Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

likevoyager

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

likevoyager tarafından gönderilen her şey

  1. Bugün yalan dünya, yarın ahiret Sen imdat etmezsen kime giderim. Bu borcun altından kalkmak marifet, Ben senin hakkını nasıl öderim? Sayende karıldı bu aşkın harcı Sabrınla örüldü kalesi burcu, Gözümde büyüyor bir şükran borcu, Ben senin hakkını nasıl öderim? Ne hata, ne özür, ne kusur gördün, Ne günah işlesem sen mazur gördün, Yıllardır ne rahat ne huzur gördün Ben senin hakkını nasıl öderim? Nasıl yaramazdım, nasıl haşarı, Bir gün evci idim, beş gün dışarı, Ödülsüz kalır mı bunca başarı, Ben senin hakkını nasıl öderim? Bana bahar verdin, kendin kışladın, Ben azar bekledim sen alkışladın, Ben ceza bekledim sen bağışladın, Ben senin hakkını nasıl öderim? Ne yalan söylesem sen gülüp geçtin, Ne günah işlesem sen silip geçtin, Ne kadar yenilsem sen galip seçtin, Ben senin hakkını nasıl öderim? Sen nöbet beklerken viranelerde, Ben efkar dağıttım meyhanelerde, Ömrüm de tükendi bahanelerle, Ben senin hakkını nasıl öderim? Ben senin hakkını nasıl öderim?
  2. İklimler çileme çare bulmuyor. Mevsimler halimi sormuyor Ayşen... Sakiler derdime derman olmuyor. Şarkılar yaramı sarmıyor Ayşen... İlkbahar, yaz derken hazanım soldu. Murada ermeden miyadım doldu. Kalb gözüm, ellere bakar kör oldu. Senden başkasını görmüyor Ayşen... Hasretin tüketti bütün varımı, Seraba döndürdü hülyalarımı, Ne kadar süslesen rüyalarımı, Sabahlar hayıra yormuyor Ayşen... Ağlarsan, matemin yağar geceme, Gülersen, mehtabın doğar geceme, Lale devri geldi gönül bahçeme, Senden gayri çiçek girmiyor Ayşen... Kapattın gönlümün sevinç yönünü, Ümidim görmüyor sensiz önünü, Takvimler bilmiyor dönüş gününü, Saatler vuslatı vurmuyor, Ayşen... Feleğe isyanım arttı gitgide, Gençliğim su gibi aktı gitti de, Ömrümü ellere sebil etti de, Bana bir damlanı vermiyor Ayşen... Ardından çilemem, çağlamam diye, Yas tutup karalar bağlamam diye, Kaç kez and içtiler ağlamam diye, Gözlerim sözünde durmuyor Ayşen... Ey alev yanaklım, volkan dudaklım, Ne bir yalanım var, ne gizlim, ne de saklım, Her şeye erdi de zavallı aklım, Seni unutmaya ermiyor Ayşen... Dostlarım namıma Ferhat dese de, Ruhum aşk elinden imdat dese de, Kör şeytan resmini yırt at dese de, Ellerim bir türlü varmıyor Ayşen
  3. Bilmiyorum nerdeyim, ne haldeyim, ben kimim Ayrılırken kimliğim, adresim sende kalmış. Tebessümü yüzüme çok görüyor matemim Güldüğümü gösteren tek resim sende kalmış. Akların kaybolduğu, rengin ahenk bulduğu Toprağın kadehine ab-ı hayat dolduğu Bir gül için, bülbülün saçlarını yolduğu Aşkın harman olduğu o mevsim, sende kalmış. Nerede o çocuksu, o şımarık hallerim, Saçlarına hasreti tanımayan hallerim, Rengarenk rüyalarım, toz pembe hayallerim Tekmil neşem, sevincim, hevesim, sende kalmış. Ayıplama, kınama, kahveye gidiyorsam, Avunabilmek için bir tavla atıyorsam, Garson çay uzatırken ben aklımda diyorsam, Sende kalmış demektir, ladesim sende kalmış. Dostlar da muhabbeti kestiler, lüzum da yok. Zaten senden ziyade sohbetim, sözüm de yok. Sen dönmeden kimseye bakacak yüzüm de yok. Aynalarda kendimi göresim sende kalmış. Sende kalmış umudum, saadet çağım sende, Sende kalmış huzurum, tüten ocağım sende, Sende hayat kaynağım, duygu membağım sende, Can diyorum sana, can kafesim sende kalmış. Allah' ım düşmanımı düşürmesin bu zaafa, Sanki her noksanımı mecburum itirafa, Hangi şarkıya girsem, notalar do re mi fa Sol diyorum sana sol, la sesim sende kalmış. Gel Tanrı'ya borcunu teslim etsin bu yürek, Tez gel ki enkazımı kapatsın kazma kürek, Kelime-i Şehadet getirmem için gerek, Son diyorum sana, son nefesim sende kalmış.
  4. Cemile Çakır hocaya Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü Bir gök gürlese bari diyorum, bir sağnak patlasa bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse ama bir tufan az mı gelir yoksa, yine de yırtılan ve parçalanan birşeyler olmalı mutlaka hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler Oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent ne kadar dingin görünüyor bana şimdi gökyüzü Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan kadınları güzelleştiren herhalde onlardı "Tükürsem cinayet sayılır" diyordu birisi tükürsek cinayet sayılıyor artık ama nerde kaldılar, özledim gülüşlerini onların Uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara tek yaprak bile kımıldamıyor nedense ve tek tek söndürüyor ışıklarını varoşlar alnımı kırık bir cama yaslıyorum, kanıyor kanımın pıhtılarında güllerin serinliği ve fakat bir cellat gibi yetişiyor pusudaki Dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük Yaşamak neleri öğretiyor, düşünüyorum okuduğum bütün kitaplar paramparça çıkıp dolaşıyorum akşamüstleri bir başıma bir uçtan bir uca yalnızlıklar oluyor kent bulvar kahvelerinin önünden geçiyorum sırnaşık aydınlar, arabesk hüzünler bir gazete sayfasında sereserpe bir yosma Sesler gittikçe azalıyor, kuşlar azalıyor ve ne zaman yolum düşse vurulduğun yere kızgın bir halka oluyor boynumda o sokak Hüznü yalnız atlarımız duyuyor artık biz çoktan unutmuşuz böyle şeyleri ama içimde bir sırtlanın dalgın duruşu ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük İçimde zaptedilmez bir kırma isteği dizginlerini koparan bir at sanki bu soluksoluğa kalıyorum her sonbahar ve sevgilim ne zaman hoşgörülü olsa bir yolculuk düşüyor aklıma, gidiyorum bütün gençliğim böylece geçip gitti işte ama hala bir şeyler var vazgeçemediğim Hangi duvar yıkılmaz sorular doğruysa birgün gelirsek hangi kent güzelleşmez şiirlerim bir dostun vurulduğu yerde yakıldı geri almıyorum külleri yangınlar çıksın diye Devriyeler çıkart şimdi, bütün ışıklarını söndür sorduğum hiçbir soruyu geri almıyorum ey sokak ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir bir gök gürlese bari diyorum, bir sağnak patlasa bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem oysa ne kadar sakin sokaklar, kent ve bütün yeryüzü ipince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün
  5. Yüklenmiş kanadına uzak kırların ve gecelerin kar ürpertilerini taşıyıp gelmiş buraya dek hâlâ uğulduyor ürkek göğsünde dağ başlarının çelik fırtınaları Çocuksu bakışlarında yorgunluk değil bir hasretin direnci var daha çok ama üşüyor yalnızlıktan, üşüyor tek düşmüşlüğün acımsı utancından boynu eğik bekliyor şafağı şimdi Bir yalnızlık mıdır bunca çoğaltan acıyı ve biberli yanılgıyı ve bir yalnızlığı kabullenmek midir inceden ve usuldan başlatan yürekte burgaçlanan sancıyı Sessizce çekilmiş dostların arasından bir yanlışı sürdürmenin ortasından kendince Ayrımına bile varılmamış o yangın günlerinde Ama üşüyor şimdi kar fırtınasına tutulmuş gibi üşüyor yalnız kuş Şimdi biliyor artık yalnız kuş biliyor ki artık gecikmiştir yolcular varmıştır varacağı yere Anlıyor ki şimdi yalnız kuş yalnızlık yanlışlığın ilk adımıdır.
  6. Gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da gider Bir nehir gibi susarım yüzünün deltasında Yanlış adresteydik, kimsesizdik belki Sarışın bir şaşkınlık olurdu bütün ışıklar Biz mi yanlızdık, durmadan yağmur yağardı Üşür müydük nar çiçekleri ürpeririken Gidersen kim sular fesleğenleri Kuşlar nereye sığınır akşam olunca Sessizliği dinliyorum şimdi ve soluğunu Sustuğun yerde birşeyler kırılıyor Bekleyiş diyorum caddelere, dalıp gidiyorsun Adını yazıyorum bütün otobüs duraklarına Öpüştüğümüz her yer adınla anılıyor Bir de seni ekliyorum susuşlarıma Selamsız saygısız yürüyelim sokakları Belki bizimle ışıklanır bütün varoşlar Geriye mapushaneler kalır, paslı soğuklar Adını bilmediğimiz doslar kalır yalnız Yüreğimize alırız onları, ısıtırız Gardiyan olamayız kendi ömrümüze her akşam Gidersen kar yağar avuçlarıma Bir ceylan sessizliği olur burada aşklar Fiyakalı ışıklar yanıyor reklam panolarında Durmadan çoğalıyor faili meçhul cinayetler Ve ölü kuşlar satılıyor bütün çiçekçilerde Menekşeler nergisler yerine kuş ölüleri Bir su sesi bir fesleğen kokusu şimdi uzak Yangınları anımsatıyor genç ölülere artık Bulvar kahvelerinde arabesk bir duman Sis ve intihar çöküyor bütün birahanelere Bu kentin künyesi bellidir artık ve susuşun İsyan olur milyon kere, hiç bilmez miyim Sokul yanıma sen, ellerin sımsıcak kalsın Devriyeler basıyor karartılmış evleri yine Gidersen yıkılır bu kent kuşlar da ölür Bir tufan olurum sustuğun her yerde
  7. Şimdi bir an dönerek gerilere, hani Bir zamanlar beni ölesiye yaşatan Ellerimi bırakıp sevecen ellerini Çevremi sımsıcak bir sevgiyle kuşatan Seni arıyorum Bir deniz hıçkırıyor ta içimde, dinle Giderek yalçın kayalar, kumlar eriyor Şimdi başbaşayım bir kıyıda kendimle Ve bende var ettiğin o ben can veriyor Seni arıyorum Gülerdin bir zamanlar güneş batmazdı Baştanbaşa bir gül bahçesiydi ortalık Renkler ya mavi, ya penbe, ya beyazdı Oysa şimdi ne yana baksam karanlık Seni arıyorum Varsın ama yoksun. yanımdasın, değilsin Gözlerim boşuna deliyor geceleri Tek seni bir kez daha görebilmek için Daldırıp ellerimi benden içeri Seni arıyorum Ellerim içimde bir kan gölüne batıyor Bağırıyorum kimseler duymuyor sesimi Dişlerim hırsla dudaklarımı kanatıyor Ve senden uzakta verirken son nefesimi Seni arıyorum Bu son aldanışım, son yıkılışım olacak Gelsen de boş artık gelmesen de, ben yokum Yine de son bir ümit kırıntısıyla, bak O herşeyi yitirdiğim anda bulduğum
  8. Bütün bu sürekli arayışlar neden bilir misin Neden bu durup durup isyan etmeler Allaha Bu aldanmalar, yıkılmalar, bu sonsuz çalkanış Hep sana yaklaşmak için, biraz daha biraz daha Seni bulmak yılgın, yıkık gecelerden sonra Sana çıkmak merdivenlerden nefes nefes Belki ben yalnız senin güzelliğinde çirkinim Hiç solmasa güzelliğin, böyle hiç bitmese Yanmak var sana yaklaştıkça biliyorum Yok olmak var, kahrolmak var, kül olmak var Öyle bakma gözlerime bakma artık ölüyorum Yaşamanın ta kendisi oysa bu ölmek değil Gözlerim gözlerinden başkasını unuttu Sen yoksan o yokluktur, senden öncesi yoktu.
  9. Sen üzerinde nice şafakların söktüğü Sevgi denizlerime akan büyük nehir Sen biraz ışık, biraz tılsım, biraz büyü Sen yıllardır yazıp bitiremediğim şiir Durmadan bir gül açar ellerinde pembe Sen nefes alışı en bakır güzelliğin Gözlerin midir parıldayan gökyüzünde Bir güneş doğarcasına geceleyin Ne zaman seni düşünsem yaşamak güzel Bir bahar bahçesi olur güz bahçeleri En karanlıklarda bile uzanır bir el Kendiliğinden açar sabaha perdeleri Sen varsan dallarda kuşlar memnun Tüm çiçeklerin rengi değişik, kokusu başka Öylesine gerçek ki var olduğun Çarpar güzelliğin kıyılarıma dalga dalga Tutsam ellerini içim ürperir hazdan Başım döner gözlerin gözlerime değse Kalan tek hatıradır gülüşün bir yazdan Sen bastığın yerde çiçeklerin büyüdüğü Her zaman en guzel, her yerde eşsiz Sen yaprak, sen köpük, sen kuştüyü Sen sevgi nehirlerimin aktığı büyük deniz
  10. Durup durup seninle karşılaşıyorum her yerde Karşıma çıkıyorsun her köşebaşında sen Kimi gün parklarda, kimi gün sokaklarda, caddelerde Gözgöze geliyoruz, saatlerce bir şey söylemeden. Hiç değişmemiş diyorum içimden, ne güzel İşte yine o! Yine mahzun, yine dalgın, yine ürkek Hadi gel diyor dudakları.----Özledim, hadi gel Biliyorum oysa; uzatsam ellerimi, gidecek. Bu bir aldanış mı? Yoksa var oluş mu yeniden Söyle bir son mu? Bir başlangıç mı? Bir dönüş mü? Ne oldu o güzelim zamanlara ansızın uçup giden? Hadi uyandır beni, söyle; gördüğüm zamansız bir düş mü? Hadi git, uzaklaş, yokluğuna inandır beni gerçekten Yoruldum, her bulduğum yerde seni kaybetmekten
  11. Bizi kandıran o şarkılar, o mavi gece O sıcaklığı beyaz ellerin, o ilk bakış Sebepsizliğin sebep olduğu şafak vakti O çok sevmek gecelerde o çaresiz aldanış. Uzayan saçlar, alyında avuçlarımızın İşte o, insanın bir yerde, aşka boyun eğmesi Kırılmak, bölünmek, o hep bütünlenmek O çok sevmek, tenin bir başka tene değmesi. Yanmak mı o eski çağlarda yanmak Kül olup savrulmak rüzgara karşı İlk kesilmişliği mağrur ellerimizin O çok sevmek, kanımızın o ilk akışı. İşte pınarlar, testiler, ırmaklar, çeşmeler Kanlı avuçlarla içmek aşkı kanmadan O kıyılarımızdaki denizin ilk coşkunluğu O çok sevmek büyütmek onu hep, orada o zaman Kazımak ulu ağaç gövdelerine adımızı Yazmak her şeyi bir bir kumların üstüne O her işkenceye mahkum olmuşluğumuz O çok sevmek, daha çok sevmek günden güne. Öyle delicesine, öyle korkunç, öyle çılgın O çok sevmek o yanardağ, o ateş, o yangın...
  12. Yokluğunda içimin karanlığı eksilmez Dakikalar uzar da gece bitmek bilmez Sadece uzaklarda yanıp söner o ışık Kutup yıldızı gibi görülür, erişilmez.
  13. Seninle paylaşmak uykularda en büyük günahları Seninle uyanmak nice çılgın gecelerden sonra Alır götürür beni kokun uzaklara en uzaklara Ağzın dudaklarımda ıslak bir güldür sabahları Tenin çekiyor beni tenin tutmuş saçlarımdan Afrikalı kölenim senin, esirinim, mecburunum Gözlerin değmese gözlerime kahrolurum Ölürüm çekersen ellerini avuçlarımdan Dönsün başım tutuşsun damarlarımda kanım Gel otur yanıbaşıma erişilmez kadınım Yum iri gözlerini, devir kirpiklerini Ser önüme bir hazine gibi güzelliklerini Sana en muhtaç olduğum şu anda gel Yaşamak olsan da gel, ölüm olsan da gel.
  14. bizi bilirsin avuçla su içmeyi marifet biliriz, yenilmeyi bir de kendi sahamızda... bizi bilirsin saçımızı ıslatmayı fiyaka biliriz. limonla! tespih yaparız, düş kırıklarından... bizi bilirsin ağzının içinde oturmak isteriz. ve rutubetin en yakıştığı yer biliriz ağzını... bizi bilirsin, yaşamak biliriz, vademiz dolduğunda avuçlarına gömülmeyi...
  15. Yaralı bayramlar geçti Mevsimler, bütün anlamlarıyla Yüreğin koyu yerinde birikenler Kendi takvimleriyle gelip geçtiler Gelip geçti şehirler ve ölüler Unutmadık Topraktan çobanyıldızına değin Hey yer Her şey Mümkündü Nazım kadar coşkulu Aragon kadar aşık Lorca kadar yaralıydık Unutmadık Orada bir coğrafya yağmalanıyor Orada gazetelerin ofset baskısı Orada yeniden yazıyorlar 835 satır Ve umudunu kaybetmeyen şehirler Gökyüzünün karanlık kefeniyle örtük Yıldızların delik deşik ettiği ölüleriz Adsız ölüleriz Adları bir coğrafya ile yan yana yazılan Gövdelerinizi unutmadık, unutmadık hiçbirinizi Savaşlar ve pazarlar çağıydı Aynı silahlardı kullandığımız Aynı çarşılar aynı kandı Sevgiye ve kurşuna açılmayan yüreklerden geçtik Pusu yataklarından, dağılmış bahçelerden Viran tarihten Uykuları çevik, namlularını oğulları gibi seven Çocuklar gibi kusup Kırda gelincikler gibi gülümseyen Müsademe çocuklarını gördük Geçip gidiyorlardı Tarihin en uzun gecesinden Pazarlarda aynı kan Aynı paranın değiş tokuşunda Karanlık çarşılar Aynı kanlı tarih her defasında Bir biz kaldık bu kadar içindeyken hayatın Ölüme yakın duran Bir de on binlerin korosunda haykıran İntifada intifada intifada İki güzelliğimiz vardı bizim Ufkumuzdan inen Ve bir daha geri dönmeyen iki güzelliğimiz Birini kurşunlar, ötekini ofset baskılı resimler aldı Otuz üç kurşun sıkıldı her birimize Kutuplar kadar uzak, baba ocağı kadar yakın Doğunun gündüz ve gecelerinde Otuz üç yıldız Hala ışığını gönderiyor bize Birkaç çakmaktaşı cebimde gezdirdiğim Birkaç karanfil Yol için ipek, uyku için maya Kalbiniz için Kara bir yemin gibi çırılçıplak Kelimeler getirdim Kaybolmuş yüzyılların vatanında Ölümün erken takibe aldığı çocuklar Dağlarda değilim sizinle birlik Yalnızca mataranıza su vermeye geldim Nazım kadar coşkulu Aragon kadar aşık Lorca kadar yaralı Serap ile hakikat arası Çağın aşamadığı uçurumlarda Gider gelirim gider gelirim Efsanelerin çeşitlendigi yol ağızlarindaki büyük kamaşma Anda gizlenen zaman Ateşin avesta dili Bitkiler, otlar, kökler Dağlanmış dil, narın rengi On binlerin dönüştüğü uğuldarken Doğunun yeni defteri Topraktan çobanyıldızına değin Her yer her şey karanlık bir pusuda Yazının, tekerleğin, tarihin İlk çocuklarından Ey büyük mezopotamya İki bin yıllık gece Dön geri bak Kardeşlerim ölüyor kalbimin doğuşunda
  16. Parçasından anladığımız filmler Parçasından anladığımız bütünler Parçasından anladığımız hayat Yaşanmaz, ertelenir Şimdiki zaman parçalar Gelecek hafta, pek yakında Sinemayla ilk tutkunluk ilişkimiz Parçaları birleştirip, kurduğumuz gelecek Sinemayla ilk tutkunluk ilişkimiz Parçaların yarattığı merakı gidermek Parçalarla süreklilik sağlanan Seyre açılmış başka hayatlar Olasılıklar, tuzaklar Ya da var sandığımız bütünlük Uğruna inançlar, ilkeler, değerler, aşklar Zamanla parçalanırlar Beyaz perdeden geçerek çıktığımız sokaklar Çıkmadıkça sandıklarımızdan Kendimize yazdığımız serüven Ve çocukluğumuzdan beri Bizi bir yerlerde beklediğini sandığımız O muhteşem sahneler Düşeriz gözümüzdeki kendimizden Sıyrılır tüller, düşler, dumanlar İçindeki kendimiz Üzerimizden Boşuna ararız bu sokaklardan İçinde olmamız gereken fotoğrafları Sinemalar hepimizi kandırdı! Uzun bir bekleyişten sonra Eşiğine vardığımız, Umduğumuz, Bulamadığımız, 'Tam da parçasında gösterdiler ama, filmin kendinde yoktu' dediğimiz anlar Belki sahiden kırpılmış Belki de hiç olmamış Uçucu, bulanık tasarımlar Aynı eşikte durduğumuz insanlar Bazen ayrı sokaklara çıkar. Gözleri bağlı geçtik şimdiki zamanları Bağı çözülmüş gözler geriye baktığında Anlar anlamı bilinmeden, değeri verilmeden yaşananları Yok mudur herkesin hayatında Bir kaç yitik sayfa, birkaç zaman parçası İşte onlar toparlanır bir gün Çıkar yol ağzında karşınıza Tutuklar bizi anılar, sorgular, geçen zaman Bir intikam gibi bulur yerini!!! Filmlerde kopukluk sandığımız boşluklar Her seferinde yanından geçtiniz, Görmemiştiniz çünkü derinde Unuttunuz zamanın ellerini. Yalnız perdede yaşanır İki saate sığdırılan hayatlar. Oysa ayrıntıların bilgisine sahip oldukça, Açar bize sırlarını hayat Bölünüp parçalanmış ilişkileri kimlikler, serüvenler Herşey yerleşir yerli yerine Anlaşılır olur Bir zamanlar anlamadan seyrettiğimiz filmler. Beyaz perdenin iki boyutlu kareleri Dağılır sokağın prizmasında Aldanışlar, ihanetler, yanılgılar Yani melodramı hazırlayan bütün tuzaklar Oysa pusuda! Yaşamın omurgası dağılmış kurgusunda Kırılır som hayaller, Kırılır yüreği bütün tutan fanus Kör filmlerden kalma gözlerimiz Alışır çiğ ışığa Bir zamanlar başka türlü çarpan kalbimiz Salonların delinmiş karanlığında Çürümüş koza Değerinden eksiğine bozdurulmuş düşlerden Yalnızca bir dövme gül kalır geriye Dağılmış parçalarını arar Bir Geçmiş Zaman tanımı olan Bütünlüğümüz Bozgunlarla sağlamlaşır Ütopya Kalesi Dağılmış parçaları bütünler, Yeni zamanların gümrüğünde Yol ayrımını doğru bilenler Hiçbir aşk ve macera tanrısı Yola çıktığı gibi dönmez geriye Kabuk bağlar yüzümüzdeki gölgeler Unutarak ve vedalaşarak geçilen durakların Birinde inmemiz gerekir Bindiğimiz düşlerden! Hayat belki başka biri yapar bizi Bir melodram öğesi olarak Umudun da, umutsuzluğun da aşıldığı O altın dengede Biliriz içimizdeki avdan yorgun dönen akşamlar Ne kadar bütünlese de Parçalar
  17. Kardır yağan üstümüze geceden, Yağmurlu, karanlık bir düşünceden, Ormanın uğultusuyla birlikte Ve dörtnala dümdüz bir mavilikte Kar yağıyor üstümüze, inceden. Sesin nerde kaldı, her günkü sesin, Unutulmuş güzel şarkılar için Bu kar gecesinde uzaktan, yoldan, Rüzgâr gibi tâ eski Anadolu'dan Sesin nerde kaldı? kar içindesin! Ne sabahtır bu mavilik, ne akşam! Uyandırmayın beni, uyanamam. Kaybolmuş sevdiklerimiz aşkına, Allah aşkına, gök, deniz aşkına Yağsın kar üstümüze buram buram... Buğulandıkça yüzü her aynanın Beyaz dokusunda bu saf rüyanın Göğe uzanır - tek, tenha - bir kamış Sırf unutmak için, unutmak ey kış! Büyük yalnızlığını dünyanın.
  18. Uzaktadır her şey; gökyüzü, deniz, Her an peşimizden koşan gölgemiz, Özlenen limanlar, yanan yıldızlar. Uzaktadır her şey; anneler, kızlar... Uzaktadır her şey, hep... yalnız ölüm, Her yerde, her an yakınımız, ölüm.
  19. Son aşkımdır bu -sen- ve son çile, Günümün son fecri, sonu artık; Giriver inince gün, aralık Kapımdan gelinlik elbisenle. Onu sevmekle geç, ey yaşamak!
  20. Yillar yirmi olsa da, otuz olsa da Yollar kar, çamur olsa da, buz olsa da Bedenim yorgun, aç ve susuz olsa da Bir gün yalin ayak, terli gömlekle - Gelirim, beni bekle Belki yakinda olur, belki de uzak Sirtimda hatiralar, saçlarimda ak Gün, tarih bilemiyorum amma, muhakkak Bitmeyen bir azim, sabir ve emekle - Gelirim, beni bekle Unutmam mümkün degil, unutur sanma "Gelmez" diyen olursa sakin inanma Umutlarini kaybetme ha zamanla Geç kaldi diyerek gam çekme - Gelirim, beni bekle Sicak bir yaz akşaminda olabilir Sari bir güz akşaminda olabilir Kişin beyaz akşaminda olabilir Ellerinde bir top mavi çiçekle - Gelirim, beni bekle Cümle köprüleri sel alsa da tek, tek Söz vermişim bir kere engel ne demek Başi karli, kara daglardan geçerek Azigim bir tas su, bir dürüm ekmekle - Gelirim, beni bekle Vermese de kaybolan gençligimiz Ayiran bir gün kavuşturacak bizi Ve içimde sevgilerin en temizi Seninle dolu, ari, duru bir yürekle - Gelirim, beni bekle
  21. Sırat?tan incedir sevda köprüsü Beraber geçelim tut ellerimden. Niyet ak güvercin, vuslat gökyüzü Beraber uçalım tut ellerimden Gönüldeki birlik kalkandır dışa Aldırma ayaza, yele, yağışa Giden ilkbahara, gelecek kışa Beraber göçelim tut ellerimden. Birleşmek üzredir şafakla gurûp Korku beklenilmez kapıda durup İster zehir olsun, isterse şurup Beraber içelim tut ellerimden. Çağır hayallerin en ötesini Yakından duyarsın aşkın sesini Sonsuz mutluluğun penceresini Beraber açalım tut ellerimden. Hatırla kaybolan hatıraları Elmastan ışıklı, altundan sarı Zaman tortusundan işte onları Beraber seçelim tut ellerimden. Şüphe "başlangıç"tır, karar "nihayet" Zamanı zamana etme şikayet Kaçmak kurtuluştur diyorsan şayet Beraber kaçalım tut ellerimden
  22. Ay ışığı pencereden girende Senden yana hayal kurmak ne güzel Ya bir otobüste ya bir trende Gurbet ilden sana varmak ne güzel Aşkın mayasını senden alıp ta, Şekillendim sevda denen kalıpta Evinizin kapısını çalıp ta, İlk çıkandan seni sormak ne güzel Umudu yoksula bol verir Hüda Bin tohuma can var bir damla suda Gerek uyanık ol gerek uykuda Benden bakıp seni görmek ne güzel Kurumadan daha yolculuk teri Gel diye yanına çağırsan beni Bırakıp bir yana gamı kederi Doya doya seni sarmak ne güzel Aşk deyince anlattığı her şeydir Öldürdükçe tadı gelen bir şeydir. Azraile can vermesi zor şeydir Sen istersen sana vermek ne güzel.
  23. Bir aşk bulsam, yağmurunda ıslansam Bir dost bulsam, irfanında beslensem Bir dağ bulsam, sinesine yaslansam Yalnızlığım bitermola, bilmem ki?
  24. Gönül tezgahında şiir dokudum İplik iplik nakışında sen varsın Aşk yolunun kanunu okudum Madde madde yokuşunda sen varsın Fikir vadisinden bir ırmak geçer Eğilir serviler suyundan içer Bağrında ay doğar zambaklar açar Sessiz sessiz akışında sen varsın Öz suyusun hayat denen şişenin Nedenisin keder ile neşenin Sevda cephesinde şehit düşenin Donuk donuk bakışında sen varsın Hep senin renginde görünür bahar Yaprakta yeşilin gülde kokun var Yama yama kalbimdeki yaralar Sıra sıra dikişinde sen varsın Gidip de yorulma çok uzaklara Sen-seni gel benim içimde ara... Umut güneşimin mor bulutlara Girip girip çıkışında sen varsın
  25. Yıllar Sonra seni kimler kaçırdı o güzel yazlarımdan - güzelim nere gitti tohuma deresinde - o ishaklı yalnızlığım saçlarının uzun uzun o güneşli sarısı yüzünün papatya sabahlığı - haziranlarımda gülüşünün baharlığı susuşunun sonsuzluğu nere gitti sende benim olan o sonsuz özlem seni kimler kaçırdı o güzel yazlarımdan - guzelim sen gittin - kaba kilimlerde kaldı ayak izlerim pırıl pırıl selvilerde görkemli cevizlerde asma altı su sesi - alacalı güneş sofralarında sen gittin - inanılmaz öksüzlükler yaşadım düştüm çetin yollara - türkülere ağıtlara belendim saçlarımda bulut oldun - alnımda demirparmaklık seni kimler kaçırdı o güzel yazlarımdan - güzelim ben çok çektim güzelim - karlı dağlar oldu başım sen belki de mutluyudun - güzel günler geçirdin çünkü kaf dağında prensestin - soylu bir güzelliktin yaklaşılmaz bir varlıktın - masallık bir acıydın gözgöze geldik birgün - bir dağbaşı durağında bindik aynı trene - kavuştuk yıllar sonra seni kimler kaçırdı o güzel yazlarımdan - güzelim haziranım sarıgülüm yazgüneşim özlemim nice nice sular geçti - bildin mi köprülerden kaç bahar kaç sonbahar kaç çocuk kaç intihar nerdesin sen nerdeyim ben ne söylüyor bu çizgiler bu aynalar neden böyle yakından bakıyorlar neler anlatıyor bu şarkılar - uzak geçmişimizden seni kimler kaçırdı o güzel yazlarımdan - güzelim ağlamak bir dağgülü - bir yanık orman belki bir kurumuş çeşme belki - bir kimsesiz tutuklu uçaklar otobüsler vapurlar telefonlar haziranım sarıgülüm yazgüneşim papatyam kime giydin o akları - kim kaldırdı duvağını kim kokladı kim baktı - bağrına kim - yıllar önce seni kimler kaçırdı o güzel yazlarımdan - güzelim