Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

likevoyager

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

likevoyager tarafından gönderilen her şey

  1. Hadi gidiyorsun Yürekten kan gidiyor, sen gidiyorsun Herşey gidiyor Gökte bulut, dağda kar, düzde kervan gidiyor Solgun bir gül oluyor insan Bir demet kar çiçeği ölüyor, sen gidiyorsun Ne ucuz yaşıyorsun, ne kolay Bir kristal gibi ellerimden düşüyorsun Bakma öyle Ben kanıyorum sen üşüyorsun Kolay değil bir yalan bu Yaralayan koca bir yalan Yalan işte Sevdiğim yalan Şarkılardan arta kalan ve sabah buğusu Ve tarla faresi ve ekmek derdindeki işçi kalbi gibi Yumuşacık sıcak bir yalan Islak gözlerimle geçiyorum Yaralı bir ceylanın kalbinden Ceplerimde kül var Bir yangından arta kalan Sorduğum adreslerde kimse oturmuyor Ve kimse olmuyor ben sorduğum zaman Herşey bir yalan gibi yandığı zaman Yalnız olduğunu anlıyor insan Anladım ve geçtim Yaralı bir ceylanın kalbinden Aynamı kırdım, fotoğraflarımı yaktım Nasıl da acımasızdım tafralarıma karşı Nasıl da umarsız Su gördüm düşümde Karanlıktı ve gürültüyle çağlıyordu Ceplerimde kül vardı ve yanıyordu Sonra sabah oluyor Ve bir ceylan kalbinde alem ağlıyordu Hayır, diyordu bir dağ köylüsü Hiç bir şey için geç değil Ve geç değil Birşey için hiçbirşey Birşey vardı öyleyse, birşey Beni çeken Güneşin dağdasından uzağa Kocaman çayırlara çeken birşey Gümrah ırmaklara Sonra sıcağa sonra acıya Sonra yaralarıma merhem olmaya kapıma dayanan birşey Tutsana beni bırakmasana Olsun, yaralasana Olsun, ağrısa da Yalan da olsa kalsana Dağ köylüsü aşkın olduğu yerde ben varım Sen olmasan da ben varım Yağmur yağar, saçlarım filizlenir Bir yıldız düşer omuzlarıma Islık çalar, ıslanır, şarkılarımı söyler geçerim kapımdan Camların buğusundan ve yağmurun kokusundan Tanırlar beni En iyi yalanlarını alırım onların Adresler sorarım kimseler oturmaz orada Ve kimseler olamaz ben sordukça Dağ köylüsü Şimdi gidersen Şimdi git Kalırsan şimdi
  2. Benim de mi düşüncelerim olacaktı, Ben de mi böyle uykusuz kalacaktım. Sessiz, sedasız mı olacaktım böyle? Çok sevdiğim salatayı bile Aramaz mı olacaktım? Ben böyle mi olacaktım?
  3. Burdur?a dedik elveda Otobüs sarsıla, sarsıla çıktı yola. Virajla kıvrım kıvrım Gurbete uzayan yollar gibi. Sağ tarafta çamlı dağlar Sol yanımız derin bir uçurum. Ölüm, dirim arasında ilerliyorduk. Bucaktan geçtik Garip öldüren-suyundan içtik Ama ölmedik. Antalya göründü uzaktan İnince kepezden. Sevgilinin saçlarına değmişçesine Sarhoş eden bir rüzgar Geliverdi denizden. Antalya?nın yolları asfalt Pırıl pırıl, temiz mi temiz Bir kadın sinesi gibi. Denizin dibi Belkıs'ın rüyalarını aksettirmede, Güneşin ışıkları, Dalgaları kıvrım kıvrım Dansettirmede. Portakal, limon okaliptüs Kokuları içime sinince; Sen Antalya?yı git gör Yağmur dinince. Limonata gibi bir hava Hem de bedava. Ölmek istersin hemen Zevkini duymak için Aşkın doya doya... Böyle bir diyar Antalya. Mehmet, Boşa zahmet Antalya'ya şiir yazmak Senin harcın değildir Çünkü Antalya Kendisi bir şiirdir.
  4. Çekmedigim çileyi yazmadim bu güne dek, Özlemleri büyüttüm bahçemde çiçek çiçek, Ari çiçek olmasa, nasil olur bal petek? Çekmedigim çileyi yazmadim bugüne dek. Yalnizligima dokunma birak özgürce büyüsün, Sicaklarda kavrulsun, ayazlarda üşüsün, Isterse aşkimdan da daha büyük görünsün Çekmedigim çileyi yazmadim bugüne dek. Karamsarsin diyorlar, nikbin olsaydim keşke Yar olmadi hiç kimse bana derdimden başka. Nasil şiir yazilir başka türlü bu aşka? Çekmedigim çileyi yazmadim bugüne dek. Bin dert ile yogruldum, kederimle yaşadim, Yazin sicakta yandim, kişin karda üşüdüm, Yarin saçini degil yalnizligimi okşadim. Çekmedigim çileyi yazmadim bugüne dek. O kadar muhtacim ki bir sevgiye bu anda Bir dost gelecek diye gözlerim hep kapida. Dört duvardan ibaret bu dört köşe dünyamda Çekmedigim çileyi yazmadim bugüne dek.
  5. Akşam olunca, Sarinca yüregimi gariplik. Bir şeyler çekilir içimden Iplik iplik... Istesem de aglayamam, Kahrolsun kahrolsun Böyle erkeklik. Şarap gelir aklima Içmek isterim. Yok cebimde bir beşlik. Anilar yetişir imdadima Hayallerde yitik. Dokur yeniden beni Mekik mekik. Istesem de aglayamam Kahrolsun kahrolsun Böyle erkeklik.
  6. Seni görmeden geçen yillar Koskocaman bir yangin Dünyami tutuşturan. Kupkuru bir otum şimdi, Sonu yok bir çölüm. Içim dişim özlem... Bilmiyorum her şey fani iken Niçin bitmez benim çilem. Sana gel diyemiyorum Bir tanem. Ölmek daha kolay olurdu Seni bir daha görebilsem.
  7. Yansan bile üzülme sevgi denen ateşte; Sevmeği bilen insan Allahına kul olur. Çok sevmek ve sevilmek, yaşamak budur işte; Soğan ekmek yesen de lokmaların bal olur. Sevişen gönüllerde katmerli açar güller, Sevinç sarkısı söyler sevda dolu gönüller, Seversen insanları taşlı, dikenli yollar Mutluluk menziline ulaşan bir yol olur. Dikenleri ayrı tut, sakın güllere katma, Gönül sevgi içindir, sakın kinle uyutma, Kırılsan da, sevenle, sevmeyeni bir tutma Sevenlerin dünyada mutluluğu bol olur.
  8. Bütün şarkilar güzeldi bu akşam Güzeldi bütün şarkilar. Saçlarin konuşuyordu kemanin tellerinde, Dudaklarindi öpüşen notalarla Tuşlarinda piyanonun. Bir nameydi bütün gülüşler senden kopmuş. Işik işik, renk, renk Sen vardin kadehlerin pariltisinda, Ve ben seni içtim, bu akşam yudum, yudum Zaman zincirinin her halkasinda. Bu akşam o kadar yakindim ki sana; O kadar yakin olamazdin Sen bile, senden sana. Gözlerin bir kelebek gibi Konmuştu renkli ampullere, Binbir yerde görüyorum seni. Bu akşam: Renktin, kadehtin, aşktin Tuşlarda, tellerde, perdelerde. Sen vardin içimde, Her zerremi okşuyordun. Kanimdaydin Sen bu akşam Söylenen bütün şarkilardaydin.
  9. Denizi düşündüm Seni hatirladim bir tanem. Denizi çok severim bilirsin, Sen de deniz gibisin. Ikinizde de vefa dalga dalga Merhamet köpük gibidir. Aşkim denizler enginliginde olsun isterdim. Denize benzedi aşkim... Fakat Sen de son dalganin Beyaz köpükleri gibi kayboldun. Deniz ve sen: Ikinizde de vefa dalga dalga Merhamet köpük gibidir. Denizi göremiyorum bir tanem Sen gel onun yerine, Bakayim doya doya Mavi gözlerine Ümitlerim dalga dalga kirilip Rüzgar, rüzgar uçmadan.
  10. "Kaderde ömür boyu Seni aramak varmış Seni seven Mehmet için Mutluluk bu kadarmış" I Seni aramakmış kaderim Geceler boyu sokak sokak Yaşantımın çizdiği izlerde, Martı kuşlarının, üç notalı sesinden usanıp Mavi şarkılar söyleyen denizlerde. Seni aramak Ve bulamamak varmış kaderde. İnsanların sokaklarında Seller gibi aktığı, Mehtabın asfaltlara Yıldız, yıldız baktığı Kocaman, sarhoş kentlerde. II Seni aramak Ve bulamamak varmış kaderde. Kimsenin feryadıma cevap vermediği, Meleklerin gökten yere indiği, Gece yarısı Saat onikilerde. Tüm çaresizlerin Kadeh sırçasında Tanıdık yüzler aradığı Bodrum meyhanelerde III Şimdi sen Sigaramda duman duman Kadehimde son damla şarapsın. Ses gelmiyor çaldığım kapılardan. Öylesine bitkin, öylesine çaresiz... Nerdesin... Nerdesin..? Bir ses ver bana uzaktan, Kurtar beni bu karanlık tuzaktan. Eskiden kadehle içerdim Şimdi içiyorum bardaktan. Sönmüyor içimdeki yangın... Kurtar beni yanmaktan. Seni aramak Ve bulamamak varmış kaderde. Nerdesin, yıldız mısın göklerde, Eridin renk mi oldun çiçeklerde? Bitsin bu oyun artık, Kapansın bu perde. Seni aramak Ve bulamamak, varmış kaderde. IV Sarmış büyük aşkın Dünyamı bulutçasına Seni bulamamak, kahrediyor beni. Sevmişim seni bir kez Yurtçasına V Geceler boyu sabahadek Seni sordum yıldızlara Yok dediler, Dolaştım tüm bahçeleri Çiçek çiçek Boyun büktüler. Aciz kaldı artık naçiz vücudum. Mezarsan haber ver Uzanayım yanı başına, Toprağım toprağını içsin yudum yudum. Yanardağ örneği yanan alnımı Dayayıp mezar taşına, Ağlayayım, ağlayayım. Yeryüzündeki tüm çaresizler adına. Nerdesin, Nerdesin? Her nefes alışımda içime doluyorsun Gerçekte yoksun. Seni aramak Ve bulamamak varmış kaderde. Ankara - Mayıs 1966 Kaynak: Kara Sevdam Ak Özlemim
  11. Bu kenti sevdim dedim Benim olsun demedim ki Sevdim dedimse akşam kızıllığını Gönlüm gibi akıp giden şu çayı Şu ormanı şu denizi şu dağı Benim olsun demedim ki Vuruldumsa gözlerinin gül bahçesine Yürek çizen şimşeklerse kaçamak bakışları İşte buna sevmek derler dedimse Çattımsa acıların en güzeline Yedirdimse uykuları o tatlı kuşa Benim olsun demedim ki Bu akşam kankırmızı şarap istiyor canım Bu akşam dünyanın bütün şarkılarını Bu akşam dünyanın bütün özlemlerini Bu akşam beni yalnız bırakın Bu akşam yalnızca onu düşüneceğim Onu ve kendimi yalnızca
  12. Kavuşmak özgürlükse Özgürdük ikimiz de Elleri çığlık çığlık Yanyana iki dünya İkimiz iki dağdan İki hırçın su gibi Akıp gelmiştik Buluşmuştuk bir kavşakta Unutmuştuk ayrılığı Yok saymıştık özlemeyi Şarkımıza dalmıştık Mutluluk mavi çocuk Oynardı bahçemizde Acı çekmek özgürlükse Özgürüz ikimiz de O yuvasız çalıkuşu Bense kafeste kanarya O dolaşmış daldan dala Savurmuş yüreğini Ben bölmüşüm yüreğimi Başkaldıran dizelere Aramakmış oysa sevmek Özlemekmiş oysa sevmek Bulup bulup yitirmekmiş Düşsel bir oyuncağı Yalanmış hepsi yalan Yalanmış hepsi yalan Sevmek diye birşey vardı Sevmek diye birşey yokmuş Acı çektim günlerce Acı çektim susarak Şu kısacık konutlukta Deprem kargaşasında Yaşadım birkaç bin yıl Acılara tutunarak Acı çekmek özgürlükse Özgürüz ikimiz de Acılardan arta kalan İşte bu bakışlarmış Kuğu diye gözlerimde Gün batımı bulutlarmış Yalanmış hepsi yalan Yalanmış hepsi yalan Savrulup gitmek varmış Ayrı yörüngelerde
  13. Çıkamazsın, gönlüm haremdir sana Bakamazsın, eller mahremdir sana Umut pınarından su serp sineme Aslı'sın, bu yanan Kerem'dir sana...
  14. Ben senin en çok sesini sevdim Buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi Önce aşka çağıran, sonra dinlendiren Bana her zaman dost, her zaman sevgili Ben senin en çok ellerini sevdim Bir pınar serinliğinde, küçücük ve ak pak Nice güzellikler gördüm yeryüzünde En güzeli bir sabah ellerinle uyanmak Ben senin en çok gözlerini sevdim Kah çocukça mavi, kah inadına yeşil Aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar Hiç biri gözlerin kadar anlamlı değil Ben senin en çok gülüşünü sevdim Sevindiren, içimde umut çiçekleri açtıran Unutturur bana birden acıları, güçlükleri Dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman Ben senin en çok davranışlarını sevdim Güçsüze merhametini, zalime direnişini Haksızlıklar, zorbalıklar karşısında Vahşi ve mağrur bir dişi kaplan kesilişini Ben senin en çok sevgi dolu yüreğini sevdim Tüm çocuklara kanat geren anneliğini Nice sevgilerin bir pula satıldığı bir dünyada Sensin, her şeyin üstünde tutan sevgini Ben senin en çok bana yansımanı sevdim Bende yeniden var olmanı, benimle bütünleşmeni Mertliğini, yalansızlığını, dupduruluğunu sevdim Ben seni sevdim, ben seni sevdim, ben seni...
  15. Unut demek kolay gel bana sor bir de Unutamıyorum işte unutamıyorum Bir şey var şuramda beni kahreden Şuramda tam yüreğimin üstünde Çakılı duran bir şey var Elimde değil söküp atamıyorum Dalıp dalıp gidiyor gözlerim derinlere Kimi görsem biraz sana benziyor Seni hatırlatıyor şu bulut şu gökyüzü Şu kayaları döven deniz Şu hüzünlü melodi şu napoliten şarkı Bir zamanlar beraber dinlediğimiz Boyuna seni düşünüyorum durmadan usanmadan Şimdi diyorum o ne yapıyor acaba O güzelim gözleri kime bakıyor O canım elleri nerde Oysa günler o günler değil Akşamlar o akşamlar değil Ve kalan şimdi sadece özlemin gecelerde Durup durup seni büyütüyorum içimde Seninle acılar büyütüyorum Yeni yeni kederler büyütüyorum dayanılmaz Kirli sular yürüyor iliklerime Bir zehir karışıyor kanıma anlıyor musun Bir daha görsem seni diyorum bir daha görsem Bir gün olsun bir dakika olsun Unut demek kolay, gel bana sor bir de Hatırladıkça gözyaşlarımı tutamıyorum Dilimin ucunda sen; başımın içinde sen Kader misin, ecel misin nesin sen Unutamıyorum işte unutamıyorum
  16. Bir ayak sesi duymayayım Kapıya koşuyorum Gelen sen misin diye Bir siyah saç görmeyeyim Yüreğim burkuluyor Ağlamaklı oluyorum Her şey bana seni hatırlatıyor Gökyüzüne baksam Gözlerinin binlercesini görürüm Bir rüzgar değse yüzüme Ellerini düşünmeden edemem Yaktığım bütün sigaraların dumanları sana benzer Tadı senden gelir Yediğim yemişlerin İçtiğim içkilerin Ve içimdeki bu dayanılmaz sıkıntı Bu emsalsiz hüzün Seni beklediğim içindir Resmine bakamaz oldum Uykulardan korkuyorum artık Utanıyorum odamdaki bütün eşyalardan Şu sedir hala gelip oturmanı bekliyor Şu ayna karşısında güzelliğini seyretmeni Şu kadeh dudaklarına değebilmek için duruyor masada Ve şu saat geldiğin anda Durabilir sevincinden Zaman çıldırabilir Çünkü benim dünyamda Ölümsüzlük, seni sevmek demektir. Bir çocuk doğmayı bekler Bir ağır hasta ölmeyi Bitkiler yağmur ve güneşi bekler Yalnız bir kadın sevilmeyi Ve düşün ki bir adam İçinde bütün bekleyenlerin korkusu ve ümidi Seni bekler Asılmayı bekleyen bir idam mahkumu gibi Sen gelinceye kadar Pencerem kapalı duracak Rüzgar gelmesin diye Artık perdeleri açmayacağım Gün ışığı girmesin diye Sonra kahrolacağım Bu karanlıkta, bu derin yalnızlıkta Ve günlerce gecelerce haykıracağım Nerdesin diye, Nerdesin? Bir gün bu kapıdan sen gireceksin Biliyorum Ergeç bu bekleyişin bir sonu gelecek Yıllarca sonra Öldüğüm gün bile gelsen Bütün bu bekleyişimi ve öldüğümü unutup Çocuklar gibi sevineceğim Kalkıp sarılacağım ellerine Uzun uzun ağlıyacağım.
  17. Üç kez seni seviyorum diye uyandım Tuttum sonra çiçeklerin suyunu değiştirdim Bir bulut başını almış gidiyordu görüyordum. Sabahın bir yerinden düşmüş gibiydi yüzün. Sokağı balkonları yarım kalmış bir şiiri teptim Sıkıldım yemekler yaptım kendime otlar kuruttum Taflanım! diyordu bir ses duyuyordum. Cumhuriyetin ilk günleri gibiydi yüzün. Kalktım sonra bir aşağı bir yukarı dolaştım Şiirler okudum şiirlerdeki yaşa geldim Karanfil sakız kokan soluğun üstümde duydum. Eskitiyorum, eskitiyorum kalıyor ne kadar güzel olduğun.
  18. İdam mahkumunun söz hakkı vardır Bari son arzumu sor da öyle git Arının çiçekte göz hakkı vardır Bir buse içimi dur da öyle git Madem gidiyorsun bura son durak Ne adres ne mektup ne resim bırak Kendinden bir parça, bir cisim bırak Saçından birkaç tel ver de öyle git Ardımdan bir damla yaş dökeceksen Adımı andıkça ah çekeceksen Kabrime bir gonca gül dikeceksen Ne olur yaşatma vur da öyle git Hem yıllarca oyna gönül sahnemde Hem perdeyi kapat en mutlu demde Sitem oklarına hedef sinemde Açtığın yarayı sar da öyle git Pişmanlık duyar da dönersen geri Gel de gör aşkından kalan eseri Seyret ateşinin düştüğü yeri Hasretin zulmünü gör de öyle git Ardımdan bir damla yaş dökeceksen Adımı andıkça ah çekeceksen Kabrime bir gonca gül dikeceksen Ne olur yaşatma vur da öyle git
  19. Hayat bize mutlu olma şansı vermedi Biz kendimizden başka Herkesin üzüntüsünü Üzüntümüz, Acısını acımız yaptık. Çünkü Dünya'nın öbür ucunda, Hiç tanımadığımız bir insanın Gözyaşı bile içimizi parçaladı... Kedilere ağladık Kuşların yasını tuttuk. Yüreğimizin yufkalığı Kimi zaman hayat karşısında Bizi zayıf yaptı. Aslında ne güzel şeydir İnsanın insana yanması Sevgili... Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine üzülmek ve çare aramak. Ben bütün hayatımda hep Üzüldüm, hep yandım.. Yaşamak ne güzeldir be sevgili Sevinerek, severek, sevilerek, Düşünerek... ve o vazgeçilmez sancılarını Duyarak hayatın
  20. Bunlar en mutlu günleri ayrılığımızın Yanaşmadan özleminin limanlarına Bir uzun hava içinde kendimiz kendimizin Uzasın dönmenin saçları, çağırma uzasın
  21. kuruttuğum çiçek ölülerinden iplerle sabaha asılan boynum alkolik çocuklarına zamanın ve yaşadığım ıslak hüzünlere uçurtma yalnızlığı kesiyor bıçakların yarışı yarışı ince belini yağmurun donan soluğumu göğe yapıştırdım da gece maviyi rehin bıraktı okyanusa çamurla oynayan birileri leke kalıyor uykumda göğsümde kalabalık geçişler mezarımda tabutlar taşınıyor kalbim beşik acemi ateşlerin ihbarlı yatağı ıssız bir ada yüzünü aynada bırakıp giden kadın rujlu dudaklarını unuttun yakamda sanki daha bi kalktı burnu aşkların ama kanmadım dünyaya zamana kalamadım kalkamadım ayağa sevdaya açamadım gözlerimi hem kapayamadım ah ölüm son burgu çırılçıplak değil henüz şiirin yağmuraltı aşkları gözlerime akan benden geriye kalan ince bir buğu
  22. Kucak açmışım gecene, gel. Sırtımı dönemem, yıkılası sessizliğine geçmişken hasret. Şavkında ayın ağlamışım. Sıyrılıp düşene dek yüzümde kurumuşsun unutulan kelebek, sevdası pir ve özlem ateşleriyle yanan. Gel. Uyduruk sözlerinden betona yapışan ayrılık, boşluklarına zamanın dolunca gir doğandan yarıgüzel rüyama. Gel de gitme uykularıma dokun. Gözlerinin bütün açılımlarını çözecek gözbebeklerim. Her yabancının kaybolduğu gibi büyük kentte, gezeceğim öylece teninde. Açelya bırakıp yatağının ucuna, herkese beslenmekten kurtulunca, ne kalırsa bu yapıdan bana, onun haritasına katlanacak dünyam, unutma. Gelişin bekleyişimin görünmez gecesinde, ölüm sapmaz yollarına.
  23. Harfleri adının uçtu uçtu Eskimez aşkımın gizlendiği çiçeğe Kondu kondu ve her aşk dökümünde Gecenin ıslanan yüzü gibi gibiler Çoğu
  24. Hangi şiire başlasam suskunum sana Dağ göğsünde bir kaya diliyle suskun Güneşte kavrulan bir kum tanesi Çatlayan dudaklarım oluyor her gece Yağmura suskun yaşamaya suskun Haykırabilsem Belki bir nehir köpürebilir sesimde Silinebilir kuraklığın bütün izleri Upuzun çöller vadileşebilir içimde Hangi güzelliği özlesem suskunum sana Yürek boşluğunda bir of kadar suskun Özlüyorum seni masmavi Koşuyorum sana bembeyaz Ve kahroluyorum bir anda kapkara Ah oluyorum Of oluyorum Ve susuyorum Oysa haykırabilsem Işık yumağı bir pınar olur soluğum Hangi türküye uzansam suskunum sana Ağıt ağıt, özlem özlem suskun Tut ki vurulmuşum Aşktan ve kandan bir damla olmuşum Bir saçlarının rüzgarına Bir de ağzının kıyılarına konmuşum Hangi dalga silebilir beni senden Hangi kasırga koparabilir Ben saç tellerinde bir ezgi olmuşum Coşkuların her şahlanışında Sana deprem deprem susmuşum Ve sana susmaktan inan ki yorulmuşum Yeter olsun gözlerinde ışık fırtınası Sözlerinde baskı yasası yeter Hangi kavgayı özlesem suskunum sana Zafer sabahlarında gece kadar Bayram sabahlarında yas kadar suskun Böyle güzelliklere de Böyle suskunluklara da lanet olsun Al bu suskunluğumu al artık Al ki Bütün gürültüler kahrolsun
  25. Gece sessizce başlıyor ve ırmağın- Öte yakasına geçiyor atlılar. Bir papatyanın acısını dinliyorum. Gökyüzü gitgide genişliyor. Islak yaprakların derin yeşilliği Islak dağların uyandırdığı keder. Kendime bir demet çiçek topluyorum Öğretmenimin iliklediği göğsüm Ne kadar genç Ağzımda taptaze bir tütün kokusu Ve taze ceviz kabuklarının kararttığı parmaklarımda Bir ağız mızıkası. Öğrendiğim ilk şarkılar Yollar yollar yollar boyunca Söylediğim ilk şarkılar Sevgilim olan bütün kızlar Siyah önlükleri ve Kaçamak bakışlarıyla geçip gittiler İlk fotoğraflarımdaki yakışıklı saçım... Ey akşam, ey bir aşkın Başlaması ve bitmesi Ey turuncu akşam, bütün akşamların akşamı Ey mor akşam, dudaklarım gibi moraran. Gece evleri sardığında Ve bahçeleri Işıklar içinde kaçıp giden Bir tavşan gibi yalnızım. Yolun iki yanında kalan Karanlık dağların ötesinde Neler olup biter Ve girdiğimiz uykulu kasabada Lokantadaki uykulu cocuk Olgun ışıklı lokantada Olgun patatesler. Bir adamın Doğması ve ölmesi Ve bazı işlemeler yapması hayatında Bazı bağlardan Üzüm toplaması Bazı sinemalara gitmesi Bazı kızları sevmesi Ve ölesiye yalnızlık çekmesi Bazı şehirlerde. Ey akşam, turuncu ve mor akşam Ey gökyüzü, ey benim Gittikçe esmerleşen kalbim. Şimdi beyaz bir kızın Yanında olabilmek için Bazı çılgınlıklar yapabilirim Onu boynundan öpsem ve onunla Dönyada olup bitenleri konuşsak İngiliz birahanelerinde Damalı kasketleri Ve şaşılacak kadar yorgun yüzleriyle Ve bütün emekçiler gibi Çocuksu gözleri Partal elleriyle oturan İşçilerden konuşsak Zencilerden konuşsak sonra Gülünce bütün yüzleriyle gülen Yakışıklı ve hazin Zencilerden. Gece dünyanın her yerinde Geliyor ve her yerde Aynı duygu uyanıyor kalbimizde. Sen şimdi Duvarına bir şiirimi asmışındır Uyuyorsundur Belki düşünüyorsundur Sonuncu kattaki odandan Yıldızlara bakarak. Ve yıldızlar her zaman Eski ve tanıdıktır. Özellikle bir tren penceresinden bakıldığında. İçimiz nedensiz bir hüzünle dolduğunda Sırtüstü uzanıp toprağa Baktığımız yıldızlar. Bir harman yerinde ya da. Düz bir damda. Uzaktan Bütün kürtçe türküler gibi Yanık bir türkü gelirken Sıcaktan bunalırken Evler ve yollar; Ve yaşlı kadınlar Uyuklar gibi büzülüp minderlerine Düşünürlerken eskisini Olağanüstü günlerini Gece sesizce başlıyor ve ırmağın Öte yakasına geçiyor atlılar Çalıların hışırtısını dinliyorum. Sana seslenmek için Yeni şiirler tasarlıyorum..