Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

likevoyager

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

likevoyager tarafından gönderilen her şey

  1. Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır Kopmaz kökler salmaktır oraya Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına İnsan balıklama dalmalı içine hayatın Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana
  2. Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de Alıp başımı gitmeyi yollar boyunca Seyretmek bir bozkır akşamını camından bir otobüsün Masal şehirlerini geçerken hızla Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de Ürpertili, sımsıcak tenini kadınların Salmak serin sulara gövdemi Düşüp gitmek ardına şiirin ve aşkın Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de Varolduğumu düşünmeyi, ürpererek.. Karanlık bir odada küçük bir çocuk gibi Yağmurdan ve yalnızlıktan ürperek Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de Düşüncemi geniş ve sonsuz olanla birleştirmeyi Hırçın ve ele geçmezce atılgan Uysal ve usulcacık benim olan şeyi... Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de Ve hep seveceğim beynim ve tenim varoldukça bu dünyada Pırıl pırıl olani, her zaman bir güz diriliğinde Değişmez ve değişken olanı sonsuzca...
  3. Gülün tam ortasında ağlıyorum Her akşam sokak ortasında öldükçe Önümü arkamı bilmiyorum Azaldığını duyup duyup karanlıkta Beni ayakta tutan gözlerinin Ellerini alıyorum Ellerini beyaz tekrar beyaz tekrar beyaz Ellerinin bu kadar beyaz olmasından korkuyorum İstasyonda tren oluyor biraz Ben bazan istasyonu bulamayan bir adamım Gülü alıyorum yüzüme sürüyorum Her nasılsa sokağa düşmüş Kolumu kanadımı kırıyorum Bir kan oluyor bir kıyamet bir çalgı Ve zurnanın ucunda yepyeni bir çingene
  4. Ben hiç böylesini görmemiştim vurdun kanıma girdin itirazım var sımsıcak bir merhaba diyecektim başımı usulca dizine koyacaktım dört gün dört gece susacaktım yağmur sönecekti yanacaktı sameland seferden dönecekti duvardaki saat duracaktı kalbim kendiliğinden duracaktı ben hiç böylesini görmemiştim vurdun kanıma girdin itirazım var emperyal oteli'nde bu sonbahar bu camların nokta nokta hüznü bu bizim berhava olmuşluğumuz bir nokta bir hat kalmışlığımız bu rezil bu çarsamba günü intihar etmiş kötümser yapraklar öksürüklü aksırıklı bu takvim ben hiç böylesini görmemiştim vurdun kanıma girdin itirazım var sesleri liman sislerinde boğulur gemiler yorgun ve uykuludur sabahtır saat beş buçuktur sen kollarımın arasındasın onlar gibi değilsin sen başkasın bu senin gözlerin gibisi yoktur adamın rüyasına rüyasına sokulur aklının içinde siyah bir vapur kıvranır insaf nedir bilmez otelin penceresinde duracaktın şehri karanlıkta görecektin karanlıkta yağmuru görecektin saçların ıslanacak ıslanacaktı kış geceleri gibi uzun uzun tek damla gözyaşı dökmeksizin maria dolores ağlayacaktı istanbul'u yağmur tutacaktı bütün bir gün iş arayacaktım sana bir türkü getirecektim kulaklarımız çınlayacaktı emperyal oteli'nin resmini çektim akşam saçaklarından damlıyordu kapısında durmanı söylemiştim yüzün zambaklara benziyordu cumhuriyet bahçesi'nde insanlar geziyordu tepebaşı'ndaki küçük yahudiler asmalımescit'teki rum kemancı böyle rüzgarsız kalmışlığımız bu bizim çektiğimiz sancı el ele tutuşmuş geziyordu gazeteler cinayeti yazıyordu haliç'e bir avuç kan dökülmüştü emperyal oteli'nde üç gece kaldık fazlasına paramız yetmiyordu gözlerin gözlerimden gitmiyordu dördüncü gece sokakta kaldık karanlık bir türlü bitmiyordu sirkeci garı'nda sabahladık bilen bilmeyen bizi ayıpladı halbu ki kimlere kimlere başvurmadık hiçbiri yüzümüze bakmıyordu hiç kimse elimizden tutmuyordu ben hiç böylesini görmemiştim vurdun kanıma girdin kabulümsün
  5. çerağan sarayı'ndan büyükdere'ye üşümek sonbaharında eski çınarların uzadığı yerlerde gizlice akşamların başlayıp adeta kendini dinlemeye kafeslerin ardında bol gözlü bir kadın ansızın giydirilmiş ipek feraceye bir çay yalnızlığı emirgan'dan öteye değdikçe ısındığı yaldızlı bardağın nedim'den yansıması tatyos efendi'ye tenha bir genç kız sesiyle hicazkar'ın kuytularda çürüdüğü bağdadi yalıların yorgun sarmaşıklarıyla sarkmış bahçeye soğuk kuşlar gibi dağılır boğazda rüzgarın getirdiği donuk bir yağmur pusu istinye'de gemilerin karanlık uykusu kırık direkleriyle dalgın ve hasta birden içimi kaplayan ölüm korkusu selam verilince meçhul bir namazda gazali'yse biraz mevlana biraz da kubbenin altındaki divan uğultusu 'şeref' vapurundan en kirli beyazda yüzlerce harbiyeli sürgün yolcusu havada bir asılmış adam kokusu istanbul jöntürkleri hüzzam bir yasta yankılarıyla telaşlı geceleri bebek'ten motorların taşıyıp o kadar bitiremediği en yılgın sonbahar benim gözlerimdeki çok daha dumanlı mütareke günlerinden alaturka saat kaçta ikinci tö"mbeki miralay sadık beyin nargilesinden dem çekip kumrular gibi sebilleri senlendiren osmanlı sehpalarının gölgesindeki emirgan'da acılaşmak koyu bir semaverden çaylar gibi kararıp kaç defalarca eski bir şiir üzüntüsüyle müseddes biçimindeki çoktan unutulmuş kilitli defterlerden
  6. elimden gelen bu ben iki kişiyim çoğalmak neyse ne azalmak zor birisi seni her an bırakıp gittiğim öbürü kan gibi tutulmuş seviyor ağzındaki acı alnındaki çizgiyim gözlerine kirli bir bulut getirdim hiçbir sevinç aydınlığı onu silemiyor elimden gelen bu ben iki kişiyim birisi kapadığın kapılardan gitmiyor yağmur yağmaksa o güneş açmaksa o bir yerin üşüse onun sıcaklığı öbürü en içten çağrını ısıtmıyor hüneri ne dersen duygu kaçakçılığı alıp tutmaksa o basıp gitmekse o bakışları kıyısız bir deniz uzaklığı elimden gelen bu ben iki kişiyim ikisi birbirinden çikmaya uğraşıyor bilmem ki hangisinden nasıl vazgeçeyim birisi yeni baştan serüvene başlamış öbürü silahında son mermiyi yakıyor çoğalmak neyse ne azalmak zor
  7. "bu şiir ikinci dünya savaşı içinde kahredilen bütün dünya duvarları için yazılmıştır" ben bir duvarım hiç güneş görmedim sen hiç güneş görmemiş bir başka duvar yüzümüz benek benek tahta kurusundan ve sinemiz baştan başa ak üstünde karalar Ñkelepçeden kahroldu kahroldu bileklerim Ñsıyrılıp çıktım artık ölüm korkusundan Ñdilim dilim sırtımdaki yaralar ben demirbaşım sığır siniriyle dayak yedim biz de duvarız dinleyen duyan düşünen duvarlar bizim kucağımız terkedilmiş bir yatak gibi kirli soğuk ve bizim kucağımızda kasırgalı insanlar yüzündeki deniz parlaklığıyla durur hatıramızda o çocuk yumruklu dev o dev yumruklu çocuk o zaman mayıs'tı yağmurlar başımızda bir cumartesi akşamı girdi kapımızdan gözlerinde kıpkızıl diken diken öfkesi adeta birdenbire aydınlandı zindan onu böyle görünce nasıl da korkmuştuk sapından fırlamış bir balta gibi çehresi ve omuzlarında delikanlı gölgesi o zaman mayıs'tı yağmurlar başımızda o sırtüstü yatağında yatardı sımsıcak gözleri şimdi bile aklımdadır bir sana bakardı bir bana bakardı dışarda tabiat mevsimin en çıngıraklı ayındadır toprak ana bütün zincirlerinden çözülmüş sabahlar akşamüstleri manolya gibi parlak tarlaların yüzü gülmüş işte her akşam geçtiği denize çıkan sokak ah işte annesi annesi sevgilisi işte biz dinleyen duyan düşünen duvarlar işte o çocuk yumruklu dev o dev yumruklu çocuk dışarda tabiat mevsimin en çıngıraklı ayındadır bizim kucağımız terkedilmiş bir yatak gibi kirli soğuk o birkaç defa kartal gibi gitti kartal gibi döndü çığlıklarını değil kırbaç sesini duyduk biz duvarız neyleyelim gözlerimiz ağlamayı bilmez onu bir gece sabaha karşı büsbütün götürdüler kendi gitti ismi kaldı yadigâr bağrımızda o zaman mayıs'tı yağmurlar başımızda ya biz idam duvarıyız karşımızda çok insan öldürdüler onlar hep döküldü biz hep ayakta kaldık temelimiz kanla beslendi ama nedense uzamadık öyle bakmayın bu yaralar şerefli yara değil getirirler vururlar biz öyle dururuz yağmurlar gözyaşı bulutlar mendil elimizden ne geldi de yapmadık ah öyle bakmayın utanırız kahroluruz onlar hep döküldü biz hep ayakta kaldık bir mayıs sabahı toprak rezil gök rezil yıldızlar küfür gibi yüzümüze tükürür gibi şafak sancılarıyla iki büklümdü ufuk ve simsiyah çamur gibi bir manga ortasında siyaset meydanına geldi dev yumruklu çocuk bulutlar eğilip alnının terini sildiler ve mermiler birdenbire ölümü getirdiler o düştü biz yine ayakta kaldık halbuki ne kadar ne kadar yorgunuz öyle bakmayın bu yaralar şerefli yara değil ah öyle bakmayın utanırız kahroluruz
  8. kirpi gibisin çocuk her tarafın diken kim elini uzatsa delik deşik üstelik sen de kan içindesin
  9. - 4. sirkeci garpalas 32 elektrik çiçekleri açildi mi sayaç dönüyor ben de dönüyorum sirkeci garpalas 32 birisi neuilly'den iki uçak mektubum var hangisini açsam birkaç satir daha yalnizim çocukluk serüvenlerim tüccar horn filmindeki hangi kiz yüzüme baksa mutlaka parasizim yildiz falimda yolculuk görünüyor benim için bir şey yapin suçlu degilim ki kimin kapisini çalsam elini tutacak olsam kendiliginden atiyor bütün sigortalar şehrin bütün işiklari bir anda sönüyor ben de sönüyorum sirkeci garpalas 32 birisi neuilly'den iki uçak mektubum var yine bir radyo isligi siziyor kulaklarima şimdi baylan'a gitsem hiç kimseyi bulamam iki kirk beş seansi başladi üstelik yagmur yoksa seni içim sira çok mu hizli yaşadim uzak oldugumuz halde ne oldu bilmiyorum aramizda her şey bitti artik gelmesen de olur bana yazmasan da olur seni hiç sevmiyorum halbuki gelip gelip rüyalarima giriyor o çocuk yüzlü siyah trençkotlu kadin aylardir bir plak arayan sayanora ismindeki onu yüksekkaldirim'da akşamlari görüyorum siyah bir lale gibi yorgun boynu bükük yari yariya yabanci yaridan fazla uykusuz kim oldugumu bilmiyor ne yaptigini bilmiyor bir vitrin aydinliginda gizlice bakişiyoruz rahmaninof'un piyano konçertosu saat dokuz nargile meraklisi kadinlar emirgân'da tek tük yine her satir başinda vlaminck'e dönüyorum yirtici bir kuş gibi yalniz bulutlar içindeki ne kadar ampul varsa beyoglu'nda kör kütük kirli bir sis islak elleriyle hepsini örtüyor yine konyak sarisi yumuşak bir sonbahar herkes ümitsizligini sirtlamiş evine götürüyor ben de götürüyorum sirkeci garpalas 32 birisi neuilly'den iki uçak mektubum var nerdesin inge nerdesin nerede degilsin ki
  10. haliç'te bir vapuru vurdular dört kişi demirlemişti eli kolu bagliydi agliyordu dört biçak çekip vurdular dört kişi yemyeşil bir ay gökte dagiliyordu deli cafer ismail tayfur ve şaşi maktulün onbeş yillik arkadaşi üçü kamarot öteki aşçibaşi dört biçak çekip vurdular dört kişi cinayeti kör bir kayikçi gördü ben gördüm kulaklarim gördü vapur kudurdu kuduz gibi bögürdü hiç biriniz orada yoktunuz demirlemişti eli kolu bagliydi agliyordu on üç damla gözyaşini saydim allahina kitabina sövüp saydim şafak nabiz gibi atiyordu sarhoştum kasimpaşa'daydim hiç biriniz orada yoktunuz haliç'te bir vapuru vurdular dört kişi polis katilleri ariyordu deli cafer ismail tayfur ve şaşi üzerime yüklediler bu işi sarhoştum kasimpaşa'daydim vapuru onlar vurdu ben vurmadim cinayeti kör bir kayikçi gördü ben vursam kendimi vuracaktim
  11. Akşamları göl eflatun bir keder Sazlıklarda pırıl pırıl Buz tutmuş bataklık kuşları Ağaçlardan Çürük sarı ve kızıl Son yapraklar dökülüyor Rüzgarlı sonbahardan Nasılsa kurtulmuşları Gümüş karanlığında anlaşılmaz sesler Havada mutsuz bir bulut Umutsuz ve kararsız süzülüyor Neredeyse akşam yıldızı Yorgun kırmızı Neredeyse ay Neredeyse ay (Herşey niçin bu kadar eski Niçin bu kadar uzak) Çariçin'de geçen kış Tepeden tırnağa katran ve su buharı Volga'nın uykusuna bir rüya gibi sarkmış Ateşten örümcek nehir vapurları Neredeyse akşam yıldızı Yorgun kırmızı Neredeyse ay Neredeyse ay Çariçin'de geçen kış Dalgın bir sarışın Karanlık bir miralay Birisi nijniy novgorod'dan henüz gelmiş belki Belki kazan'a öbürü yol açacak (Herşey niçin bu kadar eski Niçin bu kadar uzak) Çariçin'de geçen kış Seyrek sakallarında yıldızlar İskelede namaza durmuş İhtiyar bir tatar Altında sokak lambasının Dalgın bir sarışın Karanlık bir miralay Kadının astragan mantosu sırtında Uzun ve beyaz ellerini çaresiz kavuşturmuş Kısa kirpiklerinde incecik buz tozu Adam buz mavisi pelerin astragan kalpak İçinde bir atmaca ayrılık korkusu Yüreğini parçalar (Herşey niçin bu kadar eski Niçin bu kadar uzak) Çariçin'de geçen kış Neredeyse akşam yıldızı Yorgun kırmızı Neredeyse ay Neredeyse ay Kararmış bir çan gibi çınlıyor Donmuş gölün üstünde akşam ayazı Kararmış ve kocaman Konakta zaman zaman Koridorda ürkek ayak sesleri Kapının ardında fısıltılar Onun için herkes kaygılanıyor Bugün de geçti svetlana radiçeva Ardında nemli bir is kokusu Giderilmez pişmanlıklar Eflatun bir keder Bırakarak
  12. - 1. place pigalle telefonlarla geldi telaşlı ve ürkek birdenbire geldi beklemiyordum hayli dargın sesi kalın ve titrek umutsuzluğuma geldi oysa yorgundum üstelik incittim de istemeyerek akşamdı samanyolu patlamıştı bütün sacre coeur silme akordeon mulhouse'lu muydu neydi işte unuttum ilk yudumda ağlamaya başlamıştı şakaklari ter içinde gece saat on kibrit aranıyor göğüs geçirerek bütün sevgilerinde yanılmıştı bir omzuna almış sanki gökyüzünü dudakları masmavi alsace lorrain yüzü cermenlerin en eski hüznü hölderlin bakıyor sisli gözlerinden ellerini şöyle okşayacak oldum duydum nabzının gök gürültüsünü adı yağmur mu akşamüstü mü uzak bir panayırda ip atlayan çocuklar dalgalar vurdukça sarsılan mendirek gecesi kaydı mı nedense beni arar dilinde özürler bilerek bilmeyerek zenciler çaldı mı cazın hali başka oturduğu yerde içtikçe eksilerek barın camlarına orospular çiziliyor özlem büyük korku epeyce şaka telefonlarla geldi telaşlı ve ürkek birdenbire geldi beklemiyordum hanidir içimden bir başkası geçiyor gözlerim hanidir ondan uzakta hölderlin'i bırakmıştım artık sevmiyordum
  13. desen ki denizin tuzu çiğ düşmüş kadife donlu patlıcanlar desen ki kendilerinden karga çığlılarıyla kaçanlar en fakiri en zengini çirkini ve orospusu seni unutmuş olsun sen ki üşümüş gökte o yalnız bulutsun kıskanmadığın cömert bir maviliğin ortasında o bildiğin yalnızlığın ellerinden tutmuşsun desen ki unutulmuşsun denizler kızılca kıyamet akıp geçiyor zamana karşı geliyorsun bir üç ve beş leylekler artık gitti şimdi seni artık karanlıkta bir liman çekiyor unutulduğun unutulmadığın bilinmediğin bir liman bir üç ve beş derken şişede rom bitti sen yaşamaya başladığın zaman üşümüş gökte o yalnız bulut kendini hic yerinde hissetmiyeceksin keyif senin istersen talihini billur akıntılarla bir tut ellerini göğsüne kavuştur doğu batı kuzey güney diyerek koştur bir üç ve beş istersen rom kadehleri gibi nasıl ki unutulmuşsun devril ve bitir maceranı.
  14. dikenin kalbime battığı bir sonbahar günüdür sen elini bulutların içinde gezdirirsin bulutlar senin gözlerinin üstünde yürürler içini kurtlar kemirir bence malumdur buğulanmış camların arkasında masmavi yüzün senin ateşler içinde olduğun bence malumdur ellerin muhakkak çocuk elleridir hep kimsenin bilmediği türküler düşünürsün onlar neden daima okul türküleridir süleymancıktan bahseder kara toprakta açık yeşil bir yıldız gibi akıp giden süleymancıktan ve karınca yuvalarından bahseder ışıksız kömürsüz karınca yuvalarından gökyüzünde kızıl bir hilalin kaydığını görürsün sen ansızın gökyüzünde görünürsün gözlerinin rengi bence malumdur elinde değildir akşam serinliğinde üşüsün eylül'den itibaren geceler hazindir uzundur sokaklar yorulur uykuya varıp gelirler sokakların üstüne bulutlar gelirler bulutların üstüne yıldızların gözleri gelir bir yıldız bir yıldızın ardınca gider yıldızların kaybolduklari yer bence malumdur karanlıkta bir şeyler kopar dağılır uzaktan yabancı sesler duyulur sen elini bulutların içinde gezdirirsin elin hayallerimi dağıtır bilirsin sen elini bulutların içinde gezdirirsin
  15. alsancak garı'na devrildiler gece garın saati bela çiçeği hiçbir şeyin farkında değildiler kalleş bir titreme aldı erkeği elleri yirtilmisti kelepceliydiler çantasını karısı taşıyordu hiç kimse tanımıyordu kimdiler gece garın saati bela çiçeği üçüncü mevki bir vagona bindiler anlaşıldı erkeğin gideceği bir şeyden vazgeçmiş gibiydiler bir türlü karısına bakamıyordu ayaküstü birer bafra içtiler gece garın saati bela çiçeği şimdiden bir yalnızlık içindeydiler karanlık gelmişi geleceği birdenbire sapsarı kesildiler vagonlar usul usul kımıldıyordu
  16. kuş uçmaz, kervan geçmez, karanlık tuttu yolları gözün gönlün kararmış sen nasıl gecesin hey gidi buğdaysız, çavdarsız kara ekmeğe benzersin yıldızların, hani yıldızların, çiçeklerin nerdeler kalbin neden durmuş rüzgarı kesilmiş değirmen gibi suya indi çakallar, suya indi söğüt dalları barakmuslu mezarlığı kımıldanır için için barakmuslu mezarlığında seyran seyran ölüler kuş uçmaz, kervan geçmez, karanlık tuttu yolları gözün gönlün kararmış sen nasıl gecesin hey gidi ben ne inim ne cinim, ben bir garip ademim barakmuslu köyünden selamsız oğlu bekir yıkılası hanede sekiz boğaz altıma bakar ben kendimi toprak bilirim, toprak beni baba bilir benim köyümde avrat bile toprak gibi sevilir ben ne inim ne cinim, ben bir garip ademim nideyim bu mezarda babam yok, yalnız anam var dedem yok bu mezarda, fukara ninem yatar söyleyin dağlar-taşlar ben selamsız oğlu bekir iki gözüm iki ateş parçası, iki taş parçası iki elim yıkılası hanede sekiz boğaz altıma bakar gece düşer, barakmuslu mezarlığı dirilir barakmuslu mezarlığında seyran seyran ölüler bir giden bir daha dönmez, gitti gider sen harami yusuf, her yaranda bir çiçek açmış sen hasretlik şakir, mapuslarda ölen şakir evladım kadir nasıldı o seni dağda mı vurdular? ya hüsne gelin, yar yoluna serden geçmiş fadimem, sıtmalar girdi kanına fadimem barakmuslu mezarlığı cümlemize mekân oldu barakmuslu mezarlığında koyun koyuna girdiler bir giden bir daha dönmez, gitti gider barakmuslu mezarlığı cümlemize mekân oldu iki elim kızıl kanda selamsız oğlu bekirim hem babam hem dedem yad ellerde kurban oldu herkesin kökü toprakta, bir ben köksüz gibiyim şavkın yok, ateşin yok, sen nasıl gecesin hey gidi gözün gönlün kararmış, tadın tuzun kalmamış yıldızların, hani yıldızların, çiçeklerin nerdeler ben ne inim ne cinim, selamsız oğlu bekirim benim babam, benim dedem yad ellerde öldüler bir giden bir daha dönmez, gitti gider neylersin oğlum bekir, bak işte ben dedim benim mezarım yoktur dardanos şehitleri de kül oldu yirmiüç baharım kıvırcık bir mart günü başımı ayrı gömdüler, gövdemi ayrı gömdüler ya gazi ya şehit diye geldik, şehit olduk iki gözümle gördüm topların ölüm tükürdüğünü tövbeler olsun göklerin veremli gibi öksürdüğünü neylersin oğlum bekir, şehitlik alın yazısı benim dedemin de trablustan geldi künyesi biraderim ismail vurulmuş akar kanları ah şipkanın balkanları, ah şipkanın balkanları ninen köyde uyudu, biz gazada uyuduk kırıldı kanadımız, kaldık çöllerde ya gazi ya şehit diye geldik, şehit olduk ben sakaryada bir kavak ağacıyım, yel eser inlerim sakarya ığranıp gider, ben sakaryayı beklerim selamsız duran çavuş barakmusludan ah başıma gelenler, yapraklarım, gözlerim ben sakaryada bir kavak ağacıyım, yel eser inlerim benim mezarım yoktur, ben üçüncü taburdan bir kahpenin kurşunu geldi, gelip ciğerimi deldi "at ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır" ben öldüm, selamsız çavuştan bir garip kavak kaldı telli kavak, telli kavak ne uzarsın boyuna suya indi çakallar, suya indi söğüt dalları söğüt yaprağı narin, gözlerim yanıyor gözlerim kuş uçmaz, kervan geçmez, karanlık tuttu yolları ben ne inim, ne cinim siz kimsiniz? kimsiniz? derviş gibi nerden gelip böyle nereye gittiniz? barakmuslu mezarlığı kımıldanır için için benim dedem benim babam yad ellerde öldüler yüreğimi zehir ettin sen nasıl gecesin hey gidi kapkara, gözü yaşlı mezar taşına benzersin yıldızların, hani yıldızların, çiçeklerin nerdeler ben ne inim ne cinim, selamsız oğlu bekirim yad elde ölmek istemem, dedem gibi babam gibi iki elim kızıl kanda, sekiz boğaz altıma bakar ağlar mı şipkanın balkanları, ben ağlarım babam duran çavuştan, kavak ağacından dilerim telli kavak, amanın telli kavak derdime bir çare yüreğimde bir yılan çöreklenmiş yatar barakmuslu köyündenim, selamsız oğlu bekirim ben bu köyde doğmuşum, bu köyde ölmek isterim
  17. Zarif bir hüzündür bembeyaz dolaşan kuğuya bakarsak Mücevher titreşimleriyle mütereddit bir akşam suya bakarsak Fazlasıyla ısındı deniz kaynadı kaynayacak Dipten bir deprem yaklaşıyor suyun üzerindeki buğuya bakarsak Ne kadar yoksul ve çıplak görünürse görünsün ağaçlar O kadar yakındır ilkbahar özsuyu yürümüş dallara uğultuyla bakarsak
  18. aysel git başımdan ben sana göre değilim ölümüm birden olacak seziyorum hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim aysel git başımdan istemiyorum benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün dağıtır gecelerim sarışınlığını uykularımı uyusan nasıl korkarsın hiçbir dakikamı yaşayamazsın aysel git başımdan ben sana göre değilim benim için kirletme aydınlığını hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim Islığımı denesen hemen düşürürsün gözlerim hızlandırır tenhalığını yanlış şehirlere götürür trenlerim ya ölmek ustalığını kazanırsın ya korku biriktirmek yetisini acılarım iyice bol gelir sana sevincim bir türlü tutmaz sevincini aysel git başımdan ben sana göre değilim ümitsizliğimi olsun anlasana hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim sevindiğim anda sen üzülürsün sonbahar uğultusu duymamışsın ki içinden bir gemi kalkıp gitmemiş uzak yalnızlık limanlarına aykırı bir yolcuyum dünya geniş büyük bir kulak çınlıyor içimdeki çetrefil yolculuğum kesinleşmiş sakın başka bir şey getirme aklına aysel git başımdan ben sana göre değilim ölümüm birden olacak seziyorum hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim aysel git başımdan seni seviyorum
  19. ölüm birden boşalmasıdır insanın kendisinden gizli titreşimler uçar belki boşlukta sesinden güneş vurunca parıldar görünmez ayak izleri ki beyhude korularda eski bir yaz gezmesinden solgun bir gülümseme hani ay büyürken görünür aynalarda bırakılmış nice yüz birikintisinden artık hiç olmasa da sonbahar penceresinde o camların buğulanması her akşam nefesinden kimsesiz bahçelerde besbelli yalnız dolaştığı rüzgârsız akşamüstleri yaprakların ürpermesinden duyulur ardında bıraktığı hayallerin gürültüsü sinsi bir deprem gibi camları titretmesinden masasına gelip gittiği açıkça anlaşılır daktilosu çalışmasa da şeridinin eskimesinden durduğu yerde patlaması mürekkep hokkalarının ömrünce biriktirdiği sosyalist öfkesinden ne kadar yok etse ölüm vuruşu göklerde yankılanan kocaman bir yürek kalır şili'nin allende'sinden
  20. yüzünün yarısı göz kadife yansımalı bulutlu siyah ah bulutları eflatun o boy aynasından çıktı fransız malı vişne asiti vardı tadında rujunun ah sinema yıldızı falan olmalı ağızlığı kristal son derece uzun bir kibrit çakıldımı ah yağmurluklu kız alevinden anlamlı dumanlar üfürüyor ah çocuk yüzünde gül goncası ağız saçlarından incecik süt tozu dökülüyor sağanak gibi derin, ağaçlar gibi yalnız karartma başlamış ışıklar örtülüyor ellerinde ruh gibi ah portakal kokusu kırkmaları mor salkım, göz kapakları saydam çok vapurun battığı bir liman orospusu bir hırsla öptüm ki ah ölürüm unutamam ay ışığında deniz akardiyon solosu pırıl pırıl yaşadım üç dakika tastamam tavana asılmış sosyalist saçlarından ah sabah sabah omuzları kan içinde işkence sonrası genç bir kadın militan yığınlar uğulduyor hummalı gençliğinde adı bile çıkmamış dudaklarından doğru yaşadığının sımsıkı bilincinde
  21. Biz yalnızlıktan doğduk o dağdağalı sudan Biz yani; erdoğan, ayşenur, ali ve ahmet Birkaç litre kan, bir hayli kemik, epeyce korku Sanki bir tesbih koptu, tane tane savrulduk Köy köy, bucak bucak, memleket memleket Yani afyon, adilcevaz, akçadağ, turgutlu Birkaç litre kan, bir hayli kemik, epeyce korku Buzlu mehtap, alçakça kesmişti yolumuzu Bütün kapılardan açıkça kovulmuştuk Silahımız avcumuza yapışmıştı soğuktan Biz yani; erdoğan, ayşenur, ali ve ahmet Birkaç litre kan, bir hayli kemik, epeyce korku Kestiremedik ne yaptığımızı, kim olduğumuzu Sanki bir tesbih koptu, tane tane savrulduk Köy köy, bucak bucak, memleket memleket Yani afyon, adilcevaz, akçadağ, turgutlu Birkaç litre kan, bir hayli kemik, epeyce korku Ne kadar korkmuştuk, elimizden tutmadılar Doğrudur kendi içimizde daraldığımız Kim neyi savundu bilinmez, nereye kadar Biz yani; erdoğan, ayşenur, ali ve ahmet Başka bir yalnızlıkta boğulduk havasızlıktan Sanki bir tesbih koptu, tane tane savrulduk Köy köy, bucak bucak, memleket memleket Ne solculuğumuz solculuktu, ne sağcılığımız Karanlık bir kapı olup üstümüze kapandılar Kimse bizi sevmedi ağır kan kaybıyız
  22. bir gece küçüktüler zavallı korkunç geldiler sevme dediler unut dediler sürün dediler ne varsa beni bağlayan ellerimle yakmışım ben ki spartaküs'le birlik ayağa kalkmışım biz olmasak açlık biz olmasak ölüm.. dediler seni kapkara bir çarşaf gibi yere serdiler sevildikçe güzeldin öpüldükçe güzelim kız kızoğlankız olmadın mı şimdi daha duldasız mapus çağındayız bakarsın ayakta duramam bağışlama güzelliğin bozulur dayanamam sınanıyoruz kaçınılmaz ayrılıklarda bak son demde yakaranı tanrı bağışlasın bırak okşadım tenini kırıldı bir kez yasak bıçak kanımı akansın olası mı seni unutmak seni sevdalar yontusu seni aşk yaratısı sana çoğaldım elbet bitecek yaşamak ağrısı
  23. ak bir yaban güvercini gibiydin aşk vişnelere bulaştın kirlendi beyazın. akılamayan elli duvak verilemeyen mendil düşlerde kaldın. al üstüne mor giymiş körkuyularda körkuyularda evdadan delirmiş. ah yüzüne bütün kapılar kapanmış senin Itır ve yasemin kokulu günah. çıkılamayan yıldız gidilemeyen iklim kimbilir hangi limanda hangi gemiye yüklenmiş. al üstüne mor giymiş körkuyularda körkuyularda sevdadan delirmiş. düşlerde kaldın.
  24. Bütün hayatları bilmek isterdim ilginç geliyor bana bir gemicinin anlattıkları eskiyen aşkları bırakıp yeni yükler aldıkları beyaz bir gecede. bilmek isterdim çamlıhemşin' li fırıncı ustanın niçin batum'dan göç ettiğini kömür yüklü mavnayla beyaz bir gecede. beyaz bir gecede beyaz bir gecede savrulmuş buralara saraybosna'dan elinde hiç işlemediği nakışı kış zorlu makedonya komitacı dolu buğulanmış camları vagonların bakışı mavi gözleri dalgın o kadın doğurmuş sonra annemi bilmek isterdim bozüyük bilecik arasında bin dokuz yüz kırk yedinin martında tipi ve aç kurtlar saldırınca tepesinde bir telgraf direğinin donan gencecik hat bakıcısının hayatını. beyaz bir gecede. ne söylenecek bir türkü ne yazılacak bir roman olan bütün hayatları yaşanmış bütün hayatları bilmek isterdim. beyaz bir gecede.
  25. sevmeyi unutmuşsunuz kardeşler yalan her şey gibi aşklarınız da. yaşamı ölüm diye anlatıyorlar size yalanı gerçek diye. ne leylakların tomurundan haberiniz var ne önünüzden kara bir tabut gibi geçen geceden. sevmeyi unutmuşsunuz kardeşler yalan aşklarınızda.