cicceekk tarafından gönderilen her şey
-
MUTLULUĞUN RESMİ
Kokusu buram buram tüten Limanda simit satan çocuklar Martıların telaşı bambaşka İşçiler gözler yolunu. İnebilseydin o vapurdan Ayağında Varnanın tozu Yüreğinde ince bir sızı. Mavi gözlerinde yanıp tutuşan hasretle kucaklayabilseydim seninle, bir daha. Davullar çalsa, zurnalar söyleseydi Bağrımıza bassaydık seni Nazım, Yapardım mutluluğun resmini Başında delikanlı şapkan, kolların sıvalı, kavgaya hazır Bahriyeli adımlarla düşüp yola Gidebilseydik Meserret Kahvesine, İlk karşılaştığımız yere Ve bir acı kahvemi içseydin. Anlatsaydık o günlerden, geçmişten, gelecekten, Ne günler biterdi, Ne geceler... Dinerdi tüm acılar seninle Bir düş olurdu ayrılığımız, anılarda kalan. Ve dolaşsaydık Türkiyeyi bir baştan bir başa. Yattığımız yerler müze olmuş, Sürgün şehirler cennet. İşte o zaman Nazım, Yapardım mutluluğun resmini Buna da ne tual yeterdi; ne boya...
-
ÜLKER'İN GÖZLERİ
Bir bahar sabahının karanlığında ıssız Gökte diz çökmüş iki titrek ışıklı yıldız Olan gözleinize aşıkım, Bayan ülker! Mutlu, esen ve hoşken ve gülerken gülerken Nerden gelir bilinmez üzgünlüklerle birden Solan gözlerinize aşıkım, Bayan Ülker! Ne zaman perdelese içlerini bir buğu Ölümüm güzelliği, özlemim yorgunluğu Dolan gözlerinize aşıkım, Bayan Ülker! Kalbinizin sezilmez parıltıcıklarını Bir büyük ateş gibi göstermenin sırrını Bulan gözlerinize aşıkım, Bayan Ülker!
-
ŞEHRIN ÜSTÜNDEN GEÇEN BULUTLAR
Bakıp imreniyorum akınına Şehrin üstünden geçen bulutların, Belki gidiyorlar yakınına Rüyamızı kuşatan hudutların. Evler, ağaçlar, sular, ben be bu an Sanki bulutlarla bir, akıyoruz; Onların hevesine uyaraktan Cenup ufuklarına bakıyoruz. Biz de hafif olsaydık bir rüzgardan, Yer alsaydık şu bulut kervanında, Güzle?e ve Yeni?ye doğru koşan Bu sonrasız gidişin bir yanında; Dağlara, denizlere, ovalara Uzansaydık yağarak iplik iplik Tohumları susamış tarlalara Bahar, gölge ve yağmur götürseydik. Bakıp imreniyorum akınına Şehrin üstünden uçan bulutların. Gidiyor, gidiyorlar yakınına Rüyamızı kuşatan hudutların.
-
S E L A M
Uçuyor, duran bir anın havasında Işıktan kuşları bir akşam seherinin; Gündüzün geceyle buluşan noktasında Yaklaşıyor musikisi eteklerinin. Ve sanki ufkuma baştanbaşa gül rengi Kanatlarını açmada bir altın devir. Başlıyor ömrün ve ölümün güzelliği, Söyleyecek şimdi zaferlerini şiir; Selam, sonsuzluğun aydınlık bahçesinden Selam, senelerce,senelerce evvele, Hatırası kalbe ışıklarla dökülen En sevgiliye,en iyiye,en güzele. Geçmiş bir zamanı kalbim bulmak üzredir, Tamamlanacaktır yarım kalmış rüyalar; Ey hafıza cömert memenden beni emzir, Zengin renklerini ufkuma dök, ey bahar! Uzattığımız bu tası dolduracak mı Yine bol sularla akarak o çeşmeler? Yoksa , hiç bulunmayacak kadar uzak mı Dudakları öpüşlerle dolu geceler? Ey pembe akşamların karasevdaları! Güzelliklerine doyulmamış zamanlar! Ergen yastığının ateşten rüyaları! Ey, saf kalbimizde doğmuş ve ömüş anlar!... Hatırası kalbe ışıklarla dökülen En güzele, en iyiye, en sevgiliye Selam, sonsuzluğun aydınlık bahçesinden, Selam,senelerce
-
PORTRE
Bir bahara açık duran penceresinde Belki bir gün gelir geçmiş zamanı arar Diyerek bu portreyi çizdi sanatkâr, Bir oda içinin ışık ve gölgesinde. Verdi bir başka renk,başka biçim,hasından; Diledi ki bir ölümsüz ömür yaşasın, Geçsin geceleri kışın,günleri yazın, Süzgün gözlerini seyredip aynasından. Severdi,ağlardı,güler ve hatırlardı Değişmeden önce sanatın fırçasında; Onun bu güzel' e gebe Rönesansında Günler birbirini güden hoş anılardı. Şimdi çerçevede mahpus yaşamaktadır, Alnında o yaman ölmezliğin zaferi; Uzak bir rüyada yüzer gibi gözleri, Artık ne gülmekte ne de ağlamaktadır
-
OLDİVO
Hoyrattır bu akşamüstüler daima. Gun saltanatıyle gitti mi bir defa Yalnızlığımızla doldurup her yeri Bir renk çığlığı içinde bahçemizden, Bir el çıkarmaya başlar bohçamızdan Lavanta çiçeği kokan kederleri; Hoyrattır bu akşamüstüler daima. Dalga dalga hücum edip pişmanlıklar Unutulmuş o tunc kapısını zorlar Ve ruh, atılan oklarla delik deşik; İşte, doğduğun eski evdesin birden, Yolunu gıözluüyor lamba ve merdiven, Susmuş ninnilerle gıcırdıyor beşik Ve cümle yitikler, mağluplar, mahzunlar... Söylenmemiş aşkın güzelliğiyledir Kağıtlarda yarım bırakılmış şiir; İnsan, yağmur kokan bir sabaha karşı Hatırlar bir gün bir camı açtığını, Duran bir bulutu, bir kuş uçtuğunu, Cöküp peynir ekmek yedigi bir tası... Bütün bunlar aşkın güzelliğiyledir. Aşklar uçup gitmiş olmalı bir yazla Halay çeken kızlar misali kolkola. Ya sizler! ey geçmiş zaman etekleri, İhtiyar ağaçlı, kuytu bahçelerden Ay ışığı gibi sürüklenip giden; Geceye bırakıp yorgun erkekleri Salınan etekler, fısıltıyla, nazla. Ebedi aşığın dönüşünü bekler Yalan yeminlerin tanığı çiçekler Artık olmayacak baharlar içinde. Ey, ömrün en güzel türküsü aldanış! Aldan, gelmiş olsa bile ümitsiz kış; Her garipsi ayak izi kar içinde Dönmeyen aşığın serptiği çiçekler. Ya sen! ey sen! esen dallar arasından Bir parıltı gibi görünüp kaybolan Ne istersin benden aksam saatinde? Bir gülüşü olsun görülmemiş kadın, Nasil ölümsüzsün aynasında aşkın; Ey unutuş! kapat artık pencereni, Çoktan derinliğine çekmiş deniz beni; Çıkmaz artık sular altından o dünya. Bir duman yükselir gibidir kederden Macerası çoktan bitmiş o şeylerden. Amansız gecenle yayıl dört yanıma Ey unutuş! kurtar bu gamlardan beni
-
GERÇEK
Uyandığı zaman gökte yıldızlar İnsan düşünür : belki de Allah var! Tanrısal bir öpüştür soken şafak. Ne hoştur insanın bir gül açası, Koşan göklerde kuş gibi uçası, Bulutlarla yagmur olup ağlamak. Gitmek, sona ermeden ... bir zamanda... Başıboş bir tekne gibi ummanda; Fırtınalarda ne yelken, ne bayrak. Fakat beni sen uyandir, ey zeka ! Bak, işte önümde her günkü çorba, Ekmek, kaşık ve kasesiyle bu aşk. Sarhoş eden, davet eden bu olum İçinde ben salt bir ademoğluyum, Korkan, ölüsünü hatırlayarak. Ey, ışığin boşandığı gerçek düş ! Bütün zamani kucaklayan öpüş ; Yaşamak... eken insan, veren toprak
-
FAHRİYE ABLA
Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar. Kapanırdı daha gün batmadan kapılar. Bu, afyon ruhu gibi baygın mahalleden, Hayalimde tek çizgi bir sen kalmışşın, sen! Hülyasındaki genıs aydınlığa gülen Gözlerin, dişlerin ve ak pak gerdanınla Ne güzel komşumuzdun sen, Fahriye abla! Evimiz kutu gibi küçücük bir evdi, Sarmaşıklarla balkonu ortuk bir evdi; Güneşin batmasına yakın saatlerde Yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede; Yaz, kış yeşil bir saksı ıtır pencerede; Bahçende akasyalar açardı baharla, Ne şirin komşumuzdun sen, Fahriye abla! Önce upuzun, sonra kesik saçın vardı; Tenin buğdaysı, boyun bir başak kadardı; İçini gıcıklardı bütün erkeklerin, Altın bileziklerle dolu bileklerin. Açılırdı rüzgarda kısa eteklerin; Açık saçık şarkılar söylerdin en fazla, Ne çapkın komşumuzdun sen, Fahriye abla! Gönül verdin derlerdi o delikanlıya, En sonunda varmışşın bir Erzincanlıya. Bilmem simdi hala bu ilk kocanda mısın? Hala dağları karlı Erzincan'da mısın? Bırak, geçmiş günleri gönlüm hatırlasın; Hatırada kalan şey değişmez zamanla, Ne vefalı komşumuzdun sen, Fahriye abla!
-
BİR SOKAK
Dün gece lambaların kör ışığı içinde Herkes ömründe bir kez olsun o yoldan geçer Bir sokağa düştüm ki her köşede bir gölge, Her pencerede bir baş, her kapıda bir fener. Onların iki yana dizili yüzlerinde Kalmamış gibiydi bir damla ışıktan eser Ve körler gibi, sanki elleriyle derinde Yitmiş hayallerini arıyorlardı yer yer. Balkonundan sarkarak biri: 'Yavrum, diyordu Hatırlamaz olmıuşsun artık eski karını; Göğsümde geçirdiğin sevda akşamlarını.' Biri memelerini gösterip gülüyordu: 'Pencereme bakmadan geçme öyle, güzelim! Ben Leyla'dan sevdalı, Zeliha'dan güzelim...
-
AYAKLAR
Ölmüş o, ayrı düşmüş sürüden, ayakları dışarda örtüden. Ölmüş herkes gibi ölen insan, Yalnız ayaklar kalmış yaşayan. Ardından ölüme düşen başın İki kardeş bakakalmış şaşkın. Der ki, bu ayakları görenler, Başım değilmiş düşünen meğer. Ayaklarım, az gide uz gide, Ayaklarım, ümitler peşinde! Yolcu ölmüş; ite ayaklar hür! Yolcu ölmüş; ayaklar düşünür
-
ADAMLAR
Sönmüş saçlarında son damla ışık, Bir düş?ün içinde gibi her akşam -Ve yüzleri duman kadar dağınık- Geçer bu sokaktan binlerce adam. Umut gözlerinde ölü bir bakış, Çığlık bir bükülüş dudaklarında; Bulamadıkları nedir ki, yaz kış Dolaşırlar şehrin sokaklarında? Sanki yalvaran bir duadır onlar, Belki tanrılara açık vesvese, Bir nehir. Bu nehir her akşam akar Derinden ruhları çağıran sese.
-
O M A Y R A
Cevabı ömür süren bir soru bıraktım sana Mendili kan kokan sevgili arkadaşım Usta bakışların keşfettiği rahatlıkla arkama yaslandım elimde şah mat yüzüğümde tek taş siyanür adınla bulanan bir aşkın, bir maceranın macerasında yolun sonunu söylüyordu günahkâr iki melek olan sağdıçlarım Al birkaç bulutlu sözcük atlasını sırtında taşıyan çalınmış bir zaman mekik, taflan, kar kesatı bir iklim aşk mı, macera mı dersin bu uzun seferberlik bu ilişkinin topografyasını mezhepler tarihinden bulup çıkardım adanan boynunda o gümüş zincir bilmiyorsun arması sallanıyor ucunda işte yazgının kara zırhlısı! Kork! kutsal kitaplardaki kadar kork! Çünkü hiçtir bütün duygular Korkunun verimi yanında Benim ruhum nehirler kadar derin! Kızıl kısraklar gibi üstümden geçeceksin! Arı bir sessizlik duruyor şiddetimizin armaları arasındaki uzaklıkta gövdenin demir çekirdeği kalkan teninin altında sana okunaksız bana saydam giz içindeki uğultunun izini sürüyorum bir açıklığa taşıyorum ele vermez yerlerini harabeler diriliyor heykeller tamamlanıyor kendi kehanetinden büyülenmiş gözlerimin önünde başka çağlara gidip geliyoruz aşk tanrısı için seviştiğimiz ve uyuduğumuz sahillerde aşkın kaplan ve yılan düğümüyle Öpüyorum seni boynundaki yaradan iniyorum kaynağına aydınlanmamış yanların ışığa çıkıyor dokunuşlarımın parıltısında düğümlü mendilin, gümüş zincirin sımsıkı mühürlendiğin bütün kilitler çözülüyor avuçlarımda Tılsım tamamlanıyor ortaçağ kentlerinden geçiyoruz dönüşte indiğim kaynakların mezhep değiştiriyor zamanın ve uzamın kilitlendiği kara kutuda benim kelimelerim tılsım tamamlanıyor dudaklarımdan sızan erkek sütünün kara büyüsüyle sevgilim oluyorsun uyuyor ve yıkanıyoruz ay ışığında bakıyorum güneş iniyor yüzünün alacakaranlığına Adın yoktu tanıştığımızda eksiğini de duymadık bazen bir rüzgârı, bazen birkaç zeytini adının yerine kullandık Adın yoktu tanıştığımızda sonra da olmadı çünkü başka biri oldun zamanla Şimdi adın var şimdi ruhumun sislere sarılı derinlikleri yükseliyor ve tehdit ediyor kıstırılmış varlığımın bütün cephelerini yüzümün pususunda geziyor sularda bilenmiş bıçaklar uyandırılmış acılarım, bulanmış sarnıcım etimle ruhum arasında çelişen ilke geri döndü bana kendi ellerimle kurduğum kara büyüden içimdeki tarih bitti siliyorum bir aşkı var eden her ayrıntıdaki parmak izlerini ve şimdi adın var ve şimdi ikimizin vaktinde intikam saati geldi Omayra, bu adı verdim sana ve mevsimleri bütün anlamlarıyla iki çakılına bir deniz vereyim hayallerine mavi buğday dokuz yaşamın olsun tek tek öldüreyim esmer ve çırılçıplak bir gecede bütün düşmanların gelecek koynumdaki cenazene Seni saran efsane çürüyüp toprağa karışırken kucağımda başın gümüş bir tarakla tarayacağım saçlarını kendi enkazımın üstünde kurtlar, çakallar gibi uluyarak ağlayacağım acıdan öldürerek yaşatacağım seni kendimde Ocağın parıltısıyla aydınlanan yüzün gücünden habersiz sakin gülüşün kamçılıyor içimdeki bütün köleleri ben ki hileli bir oyun, birkaç kırık zar ve kara muskalı tılsımlarla almışken seni kaderinden, kıyasıya bağlamışken kendime asıl sen tutsak etmişsin beni dünyaya kapalı kapıların ardındaki içi boş sessizliğine sığlığın, sevgisizliğin o sonsuz kendiliğindenliğin dünyanın sana değmeyen yerleri nasıl da çekici yapıyor seni o kadar bağlandım ki tutkusuz bedenine ya öldüreceğim seni ya tunç çağından heykeller indireceğim dökümüne Sayıklayan bir ağaç gibiyim Omayra uğultusu geliyor ta derinden gövdemin geçtiği masalların içimdeki deprem ayakta tutuyor beni geri dönüp vuruyor çalınmış zaman bak sana korkaklığımı veriyorum var olmanın bütün varoşlarından ben yenildim, işte silahlarım tılsım tamamlandı sonuna geldim çizgilerini sildiğim bir büyük haritanın aşkım ölümün sınırında Omayra olduğun yerde kal kımıldama!
-
GEÇ KALAN YOLCU
GÖZLERİM YOLLARDA KALDI BİR ÖMÜR, DEDİM HEP, BELKİ SON YOLCU O OLUR BEKLEMEKLE SENİ DOLDU BİR ÖMÜR! EY SEVGİLİM ARTIK GELMESENDE OLUR
-
K I Z
SEVERSEN BİR KİŞİ SEV HERKESE ÜMİT VERME YIKILABİLİR ÇOK EV BİRKAÇ GENCE KALP VERME! ZİRA, ÖYLE GÜZELSİN Kİ, KALPLER DURULABİLİR DOST DOSTU SENİN İÇİN VALLAHİ VURULABİLİR!...
-
ÜMİTSİZ ÜMİT
Kaçıp gel bir gece, sevgilim bana Her zaman açıktır sana kucağım Olmadan kül, aşkınla yana yana Gel artık gel yoksa çıldıracağım!...
-
İNSANLIK ARIYORUM
Kapı kapı ev ev ve şehir şehir Bütün dünyayı tek tek tarıyorum Fert fert, aile aile ve bir bir Hep, insan ve insanlık arıyorum Buldum! Buldum! diye hemen tutarken Ani bir ateşle hep yanıyorum Ne aptal, ne sersem, ne budalayım ben Her gülen yüzü insan sanıyorum Ey dünyadan göge kalkan insanlık! Seni kalplerde de bulamıyorum Yokluğuna beni alıştır artık Hatırlayınca bir hoş oluyorum Kapı kapı, ev ev ve şehir şehir Bütün dünyayı tek tek tarıyorum Bildiğim halde ben, yine de bir bir Tuhaf!.. hala insanlık arıyorum..
-
BENDEKİLER
EN UMUTSUZ SEVGİLER EN ERİŞİLMEZ SEVGİLİLER EN ÖLÜMSÜZ AŞKLAR EN SONSUZ DUYGULAR EN YUMUŞAK ACI, KEDER EN ANLAŞILMAZ BİR KADER GÜZELLERİN EN GÜZELLERİ BAHÇALERİN EN RENKLİ GÜLLERİ EN GÜZEL MEVSİMLER EN ÇARPICI SESLER EN ROMANTİK NOTALAR BEDENDE, RUHTA, TENDE ESRARLI, EFSUNLU BİR HAYAT BİRER ARKADAŞ OLARAK BİRER SIRDAŞ OLARAK HEPSİ...HEPSİDE BENDE!... BENDEDİR DUYGULAR ALEMİNİN SESİ BENDEDİR, TÜM SEVENLERİN; HİCRAN DOLU,AŞK,ÖZLEM DOLU NEFESİ! BENDEDİR AŞKIN EN SİHİRLİ BESTESİ!.. DOSTUM, ARKADAŞIM, SEVGİLİM BUNLARDIR MUTLULUK, KEDER, HAYAT VE ÖLÜM BUNLARDIR BUNLARDIR, UMUT YELKENLİSİNİN KÜREKLERİ, BUNLARDIR, HAYAL ŞATOSUNUN DİREKLERİ. BUNLARDIR YAŞAMAMIN SEBEBİ BUNLARDIR VAAD EDEN BANA ABEDİ VE BUNLARDIR, KAZANCIM, ZİYANIM. KARIM BEN BUNLARSIZ YOK, BUNLARLA VARIM İŞTE BUNLAR YAŞANTIMIN TEMELİ İŞTE BUNLAR GÖNLÜN TEK HAYALİ BEN İŞTE BUNLARLA YAŞARIM KAH ÜZÜLÜR, AĞLAR, KAH ÇOŞARIM VE BUNLAR YÜZÜNDEN; HAYALİMDE BİR PEMBE DÜNYA.. YÜREĞİMDE BİR HANÇER TAŞIRIM!...
-
D İ N L E
Baharın tatlı melodilerinde Aşkımın hülyalı bestesi vardır.. Yüreğimin en mutena yerinde Hayatımın kraliçesi vardır Görünce günden güne solduğumu Diyorsun belkide vah nesi vardır? Bir bilsen, senle dolu olduğumu, Duysan, gönlün hazin bir sesi vardır Düşünmekle geçiyor, hoş mevsimler Ömrümün sukutu, bir ye'si vardır Yetişir naz, aşkıma karşılık var Yoksa sevenin çok çilesi vardır Hislere yenik düşersen eğer, O zaman sevdanın neşesi vardır Dinle! tabiata doğru kulak ver Aşıkları çağıran sesi vardır...
-
YARİM OLSAYDIN
Değişirdi belki Kah ağır, kah anlamsız Kah saçma sapan geçen zaman Belki olurdu mevsimler kışsız Bilmezdik başka şey mutluluktan Belki!... Geçerdi ömrümüz,acısız,kaygısız!... Değiştirirdik birlikte, Bir yol çizerdik yaşantımıza yeniden Elemleri tasaları, sevinçle Takas ederdik zorla felekten Tertemiz, aşk dolu bir güçle Bir yuva kurardık... sırf saadetten! Çılgınca severdik birbirimizi Yaşardık bir ömür,iki aşık gibi Ayırma TANRIM! diye dua ederdik Bir ömür boyu, Ellerimizi... gönüllerimizi!... Pembeleşirdi dünya, pembeleşirdi Alnıma yazılsaydın Değişirdi herşey değişirdi Sen benim yarim olsaydın
-
MÜHİM OLAN
Ne önemi var ki, durmasın Alabildiğine geçsin zaman Dursa saatler sevgilinin koynunda Ebediyen mutlu olacak mısın? Arzun dindiği an Büyük sevginin kırıldığını, Anlayacaksın Herşeyin bomboş olduğunu! Ne önemi var,paranın köşkün Villanın otomobilin Teredecek ergeç birgün Toprak olacak, Yılanlara yem olacaksın! Çok tez geçer sonlular Söner gözlerindeki ışıklar! Mühim olan..sadece sonsuzluklar!...
-
AŞK KUTSAL
Tüm kötülüklerden uzak Heveslerde, arzulardan azade Kolay değil uygulamak, Aşk mümkün değil her babayiğide! Öyle bir yüce duygu ki Yaratılmışlığın da temeki! Sevda olmasaydı... Yaşamak bir hiç demekti. Kadınlar basit birer zevk malı Erkekler birer hayvan olurdu Olmasaydı bu, duyguların en kutsalı Herşeyin temeli, aşk denen ilahi duygu....
-
ŞEYTANA İNAT
Sen genç...ben genç Kanımız deli deli akıyor İkimiz de çılgın, ateşli dinç! İhriraslar içimizi yakıyor Tüm benliğimiz volkan gibi Patlamaya hazır, ateş ve barut Ürperişimiz heyecan gibi Günahkar ve vahşi bir umut İçinden geçiyor ılık ılık Benimle doyasıya sevişmek Benim de öyle,senden de çok Arzum, aşkın tadına erişmek! Hayır!hayır! kötü bu emel Sonu büyük bir hüsrandır sade Aşkı uzatkan yaşayalım gel Cemiyet vurmasın kara bir leke Sen hala yasak bir aşk dile İstersen de çağır beni bacım Yapması zor gelse bile Arzumu bekar yatağımda gizlice Şeytana inat yakacağım....
-
MERHAMET MERHAMET
Suçum var, günahım var.. herkes gibi Sana feryad etmişliğim de var Fakat yine tüm kulların gibi Ağlamışlığım, af dilemişliğim de var Sen bir yüceler yücesi ey ulu Tanrım Bizler bir hiç, kullanırız biçare Postalanır her sabah, matemli dualarım Emanet edilir yakarışlarım meleklere!... Yaratmışsın bir dünya,sayısız insan Asırlar yüklemişsin takvimlere, bitmeyen Bir canavvar vermişsin ruha, arzulardan Bir yara ki,ömür boyu hiç dinmeyen Sapıtan biz,şaşıran biz, günahkar biz Bir yavan kelime dilimizde: AFFET Ey Tanrım! hayal dünyamın prensine İstiyorum senden, merhamet! merhamet! MERHAMET!
-
ÜMİT ÇİÇEĞİM
Sanıyordum ki; soldu tüm güller Gönül bahçemde, Ve ruhum tenimde Çaresiz ecelini bekler Ama bir çiçek yardı toprağı Üşümedi filizleri kardan Küçücük yeşil yaprağı Müjde getirdi bahardan Ve sukun buldu gönül dağı Çekilmiş gibiydi adeta Dünyadan elim eteğim Bir gün masalımsı murada Sanmazdım ereceğim Bağlandım yeniden hayata Seni inançla besleyeceğim Solma sakın ümit çiçeğim...
-
SON BİTİK
Hasretin yıllardır deler bağrımı Aşkınla yandığım, bil a sevdiğim Duyuver ne olursun bitmez çağrımı Razıyım rüyamda gül a sevdiğim Belli değil artık hiç yazım kışım Erkek ağlamazya, ağlamak işim Bir sen varsın, bir ben, birde gözyaşım Çağlaşırız hep, kaç yıl a sevdiğim Selam saldım turnalarla aldın mı? Beni anıp hayallere daldın mı? Hiç bir şeyin, sen altında kaldın mı? Bir boş selam da sen al a sevdiğim! Esir etti, yüzündeki ay beni Sen gönlünde bir köşeye koy beni Bir parçacık seviyorsan, duy beni Geçmeden şu gençlik, gel a sevdiğim Ama biliyorum gelmeyeceksin Akan gözyaşımı silmeyeceksin Bahtım gibi sen de gülmeyeceksin Bu son bitik hoşçakal a sevdiğim
Jump to content