Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

likevoyager

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

likevoyager tarafından gönderilen her şey

  1. hızla gelişecek kalbimiz kalbimiz hizla. sürgünlerin umutsuzlugunda kirik kalpler, yaralilar, onulmazlar farksiz çarpanlarin umutsuzlugunda ve köprü başlarinin umutsuzlugunda ve köprü başlarinin umudunda. sular bitse bile, çiçekler atilirken oralara temiz bir ilişkinin bulutsuzlugunda ve eski daglarda, eski daglarda kiş kovalarken ülkesini hizla gelişecek kalbimiz. kendi öz hüznümüzün öz tarlasinda bozkir dayanikliligimizin tarlasinda kalbimiz ellerimiz ayaklarimiz arasinda ve kimsenin bölemedigi şarkiyi güllerin, bugdaylarin ve acinin şarkisini bir haziran uygulayacak sesimize. sütçünün sesiyle birlikte erkenci işçilerin sesiyle birlikte söförün sesiyle birlikte sabah baslamiş sarhoşlarin sesiyle birlikte yaman sarhoşlarin sesiyle birlikte ve yeni uyanişlarin ve yeni dogmuşlarin ve herkesin ve herkesin sesleriyle birlikte bir haziran uygulayacak kimse bölemiyecek ve kalbimiz hizla gelişecek. yikintilara karişan eski bir bahar büyük olmaya elverişli bir bahar eskiden yaşanilmiş ve her şeye ragmen insanlara göre bir bahar sularin kana kestigi yahut sularin kana kestigi bir bahar. hizla gelişecek kalbimiz bir mavilik kalibinda bir odada, en olagan bir odada en sade, en insanca bir odada bir kadinla bir erkegin oldugu bir odada bir kadin bir erkegin bir kadinla bir erkek oldugu ellerin ve omuz başlarinin birbirini buldugu. birden gerçekligini algiliyarak saat çalinca ve görünce güneşi birden vazgeçilmezligini algiliyarak önemli ve gerekli buluşunu kendini birden hatirliyarak gelecege hazirlayinca olanca gögüslerini ve herşeye ve ölüme.kalbimiz hizla gelişecek çagimiza pek uygun bir hizla gelişecek kalbimiz (...)kalbimiz yerin ve gögün altedilmez bir dirilikte oldugu tutkumuz, direnmemiz, ellerimiz, kalbimiz. kalbimiz kalbimiz hizla gelişecek.
  2. Hangi ırmaktan akıyor yüreğinin bozaran sevdası Hangi kolunda köprüsü var gecenin Bir ucunda puslu gök bir ucunda sazlık, hasretle bilenen Aynı ürperti aynı heyecan Sensin boyun eğen acıya Gizlenmez yaraları taşırken bedenin Ömrümün genç yarısına
  3. Ay uykusunda sayıklar seni Pırıl pırıl yansırken tenin rıhtım kanatlı denizlere Ama sahte ölüm çocukları doğuyor geceden Gök pusuna bulayacak gözlerimi Sesimi rüzgârına boğduracak Ancak kurşun geçer yüreğimden Tenin yüzüyor ve yüzecek daha Çünkü bilmediğim bir saygınlıkla dokuyorum yüreğini Ay paramparça düşüyor suya Alacakaranlığı bölerek ikiye sıyrılıyor yaşamdan Betonlaşan yağmurlara tutuluyor sevdam Sis çöküyor iliklerine anarşist yüreğin Bedeninde tel örgülerin acı büzgüleri Od düşüyor gönlüme Uzun ince parmaklarından gecenin Beş kala ölüme
  4. katlanır üstüne yalnızlık denizlerin biricik çocuğumun hüzün sahibi ölümün asit serpintisiyle saçlarında çırılçıplak acı ıpıslak hissedilen bütün yorgunluğuna rağmen ılık melodiler sıkışır gözlerine yine sabah
  5. Bağlardan inen patikalardayım Cebimde mis gibi şiirler, kuş cıvıltıları Sokağınızdan geçiyorum öğle üstü Sokağınızda sararan yaprakların kokusu Şuramda ince bir sızı, serseri bir acı Senden öncesi olmayan bir acı Yalnız senin mecnunun olan bir acı Her pazar geçtiğin yollarında bir yaprak Yeşeriyor kuşanmış bütün cesaretini Göğsünün içinde yaşatmak için aşkı Bir yaprak da senin konuşkan elinde Sevecen becerikli çalışkan elinde Her zaman biraz olsun gecikirsin Aşka yalnızlığa sevdaya Yine de özlenirsin güzelim sevgilim Bir çiçek de böyle özlenir Su dolu bir testinin yanındaki bir çiçek Desem öyle alaycı gülümser yürürsün Sessizce yağan yağmur altında Aşkı kendine anlata anlata Yine akşam oldu sevgilim sensiz Bırakıp gidiyorum içim aşkla dolduğu zaman Durakları buğulu otobüs camlarını Yağmur çiseleyen kirli sokakları Gide gide hüzünlü bir türkü gibi dokunan Yağmurun sesini ne çok seviyorum Seni ne kadar çok seviyorum İpek bir mendil diye Ayrılığı katlayıp koyuyorum çiçekle masama Bir de senin için yazdığım sevda şiirlerini Kendi anlamlarını aşıp giden Tozlu yollar sıra dağlar patikalar boyunca Ey sevgili senin sımsıcak bakışlarını Katlayıp koyuyorum çiçekli masama Seni ne kadar çok seviyorum Bir türkü solgunluğunu silip götürdüğü zaman
  6. Sevgili ölüm Damarlarımı genişletiyor yalnızlık Çağırıyor beni toprak kokusu Odam dağınık İğrenç bir sabah Ağzımda hala alkolün buğusu Sevgili ölüm Uğulduyor kulaklarım Bir tek nefes bile çekmediğim sigara Parmaklarımı yakıyor Bedenim Bir de çocukluk Yokluyor arasıra Belki de evet belki de Dönüş yok artık Hiç değilse benim için Sevgili ölüm Penceresinde mızıka çalan Bir çocuğu anımsa Ne zamanlar Denizin karşısında Sevgili ölüm Artık anlıyorum şimdi anlıyorum Ben hep yaşayarak Seni büyütürmüşüm Gün gün...
  7. Yalnızlık, yalnızlık Bari sen elimden tut Geceyarısı aynalarda Suçlu ve ezik Gözlerim kan çanağı Cinnete dönüşen bir dinginlik Duruyorum karşında Şarap taşlaşıyor Midemde ve beynimde Mavi mavi tüten sigara Giderek mora çalıyor Yalnızlık, yalnızlık Bari sen elimden tut Suflör kullanma Dost seslerini dudağınla ısıtıp Gece hep aynı gece Karbon kağıdıyla çoğaltılmış Gibi kara ve soğuk Ellerim beynime alkol serpiyor boyuna Niye böyle, neden Sormuyorum artık Yalnızlık, yalnızlık Bir kez olsun kuğuların türküsünü Tersinden söyleyeyim Ölümse ölüm Yaşamsa yaşam Ayna hep ayna ayna...
  8. Gün olur, alır başımı giderim, Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda. Şu ada senin, bu ada benim, Yelkovan kuşlarının peşi sıra. Dünyalar vardır, düşünemezsiniz; Çiçekler gürültüyle açar; Gürültüyle çıkar duman topraktan. Hele martılar, hele martılar, Her bir tüylerinde ayrı telaş!... Gün olur, başıma kadar mavi; Gün olur başıma kadar güneş; Gün olur, deli gibi...
  9. Sanma ki derdim güneşten ötürü; Ne çıkar bahar geldiyse? Bademler çiçek açtıysa? Ucunda ölüm yok ya. Hoş, olsa da korkacak mıyım zaten Güneşle gelecek ölümden Ben ki her nisan bir yaş daha genç, Her bahar biraz daha aşığım; Korkar mıyım? Ah, dostum, derdim başka...
  10. Bugünlerde herkes gitmek istiyor. Küçük bir sahil kasabasına, Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara... Hayatından memnun olan yok. Kiminle konuşsam aynı şey... Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği. Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok. Bir kendisi. Bu yeter zaten. Herşeyi, herkesi götürdün demektir. Keşke kendini bırakıp gidebilse insan. Ama olmuyor. Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor. Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor. Böyle gidiyoruz işte. Bir yanımız "kalk gidelim", öbür yanımız "otur" diyor. "Otur" diyen kazanıyor. O yan kalabalık zira... İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile, Güvende olma duygusu... En kötüsü alışkanlık. Alışkanlığın verdiği rahatlık, Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor. Kalıyoruz... Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz. Evlenmeler... Bir çocuk daha doğurmalar... Borçlara girmeler... İşi büyütmeler... Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor. Misal ben... Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum. Değil bu şehirden gitmek, İki sokak öteye taşınamıyorum. Alıp götürsem gelmez ki... Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında, Herkes onu, o herkesi seviyor. Hangi birimizle gitsin? "Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır; Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin, Kendi imalatımız küfeler. Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada. Ölüm var zira. Ölüme inat tutunmak lazım, İnadına kök salmak lazım. Bari ufak kaçışlar yapabilsek. Var tabii yapanlar, ama az. Sadece kaymak tabakası. Hepimiz kaçabilsek... Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa. Gün içinde mesela... Küçücük gitmeler yapabilsek. Ne mümkün. Sabah 9, akşam 18 Sonra başka mecburiyetler Sıkışıp kaldık. Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli Bu kadar ağır olmamalı. Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz. Bir ömür karşılığı, bir ömür yani. Ne saçma... Bahar mıdır bizi bu hale getiren? Galiba. Ben her bahar aşık olmam ama Her bahar gitmek isterim. Gittiğim olmadı hiç, Ama olsun... İstemek de güzel.
  11. Attığım her adım benden uzakta Bastığım her yerde yokmuşum meğer Çırprnırken 'ben' denilen tuzakta 'Ben' bana saplanan okmuşum meğer... Aklım kumsal iken, ben toz paresi Çıktıkça yükseğe alçalır oldum Düşündüm derdimin nedir çaresi Susarak konuşmak, sonunda buldum... Esrarlı vuslata bir adım kala Hasretin vecdiyle, ben kement attım Deryada boğulmak ne güzel bela Battıkça kurtuldum, çıktıkça battım... Görünmez cevheri buldum diyerek Körlüğü kör ettim, deli bir taşla Bilmeyi bilmeden, bildim diyerek Boşluğu doldurdum, dolu bir boşla... Nasılların sebebini sorarken Sualimi cevapladım 'niçin'de Çokluğumda yokluğumu ararken Yalnız kaldım yığınların içinde... Satır satır böldü beni heceler Her kırkımı, kırka yardım savuştum Boşluğumu kucakladı geceler Sessizlikte, gürültüyle boğuştum... Var'da yoku, haykırırken her seda Aklım ki, aklımı başımdan aldı O'na gidiyorum, bana elveda Sonsuz olan sona, bir nefes kaldı...
  12. Sel taşkını bir akşamüstü Bulutları bağrına basan Ağaçlara sordum seni Yaprak rüzgarı tutmaz dediler Uzun uzun baktılar yalnızlığıma Yangın yeri bir yürek Bir de yağmur gösterdiler Ne olur şu yağmurların Birdenbire yağanı ben olsam Rüzgarı düğümlesem saçlarına Bir daha bırakmasam Öpsem kirpiklerini Süzülüp gözyaşlarına karışsam Çağlayıp aksam çağlayıp aksam Yüzündeki ırmaklarla geçsem ovaları Dudaklarında denizlere çıksam
  13. Her şeyin sonrası, evveli sensin Gönlümün biricik emeli sensin İnan ki çökerim çekemem dersen Çünkü canevimin temeli sensin...
  14. Sen geçtin yine ben sınıfta kaldım; Bir türlü yanına ulaşamadım. Sevda sınavından teşekkür aldım; İhanet dersine çalışamadım... Gözlerim kapansa uykusuzluktan, Korkarım hocama saygısızlıktan, Bir örnek istedi duygusuzluktan; Seni diyecektim konuşamadım... Vefasız olmayı bilmedim diye, Adını kalbimden silmedim diye, Okuldan atıldım gülmedim diye; Tebessüm etmeye alışamadım...
  15. ben bütün hüzünleri denemişim kendimde canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını bir bir denemişim bütün kelimeleri yeni sözler buldum seni görmeyeli kuliste yarasını saran soytarı gibi seni görmeyeli kasketim eğip üstüne acılarımın sen yüzüne sürgün olduğum kadın kardeşim olan gözlerini unutmadım çık gel bir kez daha beni bozguna uğrat sen tutar kendini incecik sevdirirdin bir umuttum bir misillemeydin yalnızlığa şanssızım diyemem kendi payıma hain bir aşk bu kökü dışarda olur böyle şeyler ara sıra olur ara sıra
  16. Ölüyorum tanrım Bu da oldu işte. Her ölüm erken ölümdür Biliyorum tanrım. Ama, ayrıca, aldığın şu hayat Fena değildi. Üstü kalsın...
  17. Şu senin bulutsu sesin var ya Uçtan uca tersyüz ediyor geceyi Yataklar var konuşmak için Öpüşmek için telefon kulübeleri Güneşler var, yıldızlar, samanyolları, Karpuzlar gümbür gümbür kapılarda. Tanrılar sofrası amma karanlık Yiyemem tek lokma yiyemem orda. Şu senin tutkulu sesin var ya: Ortak güzellik artı yara izi. Tutar ellerinden kaldırırsın Adı kötüye çıkmış tüm sözcükleri. Yeni törenler gerek bize Yeni törenler -kimi zaman en eski. Dert etme, bütün dilleri içerir Bitki konumu, küçükbaş hayvan sesi. Şu senin dolayık sesin var ya Dondurma yiyen gürbüz bir kız gibi müstehcen, Balkon demirine dayalı bir arka kadar şakacı, İlk doyumdaki gibi yeşil elma tadında. Kimlik denetimi yaptıktan sonra Resimli roman okuyan bir er gibi giderici. Şu senin alçaktan sesin var ya Pencereler var burnumun kemiğinde sızı, Aşklar var unutulmamak için, Boğulmak için ilk sevgili
  18. İki kalp arasında en kısa yol Birbirine uzanmış ve zaman zaman Ancak parmak uçlarıyla değebilen İki kol.. Merdivenlerin oraya koşuyorum Beklemek gövde kazanması zamanın Çok erken gelmişim seni bulamıyorum Bir şeyin provası yapılıyor sanki... Kuşlar toplanmışlar göçüyorlar Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
  19. Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit, Günahıma girmeden, katilim olmadan git! Git de şen şakrak geçen günlerime gün ekle, Beni kahkahaların sustuğu yerde bekle. Git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar, Git ki gamlı yüzümün hüznüyle dolmasınlar Madem ki benli hayat sana kafes kadar dar, Uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar. Hadi git, benden sana dilediğince izin, Öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin. Kahrımın nedenini söylesem irkilirler; Çünkü herkes beni Kays, seni Leyla bilirler. Sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın; Oysa ki hep yedekte, hep elde var saymıştın. Hadi git, ne bir adres, ne bir hatıra bırak, Zannetme ki pişmanlık, mutluluk kadar ırak! Sanma ki fasl-ı bahar geldiği gibi gitmez, Sanma ki hüsranını görmeye ömrün yetmez. Her darbene tehammül edecektir bedenim, Gururum mani olur perişanıma benim. Yari Ferhat olanın ellerle ülfeti ne? Şirin ol katlanayım dağ gibi külfetine. Henüz layık değilken tomurcuk kadar aşka, Sana gül bahçesini kim açar benden başka! Hercai arılara meyhanedir çiçekler, Kim bilir şerefinden kaç kadeh içecekler! Madem aşk tablosunun takdirinden acizsin, Git de çağdaş ressamlar modern resimler çizsin. Ne vedaya gerek var, ne de mektuba hacet, Git de Allah aşkına bir selama muhtaç et! Güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan! Fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan! Kopsun nerden inceyse artık bu bağ, bu düğüm, Her gece daha berbat, daha vahim gördüğüm. Korkulu düşlerimi yorumdan kaçıyorum; Sırf sana üzülüyor, sırf sana acıyorum. Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit, Günahıma girmeden, katilim olmadan git!
  20. Hülyalar kadar ince, Mehtaplar gibi parlak Günler sona erince Dedin ki aglayarak: Bir bakiş kadar derin Içimdeki melalim, Senin yeşil gözlerin Emelim istikbalim. Kalbim bir neydir kirik Besteleri hiçkirik Öldürme ümidimi Bitsin artik ayrilik Ankara - 19.08.1942
  21. Sende, ben, kutba giden bir geminin sergüzeştini, sende, ben, kumarbaz macerasını keşiflerin, sende uzaklığı, sende, ben, imkansızlığı seviyorum. Güneşli bir ormana dalar gibi dalmak gözlerine ve kan ter içinde, aç ve öfkeli, ve bir avcı istihasıyla etini dişlemek senin. Sende, ben, imkansızlığı seviyorum, fakat asla ümitsizliği değil... 1948
  22. sen esirliğim ve hürriyetimsin, çıplak bir yaz gecesi gibi yanan etimsin, sen memleketimsin. Sen ela gözlerinde yeşil hareler, sen büyük, güzel ve muzaffer ve ulaşıldıkça ulaşılmaz olan hasretimsin...
  23. Gözlerin gözlerin gözlerin, ister hapisaneme, ister hastaneme gel, gözlerin gözlerin gözlerin hep güneşte, şu Mayıs ayı sonlarında öyledir işte Antalya tarafında ekinler seher vakti. Gözlerin gözlerin gözlerin, kaç defa karşımda ağladılar çırılçıplak kaldı gözlerin altı aylık çocuk gözleri gibi kocaman ve çırılçıplak, fakat bir gün bile güneşsiz kalmadılar. Gözlerin gözlerin gözlerin, gözlerin bir mahmurlaşmayagörsün sevinçli bahtiyar alabildiğine akıllı ve mükemmel dillere destan bir şeyler olur dünyaya sevdası insanın. Gözlerin gözlerin gözlerin, sonbaharda öyledir işte kestanelikleri Bursa'nın ve yaz yağmurundan sonra yapraklar ve her mevsim ve her saat İstanbul. Gözlerin gözlerin gözlerin, gün gelecek gülüm, gün gelecek, kardeş insanlar birbirine senin gözlerinle bakacaklar gülüm, senin gözlerinle bakacaklar. 1956
  24. Meydan yerinde kampana vurdu. Nerdeyse koguşlarin kapilari kapanir. Bu sefer hapislik uzun sürdü biraz: 8 yil... Yaşamak ümitli bir iştir, sevgilim. Yaşamak: Seni sevmek gibi ciddi bir iştir.
  25. Ben senden önce ölmek isterim. Gidenin arkasından gelen gideni bulacak mı zannediyorsun? Ben zannetmiyorum bunu. Iyisi mi,beni yaktırırsın, odanda ocağın üstüne korsun içinde bir kavanozun. Kavanoz camdan olsun, şeffaf, beyaz camdan olsun ki içinde beni gorebilesin Fedakarliğimi anlıyorsun vazgeçtim toprak olmaktan, vazgeçtim çiçek olmaktan senin yanında kalabilmek için. Ve toz oluyorum yaşiyorum yanında senin. Sonra, sende ölünce kavanozuma gelirsin. Ve orada beraber yaşarız külümün içinde külün ta ki bir savruk gelin yahut vefasız bir torun bizi ordan atana kadar... Ama biz o zamana kadar o kadar karışacağız ki birbirimize, atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz yan yana düşecek. Toprağa beraber dalacagız. Ve bir gün yabani bir çiçek bu toprak parçasndan nemlenip filizlenirse sapında muhakkak iki çiçek açacak : biri sen biri de ben. Ben daha ölümü düşünmüyorum. Ben daha bir çocuk doğuracağım Hayat taşıyor içimden. Kaynıyor kanım. Yaşayacağım, ama ,çok, pek çok, ama sen de beraber. Ama ölüm de korkutmuyor beni. Yalnız pek sevimsiz buluyorum bizim cenaze şeklini. Ben ölünceye kadar da Bu düzelir herhalde. Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde? Içimden bir şey : belki diyor.