likevoyager tarafından gönderilen her şey
-
DENİZİN KIZI
Kokunu getiren imbattır Takılır yelkenlere Gitmez burundan Direği sızlatır Bir sos istesem mezeme Koşar tüm masalar Sanılır imdattır !
-
ARADIĞINI BULMAK
Neden hep sevmediklerim sever beni ! Bir liman arar azgin suda bu gemi Ardindan gitsem ateşin yarin kor mu ! Lanet olsun bulmasi bu kadar zor mu !
-
ÖZLEMDEN... AYRILAMAM
Öyle bir adres ki Tarifi gidişte değil Dönüşte gerekti Anladım ... Ayrılığın Bu demekti
- GİDECEKSEN
-
ANLAMAK
Anlamak yok çocuğum, anlar gibi olmak var; Akıl için son tavır, saçlarını yolmak var..
-
BEKLEYEN
Sen, kaçak bir ürkek ceylansın dağda, Ben, peşine düşmüş bir canavarım! İstersen dünyayı çağır imdada; Sen varsın dünyada, bir de ben varım! Seni korkutacak geçtiğin yollar, Arkandan gelecek hep ayak sesim. Sarıp vücudunu belirsiz kollar, Enseni yakacak ateş nefesim. Kimsesiz odanda kış geceleri, İçin ürperdiği demler beni an! De ki: Odur sarsan pencereleri, De ki: Rüzgar değil, odur haykıran! Göğsümden havaya kattığım zehir, Solduracak bir gül gibi ömrünü. Kaçıp dolaşsan da sen, şehir şehir. Bana kalacaksın yine son günü. Ölürsün... Kapanır yollar geriye; Ben mezarla sırdaş olur, beklerim. Varılmaz hayale işaret diye Toprağında bir taş olur, beklerim...
-
DAYAN KALBİM
Seni dağladılar, değil mi kalbim, Her yanın, içi su dolu kabarcık. Bulunmaz bu halden anlar bir ilim; Akıl yırtık çuval, sökük dağarcık. Sensin gökten gelen oklara hedef; Oyası ateşle işlenen gergef. Çekme üç beş günlük dünyaya esef! Dayan kalbim üç beş nefes kadarcık!
-
SUSAN DENİZ
Gittim, gittim, denizin, Sınır yerine vardım. Halin bana da geçsin! Diye ona yalvardım. Bir çılgın vesvesede, İçim didiklense de, Olaydım o cüssede, Onun gibi susardım...
-
FİİL
Bakmak bir fiil... Göz göze / Göre göre Fail olur... Paralelde çalışan tren yolu / Sor bakalım / Solun sağını alıp / Güneşte yanıp Diğerine Gölge olmaz mı... Sol elim olmasa Alkış bile zor Olmasa kavga / Aşk başlar mı Başın bir sonu yok mu Hangi adım geride ki Kalan ileri gitmedi... Gitmek bir fiil Göz göze / Göre göre / Fiil Fail olur...
-
GİT
Demek gidiyorsun... Ben bunu haketmedim! Ne varsa aşka ve cesarete dair Sırtlayıp o büyük yangınınla gidiyorsun demek!! Git........ Oysa Sen öğretmen çıktığın yıl Vurup alnıma kavgayı Simsiyah bir süt gibi yaprak dökmüştü dar ağacı Akşamlarım olmuştu ve kuduz gecelerim Göz yaşlarım ağlarken Bir uzun yolculuk düşmüştü peşime O gün bugündür tetikte bir ömrün son kurşunusun Hiç aklıma gelmezdi gülüm Bu da bana ders olsun!!!! Demek gidiyorsun... Böyle olsun istemezdim oysa!! Hazin vedaların bu baş dönmesi Cellat kırmızısı bir hüsrandı yollarda. Sen öğretmen çıktığın yıl Çırılçılgın bir ağaca soyunmuştu vişneler Eyvahhhhh....... Esmer bir ağıdı bileylemişsem Cinnetin ucunu yakmışsam bir kez Cehennemin nizamiye kapısındaysam Ateşten bir nehre dönen bu isyan Hep o gül yangınına kanat çırpar Ve en korsan şarkılar yüzünü şarapla yıkar. Gidiyorsun demek... Ben bunu haketmedim!! Ne varsa aşka ve cesarete dair Sırtlayıp o büyük yangınınla git. Hadi durma,gençliğimin vebalini, Ve sevgisiz hayatımızın bedelini ödemeden git.. Bu şiiri sana armağan ettim Yanına almayı unutma sakın Issız gecelerde okur ağlarsın Kimseler görmese de kanarsın gülüm Neler çektigimi o gün anlarsın!!! Sonbahar yağmuruyla ıslandım sokaklarda Ağladım ikimize senden çoook uzaklarda. Şimdi hüzün makamında bütün şarkılar Bu yorgun ses,bu kör lamba,bu ateşi sönmüş soba Tanığıdır yanlızlığın,pişmanlığın tanığıdır. Çünkü,çünkü benim kitabımda, aşk bir defa yaşanır.. Demek gidiyorsun... Git.......................... Bir yanda ölümün alnındaki ter Bir yanda suya düşen sardunya Ve sabahın saçlarındaki kırağı kadar ışıyorsun Hadi durma, Sırtlayıp o büyük yangının vebalini Ve sevgisiz bir hayatın bedelini ödemeden git. Bilirsin,gecenin en karanlık olduğu an Sabahın en yaklaştığı zamandır Ve hiç bir şey hakkında bildiğimiz her şey Aslında YALANDIR.... Demiştim ya... Sen öğretmen çıktığın yıl Vurup alnıma kavgayı Simsiyah bir süt gibi yaprak dökmüştü dar ağacı, Hüzün sarısı yapraklarını Akşamlarım olmuştu,kuduz gecelerim Göz yaşlarım ağlamıştı Bir uzun yolculuk düşmüştü peşime Çırılçılgın bir ağaca soyunmuştu vişneler. Demek gidiyorsun... Git... Bu şiiri sana armağan ettim Yanına almayı unutma Belki soban sönmüş,kitabın bitmiş,dizlerinde battaniye Yanlızlığın iç çekişini duyarsın Paketteki son sigaran Ve titrek bir mum alevi hüznüyle geçmişe dalarsın Kimseler görmese de kanarsın gülüm. SEN DE YANARSIN ??????
-
HAYAT BANA YALAN SÖYLEDİ
İlk kez hesaplaşıyorum kendimle Tuhaftır kalemi kağıdı ve seni onca sevmeme rağmen İlk kez yazıyorum, Şimdi sen yoksun seni düşünmek var Çocukken de seni düşünürdüm. Her gece radyo dinler Şiir yazardım Her çarşamba pazara giderdik annemle, Babam maaş aldığında baklava yerdik. Dondurmayı da çok severdik ablam üç top yerdi ben iki top Yalnızca bu yüzden kavga ederdik. Oysa oysa hayatımın vazgeçilmeziydi ablam Onun da yüzü hiç gülmedi hayırsızın birine kaçıp mahvetti hayatını Aklımdan hiç çıkmaz gittiği günkü karanlıklar Hüzünü büyüttüm o günden beri kendimi değil Gözlerimde hala bir çocuk ağlar Düşlerimi gezdirdiğim bulutlar Bir tohumun özlemiydi çiçeğe Hala kulaklarımda annemin sesi "bitirsen şu okulu bir işe girsen" Şiirle karın doymadığı doğruydu Bak Cemil okudu mühendis oldu En güzel kızıyla evlendi Üsküdarın Evini de aldı arabasını da Bense bağlama çalardım kendi halimce Sesim güzelmiş öyle derlerdi Nerden bilirdim Hep hüzün türküleri söyleyeceğimi hayat bana yalan söyledi o en güzel yıllarım acılara yenildi. Almanya'daki abime Okulu bitireceğime söz verirdim. Mahsun düşlerimin O en sürgün adasında bakışları uzaklara dalıp giden şarkılar ve mevsimsiz solmuş bir çiçek gibi Ayaklar altında nasıl ezilirse umut benim de güneşimi işte öyle çaldılar öyle tutsak aldılar sevinçlerimi sensiz geçen her günü hesabıma yazdılar şimdi öyle uzak ki çay içip simit yediğimiz günler kardeşine karne hediyesi uçurtma yaptığım günler öyle uzak ki. Oysa saçaklarda titreyen bir serçenin ekmek tanesine kanat çırpması bir anne duası kadar içten sevmiştim seni Fener stadında beşiktaş maçı ve parasızlığımız devam ederken bütün mavilerimi sana vermiştim. kaybetmek alnıma yazılmış sanki. Olmadı bir tanem hayat bana yalan söyledi o en güzel yıllarım acılara yenildi. babanın tayini çıkıp gittiğiniz o kış yine pençe yaptırmıştık ayakkabılarımıza. sana söyleyemedim ama işten ayrılmıştı babam kapanmıştı çalıştığı lokanta senet zamanları daha bir çökerdi omuzları ve akşam trenleri işçi yorgunluğuyla daha bir uzardı raylar sitemler bile eğlenmişti hayata bir yanardağ isyanlara uyanmıştı üstelik üstelik sen de yoktun artık oysa yalnızca sen öpmüştün gözlerimi bir yanı hep eksik kalan çocukluğumun aslında her insan biraz yeniktir hayata ve biraz küskün son tren de kaçınca son istasyondan öyle kala kalırdık yorgun, vurgun ve üzgün kendime düşmanlığım bu yüzden hep kendime pişmanlığım şimdi her şeyim yarım fotoğrafının arkasına ne yazdığımı bile çoktan unuttum. bir silah olsaydı bir silahım yoksulluğu şakağından kaybetmeyi kalbinden ve sensizliği alnın tam ortasından vururdum. düzmece duygular harcım değildi. uzak denizlerin fırtınasıydım karlı dağların kekliği yoksuldum yoksul olmasına ama onurluydum şimde ne sen varsın ne o eski sevdalar olsun üstüme devrilse de bu sağır karanlık akşam olur şairlere gün doğar bir kerecik söyle demiştin de söylememiştim hani İŞTE ŞİMDİ SÖYLÜYORUM SENİ SEVİYORUM
-
DAĞLAR DAĞLAR
Ellerimle büyüttügüm, Solar iken dirilttigim, Çiçegimi kopardin sen, Ellere verdin. Daglar daglar... Kurban olam, yol ver geçem. Sevdigimi son bir olsun yakindan görem Daglar daglar... Kurban olam, yol ver geçem. Sevdigimi son bir olsun yakindan görem Kuslar ötmez, güller soldu. Yüce daglar duman oldu. Belli ki gittigin yerden, Kara haber var. Daglar daglar... Kurban olam, yol ver geçem. Sevdigimi son bir olsun yakindan görem Daglar daglar... Kurban olam, yol ver geçem. Sevdigimi SON BİR OLSUN yakindan görem
-
İNAN BATMIŞ ŞEHİRLER GİBİ ONARILMAZ ANILAR
Biri beyaz biri kara iki kedi.. birbirlerinin omzuna kollarını dolamışçasına birbirlerine şefkatle sarılarak, birbirlerine dayanarak yola çıkmışlar. Gölgeler akşamüstünü söylüyor. Yorgun bir günün sonunda eve dönüyorlarmış gibi. Yüzlerini görmüyoruz ama eminim mırıl mırıl konuşuyorlardır. Belli sınanmış, denenmiş bir dostluk bu, uzun yolları da göze alabilen bir dostluk Ya biz, binde bir karşımıza çıkan dostluk, arkadaşlık, sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz? Akşam üstünün bir saatinde yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz, omzumuza dolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz bir omzun, belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara dayanıklı ayakların sahibi karşımıza çıktığında tanıyabiliyor muyuz onu, değerini biliyor, biricikliğini, benzersizliğini anlayabiliyor muyuz? ... Yoksa hayatı sonsuz, fırsatları sayısız sanıp kendimizi hep ilerde bir gün karşılaşacağımızı sandığımız bir başkasına, bir yenisine ertelerken hayat yanımızdan geçip gidiyor mu? karşımıza çerken çıkmış insanları yolumuzun dışına sürüklerken bir gün geri dönüp onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz? Hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kez zalimdir, her zaman aynı fırsatları sunmaz, toyluk zamanlarını ödetir. Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskitmeden yıprattığımız dostlukların savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün... Bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz, ya da olanlar olması gerekenler değildir. Yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz, gün gelir kayan yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir... Kedilerin özel bir anını yakalamak gibidir kendi hayatımızdaki olağanüstü anları ve olağanüstü kişileri yakalamak. Bazılarının gelecekte sandıkları 'bir gün' geçmişte kalmıştır oysa; hani şu karşıdan karşıya geçerken, trafik ışıklarında rastladığınız, omzunun üzerinden şöyle bir baktığınız sonra da boşverip 'Nasıl olsa ilerde bir gün tekrar karşıma çıkar.' dediğinizdir. Oysa tam da o gün bu zalim şehri terk etmiştir O, boş yere bu sokaklarda aranırsınız...
-
O SÖZLER Kİ
o sözler ki acıdır mapusane avlularında demirli kırbaçlar gibi şaklar o sözler ki sırasında çiçek açmış bir nar ağacıdır dağ ufkuna vuran deniz aydınlığı sırasında gizemli bıçaklar o sözler ki imgelem sonsuzluğunun ateşten gülüdürler kelebek çarpıntılarıyla doğarlar ölürler o sözler ki kalbimizin üstünde dolu bir tabanca gibi ölüp ölesiye taşırız o sözler ki bir kere çıkmıştır ağzımızdan uğrunda asılırız
-
SEN...
Ne geceler ne gündüzler gördüm En vazgeçilmez yeminlerden döndüm Görmedim senin gibi sevmedim hiçkimseyi Yapayalnızım şimdi unuttum gülmeyi......... Sen Vaktinden çok sonra gelen Sevdalı bir yağmur gibisin Çisil çisil gözlerimden...... Sen Çıldırmış şairlerin Titreyen mısralarında Bahsettiği o perisin Pencereler önünde çürürken Senden kalan çiçekler Hayalin gözlerimin önünde Bize ağlıyorum....... Pencereler önünde çürürken O güzelim yıllarım Hayalin gözlerimin önünde Bize ağlıyorum... Güneş doğduğunda başka bir şehrin sabahında olacağım Her insanın bir öyküsü vardır ya Benimki de böyle işte..... Bu sabah pencereden bak Bu koca şehri sana bıraktım Başka bir şehrin sabahından Başka bir dilde Elveda....
-
SEZEN SÖYLÜYORDU
bütün gece sus pus oturduk çıt çıkmıyordu bütün gece sus pus oturduk sezen söylüyordu gözlerin ayrılık dedi gözyaşların yalan o güzel günler geldi geçti sakın ağlama ardından son defa elveda diye diye içimden kal demeni bekledim, kal demeni bekledim yanlış gözlere ağlıyorum bomboş hayallere sığınıyorum eski resimlere bakamıyorum lanet ettim sevdaya
-
AMENNA
'Yaşayanlar bir gün ölür' elbette ağaçlarla balıklarla kuşlarla ben âmenna 'ağlayanlar bir gün güler' elbette uyanmakla anlamakla bilmekle ben âmenna 'kısa çöp uzun çöpten hakkını alır' elbette direnmekle kurtulmakla barışla ben âmenna öyle bir yerdeyim ki ne karanfil ne kurbağa öyle bir yerdeyim ki biryanım maviyosun dalgalanır sularda biryanım çocuk parkı çığlıkçığlığa öyle bir yerdeyim ki anam gider allah allah dölüm düşmüş sokağa dostum dostum güzel dostum bu ne beter çizgidir bu bu ne çıldırtan denge yaprak döker biryanımız bir yanımız bahar bahçe
-
NEREDEYDİNİZ?
Yalnızsın bir akşamüstü yapayalnız. Korku karanlığının yalnızlığına bürünmüş yüreğin belki de bir akşamüstü, yıldızlar gibi titreşmekte umut dolu, sevgi dolu, nefret, yasak ve heyecan dolu belki de. Yüreğini ortaya koyabilmek ne güzel. Sabahın erken ışıklarında, dört bir yanı sarmış çiğ taneleri altında gözlerini gökyüzüne açmak ne güzelmiş, ne güzel. Ağlamayı bilmek sevdiğine, ağlamayı bilmek geceleyin gülen yıldızlara, yokluğuna, varlığına, her şeyine ne güzel. Bazan bir sen kalırsın bir de ben karanlığın ortasında yapayalnız, düşler yapayalnız, ağlarsın geçmiş, gelecek günlere, ağlarsın yalnızlığına. Bazan ağlamaklı gözlerin düşer ellerime, bir başak tanesi haykırır uzanır gökyüzüne. Ay ışığı yorgun, umutlar yorgun yılların etkisiyle, alabildiğine. Sakın korkma, korkma sakın karanlıklardan gelen sessiz çığlıktan, belki bir nefret, belki bir öfke olmuş gözünden yuvarlanmak üzere olan bir damla yaştan, geçmiş güzel günlerinden gelecek günlere yolculuktan korkma. Korkma yine bir meltem rüzgarı esecek sana bir gün, belki yeşil bir rüzgar, belki üşütürcesine, bir melodi kulaklarında aşka dair, dostluğa dair. Yalnızlıklar düşün, baharlar düşün yapayalnız kalmadığımız, aydınlık geceleri düşün. Kara kışları düşün yüreklerimizdeki kor ateşin ısıttığı, kara kışları. İnsanı umutlandırıyor değil mi? Düşünmek, düşünebilmek bile. Sen dertlerinin ve düşlerinin denizinde kaybolmak yerine denizlerin dibindeki güzelliği yaşamaya bak. Bak işte kır çiçekleri güneşe dönmüş, yavrusuna koşmakta bir yaralı kuş, yıldızlar ölgün ışımakta gökyüzünde. Sen ey ahu gözlü dilber, bir fırtına misali karanlıklardan sıyrıldın, geldin süzülerek yalnızlığınla yalnızlığıma. Yaklaştık, yalnızlıklaştık apansız. Sen kara bulutlar üstünde aydınlık, beyaz bir güvercinsin. Sen avuçlarımda bir tutam ıslak kum sırılsıklam sevgimden, sırılsıklam gözyaşlarımla. Sen varlık, sen yokluk, sen her şey. Sormak geliyor insanın içinden, şarkıların hicaz bir melodide sorduğu, sevgiden yorgun bir yüreğin dediği gibi "Daha önceleri neredeydiniz ?"
-
HÜZÜNLÜ PAZAR
Hüzünlü pazar, beyaz meleklerin ilahiler söylediği Aşkın güzelce yıkandığı, sımsıkı kefenlendiği Yaz geçmiş, gelip çatmış bağbozumu vakti Genç kızların mutluluğu bir mevsim daha ertelediği Hüzünlü pazar, geçmiş pazarların anısıyla kavuniçi Çocukların hep kursaklarında kalan sevinci
-
KARDA İZLER
Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün Bir uçurum kenarında vursunlar beni ki dünya Uğuldayıp duran bir uçurum değil miydi zaten Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün Siliyor adımı bir dal kırarak çam ormanından Gibi incelterek yetişiyor ardımdaki tipi bana Adımı yazıyorum kar üstüne ve ıslığını çığlık Geçmişim kar sessizliğiyle özetleniyor artık Bir kahkahayla çekip giderim karlı ovalardan Bir uçurum kenarında vursunlar beni, vursunlar Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün Yolculuklar ve ayrılıklarla anlatılabilir ancak Derim ki kar ve hüzün bir aşkın seyir defteridir Kar yağıyorken milyon kere hüzün yağıyordur Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün Ömrüm parmak uçlarımda eriyen bir kar tanesi yakışmıyor onlara.
-
BURDAYIM SÖZÜMDE
... Düşüyorum Karıncanın peşine, minik depremler oluyor Yabanıl ot kokuları, sonra düşler, düşüyorum... Puslu bir görüntü tarih dediğimiz ve kirli Sular buharlaşıyor buluşalım dediğin denizde Burdayım sözümde, yanlışsa da bu istasyon Bir ben yitirmedim galiba belleğimi, bir de Şiir yazanlar, ne kadardılar ve nerdeydiler Hatıralar üretiyorum telgraf tellerinden Akşamüstleri fesleğenleri suluyorum Bekle demiyorum kimseye, unutma demiyorum Acı soysuzlaşınca tiranlaşıyor belleksizlik İnat ve öfke, kaybediş ve kayboluş oluyoruz Komikti dıştan bakınca dünya ama hırçın Ayışığı, telgraf direkleri ve fesleğenler Burdayız işte, durgun bir sessizlikteyiz şimdi Unutulan bir şey kaldı mı diye soruyor tiran Kampana çalarken çöldeyiz, o geniş çevrende Mısır'ı soyun diyordu Musa, belleksizdir firavun Babil ve burası iki istasyon, iki uzak nokta Belki bir imgede düzlem olabilen iki grilik Düşler ve tarih inilecek son istasyon Burdayım işte, güzel bir yanlıştayım şimdi Beklemesini bilmiyor acalesi olan ve nedense Çekip gidiyorlar, kalanlar o kadar azız ki O kadar azız ki mutluluk bile bizden çok
-
VARLIĞININ TÜRKÜSÜ
Şiirler yazdırdı bana bakışın Eline kırk yıl kalem almamışlara Soğuk yürekleri ısıttı aşkın Kendini büsbütün bitmiş sayanlara Duyurdu yaşadığını içten içe Utandırdı yoksunlukları renk renk dünyan Suskunluktan başka şeyi kalmamışlara Doğanın dinmeyen sesini getirdi Şarkılar söyletti duruşun Sevinmeyi unutmuşlara Yılgınlığa sürükledi kimini Kimini ölüme attı Uykusunu kaçırdı kiminin Kimine sensizliğin Bıçak gibi acısını sapladı Çok zaman güç kattı inanmışlığa Saçların gibi dindirdi sancıyı Durup-kalmışlıkları kamçıladı Sarstı hiçliğin saltanatını Yangınlar getirdi donmuşluklara
-
SENİ DÜŞÜNDÜĞÜM TÜRKÜ
Benim bir canla sevip bin özlemle andığım, Bari gölgeni bırak bana Su çiçeklerinin en güzel yanları budur, Giderken gölgelerini verirler suya. Güz akşamları dal kıpırdamazken, Suda halkalanan gözleridir Sen de gölgeni bırak bana. Gönlümün bin güzelliğiyle inanıp sevdiğim, Güzelliğini burada ince ince aratma. Bir kıyıya, bir gün inen fırtına gibi Birdenbire bir şeyler bırak. Birşeyleri soğut, birşeyleri yak, Dağıt birşeyleri, birşeyleri kur. Kendini hiç yokmuşsun gibi bırakma Kafamın her yanıyla bir şeyler öğrendiğim, Sonsuza uzanan sevinç, güzele vurgun tasa En azından bin yılda arayıp bulduğum, Bana aşk şiirleri yazdırma artık Beni burada gölgen gibi bırakma
-
İNCE UZUN BİR DENİZ
Karşımızda bir deniz yağmuru birden Mavinin donduğu yeşilin kaçıştığı Koca bir tutkuya karşı neyi anlatıyorum Doğrulara alışkın bir bilge gibi Yanıyor avucum saçlarını okşarken Öyleyse sana neyi kanıtlıyorum Kaldı ki beyaz tenli martılar Bunu çoktan açıkladı ikimize Kuşlar kadar zorunluysanız birbirinize Sizin işiniz tamam artık kimseye sormayın Artık ne bir kural gerekir size ne bir yasa Size engin bir deniz gerekir Üstünde her mavinin bir özleme dönüştüğü Üstümüzde incecik bir gök beyazlığı Bütün sandallar uslu biri çılgın Kıyıya tos vuruyor habire O gün ben on beşinde delikanlıyım tepeden tırnağa En sağlam yelkenleri germişim içime Usulca saçlarına dokunuyorum belki zamansız Bütün masmavileri bir açık yeşil geçe.
-
BİR ŞEY SÖYLE
Bir şey söyle Denizler tutuşturulduğunda Dağlar yürütüldüğünde Bir şey söyle Yıldızlar semadan bir bir döküldüğünde üstümüze Bir şey söyle Ben seni unuturum Söyle Yer başka gök başka olduğunda Sallanıp çalkalandığında uçsuz bucaksız sema Hani biz ateşin etrafını sarmış pervaneler gibi olduğumuzda Bir şey söyle Unuturum ben seni, söyle Kalplerde gizlenenler ortaya döküldüğü zaman Gök yarıldığı zaman Ne oluyor bu yere dediği zaman insan Ve kalakaldığında yüzkarası şiirlerim Ve sensiz bir zaman ve ayaklarımızın altından toprak kayıp Dümdüz eğildiği zaman Bir şey söyle Defterler açıldığında gökyüzü sıyrılıp alındığında Cehennem tutuşturulduğunda cennet yaklaştırıldığında
Jump to content