likevoyager tarafından gönderilen her şey
-
DAHA DÜN
Daha dün! Konuştuk uzun uzun. Bana çocukluğumu anlattı. Beni bu kadar bildiğini bilmiyordum. Beni bu kadar sevdiğini de bilmiyordum. Daha dün! Gülümseyip, ''mevsimin kötü geçtiğini, bir çok şeyin değiştiğini'' söyledi. Daha dün öğrendim uzun kış gecelerinde neden uyumadığını ve neden rüzgarın sesini sevdiğini. Daha dün başlamıştık biz olmaya. Baba oğuldan öte...
-
BEN SEVGİLİYDİM
Oda leş gibiydi. Yerde bir minder. Kesik alkol kokuyordu yattığımız yer. Kolunu boynuma sarmış, bebek gibiydin. Çekindim uyandırmaktan. Ben sevgiliydim. Yüzünü seyrederken bir melek geldi. Ölümü anlattı bana belli deliydi. Onbeş yılın korkusu o sabah bitti. Nefesini kokladım, büyü gibiydi. Ben o sabahtan sonra ölümden hiç korkmadım. Sen yanımda uyurken irkilip uyanmadım.
-
BİLİRLER
Çok bıkarsan hayattan bir mezarlığa git. Ölüler iyi bilir, yaşamak güzeldir.
-
BAŞKALARININ GECESİ
Görünmeyeni görmenin azabı İçimizde durmadan ödediğimiz ne ruhumun ayışığı ne yırtıcı hayvanlarla güreşen yorgun bedenim ihtiyar atlar gibi kapandım içime yasını tutuyorum sonsuz bir kehanetin Görünmeyeni görmenin azabı Çılgınlıklar otu ağzımda Kırların yırtığına takılmış karaca Sıvası dökülmüş duvarlardaki Donmuş halı zamanı Çılgınlıklar otu ağzımda Değişik kalibreli intiharlar denedim Dipteki arayış boş kovan Başkalarının gecesi bitmedi daha.
-
CAM YAZ
Adını arayan rumuz Eylüllerden yaz yap bana Bir dönümlük bir dünyada Şiirim mıntıka temizliği Cam şişelere koyduğum Eylüllerden yaz yap bana Bir dönümlük bir çocukluk gökkuşağı uçurtma mayın mantar ütopya yalancı mücevherler gibi birbirine benzemeyen şiirler yazdım okyanusa karşı ağladım sonra Bak ay karışıyor akşama Acemi mevsimlerdi Aşk adı altında yıllarca tek kale top oynadım Cam üfledi şiirlerimi Batık gökkuşağı, patlamış mayın yırtık uçurtma Eylül gelmeden bavulumda ütopya Kendime trenlerden ayrılık aldım bak ay karışıyor alnıma Adını arayan rumuz bu mantar sende kalsın Yırt at bu şiiri okuduktan sonra
-
İNTİHAR..
el falı avuç içinin yazgısı kader çizgisi, ölüm deja vu ayrılışlar, ayrılışlar, yaşanmamışlıklar yanlızca bir kadehi içilmiş yetmişlik intihar.
-
ATEŞTE UNUTULMUŞ FERMAN
herkes kendi ateşini başkasının cehenneminde sınar kendi külünde söner bütün rüzgarlarına yazıldığın akşam ateş tadında kum tadında kalarak derinleştirir bazı ayrılıkları zaman al ağrını git burdan en uzun eylülü ömrümüzün uyutmuyor seni ne kömürleşmiş bu gurur ne göğsündeki kaplan seçilmiş taş milyonlarca taş arasından başını vurduğun çok gençti genç olmak için bile kendi zamanına muhtaç kendiyle dargın daha yolun başında görülüyordu menzilindeki noksan ömrünce sızlayacak kayıplar sarayında ateşte unuttuğun ferman.
-
ALACANIM
ah, nerde benim altından avaze sesim! yankısı bir duvara gömülmüş testide kaldı avaze sesim! şimdi başkalarının kalplerinde yankılanan bir zamanlar içinden geçtiğim aşklardı feryattan kimseler ölmez, denirken duvarlardan geçtim artık kimseyi sevemez aşktan ölmüş yürek, derlerdi şimdi kulağını dayadığın duvarda inleyen testi bir zamanlar feryatlarda unuttuğum avaze sesim! alacânım, mil yeşili gözlerin dindirdi gözlerimi kaç körü birden öldürdün bende mahsur kaldım, eksik oldum, kapına düştüm ben yandıkça ezber ettin ayazın demirini alacânım, indi mi göğsüne heves? hangi duvarın halısında gördün, bildin, vurdun beni kaç ormandan geçti içinde kaybolduğumuz o büyük takip içimizde bunca gurbet dururken yol ettik uzaktaki sılayı şimdi burdayız kanlar içinde alacânım indi mi göğsüne heves? etimdeki eksik yangın, sindi yüreğim seyreldi tenim sahtiyan tarih mahsur kaldım, meçhul oldum, şehit düştüm, alacânım, indi mi göğsüne heves? alacânım, rahat et ben gölgene ilişeyim her belanı ben göreyim yüreğimi ihbar et, bana bir uçurum ver, gideyim alacânım, indi mi göğsüne heves? biliyorsun adımın kıblesini bir meşhur hâfızla, meşhur bir şehvet alacânım, şuramda sinsi bir sızı gel öldüğümü farz et senden gelen her habere canımdan uçurduğum şahin pençesinde kaldı bileğim, yazım, harflerim bir yanım onla uçtu, sende kaldı, ben bittim alacânım, indi mi göğsüne heves? alacânım, yakılmış bir köyün adıydı adın görmedi kimse içinde ben de yandım o gün bugün kalbimin doğusunda tüten duman nerede olursan ol göğündeyim kanlı tarih her zaman Mardin'im, Midyat'ım ah benim altından avaze sesim kardeşlerimdi ölen de, öldüren de aranızdaki duvarda gömülü kaldım etimden uçurduğum uçurum meşhurdum, meçhuldüm, mahsurdum bir hâfızken eskiden mecnun kaldım şimdi aşktan, senden, kendimden n'olur sevmeden öldürme beni alacânım, söyle, indi mi göğsüne heves?
-
ANLAŞILMAYAN ŞEYLER
Kolay bir hüzündür gecenin kovuğundan sarkan Ellerindeki paramparça geçmişin sığ bir gövdesidir yolun ortasında Erken bir gülüşe başlarken (tutanabildiğin yalnızca bir gülüş) Ve sanki (kendinden korkan) bir erken bağlanmışlık varoluş ve tükenişin. Bir görüntü anlatır (sanki) bir yolun, bir yoğunluğun ortasında bal rengi kanı Ve ayrılığın ta içinde biriken küllüğüdür özlemin. Eski, hep eski anlatılmamışlıktır defterlerin. Kuruyan su. Kuruyan uykusu. Ve kan yine de bal rengi derbederliğin.
-
KAR PRENSİ
Karlı fundalıklarda bırak, kalın uykuların sabahında yaşamın saf değerlerini çekil başkalarının aynalarından omuzlarında ödünç pelerin ceplerinde kurşun paralar bütün bunlar sana göre değil Eldivenlerini çıkar, kırağı uçuğu çiçeklere denizmercanlarına, sefer ateşleri yakmış balıkçı teknelerine bak sonra kayatuzu, şeytankınası, ucu ağulu kargılarla kendine başla bak daha şimdiden deliller ve ayrıntılarla kan tutuyor geceyi eşik altına saklanan bir anahtar kuyuların ıslak bilezikleri düz, sakin, kendinle konuşur gibi dene kanını yenileyen serüveni kav gibi gizli ateş, ten gibi lav sorgusuz sevişsek uykunun beyaz yasası teslim almadan bizi ne duello kanunları, ne görünmez kelepçeler tabiatı keşfeder kutuplarından ekvatoruna kendin indir doğal afetlerini haritanı sağlamlaştır anıların ve geleceğin için iki kişi olana kadar yaz kendini biri emekli bir hayalet shakespeare sonesi öteki, mahzun şiirlerin yedek yolcusu bir kar prensi Döndüğünde orada olacağım Karlı fundalıklarda bekleyeceğim seni
-
SEN GİDELİ
Hani saz çalınırdı ölüm Türküler söylenirdi kan Sen gideli kaç mevsim Kaç yıl geçti aradan Şimdi rakı sofrasında Evvel zaman diyor biri Diğeri kalbur saman Oysa hala günün yüreğinde Elektrik tadında bağıran Kara bir katrandır zaman O barut soluğu gecelerde Sanki hiç yürünmemiş gibi Ve çökülmemiş gibi korkunun üstüne Yaşam vurulmuş diyorlar Aşklar susmuş seninle birlikte Bütün gözlerde aynı yılgınlık Aynı alkol aynı bunalım Ne bir çocukta görüyorlar sabahı Ne fışkıran bir çiçekte Hangi sabır demişti dağlar Aşk demişti ya deniz Nasıl geldik bu günlere Bu duyarsız yerlere nasıl Şimdi rakı sofrasında Evvel zaman diyor biri Diğeri kalbur saman Oysa hala her an Çırılçıplaktır bir yeşilin Ateşte çığlığıdır yaşanan
-
SEN Kİ ANLARSIN
Kendini bir suyun akışında Ve suları kendi bakışlarında Bulabilenler bilir bu türküyü. Sen ki anlarsın Bir türkü uğruna Çileler çekerdin yıllar boyu. Soluğunda Yaban menekşelerinin kokusu. Gözlerinde Serin pınarların uğultusu. Dağlar seni yaşardı her gün Ormanlar sıcak dostluğunu. Ne zaman çatlasa bir kaya Bir çığlık düşse sulara Irmaklar Adını çizer toprağa. Değil mi ki Hep o yangınların adına Adına belasına Özlemi duyulunca özgürlüğün Öfkesini göklere çalan Bir şimşek gibi dalardın yaşama. Sen ki anlarsın bu yaşamı Aşklar şimdi hücrelerde tutsak Düğünler kelepçeli Doğumlar Ve çocuklar zindanlarda. Bunları nasıl anlatayım sana Bu türküleri nasıl çağırayım Bu ninnileri nasıl. Ölüme Kapkara bir kaygı değil artık Bembeyaz Bir kitap diyoruz koltuğumuzda. Kitapların göğüslerinde kan Bu kanı nasıl okuyayım sana. Şimdi devleşen bir öfkenin Ve sınırlar ötesi bir özlemin Bildirisi okunurken her gün Her saat, her dakika, Can çekişen Bir çağı yaşıyoruz dünyada. Sen ki anlarsın bu yaşamı Okul yolunda telaşlı bir öğrenci Bir grev gözcüsü işyerinde Okunan kitap Yazılan defter Yükselen bilinç Ve eriyen cevher Şimdi sabahın ala şafağında Doludizgin Bir at gibi giriyor sulara.
-
DENGE
Sizin alınız al inandım Sizin morunuz mor inandım Tanrınız büyük amenna Şiiriniz adamakıllı şiir Dumanı da caba Bütün ağaçlarla uyuşmuşum Kalabalık ha olmuş ha olmamış Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum Ama sokaklar şöyleymiş Ağaçlar böyleymiş Ama sizin adınız ne Benim dengemi bozmayınız Aşkım da değişebilir gerçeklerim de Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı Yangelmişim diz boyu sulara Hepinize iyiniyetle gülümsüyorum Hiçbirinizle dövüşemem Benim bir gizli bildiğim var Sizin alınız al inandım Morunuz mor inandım Ben tam kendime göre Ben tam dünyaya göre Ama sizin adınız ne Benim dengemi bozmayınız
-
KURTARMAK BÜTÜN KAYGILARI
Sularsa akmak birgün birgün birgün Birgün dağlara çıkmak birer birer dağlara çıkmak birgün Çıkmak çıkmak birer birer birgün dağlara dağlara birgün Birgün birer birer dağlara Ah nasıl dağlara birgün Ey birgün Çiçek açmak birgün Dağlara dağlara birer birer dağlara Otları büyütmek birgün Birgün köyler kentler yıkanık damlar geri dönmek birgün Birgün yeni dönmek Birgün dağlara çıkmak birer birer çıkmak çıkmak Su yürümek güneş bilmek Yeniden orda otlarda orda yeniden orda orda Bitkin birgül bulmak ve geri dönenler birgün Ey yorgun atlar, sayı bilmiyen çocuklar Ey bütün hazır elbiseciler ey, Birgün olmak, küskün keşişlerden olmamak birgün Dağlara dağlara çıkmak sular köprüler sular birgün çıkmak Eski kaba arabalardan inip birgün çıkmak Dağlara dağlara dağlara başka hiç Birgün dağlara.
-
BİLİYOR MUSUN ?
biliyor musun aşk şiiri yazmaktan bıktım bir gün şöyle bir baktım yazdığım bütün şiirler öyle bir sarsılma, nedir bu bir otuz aşk şiiri daha kendimi hiç suçlamadım peki o zaman ben neden dereceler sokayım koltuğumun altına ateşim varsa zaten ey gözleri maden çünkü aşk bir suçlamadır sonuna kadar yaşanmamışsa bir bardak birada yeni bir deniz ve yağmur eski bir denizde yeni bir ada yaşanmamışsa sözgelimi Galata'dan Afrika'ya gidiyordum korsanları kralları ve bazı ülkeleri ve bütün madenleri ve kendi sonumu iyi görmüyordum sonunda her türlü madeni elimde bir sürü kağıtla hazırladım kendimi
-
KARA GÖZLERİN
Kara gözlerindeki umut Siyah saçları kadar karamsardı ve kadere küsmüştü O, bir kere Sevgiyi öldürdü diye... Sanki ona uzanan ellerde Keskin bir bıçak Ha vurdu ha vuracak Bu, benim karanlıklarım, Bu benim sırlarım diyor hep Bir gün gelecek Şefkatle kollarına saracaklar... Asılsız sevgilerdi onu yıkan aslında Umutları umduğu gibi çıkmamaış Beklentileri hep korkuları olmuş Sanki bütün hayatı, Kupkuru bir odadaymış kopamadıklarıyla.. Gülüşleri bir sigara içimi zamanı kadar az Her nefeste biraz daha kısalırken Bütün beklentileri Duman duman uçuyorlardı. Kurallar koymak isterken dostluklarına, Kuralları bozduğunun farkında değildi aslında... Şimdi o gözlerde, Vakitsiz yağan yağmurlar var, Hasat mevsimi bitmiş bahçelere Sağnak sağnak yağacaklar., Belki gönlünde gökkuşağı açacak Ama, altından çocuklar geçmeyecekler. Su yerine zehir akacak ırmaklarından, Hiç kimse içmeyecek... ya Ben, Şimdilerde bir bağ bozumu hüznü var içimde, Üzümlerim gazap üzümü Şaraplarımsa gözyaşları... Sen güz güneşinde,sanki kanadı kırık bir kuş, Konmuştu bahçeme, Ona şefkatle eğilirken Pır diye uçtu birden Kırık sandığım kanatlarındaki sahtelik, ve,inancımla birlikte.
-
AYIŞIĞI
Yüzün beyaz, abajur yeşil, gece mor Esrimiş kalbim, şarkısını söylüyor. Her yanın avuçlarıma dökülüyor Çeşmeden akan suyun berraklığında. Dolaşan bir dudak mı var saçlarını Ay tırmanıyor zeytin ağaçlarını Sürü bulutlar gece yamaçlarını Otlayıp yayılıyor gök kırlığında. Üzerinden örtüyü mü çekti bir el Gece ayaklarından akıp giden sel Seyrine doyulmuyor ruhunun, güzel Bu manzara gibi, bu ayışığında.
-
YAŞARKEN
Ağaçların daha bu bahçelerde Bütün yemişleri dalda sarkıyor Umutların mola verdiği yerde Geceler bir nehir gibi akıyor. Baksan bir uzaklık var hangi yana Hangi eşyaya dönsen boş bir ayna Varmak istediğim uzak limana Gemiler beni almadan kalkıyor. Gelmedi gün daha çalmadı saat Daha uçurmuyor beni bu kanat Sabırsızlanma, ey kapımdaki at! Güneş daha gözlerimi yakıyor
-
SERENAD
Yeşil pencerenden bir gül at bana Işıklarla dolsun kalbimin içi. Geldim işte mevsim gibi kapına, Gözlerimde bulut, saclarimda çiğ. Açılan bir gülsun sen yaprak yaprak Ben aşkımla bahar getirdim sana. Tozlu yollardan geçtiğim uzak iklimden şarkılar getirdim sana. Şeffaf damlalarla titreyen ağır Goncanın altında bükülmüş her sak; Seninçin dallardan süzülen ıtır, Seninçin yasemin, karanfil, zambak... Bir kuş sesi gelir dudaklarından Gözlerin gönlümde açar nergisler, Düşen bin öpştür yanaklarından Mor akasyalarla ürperen seher. Pencerenden bir gül attığın zaman Işıklarla dolacak kalbimin içi.. Geçiyorum mevsim gibi kapından, Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ
-
ÖZLEM GEMİSİ
Bilmedigim limanlardan Demir alma, gelme, Çare olsan da ölüme. Acilarimi taşiyan gemi! Özlemim bana yeter, Onunla avunuyorum Çok görme bana bu özlemi. Bekliyorum her gece Sensizligimin Acilarimla öpüştügü demi. Sevilmek bir hayal bence Yetiyor bana yetiyor Sevgilinin özlemi. Teknen patlasin Dökülsün acilarim denizlere, Istemiyorum gelme Çare olsan da ölüme. Özlemim bana yeter Acilarimi taşiyan gemi. Avunuyorum özlemimle ben Çok görme bana bu özlemi
-
YAŞIYOR MUYUM?
İnsanım; fırtınalar, boranların eseri, Sefalet ateşinde yanmaya gelmişim ben. Beyhude bekliyorum doğacak beyaz fecri, Yazık ki yaşamağa mahkum edilmişim ben... Mezar taşları kalem, birer destan yazıyor. Bu destanı gözyaşı içmiş bir can yazıyor. Alnımdaki her çizgi böyle ferman yazıyor: Yazık ki yaşamağa mahkum edilmişim ben... Dünya şuursuz tezgah, ustabaşı sefalet, Kendi kendini yedi, hayal oldu asalet. Ruhumuzdan göç etti merhametle adalet Yazık ki yaşamağa mahkum edilmişim ben... Ben insanlar tanırım maskeli bir şeytandır, İnsanlık kitabında birer kara destandır. Mutlu olanlar yalnız, topraklarda yatandır. Yazık ki yaşamağa mahkum edilmişim ben... Vicdanlar bir kayadır, ruhu sarmış menfaat, El, etek öpmek hüner, çiğneniyor hakikat. Bel bükmekle geçiyor böyle mi olur hayat Yazık ki yaşamağa mahkum edilmişim ben... Tanrım, Tanrım! ışık ver şu kararan dünyaya, Erisin lugatların vicdan dediği kaya. Sana değil ey Tanrım tapıyorlar paraya. Yazık ki yaşamağa mahkum edilmişim ben...
-
YAŞAMAK LAZIM
Çöl yolcusuyum ben. Bir içimde bitirmek niçin Yudum yudum içmek varken saadeti? Ömür kisa belki çekmek için Fakat saadet ne kadar az. Ömür kisa belki çekmek için Çilemiz ne kadar çok. Kafamin içi karinca yuvasi Düşünmek bile istemiyorum bazan. Hesap... kitap elde kalan ne? Işte ömrümüzün muhasebe mizani: Saadet borçlu, keder alacakli. Muhasebeci misin be... birader Işin ne alacak verecekle. Nafile tutturamazsin hesabi. Yaşamak lazim, yaşamak gününü Saadetin borcunu tahsil edip Hayat mizanini tutturmak için. Yaşamak lazim Yaşamak deli şairim yaşamak.
-
YAPABİLSEM
Bir gün bakabilsem dünyaya Ümit penceresinden. Zamanı dolayabilsem belime Ve mesafelerin ardında Kaybolan saadetimi Önümde diz çöktürebilsem. Bir gün yıldızları basamak yaparak Yükselsem Ay'a, Baksam oradan sarhoş dünyaya Bol bol gülebilsem, Bulutlar arasından Yağmur gibi dökülebilsem. Benim anam, babam, canım Türkiyem Ovalarına, dağlarına, denizlerim Beyaz saadet çiçeğinin Tohumunu ekebilsem.
-
ÖLEN AŞKIM
Gecelerin renginde kaybedince izini Aşkımın şarkısını semalara okudum. Bu ölen aşk benimdi, onun kefen bezini Istırabın karanlık tezgahında dokudum.
-
BOŞLUK
Sevmeyi unuttuk çoktan Kaya döşemekteyiz, hayat kaldirimina. Içimiz titreyerek geçiyoruz Bugünden, yarina. Nasirlaşti zamanin kalbi, Çöl güneşi ümitler. Yikildi duvarlari asalet çatisinin, Küflendi kilitler saadet kapisinda Bir saman çöpünden farkimiz yok Denizin ortasinda. Bakiyoruz göklere: yildiz yildiz Içimiz delik deşik. Feryadimiz yetmiyor Dualarimizda ulaşmiyor sana, Kime yalvaralim, TANRIM! Boguyor bizi boşluk.
Jump to content