likevoyager tarafından gönderilen her şey
-
UÇUN KUŞLAR
insandır suda akan yaprakta yeşil gülde kırmızı zorlu bir dal gibi eğleniriz de fırtınalarla ince bir sızı birdenbire kırar kollarımızı ve bir akşam kuşlar gibi elimizden uçup giden mutluluk bir sabah ebemkuşaklarının altından dörtnala gelir yaşayalım çocuklar her şey bizimdir bir giysi örtüsünde buldum ben bu yedi satırı bozkırda yüzükoyun bir hitit kasabası yedi satır yedi bülbül yavrusu vurmuşlar anasını da kalmış yavrusu bir sürgün şair yazmış vaktin birinde bir genç kız işlemiş onu örtüye yedi renk ipek iplik, yedi bülbül yavrusu ak örtüde yedi satır, gökkuşağı iğrisi bu yalnızlık bu sürgün, insan olmak acısı aldım yedi yavrucuğu koydum buraya yaşıyor mu bilmiyorum o sürgün şair yaşıyorsa bilsin diye o sürgün şair bir gün çıkıp gelsin diye o sürgün şair ?uçun kuşlar? ?uçun kuşlar? koydum adını bir giysi örtüsünde yedi bülbül yavrusu yedi satır, yedi renk, gökkuşağı iğrisi
-
SONBAHAR OLUYORUM
Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç Ağaçlar bükmesinler n'olursun boyunlarını Neden akşam oluyorum tren kalkınca Kırlangıçlar birdenbire çekip gidince Mendiller sallanınca neden tıkanıyorum Öyle çok acımasız ki öyle birdenbire ki Az önceki çiçekler nasıl da diken diken Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç O sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik, bitti O elmanın tadı orda, o kuş çoktan öttü, bitti Artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz Günler devlet alacağı, yıllar bir kadehçik buzlu rakı Oyunlar oyuncaksı, oyuncaklar eski şarkı Kavaklara oklu yürek çizip duran o çakı Nerde şimdi nerde şimdi, nerde o kan sarhoşluğu Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
-
HAZİRANDA ÖLMEK ZOR
orhan kemal'in güzel anısına işten çıktım sokaktayım elim yüzüm üstümbaşım gazete sokakta tank paleti sokakta düdük sesi sokakta tomson sokağa çıkmak yasak sokaktayım gece leylâk ve tomurcuk kokuyor yaralı bir şahin olmuş yüreğim uy anam anam haziranda ölmek zor! havada tüy havada kuş havada kuş soluğu kokusu hava leylâk ve tomurcuk kokuyor ne anlar acılardan/güzel haziran ne anlar güzel bahar! kopuk bir kol sokakta çırpınıp durur çalışmışım onbeş saat tükenmişim onbeş saat acıkmışım yorulmuşum uykusamışım anama sövmüş patron ter döktüğüm gazetede sıkmışım dişlerimi ıslıkla söylemişim umutlarımı susarak söylemişim sıcak bir ev özlemişim sıcak bir yemek ve sıcacık bir yatakta unutturan öpücükler çıkmışım bir kavgadan vurmuşum sokaklara sokakta tank paleti sokakta düdük sesi sarı sarı yapraklarla birlikte sanki dallarda insan iskeletleri asacaklar aydemir'i asacaklar gürcan'ı belki başkalarını pis bir ota değmiş gibi sızlıyor genzim dökülüyor etlerim sarı yapraklar gibi asmak neyi kurtarır sarı sarı yaprakları kuru dallara? yolunmuş yaprakları kırılmış dallarıyla ne anlatır bir ağaç hani rüzgâr hani kuş hani nerde rüzgârlı kuş sesleri? asılmak sorun değil asılmamak da değil kimin kimi astığı kimin kimi neden niçin astığı budur işte asıl sorun! sevdim gelin morunu sevdim şiir morunu moru sevdim tomurcukta moru sevdim memede ve öptüğüm dudakta ama sevmedim, hayır iğrendim insanoğlunun yağlı ipte sallanan morluğundan! neden böyle acılıyım neden böyle ağrılı neden niçin bu sokaklar böyle boş niçin neden bu evler böyle dolu? sokaklarla solur evler sokaklarla atar nabzı kentlerin sokaksız kent kentsiz ülke kahkahanın yanıbaşı gözyaşı işten çıktım elim yüzüm üstümbaşım gazete karanlıkta akan bir su gibi vurdum kendimi caddelere hava leylâk ve tomurcuk kokusu havada köryoluna havada suçsuz günahsız gitme korkusu ah desem eriyecek demirleri bu korkuluğun oh desem tutuşacak soluğum asmak neyi kurtarır öldürmek neyi yaşatmaktır önemlisi güzel yaşatmak abeceden geçirmek kıracın çekirgesini ekmeksiz yuvasız hekimsiz bırakmamak ah yavrum ah güzelim canım benim / sevdiceğim bitanem kısa sürdü bu yolculuk n'eylersin ki sonu yok! gece leylâk ve tomurcuk kokuyor uy anam anam haziranda ölmek zor! nerdeyim ben nerdeyim ben nerdeyim? kimsiniz siz kimsiniz siz kimsiniz? ne söyler bu radyolar gazeteler ne yazar kim ölmüş uzaklarda göçen kim dünyamızdan? asmak neyi kurtarır öldürmek neyi? yolunmuş yaprakları ve kırılmış dallarıyla bir ağaç söyler hangi güzelliği? kökü burda yüreğimde yaprakları uzaklarda bir çınar ıslık çala çala göçtü bir çınar göçtü memet diye diye şafak vakti bir çınar silkeledi kuşlarını güneşlerini: «oğlum sana sesleniyorum işitiyor musun, memet, memet!» gece leylâk ve tomurcuk kokuyor üstümbaşım elim yüzüm gazete vurmuşum sokaklara vurmuşum karanlığa uy anam anam haziranda ölmek zor! bu acılar bu ağrılar bu yürek neyi kimden esirgiyor bu buz gibi sokaklar bu ağaçlar niçin böyle yapraksız bu geceler niçin böyle insansız bu insanlar niçin böyle yarınsız bu niçinler niçin böyle yanıtsız? kim bu korku kim bu umut ne adına kim için? «uyarına gelirse tepemde bir de çınar» demişti on yıl önce demek ki on yıl sonra demek ki sabah sabah demek ki «manda gönü» demek ki «şile bezi» demek ki «yeşil biber» bir de memet'in yüzü bir de güzel istanbul bir de «saman sarısı» bir de özlem kırmızısı demek ki göçtü usta kaldı yürek sızısı geride kalanlara nerdeyim ben nerdeyim? kimsiniz siz kimsiniz? yıllar var ki ter içinde taşıdım ben bu yükü bıraktım acının alkışlarına 3 haziran '63'ü bir kırmızı gül dalı şimdi uzakta bir kırmızı gül dalı iğilmiş üzerine yatıyor oralarda bir eski gömütlükte yatıyor usta bir kırmızı gül dalı iğilmiş üzerine okşar yanan alnını bir kırmızı gül dalı nâzım ustanın gece leylâk ve tomurcuk kokuyor bir basın işçisiyim elim yüzüm üstümbaşım gazete geçsem de gölgesinden tankların tomsonların şuramda bir çalıkuşu ötüyor uy anam anam haziranda ölmek zor!
-
BENİ TUTMA
Öyle çok şey var ki, Şimdi burada anlatmak istemiyorum.. Sen de ince sorularınla Beni incitmesen, iyi olur.. Yağmurlu ve uzun bir yolu Düşe-kalka yürümeye çalıştık Ve inanılmayacak kadar duygusal Bir geçmişimiz oldu seninle.. Üstelik biz bunu, bir ömür boyu Sürüp gider sanmıştık.. Beni tutma, böyle sahnelere gelemem. Beni tutma, çok kötü yanılırsın. Yıllardır öyle biriktim ve öyle gerildim ki Şimdi topyekün boşalırım, Toz olur dağılırsın.. Sen benim en ince telimden Türkümü çaldın. Sen benim en ücra duygularımı Talan ederek beslendin. Her şeyin merkezi sendin, Her şey senin etrafında dönerdi. Bar köşelerinde tükenip Kaldırımlarda sınarken kendimi, Gelip sana sığınırdım, Umutlarım bir kez daha gümlerdi.. Beni tutma, şantajlara boyun eğmem. Beni tutma, hırsımdan çatlarım. Yıllardır öyle sabrettim ve öyle doldum ki Şimdi yanardağlar gibi Birdenbire patlarım.. Bir yavru serçe, hayata alışır gibi Ağzım açık bağlandım sana. Bir topal karınca, yuvasına yaklaşır gibi Titredim, heyecanlandım sana. Bu akşam, çekip gitmek adına Bütün ömrümü ve seni sildim. Bir tuhaf senaryoydu ve bu senaryoda, Zavallı bir figürandım sadece. Anlatamam.. Kumlara yazılmış sözcükler kadar Kısacıktı ümidim. Ve anladım ki birtakım şeyleri Ben daha ilk dalgayla yitirdim.. Beni tutma, ben senin dizlerine çökemem Beni tutma, elinde kalırım, kırılırım. Yıllardır öyle daraldım ve öyle bunaldım ki Şimdi bir saniye bile oyalarsan, İnan ki çıldırırım... Sen, kalbimi emanet edecek kadar Güvendiğim, dost bildiğim.. Sen bir lokmayı bile, Tek başıma hazmedemeyip Birlikte yediğim.. Sen, yatalak olsan, altına yapsan bile İğrenmeden alırım dediğim.. Bu nasıl insanlıkmış ulan, Bu nasıl arkadaşlık, bu nasıl vefa? Bu nasıl acıymış ulan, Bu nasıl vicdansızlık, bu nasıl cefa? Beni tutma, gazabım yakar ellerini. Beni tutma, hurdahaş olursun. Yıllardır öyle kırıldım ve öyle küstüm ki Şimdi bir ah ederim, Kaskatı kesilir, taş olursun.. Ben şimdi gözüne sokuyorum dünyayı Ama sen körsün, ısrarla görmüyorsun. Ben şimdi beynine çakıyorum hayatı Ama bir türlü algılamak istemiyorsun. Peki, benim gördüklerimi gördün Ve yaşadıklarımı hiç yaşadın mı sen? Peki, devrik heykellerin önünde, Düşsüz yanılgıları ve yüce gururlarıyla, Yoksul fakat dürüst, Çıplak bir sütun gibi dimdik duranların Acısını hiç taşıdın mı sen? Beni tutma, gömleğim kan içinde. Beni tutma, darmaduman olursun. Yıllardır öyle çok yedim ve öyle çok doydum ki Şimdi bir tükürürüm Havan bozulur, rezil olursun.. Ey, kir içinde yüzenler, hayatı kirletenler Her devirde borusu ötenler! Ey, darbe kaçkınları, ortayolcular, dönekler, Ey, sümüklü böcekler! Ey, bölenler, bölüşenler, Kardeşi kardeşe kırdırıp kanla sevişenler! Ey, gençliğimizi harcayanlar, Ey, kağıttan kaplanlar, ey zavallı sıçanlar! Ey, ciğeri beş para etmezler, Sıkıyı gördü mü fellik fellik kaçanlar! Ey, fırsatçılar, cepçiler, hortumcular, tokatçılar, Vurguncular, voliciler, üçkağıtçılar! Ey, sürüngenler, sülükler, bağırsam parazitleri, bitler, Ey kudurmuş itler! Ey, yüzü yırtılmış köçekler, fırıldak varyeteler, Ve ey, dinsiz-imansız çeteler! Beni tutmayın ulan, burama geldi dayandı, Beni tutmayın, çizerim o çirkin suratınızı! Yıllardır öyle çok sömürdünüz Ve öyle çok kan kusturdunuz ki; Ulan, şimdi bir şarjöre diz çöktürürüm alayınızı!..
-
TEZAT GÖRÜNÜR
Mağrurlanma ya hacı, hor görme dilharabı Her haramdan bize de bir gün azat görünür Hem aşık ol, hem şair, hem tanıma şarabı, Nerde böyle çelişki, böyle tezat görünür.
-
BENİ DÜŞÜN, UNUTMA
Ay doğarken bir söğüdün ardından, Göl yüzünde sisli bir esintiyle, Akşamın göğsüne hüzün serperek, Ve yağmurdan geceye Çiçekli perdeler çekerek, Beni düşün... Beni düşün, unutma... En umarsız, en mutsuz gününde, Bağrına bir yumruk çökeldiğinde, Ve dağların mazlum ateşi, O güzelim saçlarına, Cayır-cayır yanıp ulaştığında, Beni düşün... Beni düşün, unutma... Beni düşün bir kavganın içinde; Helal bir ekmeğin peşinde... Ve kurtlardan arta kalmış yüreğimin, Can çekişen o son parçasını da Sana sakladığımı bil!.. Bil ki haykırırcasına, Bu esir gövdemi yakarcasına, Kavuşmak için o serin bağrına, Ateşten bir yol arıyorum... Kar yağarken mor dağların ucundan, Sol yerine sessiz bir iniltiyle, Yastığın yüzüne yaşlar dökerek, Ve akşamdan gizlice bir ah çekerek, Beni düşün... Beni düşün, unutma... Kan kızılı bir gelincik seherinde, Sırtıma kahpe bir hançer indiğinde, Ve bu gencecik ve bu hemencecik ölüm, Çığırtkan bir gazete başlığında, Çığlık-çığlık sana kavuştuğunda, Beni düşün... Beni düşün, unutma... Beni düşün, şehre her yağmur yağdığında, Islak ve kırılgan bir türkünün içinde... Göğsünden dudaklarına doğru, Sancılı bir isyan kabardığında; Bastırarak kalbini avuçlarınla Sesini okşadığımı bil!.. Bil ki yalvarırcasına, Uzayan yollara dağılırcasına, Sonsuz bir mahşerin ortasında, Bir zemzem suyu gibi, Seni, seni özlüyorum...
-
YALNIZSAN EĞER
hayatın devraldığı sessiz bir özsudur acı birikir yüreğinin kıvrımlarında ve ağar gözlerine ağır ağır bulutlar yere inmiştir artık ya da gurbettesindir unutma bir hayalet gibi kapındadır yalnızlık denen şey ufkun kararabilir birden için çölleşebilir kaçışın bile bir adımdır ya da dönüşündür kendine unutma Her sayfası kederle kararan bir hüzün defterine döner günler ve her sabah "merhaba hüzün" "merhaba yalnızlık" diyerek başlarsın hayata ama hayat bağışlamayacaktır seni unutma Üstelik günlüğü yoktur hüznün hiç bir zaman da tutulmayacaktır serüvenlerin yorgun yeniği elleri titreyen yaşlı bir kadındır hüzün ya da hasta bir tanıdıktır ancak hepsi o kadar unutma
-
SAVRULAN KÜLLERİ ÖMRÜMÜZÜN
Bir kızın kocaman gözlerinde gördüm bulutların dağlara sessizce çöküşünü Çocuksu susuşları gördüm, kırılan sevinci Ve kalbimi puslu yamaçlardaki pusulara saldım çobanlar çoktan inmişlerdi ovaya bense yapayalnız bir ağaçtım doruklarda Harelenen sularda bir yanık kokusu ve uzun boyunlu bir kızın gülümseyişi Işık zamana bağlı zamansa onun kocaman gözleridir artık Anladım tarih de yazılmaz bir aşkın sayfalarına düşmüyorsa gün Yalnızdım, yapraklarım dökülmüştü bir bir deryalara savrulup çöllere düşmüştü Bir duman tütüyor yine hangi kent yandı hangi sokakta vuruldu sevgilim Bir demet menekşe bir avuç toprak burkulan bir yürek miyim hep Sesimde bir yanma bir kekrelik uzayıp giden bir çöl yalnızlığı Gazeteleri okumuyorum başım dönüyor sulanmamış çiçekler gibi kuruyor her şey her şey bir yolculuğun hüznünü taşıyor gidip de gelmemek üzere bütün yüzler Puslu yamaçlarda bir çakal gölgesi bir dağ suskunluğu yürüyor kentlere yenilen biz miyiz yoksa aşklar mı bir kızın kocaman gözlerinde görüyorum savrulan küllerini ömrümüzün Bu kenti ayrılıklar yıkacak birgün biliyorum Ölümden şikâyeti yok ölüp gidenlerin ama bir kızın kocaman gözlerinde yangınlar çıkıyor Acılar dehşetli kinlendiriyor beni Kabarıp duruyor içimde, kabarıp duran bir okyanus yurdumu arıyorum batık bir tekne değilim yurdumu arıyorum kızgın küller ortasında
-
SAKLI KALAN
günlüğü eksik tutulan güz usulca çekilmiş de kıyıya bütün gürültülerden uzakta eğiriyor suların köpüğünü belli ki duymuyor dağların uğuldayan yalnızlığını bekleyişin ve acıların uğultusudur yalnızlıklar kimi kez kuşatabilir büsbütün doğayı, aşkı ve yaşamı ama kayalıkların karanlıklarına hiç sığar mı bir dağın yalnızlığı bir çiçek bile doldurabilir uçurumların derin oyuklarını oysa o bir çatlaktan fışkırıp bir yangın gibi büyüyendir belli ki duymaktadır kalbinde aşkın saklı yalnızlığını anımsanan ne varsa şimdi biraz acıya dönüktür yüzü ve solgun bir gülümseyiş gibi sararken sessizliği taşır bekleyişin gizinde aşkın saklı yalnızlığını günlüğü eksik tutulan güz eğirirken suların köpüğünü ey alıngan susuşundan, üzünç gibi öfkesinden kan sızan kalbini suların göğsüne bastır duyacaksın kalbimizin atışlarını
-
SORMUYORUM ARTIK
Sesim soğuk bir sis Gittikçe grileşen dalgınlıklar oluyor Sormuyorum bir yolculuğa kimle çıkılır Ve kim yırtıp atabilir elindeki son dönüş biletini de Tüm yalnızlıkları mümkün kılan birileri olmalı Ya da kalbini kederle onaran bir göçebe Özlemek o zaman bir çığlık olabilir belki, bir çığlık Sormuyorum artık biliciye de, bilgine de Aşkın darası nedir Ve mutsuzluk mümkün müdür ki o, Bir kırlangıç ikindisiydi belki de, gümüşte ve hüzne gizlenen Ödünç sevişlerden bize kalan sonsuz grilikler oluyor yalnız Ve bir çocuğun hüznüne kazınıyor, gülüşlerimizin paramparçalığı Sesimin sislenmesi bundandır Karşılığı yok hiçbir acının Herşey gölgesi kadar ağır Sormuyorum artık sormuyorum Hergün yeniden kodlanan umutlarla kirletiliyor dü
-
YALNIZLIĞIN AYRIKOTLARI
Toprağı nasıl kavrarsa ayrıkotları ve nasıl çölleştirirse usul usul öylece sarmış seni yanlışlar çürütmüş yüreğindeki öfkenin dayanıksız tohumlarını çorak bir toprağa döndürmüş içini Zehirli sütleğenler sürülmüş ökselere sinsi bekleyişler gibi yapışkan iğrenç gülücükler serpiştirilmiş belli ki sen konacaksın acemi sekişlerle yalnızlığın bu hayın ökselerine Ve şimdi uysal bir kedi gibi sokuluyorsun gergefini sessizce işleyen gecenin koynuna Usulca okşuyorsun yalnızlığını usulca ve sessizce yaşamak diyorsun buna oysa hayat açılmamış bir yumak gibi duruyor ellerinde Ah yalnız kuş belli ki sen hiç bilemeyeceksin uçmayı.
-
ÖZLEMEDİM SENİ
Hiç özlemedim seni Özlemek dostluktandır dostluğundan öte bulmalıyım seni Sıcaklığını bulmalıyım dokunuşlarını, kenetlenişi Terimizle sulanmalı yeryüzü güneş terimizle ışıldamalı sabah olunca Apansız fırtınalar çıkmalı sarsılmalıyım Özlemek yanında olmak isteğidir gülüşünü görmek biraz da Hiç özlemedim seni Saçlarına gül takmam bir ırmak gibi akıtırım ovaya soluğunla yanar dudaklarımın bozkırı Akkor halindeki ufuk bakır bir tel gibi eriyip gider kraterler ortasında kalırım Toprak yarılır birden su kirlenir Ürpertir bu coğrafya bu serüven ikimizi bir anda yaşadığımı duyarım Hiç özlemedim seni Özlemek dostluktandır dostluğundan öte bulmalıyım seni
-
KARA TOPRAK
Dost dost diye nicelerine sarıldım Benim sadık yarim kara topraktır Beyhude dolandım boşa yoruldum Benim sadık yarim kara topraktır Nice güzellere bağlandım kaldım Ne bir vefa gördüm ne fayda buldum Her türlü isteğim topraktan aldım Benim sadık yarim kara topraktır Koyun verdi kuzu verdi süt verdi Yemek verdi ekmek verdi et verdi Kazma ile döğmeyince kıt verdi Benim sadık yarim kara topraktır Adem'den bu deme neslim getirdi Bana türlü türlü meyva yetirdi Her gün beni tepesinde götürdü Benim sadık yarim kara topraktır Karnın yardım kazmayınan belinen Yüzün yırttım tırnağınan elinen Yine beni karşıladı gülünen Benim sadık yarim kara topraktır İşkence yaptıkça bana gülerdi Bunda yalan yoktur herkes de gördü Bir çekirdek verdim dört bostan verdi Benim sadık yarim kara topraktır Havaya bakarsam hava alırım Toprağa bakarsam dua alırım Topraktan ayrılsam nerde kalırım Benim sadık yarim kara topraktır Dileğin var ise Allah'tan Almak için uzak gitme topraktan Cömertlik toprağa verilmiş Hak'tan Benim sadık yarim kara topraktır Hakikat ararsan açık bir nokta Allah kula yakın kul Allaha Hak'kın hazinesi gizli toprakta Benim sadık yarim kara topraktır Bütün kusurlarım toprak gizliyor Merhem çalıp yaralarım düzlüyor Kolun açmış yollarımı gözlüyor Benim sadık yarim kara topraktır Herkim olursa bu sırra mazhar Dünyaya bırakır ölmez bir eser Gün gelir Veysel'i bağrına basar Benim sadık yarim kara topraktır
-
KARASEVDA
Delicesine daha dün Kitaplara düşkündü, Almış yürümüş serserilikte. Akıl bu, evi barkı bırak da sen İğri büğrü sokaklara dal Geceyle birlikte. Bir kız sevmiş yakın zamanda, Bahse lüzum var mı geçmişten? İflah olmaz sanırım, Geçti iş işten!
-
BİLİR MİSİN?
Bilir misin nedir, kanatsizlik kuşlara, Son deminde hastaya ilaç, Nasil özlem duyar, bir dilim ekmege Aç.. Düşündün mü nedir umutsuzluk Bitik insanlarin yaşantisinda. Yolcuya bir yudum su Çöl ortasinda. Duydun mu nasil aglarmiş toprak Yagmur öncesi? Nasil terler yaprak sikintidan Neden çözülmez kader bilmecesi? Bilir misin nedir, vatan için bayrak, Mefluç çocuk için sokak Ve neler düşünür gece yarisi Tutsak. Bogazlandikça özgürlük meydanlarda Hangi şarkilar söylenir buruk. Çelik bileklerde nasil sikilir Yumruk. Bilir misin sen güneşi Ve bilir misin sabah işiklari aktir. Kanlar aksa da oluk oluk Tarih akişinda mecrasini bulacaktir.
-
GÖZÜM KESMİYOR
Sessizim ne kadar üzsen de beni Ağzımı açmaya gözüm kesmiyor Vurduğun zincirden çözsen de beni Bırakıp kaçmaya gözüm kesmiyor Ne olur git deme kalbimi kır da Meleyen gönlümü kaptırma kurda Sıratı geçecek imanım varda Aşkından geçmeye gözüm kesmiyor Ne çıkar sararıp solsa da yüzüm Gönlümde baharsın gelse de güzüm Çekilmez olsa da sitemin nazın Başka yar seçmeye gözüm kesmiyor Ne olur git deme kalbimi kır da Meleyen gönlümü kaptırma kurda Sıratı gececek imanım varda Aşkından geçmeye gözüm kesmiyor
-
İYİ Mİ BÖYLE
Sensin tertip eden bu çilegâhı Sensin tercih eden aşka nikâhı. Yanlış mı sevgilim, yalan mı söyle? İyi mi bir tanem, iyi mi böyle?... Hangimiz gafilmiş, hangimiz şaşkın? Hangimiz kanına girdi bu aşkın? Giden mi günâhkar, kalan mı söyle? İyi mi nur tanem, iyi mi böyle?... Neden bunca hasret, neden bu keder? Sen benden derbeder, ben senden beter. Suçlu kim! Kalbim mi, çalan mı söyle? İyi mi nar tanem, iyi mi böyle?... Zaman aynasında görürsün yarın, Hangimiz helâlin, hangimiz yârin. Seni kaybeden mi, bulan mı söyle? İyi mi kor tanem, iyi mi böyle?....
-
MUTLU SEVİ
Tam eşref saatindeydi Ege Daha da maviydi her maviden Renklerin oğlu Paris Çalıverdi mavi bir kapıyı Uçuk mavi bir kız Koştu Paris'e yapayalnız Kucaklaştılar. Ege bir yaylandı, güldü Bir açıldı uzak çağlara Paris'le deniz kızı Yaprak kadehlerle yandılar Baküs'ten Evrenleri tüm seviye Şölenleri yaşamlarca bambaşka Dudaklaştılar. İzmir yanıyordu artık Şakımıştı tepeler al al Dönmedi Paris Venüs'e Onun gözleri olmuştu deniz kızı Daha da güzelleşince sevi Bıraktılar sevisiz herşeyi Yapraklaştılar. Ballı üzüm şerbetleriydi Doydular incir şırasından Dağ dağ, kaynak kaynak içtiler Duymadılar bir tek insan özlemi Ege yelkenleşince de Tadın sevi enginliğinde Uzaklaştılar. Dönmediler bir daha Dillerde, yellerde görünmediler Şimdi sevi tadı onlar mı Yoksa seviye özlem mi? İkisi de hala sevi altında Tekleşerek saltanatlarında Berraklaştılar.
-
GEZDİĞİM ŞEHİRLER
Sivas'ta kağnılar gıcır gıcır der, Çay akar Sivas'ın içinden bacım. Lahanalar durulur baş olur güzüm, Gesi bağlarına şaklar kırbacım, Talas'ta hası var kara üzümün. Kara taştır Kayseri'nin evleri, Erciyes kararır, ak ak bakışır. Afyon'da bir dağ var, kızların dağı, Seyhan, Ceyhan Adana'da akışır. Gavur dağı bizim yazların dağı. Çadırlar kurulur Çukurova'da. Tıpkı İzmir'deki bağ evleridir. Karacaoğlan düzen eder sazını. Kara toprak ancak bire kırk verir, Getir Isparta'nın al kirazını. Bursa'da Çelik var banyosu hoştur. Geçtim Urla'dan, Çeşme'den bu yaz, Değişmem Bursa'ya yedi tepeyi, Olmaz İstanbul'suz memleket olmaz, Aç, Boğaz'a doğru her pencereyi. Ne derseniz deyin Burdur başkadır. Gölü var, gülü var, al halısı var. Benim kara gözlüm, uzun saçlım var. Anlat beni yaz, kış ve uçuk ballar. Vatan burdan başlar, uzar Burdur'a kadar.
-
ACIYA KURŞUN İŞLEMEZ
Sabrın çalkalanıp taştığı sulardadır Çığlıklarla parçalanmış uykularda Buruşturulup atılmış aşklarda Ve çalınmış mutluluklardadır Ses ile yürek Büyük rüzgarların o yanık şarkısı Hala yükselir içimizden, dağılır Coşkunun doruklarında sürer yankısı İlk kurban adanırken bir nehire Korkunun ilk nisanında başlamıştır Gözyaşının ilk damlasından kalma Yaslı baharlarla gelmiştir bugüne Kanla yazılan yasalarla Açlığın otağ kurduğu sabahlarla Ve sonuçsuz kalan ahlarla gelmiştir Acıya kurşun işlemez artık Ölüm bile bu acıyı cellat bilmiştir Yok bundan böyle ter yarası Zincir tutsaklığı ve sabır Kırbaç yalvartması sessizliğin Can pazarı ve kahır yok Herşey yaşanan şu gün gibi gerçek Adımız halk olduğu günden beri Bir direnç olmuştur bizde sevinçler Şimdi acının her kuraklığında Onlar Yüreğimizin ovalarına çiselenirler Boşuna değil bu ölürcesine sevmek Ve ölürken bile yürümek Boşuna değil Hep yatağı olduk tarihin ırmağının Yenilgilerle durulmanın Zaferlerle köpürüp kabarmanın Ama hiç bir zaman Anası olamadık geçmişi doğurmanın Yıldızlar ve sular tanıktır Aç ve kavruk bir memeden Direnmeyi yudum yudum emen Bir çocuk gibi öğrendik Ve direndik Ordular kurduk türkü renklerinden Bütün ağıtları bir hücumda yendik Acıya kurşun işlemez artık Biz yaşamayı zulümsüz sevdik
-
BEN ÖLÜRSEM AKŞAMÜSTÜ ÖLÜRÜM
Ben ölürsem akşamüstü ölürüm Şehre simsiyah bir kar yağar Yollar kalbimle örtülür Parmaklarımın arasından Gecenin geldiğini görürüm Ben ölürsem akşamüstü ölürüm Çocuklar sinemaya gider Yüzümü bir çiçeğe gömüp Ağlamak gibi isterim Derinden bir tren geçer Ben ölürsem akşamüstü ölürüm Alıp başımı gitmek isterim Bir akşam bir kente girerim Kayısı ağaçları arasından Gidip denize bakarım Bir tiyatro seyrederim Ben ölürsem akşamüstü ölürüm Uzaktan bir bulut geçer Karanlık bir çocukluk bulutu Gerçeküstücü bir ressam Dünyayı değiştirmeye başlar Kuş sesleri, haykırışlar Denizin ve kırların Rengi birbirine karışır Sana bir şiir getiririm Sözler rüyamdan fışkırır Dünya bölümlere ayrılır Birinde bir pazar sabahı Birinde bir gökyüzü Birinde sararmış yapraklar Birinde bir adam Her şeye yeniden başlar
-
AYRILIK ŞİİRİ
Her satırı Mendireğe dizili karabataklara benzeyen Bir mektup bırakarak Balıkçı koynundan Sisler içinde uzaklaşan kayık gibi Bir sabah usulca ayrıldın Koynumdan Bütün yolcularını Boğaz köprüsünün çaldığı Araba vapurunun Boş seferleri Gibi yalnızca rüzgâr Gezinir sensiz Yüreğimde Durgun bir sudur aslında deniz Ki çocukların acemi oltalarını denedikleri Kuytu bir iskelenin Tahtaları altına kazıdığım Ayrılık şiirini okudukça Dalgalanır...
-
AYRILIK
İki rayı gibiyiz Bir tren yolunun Yakın olması Neyi değiştirir Son istasyonun
-
DUDAK PAYI
Çay bardağında Bırakılan dudak payı Kadar bile Uzak kalamam Gözlerine Yakın olsun isterim Ellerime ellerin Yanında beton binaya Yaslanması gibi Köhne bir evin Seni bir çivi Gibi çaktım Çünkü beynime Ve toplayıp Bütün kerpetenleri Attım denize
-
NE YAĞMUR NE ŞİİRLER
Soruyorum sevgilime - Darağacından Notlar? ı okudun mu ? Bu bizim hayatımız. Gece doluyor içeri Yıldızlarıyla. Üç ilde Sıkıyönetim var. "Askeri savcı" Sözü Yer alıyor Günlük bir sözcük olarak Hayatımızın sözlüğünde. Aşklar kelepçeli Güney Amerika? da. Kederden Geberiyorum. Herkes hayatını anlatıyor. Deli anneler Yıkık binalar Paramparça Bir gençlik Yaşadığımız. Hayatımızın kanadığını görmüyor musun? - Darağacından notları? ı okudun mu? İşkence Ve umut Şiiri fışkırtır. Ruhumun yaralarını saracak Şafağın sözcüklerini Arıyorum. ?Kalın devrimci romanların Sonundaki keder? Kalın Devrimci Bir roman olarak hayatımız. - Darağacından Notlar? ı okudun mu? Sevgilim Seni Öpüyorum. Her gün Geçtiğim denize Yabancılaşmasam Bütün hayatları Anlatabilsem. Ölüme karşı Dururken bir adam Tek bir mısra halinde Hayatını Okuyor. Çıldırasıya Boğuntuluyum. Çıldırasıya Bir özlem Günler ve Prag Ve trenler Ve alıp beni Götüren keder. Günleri zincire Vuruyorlar. Aşklar kelepçelidir. Güney Amerika Çe Gevara. Her şeyi bir bir Anımsıyorum. Kalın Devrimci romanları. Hayat Dolduruyor beni Nasıl Yıkık bir binayı Gökyüzü doldurursa. - Darağacından Notları? ı okudun mu? Prag? da Bir sevgilim var. Ve ikinci dünya savaşı Ve tanklar Ve ellerim Sana son kez dokunduğunda Artık Senin Olmayacağını bilmek; Artık Olmayacağımız. Çünkü Çıkış yok buradan. Silah sesleri Bir bahar. Ey uçuşan Güvercinleri kalbimin. Ey bir imkanı Yaşamak duygusu. Ey içime Sindirdiğim sevgin. Prag? daki Sevgilim. Karlı gecelerde Anımsarım seni Yağmurlar altında Dolaştığımız Litvanya? yı. ?Kanal? ı Seyrederken Bütün Slav Ve Slavak güzellikleri. Kalın sesli Kadınlar. Ortodoks Hüznü. Ve ?Tütün? ü Okurken Ve Fuçiği. Kanımızla Yazılmıştır Hayatın destanı Toprakta Dudaklarımızın İzi var. Ve donup kaldığımız Cephelerde Buruşuk Mektuplar Ve yerlerine Ulaşmamış. Savaş Ve keder Ve şiirler Korkunç bir Aşk özlemi. İnsanlara Duyduğum sevgiden Boğulurcasına Kalbimi Çatlatırcasına İmgeler Ve trenler boyunca Taşıdığım. Şehirlerden Geçerek Ve her bir insanın Bakışlarında Köyler ve uzak Duygular. Sonsuzca seninle Sevişme özlemi Ve erkek olduğumun Bilincinde olarak Ve idama Giden bir adamın Karısına Bıraktığı Mektup kadar Çağdaş ve anlaşılır. Ekmek kadar Kederli. Vaptzarov?un Şiirleri kadar. Sevgilim, binlerce kilometreye Yayılan kalbim Ve gözyaşlarım Ve her şeye Yetişme duygusu. Bütün romanları Yutarak Bütün aşkları Yaşayarak Ve çağdaş ve sarsak Kalbimi Avutamaz Ne yağmur? Ne şiirler? 1974
Jump to content