Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

likevoyager

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

likevoyager tarafından gönderilen her şey

  1. Bu duvarlar yetmiyor bizi ayırmaya bilesin... Bu parmaklıklar, bu demir kapılar, bu hava, inan... Bazen bir yumrukta yıkacak kadar güçlü, Bazen bir serçe kadar güçsüzsem, bir nedeni vardır... Hangi zorluğu yenmemiş insanoğlu. Hele taşıyorsa içinde bu insanca sevgiyi. Güzel günler zorlu duraklardan geçer sevdiğim. Damla damla birikiyor insan. Damla damla sevgili... Bir gün akıp gideceğiz hayata... Duvarlar yıkılacak, açılacak bütün kapılar bilesin. Benim yüreğim sensin şimdi, seni vurur durur... Ve yine damla damla çoğalıyorsun içimde.
  2. Eskiden bilmezdim yalnızlığı Bir ağaç nasıl yalnız değilse ormanında Bir çiçek kendi dalında Eskiden bilmezdim yalnızlığı Yalnızlığın içinde Şimdi yalnız, yalnız mıyım Kopuk muyum dalımdan Uzağında mı kaldım ormanın
  3. yasak bana gözlerini anlamak ellerin bana yasak ah olaydım gözünde yaş fikrinde telaş düşünce suçun beraatin olaydım fakat yasak yasak bana gözlerini anlamak ellerin bana yasak ah olaydım yüzünde sürgün yatağında mülteci vatanın anayurdun olaydım fakat yasak yasak bana gözlerini anlamak ellerin, uyruğum bana yasak.............
  4. gülüşünde bir mana var saklayamazsın sarılışında ne düşler ne düşükler sakınamazsın aynı yolları, kimsesiz mekanları birlikte özleme hasreti... yalnızlığımın dert ortağı gastrit... gülüşünde bir mana var saklayamazsın bütün iç savaşlarda rehin alındı bu yürek kandıramazsın hangi çekilişin büyük ikramiyesi bu, en uzak sevişmelerin yeni yetme utancı lakin aşk biraz da utanmaktır yaşamaktan... sakınamazsın... yeni yetmelik işine gelince o zaten hepimizin gizli öznesi Türkçe'de var bazı dillerde yok gülüşünde bir mana var saklayamazsın kime niyet kime felaket bu aşk anlayamazsın ödümüz patlıyor acı çekmekten oysa biraz da acıdır aşkın mayası... kaçınamazsın... gülüşündeki manayı saklayamazsın tutunacak verimiz yok resmi tutanaklarda gülüşünde bin yıllık hasret var saklayamazsın ......................................... bu yazık karşılaşmanın alnımıza çakılıyor anafikri : aşka cesaretimiz yoksa başka zaman görüşürüz!
  5. Bir saman alevi oldu aşkımız Bu aşkta kül bile bırakmadın ki Ağlayıp yalvarman şimdi anlamsız Ben ağlarken sen hiç ağlamadın ki Terkeden sen oldun niye yanayım Kanayan kalbini niye sarayım Sevgilim deyip de nasıl anayım Sen bana dost bile olamadın ki İçimde alevdin, rüzgarsız söndün Bir yangın olup da yakamadın ki Gözümde yaştın sen, düştün döküldün Kalbime yol bulup akamadın ki...
  6. Bu son buluşmamız Bu son görüşmemiz Kimbilir bir daha karşılaşmayız Belki de bir daha görüşemeyiz Ayrılmalıyız, ayrılmalıyız Bir gülü sevdim Bir seni sevdim Bir mevsimlikmiş senle aşkımız Gel gitme desem, kal etme desem Hiç faydası yok ayrılmalıyız Senin gözlerin yaşlı Benim yüreğim yaslı Bu aşkta bir umut kalmadı yazık Seni bir başkası bekliyor artık Ayrılmalıyız, ayrılmalıyız
  7. Hangi gün karar verdin, Küt diye çekip gitmeye? Hangi lafım dokundu sana, Böyle inceden inceye? Hangi otobüs söyle, Hangi uçak, hangi tren; Seni benden götüren, Beni bir kuş gibi öttüren? Hangi kırılası eller dolanır şimdi, Kırılası belinde? Hangi rüzgar şarkı söyler, O ay tanrıçası teninde? Hangi çirkin gerçek uğruna, Tükettin güzel ütopyamızı? Hangi boşboğazlara deşifre ettin, En mahrem sırlarımızı? Hangi cama kafa atsam; Hangi kapıyı omuzlayıp kırsam? Hangi meyhanede dellenip, Hangi masaları dağıtsam? Ben de bu sersem başımı, Karakolun duvarına vursam! Kendimi caddeye atıp, Arabaların altına savursam!. Hangi tercih beni, En hızlı şekilde öldürür? Hangi şekil öldürmez de Ömür boyu süründürür? Kayıp ilanı mı versem, Şehir şehir dolanmak yerine? Ödül mü koysam, ölü veya diri, Seni bulup getirene? Hangi ayrılık var ki, Böyle diş ağrısı gibi, durmadan zonklasın? Hangi cam kesiği var ki Böyle musluk gibi, içime damlasın? Hiç sanmam, hasta kalbim, Bunu bir süre daha kaldıramaz.. Feriştah olsa, böyle Eli-kolu bağlı, bekleyip duramaz!.. Hangi mübarek dua, Hangi evliya tesir eder, seni döndürmeye? Hangi aptal mazeret ikna eder, Ateşimi söndürmeye? Olur mu be, olur mu? Bu da benim gibi adama yapılır mı? Aşk dediğin mendil mi; Buruşturup bir kenara atılır mı? Vefa bu kadar basit mi? Alınır mı, satılır mı? Hangi hırsız çaldı Seni yırtık cebimden? Hangi pense kopardı, Bizi birbirimizden? Hangi uğursuz hamal taşıdı valizini? Hangi çöpçü süpürdü, Yerden bütün izini? Hangi yaldızlı otel, Çarşaf serip barındırdı? Hangi süslü manzara, Seni kolayca kandırdı? Hangi şarlatan imaj, Böyle çabuk ilgini çekti? Hangi pembe vaatler, O saf kalbini cezbetti? Dağ gibi adamı eze-eze, Hangi anası tipli parlak çömeze Hangi alemlerde kahkahanı ettin meze? Hangi yamyamlara yedirdin, O masum rüyamızı? Hangi mahluklar çiğnedi, El değmemiş sevdamızı? Hangi bıçak keser şimdi, Benim biriken hıncımı? Hangi mermi dağıtır, İnsanlara olan inancımı? Hangi bekçi, Hangi polis artık zapteder beni? Ve hangi su bağışlatır, Hangi musalla temizler seni? Hangi sevgili var ki Senin kadar duyarsız ve kalpsiz? Ve hangi sevgili var ki Benim kadar çaresiz? Hangi ayrılık var ki Böyle kanasın ve böyle acısın? Ve hangi taşyürek var ki Benim kadar ağlasın?
  8. Bazen acı dinmez, bazen de yağmur Sevgilim gülümse, her şey unutulur Suskunuz bu akşam üstü Hasrete yanmışız, neylersin Bir gün, bu mahzun sevdadan geriye Kalırsa, sadece o hüzün kalır.. Sen de anladın ki yapa-yalnızız... Buluşmamız yasak, Görüşmemiz uzak... Devrilmiş kadehler gibi, dönüyor başımız, Neylersin... Ah güzelim, İncinmiş bir sesi vardır yağmurun; Yanaklarına vurduğunda hissedersin. Ve bir veda sözcüğü, saçlarına, Titreyen bir öpücükle dokunduğunda; Bu anı dondurmaya yetmez nefesin. Bir film sahnesi gibi Akar gider ayrılık, Neylersin... Biz zaten hiçbir romanda Kendi hayatımıza rastlamadık. Bütün şarkılar bizi yanlış anlatmıştı. Ve bütün bulmacalar yarım bırakılmıştı. Tenha sokaklarda üşüyüp durdu sırtımız. Oysa tuttuğumuz balıkları bile Yeniden denize bağışlamıştık. Biz, hayata dair Hiçbir yanlış yapmamıştık... Neylersin... Biz bu sonucu haketmedik, Hayır, etmedik... Ömrümüz bu talana lâyık değildi. Bazen acı vurdu, bazen de yağmur Hiç gülmedi yüzümüz, Hiç büyümedi gülümüz... Bizi yalnızca akşamlar kucakladı, Biliyorsun, Sabaha çıkmayan bir yoldu yürüdüğümüz... Bir gün, bu öykünün sonuna gelince Ansızın desem ki: hoşça kal canım! Unutursun, Mecburen unutursun... Yıldızlar söner, bu aşk da biter! Bazı gün hatırlayınca, sessizce ağlarız. Neylersin... Ah bebeğim, ah.. Kekremsi bir tadı vardır gözyaşının, Dudaklarına sızınca farkedersin. İçindeki vurgun aşklar mezarlığında, Ayrılık, ölümden üste yazılınca, Gideni durdurmaya yetişmez sesin... Bir inme gibi dolaşır bedeninde pişmanlıklar, Neylersin... Biz zaten hiçbir sinemaya Tam vaktinde yetişemedik. Bütün vapurlar bizden önce kalkmıştı. Ve bütün biletler biz gelmeden satılmıştı. Boşuna telaşlarda yorduk günlerimizi. Oysa Nuh'un Gemisi'nde bile Bize yer kalmamıştı. Ve hiçbir mutluluğa adımız kaydolmamıştı. Neylersin... Biz bu aşkı sürdüremezdik, İnan, sürdüremezdik... Kalbimiz bu heyecana müsait değildi. Bize hep acılar kaldı, bize hep yağmur... Unutmasan bile artık Unutur gibi yapacaksın. Ve buruşturup-buruşturup attığım kağıtlarda, Hiç bitiremediğim Bir şiir olarak kalacaksın... Kaynak: Gözleri İntihar Mavi
  9. Dağlar beni koy ver gidem yar ağlamasın Dizin vurmasın Doymadım ömrüme nasıl ölem yar ağlasın Gülüm solmasın Yollar uzak ben ne edim yar ağlamasın Yürek yanmasın Ağlama ya sen ağlama Gadan belan bana gelsin sen ağlama yar Gül kırılmasın Gönül kırılmasın Kar fırtına boran olsun Gülüme yağmasın Ben öleyim oy ben öleyim Bu canıma kurşun değsin Dur ben öleyim Ağlama yar gel ağlama Sana gelen bana gelsin Sen ağlama yar Gülüm darıldı Gönlüm yoruldu Kar fırtına boran vurdu Gülüm kırıldı Ben öleyim oy ben öleyim Bu canıma kurşun değsin Dur ben öleyim
  10. Ağladığımı kimseye söyleme anne Onlar beni güçlü biliyor Onlar beni en zor günümde bile ayakta biliyor Ben aslında geçirdiğim her günün akşamı evde ağlarken Onlar benim içimin sızladığını, yüreğimin yandığını bilmiyor... Ağladığımı kimseye söyleme anne Onlar beni kral biliyor Onlar beni kızdım mı, dünyayı yakacak insan biliyor Ben aslında onun gözlerine bakmaya bile kıyamazken, Onlar benim bir erkek uğruna üzüleceğimi tahmin bile etmiyor... Ağladığımı kimseye söyleme anne Onlar beni ağlamaz biliyor Onlar beni... Üzüldüm mü bulunduğum şehri bulutlar kaplar biliyor Ben aslında odama kapanıp sitem duygusuyla bir köşeye sinerken Onlar beni hiçbir şeyin sarsacağını akıllarının ucundan bile geçirmiyor Ağladığımı kimseye söyleme anne Onlar bunu hiç bilmiyor Onlar için ben en sağlam köprülerden daha sıkı bağlıydım hayata Ben aslında ölümle yaşam arasında ki ince çizgide bir o yana bir bu yana giderken Onlar hala benim için hayatın büyük bir kırıklığı olduğunu bilmiyor.
  11. Aynada başka güzelsin, Yatakta başka; Aldırma söz olur diye; Tak takıştır, Sür sürüştür, İnadına gel, Piyasa vakti, Muhallebiciye. Söz olurmuş, Olsun; Dostum değil misin?
  12. Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız, sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi. Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mum ışığında bitirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık. Vurulduk ey halkım, unutma bizi... Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep. Öldürüldük ey halkım, unutma bizi... Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı gözbebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden. Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi... Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık sustu. Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi... Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşımızdaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce, kolumuzu, omuz başından keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attık önlerine. Sonra da, otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz. Öldürüldük ey halkım, unutma bizi... Giresun?daki yoksul köylüler, sizin için öldük. Ege?deki tütün işçileri, sizin için öldük. Dogu?daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul?daki, Ankara?daki işçiler, sizin için öldük. Adana?da, paramparça elleriyle ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük. Vurulduk, asildik, öldürüldük ey halkim, unutma bizi... Bagimsizlik, Mustafa Kemal?den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın, dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular. Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi... Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşı?nda emperyalizme karşi dalgalandirdigimiz bayragimizi daha da dik tutabilmekti bütün çabamiz. Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler. Vurulduk ey halkim, unutma bizi... Henüz çocuklugumuzu bile yaşamamiştik. Bir kadin eline degmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile almamiştik daha. Bir gece sabaha karşi, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarimizla çikarildik idam sehpalarina. Herkes taniktir ki korkmadik. Içimiz titremedi hiç. Mezar topragi gibi taptaze, mezar taşi gibi dimdik boynumuzu uzattik yagli kementlere. Asildik ey halkim, unutma bizi... Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasinda vuranlar, agabeyimiz, babamiz yaşlarindaydilar. Ya bu düzenin kirli çarklarina ortak olmuşlardi ya da susmuşlardi bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile, karşisindakilere bagirmamiş insanlarin gözleri önünde, öldürüldük. Hukuk adina, özgürlük adina, demokrasi adina, Bati uygarligi adina, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler. Korkmadan öldük ey halkim, unutma bizi... Bir gün mezarlarimizda güller açacak ey halkim, unutma bizi... Bir gün sesimiz hepinizin kulaklarinda yankilanacak ey halkim, unutma bizi. Özgürlüge adanmiş bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkim, unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi...
  13. Bilmezler yalniz yaşamayanlar, Nasil korku verir sessizlik insana; Insan nasil konuşur kendisiyle; Nasil koşar aynalara, Bir cana hasret, Bilmezler.
  14. Nice sevdalar yaşayan şu kalbin bilinmez bir zaman sonra belki de yeni bir sevdaya, belki de bir kalp krizine yenik düşmeyi bekliyor. O yüzden sevdaların kıymetini bil. Gökyüzünde güneşin, kışın yağan yağmurun, denizdeki tuzlu suyun, hırçın esen rüzgarın, bütün güzellikleri görebilen gözün, ağrıyan dişin kıymetini bil. Yemek yaparken şarkı söyleyebilmenin, yağmurda ıslanmanın, sevdiğine ağlayabilmenin bil kıymetini. Bunaltıcı, sıcak günlerde güneş yakıp kavurabilir seni, kızgın güneşin altında içtiğin buz gibi soğuk suyun kıymetini bil. 1956 yılında doğmuşsan 2056 yılını yaşaman zor, yaşayabildiğin yılların kıymetini bil. Dünya kötülüklerle dolu. Kan, nefret, kavga, ölüm kol geziyor etrafında. Sen yokken de bu dünya dönmeye devam edecektir. Şu kısacık ömürde dostluğun, sevginin, kardeşliğin, barışın kıymetini bil. Ömür yaşanmak üzere devralınır. Öldürmek kolay, yaşatmanın kıymetini bil. Sol dizinde menisküs varmış 10 yıl daha seni idare eder ya, zamana meydan okuyan dizinin kıymetini bil. Ateşi seviyorsan yanacaksın, yanmalısın. Ateşin ve elinin kıymetini bil. Yaşamadıklarından pişmanlık duyacağına yaşadıklarından pişmanlık duymalısın. Yaşayabildiklerinin kıymetini bil. Gideceğin limanı bilmezsen hiçbir rüzgardan sana hayır gelmez. Hedefin ve bilginin kıymetini bil. Vefasız birisine sakın ağlama, gözünden akan yüreğinin yaşıysa değerlidir. Gözyaşının kıymetini bil. Okumak güzel şey hele seni, sayfa sayfa satır satır. Kitapsan okunmanın insansan okumanın kıymetini bil. Buz tutmuşsa dudakların Haziran'ı beklemekten, buzun, Haziran'ın ve beklemenin kıymetini bil. Dudakların sana evet deme ihtimali olabilir, ille ki konuşmasına gerek yok. Sana evet deme ihtimali olan dudakların kıymetini bil. Gün gelecek sen olmayacaksın, dudaklar olmayacak, çiçekler olmayacak, Haziran olmayacak. Zamanın kıymetini bil !...
  15. Özgürlüğün geldiği gün O gün ölmek yasak!
  16. öteki kapimdan gel bunu açamazsin eski gözlerinle gel öldürmek vakti gel hem tetik bulun ardinda biri olmasin hanidir ben bu evde saklaniyorum adimi degiştirdim başka bir adla yaşiyorum gece gündüz siyah gözlük kullaniyorum öteki kapimdan gel bunu açamazsin sabaha karşi gel bütün gözlerinle gel pancurlarin gerisinde karariyorum içime belalar doguyor sonbahar doguyor telefonda sesini taniyamiyorum yüzün parmaklarimdan akip kayboluyor böyle hep bir şey kopuyor bir şey kiriliyor sabaha karşi gel eski gözlerinle gel öteki kapimdan gel bunu açamazsin hem tetik bulun ardinda biri olmasin artik hiç kimse beni yaşamiyor aşklarimi büyük kemanlarla çizdiler korkularim oldum bittim kimsesizdiler yalniz bir misra miyim islaniyorum bir revolver romanimi tamamliyor oyun bitti işiklarimi söndürdüler yokmuşsun gibi gel öldürmek vakti gel öteki kapimdan gel bunu açamazsin üzerime kilitleyip mühürlediler hem tetik bulun ardinda biri olmasin
  17. Gel benim ruhumun gerçek sesi gel Yıllardır sönmeyen alevim, korum Gel benim ömrümün hikayesi gel Şiirim, sonsuzum, gerçeğim, zorum Gökle yerin birleştiği kavşakta Seni bulup bulup kaybediyorum. İlkin rüzgar değil sanki nefesti; Bir kez başlayınca estikçe esti... Sonra bir upuzun karanlık bastı; Sürdü hep aynı düş, hep aynı yorum Şimdi duraklarda her akşam üstü Seni bulup bulup kaybediyorum. Yitiksin baharlar, güzler içinde Resimler, şarkılar, sözler içinde Bazen bir iz görüp izler içinde Cevap vurgusuyla titriyor sorum Sonra en tanıdık yüzler içinde Seni bulup bulup kaybediyorum...
  18. Bu sabah gökyüzü daha bir yorgun, Daha bir dumanlı, Daha bir derin! Şu anda, omzumdan tanıdık bir el, Tutup silkelese şöyle bir güzel, Kurtulsam yükünden düşüncelerin!..
  19. Önce bir deniz düşer aklıma Masmavi bir şarkı başlar derinden. Sonra yosun kokan ıslak bir rüzgar; Saf saf, serin serin gelir, Rüzgarda lirik fısıltılar, Rüzgarda ilkbahar sahillerinden Müjdeler taşıyan sözlerin gelir! Açılır hayale kıvrak bir yelken, Çözülür dolaşır mısralar bir bir. Ve sen gelirsin uzaklardan sen; Hani o en yitik efsanelerden Ta ruhuma gülen gözlerin gelir. Çocuksu bir umut karışır tuza, Tüm katı gerçekler çözülür, erir. Kıyıdan bir gölge uzar sonsuza Yasaklar, incecik bir geçit verir; Üzerinden ürkek, belli belirsiz Üzerinden kaçak yakamozlarla Bana doğru ayak izlerin gelir.
  20. Nasıl anlatsam bilemiyorum İçim içime sığmıyor O deli-dolu, neşe dolu kişi ben değilim sanki Dışarısı buz gibi lapa lapa kar var Benim içim yanıyor Eksi kırk derece soğuk suda bile yüzerim inan ki Kara sevda, kara sevda Dedikleri daha ne olabilir ki Kara sevda, kara sevda Seni benden kim ayırabilir ki "Çocukça bir aşk" deyip de geçme Sakın gülme halime Nasıl olduğunu anlayamadım ama Seviyorum seni delicesine Nasıl anlatsam bilemiyorum Gözlerim kararıyor Tepetaklak oldu dünya tersine sanki Bütün aşıklar elele kolkola, cıvıl cıvıl geziyor Bense Nuh'un gemisinde tek başıma gibi inan ki
  21. Ormanlarda yuvasını yitiren Bir kuş görsem, sen gelirsin aklıma. Beni alıp uzaklara götüren Bir düş görsem, sen gelirsin aklıma. Gönlüm viranedir yıkılmış, yanmış Hayâl mermerinde hatıram donmuş Asırlar öncesi duvara konmuş Bir taş görsem, sen gelirsin aklıma. Toprakta ağacın her hâli güzel Gölgesi, meyvesi, hem dalı güzel Nerede ne zaman faydalı, güzel Bir iş görsem, sen gelirsin aklıma. Açılmış çiçektir her gülen dudak Kılıfta tomurcuk zor gülen dudak Bir dostluk bakışı, bir gülen dudak Bir diş görsem, sen gelirsin aklıma. Yüreğinde deli taylar eşinen Gam ilinden dert iline taşınan Altmış yıl yaşayıp, bin yıl düşünen Bir baş görsem, sen gelirsin aklıma.
  22. Her günün ardından senden bir ümit var hep gelecekmiş gibisin İçimde bir duygu gözümde bir hayal sanki sevecekmiş gibisin Sevmek acı dolu sevmek çile dolu çektirecekmiş gibisin Aklımı başımdan beni şu canımdan sanki edecekmiş gibisin Ne sevdim diyorsun ne de sevemiyorsun açmayan bir çiçeksin İçimde bir duygu gözümde bir hayal sanki sevecekmiş gibisin Her sözün ardından gizli bir davet var gel diyecekmiş gibisin Aşkın kanununu kaderimin yolunu sanki çizecekmiş gibisin Gönül toprağına dert yağmurlarını yağdıracakmış gibisin Ne sevdim diyorsun ne de sevemiyorsun kokmayan bir çiçeksin Ne senle ne de sensiz geçmez oldu hayat vazgeçilmez tesellisin Aklımı başımdan beni şu canımdan sanki edecekmiş gibisin
  23. Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git. Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı, Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun oturmuştu Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz Sanki hiç olmamıştı Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullular Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydiki sevmek Ki karaköy köprüsüne yağmur yağarken Bırakasalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti Çünkü iki kişiydik Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız Seni bir kere öpsem ikinin hatrı kalıyordu İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra Sonrası iyilik güzellik.
  24. Bana aldanmayın! Yüzüm bir maskedir, Sizi aldatmasın. Binlerce maskem var. Çıkarmaya korktuğum. Ve, hiç biri ben değilim... Olmadığımı göstermek İkinci doğam oldu. 'kendinden emin biri' dersiniz, sanki güllük gülistanlık benim için herşey... adım güven belirtir. Ve, Oyunumun adı Ağırbaşlılıktır. İçimde ve dışımda denizler sakin, Herşeyin kumandanı ben... Fakat, inanmayın bana, Lütfen!.. Herşey dışta düzgün ve cilalı, Hiç yıpranmayan, her zaman saklayan O maske!.. Altta ne güven, ne de rahatlık... Altta, Karışıklık, korku ve yalnızlık içinde bocalayan Gerçek ben!.. Ama saklarım bu gerçeği savunuculukla Kimsenin bilmesini istemem Zayıf taraflarımı düşündükçe, Titrer ve sararırım... Ve başkaları görürse iç dünyamı... Gerçek beni ve yalnızlığımı! İşte, maskelerimi onun için takarım... Onun için, arkalarına saklanacak maskelerim var. Onlar, gösterişle kullanabileceğim Parlatılmış yüzlerim. Bana, 'sen değerlisin' diyecek, 'maskesizken daha bir insansın' 'daha bir bendensin' 'daha yakın, daha bir dostsun' diyecek bir bakışa muhtacım... benim yanıma sokulman kolay olmayacaktır!.. uyarırım seni dost!.. uzun yıllar kendini yetersiz hissetmiş ben, sana kendini kolayca açmayacaktır... bütün gücümle tutunacağım maskelerime ne kadar sokulursan yakınıma o denli şiddetli geri iteceğim seni... kim olduğumu merak ediyor musun? Hiç merak etme... Ben çevrendeki Her erkek ve kadınım... Maske takan her insanım.
  25. Hani bir sevgilin vardı Yedi sekiz sene önce, Dün yolda rastladım Sevindi beni görünce. Sokakta ayaküstü Konuştuk ordan burdan. Evlenmiş, çocukları olmuş Bir kız bir de oğlan, Seni sordu. Hiç değişmedi, dedim. Bildiğin gibi... Anlıyordu. Mesutmuş, kocasını seviyormuş. Kendilerininmiş evleri... Bir suçlu gibi ezik, Sana selam söyledi.