaşama antrenmanları yapacaksın. Ona da yaptıracaksın! Bu, ilişkiye yeni enerji girişini sağlayacaktır.
    Dikkat et: Bu en önemli emirdir. En önemli şey ilişkiniz değildir. En önemli şey, o ve sensin; ayrı ayrı... İkiniz de birer insansınız.. Onu ve kendini olduğun gibi kabul etmeye dikkat et.
  16. EN ETKİLİ TAVLAMA TEKNİKLERİ

    Kadınların ve erkeklerin hemen teslim olacakları tavlama repliklerinin neler olduğunu merak ediyor musunuz?
    Danimarka'nın günlük tabloid gazetelerinden Ekstra Bladet kadınların ve erkeklerin hemen teslim olacakları tavlama repliklerini yayınladı. Gazetenin internet sitesinde yapılan oylamanın sonunda, en iyi "giriş cümleleri" belirlendi.
    40 bin kişinin katıldığı yarışmada en beğenilen tavlama repliği, "Telefon rehberi yazmaktayım. Senin de numaranı alabilir miyim?" oldu.
    Danimarkalı kadınların üçüncü, erkeklerin ikinci sıraya yerleştirdikleri replik ise: "İlk görüşte aşka inanır mısın? Yoksa biraz daha dolanayım mı etrafında?" oldu.
    İşte en etkili 10 cümle:
    Bir telefon rehberi yazmaktayım, senin de numaranı alabilir miyim?
    İlk görüşte aşka inanır mısın, yoksa etrafında bir kaç tur daha atayım mı?
    Kellogs Frosti mi yiyorsun, içimdeki kaplanı uyandırdın.
    İşte ben geldim, diğer iki dileğin nedir?
    Büyülü bir kol saati aldım, üzerinde iç çamaşırın olmadığını söylüyor, (...) pardon saati 1 saat ileri almışım?
    Eve gidip sevişelim mi, yoksa içkini bitirinceye kadar bekleyelim mi?
    Yeterince çekici miyim, yoksa biraz daha içecek misin?
    Ayakkabıların çok güzelmiş, sevişelim mi?
    Telefon numaramı unutmuşum, seninkini ödünç alabilir miyim?
    Bu şehirde yabancıyım, bana evinin yolunu tarif edebilir misin?


  17. AŞK İNSANA NELER YAPTIRIR

    Aşık olunca yüzünüz aydınlanır, gözlerinizin içi güler. İşten güçten de hayır gelmez. Aşık olduğunuz 1 kilometre uzaktan anlaşılır. Zira aşk, varlığını açıkça belli eder. Nasıl mı?
    Güne her zamankinden daha erken başlarsınız. Sanki kendinizi günler boyu uyumuş gibi hisseder ve gayet formda olursunuz..
    Patlamış mısır, cips ve kola. Bir anda hayatınızın vazgeçilmezleri arasına girer çünkü aşk sayesinde atıştırmalarınız had safhaya çıkmıştır.
    Gözlerinizin içi gülmeye başlar, yanaklarınız pembeleşir, güzelleşirsiniz. Sizi gören "şıp" diye aşık olduğunuzu anlar. Unutmayın ki, müzik kadar aşk da ruhun gıdasıdır.
    Bir anda alış-veriş delisi oluverirsiniz. Ama bu tam bir çılgınlık aşamasındadır. Yepyeni giysiler, kokular ve makyaj malzemeleri alınır. Farklı bir tarzın deneme çalışmaları da başlamıştır. Dolaptakilerin ise pabucu çoktan dama atılır.
    Önceleri gözünüze çarpmayan ya da çarptığı halde aldırış etmediğiniz kilolarınız ve can düşmanınız selülitler, baş derdiniz olur çıkar. Her daim ayna karşısında, onlardan nasıl kurtulacağınızı düşünürsünüz. Ve paranızın büyük bir kısmını kremlere ve spor merkezlerine bağışlarsınız.
    İş güç hak getire! Sorumluluklar kendini bir anda "top on" listesinin alt sıralarında bulur. Patronunuzun imalı lafları bile dikkatinizi çekmez. Varsa yoksa "O" dur. Ee, ne de olsa listenin başına yerleşmiştir.
    Sizi görenler nedensiz sırıtmalarınıza ve ağzınızın artık kulaklarınıza yapışmasına, herkese hatta hoşlanmadığınız insanlara bile sevgi dolu davranmanıza bir mana veremezler. Hâlbuki siz yeni aşkınız sayesinde dünyanın en mutlu insanısınızdır. Varsın sizi anlamasınlar.
    Paranoyak olup çıkarsınız. Yemeden içmeden ha bire, onun hakkında sürekli ya beni aldatıyorsa, bugün hiç aramadı, ya başına bir şey geldiyse gibi paranoyalar üretir, sizin yanınızda olmadığı zamanları kendinize işkence saatleri haline getirirsiniz.
    Onunla geçen süre, nedense su gibi akıp geçer. Onu her gün görmek için bilumum yalanlara başvurup, en yakın arkadaşınızı bile ekebilirsiniz.
    Kalp atışlarınız bir türlü normale dönmez. Hele onu görünce, adrenalin miktarınız maksimum noktalara sıçrar. Elleriniz titrer, midenize kramplar girer.
  18. MUTLU AŞKIN 5 SIRRI

    Güven veren, mutlu ve sağlıklı bir ilişki mi yaşamak istiyorsunuz? İşte ipuçları...
    1. Sadık olun: Sağlıklı ve mutluluk verici bir ilişkinin temeli bağlılığa dayanır. Yakınlaşmaktan korktuğunuz için sevdiğinizden uzaklaşmak isteseniz de, sadakat sayesinde ona bağlı kalırsınız. Sadakat, sorumluluk almak, korkuları kontrol etmek ve duygusal olarak hazır olmak demektir. Eğer iki taraf da gereken sadakati gösterirse, sağlıklı bir ilişki için ilk adım atılmış olacaktır.
    2. Kişisel sorumluluklar alın: İnsan, olgunlaştıkça kendi sorumluluklarını öğrenir ve bu sorumluluklar çerçevesinde hareket eder. Ancak bazı sorumluluklar vardır ki, bunlar başkasına karşıdır. Partnerinizi olduğu gibi kabul edin. Bu ilişkinin sadece sizin değil, ikinizin duygusal ihtiyaçlarını karşılamak için olduğunu unutmayın.
    3. Kendinize iyi bakın: Hiç kimsenin sizin mutluluğunuzu sağlamasını beklemeyin. Eğer kendinize iyi bakar, ihtiyaçlarını karşılarsanız, ilişkinizin daha dengeli olmasını sağlarsınız. Partneriniz için her şeyi siz yapmayın. Unutmayın ki, onun kendisine iyi bakmayı öğrenmesi gerekiyor.
    4. Dürüst olun: Kafanızı karıştıran, sizi üzen konuları, ihtiyaçlarınızı, isteklerinizi, duygularınızı ve sınırlarınızı dürüstçe ve açık olarak ifade edin. Doğruları söyleyip söylememe çelişkisine düşmeyin. Doğruları, ilişkinizi zedelemeyecek biçimde söylemeye dikkat ederseniz, mutlu olursunuz.
    5. Kendinize düşen görevi yapın: Sağlıklı ve mutluluk verici bir ilişki çaba gerektirir. Elinizden geldiği kadar canlı yaşamaya çalışın, duygusal sorunlarınıza çözüm arayın, her şeyi yönetmeye çalışmayın, geçmişinizdeki sorunlarla yüzleşin ve korkularınızı yenin. Böylece sağlıklı bir ilişki için kapasitenizi artırmış olacaksınız!
  19. KISKANILIYOR MUSUNUZ?

    Birlikte olduğunuz erkeğin kıskançlığından bıktınız ve artık ne yapacağınızı bilemiyorsunuz. Peki, sizi hiç kıskanmasaydı daha mı mutlu olacaktınız?
    Sevgilinizin ya da eşinizin kıskançlığından durmadan şikayet ediyor, size koyduğu yasak ve kısıtlamalardan yakınıyor, özgürlüğünüzü elinizden aldığım düşünüyorsunuz. Keşke her şey çok farklı olsa. Size hiç karışmasa, giydiklerinize müdahale etmese, akşam kimlerle nereye gideceğinizi sormasa, sizi restoranlarda gözleriyle yiyen erkeklere aldırmasa... Kendinizi ne kadar rahat hissederdiniz. Öyle değil mi? Hayır, hiç de öyle değil.
    Sevme ve sahiplenme
    Aşkın doğasında sahiplenmenin de olduğunu hangimiz inkar edebiliriz ki? Birlikte olduğu kadının bir yönden kendisine ait olduğunu düşünmeyen erkek sayısı herhalde parmakla gösterilecek kadar azdır. İşte bütün o kıskançlık gösterilerinin, çıkan tatsızlıkların, koyulan kısıtlamaların, surat asmaların temelinde yatan da bu sahiplenme duygusu. Üstelik biz kadınlar aksini iddia etsek de bu duygudan hoşlanıyor, hatta zaman zaman birlikte olduğumuz erkeği kışkırtacak hareketler yapmaktan çekinmiyoruz.
    İlişkinin heyecanını kaybetmeye başladığı zamanlarda ufak ve masum numaralarla onların kendilerini tehlikede hissetmelerini, dikkatlerini yeniden ve tamamen bizim üzerimizde toplamalarını sağlıyoruz.
    Ya hiç kıskanmasaydı?
    Sevdiğiniz insanın kıskançlığından bunaldığınız zaman gözünüzün önüne bir erkek tipi getirin. Bu öyle bir erkek ki sizi hiçbir şekilde kıskanmıyor. "Akşam beş tane erkekle yemeğe, oradan da bara gidiyorum, üzerimde ise süper mini bir etek ve bir büstiyer var" deseniz de, onun önünde başka erkeklerle son derece sıcak diyaloglar kursanız da sizinle hiç ilgilenmiyor. Her ilişkinizi doğal karşılıyor, hiçbir zaman hesap sormuyor, asla açıklama istemiyor, nerede olduğunuzu bile merak etmiyor. Böyle bir erkekle birlikte olsaydınız mutsuz olur, üstelik kendinizi onun bir parçası gibi de hissedemezdiniz. Serbest ilişki adı altında birlikte olan insanlar için bu ilişkinin bir süre sonra son derece saçma sapan ve yıpratıcı hale gelmesinin nedeni de bu zaten.
    Dozu iyi ayarlamalı
    Sahiplenme ve kıskançlık hepimizin doğasında var. Önemli olan dozu iyi ayarlayabilmek. Kıskançlığı rahatsız edici bir unsur haline getirmek yapılabilecek en büyük hata. En iyisi hem ortada bir sahiplenmenin, düşkünlüğün ve büyük bir aşkın olduğunu gösteren, hem de karşı tarafın özgürlüğünü kısıtlamayan, yaşam alanını işgal etmeyen, kişiliğini hiçe saymayan, tatlı bir kıskançlık. Aksi takdirde ilişki iki taraf için de bir kabusa dönüşebilir. Kıskançlığın temelinde güvensizlik olduğunda çiftler birbirlerine gittikçe yabancılaşıyor, büyük kavgalar ediyor ve bir süre sonra ilişki bitiyor. Oysa birbirini hoş bir şekilde kıskanan çiftlerde bu duygu ilişkiye renk katan hoş bir ayrıntı haline geliyor. Yani aslında önemli olan kıskançlığın dozunu iyi ayarlayabilmek. Bunu becerebilen erkeklerin birlikte olduğu kadınlar bir yandan sahiplenilme ihtiyaçlarını tatmin ediyor, bir yandan da özgürlüklerinin tadını çıkarıyorlar. İnanın, bunu becerebilen erkekler var.
  20. ÇITIR KIZLAR NEDEN YAŞLI ERKEKLERLE ?

    Yaşlı erkek ve genç kız... Uyumsuz bir birliktelik gibi gözükse de onlar aslında çok mutlu... Peki ama neden? Genç kız acaba o yaşlı erkekte neler buluyor olabilir?
    İşin magazinsel boyutunu bir kenara bırakıp biraz da espritüel bir şekilde genç kızlar neden yaşlı erkeklerle birlikte olmak ister sorusuna birlikte cevap aramaya ne dersiniz?
    1. Askerlik, iş bulma gibi nedenlerle uğraşmazsınız. O artık hayatını kurmuş bir erkektir.
    2. Para durumları işleri güçleri oturduğundan daha iyidir.
    3. Onu ailenizle tanıştırırken göğsünüzü gere gere tanıştırırsınız. Ne de olsa adam gibi adamdır artık.
    4. Arkadaşlarıyla güç gösterisine girmezler.
    5. Onunla bir bara ya da restorana gittiğinizde etrafını kesmezler.
    6. "Beni aldatıyor mu?" düşüncesine daha az kapılırsınız. Eh 20'lik ateş değil ne de olsa.
    7. "Şimdi nerede ve ne yapıyor?" diye düşünmezsiniz. Çünkü o artık bar, disko ve gece hayatını bırakmıştır. Sakin sakin evinde oturuyordur.
    8. Çoğu şeye doymuştur artık o, siz onun gerçek "bir tanesi"sinizdir.
    9. Eski defterleri fazla karıştırmazlar. Geçmiş geçmişte kalmıştır.
    10. Onlar yalnız geleceğe bakarlar.
    11. Giydiğiniz dekoltelere, minilere daha az takılırlar.
    12. Onlar "olayları" artık "aşmış"lardır. Ufak tefek detaylarla uğraşmazlar.
    13. Eski hatalarını tekrarlamazlar. Ne de olsa bunlardan yeterince ders almışlardır.
    14. Eski kız arkadaşlarının fotoğraflarını odalarının bir köşesinde ya da cüzdanlarında taşımazlar.
    15. "Eski kız arkadaşım da şöyleydi" cümleleriyle söze başlamazlar.
    16. Geleceğe yönelik planları daha kolay kurarlar.
    17. Daha çok özen gösterirler. Arada babacanlığa da geçerler.
    18. Göğsüne başınızı dayadığınızda kendinizi kelimenin tam anlamıyla "güçlü" ve "güvenli" kollarda hissedersiniz.
    19. Her an hissettikleri şeyleri daha rahat söylerler ve duygularını daha sık dile getirirler.
    20. "Seni seviyorum" cümlesini kurmakta o kadar zorlanmazlar.
    21. "Kadın" dilini daha iyi anlarlar.
    22. Kıyafet, eşya vb. seçimlerde sizi yanlarından ayırmazlar. Onlar artık kadınların daha zevkli ve daha iyi alışverişçiler olduğunu kabul etmişlerdir.
    23. Ne istediklerini daha iyi bilirler ve hedefe yönelmek için anında harekete geçerler.
    24. Size kendilerini beğendirmek için daha çok çaba sarf ederler. Aslında daha oturmuş olduklarından kendilerine neyin, ne kadar yakıştığını daha iyi bilirler.
    25. Sizi kaybetmekten gerçekten korkarlar. Sizin gibi çıtırı bulmuştur bir kere... Size keyfini çıkarmak kalır.
    26. Sizinle konuşurken kelimeleri daha özenli seçerler.
    27. Sohbetleri daha keyifli ve doludur. Kadınlarla da sohbet edilebildiğini anlamışlardır.
    28. Zaman kavramı onlar için önemlidir. Her anı artık dolu dolu yaşamak isterler.
    29. Onlar size kendinizi gerçek bir "kadın" gibi hissettirirler. Ne de olsa tecrübe!
    30. Ve en önemlisi "ön sevişmenin" kadınlar için ne kadar önemli olduğunu artık bilirler ve ön sevişmeyi mümkün olduğu kadar uzatırlar. Böylece sizi daha mutlu ederler.

  21. TARTIŞMAYI BİLMEK SANATTIR

    Ya buz gibi bir sessizlik ya da korkunç bir kavga... Kadın erkek ilişkilerinde dengeyi tutturmak da oldukça zordur!
    Birbirine deli gibi aşık olan insanların bile zaman zaman fikir ayrılığına düşmelerinden ya da birbirlerine zaman zaman katlanamamalarından daha doğal ne olabilir ki?
    Kaliteli tartışmanın püf noktaları
    Tartışılan konuyu kişileştirmeyin. Onun hoşlanmadığınız davranışlarından konuşuyor olsanız bile genel bir konuda konuşuyormuş gibi davranın. Ses tonunuzun, bakışlarınızın ve jestlerinizin düşmanca olmamasına özen gösterin. Yaklaşımınız daima objektif olsun.
    Özel konuları arkadaşlarınızın yanında konuşmak üstelik de onları hakem yerine koymak gibi bir hataya düşmeyin. Ancak ortada konuşulan genel bir konu varsa ve herkes bu sohbete katılıyorsa siz de fikrinizi söyleyin.
    Tartışma sırasında herhangi bir sözüne ya da hareketine sinirlenseniz dahi ona sakın hemen cevap vermeyin. Aksi halde kendinizi hiç söylemek istemediğiniz şeyleri söylerken bulursunuz. Derin bir nefes alın ve 10 saniye düşünün, gerçekten vermek istediğiniz cevabı kafanızda toplayın ve ondan sonra konuşun.
    Her zaman genel konularda konuşmayı tercih edin çünkü bu hem kısırdöngüye girmekten ve karşılıklı suçlamalardan kurtaracak, hem de bilgileri paylaşmanızı ve ilgi duyduğunuz alanlarda birbirinizi geliştirmenizi sağlayacaktır.
    Nerede durmanız gerektiğini bilin. Tartışmaktan kaçmak elbette yanlış. Ama bazı durumlar vardır ki sıcağı sıcağına tartışmak yerine zaman geçmesini beklemek ya da tartışmayı kesmek en iyisidir. Onun üzerine gitmeyin ve onun da sizin üstünüze gelmesine izin vermeyin.
    Birbirinizi dengelemeyi bilin
    Onun daha gergin olduğu durumlarda sizin daha sakin, sizin sinirli olduğunuz durumlarda da onun daha ılımlı olması tartışmanın büyümesini engelleyecektir.
    Alaycı tavırlar, küçümseyen bakışlar ve iğneli sözler daima olumsuz etki bırakır ve her şeyi berbat etmekten başka bir işe yaramaz. Tartışma boyunca ciddi, iletişime açık ve anlayışlı olun. Rahatsızlıklarınızı ve görüşlerinizi net bir biçimde ifade edin.
    Tartışma bittiyse gerçekten bitsin. İşi uzatmayın ve hiçbir fikir mücadelesinin sonunda gerginlik çıkarmayın.

  22. MUTLU BİR İLİŞKİ HAYAL Mİ?

    Dünyada üzerinde en çok konuşulan ve hakkında en çok kafa yorulan konu ikili ilişkiler... Oysa aşk hayatınızı yoluna sokmak için sihirli değneğe gerek yok!
    İdeal bir ilişki için çiftlerin kişisel tercihleri ön plana çıkarken, kötü bir ilişki dünyanın neresinde olursa olsun kötüdür... Kavgalar, yüksek sesle yapılan tartışmalar, fikirlerin ve tercihlerin çakışması, ev yaşamında ortalama kararlar verilememesi, kıskançlıklar, çiftlerin birbirlerine karşı duydukları hislerin zamanla etkisini yitirmesi ve bunun sonucunda da bir arada olamama... Bu liste daha da uzayıp gider... Bütün bunlar kötü giden ilişkinin temel göstergeleridir.
    Oysa ki bir ilişkinin başrol oyuncuları, birbirine karşı temelde güçlü duygular besliyorsa, hiçbir şey size filmlerdeki gibi imkansız gelmez. En azından daha ılımlı olmalısınız. Çünkü paylaştığınız ilişkinizi yok etmek de, güçlendirmek ve sağlıklı bir ilişki haline getirmek de sizin elinizde.
    İyi bir ilişkinin en gerekli unsuru her konuda paylaşım içinde olmaktır. Sevmek ve sevilmek yeterli değildir. İki ayrı insan, birbirini ne kadar severse sevsin, farklı ailelerin, farklı kurallarıyla yetişip kendilerini buna göre şekillendiriyor.
    Bundan sonra da iki insanın sorunsuz bir şekilde bir arada yaşaması elbette o kadar da mümkün bir şey değil.
    Bunun için iki tarafın da bazı zamanlar alttan alması, ayrıntılara fazla takılmaması ve birbirlerinin fikirlerine saygılı olması gerekir.
    Yapacak bir şey yoksa oyun oynayın
    İki kişilik oyunlar, ikili ilişkilerde her iki tarafın da deşarj olmasını sağlar ve romantizmden boğulmasını engeller. Her dakika mum ışığında oturup, birbirinize şiirler okuyarak vakit geçiremezsiniz. Bu durumda başka kurtarıcılara gerek olabilir. Örneğin birbirinizi bir süre için de olsa, aynı safta değil de rakip olarak görmek keyifli olacaktır. Tavla, satranç, play station gibi oyunlar oynayabilirsiniz.
    Birlikte oturup televizyon izleyin
    Her çift kumanda kavgasını yaşıyordur... Siz onun izlediği spor programlarından, o da sizin izlediğiniz dizilerden nefretle kaçmak isteyebilir. Ne yaparsanız yapın, ayrı odalarda televizyon seyretmekten kaçının. Bunu alışkanlık haline getirirseniz, birbirinizden uzaklaşacaksınız. İkinizin de ilgisini çekecek bir film mutlaka vardır...
    Yemek yapmak bir kişinin görevi değil!
    Bu sadece kadının görevi değil ya! Her zaman olmasa da haftada birkaç gün mutfağa mutlaka birlikte girin. Taraflardan biri bunu beceremiyor da olsa (!) en azından eğleneceksiniz...
    Küçük sürprizler yapın
    Her iki tarafın da yapacağı küçük sürprizler, monotonluğu kırmak için iyi bir yoldur. Çünkü sürprizlerle başlayan gece, zaten keyifli devam edecektir. Evde sık sık kullandığı dolapların kapak içlerine, buzdolabının raflarına, ekmek bıçağının üzerine, kıyafetlerinin arasına onun için küçük notlar bırakabilirsiniz. Erkeklerin, eşine ya da sevgilisine çiçek alması, hatta bunu bir neden olmaksızın yapması, olumlu sonuçlar doğuracaktır. Çiçek bir ilk yardım çantası gibidir, her zaman işe yarar çünkü...


  23. KALBİNİ KUŞLARA VEREN ÇOCUK

    "Tanrı kuşları sevdi ağaçları yarattı
    İnsan kuşları sevdi kafesleri yarattı"
    Jacgues Deval
    Bir varmış bir yokmuş, adı sanı bilinen zamanın birinde, dağlardan kopup gelen çağlayanların arasında şirin mi şirin küçük bir köy varmış. Her bahar geldiğinde bir başka güzel olurmuş buralar. Doğaya binbir canlılık gelir, bir başka güzel akarmış dereler. Arılar, kadife kanatlı kelebekler çiçek çiçek gezer, daldan dala uçuşurmuş türkü gözlü kuşlar Bir efsaneye göre güneş en güzel orada gülermiş çocuklara, oraya dökermiş ışığının en güzel renklerini. Yeryüzünün en güzel bitkileri, çiçekleri, hayvanları da oralıymış. Gökyüzünde her gece yıldızların düğünü olur, her sabah bir sevincin şöleni başlarmış. Düş mü? gerçek mi? pek ayırt edilemezmiş, etrafını çevreleyen dağlar öylesine görkemli dururmuş ki, doruklarında gökyüzü hep mavi ve engin bir denizi andırırmış. Eteklerindeki derin vadiler boy boy hayvanlar barındırır, onlara analık eder ve bütün kötülüklerden korurmuş En vahşi hayvandan, en sessiz böceğe kadar tüm canlılar kardeşce geçinirmiş. Bir yeşil halı gibi yerleri kaplayan çimenler, nereden çıkıp, nerede tükendiği bilinmeyen pırıl pırıl sular, rengarenk çiçekler ve türlü boyalı kuşlarla bu eşsiz yer, bir başka yaşama sevinci verirmiş insanlara.
    İşte bu yörede zeki mi zeki, akıllı mı akıllı küçük bir çocuk yaşarmış. Deniz adındaki bu sevimli çocuk insanları, hayvanları, kuşları, çiçekleri, ağaçları yani doğadaki güzel olan her şeyi ve bir de herkesin masal anası ismini verdiği bilge ninesini çok severmiş. O bu sevgisini lafta bırakmaz, gereğini her fırsatta yerine getirir, insanların, hayvanların, canlı cansız, doğadaki tüm varlıkların haksız saldırılara hedef olmaları karşısında, içinde sınırsız bir öfke ve acı duyarmış. Bu yüzden hep güçsüz ve haklıdan yana çıkarmış. Çünkü Deniz ninesinden hep emeği, yardımseverliği, merhametli olmayı, sevgiyi, iyiliği, dürüstlüğü, doğruluğu, temizliği, ahlaklı ve adil olmayı öğrenmiş.
    Deniz gün boyu çiçeklerle söyleşir, kelebeklerle uçuşur, bilge ninesinin ardında koşuşup dururmuş kırlarda. Onun geçtiği yerlerde güller gülümser, sümbüller pembeleşir, kuşlar şarkı söyler, dağlar taşlar dillenirmiş. Hafif hafif esen rüzgarlarla ağaçlar eğilip eğilip birbirini selamlarmış. Deniz nerede solmuş sararmış bir çiçek görse, koşar su getirir, koklayıp okşayıp yeşertirmiş. Her şey öylesine ona alışıkmış ki, bir gün ortalıkta görünmese, çevreden iniltiler duyulur uzun narin kavaklar bile boynu bükük bakarmış. Öyle ki, çiçekler üzülüp büzülür, kelebekler uçmaz, kuşlar türkülerini söylemez, sular hışırtısız akarmış. Deniz sadece kuşlarla konuşmazmış. Köylülerin söylediklerine göre, o bütün hayvanların dillerinden de anlarmış. Onlarla saatlerce söyleşir. Birbirileriyle iyi geçinmelerini öğütlermış.
    İşte Deniz, bu gizemli doğanın koynunda doğmuş, orada büyümüş orada tanımış çiçekleri. Kuşlarla dostluğu, arkadaşlığı da orada başlamış. Küçücük yüreği dünyayı içine alacak kadar geniş, sevgisi dünyayı ısıtacak kadar sıcakmış. Bu güzel çocuk yaşamına renk veren, anlam katan sevgisinin sesini de orada bulmuş. Hiç bir canlının başka bir canlıya haksızlık etmesine gönlü razı olmazmış. Onun bu sesini duyan her canlı bütün kötülükleri unutur, sadece iyilik düşünürmüş.
    Ve bir gün Deniz bu güzelim köyünden ayrılmak zorunda kalmış. Kuşların ötüşü, serin suların çağlayışı kulakları okşayıp yüreklere dökülürken, çiçekler solumalarını sıklaştırmış. Bütün köylüler gediğin tepesini aşıp, Deniz'i uğurlamışlar; iyi yolculuklar dilemişler. Ninesi o kadar çok üzülmüş ki, sözcükler onun ayrılık acısını anlatmaya yetmemiş. Hiçbir canlının başka bir canlıya veremeyeceği ve hiç bir canlının anlayamayacağı bir şefkat ve sevgiyle basmış bağrına. İçi ılık ılık duygularla dolup kabarmış, o yaşlı yüreğine ince ince çağlayanlar akmış da, yangınını söndürememiş. Torunu uzaklaşıncaya dek çırpınan yaralı bir kuş kanadı gibi, yaşlı gözlerle el sallamış ardından, dualar mırıldamış. Deniz uzaklaşır uzaklaşmaz hemen bütün köylüler onu özlemeye başlamışlar. Bu sevginin kaynağı neredeymiş, neymiş kimse akıl erdirememiş.
    Deniz şehirler geçmiş, trenler, otobüsler, vapurlar, otomobiller ve uçaklar görmüş: görünce de ağzı bir karış açık kalmış, zira köyünü çevreleyen dağların ötesini hiç mi hiç bilmezmiş.
    Deniz uygarlığın teknolojik nimetlerinden uzak, fakat bozulmamış, kirlenmemiş, temiz ve bakir bir doğa ortamında yaşarken, babası onu alıp uzak bir ülkeye götürmüş. Bu ülkenin renk renk lale bahçeleri, yel değirmenleri, altın saçlı gökgözlü güzel çocukları varmış. Ancak getirildiği kent beton yığınları ile kaplı, soluk alamayacak derecede kalabalık, gürültülü ve telaşlıymış. Doğup büyüdüğü yerlere hiç benzemediği gibi, her akşam kocaman fabrika bacalarından çıkan, kirli kara bir duman abanırmış kentin üstüne. Kent soluk alamazmış. O zaman gökyüzü ışığını yitirir, sokak lambaları bile zar-zor ışıldarmış. Burada insanlar kendilerini kalın beton duvarlar arkasına, kuşları kafeslere, çiçekleri özgür doğadan koparıp saksılara koymuşlar. Kafesteki kuşlar aç değilmiş ama özgürlükleri yokmuş. Saksıdaki çiçekler susuz değilmiş ama doğal güzellikleri kalmamış. içeklerin renkleri ve kokuları, kuşların ötüşleri yapaymış. İnsanların neşeleri gülüşleri ve ağlayışları da.
    Okula başlamış Deniz. Sınıflar çocuk doluymuş, ancak Deniz yalnızmış, bir türlü alışamamış kalabalıklara, kent yaşamına Yitirdiklerini ararmış Deniz, gözünde tütermiş insiz köyü, yemyeşil dağlar, serin pınarlar, kuşlar, yeleleri rüzgarda savrulan atlar, koyunlar, kuzular, bir de dünya tatlısı nineciği.
    Onca kalabalığın orta yerinde yapayalnız kalmış; ne o anlatabilmiş kendini başkalarına, ne de başkaları onu anlamak istemiş. Bir tren geçermiş Deniz'in özlemlerinde, bir kuş ötermiş, o kuytu bir köşeye çekilip ağlarmış. Kimi zaman özlemi dayanılmaz bir hal alırmış, yakıp tutuştururmuş yüreğini. Deniz'in bu durumuna öğretmeni çok üzülürmüş. Sen zeki ve yetenekli bir çocuksun bu günler çabuk geçer buraya da alışırsın diyerek Deniz i teselli etmeye çalışırmış. Ama o dalgınmış, bilincini yitirmişçesine boş boş bakarmış etrafına. Artık düşüncelerinin içinde öyle eriyip yitmiş ki, bu ona sonsuz derece acı verirmiş.
    Bir de Deniz in kafasını sürekli yoran bazı sorular varmış. Neden kuşların, çiçeklerin özgürlüklerini kısıtlayıp, kafeslerde ve saksılarda tutsak olarak yaşatırlar? Kuşlar ve çiçekler evlerdeki saksılar ve kafesler için yaratılmamıştır ki? Acaba bütün bu haksızlıklar ve acımasızlıklar geçici ve basit bir doyum duygusu için miydi? Peki, kocaman adamların bu tutumuna karşı, ya çocuklar niçin kayıtsız kalıyordu? Onlar, kuşların ve çiçeklerin özgürlüğü için neden bir çaba harcamıyordu?
    Deniz bu sorunları günlerce düşünmüş; çiçeklerin saksılara, kuşların kafeslere konulmasına bir anlam yüklemeye çalışmış, ama becerememiş. Gün geçtikçe suskunlaşmış, konuşmaz gülmez olmuş ve yemeden içmeden kesilmiş. Sanki uzak diyarlarda dilsiz, kolsuz, kanatsız kalmış. Gitgide içine kapanmış, yapılan bu haksızlıklara öfkelenmiş, ancak bağırıp çağırmamış, suskunlukla direnmiş.
    Derken bir gece hastalanmış Deniz. Günlerce ateşler içinde yatmış, yatarken de köyünü sayıklamış, uyanıkken Perihan ninesini hayal etmiş. Ninesi yine ona öğütler vermiş, destek olmuş yalnızlığında, yol göstermiş. Ninesi Deniz'e Konuş Deniz'im, yine göz kırp yıldızlara, çiçeklere gülümse, gülücükler dağıt, göster sevgi dolu yüreğini herkese. İyi olmalısın sen, hastalanırsan üzülürüz. Yaşlı yüreğim dayanamaz acına. Sonra bütün kuşlar da üzülür; dağlar, taşlar başlar ağlamaya. Yerin kulağı duyar olup biteni, bütün ormanlar yas tutar. Menekşeler sulara döker kirpiklerini, sular acı keser, acı yolları dermiş. Sonra bir an duraksar, yorgun ciğerlerini soluklandırır ardından Denizin saçını okşar, konuşmasını yine sürdürürmüş.
    Ama Deniz onun söylediklerinin çoğunu duymaz, atların kişnemeleri, kuzuların melemeleri arasında rüyalara dalarmış. Köyünde iken her akşam yatmadan önce, ninesi Denize kuşlar, çocuklar ve çiçeklerle ilgili masallar anlatırmış. Sonra. o yıldız senin, bu yıldız benim diye ninesiyle yarışır, gökyüzünün sonsuz ışıltısına bakar, uyurlarmış. Oysa Deniz bu kente geleli bir yıldız bile görememiş.
    Günler sel gibi haftalar yel gibi geçip gitmiş. Deniz iyileşip eski sağlığına kavuşmuş, ama özlemi hiç mi hiç dinmemiş. Nereye gitse özlemini de oraya götürmüş. Zaman zaman özlemi içinde onulmaz bir sızı olur depreşir. Ne yapsa ne etse önüne geçemezmiş.
    Deniz zeki, enerjik, başarılı ve itinalı bir çocukmuş. Öğretmenleri onun bu niteliklerini yararlı bilgi ve sağlıklı bir çevre bilinciyle dengede tutmak için yoğun bir çaba içine girmişler. Deniz de yavaş yavaş okul yaşamına alışmış. Bu nedenle öğretmenleri iyi bir şey başarmış olduklarını düşünerek gönenmişler, kıvanç duymuşlar. Çünkü Deniz en zor meseleler üzerinde bile inanılmaz ölçüde düşünceler üretir, günlük ders ve ödevlerini büyük bir istekle hazırlar, olumlu taraflarını eleştirmeye çalışırmış.
    Deniz her zaman sevimli, duygulu, insanları kırmamaya özen gösteren, herkesin yardımına koşan bir çocuk olduğunu göstermiş. Onun doğa sevgisi ve bilgisi de herkesin dikkatini çeker ve bu güzel nitelikleri çevresinde sevilmesini sağlarmış. Hatta, onun bu özelliklerini öğretmenleri diğer çocuklara anlatıp, örnek gösterirmiş. Anne ve babası da Deniz i bu meziyetleri nedeniyle dünyanın en akıllı çocuğu olarak görürlermiş.
    Deniz bir yandan çevresine uyum sağlamaya diğer yandan da kendine yeni uğraşlar edinmeye çalışıyormuş. İşte o günlerde, evlerinin önündeki küçük bahçeyi düzenlemek aklına gelmiş ve şimdiye kadar bunu düşünemediği için de kendine kızmış. O günden sonra en büyük uğraşı bahçesi olmuş. Oraya çeşitli bitkiler dikip, çiçekler ekmiş. Bahçesindekiler de boy verip renklenince bütün boş zamanlarını onlara bakmakla geçirir olmuş.
    Çiçeklerin yanında mutlu olurmuş ya yine de içten içe hüzünlenirmiş. Çünkü, Deniz bu insanları anlamıyormuş. Onlar, kendilerini doğadan uzak, beton duvarlar arkasına kapattıkları yetmiyormuş gibi kuşları da kafeslere tıkmışlar
    Her şey bir yana da ya o büyük kentlerin meydanlarında gördüğü sürü sürü tembel güvercinlere, kirli kanal sularında nazlı nazlı yüzen kuğulara ne demeliydi? Böylesine kanatları olur da, kentlerin o pis havasında, suyunda nasıl dururlardı? Uğuldayan iş makineleri, göğü kirleten fabrika bacaları, araba sesleri, eksoz dumanları, müzik diye zangır zangır bağıran hoparlörler ve estetikten uzak, çirkin apartmanların arasında nasıl yaşanır? Deniz bu soruları durmadan sormuş kendine, ama yanıt bulamamış. Çocuk aklı anlamaya, yanıtlamaya yetmemiş bu soruları.
    Ve günün birinde öfkesi öylesine büyümüş ki, gidip babasının onarım işlerinde kullandığı keskin mi keskin testereyi alıp, fırlamış sokağa. Kafes gördüğü ilk eve dalmış ve buradaki kafesi kesmiş. Ve o günden sonra, her gece evlere girip, kafeslerin çubuklarını keserek kuşlara özgürlüklerini vermeye başlamış. Deniz in bu yaptıkları kafes sahiplerini çılgına çevirmiş tabiî. Günlerce gazetelere ilanlar verilip, duvarlara afişler asılmış. Radyo ve televizyonlarda duyurular yayınlanmış. Bu yayınlarda, Korkunç ve affedilemez suçu işleyen canavar hakkında bilgi verenlerin ödüllendirileceği açıklanıyormuş. Ancak Deniz yılmamış. Yine her fırsat bulduğunda evlere, bahçelere girip kafesleri kesmeye devam etmiş. O ülkeyi yönetenler çok kızmışlar bu işe, kentin bütün polisleri bu kafes canavarını yakalamak için yarışa girişmiş, günlerce pusu kurup beklemişler. Ama bu bir sonuç vermemiş. Bir defa polis, asker bütün ülke düşmüş bu kafes canavarının peşine. Yine günler, haftalar, aylar geçmiş ama yakalayamamışlar.
    Deniz, bir akşam yine elinde testeresiyle büyükçe bir eve girmeye çalıştığı sırada pusu kuranlar tarafından yakalanmış. Ve bu haber ülkenin her yanında bomba gibi patlamış. Gazeteler Denizin boy boy fotoğraflarını basmış, televizyonlar çeşitli görüntüleri getirmiş ekranlarına, radyolar ise her haberinde duyurmuşlar. İlgililer ise bu canavarın yakalanışına müthiş sevinmişler. Günlerce süren şölenler düzenlenmiş, bayram gibi kutlamışlar bu başarılarını.
    Ama bu sevince katılmayanlar da varmış: ülkenin altın saçlı, gökgözlü, güzel çocukları Denizin yakalanışını üzülerek karşılamışlar. Topluca göşteriler düzenleyip yönetimi protesto etmişler. Özgürlük istemişler. Deniz özgür olsun demişler.
    Ancak çocukların bu çığlıklarını sağır yürekler duymamış. Mahkemeler kurulmuş, kurullar toplanmış, dünyanın dört bir yanından pedagoglar, psikologlar, bilim adamları çağrılmış. Herkes Denizin işlediği suçun nedenini araştırmaya koyulmuş.
    İlk gece, polis merkezinde, üşüyüp ağlayan Denizin gözünü uyku tutmamış. Yaptıklarını ve kendisine yapılanları düşünmüş. Kendince suç kavramını sorgulamış ve kim suçlu? sorusuna yanıtlar aramış. Kafeslerini kırdığı ev sahiplerini düşünmüş, özgür kalınca kanatlarını sevinçle çırpan minik kuşları
    Sonra arkadaşlarını, öğretmenlerini, anasını ve babasını, ninesini düşünmüş. Yüreği sızlamış Denizin hepsini de özlediğini anlamış. Ertesi gün ziyaretçileri olmuş Denizin. Öğretmenleri ve okul arkadaşları gelmiş, renk renk çiçekler, çeşitli hediyeler verip onu teselli etmeye çalışmışlar. Ziyaret saati bitince de boynu bükük gitmişler. Ardından bütün ülkenin sarı saçlı, gökgözlü çocukları Denize üzüntülerini belirten kartlar, mektuplar göndermişler. Ama kurulan mahkeme çok acımasızmış. Çocukların protestosunu da hiç önemsemiyormuş. Denizi diğer çocuklara da kötü örnek olmasın diye cezalandırmak istiyormuş yargıçlar.
    Deniz, uykusuz geçirdiği bir gecenin verdiği yorgunlukla hemen uykuya dalmış ve dalar dalmaz da başlamış rüyalar görmeye. Rüyada yaşlı bir ninecik oturmuş bir pınarın başına, Denize körler ülkesi masalını anlatıyormuş, ama bu bilge ninesi değilmiş. Rüyadaki ninenin anlattığı masal şöyleymiş;
    Evvel zaman içinde, kalbur zaman içinde, dünyanın bir yerinde, bir baba ile oğul varmış, bunların fazlaca bir dertleri yokmuş; işleri, aşları onları kimseye muhtaç etmezmiş. Ama babanın bir sorunu varmış; oğlunun eğitimsizliği ve cehaleti. O devirlerde ne oğlunu gönderebileceği bir okul ne de ders verebilecek öğretmenler varmış. Okul ve öğretmenler yokmuş ama çocuk dünyayı tanımalı ve bilmeliymiş. Çünkü babanın inancı, Alimler gözlüdür, Cahiller ise kör biçimindeymiş. Sonuçta baba karar vermiş; oğlunun gözü açılmalı, dünyayı görüp tanımalıymış. Baba ile biricik oğlu bilinmeyen ülkelere doğru yola çıkmışlar. Az gitmişler uz gitmişler, sonunda bir de bakmışlar ki, körler ülkesi diye bir yere gelmişler. Olacak bu ya, tam körler ülkesine geldiklerinde, çocuk bir hastalığa yakalanmış. Eli ayağı tutmaz olmuş. Baba şaşkın, çocuk bitkin uçan kuştan medet ummuşlar. Tam o anda "korkma" diye yüreklendirmişler. Babanın etrafına toplananlar. Ve, siz buranın körler ülkesi dendiğine bakmayın, buranın öyle becerikli bir hekimi var ki kime dokunsa hastalığından iz kalmaz demişler. Böylece baba yatıştırılmış ve çocuk tezelden hekime kavuşturulmuş. Hekimbaşı usta parmakları ile hastasını tepeden tınağa bir güzel yoklamış. Hemencecik de illetin nedenini bulmuş; sorun çocuğun gözlerinde imiş. Burnun ile alnın birleştiği noktanın sağında ve solunda bulunan çukurlara gömülü, bıngıl bıngıl devinen oval iki cisimcik. Açılıp kapanan birer deri kapakla örtülü.
    İşte hepimizin bildiği insan gözü, illetin nedeniymiş. Hekim böyle söylemiş, teşhisi böyle koymuş. Operasyon kısa sürede bitmiş, dışarıya çıkarmışlar çocuğu. Baba bir de ne görsün, çocuğun dünyayı görüp tanıyacağı gözlerinin ikisi de yerlerinden çıkarılmış. Çünkü körler ülkesinde herkeste göz düşmanlığı varmış. Körler bilginin, ışığın, aydınlanmanın en önemli aracı olan göze düşmanmış. Daha o çağlarda aydınlık ile karanlığın, bilgi ile cehaletin savaşı varmış. Ancak baba ve oğul geç anlamışlar bu gerçeği ve ağır ödemişler bedelini. Ve bu sonuç karşısında sanki dünya bir anda başlarına yıkılmış baba ile oğulun. Yaşam zindan olmuş, ama ne acı duyacak halleri kalmış, ne de acıya dayanacak güçleri. Acıyı acıyla bastırmışlar boynu bükük...
    Deniz gördüğü düşün etkisiyle ter içinde uyanmış. Bir korku sıkıca sarılmış boğazına. Kendini o hekimin elinde imiş gibi hissetmiş. Sevdiği onca yüzü düşünmüş, ama hiç birisini anımsayamamış, sisler arasında yalnız kalmış. Bir yerlerden ince bir ezgi çarpmış kulaklarına, çoğalan, delirten bir ezgi. Usuna babasının üzgün, perişan yüzü gelmiş, bir güvercin uçuvermiş yüreğinden, acıyla ürpermiş. Denizin ağzından "Baba" diye bir inilti çıkmış. Sonra gördüğünün korkulu bir düş olduğunu fark edince derin bir oh çekip rahatlamış.
    Derken duruşma günü gelmiş binlerce çocuk yığılmış mahkemenin önüne, onlarca polis otosu eşliğinde Deniz mahkemeye getirilmiş. Yargıçlar sertçe bakmışlar Denize. Savcı iddianamesini okumuş, yargıçların en yaşlısı korkutucu bir sesle "bütün bunları neden yaptın?" diye sorular yöneltmiş. Yargıçların bütün sorularına Deniz susarak yanıt vermiş. Yargıç öfkelenmiş dağlar kadar. Denizi azarlamış. "Sende hiç acıma duygusu yok mu, kalp yok mu?" demiş. Deniz ise "Ben kalbimi kuşlara verdim." Diyerek ilk ve son yanıtını vermiş. Yargıçlar kendi aralarında fısıldaşıp, konuşmuşlar. Sonuçta Denizin bir kuş gibi, demirden bir kafese konulup uzak ve ıssız bir ormana bırakılmasına karar verilmiş. Bu haber dünyadaki bütün kuşlara yıldırım hızıyla yayılmış. Bir çok kuş toplanıp, kanat çırpmışlar, dönmüşler gökyüzünde, sonra da hep birlikte saldırmışlar kafese, günlerce gagalamışlar ama nazlı gagaları parmaklıkları kırmaya yetmemiş. Kafesi parçalayamamışlar. Parçalayıp da Denizi özgürlüğüne kavuşturamamışlar.
    Günlerce düşünmüşler ve sonuçta hepsi gücünü birleştirerek. Denizi köyünün güzel ormanına götürmeye karar vermişler. Bütün kuşlar kanat açıp, kırk gün kırk gece, dağ demeden deniz demeden uçmuşlar. Denizin o güzelim köyünün ormanına ulaşmışlar. Yağmur yağdığında hepsi birden kanatlarını kafesin üstüne gerip korumuşlar. Güneş açtığında sevinmişler. Dünyanın her yerinde türlü türlü yiyecek ve çeşit çeşit kitap taşımışlar. Kuşlar her akşam kafesin etrafında toplanıp ötüşerek Denizi teselli etmişler. Cıvıltılarla uyutmuşlar, her sabah yeniden en güzel sesleriyle uyandırmışlar. Beraberce gülüp, oynayıp, şarkı söylemişler. Deniz onlara şiirler okumuş, bilge ninesinden öğrendiği masalları anlatmış, kuşlar Denizi anlarmış Deniz de kuşları..
    İşte o gün bu gündür dünyanın bütün kuşları yavrularına kuşlara kalbini veren çocuğun masallarını anlatırlarmış. Ve onun içindir ki, dünyanın her yerinde kuşların yalnız bir sabah bir de akşam öttüğü söylenir...

  24. ÇOK ÖZEL BİR HİKAYE

    Kendini bildi bileli mor menekşeyi çok severdi. Çocukluğunun geçtiği iki katlı evin bahçesinde bahar geldiğinde mor mor açar, mis gibi kokarlardı.. Annesi mor menekşeleri hep duvar kenarına dikerdi..
    gölgeyi sever menekşeler derdi.. Oysa öğretmeni bitkilerin güneş ışınları ile fotosentez yaptığını anlatmıştı onlara .Bitkiler güneş ışığına muhtaçtı. Mor menekşeler ne tuhaf bitkilerdi , her bitki güneşi severken, onlar neden gölgeyi tercih ediyorlar diye düşündü durdu Hande...Küçük, ufacık aklı ile aslında menekşelerin diğer çiçeklerden farklı olduğunu keşfetmişti, işte belki de menekşeler
    bu yüzden bu kadar güzeldi. Herkesten farklı olursan, bu hayatta değerli olursun yargısına varmıştı. Daha o yıllarda farklı olmak için uğraş vermeye başladı. ilk olarak, okulda kimsenin yanına oturmak istemediği Hacer'in yanına oturmak istiyorum öğretmenim diyerek başladı farklılıklarla süren hayatı. Hacer bile şaşırmış şaşkın şaşkın bakıyordu onun yüzüne. Hacer çok dağınık, biraz anlama zorlukları olan problemli bir ailenin kızı idi. Hande ise mühendis Kamil Beyin biricik kızı. Öğretmen pek oturtmak istemedi önce Hacer'in yanına Hande' yi. Daha sonra bir tatsızlık çıkmasın
    diye öğretmen Hande'nin annesini çağırdı.
    Annesi eve geldiklerinde Hande'ye sordu :
    - Neden yavrum Hacer in yanına oturmak istiyorsun?
    Hande cevap verdi :
    - Geçen baharda menekşeler ekiyorduk hani anne, o gün sen bana menekşeler
    güneşi sevmez demiştin, oysa her bitki güneşi sever. Menekşeler farklı, belki de
    bu yüzden bu kadar güzeller. Hacer'in yanına kimse oturmak istemiyor. Ben farklı olmak istiyorum. Belki Hacer de güzeldir, onu fark etmek istiyorum, dedi.
    Annesinin ağzı açık kalmıştı. İlkokul 4.sınıf öğrencisi kızının olgunluğuna hayran kalarak
    - peki kızım kimin yanında istersen oturabilirsin, " dedi.
    Pazartesi Hande Hacer'in yanında oturmaya başladı. Hem Hande tedirgindi, hem Hacer. Birbirleri ile hiç konuşmuyorlardı. Diğer kızlarda soğumuştu Hande'den. Nasıl Hacer gibi dağınık, bir şeyi, iki kere anlatınca anlayan fakir bir kızın yanına oturmayı istemişti. En çok alınan doktor Cemal Beyin kızı Esin'di. Anne babaları her hafta sonu görüşüyorlar,
    Hande ve Esin birlikte oynuyorlardı. Nasıl olur da kendi yerine Hacer'i seçerdi. Çok gururu kırılmıştı Esin'in. Hande ile konuşmuyordu. Birgün Hande ve ailesi Esinlerle dağ köylerinden birinde gerçekleştirilecek bir panayıra katılmak için sözleştiler. Hande gene Esin'in somurtacağını bildiği için gitmek istemiyordu. İçin için de Hacer'e kızmaya başlamıştı arkadaşları ile arasının bozulmasına sebep olmuştu. Neden sanki bu kadar dağınıktı, neden her şeyi iki kerede anlıyordu? Yoksa aptal mıydı?Sonra menekşeleri hatırladı hemen düşüncelerinden utandı. Hacer farklı diye yargılamaması gerekiyordu. Hacer'in, kimsenin bilmediği güzelliklerini keşfedecekti. Buna tüm gücü ile inandı. Panayıra gittiklerinde Esin somurtarak karşısında oturuyordu, Hande ile konuşmuyordu.
    Hande canı sıkıldığından biraz dolaşmak için annesinden izin aldı. Köy yolunda yürümeye başladı. Hava iyice soğumuş ve ayaz iyice artmıştı, kar atıştırmaya başlamıştı. Hande karı çok seviyordu, yürüdü, yürüdü. Köye gelmişti. Bir evin önünde durdu. Evin penceresinde ki saksıya gözü
    ilişti. Gözlerine inanamıyordu, bunlar mor menekşelerdi. Ama kıştı ve menekşeler soğuğu hiç
    sevmezlerdi eve doğru bir adım attı. Kapıda beliren gölgeyi çok sonra fark etti bu Hacerdi.
    Hande'ye gülümsüyordu.
    - Hoşgeldin Hande buyurmaz mısın?, dedi.
    Biraz ürkek, şaşkınlıkla kapıya doğru ilerledi Hande ve içeri girdi. Oda sıcacıktı odun sobası
    her yeri ısıtmıştı. Menekşeler diyebildi sadece Hande...
    - Bu soğukta ?
    Hacer gülümsedi ;
    - Onlar annem için, annem onları çok sever.
    Sonra yatakta yatan kadını fark etti Hande.
    "Annen hasta mı?" dedi.
    "Evet 2 sene önce felç oldu ona ben bakıyorum, bizim kimsemiz yok, birtek ineğimiz var onunla
    geçiniyoruz. Ama tüm işler bana baktığı için derslere çalışacak pek vaktim olmuyor, dedi Hacer
    utanarak. Bir de bizim köyden şehre araç yok, bu yolu her gün yürüyorum o yüzden de çok yorgun
    okula geliyorum dersleri anlamakta güçlük çekiyorum. Hande'nin gözleri dolmuştu. Dışarıdan gelen ses ile kendine geldi. Annesi onu arıyordu. Çok merak etmiş olmalıydı. Dışarıya koştu ve annesine sarıldı, ağlıyordu. Bir müddet sonra anne bu Hacer diye tanıştırdı sıra arkadaşını. Hacer'in yaptığı sıcak çorbadan içtiler birlikte. Hande annesine anlattı Hacer'in hayatını, ağlayarak.
    "Bir şeyler yapalım anne" dedi.
    O hafta annesi ve Hande, Hacerlere gidip annesi ve Hacer'i kendi evlerine taşıdılar. Hacer artık Handeler den okula gidip geliyordu, ne dağınıktı, ne de aptal. Sınıfın en iyi öğrencisi olmuştu. Seneler geçti Hacer ve Hande bir arkadaş değil, iki kız kardeşlerdi artık. Mor menekşeler Hande'ye Hacer'i armağan etmişti. Hacer'e ise hem Hande'yi, hem hayatı. Seneler sonra ikisi de evlendi. Hacer şimdi bir doktor. Hande'den vicdanın ne kadar önemli olduğunu öğrendi, hastalarına vicdanıyla birlikte şifa dağıtıyor. Hande ise bir öğretmen. Çocuklara farklı olan şeyleri sevmeyi de öğretiyor. Bir kızı var
    adı, Hacer Menekşe. Hayatta en çok sevdiği iki şeye birini daha ekledi Hande.
    LÜTFEN SEVGiNiZE ÖNYARGI KOYMAYIN.
    HERŞEY SEVİNCEYE KADAR FARKLIDIR
    SEVDİKTEN SONRA İSE SEVGİNİN DİLİ HEP AYNIDIR

  25. BENİM HİKAYEM

    Üniversiteli delikanlı Kolejli kıza bir voleybol maçında rastladı. Okul salonundaydı maç. Tribünsüz minik bir salon.. Seyircilerle, oyuncular arasında, sahanın çizgisi vardı sadece.. O kadar yakındılar..
    Delikanlı, bu tatlı, bu güzel, bu dünyalar şirini kızı ilk defa görüyordu takımda.. Hoşlandığını, fena halde hoşlandığını hissetti. Az sonra bir şeyi daha hissetti. Uzun zamandan beri maçı değil, o güzel kızı izlediğini.. Kız servis atarken hemen önünden geçti. Göz göze geldiler.. Kız gülümsedi..
    Delikanlı, çok popülerdi o yıllarda.. Kız onu tanımış olmalıydı. Kim bilir, belki kız da ondan hoşlanmıştı.. Belki de delikanlı öyle olmasını istediği için ona öyle gelmişti.. Set değişip, takım karşıya gidince, delikanlı da yerini değiştirdi, o da karşıya gitti.. Üçüncü sette tekrar eski yerine döndü.. Kız da gidiş gelişleri fark etmişti galiba.. Bir defa daha gülümsedi. Manidar.. "anladım" der gibi bir gülümseyişti bu...
    Delikanlı o hafta boyu hep bu dünyalar şirini kızı düşündü.. Pazar günü, sabahın köründe kalktı, erkenden oynanacak maçı, ne maçı canım, o dünyalar şirini kızı görmek için..
    Delikanlı artık kızın hiçbir maçını kaçırmıyordu.. Dahası.. Ankara Koleji'nin her dağılış saatinde, okul civarında oluyordu, onu bir kez daha görmek için.. Karşılaştıklarında, hafif çok hafif bir gülümseme, çok minik bir baş eğmesi ile selamlaşır olmuşlardı.. Bir defasında, yaptığına sonra kendisi de günlerce güldü.. O gün gene tesadüfmüş gibi, okul dağılışı kızın karşısına çıkmış, gülümseyerek selamlamış, sonra arka sokaklara dalıp, yıldırım gibi koşarak, bir blok ötede gene karşısına çıkmıştı. Kız bu defa, iyice gülmüştü.. Karşısında, sözüm ona ağır ağır yürüyen, ama nefes nefese delikanlıyı görünce..
    Delikanlı, voleybol takımının kaptanını iyi tanıyordu. Arkadaştılar. Sonunda bütün cesaretini topladı, kaptana açıldı.. O kızdan fena halde hoşlanıyordu. Galiba kız da ona karşı boş değildi. Bir yerde, bir şekilde tanışmaları gerekiyordu.. O zamanlar, bu işler böyle oluyordu çünkü.. Kaptan "tabi" dedi.. "bu hafta sonu güzel bir konser var. Biz onunla gitmeye karar vermiştik zaten. Sen de gel. Hem konseri birlikte izleriz, hem de tanışırsınız.."
    "Mutluluk işte bu olmalı" diye düşündü delikanlı.. "Mutluluk işte bu!.."
    Ve konser gününe kadar geceleri hiç uyuyamadı.. Konser gününü de hiç ama hiç unutmadı.. O ne heyecandı öyle.. Konserin verildiği sinemanın kapısında tanıştılar.. El sıkıştılar.. O güzel ele dokunduğu anı da hiç unutmadı delikanlı.. Kaptan, salona girdiklerinde, ustaca bir manevra daha yaptı. Delikanlı ile dünyalar şirini kız yanyana düştüler. İnanamıyordu delikanlı.. Onunla nihayet yanyana oturduğuna, onun sıcaklığını hissettiğine, onun nefesini duyduğuna inanamıyordu.. Biraz önce tanışırken tuttuğu el, bir karış ötesinde öylesine duruyor, delikanlı, sahnede dünyanın en romantik şarkısı söylenirken o an dünyanın bütün şarkıları dünyanın en romantik şarkısıydı ya- o eli tutmak için öylesine büyük bir arzu duyuyordu ki içinde.. Ama uzatamıyordu işte elini.. Her şey böyle iyi giderken, yanlış bir hareketle, onu ürkütebileceğinden, incitebileceğinden öylesine korkuyordu ki..
    Sonunda dayanamadı, sanki kolu uyuşmuş gibi, uzandı.. Kolunu kızın koltuğunun arkasına koydu.. Kızın omzuna değil.. Koltuğun üzerine.. Sonra kız arkaya yaslandı.. Bir kaç saç teli, delikanlının elinin üzerine dokundu.. Kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyordu artık genç adamın.. Dünyalar şirini kızın saçları eline dokunuyordu çünkü.. Konserden çıkarken, kız, şakalaştı.. "Sizi her maçımızda görüyoruz. Alıştık nerdeyse.. Yarın Adana'da da maçımız var.. Gözlerimiz sizi arayacak.."
    Hayır, aramayacaktı. Delikanlı o anda kararını vermişti çünkü.. Cebinde onu otobüsle Adana'ya götürüp getirecek, hatta öğle yemeğinde bir de Adana kebap yedirecek kadar para vardı.. Gece yarısı kalkan otobüse bindi.. Sabah erkenden Adana'ya indi. Maç saatine kadar başı boş dolaştı. Salona erkenden girdi, en ön sıraya tam servis köşesine en yakın yere oturdu.. Takımlar sahaya çıkarken, salondaki en heyecanlı seyirci oydu. Maç falan değildi sebep tabii.. İlk sette kız farkında bile değildi onun.. Nerden olsundu ki.. İkinci sette öbür tarafa gittiler.. Döndüklerinde, üçüncü sette kız fark etti delikanlıyı.. Yüzünde çok ama çok şaşkın bir ifade, biraz mutluluk, biraz da gurur vardı sanki.. Ankara'nın hele Kolejde çok popüler bu delikanlısının onun için ta oralara geldiğini bilmenin gururu..
    Maç bitti. Kız soyunma odasına, delikanlı garaja gitti. Tek kelime konuşmadan.. Konuşmaya gelmemişti ki.. Kız "keşke orada olsaydın" demişti. O da olmuştu işte.. Hepsi o.. Ona o kadar çok şey söylemek istiyordu ki aslında..
    Bir gün üniversite kantininde gazete okurken, iç sayfalarda bir şiire rastladı. Daha doğrusu bir şiirden alınmış bir dörtlüğe.. Söylemek istediği her şey bu dört satırda vardı sanki.. Bembeyaz bir karta yazdı o dört satırı.. Öğleden sonrayı zor etti, Kolejin önüne gitmek için.. Kızın karşıdan geldiğini gördü. Koşarak yanına gitti. "Bu sana" diye kartı eline tutuşturdu ve kayboldu ortadan.. Kız, Necip Fazıl'ın dört satırını okurken..
    "Ne hasta bekler sabahı
    Ne taze ölüyü mezar...
    Ne de şeytan bir günahı
    Seni beklediğim kadar!.."
    Ertesi gün öğleden sonra, tarif edilemez heyecanlar içinde Kolejin önündeydi gene.. Kız karşıdan geliyordu.. Bu defa yanında arkadaşları yoktu. Yalnızdı.. Yaklaştığında işaret etti delikanlıya.. Gözlerine inanamadı genç adam.. Onu yanına mı çağırıyordu yoksa.. Evet, çağırıyordu işte.. Kalbinin duracağını sandı yaklaşırken.. "Sana bir şeyler söylemek istiyorum" dedi kız.. O da heyecanlıydı, belli.. "Bak iyi dinle.. Dünkü satırlar için çok teşekkürler.. Herhalde hissettin, ben de senden hoşlanıyorum. Ama senden evvel tanıdığım birisi daha var. Ondan da hoşlanıyorum ve henüz karar veremedim, hanginizden daha çok hoşlandığıma.. Ve de şu anda, onu terk etmem için bir sebep yok.."
    "O zaman karar verdiğinde ve de eğer seçtiğin ben olursam, hayatında başka kimse olmazsa, ara beni!" dedi, delikanlı ikiletmeden.. Ayrıldı kızın yanından.. Bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha okul yolunda önüne çıkmadan.. Bir daha onu hiç görmeden..
    Yıllarca sonra Levent Yüksel'in söyleyeceği şarkıdaki Sezen Aksu'nun sözlerini o zaman biliyordu sanki. Aşk "onurlu" olmalıydı.. Günlerce, haftalarca, aylarca bekledi.. Tıpkı, kıza verdiği o dörtlükteki gibi bekledi.. Hastanın sabahı, şeytanın günahı beklediği gibi bekledi.. Heyecanla bekledi. Hırsla, arzuyla bekledi. Umutla, umutsuzlukla bekledi. Bazen öfkeyle bekledi.. Ama bekledi.. Başka hiç kimseye bakmadan, başka hiç kimseyi bulmadan bekledi. Bir gün bir şiir antolojisinde şiirin tamamını buldu.. İki dörtlüktü şiir.. İlki kıza verdiğiydi.. Bir ikinci dörtlük daha vardı orada.. O dörtlüğü de bir kartın arkasına dikkatle yazdı.. Cebine koydu..
    Bekleyiş sürüyor, sürüyordu.. Okullar kapandı, açıldı.. Aylar, aylar geçti.. Bir gün delikanlı kızı aniden karşısında gördü.. "Günlerdir seni arıyorum" dedi kız. "Günlerdir seni arıyorum. İşte sana haber.. Artık hayatımda hiç kimse yok!.."
    "Yaa" dedi delikanlı.. "Yaa" dedi sadece.. Kalbi heyecandan ölesiye çarparken, aylardır ölesiye beklediği an gelip çatmışken, ağzından sadece bu ses çıkmıştı: "Yaaa!.."
    Cebindeki artık iyice eskimiş kartı uzattı kıza.. "Sana bir şiirin ilk dörtlüğünü vermiştim ya bir gün.." dedi. "Bu da sonu onun..."
    Sonra yürüdü gitti, arkasına bile bakmadan.. Kız ikinci dörtlüğü oracıkta okurken..
    "Geçti istemem gelmeni
    Yokluğunda buldum seni.
    Bırak vehmimde gölgeni
    Gelme artık neye yarar!.."
    Aradan yıllar, çok ama çok uzun yıllar geçti. Delikanlı bugün hala düşünüyor.. O uzun, çok uzun bekleyiş mi öldürmüştü aşkını? Ya da beklerken, ölesiye beklerken hayalinde öylesine bir sevgili yaratmıştı ki, artık yaşayan hiç kimse bu hayali dolduramazdı.. O sevgilinin kendisi bile.. Hayalindekini canlı tutmak için mi, canlısını silmişti yani?.. Ya da.. Ya da.. Bir şiirin romantizmine mi kapılmış, bir delikanlılık jesti uğruna, mutluluğunun üzerinden öylece yürüyüp mü gitmişti acaba?
    Delikanlı bu soruların cevabını bugün hala bilmiyor.. Bilmediğini de en iyi ben biliyorum.. Çünkü, o delikanlı, bendim!...