Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

cicceekk

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

cicceekk tarafından gönderilen her şey

  1. Ölümü düşünüyorum O büyük yalnızlık içindeyim Kulaklarımda duymadığım bir musiki Kaskatı kesilmişim, kalbim durmuş Artık hiç bir şeyi görmüyor gözlerim İçimde ne bir umut, ne yaşama zevki Elim, ayağım buz gibi olmuş Ölümü düşünüyorum Kulaklarımda duymadığım bir musiki Ölümü düşünüyorum Laleli'de bir sokaktan tabutum geçiyor Saygı duruşunda bilmediğim insanlar Bütün pencereler açık biri kapalı Kederlerim, ümitlerim, hayallerim Ve gelen bir iki dost mezarlığa kadar Sonra kadınlar kadınlar gözleri yaşlı Ölümü düşünüyorum Bütün pencereler açık biri kapalı Ölümü düşünüyorum Şimdi beni gömüyorlar bak Ağlıyorsun, ellerinde dağ menekşeleri Hazin bir parıltı gözbebeklerinde İçin izyanla doluyor, kahroluyorsun Hatırladıkça geçmiş günleri geceleri Bir acı ki öyle büyük öyle derinde Ölümü düşünüyorum Ağlıyorsun, ellerinde dağ menekşeleri Ölümü düşünüyorum Dediği çıkmıyor Cahit Sıtkı'nın Otuz beş duvarını aşamıyorum Üzülme sevdiğim artık ayrılıyoruz İnan yokluğuma ben de bir ölüyüm O yalan dünyanızda yaşamıyorum Yıl 1961, ya Haziran ya Temmuz Ölümü düşünüyorum Üzülme sevdiğim artık ayrılıyoruz.
  2. Yıl bindokuzyüzkırkaltı Ankara'da Şükran lokantası, Köşede bir masa Masanın üstünde bir tabak Tabakta marul salatası. Bir sandalyede sen vardın Orhan Veli Bir sandalyede ben, Kadehlerimizde Kulüp rakısı Ve dudaklarımızda yarım kalmış mısralar Hala gözlerimin önündedir O sarhoş gecenin hatırası. Şimdi mahzun kaldı şiirlerin Gittin "Sereserpe" "Hürriyete doğru" "Kitabe-i sengi mezarın" "Altındağın rüyası" Hey! koca Orhan Veli hey! Ne sana kaldı, ne bana kalır Bu gözünü sevdiğim dünyası.
  3. Biz şimdi yok mu olduk ya öyle mi Bu film bizim için oynanmıyor demek Şarkılar şiirler falan hepsi yalan mı artık Bu çalgılar bizim için değil öyle mi Siz şimdi yoksunuz ne demek Öldük mu yani söyleyin açıkçası Artık hiç sevmeyecek miyiz Bizi kim koydu aptal yerine Öldük mü yani söyleyin boğuntuya mı geldik Siz şimdi yoksunuz ne demek Hadi anlatın canım gerçeği anlatın Bir yalan daha duymuş olalım ne çıkar Kestiğimiz yerden kan akmayacak mı öyleyse Düşlerimiz de mi kalmadı hayret doğrusu Siz şimdi yoksunuz ne demek. Nasıl da düştük bu tüm yalnızlığa Bizi bekleyecek kimsemiz de mi yok Bir gecemiz bile kalmadı mı dünyada Ne tuhaf düşünmek hiç düşünmemeyi Siz şimdi yoksunuz ne demek Hani biz sevmiştik üstelik sevenlerimiz vardı Ne diyorsunuz nereye gittiler acaba Ne oldu ardımızdan akacak gözyaşları Hani aşk vardı insan vardı Allah vardı Siz şimdi yoksunuz ne demek Tutun ki öldük yağımızdan sabun yaptılar Kokulu sabunlar, renkli sabunlar Yine de kirlisiniz işte bizden betersiniz Doğrusu ayıp şakanın böylesi olmaz Siz şimdi yoksunuz ne demek.
  4. Ben bir Ayten'dir tutturmuşum oh ne iyi Ayten'li içkiler içip sarhoş oluyorum ne güzel Hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin Biraz Ayten sürüyorum güzelleşiyor Şarkılar söylüyorum Şiirler yazıyorum Ayten üstüne Saatim her zaman Ayten'e beş var Ya da Ayten'i beş geçiyor Ne yana baksam gördüğüm o Gözümü yumsam aklımdan Ayten geçiyor Bana sorarsanız mevsimlerden Aytendeyiz Günlerden Aytenertesidir Odur gün gün beni yaşatan Onun kokusu sarmıştır sokakları Onun gözleridir şafakta gördüğüm Akşam kızıllığında onun dudakları Başka kadını övmeyin yanımda gücenirim Ayten'i övecekseniz ne ala, oturabilirsiniz Bir kadeh de sizinle içeriz Ayten'li İki laf ederiz Onu siz de seversiniz benim gibi Ama yağma yok Ayten'i size bırakmam Alın tek kat elbisemi size vereyim Cebimde bir on liram var Onu da alın gerekirse Ben Ayten'i düşünürüm, üşümem Üç kere adını tekrarlarım, karnım doyar Parasızlık da bir şey mi Ölüm bile kötü değil Aytensizlik kadar Ona uğramayan gemiler batsın Ondan geçmeyen trenler devrilsin Onu sevmeyen yürek taş kesilsin Kapansın onu görmeyen gözler Onu övmeyen diller kurusun İki kere iki dört elde var Ayten Bundan böyle dünyada Aşkın adı Ayten olsun
  5. Biliyor musun Senden ayrılalı sakal bıraktım Zamanının akışına koyuverdim kendimi Gömleklerim kolalı değil artık Pantolonum ütülü değil Ayakkabım boyalı değil Öylesine değiştim ki Görsen tanıyamazsın Sabahları gün doğarken kalkıyorum İlk işim bir sigara yakmak oluyor Ve bir süre denizin hışırtısını dinliyorum Sonra, apansız sen geliyorsun aklıma Gözlerin, dudakların, ellerin geliyor Şimdi nerdesin kimbilir Yatağında uyuyor olmalısın Artık beni görme rüyalarında Korkarsın. Mevsim sonbahar malum ya Serde de kör olası şairlik var Boyuna hüzünlü şeyler düşünüyorum Ağaçların yaprakları dökülmeğe başladı Keskin poyrazlar esiyor kuzeyden Kuşlar durmadan göç ediyor Ara sıra düşenler oluyor yorgun ya da yaralı Tutup okşuyorum tüylerini, gagalarından öpüyorum Ve diyorum ki Sana kavuşmak için bir göçmen kuş olmalı İşte böyle Günler, haftalar geçip gidiveriyor Saçım, sakalım birbirine karıştı Yine de her geçen gün Kendime biraz daha alışıyorum Ve biliyor musun Unutamayacağımı bile bile Seni unutmaya çalışıyorum...
  6. İstersen mutlu oluruz seninle Evimiz ve çocuklarımız olur Yemek pişirirsin kendi elinle Kalplerimizde esenlik ve huzur İstersen mutlu oluruz seninle Birbirimiz için yaratılmışız Ruhlarımız düşüncelerimiz bir Bizim gibi olur çocuklarımız Ben şair, sen baştan ayağa şiir Birbirimiz için yaratılmışız Ayrılık olmaz fikirlerimizde Kahkahamız ta uzaklardan duyulur Mutluluk parıldar gözlerimizde Rüyalarımız bile aynı olur Ayrılık olmaz fikirlerimizde Ne hayaller kurarız uzun uzun Üzüntüleri atarız bir yana Gizli bir şeyi kalmaz ruhumuzun Bütün şiirlerimi okurum sana Ne hayaller kurarız uzun uzun Kim ne derse desin mutlu oluruz İçimizde ümit, arzu teselli Bende aşk ve sende güzellik sonsuz Aşkımız gözlerimizden besbelli Kim ne derse desin, mutlu oluruz
  7. İstediğin zaman, rasladığın yerde Kıyasıya olmalı beni vuruşun Kanım günlerce akmalı caddelerde Tam kalbime değmeli attığın kurşun Ya kalbime ya alnımın ortasına En can alacak yerime nişan al Çare bulunmaz her kurşun yarasına Beni öldür ve açık gözlerime dal Bir eser olmasın içinde korkudan Tetiği kininle, garezinle çek Kurşun değil ölüm çıkmalı namludan Bırak benim kanım olsun dökülecek En son kurşunun da olsa namluya sür Nasıl olsa ölüm var, bari sen öldür
  8. Nasıl da değişiyor kişi zamanla Güç o güç değil hız o hız değil İnançlar sarsılmış, umutlar yitik Bu kirli çağ bizim çağımız değil Yeşiller, maviler kapkara olmuş Yorgun eller, ayaklar, yollarsa yokuş Ne açan güller var, ne öten bir kus Güneş o güneş değil, yıldız o yıldız değil Kökünden bir kurt girmiş ağaca Yapraklar perişan, dal paramparça Daha çok aldanacağız yaşadıkça Anlasana bu ilk aldanışımız değil
  9. Bir kekeme bilirim; dolaşır garip garip Bu şehrin daracık sokaklarında Kelimeler zincire vurulmuş gibidir Dudaklarında Ne ismini söyliyebilir doğru dürüst Ne sevdiğine ilanı-aşk edebilir. Sormayın neden yalnız yaşadığını Kusurunu bilir O güzelim şiirleri hep içinden okur Bu dert de çekilmez doğrusu Güzel söylenilmiş cümlelerle doludur Bütün uykusu Günahsız harfler onun nazarında Birer siyah heyula gibidir Ay ışığında sevgiliye söylenen sözler Rüya gibidir "İçince az kekelermiş" diyorlar Sarhoş gezdiği de hep bu yüzdenmiş Ama neye yarar? İsmine bir kerre Kekeme denmiş
  10. aman vermez karanlıklar içindesin hangi perdeyi aralasan gece hangi kapıyı çalsan çaresizlik gel de inancını kaybetme tanrıya deli divane olma gel de nereye baksan o zifir karanlık bir meşale gibi yanar yüreğinde taştan bir kalabalık bütün insanlar gel de yüceliğine inanma kaderin durup durup ağlama gel de hani o delicesine sevdiklerin hani o dostlar, sevgililer nerde nerde o çocukluk yılları, gençlik hayalleri gel de çekinmeden bak aynalara boşa giden ömrüne yanma gel de bir yoksulluk ki başında ağrı gibi bir yoksulluk ki seninle beraber her yerde üstelik "viran olası hanede evladü ayal var" gel de akşamcıya çıkmasın adın efkarlanıp efkarlanıp içme gel de güvendiğin dağlara kar yağdı bütün şimdi ne avuçta var, ne elde o gülüşler, kahkahalar senin için değil gel de inan güzelliğine bu dünyanın bütün nimetlerinden vazgeçme gel de insanları sevdin de ne oldu yüreğin aşka düştü, başın derde gel de bu şehirde dur artık başını alıp kaçma gel de.
  11. Bütün denizlerin aynı limana çıkması neden? Neden gökyüzünün bu sınırsız karamsarlığı? Yitirecek neyimiz var ki umutlarımızdan başka? Ve batacak başka bir gemimiz mi kaldı? Dev bir ağaç yapraklarını döküyor içimizde Nereye baksak her haliyle o çıldırtan sonbahar Kaç yüz org birden çalınıyor, duyuyor musun? Hani o birlikte söylediğimiz şarkılar? Ne oldu o düşlere? Nerde o iyimserlik Biz seninle şatolar kurmadık mı bir zaman Şimdi biz o değiliz sanki, hiç o olmamışız, Sanki bir şey var incinen dağılan bozulan. Şu martının kanatları neden kırık biliyor musun? Bu adamı dört duvar içine kim koydu sensiz? Eğil bir kuyuya seslen, yankılanan benim hep Benim içimde can verdi o gök o deniz! Sonunda tek başımayım, bak böyle bıçaklanmış! Biliyorum bir ölü var, ama ne? Ama kim? Soğuk, merhametsiz kollarıyla sarmış her yerimi Bir KANSER tümörü gibi büyüyor çaresizliğim.
  12. bir deli feyz aldı diyordu bütün diktatörleri yeryüzünün bir başkası gökten zembille inmişti ve bir peygamberdi anlaşılmamış biri durmadan koşuyordu üstünde bir don bir gömlek ve bir başkası ölmek diyordu kurtuluş ölmek o genç bir adamdı sakalları uzamış saçları kirli gözleri cam gibi parlıyordu bir noktaya bakıyor sessizce ağlıyordu beni görünce belli belirsiz bir gülümseme geçti yüzünden dedi ki sivaslıyım 27 yaşındayım adım bekir sonra durdu ve bağırdı uzun uzun hüsamettin incir ağacımı getir
  13. Ne zaman elime bir kalem alsam Sana seslenmek geliyor içimden Güzelliğini hatırlıyorum bir yaz günü Yine gemiler geçiyor uzaklardan Biz yosun kokulu rıhtımlarda el ele Şehirlerden İstanbul, aylardan temmuz Ne zaman elime bir kalem alsam Geçmişi seninle yeniden yaşıyoruz Ne zaman elime bir kitap alsam Hep seni okuyorum inanır mısın İstiyorum seni anlatmalı bütün romanlar Sevilen kadın hep sen olmalısın. Ne zaman elime bir kibrit alsam Yine İstanbul'u yakmak geçiyor aklımdan Bu sensiz sokakları, bu evleri Bu plajlari bu denizleri Sensiz kaldığım bu şehri tüm yakasım geliyo Yine alev alev bir İstanbul düşünüyorum Ve çaresiz yaktığım bütün sigaraların Dumanlarında seni görüyorum. Ne zaman elime bir fırça alsam Yüzünü çiziyorum kapılara, duvarlara Bir bir hatırlıyorum bütün hatlarını Gözlerini dudaklarını saçlarını Baktığım her yere gölgen düşüyor Dokunduğum herşeyde senin sıcaklığın Sonra dağlar, denizler giriyor aramıza Gitgide büyüyor uzaklığın Ne zaman elime bir kadeh alsam Delicesine sarhoş olmak istiyorum İçkiler seni hatırlatıyor yine Kırıyorum birbiri ardınca kadehleri Artık hiç birşey kar etmez biliyorum Ne dost, ne içki, ne aşk, ne kadın Gözlerimde yıllardır eşsiz olan Değişmeyen bir sen varsın Ne zaman elime bir ayna alsam Gözlerimden korkuyorum, bakışlarımdan Bu seni unutamayan benden korkuyorum Uçurum çizgiler, kara gölgeler Bir sonun belirtileri yüzümde yer yer Karşımdaki yüz sefil bir akşam Hep sana sesleniyorum duyuyor musun Ne zaman elime bir kağıt alsam.
  14. Ne çabuk geçti şu üç beş gün İki yataklı bir han odasında Halden bilir insanlar arasında Suyunu içip sokağında yürüdüğün Bu şehir yine bildiğin gibi Alabildiğine sefalet ve biraz sevgi Gidişine benden başka ağlayan olmadı Bu binler, on binlerce kişiden Kalanı ağlatır mı böyle her giden Islıkla çaldığımız şarkıları Sabahı ettiğimiz geceyi unutmadım Bir günlük neşemle, üç günlük yatağım Sayılı günler çabuk geçti, neyleyim Hatıraların bizde kaldığına şükür Onlar ki bizimle uyur, bizimle yürür Ben artık o bildiğin adam değilim Dün bir kilo rakıya bana mısın demezken Şimdi sarhoşluğum erken başlıyor, erken Kimler aldı kahvedeki yerimizi Han odasında şimdi kimler yatıyor Sokaklar camekanlar seni hatırlatıyor Bir daha görmek kısmet değilse birbirimizi Çaresiz mahşer gününü bekle sabırla Beni de İstediğin zaman hatırla.
  15. Güllerin ağladığı bir saat vardır hani Büyür o saatte yalnızlığı bahçelerin Düşer korkusu kalbe yaklaşan gecelerin Bir dev uzatır gökten o çirkin ellerini Güllerin ağladığı bir saat vardır hani Her şey o saatlerde merhametsiz ve soğuk Gitgide uzaklaşır batan güneşle sesin Bir bakarım ki benden en uzak çizgidesin Başlar geceye doğru upuzun bir yolculuk Her şey o saatlerde merhametsiz ve soğuk Yüzünü hatırlatır gökyüzünde ne varsa Gözlerin bu saatte kopkoyu elemlidir Dudakların kimbilir şimdi nasıl nemlidir Ellerin öyle yanar ufuk nasıl yanarsa Yüzünü hatırlatır gökyüzünde ne varsa Bir çıngırak sesidir uzaklarda kaybolan Umulmadık bir anda bitiverir şarkılar Kapanır yüzümüze o mermer kapılar Özlemler ateş şimdi anılar duman duman Bir çıngırak sesidir uzaklarda kaybolan Ak köpükler kararır deniz görünmez olur Çağırır yaşamaya bizi tek-tük ışıklar Böylece üstümüze çöker de karanlıklar Camlar, bir bir kapanır, odalar, evler uyur Ak köpükler kararır deniz görünmez olur Güllerin ağladığı bir saat vardır hani Cıvıl cıvıl bahçelerden el-ayak çekilir Yapraklar düşünceli, dallar hüzün kesilir Her akşam uzaklara alır götürür seni Güllerin ağladığı bir saat vardır hani.
  16. Yaklaşan ayak sesleridir akşamın Şafaktan çıkmış bu uzun yolculuğa Bir gelen var uzaktan soluk soluğa Kapkara gözleri hüzünlü ve dalgın Akşam, rüyalarımıza giren o esmer kadin İşte! açılmış dipdiri göğüsleri Bir vuslat gecesine çağırır bizi Ve ansızın büyüler gözlerimizi Saçlarında o yıldız yıldız süsleri Şair "hoyrattır" diyor akşam üstleri Hoyrattır evet, o bütün aldanmışlar Yüz karası fahişeleri dünyamızın En vazgeçilmez yerinde rüyamızın Gelir, gözlerinde o vahşi bakışlar Akşam, uzak bir gölde büyüyen kamışlar Ne hazin batması çığlık çığlığa her gün Güllerin solması ve dönmesi havada kuşların O bitmeyen hüznü, apansız akşam oluşların Affedilmez bir zamandır bu, isteksiz, ölgün Her akşam dünyamıza gölgesi düşer ölümün Biz eli kolu bağlı insanlarız çirkin ve zavallı Kötülük kusmak için karanlığı bekleriz Kirletir geceleri türlü pisliklerimiz Bizim gibisini görmedi evren evren olalı Böyle kötü bir dünyaya bir daha gün doğmamalı
  17. gidişin ölümüydü umutlarımın güllerin yüreğimde can verişiydi ufkumda her akşam hüzünlü ve dalgın seninle batan ömrümün güneşiydi ardında bir istanbul bıraktın öksüz içimde yokluğun ateşini yaktın karanlıklar ortasında güpe gündüz yıkılmış, dağılmış bir adam bıraktın gün gün yaklaşan bir şey var, ölüm mü ne değilse; içimde bu ürperti niye dolaşan kim benimle deli divane güzel olan her şeydi seninle giden şimdi bütün hayallerim yoksul kaldı gittin... bana bu rezil istanbul kaldı.
  18. Umudum, heyecanım bitmez pınardı bitti Gençliğim deli dolu esen rüzgardı gitti Neydi o sarhoşluklar? Dünyaya boş vermekler? O bir başka mevsimdi, bir ilkbahardı gitti. Tadı, rengi değişti birer birer her şeyin En mutlu, en doyulmaz yaşantılardı gitti Çektiler ellerini elimden sevgililer Bir zaman bu gönülde kimler yaşardı? Gitti. Hani hiç bitmeyecek sandığım güzellikler? Ne sevinçler, arzular ve neler vardı gitti. Kalakaldım ortada böyle ben param parça Her gelen yüreğimden bir şey kopardı gitti. Hey benim doymadığım deli fişek gençliğim! İçimde bir zamanlar bir kor yanardı bitti....?
  19. 6 Haziran 1973 Pırıl pırıl bir yaz günüydü Aydınlıktı, güzeldi dünya Bir adam düştü o gün Galata Kulesinden Kendini bir anda bıraktı boşluğa Ömrünün baharında Bütün umutlarıyla birlikte Paramparça oldu Bir adam düştü Galata Kulesinden Bu adam benim oğlumdu Gencecikti Vedat Işıl ışıldı gözleri İçi Bütün insanlar için sevgiyle doluydu Çıktı apansız o dönülmez yolculuğa Kendini bir anda bıraktı boşluğa Söndü güneş, karardı yeryüzü bütün Zaman durdu Bir adam düştü Galata Kulesinden Bu adam benim oğlumdu "Açarken ufkunda güller alevden" Çıktı, her günkü gibi gülerek evden Kimseye belli etmedi içindeki yangını Yürüdü, kendinden emin Sonsuzluğa doğru Galata Kulesinde bekliyordu ecel Bir fincan kahve, bir kadeh konyak Ölüm yolcusunun son arzusuydu bu Bir adam düştü Galata Kulesinden Bu adam benim oğlumdu Küçücüktü bir zaman Kucağıma alır ninniler söylerdim ona Uyu oğlum, uyu oğlum, ninni Bir daha uyanmamak üzere uyudu Vedat 6 Haziran 1973 Galata Kulesinden bir adam attı kendini Bu nankör insanlara Bu kalleş dünyaya inat Şimdi yine bir ninni söylüyorum ona Uyan oğlum, uyan oğlum, uyan Vedat.
  20. Doldurulmaz yerin senin Dostlar seni unutur mu? Hiç sönmezdi nurun senin Dostlar seni unutur mu? Tertemiz bir özün vardı Apaydınlık yüzün vardı Söylenecek sözün vardı Dostlar seni unutur mu? Her gerçeği gören sendin Aşk sırrına eren sendin Gönüllere giren sendin Dostlar seni unutur mu? Çektin, yazdın ve söyledin Verdin, almak istemedin Sadık yarim toprak dedin Dostlar seni unutur mu? Hiç kimseyi incitmedin Kalp kırmadın, kin gütmedin Dostlarını unutmadın Dostlar senu unutur mu? Şiirde sağlam temeldin İnsanlıkta en güzeldin Biz bir ÜMIT, sen VEYSEL'din Dostlar seni unutur mu?
  21. Büyük dertler birbirinden Sıralanır, sıralanır Gönül her gün bir yerinden Yaralanır, yaralanır. Yüzleri var türlü biçim Belli değil gerçek dost kim Vefa diye şu yüreğim Paralanır, paralanır Başta bin türlü düşünce Hep karanlık gündüz gece Doğru söyliyen ömrünce Karalanır, karalanır Ömür boyu düşündüğün Sırlar çözülecek bütün Şu demir kapılar bir gün Aralanır, aralanır
  22. Sanırdım gündüzdü onlarla gecem İçimde ümitti dost bildiklerim Ne zaman yıkılıp yere düştüysem Bırakıp da gitti dost bildiklerim Hepsi varken baharımda, yazımda; Kışın bir burukluk kaldı ağzımda Seneler senesi oysa gözümde Cihana eşitti dost bildiklerim Nerede o sözlere kandığım günler? Her gülen yüzü dost sandığım günler Acıdan kahrolup yandığım günler Ta canıma yetti dost bildiklerim Meydana çıkalı asıl çehreler Aydınlanmaz oldu artık geceler Yalanlar tükendi, indi maskeler Birer birer bitti dost bildiklerim Korkar oldum bana " dostum " diyenden Yoksa yok olandan, varsa yiyenden Ne onlardan eser kaldı ne benden Beni benden etti dost bildiklerim
  23. Ne zaman tutsam ellerini Gözlerimin önünden mevsimler geçer Ne zaman gözlerin gözlerime değse Samanyolundan bir yıldız düşer Yaşanmış, yaşanacak zamanlar içinde En güzeli akşam saatleri, buluştuğumuz Gözgöze, iki büyük yangın gibi O yanıp yanıp tutuştuğumuz Başdöndüren o sonsuz heyecan Çıldırtan arzular kesen nefesi En güzel bütün korkuların Bu ateşte bir bir erimesi Son değil o başlangıç yaklaşan Tenin bir yerde aşka hazırlığı Bir buğu halinde geçen zaman Ve gözlerde sabahın ilk aydınlığı Yıllarla büyütmek her dakikayı İnmek seninle derinlerine aşkın Öpülen bütün nimetler içinde En güzeli senin dudakların.
  24. Birinci deli kara sevdalı Elinde kağıt kalem İri memeli, geniş kalçalı Kadın resimleri yapıyor Burumuş bir mektup avuçlarında Hem ağlıyor, hem öpüyor İkinci deli Tanrıya küskün Çıkmış dinden, imandan Küfrediyor bütün gün Kocaman kocaman elleri var Bir tutuşta parçalayacak gökyüzünü Bıraksa gardiyanlar Üçüncü deli zavallının biri Bakışları bomboş Cam gibi mavi gözleri Bir yangında dört yıl önce İki çocuğu yanmış cayır cayır Çıldırmış, karısı da ölünce Dördüncü deli bir eski zengin Düşmüş, namerde muhtaç olmuş Bir dilim ekmek için Hala rüyasını görür geçen zamanların Sekiz silindirli otomobillerin Dağ gibi apartmanların Beşinci deli aklı başında Besbelli hayli dirsek çürütmüş Büyük ümitler peşinde Deli demeğe bin şahit ister Beğenmemiş gidişini dünyanın Deli demişler.
  25. Bir rüya görür gibi Seninle bulutlara uçtuğumda Bir ateş yakar beni Sevginle tutuştuğumu sanırdım Yağmur olur damla damla Öperdim öperdim dudaklarından Bir nehir gibi çağlar Akardım akardım damarlarından Değer mi hiç değer mi hiç Değer mi değer mi söyle Bir rüya ömür boyu Sürer mi sürer mi böyle Değer mi hiç değer mi hiç Değer canım değer elbet Değer birtanem Aşkı için herşeye Ne hayal ne de gerçek Engel mi kanatlanmadan uçmaya Değer canım değer birtanem