Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

likevoyager

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

likevoyager tarafından gönderilen her şey

  1. O gece ben olmayacağım. Utancımdan bakamadığım aynalarda Güldüğünüzü gecedir. Gecelerinizi karıştıracak gitgide Olmayanlarınızın çoğalması. Benim olmadığımı duyduğunuz bir gece Korkacaksınız. Şimdiden düşünüyorum son kalanımızı Son gidenimizin bu gecesinde. Ama bir gece olacak, ortalarda bir gece.. İçinde siz de olmayacaksınız, Ayrıca.
  2. ne yere ne göğe ismini yazdım senin ismini aşkım kalbime YAZDIM...
  3. Bu ayaklar benden hesap soracak, Bir düşüncenin peşinden dolaştırdım sokak sokak , Bu baş, bu eğilmez baş da öyle Bazı sarhoş ,bazı yorgun Her zaman bir yastığa hasret! Bu ciğer de hesap soracak, Esirgedim, güneşini, havasını Bu ağız bu dişler, bu mide... Ne ikram edebilirim ki bol keseden Bu bilekler de hesap soracak, Göz yumdum çektikleri eziyete. Bilsem ki kimsenin parmağı yok Bu sürüp giden işkencede; Kılım bile kıpırdamadan bir sabah Çekerdim darağacına çekerdim kendimi Bilsem ki suç bende!..
  4. sen gidiyorsun ya işine yetişmek için saçlarını, gözlerini, ellerini neyin varsa toplayıp gidiyorsun ya her seferinde bir şey unutuyorsun sıcak termometrede yükselen çizgi kimbilir nerelerde soğuyorsun senin gözbebeklerin var ya kadın kadın gülen insan insan bakan gözbebeklerin beni tutsa tutsa gözlerin tutar ayakta beni yıksa yıksa gözlerin yerle bir eder ne gelirse onlardan gelir bana çalışma gücü yaşama direnci mutluluk gibi kazanılması zor mutluluk gibi yitirilmesi kolay bir açarsın ki mutluyum bir kaparsın ki herşey elimden gitmiş
  5. Bekliyorum Öyle bir havada gel ki, vazgeçmek mümkün olmasın!
  6. Hiçlik'te bulaşalım sevgilim, oturup konuşalım Dört yanımız dizboyu insan Yağmurdan bile usanalım Yağmurla sevişirken Bende inanmaların çağı geçti Sende sanki ilkbahar Bizimkisi karşıtların birliği Böyle sevgili olunur herhal Nihilist bir otobiyografi Buldum iç cebime astım Ben de bir kelimeyim ölümün dağarcığında Türkiye benim yurdum Hiçlik'te buluşalım, öpüşürken göz kırpalım Başağrısı çekelim üç gün üç gece Yalnızlığın sularını bulandıralım Görünmesin bir şey geride Ben ki boynumda süpürgeler taşırım Ardımdan gelenler ırgalamaz Hiçlik'te buluşalım ve konuşmayalım Dünyaya çarpan yürek onmaz Hızla yaşadım genç ölmedim Bir koşuymuş yaşam geç anladım Otuzu geçiyorken saate baktım Ben yanlız bir adamım tırnaklarım uzamaz Beni kimseler sevmez...
  7. Usul usul geceleyin Sirenler duyarsan derin Kapını gökyüzüne dayayıp da bekle Yolunu şaşırmış bir yıldız düşer belki üstüne Başını yastığa göm Yüreğini ayışığına ayarla Yorganına sıkıca sarın Derin bir nefes al Ve sakın ağlama...
  8. Seni, gülüşü gül olup da açan kız Uzandığım her kapıdan yüzümü saran esinti Seni, yürüyüşü yağmur, kokusu nergis Seni turuncu düş, seni deniz mavisi... Eksik kalmış tek sözcüğü uzun bir şiirin Bir dalın açmamış o son tomurcuğu Yüreğime selamsız sabahsız girdiğin Belli, geçerek o dikensiz yolu Seni, yaz günleri topraktan tüten buğu O bir anlık, bir solukluk yağmurlardan sonra Seni, sevincin yangını, acının külü Gittin artık, bu şiirler kaldı bana Gittin artık, ardında mavi bir tütsü Saçarak, geniş ufuklarından sonsuzluğun Ey kara sevdalarımın göçmen kuşu Diyemem istesem de, seni unuttum...
  9. Elinden şekeri alınmış bir çocuk gibi kaldım Yokluğunda... Yağmur yağar, kar yağar Günler kısalır, geceler uzar On parmağımın üstüne on mum yaktım Gecesefalarının gündüz yalnızlığıydım Ateşböcekleri ışıtır gecemi. Hepsi bu Kanar bir yerlerim: Sevgilim Ufkunda bir yalnızlık aylasıyım Bir delta gibi genişleterek yokluğunu Sevgilim. Hep geceye sakladım sende bulduğumu...
  10. ben sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum geceler hiç bitmiyor ben hiç uyumuyorum gecenin efkarı iniyor perde perde sevdanın hayali vuruyor arada bir içime ben sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum hani şu perdelerinde mavi kuş resimleri olan ali bakkalın hemen yanında 17 numara o kırgın hayatın tam ortasında hani duvarlarında hala yazılar olan o sokakta biri gurbetin ,biri ihanetin, biri de seni böyle sevmenin hikayesi sevdanın camı bana bakıyor ben cama ve bak sen şu serencama pencere önünde menekşeler ,hatmiler bide gece sefası ,bide haytalığı adamın abi bide sevdanın hayali vuruyor arada içime iyi oluyor diyorum bu sana iyi oluyor arada bir arkadaşlar geliyor laflıyoruz ordan burdan anlarsın ya güzel abim iç cebimde bir umut doğuyor bide nerden bulduysam resmi sevdanın resimde sevda inadına gülüyor sevdam gayri resmi bilmekteyim gel ki benim abim birazda üstümüzde macera güzel duruyor yani yakışıyor adama yakışıklı bir sevda hayat haybeye vurmuyor yüzümüze belasını hayat sokağımızda bir kehribar tespih gibi dokuyor tanelerini takır takır yüzümüze ben sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum geceler hiç bitmiyor ben hiç uyumuyorum ağzımda fiyakalı bir ıslık zulamda ağır yarası sevdanın ali bakkalın çırağı metin anlıyor halinden insanın metin nedir senin niyetin kap bakalım abine bir taze ekmek biraz zeytin bu akşam yine odamda efkar var anlarsın ya metin adamın halinden adam anlar
  11. Ben deniz kenarındaki odamda, Pencereye hiç bakmadan, Dışarda geçen kayıkların Karpuz yüklü olduğunu bilirim. Deniz, benim eskiden yaptığım gibi, Aynasını odamın tavanında Dolaştırıp beni kızdırmaktan Hoşlanır. Yosun kokusu Ve sahile çekilmiş dalyan direkleri Sahilde yaşayan çocuklara Hiçbir şey hatırlatmaz. (Eylül 1937/Varlık, 15.9.1937)
  12. Kuşların bile uğramadığı Bir adadır yalnızlık Bu ada benim, dört yanım deniz Sevgi ve hüzün yosun saçlı İki kızkardeştir burda Ben ve adam dört yanımız deniz Sıkıldıkça milis gençliğimi anlatırım adaya Kıyamadığım, hiçbir yere koyamadığım Titreyen yüreğimden iki damla yaş Akar sessizce eski meydanlara Derler ki her sonbaharda Hala yası tutulurmuş oralarda Yaşanmamış gençliklerin Güneşin batışıyla lacivertlenirken akşam Ben ada bir sevdayı bekleriz Ağustos kapısında Gelir güvercin gülüşlüm Saçları başak kokar Gözleri yıldız yıldız Heybesinde temmuz gülleri Kokuları yosun yosun Renkleri deniz deniz
  13. (Deniz?e masallar IV) Dünyanın bilinmeyen insansız bir adasında Akıllı ve hüzünlü otuzyedi deniz kuşu yaşarmış Masal bu ya gerçekte bu kuşlar bir zamanlar insanmış Tanrı onları kötü ruhlu insanlara görünmez yapmış Vakt-i karanlıkta yaşarlarken ve insan suretindeyken Bu kuşlar her karanlığa ışığı ve sevgiyi taşırlarmış Günlerden bir gün bu 37 can ve dostları Geçmişi aydınlık bir diyara sevgi alışverişine gitmişler Çalmış çığırmışlar sözleşmiş söyleşmişler Tuvana bir şölen olmuş ki görenin aklı şaşmış Bu masalın kötüleri ise aymazlar diyarında yaşayan Güzelliklere kara pusular kuran karagoncoloslarmış Cayır cayır yakmışlar o güzel insanları Gazetelerde gördüm ve sonsuza dek Lanetledim o salyalı suratları Her yıl temmuz ayında gök yüzüne bakarım Denize doğru uçan kanat uçları yanık Otuz yedi deniz gezginini selamlarım Deniz aylardan temmuzsa ve sahildeysen Gökyüzüne bak otuz yedi deniz gezgini göreceksin Onlar yangınlardan geldiklerinden serin denizleri severler Deniz isimli çocuklara ve sevdiklerine görünürler
  14. Uzat ellerini gökyüzüne çocuk Yakala en uzaktaki parlak yıldızı Tutsak et onu gözlerindeki gizemli ışığa Kayıp gitmesin bol yıldızlı bir gecede sonsuza Sana hiç temmuzu anlattım mı ben çocuk Ya da söyledim mi ağustosun türküsünü İkisi de Bir serencam üstünedir Ve boyu fidan yağmur saçlı bir kızı anlatır Derler ki kız bir sevdanın ardına düşüp Kavminden kopmuş Sevdalısıyla uzak diyarlara gidip Yeni bir kavim kurmuş Ve temmuz ve ağustos çocuk Yağmur saçlı kızın güzelliğine vurgunmuş Temmuz tam biteceği gün Bir top ışık olup kızın kapısına konmuş Kız bu ışığı çok sevmiş Kız denizi de çok severmiş Ve tuzunu ve lacivertini Ağustos geri kalmamak için temmuzdan Ve bildiğinden saçlarında ışıkları saklayan Sevdalı kızın denize özlemini O da bir top deniz olup temmuzun yanına durmuş Bu senin masalın çocuk Sen temmuz ve ağustossun Uzat ellerini ışığa ve denize Sen denizin ve ışığın çocuğusun
  15. Elimde iğne iplik önümde dikiş kutusu Camda boyaları eskimiş kırık dökük bir yazı -tamirci terzi 24 saat açık- Akşam olunca kapatırsam dükkanı Örselenmiş bir aşkın kenar oyasını Kim tamir edecek acilen gece yarısı Bir gece tamir için bir kalp bıraktılar Çok yıpranmıştı ve kırk yamalıydı Kırkbirinci yama bir türlü tutmadı Bırakan kimse de birdaha uğramadı Kaldırdım unutulan eşyalar dolabına Eski dikişlerin arasından kan sızar hala
  16. Hep seni sevdim Yaz kendini anlatırken yaprak yaprak Günler ne çabuk akıp geçti sevgilim Yüzyıllar geçti sanki aradan Yollar yollar boyunca yan yana Hangi yokuşu çıktıysam seninle Kuşlar uçuştular saçlarından Hep seni sevdim, silinmez izi Sevimli şaşkınlıklarımın o yazdan Kır kahveleri kuş sürüleri sonra Konuşmadan oturduğumuz masa iskemle Demli çay, demli çayın buğusu O yaz daha mutluydu seninle Senin mavi miydi ya kalbinin sesi Bir saat gibi işlerken kendiliğinden Yine buluştu gözlerimiz sevgiler üreten O yaz seni ne çok sevdiğimi Öğrendim bir akarsuyun sessizliğinden Bulutlardan bulutlara çıkardım o yaz Çiçekler suladım her günbatımı Çocuklarla konuştum hüznü unutturan Yalansız hilesiz sevdim seni Çiçekler çocuklar ezgiler içinde
  17. Ne kaldı, ne kaldı son güzden geriye Sevgilim, beklemesini bilenim benim Kar yağdı kirpiklerine Kar sesi kuşattı çevremizi Umutlar gibi birikti kar Özlemler gibi birikti Biliyor musun acılardan örülü Sözcükler kaldı aramızda Acıları tersyüz ettik Yenildik, evet düpedüz yenildik İçimize bıraktık kar sesini Yeni bir ezgi üretecek olan Çığlıklardan, kurumuş gözyaşlarından Biliyor musun gülün kokması gecikecek Bir kuş sesi gömleğine işlenecek Çok eski bir gökyüzüyle birlikte Orda burda söylenecek Huma kuşunun göğsünde dinlendiği Üşümüş, yorgun ama umutsuz değil Canımın yongası, sevgilim, bir tanem Ne kaldı, ne kaldı geriye acılardan Eski alınteri, aşksız kaldı birçokları Çocuklar kutup mavisi ağladı Kimse artık hüzünleri anlatmasın Ne vakti, ne yeri, ne bir anlamı kaldı Güzelim, bir tanem, canımın yongası Bir karanfilin suya eğilimi gibisin Öylesin, özlenirsin, gel artık kar yağdı Bize paylaşacak aldanmalar kaldı
  18. Öpüşün karanfil kokardı aşkı bulurdum Işık hızını geçen bir uçakta aşkı Bulutlar tükenir kuşlar görünmezdi Yitip giderdi altımızda nice denizsiz kent Çelik gürültüleri arasında sayısız çiçek Mutlu ederdim seni kadınım olurdun Seninle ikimiz ilkyaz gibiydik Sevda avcumuzda tuttuğumuz gül yaprağıydı Uzayda bıraktığımız ayak iziydi Güzelim, hangi güç durduracaktı bizi Hangi güç ince parmaklarının hünerini Aşka izin yoktu, gün soldu kuşluk vakti Usul usul konuştuktu hani Aşkı savunanları düşen bir kenti savunur gibi Bütün sahici aşkları konuştuktu Leyla ile Mecnun'u, Elsa ile Aragon'u Yani ikimizle yarının ölümsüz olduğunu Giyilmemiş çamaşırlar gibi kokardı aşkın Güzelim benim bir tanem Sırasında hazırdın onarmaya İşkencedeki insanın incinen onurunu Yaşadığımız günü, tutsaklığı, bugünü Buğular içinde yüzen geceyle gündüzü Işıkları yalandı kederle akardı kent Ne kadar da güzeldi kışı, sisi, ayazı Güzelim benim, bir tanem, yanımda sen olunca Özlenirdin anlıyor musun Bir karanfile baka baka uçarılaşırdın Yitirmeden henüz aşkı, ilkyazı Saçların çiçek tozu, çam kokusu Sende düğümlenirdi bir uçumluk tadı çocukluğun
  19. Gitsem, gitsem, dargın ayrıldığım Sevgilime bir mendil kiraz götürsem Mutluluğun nice rengini Yitirip de aradığım Gençlik günlerimi
  20. Yüzünü bana döndür Böyle bakışımın nedenini sorma Uzun tümceler ezberletirim sana Kalın kitaplar getiririm o zaman Dakikalar tükenir. Birazdan Bir ömür tamamlanır Yaşanır olur yaklaşan ayrılıklar Otobüs şöyle bir sarsılır da Yaslanır birden Sevgilimin gurbet aklına Bir su olur giderim Gittiğim yerlerden alır Esmerliğini yüzüm Emekçilerin yaşamına karışırım sonra Ter kokar gömleklerim Bu bitmez yolculukta Camdan bakarak Görkemli, aşılmış mı bilemem Akşamları gerginleşen dağlar görürüm Uzun bir - Ah... Gibi Düşersin aklıma Yolcular bir bir uyur Bırakıp bu dünyayı giderler Yedeğimdeki sevdalar uyanır Kavga aşk olur bana Ömür bitmez yol bitmeyince Bir ezgi çalınır Sazın ucu gökyüzünü kanatır şimdi
  21. Giderken bir çift bakış bıraktım omuzlarına, Avuçlarım taze ayrılık kokuyor, Henüz gitmişliğinin, hüznü çökmüş kaldırım taşlarına, Şimdi bu sessizlik, dokunuyor.............. Ağlarsam, ayıplama beni sakın, Küsersem yarına, Yorulursam sensizlikte, Yenilirsem yokluğuna.... Bu sana yazdığım son şiir güzel, Söylediğim son türkü, Son gazel.... Bu son düşünür oluşum seni, Son sigara yakışım, aklımda sen, Son çıkarışım elbiseni..... Unutursam güzelliğini, kızma vefasız oluşuma, Darılma bir gölge gibi karanlıkta kayboluşuma, Ve mektuplar yollama aşka dair, sevdaya dair, Aldanma usulca uzanıp gecede, saçına dokunuşuma... Bir yalana inandırma beni, Dönüşsüz bir yolun, isimsiz bir adresine gidiyorsun, Ve 'unutma beni, seni seviyorum' diyorsun... Unutma beni, Bölüştüğümüz ekmeği, Alıştığımız sokağı, Seviştiğimiz evi... Artık yok hiç biri, biliyorsun............. Çekip gidersem bir gün bu şehirden, Kırılma yokluğuma... Çekip gidersem gözlerinden, Ve altın sarısı saçlarının her telinden, Karanfil kokusu teninden, sözlerinden, İntizar etme yüreğimin burukluğuna.... O gün, Bakışlarımın omuzundan yere düştüğü gündür...
  22. Bu gün gelmedin vermediğim saat, Ve sözleşmediğimiz yere..... Yaşanmamış bir aşkımız vardı, Doğmamış çocuklarımıza inat, Severken yaşamayı.... Suçlu bir adammışım gibi, bırakıp gittin diye, Arsız düşüncelerin ortasında kalıp, En keskin haliyle kılıcın kesmek, En ağır yaralar açmak için zamana, Oturdum yokluğunu bekledim bende.... Bu gün gelmedin şekilsiz ama katıksız haline, Türkü söylediğimiz aşkın, Özlediğimiz aşkın, Alın yazısına harf koymak için... İmla hatası oluştu sen olmayınca, Okuyamadım aşkı, sildim bende, Yeniden yazılası olduğu için, Yaşanası umutların hatırına binaen... İnanmadım gittiğine.... Gözlerim dolmadı, ağlamadım, Ya da hiç bir şey kadar sevdim her şeyi, Vardım sen varsın diye, Şimdi kalmadım...... Kızmadım ya da küsmedim sevgiye, Yalın dururken aşk, dı'lı haline bakıp utanmadım..... Yaşını almış ihtiyar kılıklı ellerim vardı, Gecikmiş ve hatta unutulmuş umutlarım... Olsun du işte... Bana neydi... Sana neydi... Kime neydi.... Neden bahsediyordum ben şimdi, Sana anlattığım, Ya da anlatamadığım.... Neydi? .....
  23. Keşif gemisi, Sularda yayvan etekleriyle Büyük anne gibi Sallanarak ilerliyordu... Pusulası... Radarı... Dümeni... Savaş aranıyor.. Ve pervanesi, Yeni ateşlere doğru dönüyordu... Ve birileri Gemiyi gözlüyordu Batırmak için... Ve gemi aranıyor, Düşürmek için... Askerler... Askerler... Öldürülmek... Öldürmek için...... Kabarmış bir hindi gibi insanlık... Kendi gibi karanlık bir gecede... Gürültüden başka birşey Yapamıyor artık... Susanlar ölüyor, Ölenler-konuşuyor, 'Susun da uyuyalım Artık...'
  24. Sırtında ne yüklü? Yakut ve safirin Keskin çarkları mı dönüyor başında?.. Erimiş bir çöp torbasının Siyah kokulu parçacıkları Korkutuyor beni.. Sırtında ne yüklü?.. Söyle hadi.. Ben mi yüklüyorum Olmadık bilgileri Aslında şeffaf olan kırıklarına?.. Sen mi kırıksın?.. Ben mi kırıyorum?.. Saydamlığından mı Görmüyorum onca sevgini?.. İki ucunu Olmadık bir yerlerde Birleştiriyorsam.. (Tanrım, ne hata!..) o zaman beni affetme.. Toplama o günleri.. Bırak dağınık kalsın.. 'Affetmem' demeye dilim varmıyor.. Dilim.. Dilim-dilim Yiyorum sevgimizi.. Beni aç bırak.. Ama sen sunuyorsun bana Suskun telefonlu şüphe gecelerini.. 'Canım uykudan uyanmasın..' İle, 'Yatağı boş mu acep?..' Med-cezirinde Bir su..Bir dip.. Bir su..Bir dip.. DEEP!..
  25. Sevmişmiydim seni Alışkanlık mı yoksa Başlayan her şey biter Anlarız nasıl olsa Sevmişmiydim seni Git de sor sonsuzluğa Başlayan her yeni gün Ve her gece Daima Soru sorma bana sorma n'olur Soru sorma sevgileri sun Bugün olmazsa yarın olur Olur mu hiç bekliyorsun Soru sorma bana sorma n'olur Soru sorma yanımda bulun Bugün yarın öbürgün daima Yanımda kal anlıyormusun Görmüşmüydüm seni Herşey bir düş mü yoksa Her gece aynı rüya Ne çıkar öyle olsa Hatırlatır seni Bir yaprak kıpırdasa Rüzgar esse yağmur yağsa Dün başka yarın başka Soru sorma bana sorma n'olur Sorular duvar olur Geçemeyiz geceden öteye Sabahlar rüya da kalır Soru sorma bana sorma n'olur Sorular uçurumdur Geçemeyiz sevgiden öteye Sevgi çağırır durur