likevoyager tarafından gönderilen her şey
-
DÜŞ MÜYDÜ?
Gel, demiştin kıramadım ricanı Güçlü sevgim hiçe saydı bu canı, Nasıl unuturum o heyecanı, Çocuk gibi ürkek, toydum düş müydü? İlk zifaf gecesi yaşarcasına, Şarab-ı aşkınla coşarcasına Nefes nefeseydik koşarcasına, Zevkimden sırsıklam suydum, düş müydü? Şiirle çınlattım kulaklarını, Hazdan al al ettim yanaklarını, Busemle o dolgun dudaklarını, Kan revan içinde koydum, düş müydü? İki iri azat ettim yunustan, Kütür kütür diri idi genç kızdan, Topuktan başladım sırttan omuzdan Öperek çırçıplak soydum, düş müydü? Ben usta süvari sense kısraktın, Dizgini arzuma bana bıraktın, Güçlükle zaptettim öyle kıvraktın, Bir ara kalçandan kaydım, düş müydü? Aradan utancı kaldırıyorduk, Sevişmekten öte saldırıyorduk, Zevkten ser-mest olup çıldırıyorduk Vuslata doyurdum doydum, düş müydü? Sevgilim Cemalim erkeğim, derken, Busenle irkildim şafak sökerken, Son defa sarılıp veda ederken, Aşkın kanununa uydum, düş müydü?
-
DÖN
Sevdigim ellerde nazın çekilmez, Olur ya usanıp bıkarlarsa dön. Sohbetin dinlenmez kahrın çekilmez, Olur ya gönlünü yıkarlarsa dön. Yalan sözlerine inandıkların; Riyakar yüzüne aldandıkların; Birgün terk ederse dost sandıkların, O tatlı canını sıkarlarsa dön. Anlarsın sevdigim hele düşünce, Kıymetimiz soysuz ele düşünce, Ünvanın duyulup dile düşünce, Lakabını dilber takarlarsa dön. Eger savunacak sözün kalmazsa, Başka çaren başka çözüm kalmazsa, Sokaga çıkacak yüzün kalmazsa, Artık kötü gözle bakarlarsa dön.
-
BELKİ BİRGÜN DUYARSIN DİYE
Bu nasıl sevgi böyle? Bu nasıl tutku? Bu nasıl özlem? Ne zaman gözlerini görsem Bir çoğalıyorum, bir eksiliyorum Mutluyum varsın diye Al uzattım ellerimi Seni sarsın diye Ceylanım! Belki bir gün duyarsın diye Çıkmışım bir dağ başına sana türkü söylüyorum Ne güzel ellerin var incecik Ne güzel saçların var sapsarı Anlasana o yalansız gözleri O kirpikleri, o dudakları Düşündükçe baştanbaşa özlem kesiliyorum Al desem, sana ömrümü versem Korkarsın, alamazsın ki Dur desem, kaçarsın yine ceylanım Gül desem, ağlarsın Gel desem, gelmeyeceksin, biliyorum Bu engeller bana göre değil oysa Ben bu dağları aşarım Geçerim bu denizleri, korkma İşte düştüm yollara Dur, bekle beni, geliyorum Sevmek inancım, tutkum benim en eski Dağıtsam dünyalara yeterdi bu sevgi Düşünsene, anlasana ceylanım Sen yoksan ne farkeder ki Ha öyle ölmüşüm, ha böyle ölüyorum
-
BİTMEYEN SARHOŞLUK
Bütün kadehlerimi hep sana adıyorum Hep senin için bu bir bir boşalan şişeler Umutsuzluğum, sarhoşluğum senin eserin Senin yüzünden bu delicesine içmeler Dayanmak zor yalnızlığına akşamların Unutmak mümkün değil seni bir şarkı gibi Ağır ağır ilerleyen bu zaman içinde Her an bir sarhoşluktur sensizliğin verdiği Odur bu boy boy şişeler, bu renk renk kadehler Yoksa bu çirkin yalnızlık, bu keder o değil Bütün içkilerden sert yokluğundur, anladım Yokluğundur yakan kanımı, ispirto değil
-
SEVGİLİM BEN ŞİMDİ
Sevgilim ben şimdi büyük bir kentte seni düşünmekteyim Elimde uçuk mavi bir kalem cebimde iki paket sigara Hayatımız geçiyor gözlerimin önünden Çıkıp gitmelerimiz, su içmelerimiz, öpüştüklerimiz "Ağlarım aklıma geldikçe gülüştüklerimiz". Çiçekler, çiçekler, su verdim bu sabah çiçeklere O gülün yüzü gülmüyor sensiz O köklensin diye pencerede suya koyduğun devetabanı Hepten hüzünlü bu günlerde Gür ve çoşkun bir günışığı dadanmış pencereye Masada tabaklar neşesiz Koridor ıssız Banyoda havlular yalnız Mutfak dersen - derbeder ve pis Çiti orda duruyor, ekmek kutusu boş Vantilatör soluksuz Halılar tozlu Giysilerim gardropda ve şurda burda Memo'nun oyuncak sepeti uykularda Mavi gece lambası hevessiz Kapı diyor ki açın beni kapayın beni Perdeler gömlek değiştiren yılanlar gibi Radyo desen sessiz Tabure sandalyalardan çekiniyor Küçük oda karanlık ve ıssız Her şey seni bekliyor her şey gelmeni İçeri girmeni Senin elinin değmesini Gözünün dokunmasını Ve her şey tekrarlıyor Seni nice sevdiğimi
-
SEVGİLİM, BİR GÜNÜN..
Sevgilim, bir günün ortası şimdi Taşıtlar hızla gelip geçiyor, her yer kalabalık, Ben seni düşünüyorum bir bodrum kahvesinde Uzat bana uzat ellerini İzinli askerler görüyorum, kırıtarak yürüyen işçi kızlar İstanbul her günkü yaşantısı içinde, uğultulu, Güvercinler güneşten bir sessizliği biriktiriyor Ben seni düşünüyorum seni Hani tıpkı o ilk günlerdeki gibi Kalbim diyorum kalbim Daha dün tezgâhtan çıkmış bir su sayacı gibi Aşkı anılar besliyor düşler kadar Bu yüzden diyorum ki aşk eskidikçe aşktır Sevgi eskidikçe sevgi. Günümüz ekmeğimiz, türkümüz Çoluğumuz çocuğumuz Binalar yan yana yükselip gidiyor Vapurların ağzı köpük içinde Uzaklarda ne kapılar açılıyor Tirenin biri bir istasyona varıyor Ordan çıkıyor biri. Her şey biliyor her şey Sen biliyor musun bakalım Seni nice sevdiğimi? Üstüne titrrediğimi? Geldiğimi? Gittiğimi Hadi!
-
ÖZLEYECEĞİM
Yemyeşil dağlar, Dumanlı dağlar. Gurbet ellerde, Nazlı yar ağlar. Bekleyeceğim, Özleyeceğim. Senin yolunu, Gözleyeceğim. İNCE aşığım, Sabır taşıyım. Nerelerdesin, Ay'ım ışığım.
-
DOYMADIM
O nasıl güzellik yaktı kavurdu Güzelliğin seyretmeye doymadım Zaman değirmenin hızlı çevirdi Biran gibi gelip geçti saymadım Aynı yere giden iki yolcuyuz Sevgiye susamış iki elçiyiz Gönül duvarına tutmuş alçıyız Gönül yollarında sesin duymadım Ürkek ceylan gibi baktın yüzüme Kavurdun köz attın özün özüme Zehirli okları attın gözüme Verdiğin acıyı acı saymadım Deli rüzgar gibi estin de geçtin O kibar ellerde kefenim biçtin Gönül sarayımı izinsiz açtın Sensiz geçen ömrü ömür saymadım Kıyamadım mah yüzüne bakmadım Senin kokun yetti güller takmadım Mest oldum da has bahçeden çıkmadım İnce ince seni sevdim doymadım
-
GÜLÜM
Kadehlerde yudum yudum Seni içiyorum gülüm Kalmasa da hiç umudum Seni seçiyorum gülüm Koklamaya kıyamadım Sevgine hiç doyamadım Kaç yıl geçti sayamadım Seni seviyorum gülüm Arayıp sormasan bile Uğraşlarım hep nafile Sen yaşa tek güle güle Seni istiyorum gülüm Yıllar oldu neredesin Bilmem şimdi kiminlesin Bilmiyorum ne haldesin Seni kokluyorum gülüm İnce közde yanıyorum Seni benim sanıyorum Hep kendimi sınıyorum Seni bekliyorum gülüm
-
SAMSUN SOKAKLARI
Yine bir şafak vakti samsunda Yağmur yağıyor şehre usul usul Bir başıma yürüyorum ıslak sokaklarda Yağmurun damlalarıyla ıslanıyorum Gökyüzü alacakaranlık hava soğuk Sokaklar sessiz sokaklar ıslak Kaybolmuşum yürüdüğüm caddelerde Nereye gittiğimi bilmeden Buz gibi hava ciğerlerime doluyor Lambaları hala yanık sokakların Ellerim ceplerimde üşüyorum Dolanıyorum yağmura ve soğua aldırmadan Bir yangın söndürmek istercesine Bu şehirden kaçmak istiyorum Ahh biryerler bulabilsem seni hatırlatmayan Saat sabahın körü elimde hüzün Dolanıyorum samsun sokaklarında Çıkmaza girmiş benliğimde şimdi Çıkar bir yol arıyorum Emre Murat Bayhan Topçu
-
BİR YILDIZ
Bir yıldızdık gökyüzünde parlamaya çalışan kenar evren çocuklarıydık. kardeşlerim kadar sevdim seni. Barış kadar Fırat kadar sevdim. terk edildik evrenin her galaksisinde. parlamaya çalışan birer yıldızdık kardeşlerim ve ben dağıldık evrenin kimsesizliğine biliyordum yine de biliyordum kise gelmeyecekti kise olmayacaktı uzay boşluğuydu gözlerimizde. evren bir varoştur sevgilim Barış bir boşluktur gözlerimde. Fırat suyu kan akar terkeden babam kadar Fırat suyu kan akar. Yüreğimde sevda gibi aşk gibi bir sızı akar. şimdi sevdikçe evrenin sonsuzluğu dağılır gözlerime. evrenin sonsuzluğu gözlerinde. sevdikçe bir yıldızdım gökyüzünde. kimse tanımayacak kimse bilmeyecek ve bu şiir de yine başkalarının sanılacak kimse bilmeyecek seni, beni kimse bilmeyecek.
-
YAŞ
Yazmam daha aşk şiiri, Diyenlerin kervanında kışladım Çöle yağaerken donmuş levhalarda kar sureti İmkansızın bereketi Gözümü alırken her yanımda ışıyan gençliğim Kimin yaşındaydım bilmedim. Geceleri heceleyerek söktüm Aldım yedeğimdeki kelimeleri Işığa tuttum içimi loş tutan nesneyi Yunus?un yaşına geldiğimde Dünyayı aşk, imkansızı erkek bildim. Kelimelerle dokundum dünyanın hallerine Dokunulmazlığım kalktı Kendi şiirimde kendi Divan?ımdan Sürüldüm Git gide Fuzuli?nin Yaşına geldiğimde. Halk türkülerinin serçeli kafiyeleri Gibi uçuşu kolay ve çabuk akla gelmez Engelleri aşk için yapılan bütün benzetmelerin Sırasını sektiren olayların gidişi Yılları saymadan Karacaoğlan?ın, Baki?nin yaşına geldim. Görmenin gevşeyen bilgisi Yaş aldıkça tutunduğum diri şaşkınlık Başkasına doğru çözülüyor tenimdeki kelepçe Zaman benim içinde ileri gittikçe Dönüp bakmaların tarihinden Geri saydım kendimi sana geldim Onca aşk içinden geçtim de Kimsenin yaşına değmedim. Kimsenin yaşına değmeden Daha anısı kurumayan Dünlerim bitmediğinde Hayatın rüya dilini bile öğrenemeden Hayatta kaldım Onca felaketten Şimdi buradayım Elver yanına geleyim bunca aradığım, Babam ol, oğlum ol, Kardeşim, yoldaşım, arkadaşım ol, Ben sevgilim gibi seveyim Benim yaşıma geldiğinde. Bildiklerim kadar unuttuklarımla da seni büyüteyim. Biliyorum, yenilenenler geçmişe kadar kaçar birinde Haritamı kaybettim ey Piri Reis! Çinisi soldu maviliğimin Nice Osmanlı şiirnde Odalardan odalara Azala çoğala Yaşadım da Fatih?in kokladığı karanfili Denize bakan bir şiirde düşürdüm. Rüyasında koklanmış karanfilini Fatih?in Alınmış İstanbul?da düşürdüm İçim başka yere sürüldü Tarih alındı benden Günümün acı ışığına kaldım yeniden Bir sikkenin ilk basıldığı günü hatırlıyorum Suç ışımasında ortak belleğin altın Kaynağına indiğim suya düşürdüm Kendi yaşıma geldiğimde İlk şiirimi üzerine kazdım ben Ben kendimi ilk şiirimde düşürdüm Çok alındım kendimden.
-
SEVGİ..
Senin adın bir çiçek Papatya gibisin Aşkımın simgesisin Benim güzel kadınım
-
SEVGİLİM...
Sevgilim, yetimim benim, aylar nasıl geçiyor zaman hiç geçmezken kapılar kapalı, dünya buzlu cam uyuşmuş gözlerimin önünde hayat akıp gidiyor hiç kımıldamadan ikimizin yerine dinliyorum sevdiğin şarkıları siyah tişörtünü giyiyorum yatarken gömleklerini, kazaklarını, kokunu senin rüyalarını görüyorum ölür gibi uyurken gün boyu elimde kahve fincanı kapıyı açmıyorum telefonlara çıkmıyorum başını bekliyorum geleceği olmayan hatıraların Sevgilim, yetimim benim, nasıl da kayıtsız gülüyorsun hayata öldüğünden haberi yok fotoğraflarının
-
DİZEYE DÜŞEN
Kovulmuşken hayatın bir yerinden Yalnızken, umarsızken Öfkeni dillendirecek bir eylem ararken kendine Diyelim gecelerin o tekin olmayan serüveninde Paranoya kıvamında ilişkiler yaşarken İmtiyazsız karanlıkların suçlu zevklerine Yasağın büyüsüne, hayatın ve gündüzün Öte - yüzüne sığınırken Ve intihar manifestosu gibiyken bütün duyarlıkların Ansızın bir dize gelip takılır diline Bir can simidi gibi en kurtarıcı keyfiyle Bir zaman seninle kalır, yanıbaşında, Zaman içersinde yer değiştiresin Diye kendisiyle bir gönül erincini, en düpedüz anlamıyla yaratmak eylemini Yaşarsın bir dizenin dizlerinde Sonra uzaklaşır senden, Gözden kaybolur Büyümüş, çoğalmış bir şiirin derinliklerinde Ne senledir oysa, hep senledir oysa Gecelerin ötesi dediğin şey Kendin için yaşadığın sinema
-
AŞK YENİDEN
Aşk yeniden Akdenizin tuzu gibi Aşk yeniden Rüzgârlı bir akşam vakti Aşk yeniden Karanlıkta bir gül açarken Aşk yeniden Ürperen sahiller gibi Aşk yeniden Kumsalların deliliği Aşk yeniden Bir masal gibi gülümserken Gözlerim doluyor Aşkımın şiddetinden Ağlamak istiyorum Yıldızlar tutuşurken Gecelerin şehvetinden Kendimden taşıyorum Aşk yeniden Bitti artık bu son derken Aşk yeniden Aynı sularda yüzerken Aşk yeniden Rüya gibi bir yaz geçerken Aşk yeniden Unutulmuş yemin gibi Aşk yeniden Hem tanıdık, hem yepyeni Aşk yeniden Kendini yarattı kendinden
-
AŞK ÖZETİ
zaman zaman anlardın aşk özetini zamanın içinde aşk olmasaydı böyle yanmazdın böyle serzenmezdin aşk özetinde seni seni bulmazdım....
-
GEÇİLMEZ DENİZ
I- ahreli bir kağıt üstüne simsiyah kapanmışım kazırım kendimi bir secdeden, ellerimde gizli hattatlar ve söze gelmez devrik duyarlıklarım gözlerim -hüznün dilsiz masalcısı- gözlerimde hiçbir dile çevrilmez intiharlar oysa saklı hançerimi mağrur bildiniz kendimin tenha bir yerinde vurulmuşum, yatarım orası bir denizin gölgesidir, göremezsiniz ölüm üzre bir akrepken menekşelenirsiniz ve ahreli kağıtlar dürülür ferman diye yufka ölümlerin hazin tarihleriyle kar altında kalmış imzasız karanlıklarım ve azgın sularda kendini arayan deniz ben konuşmam, susarım bu aklamaz ki sizi katilimsiniz II- katilimsiniz en azgın sularda ellerinizde kan mürekkepleri sarhoş ölüm nasıl bir sarmaşık ki (deniz gören) en mağrur balkonlarda bir gün siz de katilleri seversiniz
-
YALNIZ BİR OPERA
Ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda Yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim Oysa bilmediğin birşey vardı sevgilim Ben sende bütün aşklarımı temize çektim İmrendiğin, öfkelendiğin Kızdığın, ya da kıskandığın diyelim Yani yaşamışlık sandığın Geçmişim Dile dökülmeyenin tenhalığında Kaçırılan bakışlarda Gündeliğin başıboş ayrıntılarında Zaman zaman geri tepip duruyordu. Ve elbet üzerinde durulmuyordu. Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun, Biraz daha fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim. Başlangıçta doğruydu belki. Sıradan bir serüven, rastgele bir ilişki gibi başlayıp, Günden güne hayatıma yayılan, varlığımı ele geçiren, Büyüyüp kök salan bir aşka bedellendin. Ve hala bilmiyordun sevgilim Ben sende bütün aşklarımı temize çektim Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana Bütün kazananlar gibi Terk ettin. Yaz başıydı gittiğinde, ardından, Senin için üç lirik parca yazmaya karar vermistim. Kimsesiz bir yazdı. Yoktun. Kimsesizdim. Çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum. Çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum. Sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu Yüzündeki kuşkun kedere, gür kirpiklerinin altından Kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine Çerçevesine sığmayan Munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine Lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu. Yaz başıydı gittiğinde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti Mayıs. Seni bir şiire düşündükçe Kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi Ucucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma. Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük Usulca düşüyordu bir kağıt aklığına, Belkide ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma. Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha. Aşk mıydı, değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi? 'Eylül'de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen' notunu buldum kapımda. Altına saat: 16.00 diye yazmıştın, ve 16.04'tü onu bulduğumda. Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını Takvim tutmazlığını Aramızda bir düşman gibi duran zamanı Daha o gün anlamalıydım Benim sana erken Senin bana geç kaldığını. Gittin. Koca bir yaz girdi aramıza. Yaz ve getirdikleri. Döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı. Sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay, Alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik kalmıstı. Kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış arkadaşlığımıza. Adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi bakışıyorduk. Sanki ufacık bir şey olsa birbirimizden kaçacaktık. Fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki. Zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize. Gittin. Şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza. Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana. Şimdi biz neyiz biliyor musun? Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz. Birbirine uzanamayan Boşlukta iki yalnız yıldız gibi Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız Ne kalacak bizden? Bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim şu kırık dökük şiirim Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden Bizden diyorum, ikimizden Ne kalacak? Şimdi biz neyiz biliyor musun? Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz. Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada Bir şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilmeyen çocuklar gibi Ve elbet biz de bu aşkta büyüyecek Her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz. Kış başlıyor sevgilim Hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor Bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan Oysa yapacak ne çok şey vardı Ve ne kadar az zaman Kış başlıyor sevgilim İyi bak kendine Gözlerindeki usul şefkati Teslim etme kimseye, hiçbir şeye Upuzun bir kış başlıyor sevgilim Ayrılığımızın kışı başlıyor Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime. Kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak, Yazıya oturup sonu gelmeyen cümleler kurmak, Camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak.... Böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır Çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır İçimizdeki ıssızlığı dolduramaz hiçbir oyun Para etmez kendimizi avutmak için bulduğumuz numaralar Bir aşkı yaşatan ayrıntları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz Çıplak bir yara gibi sızlar paylastığımız anlar, Eşyalar gözünüzün önünde durur birlikte yarattığınız alışkanlıklar Korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara, Çağrışımlarla ödeşemezsiniz. Dışarda hayat düşmandır size İçeride odalara sığamazken siz, kendiniz Bir ayrılığın ilk günleridir daha Her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkta Gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup Kulak verdiğiniz saat tiktakları Kaplar tekin olmayan göğümüzü Geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç Suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz Bakınıp dururken duvarlara Boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çicek, Unutulmuş bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani, Unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasında Kendime bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi Kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar gibi Yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutkunluk haline, bir trafik kazasına, Başımıza gelmiş bir felakete, iskenceye çekilmeye, ameliyata alınmaya Kendimizi hazırlar gibi. Yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi Ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken, Ve kazanmış görünürken derinliğimizi Ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde Bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar O tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi Hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar Göremeseniz de, bilirsiniz Hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar. Bana zamandan söz ediyorlar Gelip size zamandan söz ederler Yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden. Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden. Hepsini bilirsiniz zaten, bir işe yaramadığını bildiğiniz gibi. Dahası onalar da bilirler. Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler, öyle düşünürler. Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, sırtınızdaki hançeri çıkartmak, Yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden karşılaşmak kolay değildir elbet. Kolay değildir bunlarla baş etmek, uğruna içinizi öldürmek. Zaman alır. Zaman alır sizden bunların yükünü O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, açılar dibe çöker. Hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir. Bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir. O boşluk doldu sanırsınız Oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir. Gün gelir bir gün Başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide O eski ağrı Ansızın geri teper. Dilerim geri teper. Yoksa gerçekten bitmissinizdir. Zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır anlamları, önemi kavranır. Bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini kazanır. Yokluğu derin ve sürekli bir sızı halini alır. Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan Her şeye iyi gelen zaman sizi kanatır Ölmuş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla Günlerin dökümünü yap Benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini Kim bilebilir ikimizden başka? Sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış Bir ilişkiyi, duyguların birliğini, Bir aşkı beraberlik haline getiren kendiliğindenliği Yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi bir düşün Emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya Şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor Orada olmuş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla Bunlar da bir işe yaramadıysa Demek yangından kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda. Bu şiire başladığımda nerde, Şimdi nerdeyim? Solgun yollardan geçtim. Bakışımlı mevsimlerden İkindi yağmurlarını bekleyen Yaz sonu hüzünlerinden Gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim Geçti her cağın bitki örtüsünden Oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından Bakarken dünyaya Yangınlarla bayındır kentler gibiyim: Çicek adlarını ezberlemekten geldim Eski şarkıları, sarhoşların ve suçluların Unuttuklarını hatırlamaktan Uzun uzak yolları tarif etmekten Haydutluktan ve melankoliden Giderken ya da dönerken atlanan esiklerden Duyarlığın gece mekteplerinden geldim Bütünlemeli çocukluklarıyla geçti Gençliğimin rüzgara verdiğim yılları Gökummaların ve içdökmelerin vaktinden geldim. Bu şiire başladığımda nerde, Şimdi nerdeyim? Yaram vardı, bir de sözcükler Sonra vaat edilmiş topraklar gibi Sayfalar ve günler Işık istiyordu yalnızlığım Kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum İlerledikçe...Kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde Aşk ve Acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü daha şiir bitmeden. Karardı dizeler. Aşk...Bitti. Soldu şiir. Büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden Daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım Ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde Ask yalnız bir operadır, biliyordum: Operada bir gece uyudum, hiç uyanmadım. Barbarların seyrettiği trapezlerden geçtim Her adımda boynumdan bir fular düşüyordu El kadar gökyüzü mendil kadar ufuk Birlikte çıkalan yolların yazgısıdır: Eksiliyorduk Mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim Her otelde biraz eksilip, biraz artarak Yani çoğalarak Tahvil ve senetlerini intiharlarla değiştirenlerin Birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında Ağır ve acı tanıklıklardan Geçerek geldim. Terli ve kirliydim. Sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum Maskeler ve çiçekler biriktiriyordu Linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de... Korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları Ve açık hayatları seviyordu. Buraya gelirken Uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim Atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri Ödünç almadım hiç kimseden hicbir şeyi Çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için panayır yerleri... panayır yerleri... Ölü kelebekler... Ölü kelebekler... Sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim. Adım onların adının yanına yazılmasın diye Acı çekecek yerlerimi yok etmeden Acıyla baş etmeyi öğrendim. Yoksa bu kadar konuşabilir miydim? İpek yollarında kuzey yıldızı Aşkın kuzey yıldızı Sanırsın durduğun yerde Ya da yol üstündedir Oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar Ölü yanardağlar, ölü yıldızlar Ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı. Aşkın bir yolu vardır Her yaşta başka türlü geçilen Aşkın bir yolu vardır Her yaşta biraz gecikilen Gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler Gözlerim Aşkın kuzey yıldızıdır bu Yazları daha iyi görülen Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler İlerlerim Zamanla anlarsın bu bir yanılsama Ölü şairlerin imgelerinden kalma Sen de değilsin. O da değil Kuzey yıldızı daha uzakta Yeniden yollara düşerler Düşerim Bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda Ben yoluma devam ederim. Bitmemiş bir şiirin ortasında Darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler Yaşamsa yerli yerinde Yerli yerinde her şey Şimdi her şey doludizgin ve çoğul Şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi Şimdi her şey yeniden Yüreğim, o eski aşk kalesi Yepyeni bir mazi yarattı sözcüklerin gücünden Dönüp ardıma bakıyorum Yoksun sen Ey Sanat! Her şeyi hayata dönüştüren.
-
BİR GECE ANSIZIN GELEBİLİRİM
Bu kadar yürekten çağırma beni! Bir gece ansızın gelebilirim. Beni bekliyorsan, uyumamışsan, Sevinçten kapında ölebilirim. Belki de hayata yeni başlarım, İçimde küllenen kor alevlenir, Bakarsın hiç gitmem kölen olurum, Belki de seversin beni kim bilir. Kal dersen, dağlarca severim seni, Bir deniz olurum ayaklarında, Aşk bu özleyiş bu, hiç belli olmaz, Kalbim duruverir dudaklarında. Ya da unuturum kim olduğumu, Hatırlamam belki adımı bile, Belki de çıldırır, deli olurum, Sana kavuşmanın heyacanıyla... Aşk bu, bilinir mi nereye varır, Ne durdurur özlemini, seveni... Bakarsın ansızın gelebilirim, Bu kadar yürekten çağırma beni.
-
İMKANSIZ AŞK
Falcı kadın yalan söylüyor yalan Bizi birbirimiz için yaratmış Tanrımız Nasıl mümkün değilse Yıldızları toplamak gökyüzünden Öylesine imkansız bir şey aşkımız Kurudu gölgesinde oturduğumuz ağaçlar Bahçelerde sevdiğin çiçekler kalmadı Sadece hatıralarda ebedi olan Vazgeçemediğimiz, unutamadığımız Onlar bile bize yar olmadı Unut benden kalan ne varsa Unutmak tesellidir yalnızlığın Güneşi bir kadeh şarap gibi içip Delicesine sarhoş olmak En güzel tarafı imkansızlığın Ümitlerimiz fırtınalı denizler ortasında Bir hurda teknedir şimdi Dalgalar dünden daha zalim Rüzgar daha hoyrat Ne bulut var ufuklarda ne gemi Mevsimler toz pembe değil Gündüzler gecedir, geceler zindan Güneşin doğmasını beklemek boşuna Boşuna artık medet ummak Taş kalpli zamandan İnan ki! Kırılmış bir ayna gibi Paramparça, kırık dökük aşkımız Çaresizliğin, ümitsizliğin türküsü Türkülerin en içlisi, en hüzünlüsü Büyük aşkımız
-
BİR PINARSIN İÇİLEN AMA HİÇ KANILMAYAN
Bir pınarsın içilen ama hiç kanılmayan Seveni yanıltmayan, sevince yanılmayan Özlenen sen, özleyen sen, özleten sen Varken doyulmayansın, yokken dayanılmayan
-
MASAL
Düşünüyordum Olaylara insan, İnsanlara olay çıktı Masalımdan. Biri varmış, biri yokmuş derken Yollardan trenlerden, Sözü aldım getirdim Dağlardan tepelerden. Ben de biriktirdim Hiç'leri hep'e Bir dağ bozdum Yaptım binlerce tepe. Kurdum orada burada Ev-ev, köyler kentler, Dağıttım oda oda Dağıttım birer birer. Dağıldı tepelere Dağların onu ardı, Sevenlere sevilenlere Artık bir tepe vardı. Birinde sen, birinde ben Öbürlerinde onlar vardı. Aşklar başlayacakken Sonlar tepelerden başladı. Başladı ayrılıklar, Ayrı ayrıydı adları. Birer birer ayırdılar Evleri odaları. Bir zaman oralarda Seven özleyen kimdi. Evlerde odalarda Yaşanmayan bir şimdi. Bir daha düşünürsem masal Bozmayacağım dağları. Düşünmek iyi, düşünmek güzel. Ama önce iyi çizmeli yolları. Yakın yakın derine El-ele olsun yürümeleri Ayrılığın yerine Mutluluğun şiiri.
-
2/1-1/2
Giderken bura için, gelince ora için, Gününde ve gecende kendince ora için Sakladığın kendini böldün iki yarım'a; İki kez yaralandın bir yarım yara için.
-
INCOGNITO
Seni görünce Aynı anda geçer aklımızdan Aynı düşünce.. Bir duvar gibi aramızda
Jump to content